<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kendine Ait Bir Köşe &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/category/kendine-ait-bir-kose/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Mar 2023 15:11:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bu Ben Değilim, Katia ve Rimma Üzerinden Son Dönem Belgesellere Bakmak&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2023/03/17/bu-ben-degilim-katia-ve-rimma-uzerinden-son-donem-belgesellere-bakmak/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2023/03/17/bu-ben-degilim-katia-ve-rimma-uzerinden-son-donem-belgesellere-bakmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gül Yaşartürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 18:41:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Kendine Ait Bir Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=21927</guid>

					<description><![CDATA[İzmir’de 6. kez düzenlenen Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nde on beş yabancı, beş tane de yerli belgesel izledik.  Bu vesile ile belgeselin film türleri içerisinde yorumlanması, değerlendirilmesi en zor tür olduğuna değinmek gerek. Bill Nichols belgesellerde, açıklayan, gözlemci, etkileşimli ve yansıtıcı olmak üzere dört farklı yapının kullanıldığını söyler örneğin. Ele alınan konudan, konunun ele alınma biçimine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de 6. kez düzenlenen Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nde on beş yabancı, beş tane de yerli belgesel izledik.  Bu vesile ile belgeselin film türleri içerisinde yorumlanması, değerlendirilmesi en zor tür olduğuna değinmek gerek. Bill Nichols belgesellerde, açıklayan, gözlemci, etkileşimli ve yansıtıcı olmak üzere dört farklı yapının kullanıldığını söyler örneğin.</p>
<p>Ele alınan konudan, konunun ele alınma biçimine dek uzanan geniş bir yelpaze söz konusu. Deniz Tortum filmlerinin örnek verilebileceği essay yani makale film, animasyon kullanan belgeseller, <a href="https://www.imdb.com/title/tt2390562/">Saroyan Ülkesi,</a> <a href="https://www.imdb.com/title/tt14700630/">Merhaba Canım</a> ve <a href="https://m.imdb.com/title/tt19226434/?">Koudelka Aynı Nehirden Geçmek</a>’te karşımıza çıktığı üzere bir kişinin izini süren otobiyografik filmler, <a href="https://www.imdb.com/title/tt7584370/">Kim Mihri</a> gibi tarihsel anlatılar, <a href="https://www.imdb.com/title/tt6474502/">Sulukule Mon Amour </a>ve <a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/belgeseller/98fight41.html">Hepimiz İçin 9/8 Bir Dövüş</a> gibi dansı anlatım aracı olarak kullananlar, kentsel dönüşümün izini süren mekan antropolojisine dair <a href="https://www.imdb.com/title/tt1854524/">Ekümenopolis</a> ve <a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/belgeseller/boslukta.html">Boşlukta</a> gibi farklı türlerde belgeseller çoğu zaman tek bir belgesel başlığı altında değerlendiriliyor.</p>
<p>Kurmaca anlatılar nasıl ki başı, ortası/çatışması ve çözümü, karakteri olan filmlerse belgesel için de aynı şeyi söylemek mümkün. Huriye Kuruoğlu’nun söylediği gibi belgesel hayali olmayan bir öykü anlatmasına rağmen bazen kurmaca filmden daha da fazla biçimde duygu düşünce mekanizmasını harekete <a href="https://dergipark.org.tr/tr/pub/iuifd/issue/22862/244120">geçirir</a>. Tam da bu nedenle anlatıda odak noktasına yerleştirdiği karakterini takip ederken çağına tanıklık edebilmesi ve sonuç olarak bir cümle söyleyebilmesi belgeseli değerli kılan öğelerden biridir. Yakın zamandan <a href="https://www.imdb.com/title/tt8991268/">Bal Ülkesi</a>, <a href="https://www.imdb.com/title/tt14345436/">Yaramaz Çocuklar</a> buna verilebilecek örnekler arasında yer alıyor diye düşünüyorum kendi adıma.</p>
<p>Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali Ulusal Belgesel Yarışması’nda yer alan ve geçen yıl Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi belgesel ödülünü alan Kim Mihri’nin öyküsü Netflix’te dizisi de çekilen Anna Sorokin’i anımsattı bana fazlasıyla. Mihri Rasim Müşfik Açba (1886–1954) oldukça yetenekli olmasının yanında hayli hırslı bir ressam. En büyük arzusu ünlü olmak ve sanat sosyetesi içine girmek. Bunun için sıkça yalan söylüyor, fotoğraflara bakarak resim yapıyor örneğin ya da Amerikan gazetelerinden birinde Osmanlı prensesi olarak anılıyor öyle olmadığı halde. Kim Mihri&#8217;de Mihri bir karakter olarak ne yazık ki geri planda kalıyor onun yerine yönetmen başta olmak üzere diğer aktörlerin / anlatıcıların yolculuğu ön plana çıkıyor. Yönetmen “bu benim ilk filmim demek bir Mihri’ye ihtiyacım varmış” sözleriyle yolculuğunu tarif ediyor. Mihri’nin yaşadığı topraklardan İtalya’ya, Fransa’ya ve Amerika’ya uzanan (ve orada sona eren) yolcuğunda sınıfsal aidiyetlerinin etkisi öne çıkarılmıyor, analiz edilmiyor. Filmde yer alan muazzam animasyonlarda yorumlandığı gibi Mihri’nin metaforik anlamda ince bir ip üzerinde mi yürüdüğü yoksa Osmanlı aristokratı ailesinin ona sunduğu özgürlüğün ve maddi imkanların yarattığı alan sayesinde mi bu adımları atabildiğini görmüyoruz. Daha ziyade Mihri’nin belgeselin yaratıcı ekibine verdiği ilhamı, onlarda çağrıştırdığı imgeleri izliyoruz. Ki bunun hayli sübjektif bir konu olduğu su götürmez. Mihri’nin kim olduğu film bittiğinde hala soru işareti ve gizem olarak kalmaya devam ediyor.</p>
<p>Jeyan Kader Gülşen ve Zekiye Kaçak’ın <a href="https://www.imdb.com/title/tt19226652/">Bu Ben Değilim</a>’i ise karakterlerini günümüz Türkiyesi&#8217;nin konjonktürü içine yerleştiriyor. Onların çelişkileri, yüzleşmeleri vesilesiyle izleyicinin de birçok konu üzerine düşünme sorgulama imkanı oluyor. Birden fazla katmana sahip olması filmi güçlü hale getiriyor. Mustafa ve Mehmet ilişkisinin geri planında aile kurumu ve eril şiddet başta olmak üzere birçok sorunun işlendiğini görüyoruz. Dolayısıyla LGBTİ+ teması bir nevi turnusol kağıdı işlevi görüyor. En önemli başarısı yoğun bir emek verilerek karakteriyle aile ilişkisi kurabilmesinde saklı. Böylesine bir samimiyeti en son Zeynep Oral’ın 2012 yılında çektiği <a href="https://m.imdb.com/title/tt8431424/">Ben Sen O</a> belgeselinde izlemiştik.</p>
<p>Festivalin Uluslararası Belgesel bölümünde finalde yer alan on beş filmi izlemekse belgesele kafa yormak ve dünyanın ahvaline üzülmek arasında gidip gelinen gerçekten meşakkatli bir işti.</p>
<p>Dünyada yerleşik olma halinin artık sonunun geldiği bir dönemin içinde olduğumuzu  <a href="https://www.lasabogadasfilm.com/">Las Abogados: Attorneys on the Front Lines of the Migrant Crisis</a>, <a href="https://limbo-documentary-film.com/">The Lost Keys</a> ve <a href="https://www.imdb.com/title/tt4421680/">Dreams of Daraa</a> adlı belgesellerde Amerika Meksika sınır, Midilli ve Ürdün mülteci kampları üzerinden anlatılıyordu. Bu üç filmden öne çıkan ise Trump döneminde sınırların kapatılması nedeniyle Amerikan sınırında çadırlarda bekleyen yüzlerce göçmene gönüllü olarak yardım eden dört kadın avukatı anlatan Las Abogadas: Attorneys on the Front Lines of the Migrant Crisis idi. Mülteciliğin tarihsel anlamda süregelen bir durum olduğunu kendileri de bizzat mülteci ailelerden gelen avukatların bireysel tarihlerine yer vererek gösteren paralel bir anlatıya sahipti. <a href="https://biggerthantrauma.com/">Bigger Than Trauma</a> da yarışmada yer alan ödüllü ünlü yapımlardan biriydi ancak izlemek için deyim yerindeyse yürek yemiş olmak gerekiyordu. Hırvatistan bağımsızlık savaşında tecavüze işkenceye uğrayan yüzlerce kadından Vukovar’da yaşayan  küçük bir grubun terapi sürecini izliyoruz filmde. Aralarında bir de Sırp var. Savaşın üstünden yirmi beş yıl geçmesine rağmen çoğu kadının utandıkları için, “rezil” olmamak için konuşmadıklarını, kendilerini suçlu hissettiklerini görüyoruz. Birçoğu hala sokakta yürürken, alışveriş yaparken tecavüzcüleriyle karşılaşıyor. Yarışmada en iyi yabancı belgesel ödülünü alan Gulya Mirzoeva’nın <a href="https://mubi.com/tr/films/katia-and-rimma">Katia ve Rimma</a>’sı Tacikistan’ın Duşanbe kentinde çekilmiş küçük bütçeli bir filmdi. Kentsel dönüşüm nedeniyle evlerinden taşınmak zorunda olan babaanne Rimma ve çocukluğundan buyana baktığı torunu Katia’nın ilişkisini hayli sinematografik biçimde anlatmasının yanında kuşaklar arası çatışmayı ve dolayısıyla ülkenin geçirdiği gelişim sürecini, tarihini de alt metninde görmek mümkün oluyordu.</p>
<p>Katia ve Rimma, Bal Ülkesi’ni severek izleyen herkesin kalbini kazanacak güçlü bir belgesel.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2023/03/17/bu-ben-degilim-katia-ve-rimma-uzerinden-son-donem-belgesellere-bakmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne Frank: Tek bir ruhu kurtarmak için elinden ne geliyorsa yap!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2022/12/30/anne-frank-tek-bir-ruhu-kurtarmak-icin-elinden-ne-geliyorsa-yap/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2022/12/30/anne-frank-tek-bir-ruhu-kurtarmak-icin-elinden-ne-geliyorsa-yap/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gül Yaşartürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2022 07:21:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijital Platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Kendine Ait Bir Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=21636</guid>

					<description><![CDATA[Bergen Belsen toplama kampında 16 yaşında öldürülen Anne Frank’in, toplama kampına gitmeden önce bir çatı katında saklanırken yazdığı günlüğünde hitap ettiği hayali arkadaşı Kitty, Anne Frank müzesinde yağmurlu bir gecede defterden fırlayıp 21.yy Amsterdam’ında canlansaydı ne olurdu? MUBİ’de gösterimde olan Where is Anne Frank’in yönetmeni Ari Folman’ı tanınır yapan yine bir animasyon olan Waltz with [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bergen Belsen toplama kampında 16 yaşında öldürülen Anne Frank’in, toplama kampına gitmeden önce bir çatı katında saklanırken yazdığı günlüğünde hitap ettiği hayali arkadaşı Kitty, Anne Frank müzesinde yağmurlu bir gecede defterden fırlayıp 21.yy Amsterdam’ında canlansaydı ne olurdu?</p>
