<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Film Kritik &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/category/film-kritik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 03 Nov 2026 11:30:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Kısa Akıl ve Anaokulu!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/11/02/kisa-akil-ve-anaokulu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/11/02/kisa-akil-ve-anaokulu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2026 18:10:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[KISA FİLM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26735</guid>

					<description><![CDATA[(Yazılar sürprizbozan içerir) Kısa Akıl / Soner Alan Soner Alan’ın kısa filmi Kısa Akıl, 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kısa Film Ödülünü kazandı, filmi izleyince önce biraz duraksadığımı söylemeliyim… Çünkü akli meleke raporu almak için muayene edilen öğretmen Necla’ya şaşırtıcı bir soru soruyor doktor. Sonrasında bu tarz hastalar için sorulan en standart [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>(Yazılar sürprizbozan içerir)</p>
<p>Kısa Akıl / Soner Alan</p>
<p>Soner Alan’ın kısa filmi Kısa Akıl, 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kısa Film Ödülünü kazandı, filmi izleyince önce biraz duraksadığımı söylemeliyim… Çünkü akli meleke raporu almak için muayene edilen öğretmen Necla’ya şaşırtıcı bir soru soruyor doktor. Sonrasında bu tarz hastalar için sorulan en standart sorulardan birisi olduğunu öğreniyorum ama yine de geriliyorum. Gerilmenin sebeplerinden biri de Alan’ın bu soruyu sadece tıbbi tespit amaçlı sordurmadığını düşünmek!</p>
<p>Necla bu soruya ilk önce cevap veremiyor, ağzından eski dönemlere ilişkin isimler çıkıyor ama o isim bir türlü çıkmıyor. Necla bu ülkenin bilgisi ve birikimiyle öne çıkan, en önemli islerinden birini yapan biri, bir emekli öğretmen Cevabı geç bulması onun artık zaman mevhumunu yitirmeye başladığını gösteriyor. Diğer kişiler geçmişte kalmış ve Necla’nın geçmişe dönük hatırlama ağı içerisindeler ama bu kişi hem geçmişi, hem bugünü belki de geleceği temsil ediyor ve Necla ona ilişkin bir zaman yakalamıyor. Geçmiş mi, gelecek mi şimdi mi?</p>
<p>Sumru Yavrucuk’un başarılı bir şekilde hayat verdiği Necla, yıllardır olduğu yerden baktığı hayatında zihin oyununa maruz kalsa da varlığını, zihnini korumak için kendi içinde kıyasıya mücadele veriyor ve sonunda o akli meleke raporunu alıyor.</p>
<p>Bir yandan da Alan, toplumsal olarak gerçeklikten ne kadar koptuğumuzu, kolektif olarak hareket etmekten ne kadar uzak düştüğümüzü bir film setinin içindeymişçesine anlatmaya çalışıyor. Film kurgu ve gerçeklik arasında gidip gelerek Necla’nın zihninde yarattığı belirsiz algıyı tüm toplumun yaşadığını da anlatmaya çalışıyor, ya da çok ters bir argümanla bakarsak, ülkeyi yönetenlerin yaşlarının ve akli meleke raporunun ne çok şeye yol açtığını da belirtmek istiyor olabilir! Olabilir diyorum, kesinlik belirtemiyorum.</p>
<p>Cevabı geç de olsa bulan Necla’nın zihninin henüz pes etmediğini ve yok olmakta olan hafızasını ısrarlı bir biçimde çağırdığını da görüyoruz. Bu da hafızaların ve toplumun tekrar ayağa kalkması için naif bir çağrı niteliğinde! Unutkanlığa karşı savaş, unutma Necla! Her şeyi, her yapılanı tek tek hatırla savaşı bu.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-26737 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-1024x576.png" alt="" width="671" height="378" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-1024x576.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-300x169.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-768x432.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-1536x864.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-2048x1152.png 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-747x420.png 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-150x84.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-696x392.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-1068x601.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-1920x1080.png 1920w" sizes="(max-width: 671px) 100vw, 671px" /></p>
<p><strong>Anaokulu / Melis Balcı</strong></p>
<p>Melis Balcı yazıp yönettiği Anaokulu animasyonuyla 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde jüri özel ödülü kazandı ve bir animasyonu ödüle layık gördükleri için jüriye teşekkür etti, animasyon benim de markajımda olan bir tür. Hele de iyi yapılmışsa keyifle izlerim.</p>
<p>Karşımızda Fransa’ya göç etmiş bir aile var. Baba Selim zorlu bir metro yolculuğundan sonra kızı Defne’nin anaokuluna varıyor ve Defne ile birlikte zorunlu çizim atölyesinde kedi çizmeye çalışıyor ama kedisi bir türlü istediği gibi olmuyor. Kedi birazcık canavarı andırıyor, bununla ilgili videolar izliyor ama elleri hep onu aynı kediyi çizmeye itiyor. Bir yanda yanlış anlaşılma korkusu bir yandan başka bir ülkede yaşamanın getirdiği gerginlik hissi, Selim’i doğru çizimi yapma stresine sürüklüyor. Ama orası bir ana okul ve saçmalıkların havada uçuşması lazım, çocuklar bile hayal kurdukları değil onlara öğretilen şeyleri, öğretilen şekilde yapmaya çalışıyor. Selim burada anti kahraman, farkında olmadan çocuklara rol model oluyor ve en sonunda kendi çocuğu onu anlıyor! Bu çizilen şey tuhaf ya da yanlış değil hayal gücü…</p>
<p>Melis Balcı bir önceki filmi Merkür’de de el çizimi tekniğiyle karşımıza çıkmıştı, bu sade ve samimi yapı filmlerin altyapı anlatısının daha fazla önde olmasını sağlıyor. Bir masa etrafında çağdaş sanat piyasasından üst düzey kişilerin yaptığı muhabbete yabancı kalan, bir türlü giremeyen genç sanatçının yaşadıklarını anlatan film, sanat kurumlarında yaşanan sömürüye dikkat çekiyordu. Orada kurumlara yöneltilen eleştiri burada bir babanın var olma sancısına dönüşüyor ve bunu yaratan da Selim’in kendisi aslında… Karısı, okuldaki öğretmen yaptığı kediye laf etmezken bir çocuğun tuhaf bulması Selim’in kendisini yargılamasına neden oluyor! Çünkü diğer ebeveynler farklı şeyler çizerek çocukları eğlendirmek ya da önünü açmak yerine, kendilerine verilen görevi kusursuzca yapmanın yollarını arayan bireyler! O anlamda Selim tüm kuralların üzerine çizik atıyor ve batıda ya da Fransa’da yaşanan normallik kalıplarını bir çocuğun sahip çıkmasıyla yıkıyor! Çok da iyi yapıyor…</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/11/02/kisa-akil-ve-anaokulu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Festivalden &#8216;Artakalan&#8217; duygularımız&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/31/festivalden-artakalan-duygularimiz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/31/festivalden-artakalan-duygularimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:01:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26722</guid>

					<description><![CDATA[63. yılını yapan Altın Portakal’ın filmlerini yine her zamanki özverili halimizle izlemeye çalışırken, bir yandan da 70, 80 ve 90’li yıllarda çekilen filmlerin afişleriyle göz göze geldik. Hepsi başyapıt ve detaylarını hatırladığımız filmlerdi. Yapıldıkları ve yarıştıkları yıla sıkışmayıp bunca yıl yolculuklarını bizim zihnimizde sürdürecek kadar güçlü filmlerdi bunlar! Ben öğrenciyken geldim ilk defa Altın Portakal’a. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>63. yılını yapan Altın Portakal’ın filmlerini yine her zamanki özverili halimizle izlemeye çalışırken, bir yandan da 70, 80 ve 90’li yıllarda çekilen filmlerin afişleriyle göz göze geldik. Hepsi başyapıt ve detaylarını hatırladığımız filmlerdi. Yapıldıkları ve yarıştıkları yıla sıkışmayıp bunca yıl yolculuklarını bizim zihnimizde sürdürecek kadar güçlü filmlerdi bunlar!</p>
<p>Ben öğrenciyken geldim ilk defa Altın Portakal’a. 1998 yılıydı. O sene yarışan filmleri hatırlıyorum; Gemide, Laleli’de Bir Azize, Leoparın Kuyruğu, Ağır Roman, Kaçıklık Diploması, Avcı, Sevda ve Yara. O sene Yılmaz Arslan imzalı Yara filmi En İyi Film Ödülü’nü kazanmıştı ki diğer bütün filmler geçen iyi film düzlemindeydi.  Yılmaz Arslan Almanya’da yaşadığı için onu daha sonra pek göremedik ama 2005 yılında Locarno’da Gümüş Leopar aldığını hatırlıyorum.</p>
<p>Ve sene 2026. Arkadaşlar yıldız ve en iyi film, yönetmen listesi istediler. En çok zorlandığım yıllardan birisi oldu açıkçası. Her zaman as bir film olurdu ve onu çevreleyen diğer filmler! Çoğu film herhangi bir yarışmada olmayı hak etmeyecek ölçüdeydi yani bu filmleri yarışmaya alarak onlara paye vermiş ve kötü film çekme düzenini devam ettirmiş oluyoruz! Bir de yönetmen ve yapımcılara sormak istiyorum. Bu filmlerle bir festivalde olmayı hak edip etmediklerini kendilerine soruyorlar mı? Bence sormuyorlar çünkü orada olmayı herkesten fazla hak ettiklerini düşünüyorlar ve buna göre davranıyorlar.</p>
<p>Bütün filmleri izledim ama bazılarını yazacağım… Özellikle de bakanlık desteğini geçtim (birçok arkadaşımız alamıyor), TRT ve 12 punto desteği almış filmlere ve verdikleri mesajlara biraz şaşkınlıkla bakıyorum… Ülke her anlamda yangın yeri gibi, emekliler zor durumda, asgari ücretin iki katı ev kiraları, her gün artan masraflar ve artmayan maaşlar. Ve bu destekleri almış olanlar derin yoksulluk konusunu işliyor. Sanki yoksulluk uzaydan gelip yerleşmiş, ülkeyi yönetenlerin bu konuda hiçbir etkisi yokmuş gibi. Ülkede ülkeyi yönetenleri de töhmet altında bırakan bir fon krizi yaşanırken  hala ‘günah’ kavramının sorgulanması ve bunu yaparken günaha uzanırsan başına bu felaketler gelir denmesi inandırıcı durmuyor. Bu koşulları neden işleyemiyor, halkı buna iten nedenleri neden sorgulayamıyor ve kurumsal bir kanal olan TRT desteğini göğsünü gere gere alıyorsa bu filmler, eleştirilmeyi de hak ediyor.</p>