<p>MUBİ’de gösterimde olan <a href="https://www.imdb.com/title/tt3454424/">Where is Anne Frank</a>’in yönetmeni Ari Folman’ı tanınır yapan yine bir animasyon olan <a href="https://www.imdb.com/title/tt1185616/">Waltz with Bashir</a>’di (Beşirle Vals 2008). Film animasyon ve belgeseli birleştiren bir bellek anlatısıydı. Folman 1982 İsrail Lübnan Savaşı’nda askerliğini yaptığı sırada gerçekleşen katliamlarla yüzleşmesini görselleştirmek için travma  sonrası kişisel hafıza kaybından hareket eden öyküsünde geçmişiyle yüzleşebilmek için birlikte savaştığı arkadaşlarıyla buluşup onlarla savaş üzerine <a href="https://fotibenlisoy.tumblr.com/post/29686522845/haf%C4%B1zan%C4%B1n-depolitizasyonu-be%C5%9Firle-vals">konuşur</a>. Ancak, Foti Benlisoy’un söylediği üzere geçmişiyle yüzleşirken Sabra ve Şatila’nın sorumluluğunu üstlenmez. Orada olmaktan, Falanjistleri sadece izlemiş olmaktan, hatta onlar Filistinlileri katlederken kampı işaret fişekleriyle aydınlatmış olmaktan suçluluk duyduğu anda dahi, psikiyatr arkadaşı bu suçluluk duygusunun anlamsızlığını <a href="https://fotibenlisoy.tumblr.com/post/29686522845/haf%C4%B1zan%C4%B1n-depolitizasyonu-be%C5%9Firle-vals">vurgular</a>: “İstemesen de Nazi rolüne sokulmuşsun. Orada olmamış değilsin. Oradaydın. Fişekleri atmışsın. Ama katliamı yapmamışsın.” Folman’ın, geçmişiyle yaşadığı hesaplaşma, onu geçmişinin ahlaki yükünü üstlenmeye sevk etmekten ziyade geçmişiyle yüz yüze gelip onun ağırlığını üzerinden atmasına <a href="https://fotibenlisoy.tumblr.com/post/29686522845/haf%C4%B1zan%C4%B1n-depolitizasyonu-be%C5%9Firle-vals">yarar</a>.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-21637 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/maxresdefault-1024x576.jpg" alt="" width="680" height="383" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/maxresdefault-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/maxresdefault-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/maxresdefault-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/maxresdefault-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/maxresdefault.jpg 1280w" sizes="(max-width: 680px) 100vw, 680px" /></p>
<p>Where is Anne Frank’te ise Folman bir yandan Anne Frank’in tarihten soyutlanmış bir karakter olmasına izin vermiyor ve onu günümüz dünyası içine yerleştiriyor ancak diğer yandan beyaz Avrupalı bir karakter olan Kitty’e mültecilerin kurtarıcılığı rolünü giydiriyor. Film, Anne Frank Müze Evi&#8217;nin dışında bir fırtınada havalanan mülteci çadırını göstererek açılır. Folman geçmiş ve bugün arasında yaptığı geçişlerle Yahudilerin peşinden koşan Nazilerle göçmenlerin, mültecilerin peşinden koşan polisleri eşleştirdiği gibi sığınaklarda, çadırlarda kaçak yaşamak zorunda kalan göçmenleri de Yahudilerle denk tutuyor elbette. Yanı sıra Nazileri ve gerçekleştirdikleri Holokost’u Antik Yunanın yer altı dünyası mitolojisiyle alegorik olarak anlatır.</p>
<p>Anne Frank’in günlüğünü müzenin dışına kaçıran hayali arkadaşı Kitty Anne Frank’in adının köprü müze tiyatro gibi yapılara, binalara verildiğini ancak birçok göçmenin çadırlarda sokakta soğukta yaşamak zorunda kaldığını söyler. Mitleştirilen insanların fikirlerinin günlük hayatta yaşamıyor oluşuna, isimlerinin fikirlerinden soyutlanarak simgesel biçimde yaşatılmasına dikkat çekmeye çalışır film. Kitty&#8217;nin ve dolayısıyla yönetmen Folman&#8217;ın görüşü, modern dünyanın Anne Frank&#8217;ı fetişleştirerek onun fikirleri ve duygularıyla bağını kaybettiği yönündedir. ‘Anne Frank nerede’ sorusu kuşkusuz felsefi bir sorudur aynı zamanda. Frank’in günlüğü  Kitty tarafından Afrikalı küçük mülteci Awa’ya teslim edildiğinde bu sorunun yanıtını almış oluruz. Awa kendisine kalıcı sıcak bir yuva bulduğunda Anne Frank’in günlüğü de müzedeki yerine gönül rahatlığı ile geri döner.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-21638 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/Where-Is-Anne-Frank.webp" alt="" width="650" height="366" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/Where-Is-Anne-Frank.webp 1000w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/Where-Is-Anne-Frank-300x169.webp 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/Where-Is-Anne-Frank-768x432.webp 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/Where-Is-Anne-Frank-150x84.webp 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/Where-Is-Anne-Frank-696x392.webp 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/12/Where-Is-Anne-Frank-746x420.webp 746w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Filmin sonunda akan yazılar Folman’ın niyetini somut biçimde ortaya koyar “Anne ve kardeşi Margot Frank holokost sırasında naziler tarafından öldürülen 1,5 milyon çocuktan yalnızca ikisiydi dünya üzerinde göçmenlere ve azınlıklara yönelik şiddetli ırkçılığın soykırımın reddi giderek artıyor. 2020’de 17 milyon çocuk savaş bölgelerinden kaçmak zorunda kaldı”.<a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
<p>Foti Benlisoy <a class="title" href="https://fotibenlisoy.tumblr.com/post/29686522845/haf%C4%B1zan%C4%B1n-depolitizasyonu-be%C5%9Firle-vals">Hafızanın depolitizasyonu: Beşir’le Vals</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2022/12/30/anne-frank-tek-bir-ruhu-kurtarmak-icin-elinden-ne-geliyorsa-yap/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hearts of Darkness: A Filmmaker&#8217;s Apocalypse /Karanlığın Kalpleri: Bir Yönetmenin Kıyameti</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2022/11/08/hearts-of-darkness-a-filmmakers-apocalypse-karanligin-kalpleri-bir-yonetmenin-kiyameti/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2022/11/08/hearts-of-darkness-a-filmmakers-apocalypse-karanligin-kalpleri-bir-yonetmenin-kiyameti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gül Yaşartürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Nov 2022 16:54:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Kendine Ait Bir Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=21373</guid>

					<description><![CDATA[Hocam Prof.Dr Ertan Yılmaz’ın anısına Francis Ford Coppola’nın Joseph Conrad’ın Heart of Darkness (Karanlığın Yüreği 1899) adlı romanından uyarladığı ve üç yılda bitirdiği Apocalypse Now (Kıyamet 1979) dünya sinema tarihindeki en kontrolünü kaybetmiş çığırından çıkmış film olarak görülür. MUBİ Apocalypse Now’un çekim sürecini anlatan Hearts of Darkness: A Filmmaker&#8217;s Apocalypse  (1991) adlı belgeseli gösterime açtı. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hocam Prof.Dr Ertan Yılmaz’ın anısına</p>
<p>Francis Ford Coppola’nın Joseph Conrad’ın <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Heart_of_Darkness">Heart of Darkness</a> (Karanlığın Yüreği 1899) adlı romanından uyarladığı ve üç yılda bitirdiği <a href="https://www.imdb.com/title/tt0078788/?">Apocalypse Now</a> (Kıyamet 1979) dünya sinema tarihindeki en kontrolünü kaybetmiş çığırından çıkmış film olarak görülür. MUBİ Apocalypse Now’un çekim sürecini anlatan <a href="https://www.imdb.com/title/tt0102015/">Hearts of Darkness: A Filmmaker&#8217;s Apocalypse </a> (1991) adlı belgeseli gösterime açtı. Sinemayı öğrenmenin, yönetmenlerin dünyasına girmenin en iyi yolunun belgeseller olduğunu düşünmüşümdür hep. <a href="https://www.imdb.com/title/tt10850518/">Andrei Tarkovsky: A Cinema Prayer</a> (Andrey Tarkovski: Bir İbadet Olarak Sinema 2019) ve <a href="https://www.imdb.com/title/tt1129435/?">The Beaches of Agnes</a> (Agnes’in Plajları 2008) da MUBİ’de gösterimde olan diğer yönetmen belgeselleri.</p>
<p>Ryan ve Kellner Politik Kamera adlı kitaplarında Coppola’yı  “Francis Ford Coppola ve babaerkillik krizi” adlı başlık altında inceler. Apocalypse Now’u muhafazakar bir Vietnam filmi olarak yorumlarlar. Onlara göre Apocalypse Now, “savaşın yitirilmesini yeniden kazanılmış bir eril liderlik miti ile telafi eden bir Vietnam alegorisidir (&#8230;) Savaşın tarihselliğini reddederek onu askeri bir erkeklik alegorisine dönüştürme arzusu, kendi içinde, bu filmlerin benimsediği sağaltım biçimleriyle iyileşebilecek gibi görünmeyen bir yaranın, bir utanç duygusunun belirtisidir”.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-21376 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/image-w856.jpg" alt="" width="856" height="482" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/image-w856.jpg 856w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/image-w856-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/image-w856-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/image-w856-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/image-w856-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/image-w856-746x420.jpg 746w" sizes="(max-width: 856px) 100vw, 856px" /></p>