<p>Ben mesela sinemamızdan daha fazla politik eleştiri filmi bekliyordum, özellikle muhalif ve duyarlı olduğunu düşündüğüm yönetmenlerden. Bu anlamda Ragıp Türk’ün Taş ve Tüy’ünü biraz daha farklı bir yere koyuyorum ve en iyi ilk filmi ve tabii başka ödülleri almasını da temenni ediyorum. Bu güzel filmin yönetmeniyle festival öncesi yaptığım röportajın linkini buraya bırakıyorum. <strong>(https://www.cinedergi.com/2026/10/23/nazire-kurgusal-bir-karakter-ama-icinde-yasadigimiz-toplumda-fazlasiyla-karsiligi-olan-kadinlardan-biri/)</strong>  Festivalde duygu olarak yakın hissettiğim filmlerden birisi Yeşim Ustaoğlu’nun Artakalan’ı oldu. Onun da on yıldır film çekmediğini ve bunca sene içerisinde arınma modu olarak köyleri işaret etmesi pek naif kaçsa da, karşı bir tavır olduğunu düşünüyorum. Çünkü şehirler daha politik yerleşimler, her türlü manipülasyona açık ama artık toplu olarak bir şey yapabilme duygusundan da uzaklaşıldı… Bu anlamda tekrar bir reset duygusu olarak en uzak köyler önermesi biraz ütopik dursa da, kendini, akıl ve beden sağlığını koruma anlamında bir yol hikayesi en azından bana iyi geldi!</p>
<p>Sinan Sertel’i kısa filmlerinden beri takip ederim ama Elisa, fikirlerin gerçeğe uyarlandığında aynı etkiyi vermediğini doğrular nitelikte. Distopik deniyor ama gizemli bir mağarada film çekince o distopik olmuyor ve film derdini bir şekilde seyirciye geçiremiyor. Solisvita diye oluşum kurulmuş ama 180 günde birbirine düşüp, bilim adamı yetkinliğinden yoksun karakterlerin bu görev için neden ve nasıl seçildiğini anlayamadığımız, araştırmalara dair bilimsel buğulara rastlayamadığımız, sırt çantasına takılmış gaz maskeleriyle dışarı çıkabilen bu topluluğun gelişmeleri nasıl takip ettiğini bir türlü anlayamıyoruz. Bütçesizlik diyeceğim ama her türlü destek yazıyor jenerikte. Bu durumda iyi fikir buldum düsturu parçalanmış oluyor, fikirlere eklemlenecek eylem lazım…</p>
<p>Ferit Karahan imzalı Cinlerin Düğünü merakla beklediğim ve hayal kırıklığı yaşadığım filmlerden biri oldu! Bir kere film adıyla büyük beklenti içerisine sokuyor, biraz gerilimli olacağını düşünüyorsunuz ama filmdeki karakter ve zaman atmaları hiç ikna edici değil. Dizisi çekildiği için artık herkesin haberdar olduğu Yüzyıllık Yalnızlık’tan ilham almış ama o muhteşem romanı referans almakla iş bitmiyor. Ortada yıllara yayılan bir döngü ve onu kırmaya hevesli biri var ama filmin hiçbir duygusu geçmiyor, ünlü oyuncular kervanı da filmi öne çıkartan bir performans ortaya koyamıyor ne yazık! Bu arada düğün sahnesi iyi ama bugüne kadar o kadar fazla filmde düğün sahnesi izledik ki, o anlamda da bir farklılık yaratamıyor. Madem üç harflilerin adını filminin adına taşıyorsun, ben biraz daha cesur, gözü kara bir film ve gerilim beklerdim. Film kendi içinde birtakım metaforlar oluşturuyor ama filme katkısı tartışılır, örneğin meteor düşerken biri hayatını kaybediyor ama bunun neden olduğu ortaya konmuyor ya da akışa katkısı yok diyeyim… Filmle ilgili vizyon haftası olduğu için daha detaylı eleştiri yazacağım sonrasında&#8230;</p>
<p>Gelelim Hüseyin Karabey imzalı Hakikatin Ölümü’ne! Öncelikle bir roman uyarlaması olduğu için belli bir akışa sahip, ama daha çok kitabı okuyanların anlayacağı bir detay barındırıyor ve onun da ucunu açık bıraktığı için kişisel bir hesaplaşmadan çok, iki arkadaşın yaşadığı bir hesaplaşma duygusu veriyor daha çok. 1980’lerde devrimci mücadele içinde bulunan ve sonrasında farklı yollara savrulan iki arkadaşın, 15 yıl sonra tekrar bir araya gelme sürecini anlatıyor film. Feridun arkadaşı Timuçin’in kendisini ziyaret etme sebebini öğrendikten sonra alt üst oluyor. Timuçin geçmişte işlediği cinayetler sebebiyle teslim olmayı düşündüğü söylerken, Feridun işin ucunun kendisine dokunacağından korktuğu için onu vazgeçirmeye çalışıyor. Feridun bu süreci karşısındakilere anlattığı için zaman zaman filmin modu değişiyor, film küçük eslerle seyirciye küçük rahatlama anları sunuyor gibi. Yine de tek mekanda geçen bu film, ucunu açık bıraktığı ve seyirciye tam olarak Feridun ile Timuçin arasındaki bağı geçiremediği için biraz yanıltıcı durabiliyor. Bir de devrimcilerin kendilerini bu kadar sorgulamaları, kötü göstermeleri diğer bir nokta, bu da atılan her adımı ince eleyip sık dokumaktan kaynaklanıyor!</p>
<p>Bu akşam ödüller dağılacak, biz erken döndük festivalden. Bunda bir sorun yok sadece filmlere girerken biraz zorlandık. Bu filmleri izlemek, yorumlamak için geldik ama filmlere girmek isterken sert bariyerlerle karşılaşmak hem bizim hem de Antalya halkı için biraz üzücü oldu!</p>
<p>(Kısalar ve belgeseller için ayrı bir yazı yazacağım)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/31/festivalden-artakalan-duygularimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>33. Adana Film Festivali&#8217;nde ödül kazanan Drip Ve Akgün&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/09/33-adana-film-festivalinde-odul-kazanan-drip-ve-akgun/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/09/33-adana-film-festivalinde-odul-kazanan-drip-ve-akgun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 18:36:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[KISA FİLM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26679</guid>

					<description><![CDATA[Adana Film Festivali&#8217;nde ödül kazanan Drip Ve Akgün filmlerine dair kısa değerlendirmeler yaptım&#8230; Zeynep Sude Yavuz &#8211; Drip  33. Adana Altın Koza’da Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’nda Canlandırma dalında  Jüri Özel Ödülü kazanan Zeynep Sude Yavuz’un Drip, suyun her boşa akışında hayatımızda yarattığı boşluk ve yok oluşa dikkat çeken önemli bir stop motion. Su hem yaşam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adana Film Festivali&#8217;nde ödül kazanan Drip Ve Akgün filmlerine dair kısa değerlendirmeler yaptım&#8230;</p>
<p><strong>Zeynep Sude Yavuz &#8211; Drip </strong></p>
<p>33. Adana Altın Koza’da Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’nda Canlandırma dalında  Jüri Özel Ödülü kazanan Zeynep Sude Yavuz’un Drip, suyun her boşa akışında hayatımızda yarattığı boşluk ve yok oluşa dikkat çeken önemli bir stop motion. Su hem yaşam kaynağı hem de bazen felaketlere yol açacak kadar durdurulamaz bir kaynak ve Yavuz bu kaynağın iki yönlü varlığıyla sınıyor bizleri! Ve tabii bunu diyalogsuz bir anlatımla, görsel aktarımlar ve nesnelerin dili üzerinden kuruyor. Yaşlı bir kadının bahçesinde bir kağıda soy ağacı hazırladığını görüyoruz, kendisini yukarılara koyuyor ve altlara doğru gençleşen fotoğrafları soy ağacının dallarına ekliyor. O sırada bahçesinde bulunan sümüklü böceğe su vermek için musluğu açıyor ve musluk tam kapanmadığı için musluktan sızan her bir damla, soyağacındaki bir yüzü siliyor, yok ediyor. Yaşlı kadın panik oluyor, feryat ediyor, musluğun damlamaması için elinden geleni yapıyor çünkü su bir anda her şeyi yutan bir canavara dönüşüyor. Su öncesinde bol ve her şeyi yok edici gibi görünürken sonrasında bir kaşık suyun mucize, umut ve yaşam kaynağı olacağına vurgu yapıyor. Zamanın algısının değişebileceğine ve geçip giden zamanın beraberinde bir şeyleri de götürebileceğine dair bir anlatı var ve bir damlanın ne kadar da önem taşıdığına ilişkin iki yönlü bir gösterge! Birisi yok ederken diğeri var etmenin yolu oluyor… Filmin kullandığı stop motion tekniği yaşlı kadının zamana karşı verdiği mücadeleyi kırılgan bir şekilde resmediyor ve ortaya çok başarılı bir film çıkıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-26681 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-1024x639.jpg" alt="" width="670" height="418" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-1024x639.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-300x187.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-768x479.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-673x420.jpg 673w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-150x94.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-696x434.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-1068x667.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755.jpg 1280w" sizes="(max-width: 670px) 100vw, 670px" /></p>
<p><strong>Ulviye Aleyna Sarıgül – Akgün </strong></p>
<p>Ulviye Aleyna Sarıgül Akgün belgeseliyle, 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali&#8217;nde, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması &#8211; Belgesel kategorisinde Jüri Özel Ödülü kazandı.</p>
<p>Son yıllarda geçmişe dair kayıtlar, yazışmalar, video kameralarla çekilen anlar, fotoğraflar belgesel ve deneysel sinemanın markajında epey yer tutuyor. Akgün bir buzdolabının üzerine yapıştırılan fotoğraflardan ve eskiden bahçesinde tavukların dolaştığı bir bahçeden ilham alıyor. Ve bahçenin şimdiki halini görüyoruz, eskiden dolu dolu olan bahçe şimdilerde boş, yalnız. Hani anne evine gidersiniz de orada sizi bekleyen aile albümlerine, ses kayıtlarına ve toplu olarak bir araya gelinmiş ve çekilmiş videolara bakarsınız… Onlara bakarken içiniz gider, anılar canlanır dolup taşar ya zihniniz… Filmin sonunda dedemlerin evinden taşındık yazıyor. O yazı yalnızlığı, anıları daha da iyi kavrıyor. Ve buzdolabına doğru yavaş ve temkinli adımlarla yaklaşıyor kamera, iliştirilmiş belli belirsiz bir fotoğraftan koca bir anılar zincirini canlandırmaya çalışıyor Aleyna…</p>
<p>Seslerin bile bir dili, tınısı var, filmde onu da ortaya koyuyor. Eskiye ait sesler daha cızırtılı belirsiz, ham ve belirsiz, şimdiki ses algısı ise daha pürüzsüz. Bahçe ise bir dekordan çok zamanın yükünü sırtlanmış, yaşlanmış, yavaşlamış bir karakter gibi sunuluyor ve sessizlik anları bir kaybın anısına saygı olarak filmin üstünü kaplıyor. Akgün dediğim gibi son zamanlarda sıkça karşılaştığımız ama herkesin anılarından mütevellit farklı dokularda karşımıza çıkan deneysel bir çalışma , yönetmenin elindeki malzemeleri iyi kullandığını ve değerli kıldığını düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/09/33-adana-film-festivalinde-odul-kazanan-drip-ve-akgun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>33. Adana Altın Koza&#8217;da ödül kazanan üç kısa film!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/07/33-adana-altin-kozada-odul-kazanan-uc-kisa-film/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/07/33-adana-altin-kozada-odul-kazanan-uc-kisa-film/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 10:15:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[KISA FİLM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26676</guid>

					<description><![CDATA[Adana’da üç dalda ödül kazanan kısa filmleri izleyip kısa bir değerlendirme yaptım… Otel / Halil Tanışan 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali&#8217;nde (2026) &#8220;Ulusal Kısa Film Yarışması En İyi Film Ödülü kazanan Halil Tanışan’ın Otel fimi Thomas Outt’un aynı adlı çizgi filminin bir kısmının uyarlaması. Filmin güçlü ve farklı görsel dünyası Tanışan’ın görüntü yönetmenliğinden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adana’da üç dalda ödül kazanan kısa filmleri izleyip kısa bir değerlendirme yaptım…</p>
<p><strong>Otel / Halil Tanışan</p>
<p></strong>33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali&#8217;nde (2026) &#8220;Ulusal Kısa Film Yarışması En İyi Film Ödülü kazanan Halil Tanışan’ın Otel fimi Thomas Outt’un aynı adlı çizgi filminin bir kısmının uyarlaması. Filmin güçlü ve farklı görsel dünyası Tanışan’ın görüntü yönetmenliğinden gelen bakış açısıyla üst seviyelerde! Bu yüzden hikayenin biraz daha arka planda kaldığını söylemek mümkün. Film kendisine sunulan bir otele adım atar atmaz bir gariplik olduğunu sezen ama bu kadar açık bir teklife de hayır diyemeyen bir adamın dürtüleriyle hesaplaşma hikayesi! Bir fabl bile diyebiliriz. Önüne konan sofradaki yiyecekleri büyük iştahla yerken sonrasını düşünmeyen insanın aslında kendi alanıyla hesaplaşmasını izliyoruz. Dışarıdan bir etki yok, filmin sonunda gördüğümüz şey filmi biraz daha halüsinatif ve fantastik bir noktaya taşısa da, filmin ışık yansımalarıyla kurduğu oyu filmi gerilim dolu bir sona da hazırlıyor gibi.</p>
<p>Filmin sessiz olması, sadece ufak belirsiz seslerle birtakım anlaşmalar yapması ve müzik filmi sessiz dönem filmlerinin atmosferine taşıyor. Karakterin Şarlo benzeri olması o dönem filmlerine bir anma anı da taşıyor ve yönetmen filmin çizgi sinemadan gelen ruhuna kısa anlarla da olsa sahip çıkıyor. Ve filmini de sayfa sayfa ilerleyen bir çizgi roman şekliyle aktarıyor. Bu anlamda böceğe dönüşen insan ya da insanın beden ve ruhuna hükmeden böcek algısı tam ortaya dökülmüyor, zaten Ott’un tarzının bir özelliği olarak hikayenin soyut ve kapalı ilerlemesi normal! Klostrofobik ve gizemli atmosfer ise iyi yansıtılmış. Ott illüstrasyonlarını kazıma tekniğiyle üreten bir sanatçı, yani siyahı kazıyarak beyazı ortaya çıkarıyor. Tanışan da atmosferini öyle kurmuş, zifiri karanlıktan yansıyan cılız bir ışık şeklinde. Çoğu zaman o ışık oyuncunun üstüne düşüyor ve onu karanlıktan çekip çıkarıyor. Ve karakterin fiziksel olarak çöktüğü sahneler de Ott’un hikayelerindeki insanın kendi bedeniyle ya da dışarıdan bir etkiyle yüzleştiği gerçeğiyle örtüşüyor.  Ve bunu yaparken de karakterini yukarıdan  ve dar açılı bir labirentin içerisinde izliyormuşuz hissi oluşuyor ve yönetmen Ott’un çizgi roman ruhuna sonuna kadar sahip çıkıyor, hikaye biraz geri planda kalsa da, diğer argümanlar sorunsuz e hatta mükemmele yakın çalıştığı için hikayenin açılımı da kuvvetleniyor, Erdem Şenocak mimikleri ve beden diliyle otelin karanlık dehlizlerine hapsolmuş bir adamı gayet iyi canlandırıyor!</p>
<p><strong>Boşluğun Sesi / Kaan Akkaya</p>
<p></strong>33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali&#8217;nde, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması kapsamında En İyi Kurmaca Film Ödülü’ne layık görülen Kaan Akkaya imzalı Boşluğun Sesi filmi de Otel filmi gibi klostrofobik, sıkışmış, eski eşyaların tüm yaşanmış ve yıpranmışlığıyla bir arada kalmış hissiyatını bize geçiriyor. Öykü annesinin ölümü üzerine, evi boşaltmak üzere gelir. Annesi bir istifçidir ve ev ağzına kadar biriktirilmiş, atılmamış eşyalarla doludur. Öykü’nün o evden ayrılma hikayesini bilmesek de (istifçilikten kaçış) dönüş hikayesinin ruhsuzluğu, boşluğu ve duygusuzluğu istifçi olan annesinin psikolojik bir boşluğu doldurduğu gerçeğiyle bizi karşıya karşıya getiriyor. Annesinden geriye kalan eşyalar, onu tamamlayarak, onun sessizliğini kızına taşımaya hazır nesnelere dönüşüyor. Öykü film boyunca tam bir kırılma yaşamasa da küçük komşu kızının annesiyle kurduğu duygusal ilişki bir anlamda Öykü’nün yıllarca annesine karşı haksız bir yargılamanın içinden baktığı anlamını çıkarmamızı sağlıyor. Küçük kız (belki de Öykü’nün çocukluğu) yaşlı kadının şapkalarını en azından saklamak için alıyor ama Öykü’nün annesinden kalan mirastan saklayacağı herhangi bir nesnenin olmaması da tuhaf! Film Öykü ve küçük kızdan yola çıkarak anneye dair iki farklı kişilik çıkarmamızı öngörüyor ve hangisinin doğru olduğunu sonuna kadar açıklamıyor. Ama bu itiş kakış psikolojik olarak filmin çatışma dinamiklerini besleyen bir akışa dönüşüyor, çünkü filmin sadece sessizliğe ve nesnelerin sesine güvendiği anlar yetersiz kalıyor! Sonuçta tek mekanın avantaj sağladığı anlar olduğu kadar zorladığı anlar da mevcut!</p>
<p>Küçük kız annenin olmak istediği, kalmak istediği geçmişi hatırlatırken, Öykü de içinde bulunduğu, belki de olmak istemediği şimdi ki anın temsili gibi duruyor ve anne içindeki boşluğun sesini eşyaların sesinde, yaşanmışlığında ve onları terk edip gitmeyişinde arıyor. Öykü’nün sonunda kendi odasının boşluğuyla karşılaşması ise hem annesinin o boşluğu koruma hissine hem de orasının hep boş kaldığı duygusuna dönüşüyor ki, Akkaya güzel bir serzenişle filmin kapanışını yapıyor!</p>
<p><strong>Başka Türlü / Çağatay Dörtyıldız </strong></p>
<p><strong> </strong>Festivalde bu yıl ilk kez <span data-sfc-cp="" data-sfc-root="ep" data-epip="" data-complete="true" data-processed="true">Ulusal Yapay Zekâ Kısa Film Yarışması  yapıldı<strong>.</strong></span> Toplam 105 başvuru yapılmış ve 10 finalist arasından da En iyi film Ödülünü Çağatay Dörtyıldız’ın Başka Türlü filmi kazandı. Yapay zeka ile ilgili yapılan üretimlere baştan mesafeli olduğumu ama bunun da özellikle sinema sektöründe karşı konulamaz bir duruma geldiğinin farkındayım. Yani mesele sadece komut vermekten ötede bir şeye evrilmiş durumda. Başka Türlü, adıyla da aslında ‘başka türlü’ bir şey olduğu gerçeğine vurgu yapar nitelikte. Film sanki sinemanın başlangıcına uzanır bir sadelikte diyalogsuz ve siyah beyaz karşımıza çıkıyor ve günümüz insanının geçirdiği aşamaları ve geldiği zamanı anlatan hızlı bir film belki de geçirdiğimiz bu hıza vurgu yapma derdinde!</p>
<p>Her aşamanın yapay zeka tabanlı ilerlediği filmde zıt bir anlam ve anlatımla insanın makineleştiği, makinelerin insanlaştığı ve bu rol değişiminin çok da kanıksanmaya açık bir yol teşkil ettiği bir anlatı mevcut! Teknenin alabora olmasıyla karaya çıkan ve yok olmuş bir dünyanın kralından icazet alıp başka bir yola çıkmaya hazır bir bireyin yolculuğunu deneyimliyoruz ve denizin üzerindeki sisler açılıp baktığımızda, son model, ışıkları açık bir cruz gemisinin yol aldığını görüyoruz. Yeni bir döneme geçildi demek istiyor yönetmen, ya da yeni bir döneme geçme vaktinin çoktan geldiğini mi vurguluyor. Ya da Nuh’un gemisine vurgu yaparak yeni bir dünya yaratmanın ironisiyle bakıyor yarattığı şeye, hepsi mümkün. Başka türlü bir şey benim istediğim diyorsa da yapmış zaten! O anlamda filmi teknik olarak değerlendirmek çok da mümkün değil ama içerik olarak insanın kendi yaptığı şeyle hesaplaşması anlamında kıymetli!!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/07/33-adana-altin-kozada-odul-kazanan-uc-kisa-film/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir arada, yalnız ve beklenti içindeyiz!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/05/bir-arada-yalniz-ve-beklenti-icindeyiz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/05/bir-arada-yalniz-ve-beklenti-icindeyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:16:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26669</guid>

					<description><![CDATA[33. Adana Film Festivali bitti, bu sene festivalin duygusu olarak ben de biraz yorgunluk kaldı, ama bu benim duygum değil, festivalin duygusu olarak bana öyle geçti. Biz yine filmlerimizi izledik, Adana’nın keyfini çıkarmaya çalıştık, güldük eğlendik, sorguladık, üzüldük.  Kendi aramızda en çok festivalden hiç ödül alamayan film Ali Özel’in Beklenti filmini konuştuk, beklentimizi karşılamadığını düşündüğümüz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>33. Adana Film Festivali bitti, bu sene festivalin duygusu olarak ben de biraz yorgunluk kaldı, ama bu benim duygum değil, festivalin duygusu olarak bana öyle geçti.</p>