<p>Hearts of Darkness: A Filmmaker&#8217;s Apocalypse, Coppola’nın 1979 yılında Cannes film festivalinde yaptığı konuşmadan kısa bir bölümle açılır, “filmim bir sinema filmi değil, filmim Vietnamla ilgili değil. Vietnamın ta kendisi. Filmi yapma şeklimiz Amerika’nın Vietnam’da bulunma şekline benziyordu. Ormandaydık, çok kalabalıktık, elimizin altında çok para vardı, çok da ekipman. Ve yavaş yavaş delirdik”. Amerika’nın Vietnam’daki haksız varlığını “delirme” kelimesiyle ifade eden Coppola’nın Vietnam Savaşı’na bakışı hayranlık içerir ve hayli sorunludur. Coppola gerçeği birebir taklit etmek için Apocalypse Now’u Vietnam’a hayli yakın ve coğrafyası benzer olan Filipinler’de çeker, çatışma sahnelerinde setin üzerinden helikopterler geçer, set gerçekten bombalanır. Günümüzde bir savaş filminin sadece yeşil perdeyle ya da maketlerle çekildiğini düşündüğümüzde Coppola’nın gerçeğin aynısını yeniden yaratmak için gösterdiği çaba en masum ifadeyle hayli gösterişlidir. Coppola, ilk iki The Godfather’dan kazandığı parayla kendi yapım şirketi olan American Zoetrope’u kurmuş ve Apocalypse Now’u çekmeye karar vermiştir. On üç milyon dolarlık başlangıç bütçesi için ailesinin tüm malvarlığını teminat olarak ortaya koyar. Marlon Brando’nun bir hafta için bir milyon dolar alması, sel nedeniyle çekimlerin üç ay aksaması, Willard’ı canlandıran Martin Sheen’in iş yükünden ve stresten kalp krizi geçirip üç ay ara vermesi nedeniyle bu bütçenin hayli üstüne çıkılır. Amerikan ordusu destek olmak istemediği için Coppola o dönem birçok skandalla gündemde olan Filipinler hükümeti ve ordusuyla işbirliği yapar. Setin inşasında çalışan altı yüz işçinin hepsi Filipinli köylülerdir. Yapım tasarımcısı “durumdan istifade etmek gibi olmamıştır umarım” diyerek, filmi Amerika’da çekmiş olsalar maaşla ve maaş dışındaki haklarla binlerce dolara mal olacak işin, köylülerin günde bir dolara çalışmaları sayesinde çok ucuza halledildiğini anlatır. Apocalypse Now’da Kurtz’un kendisine kurduğu küçük krallığın tasvir edildiği son bölümde de benzer bir emek sömürüsü söz konusudur, kesik insan kafalarını canlandıran figüranlar sabah sekizden akşam altıya dek toprağa gömülü bir kutu içinde yatmak zorunda kalırlar. Bu anlamda Joseph Conrad’ın Avrupa sömürgeciliğini anlatmak için 1899 yılında yazdığı romanın ruhunun neredeyse yüz yıl sonra dahi canlı olduğunu ironik biçimde görürüz. Amerika’nın Vietnam’daki haksız savaşını eleştirmek için yola çıkan filmin kendisi Filipinler’de birçok haksızlığın faili haline gelir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-21377 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/6175d2_66e0e0ccd23848c4a4fb1be5dc900b9e_mv2.webp" alt="" width="609" height="904" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/6175d2_66e0e0ccd23848c4a4fb1be5dc900b9e_mv2.webp 640w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/6175d2_66e0e0ccd23848c4a4fb1be5dc900b9e_mv2-202x300.webp 202w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/6175d2_66e0e0ccd23848c4a4fb1be5dc900b9e_mv2-150x223.webp 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/6175d2_66e0e0ccd23848c4a4fb1be5dc900b9e_mv2-300x445.webp 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/11/6175d2_66e0e0ccd23848c4a4fb1be5dc900b9e_mv2-283x420.webp 283w" sizes="auto, (max-width: 609px) 100vw, 609px" /></p>
<p>Hearts of Darkness: A Filmmaker&#8217;s Apocalypse’in üç yönetmeninden biri Eleanor Coppola’dır. Coppola belgeselin bazı sahnelerinde hakim olan şiddete tezat biçimde sakin bir seslendirme yapar. Yanı sıra söyleşilerde de yer alır ve Coppola’nın mal varlıklarını riske atmış olmasını normal karşıladığını, onun yaratıcılığını desteklediğini söyler. Tüm bu eril gösteriş / ihtişam tablosunu az da olsa kabul edilir kılan tek unsur Francis Ford Coppola’nın belgeselin ilk saatinin sonunda kendisiyle yüzleşerek özeleştiri yaptığı sahnedir kuşkusuz:</p>
<p>“Yönetmenlik gittikçe demokratikleşen dünyada geride kalan son diktatörlüklerden biri Bunun yanı sıra uzakta Doğulu bir ülkede olmak, bunu neredeyse kendi paramla yapmam, bunu Baba filmleriyle bir başarı serisiyle yakalamışken yapmak, zengindim de, bunlar hep Kurtz’unkini andıran bir ruh haline katkıda bulundu”</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2022/11/08/hearts-of-darkness-a-filmmakers-apocalypse-karanligin-kalpleri-bir-yonetmenin-kiyameti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnventing Anna: İzleniyorum O Halde Varım</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2022/05/22/20032/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2022/05/22/20032/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gül Yaşartürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 May 2022 13:27:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijital Platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kendine Ait Bir Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=20032</guid>

					<description><![CDATA[İnventing Anna 2022 başında Netflix’te dokuz bölüm yayınlanmış bir mini dizi. Amerikan sosyetesini dolandıran kişi olarak ün yapmış Anna Sorokina’yı anlatıyor. Rusya’dan Almanya’ya göç etmiş yoksul bir ailenin çocuğu olan Sorokina Londra’daki eğitimini yarıda bırakıp önce Paris’e ardından 2013 yılında Amerika’ya yerleşiyor ve 20’li yaşlarının ortalarındayken bir sanat vakfı kurmak istediğini söyleyerek ‘sosyete’ye giriyor. Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnventing Anna 2022 başında Netflix’te dokuz bölüm yayınlanmış bir mini dizi.<br />
Amerikan sosyetesini dolandıran kişi olarak ün yapmış <a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48092733">Anna Sorokina’yı</a> anlatıyor. Rusya’dan Almanya’ya göç etmiş yoksul bir ailenin çocuğu olan Sorokina Londra’daki eğitimini yarıda bırakıp önce Paris’e ardından 2013 yılında Amerika’ya yerleşiyor ve 20’li yaşlarının ortalarındayken bir sanat vakfı kurmak istediğini söyleyerek ‘sosyete’ye giriyor. Bu mini dizinin diğer Netflix yapımlarından farkı nedir diye soracak olursak 21.yy kültürünü yansıtmadaki başarısı olduğunu söylemek mümkün.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-20033 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/s-7d1fe7e868ad8eb5cdf68c6990a67b7a1d1018e6.webp" alt="" width="620" height="465" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/s-7d1fe7e868ad8eb5cdf68c6990a67b7a1d1018e6.webp 620w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/s-7d1fe7e868ad8eb5cdf68c6990a67b7a1d1018e6-300x225.webp 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/s-7d1fe7e868ad8eb5cdf68c6990a67b7a1d1018e6-150x113.webp 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/s-7d1fe7e868ad8eb5cdf68c6990a67b7a1d1018e6-560x420.webp 560w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/s-7d1fe7e868ad8eb5cdf68c6990a67b7a1d1018e6-80x60.webp 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/s-7d1fe7e868ad8eb5cdf68c6990a67b7a1d1018e6-265x198.webp 265w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p>Sorokina’yı ünlü yapan kişi bir gazeteci. Başta basit bir dolandırıcılık davası olarak görünen bu dava New York Post’ta çalışan Jessica Pressler’in ilgisini çekiyor ve haberini editöre kabul ettirmek için uzun zaman uğraşıyor. Editörü konuyu beğenmeyince bu haber üstünde çalıştığını saklamak zorunda kalıyor. Sonunda ilk çocuğunu doğurmasıyla eş zamanlı olarak “Belki O Kadar Parası Vardı, Sadece İzini Kaybetti (<a href="https://jessicapressler.com/maybe-she-had-so-much-money-she-just-lost-track-of-it/1207">Maybe She Had So Much Money She Just Lost Track of It)</a> başlıklı yazısı yayınlanıyor ve Sorokina bu yazı sayesinde ünlü oluyor. Jessica Pressler’in yazısı aslen bir edebi gazetecilik / hikaye gazeteciliği örneği yani bir portre yazısı. Dizide de gördüğümüz gibi müthiş bir emek üzerine kuruluyor. Hapishanede olan Sorokina’yı söyleşilere ikna edebilmek için çoğu zaman sivri sözlerle (&#8216;sıradan birisin&#8217; &#8216;kötü giyiniyorsun&#8217; &#8216;işten mi atıldın&#8217;) kendisini incitmesine izin vererek onunla arkadaş oluyor, Sorokina’nın hayatının farklı parçalarını birleştirmek için tıpkı bir senaryo üstünde çalışırcasına uğraşıyor. Hatta bu iş için bebek odasının duvarını kullanıyor. Yazı yazmak doğurmakla yazı da bebekle eşleştiriliyor bir bakıma. Araştırmacı gazeteciliğin kimi zaman suçu ortaya çıkarmadaki başarısı (şuanda gösterimde olan <a href="https://www.imdb.com/title/tt2953250/">Shining Girls</a> dizisinde olduğu gibi) kimi zamansa toplumsal kültürel yapının aynası olan olaylara dikkat çekmek anlamına geldiğini görüyoruz bu dizide. Sorokina’yı Jessica Pressler keşfediyor deyim yerindeyse.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-20034 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/thumb-1920-1211922-1024x683.jpg" alt="" width="641" height="427" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/thumb-1920-1211922-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/thumb-1920-1211922-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/thumb-1920-1211922-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/thumb-1920-1211922-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/thumb-1920-1211922-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/thumb-1920-1211922-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/thumb-1920-1211922-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/thumb-1920-1211922-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/thumb-1920-1211922.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 641px) 100vw, 641px" /><br />
Mahkeme boyunca büyük bir ün kazanıyor ardından hayatı bu diziye aktarılıyor. İnventing Anna, adına sosyete dediğimiz sermayedar / burjuva sınıfına ait olmanın sadece göstergelerden ya da içi boş bir taklitten performanstan ibaret hale geldiğini ve güncel sanatın da sermayedar sınıfın ilişki ağı ile var olan bir şey olduğunu izleyiciye gösterdiği için ayrıca önemli. Güncel sanatın içi boş bir taklide dönüşmesini anlatan <a href="https://www.imdb.com/title/tt1587707/">Exit through the Gift Shop</a> (Çıkışlar Hediyelik Eşya Dükkanı’ndan Banksy 2010) filmini de hatırlatıyor. İki yapımda da sanatın kendisi hiçbir biçimde önemli değil.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-20035 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/t25_new-york-sosyetesini-dola-830-1024x576.webp" alt="" width="682" height="384" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/t25_new-york-sosyetesini-dola-830-1024x576.webp 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/t25_new-york-sosyetesini-dola-830-300x169.webp 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/t25_new-york-sosyetesini-dola-830-768x432.webp 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/t25_new-york-sosyetesini-dola-830-150x84.webp 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/t25_new-york-sosyetesini-dola-830-696x392.webp 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/t25_new-york-sosyetesini-dola-830-1068x601.webp 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/t25_new-york-sosyetesini-dola-830-747x420.webp 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/05/t25_new-york-sosyetesini-dola-830.webp 1200w" sizes="auto, (max-width: 682px) 100vw, 682px" /></p>