<p>Biz yine filmlerimizi izledik, Adana’nın keyfini çıkarmaya çalıştık, güldük eğlendik, sorguladık, üzüldük.  Kendi aramızda en çok festivalden hiç ödül alamayan film Ali Özel’in Beklenti filmini konuştuk, beklentimizi karşılamadığını düşündüğümüz için konuştuk ama zaten yönetmen filmin ismiyle müsemma bir duruma girerek, filmin asıl üzerinde durması gereken konuyu çoktan geride bırakıyor. Film kadın doktor cinayetini araştırmak yerine, şüpheli katil olan Celil’in aile ilişkilerine odaklanıyor ve beldenin belediye başkanı ile maden ocağı sahibinin hayatını izliyoruz. Oğlu boşanmak üzere ve kendi boşandığı karısı da modern bir şekilde kendisini ziyaret ediyor. Köydeki itibarı çok yüksek! Celil’in sorgulanırken girdiği türlü haller ya deli olduğunu ya da arkasında onu koruyanlar olduğunu gösteriyor ama film bu ilişkiler ağını da yalanlar nitelikte! Sanırım beklentinizi boşa çıkardım demek istiyor, Nuri Bilge Ceylan benzeri açtığı filmini taşra algısını tersine çevirmek, yıkmak, yok etmek şeklinde belirgin bir tersinleme ile tamamlıyor, kafalarda bir kadının ölümünün arkasında gerçekten bir şüpheli var mı sorusu kalıyor? Filmin güzel açılardan yakaladığı planlar da uzun uzun sürmüyor. Ali özel beklentimize bir parmak bal çalmak yerine onu yok sayma yolunu seçerken, sanırım jüri de klasik bir taşra filmi göremediği için filmin hiçbir karesine ödül verme gereği duymuyor. En azından Celil’i oynayan Berk Öztürk’ü görebilirlerdi!</p>
<p>Gelelim Ali Vatansever’in Bir Arada Yalnız filmine!  Filmin mesajı net aslında koca koca binalarda yan yana, alt alta yaşarken ne kadar bir arada kalabiliyoruz, birinin derdini ne kadar benimseyip paylaşabiliyoruz! Oğullarının hastalığı karşısında şartlarını zorlayan, güçlü kalmaya çalışan ama bazen süngüleri düşen ebeveynlerin, her gün yaşamak, yüzleşmek zorunda kaldıkları sorunların üzerine eğilen film, zaman zaman gerçek dünyanın sınırlarını zorlamaya çalışıyor. Film hastalığı 19 yaşındaki İzzet’i dışarıda bırakarak yapmıyor, onu sanal dünyada başka, yaşayan bir karakter olarak sunarken, gerçek dünyanın tükenen enerjisiyle sınıyor. Film yeni bir şey söylemiyor ama hikayesine sinematografik açıdan sahip çıkmayı başarıyor ve sonundaki hamleyle masalsı bir karşı duruş sergiliyor. Benim bu festivalde favori filmim olmadı açıkçası ama ana jüri Bir arada Yalnız’ı hem en iyi film hem de en iyi yönetmen ödülleriyle taçlandırdı, ayrıca filmin başrol oyuncusu Fatih Al en iyi erkek oyuncu ödülünün sahibi olurken İzzet’i oynayan Onur Gözeten’i Umut Veren Genç Erkek Oyuncu Ödülüyle ödüllendirdi.</p>
<p><strong> </strong>Pınar Yorgancıoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi Karanlıkta Islak Çalanlar bu festivalde en iyi senaryo ödülü ve kazandı. Müzik ve Film Yön jürisi ödülleri de var ayrıca. Senaryo açısından doğru bir ödül olduğunu düşünüyorum. Bu film de Bir arada Yalnız gibi başka bir çıkışsızlık noktasında yakalıyor bizleri ama işin ucunda daha trajik bir son olmadığı için daha absürt, daha komik bakabiliyoruz filmin gidişatına. Bu seçki içerisinde güçlü duran filmlerdendi açıkçası. Aslında festivaldeki filmlerin geneline baktığımızda ödüller İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz dört film  arasında paylaştırıldı diyebiliriz çoğunlukla, bu anlamda yeni filmler biraz daha dolgu gibi durdu ve ön jürinin geride bıraktığı filmler hangileriydi acaba sorusunu sordurdu. Bu arada Nuri Cihan Özdoğan’ın Ölü Köpekler Isırmaz filminin sadece SİYAD ödülü alması da ilginç, ana jürinin başka ödüller de verebileceğini düşündürten bir filmdi sonuçta!</p>
<p>Festivalde konuşulan bir diğer film, sevgi ve nefret ikileminde kalan film Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri filmiydi. Alphan Eşeli Eve Dönüş: Sarıkamış 1915 filmiyle de bizleri şaşırtmıştı, olumlu anlamda. Belki de Eşeli’nin bu filmini izlemeyenler Mutter konusunda şaşırdılar, onu özenti olmakla suçladılar ama öyle değil. Filmin elbette soru işaretleri var, Gül kimden hamile kaldı, o çocuk neden öyle doğdu gibi. Film bu soruları sormak yerine annelik duygusuna odaklanıyor, bununla birlikte erkek dünyasında kadın olma haline de! Bir nevi intikam altyapılı body horror! Festivalde bu tarz, tür filmlerine yakın bir filmle karşılaşmak beni mutlu etti öncelikle. Festivalden de hatrı sayılı ödüller kazandı, en iyi kadın oyuncu da dahil olmak üzere!</p>
<p>Bir değişik filmde Miraç Atabey imzalı Moda Evlilik’ti! Atabey olduğunu düşündüğümüz ama filmin oyuncusu olan biri çıkıp filmi fonsuz, desteksiz çektiklerini söyledi ve sonrasında yani filmin söyleşisinde Atabey’in başka biri olduğu ortaya çıktı. Biraz oyunbaz bir durumlar sunan ekip ve film deneysel formunu koruyan bir film çekmişler. Yeni evli bir çiftin genelde evde, evden bir bakışla evin önündeki özel sahilde ve dalgalı denizde çektikleri film, altı farklı tablonun canlandırılmasından ilham almış vs ama bence tablolar bir fikir ortaya çıkarması için kurulan bir denkleme benziyordu. O yüzden filmi de ayrı ayrı filmler gibi izlemeye çalıştım. Filmin önermesi modern evliliklerin ‘kavga’ üzerine kurulduğunu söylemek! Filmi değişik olarak yorumlayabiliriz, kamera açısının değişmeyen algıyla bizlere olayları gösterme isteğini anlayabiliriz ama eksik olan ‘film’ duygusunu pek de yerine koyamadım açıkçası.</p>
<p>Ve gelelim Tunç Şahin’in kendi yazıp yönettiği tiyatro oyunundan uyarlanmış olan Canavar filmine. Zaten festival başlamadan, daha filmler açıklandığında başlamıştı Canavar’a olan itirazlar. O bir film değil, tiyatro vs..  Lars Von Trier imzalı Dogville’a kadar uzanan karşılaştırmalar var ama bence Canavar o kulvarlarda değil! Metin akıcı, oyunculuklar gayet iyi ve minimal dokusu ile dikkat çekici. Ben bir tiyatro oyunu uyarlaması değil de tek mekanda geçen bir film olarak izledim. Yıllar önce yaşanan ve herkesin üzerini örttüğü bir olayın ortaya çıkma sürecinde yaşananlar ‘canavar’ kavramına açılım sağlıyor. Yönetmenin oyun ve olaya bu açıdan bakmak istediğini düşünerek izledim, ortaya tek mekana sığmasına rağmen dinamik bir iş çıkmış!</p>
<p>Festivalin bir diğer yarışma filmi olan Patates Kızartması Sinan Biçici imzası taşıyor, başrollerde Bülent Emin Parlak, Serkan Genç ve Elit Andaç Çam var. Film aynı okuldan mezun olun, birisi tiyatro birisi de dizi oyunculuğu yapan iki farklı karakterin bir dizi setinde karşılaşıp şimdiyi ve geçmişi yad etmesini anlatıyor. Hareketli kamera, uzayan, tekrarlı sahneler filmin temposunu düşürdüğü gibi filmin ana konusunun ortaya dökülmesine de izin vermiyor, oyunculuklar tam olarak ortaya çıkmıyor. Bir tutukluk vardı filmde maalesef, fikir iyi ama uygulama kısmı zayıf! Festivalden ödül alamayan filmlerden oldu.</p>
<p>Bu sene festivale ulusal yapay zeka kısa film yarışması da eklenmiş, zaten edebiyat uyarlaması uzun metraj senaryo yarışması birkaç yıldır devam ediyor ve ben bu kısmı çok değerli buluyorum…</p>
<p>Festivalde bu sene gezi de vardı, yıllar önce Yumurtalık Limanı tarafına gitmiştik, bu kez rotamız Anavarza antik kenti, Arıkan Konağı, Kozan kalesi ve Dağılcak Tabiat Parkı oldu. Adana&#8217;nın farklı yüzleriyle karşılaştık, Kozan&#8217;da birçok dizi filmin çekildiği özellikle de yakın zamanda çekilen Bir zamanlar Çukurova&#8217;nın çekildiği sokakları görme imkanı bulduk. Ben bu gezileri de değerli buluyorum, yıllardır Adana&#8217;ya geliyorum bu gezilerle Adana&#8217;nın ne kadar geniş coğrafyası, özellikleri ve verimli yanları olduğunu gözlemliyorum. Artması dileğiyle&#8230;</p>
<p>Festivalde bu sene sinema yazarı / basın olarak filmlerin biletlerine ulaşmakta zorlandığımızı belirtmek istiyorum. Ücretsiz olan gösterimlere seyircinin ilgisi çok yoğun bu çok güzel. Bizler de filmleri izlemek için ayrı bir istek ve çaba gösteriyoruz ama çoğu zaman tansiyonu yükselen sıralarda beklemek zorunda kaldık, aklımızdaki tek şey bilete ulaşma duygusu oldu ve bu hem yordu hem de gereksiz bir mesai haline geldi. En azından sinema yazarları ve basının bu filmleri izlemek durumunda olduğu gerçeği göz önünde bulundurulursa, seneye çözümün daha yapıcı ve sorunsuz olacağını düşünüyorum. Biz bilete değil bilet bize ulaşmak için çabalasın! Bir de basının bir kısmı bu sene yarım konakladı, tıpkı geçen sene Altın Portakal’da olduğu gibi! Festivalin başlamasına günler kala söylendiği için bazı arkadaşlar için hoş olmadı, zorlayıcı oldu. Belli ki festival de böyle olmasını istemiyordu, muhtemelen son dakika ortaya çıkan talihsizlikler buna sebep oldu. Bir de bence film izleyen, festivalle ilgili üretim yapan basın festivali başından sonuna takip etmeli. Yani festivaller bir yerden kısacaksa bu sinema basını, yazarları olmamalı!</p>
<p>Onun dışında festival yine kapsayıcı olmaya çalıştı, Adana dışından çok konuk vardı. Adana’da olmayı seviyorum, film izlemeyi, onlarla ilgili çıkışlarda çene patlatmayı, filmlerin dünyasını gerçek dünyanın içinde aramayı! Festivali yapan ekibe de her şeyin daha kötüye gittiği zamanlardan geçtiğimizi düşünerek önümüzdeki yıl için kocaman güç diliyorum…</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/05/bir-arada-yalniz-ve-beklenti-icindeyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her filmin duygusu Ayvalık&#8217;la bütünleşti!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/09/20/her-filmin-duygusu-ayvalikla-butunlesiyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/09/20/her-filmin-duygusu-ayvalikla-butunlesiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 10:22:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26617</guid>