<p>Sorokina mahkemeye çıkmak için mahkum tulumlarını giymeyi reddediyor ve avukatı Alan Reed ve gazeteci Pressler’e kendisine pahalı / markalı kıyafetler almazlarsa mahkemeye çıkmayacağını söyleyerek sinir krizleri geçiriyor. John Berger’in Görme Biçimleri’nde yazdığı  “erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler, erkekler kadınları seyrederler. Kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler” sözünü anımsatan biçimde Sorokina ilk duruşmada hiç muhabir olmadığını görünce çok üzülüyor ve bir arkadaşı onun duruşma kıyafetleri için <a href="https://www.instagram.com/annadelveycourtlooks/feed/">instagram hesabı</a> açıyor. Sorokina’nın her duruşmaya adeta defileye çıkar gibi çıkması ve kıyafetleri sayesinde onu takip eden fanlarının oluşması günümüzde “beğenildiğin kadar varsın” mottosuna hayli uygun. İnventing Anna Jean Baudrillard’dan tutun Judith Butler’a dek zengin bir teorik zeminde incelenebilecek bir dizi. Ünlü olmak için yola çıkan yoksul bir Rusya göçmeninin önce hapse girip ardından haberinin yapılmasıyla gerçekten ünlü olması simülasyon evreniyle açıklanabilir ancak.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2022/05/22/20032/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Fin ve Bir Rus Trende Tanışır: Compartment Number 6</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2022/02/26/bir-fin-ve-bir-rus-trende-tanisir-compartment-number-6/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2022/02/26/bir-fin-ve-bir-rus-trende-tanisir-compartment-number-6/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gül Yaşartürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2022 08:44:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Kendine Ait Bir Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=19330</guid>

					<description><![CDATA[Finlandiya yapımı Compartment Number 6 2021 yılı Cannes Film Festivalinde Jüri Büyük Ödülünü Asghar Ferhadi’nin A Hero filmiyle paylaştı. Compartment Number 6’nın özel ve samimi olmasının en önemli nedenlerinden biri yaşanmışlıktan beslenmesi. Rosa Liksom&#8217;un Moskova’daki öğrencilik yıllarını kısaca kendi hayatını anlattığı aynı adlı romanından uyarlanan filmde baş roldeki Laura’nın Rosa Liksom olduğunu düşünebiliriz. 1990’lı yılların Rusya’sında geçen film [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Finlandiya yapımı Compartment Number 6 2021 yılı Cannes Film Festivalinde Jüri Büyük Ödülünü Asghar Ferhadi’nin <a href="https://www.imdb.com/title/tt11777738/">A Hero</a> filmiyle paylaştı. Compartment Number 6’nın özel ve samimi olmasının en önemli nedenlerinden biri yaşanmışlıktan beslenmesi. <a href="https://www.amazon.com/Compartment-No-Novel-Rosa-Liksom/dp/1555977472/ref=sr_1_1?">Rosa Liksom&#8217;</a>un Moskova’daki öğrencilik yıllarını kısaca kendi hayatını anlattığı aynı adlı romanından uyarlanan filmde baş roldeki Laura’nın Rosa Liksom olduğunu düşünebiliriz. 1990’lı yılların Rusya’sında geçen film aynı zamanda bir dönem yapımı olarak da anılabilir. Compartment Number 6’nın samimi bir duygu yaratmasının diğer sebebi kuşkusuz gerçekten de hareket halinde olan bir trende çekilmesi. Kusursuz bir görsellik değil karşımızdaki. <a href="https://www.imdb.com/name/nm3123366/">Juho Kuosmanen</a> tren öncesi İrina’nın evindeki sahnelerde de izleyicide bir kıstırılmışlık sıkışmışlık duygusu yaratmış ve bu atmosferi trende de sürdürmüş. Oluşturduğu estetik anlayışında, izleyicinin yolculuk boyunca görmeyi beklediği olağanüstü olduğunu tahmin ettiğimiz doğa manzarasını izlemesine izin verilmiyor. Filmin mekanda ferah bir hareket imkanı sunmayışı, İrina’yı ve onun hayatını yücelten, ona imrenen, kendi kişiliğini henüz kuramamış Laura’nın iç dünyasındaki sıkışmışlığını, kendisinden kaçacak bir yeri olmadığını anlatıyor belki de.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-19331 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/1349754_compartmentno6_by_juho_kuosmanen_2021_sami_kuokkanen_aamu_film_company._photo3_794474.jpg" alt="" width="1024" height="536" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/1349754_compartmentno6_by_juho_kuosmanen_2021_sami_kuokkanen_aamu_film_company._photo3_794474.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/1349754_compartmentno6_by_juho_kuosmanen_2021_sami_kuokkanen_aamu_film_company._photo3_794474-300x157.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/1349754_compartmentno6_by_juho_kuosmanen_2021_sami_kuokkanen_aamu_film_company._photo3_794474-768x402.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/1349754_compartmentno6_by_juho_kuosmanen_2021_sami_kuokkanen_aamu_film_company._photo3_794474-150x79.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/1349754_compartmentno6_by_juho_kuosmanen_2021_sami_kuokkanen_aamu_film_company._photo3_794474-696x364.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/1349754_compartmentno6_by_juho_kuosmanen_2021_sami_kuokkanen_aamu_film_company._photo3_794474-802x420.jpg 802w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><em>Tren </em>ve yolculuk temalarının bizlere çağrıştırdığı yegane film olan <a href="https://www.imdb.com/title/tt0112471/">Before Sunrise</a> ile Compartment Number 6’i karşılaştırmak da hayli ilginç aslında. Before Sunrise serisinin her ne kadar Avrupa sinema geleneğini takip ediyor gibi görünse de iki yıldız oyuncuyla, üst sınıfa mensup iki batılı (biri Amerikalı erkek diğeri Fransız kadın) karakter seçiminin çok da ekonomik kaygılar içermeyen romantik bir öykü anlattığını fark etmek zor değil. Compartment Number 6 ise Laura ve İrina’nın ilişkisini göstererek, Laura ve Lyokha ilişkisinde romantik beklentiye kapılmamızın önüne geçiyor. Laura kendi hayatını kurabilmiş değil, Lyokha ise çocukluğundan çıkamamış, kırılgan, bu kırılganlığını saldırgan kadın düşmanı şakalarla örtmeye çalışan bir maden işçisi. Klasik anlatı sinemasının hiçbir melodramatik vaadini karşılamayan bir çift kısaca. Sonunda büyük bir aşk yaşamayacaklarını biliyoruz. Filmi sadece yolculuğun karakterlerimizi nasıl dönüştüreceğini görmek için izliyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-19332" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/compartment-no-6-2-filmloverss-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/compartment-no-6-2-filmloverss-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/compartment-no-6-2-filmloverss-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/compartment-no-6-2-filmloverss-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/compartment-no-6-2-filmloverss-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2022/02/compartment-no-6-2-filmloverss.jpg 750w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Laura’nın, İrina’nın gelmeyi kabul etmediği bir yolculuğa çıkması ve yolculuğu sürdürmesi Laura’yı <a href="http://www.ithaki.com.tr/wp-content/uploads/2017/08/Kahramanin-Sonsuz-Yolculu%C4%9Fu-Joseph-Campbell.pdf">Joseph Campbell</a>’in tarif ettiği şekliyle, macera çağrısını kabul eden bir kahraman yapıyor. Laura bu yolculukta ona hayatın sırrını veren bir akıl hocasıyla tanışarak  yolculuğunu değişimini tamamlayarak bitiriyor. Lyokha’nın davetini kabul ederek “anneden bile iyi” dediği kedili kadınla tanışarak, geceyi onun evinde geçiriyor. Suyun akmadığı derme çatma bir evde tek başına yaşayan 60 yaşlarındaki bilge kadın, Laura’ya içindeki hayvanı serbest bırakmasını, onunla yüzleşmesini, hayatındaki hiçbir erkek figürüne (kocasına, babasına, erkek arkadaşına) bağımlı olmamasını öğütlüyor. Böylelikle, Lyokha yolculuğun amacı değil ana karakter Laura’yı akıl hocasına ulaştıran bir araç haline geliyor. Laura’nın yolculuk anına dek onun için bellek işlevi gören kamerasının, kendisi gibi bir Fin olan Sasha tarafından çalınması, film boyunca Lyokha’nın hırsızlık yapmasını ya da şiddet göstermesini beklediğimiz düşünüldüğünde tehlikeli ya da kötü olana dair ezberlerimizi bozuyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2022/02/26/bir-fin-ve-bir-rus-trende-tanisir-compartment-number-6/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dune: Çöl Gezegeni Bir Erginleşme Hikayesi!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/10/31/dune-col-gezegeni-bir-erginlesme-hikayesi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/10/31/dune-col-gezegeni-bir-erginlesme-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gül Yaşartürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2021 08:58:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Kendine Ait Bir Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=18473</guid>

					<description><![CDATA[Frank Herbert’ün Dune adlı bilimkurgu serisinin ilk kitabı 1965 yılında yayınlanır. Romanın David Lynch tarafından uyarlanmış bir film örneği var ve bilindiği üzere Lynch çektiği filmle pek gurur duymuyor hatta bin pişman denilebilir. Romanın döneminin siyasetinin,  temsillerine sahip olduğuna dair analizler sıkça yapılmıştı.  Baharatın, petrolün bir metaforu olduğu, hayatlarında en önemli öğe su olan çölde yaşayan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Frank Herbert’ün Dune adlı bilimkurgu serisinin ilk kitabı 1965 yılında yayınlanır. Romanın David Lynch tarafından uyarlanmış bir film örneği <a href="https://www.imdb.com/title/tt0087182/">var</a> ve bilindiği üzere Lynch çektiği filmle pek gurur duymuyor hatta bin pişman <a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/david-lynch-dune-hic-ilgimi-cekmiyor-1734254">denilebilir</a>. Romanın döneminin siyasetinin,  temsillerine sahip olduğuna dair analizler sıkça yapılmıştı.  Baharatın, petrolün bir metaforu olduğu, hayatlarında en önemli öğe su olan çölde yaşayan Fremenlerin Ortadoğu halkını, Harkonnen Hanedanın Nazileri, Baron Vladimir Harkonnen’ın Hitleri, Atreides Hanedanın ise Anglosaksonları temsil ettiği <a href="https://kayiprihtim.com/dosya/dune-iyi-bilimkurgu-iyi-edebiyattir/">söylenir</a>. Daha da önemlisi aslında Dune’un kendisinden sonra gelen 1977 tarihli <a href="https://www.imdb.com/title/tt0076759/?">Star Wars</a> filminin ve dahi günümüzün dijital platformlarındaki Game of Trones gibi dizilerin ilham kaynağı oluşudur. Sinemadan çıktığımda bir grup insan filmi Game of Trones ile karşılaştırıyor ve politik bulmadıkları yorumunu yapıyordu.</p>
<p>Dune İngilizce’de kumul anlamına gelen bir kelime. Romana bir hayli sadık olan David Lynch versiyonunda film, Lonca Gezgini Edric’in İmparator IV. Shaddam’ı ziyaret etmesi ve Paul’ün ölmesi gerektiğini söylemesiyle başlıyor. Böylece galakside bir nevi yakıt işlevi gören baharatın üretildiği gezegen olan Arrakis&#8217;in (Dune) yönetimi İmparator tarafından Harkonnen Hanedanlığından alınıp, Atreides Hanedanına veriliyor. Bu görev değişikliği aslen Atreideslerin yok edilmesi için yapılıyor. Yanı sıra Bene Gesserit Rahibelerinden büyücü olarak anılan Helen Mohiam’ın hem İmparatorla hem de Jessica ile yakınlığını, Helen Mohiam’ın verdiği bilgiler sayesinde Jessica ve Paul’un, Leto’nun öleceği bilgisine önceden sahip olduğunu da görüyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-18474 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/dune5-800x533-1.jpg" alt="" width="690" height="460" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/dune5-800x533-1.jpg 800w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/dune5-800x533-1-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/dune5-800x533-1-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/dune5-800x533-1-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/dune5-800x533-1-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/dune5-800x533-1-630x420.jpg 630w" sizes="auto, (max-width: 690px) 100vw, 690px" /></p>
<p>Denis Villeneuve ise temel olarak Lynch’in kurduğu hattı takip ediyor ancak bazı bölümleri çıkarıyor. Villeneuve’ün yaptığı eksiltmeler Paul’ü oluşturan etmenleri (Kuisatz Haderah adlı seçilmiş kişinin doğması için Bene Gesserit Rahibeleri tarafından yıllar boyunca sürdürülen bir program sonucunda dünyaya geldiği) saf dışı bırakıyor. Paul’ü daha çocuksu, annesi Jessica’yı daha duygusal ve hırslı, Yunan tragedyalarını hatırlatan karakterler haline getiriyor. Örneğin Lynch versiyonunda Jessica ve Paul’ün çöldeki ilk sahnesinde Paul, İmparator ve Baron’dan intikam alma yemini ederken Villeneuve yorumunda Paul ona yüklenen misyona isyan ederek kendisini bir ucube olarak niteliyor ve ağlıyor. Yine Lynch versiyonunda Jessica ve Paul Fremenlerle karşılaştığında Jessica’nın Fremen lider karşısında güç sergilemesi gruba alınmaları için yeterli olurken; Villeneuve yorumunda Paul’ün anlatı yapısındaki erginlik ritüeli çerçevesinde “erkek” olması, kendisini kanıtlaması işlevine hizmet etmesi için Jessica adına savaşacak bir erkek talep ediliyor. Böylece Paul’ün Fremenlerden birini öldürmek zorunda kaldığı bir bölüm izliyoruz. Bu bölüm aynı zamanda Chani’nin Paul’e hayran gözlerle bakmasıyla sonuçlanıyor. Jessica Fremenlerle kalmak istemezken Paul’ün annesine itiraz ederek kalmayı seçmesi de Chani Paul ve Jessica arasında ödipal bir çatışma kurulacağını ima ediyor gibi.  Villeneuve’ün seçimleri, Paul ve onun olağanüstü gücünü yücelterek odak noktasına alan (Yüzüklerin Efendisi’nde Frodo’nun misyonu kabul etme ve büyüme sürecinde olduğu gibi) bir kahramanın yolculuğu öyküsü anlatılmasına hizmet ediyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-18476 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/pjimage-32.jpg" alt="" width="678" height="452" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/pjimage-32.jpg 800w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/pjimage-32-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/pjimage-32-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/pjimage-32-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/pjimage-32-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/pjimage-32-630x420.jpg 630w" sizes="auto, (max-width: 678px) 100vw, 678px" /></p>
<p>Denis Villeneuve’ün Dune yorumu beyaz perdenin giderek gücünü yitirdiği, dijital platformların güçlendiği günümüzde hakkını teslim etmemiz gereken müthiş bir emek. Muazzam bir seyirlik, görüntü ve ses işçiliği.  İçinde bulunduğumuz 2021 yılından 8 bin yıl sonrasını anlatan Dune’nun muazzam görsel işitsel işçiliğinin yarattığı etkiden sıyrılıp “bu film bize ne anlatıyor” diye sorduğumuzda elimizde klasik kahraman anlatılarının, mitlerin, destanların aynısının kaldığını görmek mümkün: Leydi, Dük, Baron gibi statüler, Kötü Baron ve iyi Leto’nun aslında kuzen oluşu, Cariye ya da eş rolü dışında toplumda yeri olmayan kadınlar, Bene Gesserit Rahibeleri’nden cadı olarak söz edilmesi, Ortaçağ ve özellikle Kelt kültürü ve mitolojisinin (filmin başlarındaki bir sahnede gayda görmek mümkün) kullanılması… Her şeyden evvel bir erkeğin rüştünü ispat etmesi ve aşık olduğu kadının ilgisini kazanması için başka bir erkeği öldürmek zorunda oluşu. Filmin dünyasının kötüleri Harkonnenlerin temsilinde ve savaş sahnelerinde <a href="https://www.imdb.com/title/tt0167261/">Yüzüklerin Efendisi: İki Kule</a>&#8216;yi anımsatan son derece grafik şiddet görüntüleri kullanılmış. Günümüze ait olaylarla da ilişkisi kurulabilecek bu şiddet içeren sahnelere Azteklerin kurban ritüelleri ve Nazi imgeleri de eklenmiş. Kısaca Villeneuve bir tragedyada olması gerektiği biçimde baş karakterlerinin duygusallığını arttırdığı ölçüde savaş sahnelerindeki şiddeti ve kötülerin temsilindeki ürkütücülüğü de aynı oranda arttırmış denilebilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-18475 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/MV5BMDVlOGQ5MTAtZmQ5Ni00ODllLWIzNDktMTJjYmY1Zjc2NmZmXkEyXkFqcGdeQXVyODIyOTEyMzY@._V1_-1024x429.jpg" alt="" width="672" height="281" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/MV5BMDVlOGQ5MTAtZmQ5Ni00ODllLWIzNDktMTJjYmY1Zjc2NmZmXkEyXkFqcGdeQXVyODIyOTEyMzY@._V1_-1024x429.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/MV5BMDVlOGQ5MTAtZmQ5Ni00ODllLWIzNDktMTJjYmY1Zjc2NmZmXkEyXkFqcGdeQXVyODIyOTEyMzY@._V1_-300x126.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/MV5BMDVlOGQ5MTAtZmQ5Ni00ODllLWIzNDktMTJjYmY1Zjc2NmZmXkEyXkFqcGdeQXVyODIyOTEyMzY@._V1_-768x322.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/MV5BMDVlOGQ5MTAtZmQ5Ni00ODllLWIzNDktMTJjYmY1Zjc2NmZmXkEyXkFqcGdeQXVyODIyOTEyMzY@._V1_-1536x643.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/MV5BMDVlOGQ5MTAtZmQ5Ni00ODllLWIzNDktMTJjYmY1Zjc2NmZmXkEyXkFqcGdeQXVyODIyOTEyMzY@._V1_-2048x858.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/MV5BMDVlOGQ5MTAtZmQ5Ni00ODllLWIzNDktMTJjYmY1Zjc2NmZmXkEyXkFqcGdeQXVyODIyOTEyMzY@._V1_-150x63.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/MV5BMDVlOGQ5MTAtZmQ5Ni00ODllLWIzNDktMTJjYmY1Zjc2NmZmXkEyXkFqcGdeQXVyODIyOTEyMzY@._V1_-696x292.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/MV5BMDVlOGQ5MTAtZmQ5Ni00ODllLWIzNDktMTJjYmY1Zjc2NmZmXkEyXkFqcGdeQXVyODIyOTEyMzY@._V1_-1068x447.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/MV5BMDVlOGQ5MTAtZmQ5Ni00ODllLWIzNDktMTJjYmY1Zjc2NmZmXkEyXkFqcGdeQXVyODIyOTEyMzY@._V1_-1920x804.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/MV5BMDVlOGQ5MTAtZmQ5Ni00ODllLWIzNDktMTJjYmY1Zjc2NmZmXkEyXkFqcGdeQXVyODIyOTEyMzY@._V1_-1003x420.jpg 1003w" sizes="auto, (max-width: 672px) 100vw, 672px" /></p>
<p>Denis Villeneuve’ün farkı <a href="https://www.imdb.com/title/tt2543164/?">Arrival</a>’da yaptığı gibi Hollywood ana akımının oluşturduğu öteki imgesini yıkmaya ve kültürlerarasılık / çoğulluk yaratmaya çalışması. Dük Leto rolünde Guatemalalı oyuncu Oscar Isasc’ı, doktor Yueh rolünde Tayvanlı Chang Chen’i, Duncan rolünde Hawaili oyuncu Jason Momoa’yı kullanıyor. Çöl halkı Fremenler Lynch yorumunda beyazdır ve bu sayede karakter olarak yer alır. Oysa Villeneuve bunu tamamen değiştiriyor. Fremenler’de toprağı doğayı kutsayan şaman inancını da görebiliriz Kızılderilileri de.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Dune’a sıfır ilgi duyuyorum. Çünkü benim için bir kalp ağrısı. Başarısız bir filmdi ve son kurguya girmeme izin verilmedi. Bu hikâyeyi milyar kez anlattım. Yapmak istediğim film olamadı. Bazı bölümlerini çok seviyorum ama benim için tam bir başarısızlıktı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/10/31/dune-col-gezegeni-bir-erginlesme-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okyanus Altındaki Gizli Hayat</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/06/15/okyanus-altindaki-gizli-hayat/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/06/15/okyanus-altindaki-gizli-hayat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gül Yaşartürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2021 07:10:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kendine Ait Bir Köşe]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=17364</guid>