					<description><![CDATA[5. Ayvalık Film Festivali bugün sona eriyor… Ayvalık çok sevdiğim sahil kasabalarından biri ve festivalin Ayvalık’la çok bütünleştiğini ve Ayvalık’a çok yakıştığını düşünüyorum. Festival direktörü Azize Tan’ı bu öngörü, bu devamlılık için tebrik etmek gerekiyor! Her filmin duygusu Ayvalık’ta hissediliyor gerçekten de. Bu sene afişini de çok sevdim Ayvalık’ta yaşamış, 2022 yılında hayatını kaybetmiş aynı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>5. Ayvalık Film Festivali bugün sona eriyor… Ayvalık çok sevdiğim sahil kasabalarından biri ve festivalin Ayvalık’la çok bütünleştiğini ve Ayvalık’a çok yakıştığını düşünüyorum. Festival direktörü Azize Tan’ı bu öngörü, bu devamlılık için tebrik etmek gerekiyor!</p>
<p>Her filmin duygusu Ayvalık’ta hissediliyor gerçekten de. Bu sene afişini de çok sevdim Ayvalık’ta yaşamış, 2022 yılında hayatını kaybetmiş aynı zaman da berber olan Arif Buz’un sokağa, meydana, alanlara taşan coşkulu çizimleri Alkan Avcıoğlu’nun animasyon çalışmasıyla bizi büyülü bir gerçekliğin içine soktu…</p>
<p>Festivalde her bölüm kendi içinde incelikli hesaplanmış filmlerden oluşuyordu ama bu sene ilk defa eklenen ‘Orta Sınıflar Nereye Gidiyor’ hem isim olarak hem de orta sınıfın kalmadığı düşünülen bir atmosferde dikkat çekici bir fotoğrafa dönüşüyor. Bu bölümde yer alan yerli filmler karakterlerin içinde bulunduğu duruma umutsuz bir pencereden, çözüm odaklı bir çabalama, bocalama açısından bakıyor ve ortaya geleceğe karşı bir güvensizlik penceresi açılıyor. Sanırım orta kuşağın geleceğe taşıyabileceği umut kırıntısı azalıyor, çabalamaya rağmen bunu yaşamak eski ve yeni kuşağı benzer bir karamsarlık içerisinde buluşturuyor! Festivalde bu bölümde Sarı Zarflar, En Güzel Cenaze Şarkıları, Bir Arada Yalnız, İsimsiz Eserler Mezarlığı, Günyüzü, Karanlıkta Islık Çalanlar ve Süt Çiftliği yer aldı.</p>
<p>Bir diğer bölüm de benim için izlemekten her daim keyif aldığım animasyon filmlerin olduğu bölümdü. Öncelikle Fransız oyun yazarı ve film yapımcısı Marcel Pagnol’un hayatını anlatan biyografik film Muhteşem Bir Hayat’ı izledim. İzleyiciye mesafeli bir karakter ve animasyon olduğunu söylemeliyim. Yazar ve yönetmen olan Slyvian Chomet’in filme özellikle teknik açıdan çok emek verdiği belli. 2010 yapımı İllüzyonistten bu yana ilk animasyon filmi olan Muhteşem Bir Hayat, aynı zamanda 2003 yapımı Belleville Üçüzleri’nde sergilenen tarzda karşımıza çıkıyor. Hikaye anlatımı bir yaşamın izini sürdüğü için bildik kaçıyor ama görsel olarak çok tatmin edici. Film başlarda konu olarak daha akıcıydı, sonrasında didaktik bir anlatıma dönüşse de görselliği her daim göz doldurucu.</p>
<p>Bir diğer film, kesinlikle seyirci dostu bir film olan Louis Clichy’nin Iron Boy’u. Başta bir büyüme komedisi gibi duruyor ama içine aile ilişkileri, inanç sistemi, sevgi ve biraz da dostluk temaları girince hassas bir teraziye dönüşüyor. Suluboya tekniğiyle karşımıza çıkan film, yönetmenin sanat departmanında çalıştığı filmler olan Wall-e ve Up filmlerinden feyz aldığını açıkça ortaya koyuyor. Özellikle de karakter, görüntü ve onu birleştiren temayı başarılı bir şekilde kurguluyor, zaten karakter çok sempatik yaşadıkları da çok iç buracak kadar gerçekçi!</p>
<p>Bu bölümde ayrıca yazar yönetmen Kohei Kadowaki’nin ilk animasyon filmi Biz Uzaylıyız da vardı. Film ilgi çekici ikili bir bakış açısıyla ve incelikli gözlemlenmiş görüntüler aracılığıyla ergenlik bunalımıyla birlikte ilerleyen bir okul hayatı yolculuğunu ele alıyor ve o yılların sonrasına etkisini… Film başlarındaki büyülü gerçeklik hali sonrasında acı gerçekle yüzleşme, intikam alma ve olayları iki taraflı görme hali getiriyor ki bazı yerlerde odak kayboluyor ama yine de bizi büyüme dengesinin sancısında tutmayı başarıyor.</p>
<p>Festivalde ayrıca; üretken Romen yönetmen Octave Mirbeau’nun Bir Oda Hizmetçisinin Güncesi filmini izledim. Film Octave Mirbeau’nun 19. Yüzyıl başlarında yazdığı ünlü kitabından uyarlama. Jude bu hikayeyi anlatarak sınıf hiyerarşisinin bitmediğini ve modern kölelik sisteminin şekil değiştirerek de olsa devam ettiğini güncelliyor. Burjuva bir ailenin yanında çalışan Rumen bir kadının kendi hayatıyla çalıştığı ailenin hayatı arasında kurmaya çalıştığı dengeyi hüzünlü bir şekilde ele alırken, çocuk dünyasının kırılganlığına da dikkat çekiyor.</p>
<p>Gregg Araki son filmi I Want Your Sex / Seni İstiyorum da en ticari belki de en düz-gün filmine rast geliyoruz. Tabii yine uçuk filmlerinde kullandığı deri kıyafetler, kırbaçlar ve tuhaf cisimler var, film bazıları için aşırı bulunabilir! Ya da şöyle diyebiliriz film için Seks saplantısının götürdüğü yere git!</p>
<p>Kosovalı yönetmen Blerta Basholli’nin ikinci uzun metrajlı filmi Dua, 90’larda Sırp işgalinin ve baskısının hissedildiği 90’larda geçen gerilimli bir büyüme hikayesi. Dua judo, müzik ve cinsel keşifleriyle hayatta kalmaya çalışan bir genç kız ve etrafındaki çember git gide daralıyor. Film bu konuyu ele alan filmlerden çok farklı bir şey içermiyor ama amacı zaten o dönemin acısını yaşatmak. Dua’nın yolculuğu siyasi şiddetin getirdiği korku cesaretle yüzleşmeyi de içeriyor!</p>
<p>Festivalin kısa film ve belgesel seçkisi de çok iyiydi, ben döndüğüm için birçoğunu izleyemesem de, kısacıların orada olmaktan çok mutlu olduğunu düşünüyorum ve festivali takip edenlerin kısa filmlere özel bir ilgisi olduğunu da duydum.</p>
<p>Gösterimler, sadece festival döneminde açılan Vural Sineması’nda (ama tadilata girip her zaman açık olacağının müjdesini aldık), Fabrika Ayvalık ve yeni açılan gösteri merkezi olan Rauf Denktaş Kültür Merkezi’nde yapıldı. Ayvalık zaten her yere yürüyerek ulaşılan bir ilçe o yüzden filmler ve etkinlikler arasında mekik dokurken, dar, hareketli ve renkli sokaklardan geçmek bir kez daha iyi hissettirdi. Film festivalleri zaten sadece film izleme odaklı olmamalı, sonrasında etkileşim kurulup fikir alışverişinde bulunulacağı yerlere dönüşmeli. Ayvalık Film festivali buna çok önem verdiğini hem seçtiği mekanlarla, hem menülerle her gün gösterdi, kendi aramızda ‘sosyalleşme’ yorgunluğu yaşıyoruz dediğimiz tatlı anlara dönüştü bu buluşmalar! Her şeyin içinin boşaltılıp üstelik zorlaştığı bir dönemde inatla güzel bir festival yapmak çok önemli ve mutluluk verici!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/09/20/her-filmin-duygusu-ayvalikla-butunlesiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evin ve caddenin sonu!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/08/17/evin-ve-caddenin-sonu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/08/17/evin-ve-caddenin-sonu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2026 10:24:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26545</guid>

					<description><![CDATA[David Robert Mitchell’in The End Oak Street filmini ve Netflix’te oynayan Louis Laterrrier’in yönettiği Son Ev’i arka arkaya izleyince doğanın tekrar dizginleri ele alma  gücüyle ilgili bir his belirdi içimde, pek benim gibi bakan olmamış sanırım meseleye. Bu arada kesinlikle Oak Sokağının Sonu daha keyifli, en azından bir mantık zincirine tutunmak zorunda hissetmiyor kendisini, Spielbergvari [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>David Robert Mitchell’in The End Oak Street filmini ve Netflix’te oynayan Louis Laterrrier’in yönettiği Son Ev’i arka arkaya izleyince doğanın tekrar dizginleri ele alma  gücüyle ilgili bir his belirdi içimde, pek benim gibi bakan olmamış sanırım meseleye.</p>
<p>Bu arada kesinlikle Oak Sokağının Sonu daha keyifli, en azından bir mantık zincirine tutunmak zorunda hissetmiyor kendisini, Spielbergvari bir başlangıç yapsa da bunu çabuk sonlandırıyor ve korkuyla bezenmiş bir hayatta kalma yarışına dönüşüyor. Zaten yapımcıların bu bir dinozor filmi benzetmelerine de çok aldırış ettiğini düşünmüyorum böyle bir film çekerek!</p>
<p>Film klasik birbirine bağlı bir ailenin mahallede verilen bir partide, partinin tadını çıkardığı sahneyle başlıyor ama mükemmel ailenin ardındaki sorunlar da su yüzüne çıkıyor. Greg karısına işten ayrıldığını ve pizza sattığını söyleyemiyor, karısı Denise ise görünmez olduğunu düşünüyor ve hayatının başrolde olduğu bir roman yazıyor. Ama bir anda sadece Oak sokağı 150 milyon yıl öncesine ışınlanınca bir arada kalma, aileyi bir arada tutma duygusu öne çıkıyor. Her şeyin birdenbire yok olduğu, sadece doğanın ve hayvanların yaşam alanı içerisinde insanların ne kadar da çaresiz kaldığını gözlemliyoruz. Hep hayvanların yaşam alanlarına girip onları asıl alanlarından uzaklaştırdığımızı söylüyoruz ya bu film tam da onların yaşam alanlarının ortasına pat diye hazırlıksız düşmenin hikayesi! O zaman da kaçacak delik arıyoruz, filme bu açıdan bakınca daha anlamlı bulup sevdim!</p>
<p>Tabii bir yandan da yönetmen David Allen Mitchell 2014’te çektiği It Fallows ile başarılı bir korku filminin derinliklerine doğru yol almıştık. Burada korku o kadar ön planda olmasa da elini korkak alıştırmadığını görüyoruz. Herkesin devasa hayvanlar tarafından parça pinçik edildiği filmde yönetmen dar alanda iyi gerilim unsurları yakalamayı başarıyor! Aynı zamanda absürd ve eğlenceli de! Film dinozorları ve uzunluğu konusunda elini korkak alıştırmayan ve bütün evi dolaşmasına rağmen sonlara doğru dikkati çeken yılanıyla ve 1993 yapımı Jurassic Park’ta bulunan bütük çeneli T.Rex’leri de devereye sokmaktan kaçınmıyor! Çoğunlukla koş, ateş et ve saklan, dehşete düş şeklinde ilerleyen filmde birçok absürt an var öyle ki Greg (Ewan McGregor) bir eve dayanmış çiftleşen ve kendinden geçmiş iki dinozorun önünde polaroid fotoğraf çektiriyor ve sonrasında filmin bizi kendimizi tokatladığı yer olarak hafızaya alınabilir, av oluyor!</p>