					<description><![CDATA[Avusturalyalı yazar Liane Moriarty’nin aynı adlı romanından uyarlanan Big Little Lies 2017- 2019 yılları arasında on dört bölüm olarak HBO’da yayınlandı. Oyunculardan Reese Witherspoon ve Nicole Kidman Big Little Lies’ın yayın haklarını satın aldıkları için aynı zamanda yapımcılar arasında yer alıyorlar. Alyssa Milano #MeToo hareketini başlatan tweet’i 15 Ekim 2017’de yazmıştı. Big Little Lies’ın ise [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avusturalyalı yazar Liane Moriarty’nin aynı adlı romanından uyarlanan <a href="https://www.imdb.com/title/tt3920596/"><em>Big Little Lies</em></a> 2017- 2019 yılları arasında on dört bölüm olarak HBO’da yayınlandı. Oyunculardan Reese Witherspoon ve Nicole Kidman <em>Big Little Lies</em>’ın yayın haklarını satın aldıkları için aynı zamanda yapımcılar arasında yer alıyorlar. Alyssa Milano #MeToo hareketini başlatan tweet’i 15 Ekim 2017’de <a href="https://www.dw.com/tr/metoo-100-g%C3%BCnde-%C3%A7%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1%C4%9Fa-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Fen-hareket/a-42266629">yazmıştı</a>. <em>Big Little Lies</em>’ın ise ilk bölümü Şubat 2017’de yayınlandı. Dizinin ilginç biçimde bu hareketi öngördüğünü ya da tetiklediğini söyleyebiliriz belki. <em>Big Little Lies</em> sonrasında “kadınların derinlikli ve mükemmel olmayan temsillerini, geleneksel kadınlık performansına meydan okuyan, çelişikleri ve kusurları <a href="http://feministmevzular.org/kotu-bir-feminist-fleabag/">olan</a>” baş karakterleri merkezine alan yapımlar sayıca artmaya başladı</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-17365 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/big-little-liesin-ikinci-sezonuna-dair-yeni-fragman-yayinlandi-800x533-1.jpg" alt="" width="678" height="452" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/big-little-liesin-ikinci-sezonuna-dair-yeni-fragman-yayinlandi-800x533-1.jpg 800w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/big-little-liesin-ikinci-sezonuna-dair-yeni-fragman-yayinlandi-800x533-1-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/big-little-liesin-ikinci-sezonuna-dair-yeni-fragman-yayinlandi-800x533-1-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/big-little-liesin-ikinci-sezonuna-dair-yeni-fragman-yayinlandi-800x533-1-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/big-little-liesin-ikinci-sezonuna-dair-yeni-fragman-yayinlandi-800x533-1-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/big-little-liesin-ikinci-sezonuna-dair-yeni-fragman-yayinlandi-800x533-1-630x420.jpg 630w" sizes="auto, (max-width: 678px) 100vw, 678px" /></p>
<p><em>Big Little Lies</em>; birinci bölümün hemen başında, Madeline ve Jane arasındaki ilişkide gördüğümüz gibi &#8220;kadınların birbirlerinin elinden tutma hikayesi”. Otoyolda bileğini burkan Madeline’nin arabalar yanından gelip geçerken sadece kasabada yeni olan Jane durup arabadan iner ve Madeline’e yardıma ihtiyacı olup olmadığını sorar. Elinden tutup onu ayağa kaldırır.  Bu sahne aslında tüm dizinin özetini sunar. Beş kadının dayanışmayı kendiliğinden sorgusuz sualsiz biçimde, adeta bir savunma mekanizması olarak gerçekleştirmelerini, birbirlerinin elinden tutmalarını izleriz. Birinci sezonun sonunda Bonnie’nin yaptığı gibi gözümüz birbirimizin üstünde olmalıdır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-17366 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/odullu-hbo-dizisi-big-little-lies-2-sezonu-bomba-gibi-geliyor-687x400-1.jpg" alt="" width="687" height="400" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/odullu-hbo-dizisi-big-little-lies-2-sezonu-bomba-gibi-geliyor-687x400-1.jpg 687w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/odullu-hbo-dizisi-big-little-lies-2-sezonu-bomba-gibi-geliyor-687x400-1-300x175.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/odullu-hbo-dizisi-big-little-lies-2-sezonu-bomba-gibi-geliyor-687x400-1-150x87.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 687px) 100vw, 687px" /></p>
<p>Okyanusu izleyen Madeline küçük kızına, okyanusun çok büyük ve gizemli olduğunu suyun altında neler olduğunu merak ettiğini söylerken kendi hayatlarını tarif eder. Dizinin afişinde de kadınların ufuk çizgisinde sıralanan fotoğrafı onların okyanusun yani görünür olanın altında olmasıyla ilişkisini kurar. Hepsi okyanus kıyısında yaşayan karakterlerin huzuru da maruz kaldıkları şiddet de suyla dalgalar yoluyla anlatılıyor. Birçok yerde yazıldığı üzere bu üst sınıf gösterişli hayata sahip kadınların karakter olarak seçilmesi, çocukluk travmalarına, ev içi şiddete, <a href="https://evrimagaci.org/gaslighting-toplumda-giderek-belirginlesen-bir-psikolojik-ve-duygusal-istismar-turu-9289">gaslighting</a>’e dair önyargıyı yıkma işlevi görüyor. Gordon ve Perry kadınların görünen mükemmel hayatlarının gerisinde onlara ve çocuklara zarar veren figürler olarak öne çıkıyorlar. <em>Big Little Lies</em>’ın en güçlü ve önemli öğelerinden ilki Celeste’nin terapi sahneleri. Kadınların şiddete uğramalarına “rağmen” neden ilişkilerini sürdürdükleri, neden şiddetten kimseye söz etmedikleri türünden şüphe içeren tüm sorulara yanıt veriyor. Terapist de bizzat bu soruları dillendiriyor ve Celest’e kimsenin ona inanmayacağını; yaralarının fotoğraflarını çekmesini, kendisine şahit bulmasını  söylüyor. Tam da terapistin öngördüğü biçimde mağdur suçlayan bu sorular  önce genel toplumsal ezberi dillendiren bir figür olarak anlatıya dahil olan Perry’nin annesi Mary Louis’in, ardından mahkeme sahnesinde Mary Louis’in avukatının ağzından duyuluyor. Oysa kadınların saldırıya uğrarken aynı anda bunu kayıt altına almalarının mümkün olmadığını ya da çevrelerine küçük düşmemek adına kendilerini mağdur görmeyi kabul etmekte zorlandıklarını inkar ettiklerini, içinde oldukları istismar içeren ilişkide özgüvenlerini kişiliklerini yitirdikleri için kendilerine yeni bir hayat kurmaya cesaret edemediklerini biliyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-17367 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/254444.jpg-r_654_368-f_jpg-q_x-xxyxx.jpg" alt="" width="654" height="262" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/254444.jpg-r_654_368-f_jpg-q_x-xxyxx.jpg 654w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/254444.jpg-r_654_368-f_jpg-q_x-xxyxx-300x120.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/06/254444.jpg-r_654_368-f_jpg-q_x-xxyxx-150x60.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 654px) 100vw, 654px" /></p>
<p><em>Big Little Lies</em>’ın önemli olmasının ikinci nedeni ise  kadınları anlatırken onların hayatlarındaki erkekleri de anlatması. Çocukların hayatından, bakımından, çocuğun ruh halinden sadece kadınların sorumlu olduğuna ya da kadınların “doğal” olarak yetenekli olduğuna dair ezberi bozması. Ed ve Nathan hala anaokulundaki çocuklar gibi birbirlerine zorbalık yaparken,  Gordon hayatı sahip olduğu bir oyun odası gibi algılıyor, ailesini iflasa sürüklüyor ve evdeki çalışanla birlikte oluyor. İçlerinde belki de en kötüsü travmatik geçmişini atlatamadığının, iyileşmediğinin farkında olmayan, iki oğluna sürekli şiddeti estetize ederek rol modeli olan ve eşi Celeste&#8217;e her türlü işkenceyi eden Perry.</p>
<p><em>Big Little Lies</em> her şeyden evvel kadın dayanışması hakkında. Ne olursa olsun birbirlerine öncelik tanıyan, birbirlerine güvenen, birbirlerini sorgulamayan suçlamayan kadınlar hakkında.</p>
<p>Ve böylesi bir hikayeye kuşkusuz hepimizin ihtiyacı var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/06/15/okyanus-altindaki-gizli-hayat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sound of Metal: Dingin Yaşamayı Öğrenen Bir Adamın Öyküsü&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/03/29/sound-of-metal-dinginlik-yasamayi-ogrenen-bir-adamin-oykusu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/03/29/sound-of-metal-dinginlik-yasamayi-ogrenen-bir-adamin-oykusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gül Yaşartürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2021 19:58:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Kendine Ait Bir Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=16952</guid>

					<description><![CDATA[Aşk olduğunu sandığımız şey iki kişinin hayatlarındaki zaaflarını, yaralarını birbirleriyle sarmaları ve bu nedenle birbirlerine bağımlı hale gelmeleridir çoğu zaman.  Sound of Metal’in baş karakteri Ruben de aslında aşık değil, rehabilitasyon merkezinde Joe’nun da söylediği gibi bağımlı. Tıpkı dört yıl öncesinde olduğu gibi. Kendi hayatını kurabilmiş ve bağımlılığa neden olan yaralarını kabul etmiş biri değil. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşk olduğunu sandığımız şey iki kişinin hayatlarındaki zaaflarını, yaralarını birbirleriyle sarmaları ve bu nedenle birbirlerine bağımlı hale gelmeleridir çoğu zaman.  Sound of Metal’in baş karakteri Ruben de aslında aşık değil, rehabilitasyon merkezinde Joe’nun da söylediği gibi bağımlı. Tıpkı dört yıl öncesinde olduğu gibi. Kendi hayatını kurabilmiş ve bağımlılığa neden olan yaralarını kabul etmiş biri değil. Filmin sonlarına doğru Ruben ve Lou’nun birbirlerine teşekkür edip, “sen beni kurtardın” diyerek sarılmaları ilişkilerinin asıl niteliğini çok hoş biçimde ortaya koyuyor. Sound of Metal iyi bir film çünkü arka planında karakterlerin geçmişini psikolojik olarak örüyor. Misal <a href="https://www.imdb.com/title/tt0102926/">Silence of the Lambs</a> ve <a href="https://www.imdb.com/title/tt0947798/">Black Swan</a> gibi. Yönetmen Darius Marder, <a href="https://www.imdb.com/title/tt1817273/">The Place Beyond the Pines’</a>ın (Derek Cianfrance) ortak üç senaristinden biri aynı zamanda. Bu filmin de izlerini görebiliyoruz, babayla ilişkideki sorunlar burada da belirleyici öğeyi oluşturuyor.</p>
<p>Tüm film kendilerine ve birbirlerine daha önce zarar vermiş ve tekrar bunu yapma olasılığı olan Ruben ve Lou hakkında. Ruben’in şiddet eğilimini birçok sahnede görüyoruz. Son bölümde Ruben’in Lou’nun babasıyla yaptığı konuşmada öğreneceğimiz üzere, Ruben babasız büyümüş Lou ise annesiyle yaşamış ve annesi intihar ettiği için babasına öfke duymuş. Her ikisi de hayatlarındaki otorite figürleri ile barışıp yerleşik hayata geçememişler. Arafta kalmışlar. Bu arafta olma halini en iyi simgeleyecek şey seçilmiş; yolda olmak. Açılıştaki trash metal şarkısı da zaten uyuşmazlığı, öfkeyi ve kavgayı yeterince yansıtıyor. Filmin sonunda Lou’nun kolundaki şiddet izlerini sildirmiş ve görüntüsünü değiştirmiş olması, nihayet babasının sözünü kabul ettiğini, uyum sağlayıp yerleşikleştiğini ifade eden bir şarkıyı söylemesi de bu resmi tamamlıyor. Lou’nun söylediği şarkı babasına ait ve tarz olarak açılışta izlediğimiz şarkıdan tamamen farklı, isyan etmiyor huzura ve dinginliğe sahip.</p>
<p>Ruben içindeki öfkenin nedenlerinden kaçmak istediği için hiperaktif bir karakter. Bu nedenle Joe ona sürekli dinginlikten söz ediyor, “merak ediyorum hiç oturup kendini dinledin mi” diye soruyor. Boş bir kağıt kalem koyup yazmasını istiyor. Ruben bunu yapmakta zorlanıyor. Kendisiyle yüzleşmek istemeyen her insan gibi ona sunulan yöntemin aptalca olduğunu düşünüyor. Travmatik birey yoluna ağır aksak devam ederken bir olay olur ve kendisini sağaltması gerekir, Sound of Metal’de de sağırlık bu işlevi görüyor aslen. Babasız büyüdüğü için öfkeli olan Ruben’in iyileşmesini sağlayan ise Joe’nun kabul eden, onaylayan bir baba figürünün yerini doldurması (Joe’yu canlandıran Paul Raci de en iyi yardımcı oyuncu dalında aday olarak gösterildi).  Lou ise halihazırda kendisini bekleyen zengin ve entelektüel bir babaya sahip sadece onunla barışması gerekiyor. Ruben değişmiş olduğunu yeni bir sayfa açması gerektiğini ısrarla kabul etmezken Lou’nun değişimi ilişkinin bitişini gösteriyor izleyiciye. Ve Ruben’in de değişimi kabul etmesi gerektiğini.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16953 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/03/sound-of-metal-1-1024x576.jpg" alt="" width="676" height="380" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/03/sound-of-metal-1-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/03/sound-of-metal-1-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/03/sound-of-metal-1-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/03/sound-of-metal-1-1536x864.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/03/sound-of-metal-1-2048x1151.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/03/sound-of-metal-1-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/03/sound-of-metal-1-696x391.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/03/sound-of-metal-1-1068x600.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/03/sound-of-metal-1-1920x1080.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/03/sound-of-metal-1-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 676px) 100vw, 676px" /></p>
<h6><em>Sound of Metal’de temelde üç çeşit ses kullanılıyor. Ruben’in duyabildiği andaki normal ses, duyamadığı anlardaki boğucu sessizlik ve implantın gerçek hayatla ilgisi olmayan elektronik çarpık sesi. Filmin sonu, belirsiz olduğuna dair yorumların aksine gayet somut, Ruben nihayet kendisini kabul ederek başındaki implantı çıkarıyor. Joe’nun tavsiyesine uyarak dinginliği keşfediyor. Gökyüzünü ve güneşi izliyor. Bu sahnedeki sessizlik ise boğucu değil.</em></h6>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ruben’in canlandıran Riz Ahmed Pakistan kökenli bir İngiliz. Çocukluğunda  dazlak kafalılar tarafından kendisinin ve abisinin boğazlarına bıçak dayanmasından başlayarak mesleki hayatında oyuncu seçimlerinde ve havaalanlarında yaşadığı fiziksel şiddet de içeren ayırımcı tavırları anlattığı bir yazı <a href="https://www.theguardian.com/world/2016/sep/15/riz-ahmed-typecast-as-a-terrorist">yazmış</a>. Amerika’ya kadrosuna alındığı yapımlar için giderken bavulundaki kitabına dek nasıl araştırıldığını, kendisine terörist muamelesi yapıldığını dalga geçen sivri bir dille anlatıyor. Ve içeride güçlü bir çokkültürlü geleneğe sahip olmasına rağmen dışarıya beyaz bir imaj vermek isteyen İngiliz filmlerinde kendisine hiç yer bulamadığını, Amerikan sinemasının ise dünyaya Amerikan miti olarak melting pot ideolojisini ihraç ettiğini söylüyor. Amerikan toplumu son derece ayrışmış bir toplum olmasına rağmen Amerikan kültürü suçları birlikte çözen, uzaylılara karşı birlikte savaşan anlatıları pazarlar.  Riz Ahmed’e göre Asya kökenli bir İngiliz oyuncunun geçtiği üç aşamadan söz edilebilir. İlki iki boyutlu roller; taksi şoförü, köşedeki dükkan sahibi ya da terörist. İkinci aşama, yıkıcı portreler adını verdiği etnik ancak stereotipi yıkmaya çalışan zorlayan karakterler. Son aşamaya ise vadedilen ülke adını veriyor, canlandırılan rolün doğrudan etnik kökenle ilişkisi yoktur; “Burada ne terör şüphelisi ne de zorunlu evlilik kurbanıyım. Burada ismim Dave bile olabilir”..</p>
<p>Sound of Metal, Riz Ahmed için tam da vadedilen ülke olarak tarif ettiği rol kapsamına giriyor. Oscar alırsa önceki satırlarda tarif ettiği üzere bu daha ziyade Amerikan kültürünün ihraç ettiği melting pot ideolojisini pekiştirme işlevi görecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/03/29/sound-of-metal-dinginlik-yasamayi-ogrenen-bir-adamin-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amerikan Koşum Atlarının Öyküsü&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/01/18/amerikan-kosum-atlarinin-oykusu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/01/18/amerikan-kosum-atlarinin-oykusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gül Yaşartürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2021 11:05:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Kendine Ait Bir Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=16543</guid>

					<description><![CDATA[Klasik anlatı sinemasında gördüğümüz Amerika çoğu zaman New York ve Manhattan’dan ibaret. Manhattan imgesi  Amerika’ya dair tüm imgelemimizi şekillendiriyor aslında. Oysa Nomadland gibi filmler bize Amerika’nın gerçekliğinin tek bir şehrin popüler kültürdeki egemen imgesinden oldukça farklı olduğunu hatırlattıkları için önemliler. Nomadland’in fonundaki hikaye Only Lovers Left Alive’daki (2013)  Detroit tasvirini çağrıştırıyor. General Motors şirketi, 1975 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Klasik anlatı sinemasında gördüğümüz Amerika çoğu zaman New York ve Manhattan’dan ibaret. Manhattan imgesi  Amerika’ya dair tüm imgelemimizi şekillendiriyor aslında. Oysa Nomadland gibi filmler bize Amerika’nın gerçekliğinin tek bir şehrin popüler kültürdeki egemen imgesinden oldukça farklı olduğunu hatırlattıkları için önemliler. Nomadland’in fonundaki hikaye<a href="https://www.imdb.com/title/tt1714915/"> Only Lovers Left Alive</a>’daki (2013)  Detroit tasvirini çağrıştırıyor. General Motors şirketi, 1975 petrol krizinden sonra daha az benzin harcayan arabalar üretilmeye başlandığı için Detroit’i terk eder ve üretimini uzak doğu ülkelerine taşır. Detroit ise 2009 yılından sonra iyice boşalarak bir hayalet şehre döner. Benzer biçimde Nomadland’in çıkış noktası da Nevada’da bulunan Empire kasabasının maden ocağının kapanmasıyla haritadan silinmesidir. Fern de kasabayı terk etmek zorunda kalan insanlar arasında yer alır.</p>
<figure id="attachment_16545" aria-describedby="caption-attachment-16545" style="width: 635px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16545 size-full" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/nomadland-013_NML_SG_00630_R_V2_rgb-1.jpg" alt="" width="635" height="263" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/nomadland-013_NML_SG_00630_R_V2_rgb-1.jpg 635w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/nomadland-013_NML_SG_00630_R_V2_rgb-1-300x124.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/nomadland-013_NML_SG_00630_R_V2_rgb-1-150x62.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 635px) 100vw, 635px" /><figcaption id="caption-attachment-16545" class="wp-caption-text">Frances McDormand and David Strathairn in the film NOMADLAND. Photo Courtesy of Searchlight Pictures. © 2020 20th Century Studios All Rights Reserved</figcaption></figure>
<p>Fern her ne kadar “evsiz değilim, bir evim yok. İkisi farklı şeyler” dese de  bir hayli yeri yurdu var. Eski eşine duyduğu bağlılığı aşkı ev olarak düşünebileceğimiz gibi karavanı da bir ev kuşkusuz.. Yanı sıra kız kardeşinin evi ve ona aşık olan Dave’in evi de Fern’e yerleşik olma olanağı sunan mekanlar. Nomadland’in çağrıştırdığı filmlerden bir diğeri olan Agnes Varda’nın <a href="https://www.imdb.com/title/tt0089960/">Sans toit ni loi</a>’sindeki (1985) Mona’nın aksine Fern, kapitalizmin ücretli emek ilişkisini, parayı reddetmiş bir karakter değil. Buna paralel biçimde, filmin de Amerika’nın mevcut siyasi ekonomik durumuna dair söz söyleme çabası var. Geçici işlerin, güvencesiz çalışma koşullarının ve sosyal güvenlik sisteminin eleştirisi bu sözlerin arasında yer alıyor örneğin. Fern emekli olmak yerine çalışmaya devam etmek zorundadır çünkü emekli maaşı ile geçinmesi mümkün değildir. Nomadland’in docudrama olmasının en önemli nedenlerinden biri radikal bir nomad ve antikapitalist olarak <a href="https://www.theguardian.com/film/2020/sep/11/nomadland-review-frances-mcdormand-chloe-zhao">nitelenen</a> Bob Wells’in bizzat karşımıza çıkması. Film, Bob Wells’in yaptığı konuşmada koşum atları olarak nitelediği altmış yaş üstü emek gücünün hayatlarını bir hiç uğruna tükettiklerini fark etmelerinin resmini sunuyor. Bob Wells’in liderlik ettiği nomad topluluğunun gece ateş başında oturduğu sahne Western filmlerini andırıyor. Tek farkla <a href="https://www.newyorker.com/magazine/2020/12/07/economic-ruthlessness-on-the-open-road-in-nomadland">Anthony Lane</a>’in belirttiği gibi artık at üstünde sığır güden görkemli kovboylar yok. Travma sonrası stres bozukluğundan muzdarip bir Vietnam gazisi, emekli olmasına on gün kala karaciğer yetmezliğinden öldüğü için yeni satın aldığı yelkenliyi denize indiremeyen arkadaşı gibi olmak istemeyen bir başkası.. Amerika’nın “vahşi batı”sını ele geçirmiş insanların hali pür melalidir bu manzara. Lane’e göre film ölmekte olan Amerikan batısına hüzünle bakıyor. Fern’ün hüzünlü bakışları ve çoğu sahnenin gün batımında çekilmiş olması söz konusu hüzün duygusunu pekiştirmekte.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16544 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/nomadland-francis-mcdormand.jpg" alt="" width="680" height="383" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/nomadland-francis-mcdormand.jpg 1000w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/nomadland-francis-mcdormand-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/nomadland-francis-mcdormand-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/nomadland-francis-mcdormand-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/nomadland-francis-mcdormand-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/nomadland-francis-mcdormand-746x420.jpg 746w" sizes="auto, (max-width: 680px) 100vw, 680px" /></p>