<p>Plat ailesi Sessiz Yer filmindeki gibi anlamsızlığın dibini boyaladıkça boyluyor, bir solucan deliğinden geçerek kendi mekanlarında tarih öncesi bir dönemde mahsur kalıyorlar, dönüşleri ise arada bir ortaya çıkıp doğru zamanlamayla atladıklarında onları 1982 yılına götürecek bir kürede saklı! Burası biraz basit kaçsa da bir anda bir anda dönüyorlar, tarih öncesinde ölen babaları hayatta. Yani aileyi toparlamak için böylesine zorlu bir deneyim gerekli miydi bilmiyorum ama keyif aldım, konu saçma, efektler yetersiz ama filmin içinde tutarlı olan tarafı var, yaşadıkları zamana geri dönmek ve her şeyi yerli yerinde bulmak! Anne Hathaway ve McGregor abartılı oynasalar da filmin içinde gayet sevimliler! Hayvanların alanına girmek konusunu ayrıca düşünelim bir de!</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-26547 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/08/af09fa462d701ba484f9e69952e69d9b.jpg" alt="" width="765" height="537" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/08/af09fa462d701ba484f9e69952e69d9b.jpg 835w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/08/af09fa462d701ba484f9e69952e69d9b-300x211.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/08/af09fa462d701ba484f9e69952e69d9b-768x539.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/08/af09fa462d701ba484f9e69952e69d9b-598x420.jpg 598w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/08/af09fa462d701ba484f9e69952e69d9b-150x105.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/08/af09fa462d701ba484f9e69952e69d9b-696x488.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/08/af09fa462d701ba484f9e69952e69d9b-100x70.jpg 100w" sizes="(max-width: 765px) 100vw, 765px" /></p>
<p>Pandemi yaşamasak gayet şahane gelebilecek bir fikir Son Ev. Seaatle ‘da yaşayan bir ailenin üzerinden bütün mahallenin, kasabanın hatta dünyanın kapılarının kapandığını görüyoruz, kapılar, pencereler açılmıyor bir güç onları evin içine tıkıyor, hapsediyor. Zamanla bu koşullarda yaşamayı öğreniyorlar ama bir atıklarını nereye attıkları muamma bir de bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun neden açık olan Noel Baba bacasından içeriye dolmadığı… Filmin ilk yarısı karşılaştıkları absürt duruma uyum sağlama, anlama, ona karşı durma olarak geliştiği için ilgi çekici. Ama sonrasında biraz zorlama bir durum kazanıyor. Yağmurla ilgisi olduğu kesin evde olmalarının, yağmur bir süre sonra her şeyi çürütmeye başlıyor ve belki biraz beklerlerse dışarı çıkabilecekler, çünkü kendi evleri de çürümeye başlıyor. Dünya yine hayvanlara kalıyor, onlar hayatta ama bazıları Ann, Jason, Graham ve Ruth’dan oluşan aileye av oluyor.</p>
<p>Oturma odasını bahçeye çevirip ekip biçemeye başlıyorlar bir anlamda Marslı filminin moduna geçtiklerini söylemek mümkün. Burada da ana nokta aile dayanışması, bir arada kalabilmek, ebeveynlerin zaman zaman zorlandıkları bilimsellik dışı bir drama… Çıkamamalarının bir sebebi olmalı sorusu zihnimizde sürekli tekrar etse de film sonunu bağlayamıyor maalesef! Hafiften iklim değişikliği, mahvettiğimiz dünya ve bir arada kalmanın ruhuna dair ipuçları sunsa da, o da yoğun yağmura karışıp gidiyor. Ve sonrasında onları oraya tıkan şeyin dev ahtapotlar olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>Gerçekten de senaryo yazarı Robinson köşeye sıkışmış görünüyor. İnsanlığa dair bir mesajları mı var? İnsanları neden öldürdüler, alanları mı azaldı ve neden o kadar devasalar? İçeride yaşanan gerilimler yine de etkili tabii, sonuçta onları tutan şeyin gizil varlığı, bilinmezliği etken bunda. Ama yine de filmin sonlanışı biraz müsamere tadında. Greta Lee ve Wagner Moura filmi kurtarmak için yeterince sempatik bir rol üstleniyorlar’</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/08/17/evin-ve-caddenin-sonu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın ve çocukların dramı!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/07/18/kadin-ve-cocuklarin-drami/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/07/18/kadin-ve-cocuklarin-drami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jul 2026 09:19:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26500</guid>

					<description><![CDATA[Saeed Roustaee İran’ın muhalif yönetmenlerinden. 2022 yılında çektiği Leila’nın Kardeşleri filmiyle İran rejimi tarafından altı ay hapis cezası almıştı ve yeni filmi Woman and Child’ı (Bizdeki adı Ceza) hükümet onayıyla çektiği söyleniyor. Kendi ülkemizdeki ilişkiler ağını gördüğüm için kendisini asla kınamıyorum. Bu onayın filme yansıyan tarafı kadınların başörtüsü takması olabilir, oyuncularını nasıl ikna etti bilemiyoruz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Saeed Roustaee İran’ın muhalif yönetmenlerinden. 2022 yılında çektiği Leila’nın Kardeşleri filmiyle İran rejimi tarafından altı ay hapis cezası almıştı ve yeni filmi Woman and Child’ı (Bizdeki adı Ceza) hükümet onayıyla çektiği söyleniyor. Kendi ülkemizdeki ilişkiler ağını gördüğüm için kendisini asla kınamıyorum. Bu onayın filme yansıyan tarafı kadınların başörtüsü takması olabilir, oyuncularını nasıl ikna etti bilemiyoruz ama filmin başlarında Mahnaz ve Hamid’in bir sahneleri var. Mahnaz saçlarını kestirmiştir ve Hamid uzun halini daha çok sevdiğini söyler. Bu belki de arka planda işleyen bir protesto ve tepkidir, bilemeyiz! Film İran’da yasaklı değil ama ulusal çıkarlar ve ulusal ahlakla ilgili eleştirel noktaları olduğu için üzerinde hala karabulutlar dolaşıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26502 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/p17-Mother-and-Child_MER-1024x683.webp" alt="" width="671" height="447" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/p17-Mother-and-Child_MER-1024x683.webp 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/p17-Mother-and-Child_MER-300x200.webp 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/p17-Mother-and-Child_MER-768x512.webp 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/p17-Mother-and-Child_MER-630x420.webp 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/p17-Mother-and-Child_MER-150x100.webp 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/p17-Mother-and-Child_MER-696x464.webp 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/p17-Mother-and-Child_MER-1068x712.webp 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/p17-Mother-and-Child_MER.webp 1200w" sizes="auto, (max-width: 671px) 100vw, 671px" /></p>
<p>Roustaee’nin filmlerinde İran toplumunda yaşanan sıradan ama dozu gittikçe artan ve karanlığa evrilen ilişkiler, Amerika’nın yaptırımları sonucu ekonomik olarak etkilenen orta sınıfın hali anlatılır ve kendisi detaylandırmayı ve hatta melodrama kaymayı seven bir yönetmen. Bu yıl Cannes’da Cafar Panahi’nin Sadece Bir Kazaydı filmi Altın Palmiye’yi kazanırken diğer bir yarışma filmi de Woman And Child’dı. Filmin konusu kadınların hem sistem hem de üzerine gelen erkekler tarafından yaşadıkları zorluklar… Oyunculuk ve yönetmenlik gerçekten de çok akıcı ama konu biraz fazla dallanıp budaklanıyor ve filmin her karesinde trajedi kol geziyor neredeyse!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26504 size-large" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/woman_and_child-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/woman_and_child-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/woman_and_child-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/woman_and_child-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/woman_and_child-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/woman_and_child-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/woman_and_child-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/woman_and_child-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/woman_and_child.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p>İki çocuklu dul bir kadının yeniden evlenmek istemesiyle gelişen olaylar silsilesinin içine bir de çocuk kaybı girince hem filmin alanı genişliyor, duygusu da daha ağırlaşıyor kabul ediyorum ama zaman zaman odak kaçıyor. Mahnaz’ın Hamid’le evlenme arzusu pek ortaya çıkmıyor, annesi ve kız kardeşiyle yaşadığı evden mi uzaklaşmak istiyor, yeniden çocuk sahibi mi olmak istiyor ve isteme esnasında çocuklarını ortalıkta istemeyen Hamid’in tavrı sonrasında ne olacak? Film bunlara cevap vermek yerine sabanını sürmeyi tercih ediyor ve oğul Aliyar’ın başına gelen trajik olaydan sonra filmin boyutu değişiyor. Mahnaz’ın iyi olmasını hayal ettiği her şey onu ve ailesini tam tersi yöne götürüyor. Evlenmek istediği adam olan Hamid’in kendisinden daha genç olan kız kardeşi tercih etmesi (orada kız kardeşi de yargılamak lazım) toplumun onun yaşında bir kadının yeniden başlaması için pek fırsat vermediğini söyleyebiliriz. O da erkeklere dolayısıyla sisteme savaş açıyor, onu yok etmeye çalışan erkeklerle savaşıyor. Bunu yaparken de öfkeli bir Medea, en az onlar kadar acımasız olabiliyor!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26503 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/images-1.jpg" alt="" width="663" height="442" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/images-1.jpg 678w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/images-1-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/images-1-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/images-1-150x100.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 663px) 100vw, 663px" /></p>
<p>Bu arada çocuk oyuncular da çok iyi. İran’ın çocuk oyuncuları filmi duygusuna katma hali tartışmasız başarılı. Burada da Aliyar’ı oynayan 14 yaşındaki Sinan Mohebi ve kız kardeşi Neda’yı oynayan Arshida Dorostkar gerçekten karakterlerini ortaya koyma konusunda başarılılar.</p>
<p>Mahnaz’ın kontrolü kaybetme noktasında yaşadıkları kadar yaşattıkları da önemli. Yaşadıklarının cezasını kesecek birilerini ararken bundan annesi, Neda ve kız kardeşi de etkileniyor ve kendisi git gide çaresiz ve korkutucu bir karaktere dönüşüyor. İronik bir şekilde, oğlunu sürekli azarladığı, onu durdurmaya çalıştığı davranışları taklit etmeye başlıyor ve anne oğulun çok fazla ortak noktası olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu şekilde olayları üst üste yığıp başarılı bir şekilde kurgulayabilen az yönetmen vardır, Roustaee gerçekliği iyi kullanan yönetmenlerden, burada biraz özellikle filmin ikinci yarısında gerilimli bir pembe dizi havası seziliyor ama son sahnede herkesi ortak bir duyguda toplamayı başarıyor!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/07/18/kadin-ve-cocuklarin-drami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trajik bir zihin oyunu!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/07/14/trajik-bir-zihin-oyunu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/07/14/trajik-bir-zihin-oyunu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:22:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26492</guid>

					<description><![CDATA[Slovakya’nın Oscar adayı ve gerçek bir öyküden uyarlanan Otec /Baba ‘unutulan bebek sendromu’ diye bilinen bir durumu yaşayan babayı konu alıyor. Filmi izledikten sonra okuduklarımdan çok sık yaşanan bir durum olduğunu anlıyorum, resmi bir açıklaması yok ama beyin otomatik pilot moduna geçip bebeği yuvaya bıraktığınızı düşündürtüyor ama aslında bırakmamış oluyorsunuz! Yönetmen Tereza Nvotova’nın filmi uzun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Slovakya’nın Oscar adayı ve gerçek bir öyküden uyarlanan Otec /Baba ‘unutulan bebek sendromu’ diye bilinen bir durumu yaşayan babayı konu alıyor. Filmi izledikten sonra okuduklarımdan çok sık yaşanan bir durum olduğunu anlıyorum, resmi bir açıklaması yok ama beyin otomatik pilot moduna geçip bebeği yuvaya bıraktığınızı düşündürtüyor ama aslında bırakmamış oluyorsunuz!</p>
<p>Yönetmen Tereza Nvotova’nın filmi uzun planlarla yaşanan dramı daha da etkili bir hale getirirken, bir yandan da bir insanın kendisine yönelttiği cezanın affedilemez olduğu gerçeği, karmaşası ve acısıyla bizleri baş başa bırakıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26494 size-large" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/11-OTEC-STILL-1200x720-1-1024x614.png" alt="" width="696" height="417" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/11-OTEC-STILL-1200x720-1-1024x614.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/11-OTEC-STILL-1200x720-1-300x180.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/11-OTEC-STILL-1200x720-1-768x461.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/11-OTEC-STILL-1200x720-1-700x420.png 700w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/11-OTEC-STILL-1200x720-1-150x90.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/11-OTEC-STILL-1200x720-1-696x418.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/11-OTEC-STILL-1200x720-1-1068x641.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/11-OTEC-STILL-1200x720-1.png 1200w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p>Hikaye sıradan bir gün algısıyla başlıyor, baba Michal (Milan Ondrik), karısı Zuzka (Dominka Morakova) ve iki yaşındaki kızları telaşlı, mutlu bir güne adım atıyor. Her gün kızı yuvaya kendisi bırakan Zuzka o gün işleri nedeniyle bu işi Michal’den ister. Filmi izlerken babanın kızı yuvaya teslim ettiğini görüp biz de rahatlıyoruz, demek ki öyle olmayacak ya da başka bir gün mü olacak diye düşünüyoruz. Yani babanın otomatik pilot moduna biz de inanıyoruz. Bir yandan da filmi izlerken baba tamamen unutabilirdi kızını kreşe teslim etmeyi. Sonuç değişmiyor gerçi! Her zamanki rutin işlerinin arasına sokulan bir şeyi unutmak gibi de olabilirdi. Her hâlükârda minik Dominika, arabanın içinde altı saat havasız kaldığı için ölüyor. Zihnin bize ettiği bir oyunun ne kadar ikna edici bir gerçeklik olarak yeniden yazıldığının kanıtı bu, gerçekten de şaşırtıcı ve dehşete düşürücü!</p>
<p>Bir derginin yöneticisi olan ve işleri iyi gitmeyen Michal, işleri toparlamaya çalışırken, beyni hala kızını kreşe bıraktığının güvencesi altında. Karısından gelen telefonla bir anda kafasında yarattığı imaj yerle bir oluyor. Kızı hala arabada! Buradaki geçiş gerçekten çok etkili. Ondrik iş yerindeki stresli tavrından bir anda çocuğunu sorumsuzca arabada unutan ve ölümüne sebebiyet veren bir babaya geçiş yapıyor, buradaki performanstan bahsetmek saçmalık olacak belki ama o travmayı, o yıkımı ve çaresizliği iliklerimize kadar hissettiren bir kabusu bizlere de yaşatıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26495 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/images.jpg" alt="" width="677" height="451" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/images.jpg 678w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/images-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/images-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/images-150x100.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 677px) 100vw, 677px" /></p>
<p>Bundan sonrası yaşanan trajedinin nasıl ilerlediği, anne ve babaya nasıl etki ettiği. İlk sahneler Michal kafasını dolaba vuruyor, Zuzka bu trajedi olmamış gibi davranıyor ama sonrasında dayanamayıp tüm sistemini kapatıyor. Zuzka’nın bu affedilemez trajedinin ardından kocasına olan tavrına bakıyoruz, onun da buna bir cevabı yok. Burada Moravkova’nın da güçlü bir performansı var, arada kalmış, kocasını affetme gücünü bulmaya çalışan acılı bir kadına hayat veriyor.</p>
<p>Yargılama esnasında sakal bıraktığını, yaşlandığını gördüğümüz Michal, kendisini savunmuyor, her türlü cezayı hak ettiğini, dönüşü olmayan bir suça sebep olduğunu söylüyor. Dediğim gibi acısının inandırıcılık sorunu yok. Öncesinde karısı yapamadığını söyleyip kendisini terk etmişti bu yalnızlık içerisinde daha da hissedilen bir acı olsa gerek bu kayıp. Filmin mahkeme sahnesinde kamera yükselip dışarıdaki bir parkta oynayan çocukların seslerini ulaştırıyor bize… Dominika da orada oynayabilirdi bu trajik sahnelerin yaşanmasındansa. Yönetmen filmini zarif, saygılı bir kayıp filmi olarak koyuyor kalbimize. Trajedinin boyutunu her daim hissettiriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26496 size-full" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/tereza-nvotova-father-otec-movie-review-2025.jpg" alt="" width="600" height="360" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/tereza-nvotova-father-otec-movie-review-2025.jpg 600w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/tereza-nvotova-father-otec-movie-review-2025-300x180.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/07/tereza-nvotova-father-otec-movie-review-2025-150x90.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>Film yine de kafalarda şöyle bir soru işareti bırakıyor, çocuğunu çok seven biri nasıl olur da onu arka koltukta unutur? Ama film yine de yeşil bir ışık yakmayı ihmal etmiyor Michal ve Zuska’ya… Belki Michal ahlaki olarak her daim yargılanacak, kendisini yargılayacak ama hayatın doludizgin akışına da el uzatmak mı gerekiyor? Film bir engel daha çıkarıyor önlerine, yakınında olanlar bu süreçte onları nasıl yargılamış trajik şekilde öğreniyorlar! Sonuçta bu bitmeyecek içsel bir davaya evriliyor ve Nvotova’nın başarılı yönetmenliği her duyguya kucak açıyor!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/07/14/trajik-bir-zihin-oyunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinema ve yeme kültürünün buluşma noktası: Gastronomi Film Festivali!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/06/08/sinema-ve-yemegin-bulusma-noktasi-gastronomi-film-festivali/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/06/08/sinema-ve-yemegin-bulusma-noktasi-gastronomi-film-festivali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 18:40:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26460</guid>

					<description><![CDATA[Bu yıl Çeşme’de ikincisi yapılan Uluslararası Gastronomi Film Festivali dolu dolu bir şekilde sona erdi. Gülper Şahin Ergün’ün direktörlüğünde özveriyle gerçekleştirilen festival, bu sene 1974 yılında açılmış Altın Yunus Oteli’nde yapıldı. Otelin konumuyla, yatay mimari oluşuyla ve mükemmel deniziyle gerçekten de bir festival için en iyi lokasyonlardan birisi olduğunu söylemek mümkün. Etkinlik salonlarının bir kapısının bahçeye açılması [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl Çeşme’de ikincisi yapılan Uluslararası Gastronomi Film Festivali dolu dolu bir şekilde sona erdi. Gülper Şahin Ergün’ün direktörlüğünde özveriyle gerçekleştirilen festival, bu sene 1974 yılında açılmış Altın Yunus Oteli’nde yapıldı. Otelin konumuyla, yatay mimari oluşuyla ve mükemmel deniziyle gerçekten de bir festival için en iyi lokasyonlardan birisi olduğunu söylemek mümkün. Etkinlik salonlarının bir kapısının bahçeye açılması ve bahçede yerel üreticilerin bin bir emekle ve güler yüzleriyle yaptıkları sunumlar ve tadım tabakları gerçekten de yenmeye değerdi. Hele de zeytinyağlı tutkunuysanız…</p>