<p>Nomadland, 2016 tarihli <a href="https://www.imdb.com/title/tt3721936/">American Honey</a>’de olduğu gibi sistemin eleştirisini yapmakla birlikte farklı bir varoluş biçimi yaratmakla da ilgileniyor. Sahip oldukları her şeyi paylaşan, birbirlerine yardım eden ve değiş tokuş yapan insanlar çıkarıyor karşımıza. Fern’ün genç bir adama Shakespeare dizeleri hediye ettiği sahne de en güzel örneklerinden biri.</p>
<p>Bob Wells&#8217;le ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. <a href="https://www.cheaprvliving.com/">https://www.cheaprvliving.com/</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/01/18/amerikan-kosum-atlarinin-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fotoğrafı Göster: Jim Marshall’ın Hikayesi / 68 Ruhu&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/01/05/fotografi-goster-jim-marshallin-hikayesi-68-ruhu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/01/05/fotografi-goster-jim-marshallin-hikayesi-68-ruhu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gül Yaşartürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2021 08:57:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Kendine Ait Bir Köşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=16431</guid>

					<description><![CDATA[Belgesel özellikle biyografik belgesel çekmek zor bir iştir. Kurmaca filmin aksine önünüzde derleyip toparlamanız ve belli bir tema etrafında sistemli biçimde anlatmanız gereken bir insan hayatı vardır. Neresinden tutup anlamlı bir bütün çıkaracağınız aynı zamanda o belgeselin niteliğini de belirler. Tarihsel sırayla gidip, karakterinizin çevresindeki insanların karakterinize dair anılarını anlattıkları dümdüz bir iş yapmak mümkünken; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Belgesel özellikle biyografik belgesel çekmek zor bir iştir. Kurmaca filmin aksine önünüzde derleyip toparlamanız ve belli bir tema etrafında sistemli biçimde anlatmanız gereken bir insan hayatı vardır. Neresinden tutup anlamlı bir bütün çıkaracağınız aynı zamanda o belgeselin niteliğini de belirler. Tarihsel sırayla gidip, karakterinizin çevresindeki insanların karakterinize dair anılarını anlattıkları dümdüz bir iş yapmak mümkünken; Fotoğrafı Göster: Jim Marshall’ın Hikayesi’nde olduğu gibi karakterinizin ruhunu, onu biçimlendiren  olayları  ana öyküye paralel biçimde anlatarak güçlü bir film yapmak da mümkündür. Asif Kapadia’nın <a href="https://www.imdb.com/title/tt2870648/">Amy’si</a> (2015) de bu tür bir belgeseldir örneğin.</p>
<p>İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Film Festivali çevrimiçi gösterimlerinde yer alan <a href="https://www.imdb.com/title/tt9617772/">Fotoğrafı Göster: Jim Marshall’ın Hikayesi</a> malzeme olarak Jim Marshall’ın ses kayıtlarını, hayattayken çekilmiş Marshall’a ait görüntüleri ve tanıklıkları kullanıyor. Bu tanıklıklar arasında asistanı, en iyi arkadaşı ve mirasçısı olmasının yanında filmin yapımcılarından olan Amelia Davis, Marshall’la aynı dönemde fotoğrafçılık yapmış olan  Michael Zagaris, gazeteci Joel Selvin, yakın arkadaşları Michael Douglas, Bruce Talamon ve gazeteci Michelle Margetts yer alıyor. Margetts’ın öğrencilik yıllarında Jim Marshall hakkında yazdığı portre ödevi bizzat onun sesinden, filmin omurgasını belirleyen temel metinlerden birini oluşturuyor.  Belgesel kronolojik sıradan ziyade tematik olarak çocukluğu / ailesi / kişiliği, fotoğrafçılık kariyerinin durakları üzerinden ilerliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16432 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/02-1024x681.jpg" alt="" width="681" height="453" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/02-1024x681.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/02-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/02-768x511.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/02-1536x1021.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/02-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/02-696x463.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/02-1068x710.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/02-632x420.jpg 632w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/02.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 681px) 100vw, 681px" /></p>
<p>Bir fotoğrafçı düşünün Janis Joplin, Bob Dylan, Jimi Hendrix, Johnny Cash, John Coltrane ve “saygı duymadığı insanları yanına yaklaştırmazmış” sözleriyle nitelenen Miles Davis gibi ikonik sanatçıların kişisel sınırlarını aşan, onların yakınında olabilen, güvenlerini kazanan, kimi zamansa Beatles’ın son canlı konserinde olduğu gibi etkinlikteki tek fotoğrafçı olmasına izin verilen, talep edilen biri olsun. Yakın arkadaşlarından Michael Douglas Marshall’ı “mazlumların yanında oldu hep, müdafaa edeceği bir mazlum arardı sürekli” sözleriyle ifade ederken, Michael Zagaris de “sonuçta o da dışlanmış biriydi” diye ekliyor. Marshall’ın San Francisco Haight Street’te 1965 Haight-Asbury karşı kültür hareketinin merkezinde, özellikle siyahların ve siyahi jazz müzisyenlerin yanında olması boşuna değil. Belgeselin yönetmeninin de siyahi olduğunu hatırlatmak gerek.</p>
<p>Jim Marshall’ın 1960’ların ruhunu yakalamasının ve sadece o dönemin değil aslında tüm müzik tarihinin ikonik figürlerinin özel alanlarına girebilmesinin en önemli nedenleri arasında göçmen olması (filmde Douglas, Jim Marshall’ın Suriyeli olduğunu söylerken, <a href="https://www.imdb.com/name/nm0338614/bio">imdb’de</a> Aşkenaz Yahudisi olarak geçiyor, Amalia Davis ile yapılan bir <a href="https://vesaire.org/jim-marshall-dahi-bir-fotografci-cok-yonlu-portresi/">söyleşide</a> ise Süryani olduğu söyleniyor) ve  çocuk yaşta alkolik babasının şiddetine maruz kalması, nihayetinde babasız büyümüş  olması geliyor. Marshall on yaşındayken babası ailesini terk ediyor ve Marshall’ın babasına dair aklında kalan iki anısından biri, masaya başını vurarak iki dişini kırması. Belgesel tüm bunları birden söylemiyor elbette. Marshall’ın çevresindekiler, yakın arkadaşları, onunla söyleşi yapanlar parça parça adeta izleyicinin  puzzle’ı tamamlayabileceği şekilde dile getiriyor bu durumu.</p>
<p>Filmin başlarında Marshall’ın silahlara, fotoğraf makinelerine, arabalara ve araba yarışlarına ilgi duyduğunu söylemesinin ardından, savcı Joanne Parrilli onun özgüvensizliğinden, annesiyle çok yakın ilişkiye sahip olmasından dem vuruyor. Akabinde arkadaşı Michael Zagaris, Jim Marshall’ın annesi ile arasındaki ilişkinin aynı zamanda son derece gerilimli  olduğunu “annesi ve teyzeleri tarafından yetiştirilmişti baba ortada yoktu. Sanırım hepimiz çocukluğumuzun ilk yıllarında başımıza gelenlerle şekillendiriliyoruz” sözleriyle ifade ediyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16433 size-large" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/rah_58955836500-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/rah_58955836500-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/rah_58955836500-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/rah_58955836500-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/rah_58955836500-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/rah_58955836500-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/rah_58955836500-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/rah_58955836500-746x420.jpg 746w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/01/rah_58955836500.jpg 1279w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p>Marshall’ın eski eşine uyguladığı şiddet nedeniyle aldığı cezalar var. Karakteri tıpkı çocukluk döneminde takılı kalmış insanlarda olduğu üzere;  dünyayı siyah beyaz gören bir yapıya sahip. Michelle Margetts Marshall’ı ya aşırı seven ya aşırı nefret eden (pasif agresif de diyebilirsiniz) biri olarak tarif ediyor. Rock konserine silah ve bıçakla girdiğini anımsatan Michael Zagaris’in ardından Margetts, babasının küfürbaz, çapkın ve alkolik olduğunu ekliyor. Zagaris baba yokluğunun Marshall’ın öfkeli olmasına neden olduğu yorumunu yaparken Margetts belki de filmin en hüzünlü ve karakteri anlamamızda anahtar niteliği taşıyan cümlesini kuruyor: “o her ne idiyse asla yeterli değildi içinde kocaman bir boşluk vardı. dolacak gibi de görünmüyordu”. Marshall’ın aşırı sevgi ve aşırı nefret arasında gidip gelen karakterinin nedeninin, bazen sevgiyle kahvaltı hazırlayan bazense şiddet uygulayan alkolik babasıyla gri bölgeleri olmayan ilişkisinden kaynaklandığını görmek zor değil. Belgeselin başarısı Margetts’in okuduğu satırları Aralık 1969 tarihli Altamont festivalinden “hepimiz 1960’lar çocuğuyuz. Amerika’nın yetimleri” diyen öfkeli sesle ve hippilerin görüntüleriyle birleştirmesinde yatıyor.</p>
<p>Fotoğrafı Göster: Jim Marshall’ın Hikayesi, çocukluk travmalarını sanatla tedavi etmeye çalışmış, kendisi gibi olanları bulup onlarla içten ilişkiler kurarak hayatına anlam vermeyi seçmiş bir sanatçının hayatını önümüze seriyor. Tam da bu nedenle belgesel Marshall’ın 1969 Woodstock festivalinde çektiği fotoğraflarla ve kendisinin gülümseyen bir fotoğrafı ve Jefferson Airplane müzikleriyle sona eriyor. Marshall filmde de söylendiği gibi, şirketlerin fotoğrafçılara hakim olduğu yeni gelmekte olan çağa ait değil, fotoğrafçıların kendi işlerine / sanatlarına egemen oldukları çağın son temsilcilerinden biri.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/01/05/fotografi-goster-jim-marshallin-hikayesi-68-ruhu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