<p>Gülper Ergün festivali sürdürebilir kılmak için inatçı olduğunu söylüyor. Aslında festivale sponsor ne de güzel yakışır, işin içinde yeme içme olunca bir sürü şirketin festivalin kapısında sıra olmasını bekliyorsunuz ama belki üçüncü de olur diye umut ediyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26462 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1024x683.jpg" alt="" width="647" height="431" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 647px) 100vw, 647px" /></p>
<p>Festival gerçekten de bizi yoğun bir programla karşıladı, salondan salona girdik, tadım yaptık sinema ve gastronominin önderliğinde gelişen keyifli söyleşilere bıraktık kendimizi. 2 gün boyunca Uluslararası Klazomenai Kısa Film Yarışması Ödül Töreni’ne, film gösterimlerine, söyleşilere, Tasty Cinema etkinliklerine, Sine Sınıf ve Gastro Sınıf etkinliklerine, gastronomi filmleri seçkisine, D&amp;R söyleşi ve imza günlerine ev sahipliği yaptı. Geçen senenin gözde etkinliği Tasty Cinema bu sene yine vardı. Bu seneki eşlikçi içkimiz Blanc 1664’le Moulin Rouge ve Marie Antoinette gibi filmlerin tadımını yapıp benzerliklerini konuştuk. Gerçekten de güzel geçen bir etkinlik…</p>
<p>Festivalde hava çok sıcaktı, seneye belki biraz daha bahar ayları içinde yapılabilir, çünkü siesta ruhu hafiften festivalin içine nüfuz etmişti. Aslında yemek kültürünün anlatıldığı filmler yerli filmlerimiz içerisinde var, ilk gün Çeşme Marina’da açık havada Issız Adam gösterildi. Ara gösterimlerde risk almamak için çok da uzun metrajlı filmler tercih edilmemişti ama bu festivalin algıısının Gülper hanımın da dediği gibi tarımdan başlayıp, üreticiden geçer, göçle, emekle, kadın hafızasıyla, mevsimle, ritüelle ve en sonunda sofrayla tamamlandığı bir gerçek ve bu konuda çekilecek her konuya açık bir yapısı var. Ve ülkemizdeki tarım politikalarının geldiği noktayı, dışa bağımlı hale gelen bir üretim algısını da düşünürsek sinemacılara bu konuda daha fazla iş düşüyor. Festivalde Klazomenai Belgesel Film ödülünün sahibi Şenol Çöm’ün yönettiği Salyangozun Yolculuğu salyangoz toplayıcılarını ve salyangozun uzandığı pazarı anlatıyor. İnsanların yemedikleri hayvanları topladıkları filmleri hatırlarsak Batuhan Kurt’un Kurbağa Avcıları belgeseli vardı tabii Hülya Koçyiğit’in oynadığı Kurbağalar filmini anmadan olmaz. Salyangozla ilgili de Kalandar Soğuğu ve Sarmaşık filmi geldi aklıma. Festivalin artarak devam etmesi dileğiyle üçüncü yılını merakla beklediğimi de söylemek isterim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26463 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1024x683.jpg" alt="" width="681" height="454" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 681px) 100vw, 681px" /></p>
<p><strong>Festivalde Birbirinden Değerli Söyleşilere Ev Sahipliği Yaptı</strong></p>
<p>Festival, Levon Bağış ve Ercan Kesal’ın katılımıyla “Fermente Filmler” etkinliğine ev sahipliği yaptı. Ercan Kesal, sinema ve senaryo yazım sürecinin tıpkı fermentasyon gibi zaman, sabır ve dönüşüm gerektirdiğini belirterek, yaşanmışlıkların ancak olgunlaştığında hikâyeye dönüştüğünü söyledi. Yazma sürecinde kendisini dış dünyadan soyutladığını ifade eden Kesal, “Fermentasyon, senaryo yazmak bir çeşit fermentasyondur. Bozulursunuz, beklersiniz, mayalanırsınız. O maya vakti geldiğinde bir senaryo olarak önümüze çıkar.” dedi. Kendisini derinden etkileyen olayların yıllar boyunca içinde mayalandığını anlatan Kesal, 1984 yılında yaşadığı bir olayın 25 yıl sonra yazıya dönüştüğünü, bazı deneyimlerin ise ancak uzun bir bekleyişin ardından filme dönüşebildiğini vurguladı. “Maya olmazsa yürümüyor. Fermentasyon olmazsa ürün ortaya çıkmıyor.” sözleriyle yaratım sürecinde zamanın ve dönüşümün belirleyici rolüne dikkat çekti.</p>
<p>Levon Bağış ise yemeklerin yalnızca birer lezzet deneyimi olmadığını, aynı zamanda insanın çocukluğuna, anılarına ve yaşadığı coğrafyaya uzanan güçlü bir hafıza taşıdığını söyledi. Yemekle kurulan bağın çoğu zaman nostaljik bir yolculuk olduğunu belirten Bağış, “Annenizin yemeğinin çok iyi olması sadece yemeğinin iyi olması değil, evde onun yanında yediğiniz anıları da yeniden yaşatmaktır.” ifadelerini kullandı. Yemeklerin ve kokuların insanı geçmişe götüren özel bir güce sahip olduğunu vurgulayan Bağış, bu hafızanın sinemada anlatılan hikâyelerle de güçlü bir bağ kurduğunu dile getirdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26464 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1024x683.jpg" alt="" width="681" height="454" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 681px) 100vw, 681px" /></p>
<p>Festivalde, UGFF Genel Koordinatörü Yeşim Kaya’nın moderatörlüğünde ve festival danışma kurulu üyelerinden Şef Claudio Chinali’nin katılımıyla “Mutfakta Kimlik Değişimi: İstanbul’daki İtalyan, Roma’daki Türk ve Sinematografik Gastronomi” söyleşisi gerçekleştirildi. Söyleşide gastronomide değişim, kültürel etkileşim ve inovasyonun önemi ele alındı. Geleneksel tariflerin sabit olmadığını vurgulayan Claudio Chinali, “Bana en sık sorulan ama en yanlış bulduğum soru ‘Orijinal tarif hangisi?’ oluyor. Aslında orijinal diye bir şey yok; mutfak sürekli dönüşen ve gelişen bir alan. Her tarif bir inovasyonun ürünü. Yöresel dediğimiz şey de zaman içinde kabul görmüş başarılı bir inovasyondur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Festivalin son gününde Brodie Vissers ile “A Sip Tour: Balkans” belgesel gösterimi ve söyleşi etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Brodie Vissers, farklı kültürlerdeki şehirlerin içeceklerini keşfettiğini, her içeceğin farklı şeyler anlattığını bir süredir de farklı ülkelerde bunun üzerine incelemelerde bulunduğunu açıkladı. Gösterim sonrası katılımcıların sorularını da yanıtlayan Vissers, içeceklerin anlattığı hikayelere odaklandığını kahvenin de bu noktada farklı kültürleri anlattığını bundan dolayı da kahvenin içecekler arasında en çok ilgisini çeken ürün olduğunu söyledi.</p>
<p>Festivalin son söyleşi etkinliği ise Gülşah Elikbank, Gökmen Küçüktaşdemir’in katılımı ve Tavuk Suyuna Çorba filmi gösterimi ile “Sofrada Bir Film Okuması: Sinemada Mitoloji ve Semboller” oldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26465 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1024x683.jpg" alt="" width="680" height="453" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 680px) 100vw, 680px" /></p>
<p><strong>Sine Sınıf ve Gastro Sınıf Etkinlikleri Devam Etti</strong></p>
<p>Geçen senede çok lezzetli geçen, Gastro Sınıf etkinlikleri kapsamında “Kamera Kadrajında Lezzet Keşfi” söyleşisi, Ebru Köktürk Korali’nin moderatörlüğünde Erkan Can ve Güven Kıraç’ın katılımıyla gerçekleşti. Etkinliğe Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli de katılım sağladı.</p>
<p>Etkinlikte konuşan Güven Kıraç, gastronomi ve sinemanın ilişkisine dair değerlendirmelerde bulundu. Kıraç, yemek sahnelerin sinemada çok kıymetli olduğunu vurguladı. Kıraç ayrıca yemek sahnelerinde oyuncuların herhangi bir görüntüde aksama değişiklik olmaması adına çok dikkatli davrandıklarını söyledi.</p>
<p>Erkan Can ise yemeğin bir filmin kilit noktası olduğu söyledi. Filmlerin çoğunda tüm kritik olayların yemek sahnelerinde çözüldüğüne dikkat çekti. Yemek sahnelerinin oldukça önemli olduğunu vurgulayan Can, sorunların çözüme kavuşmasının yanı sıra yeni olayların başlangıcının da yemek sahneleri olabileceğini aktardı.</p>
<p>Gastro Sınıf etkinlikleri kapsamında “Bilim, Gastronomi ve Ekoloji” söyleşi ise İsmail Ertürk, Zafer Yenal ve Zafer Gedik’in katılımıyla düzenlendi. Etkinlikte konuşan Zafer Yenal, yemeğin çok boyutlu süreciyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. İsmail Ertürk ise ekoloji, bilim alanının uluslararası boyutunu değerlendirdi. Gastronominin çağımızın pek çok şeyi bir araya getiren bir unsuru olduğunu belirten Ertürk, gastronomin bir ucunda keyfin diğer ucunda da bu ürünlerin oluşumunun olduğunu belirtti. Ekolojinin günümüzde çok önemli konu olduğunu da aktaran Ertürk, sıcaklık ile birlikte iklimde yaşanan değişimlere vurgu yaptı.  Zafer Yenal da: &#8220;Bilim o kadar basit alanlarda bile mutfağa giriyor ki hatta belki şöyle bir laf söyleyebiliriz; mutfakta en hakiki mürşit ilimdir, fendir diye. Bilimsel olmayan, birçok da işe yaramayan şehir efsaneleri var mutfaklarda. Bunlardan arınmamız da lazım bir yanda. Mutfakta bazı teknikler geliştirmeye çalışmak ve bunu pratiğe döndürmek gibi bir hedefim var. Bunun çok klasik, çok iyi bilinen yöntemler için bile gündemde olması gerektiğini düşünüyorum.&#8221; dedi.</p>
<p>Festivalde; Sine Sınıf, Sine Filozofi ortaklığıyla, Prof. Dr. Serdar Öztürk’ün moderatörlüğünde Eylem Kaftan ve Nilgün Yanık Emiroğlu’nun katılımıyla “Filmlerle Bu Dünyayı Nasıl Yaşamalıyız?: Belgesel, Tanıklık ve Zihinsel Ekoloji” söyleşisi gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Eylem Kaftan, zihinsel ekoloji kavramının kolay anlaşılır bir kavram olmadığını belirterek, “Zihinsel olarak ekolojik açıdan zehirlenmiş insanlar artık gerçek karşılaşmalar yaşayamaz hale geliyor” dedi. Festivalde bulunmanın kendisi için de değerli bir karşılaşma anlamı taşıdığını ifade eden Kaftan, insanı besleyen ve güç veren karşılaşmaların peşinden gitmenin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Nilgün Yanık Emiroğlu da belgesel ile tanışıklığının etrafındaki zeytin ağaçlarının merakından kaynaklandığını söyledi. Emiroğlu, zeytinciliğin Ege insanın için hangi anlamda olduğunu araştırmaları sonucunda fark ettiğini söyledi ayrıca insanların zeytin ağacı olan ilişkisinin, buraların hikayesini anlatmaya götürdüğünü söyledi.  Emiroğlu, bu tür karşılaşmaların insanlar da değişimi sağladığını da belirtti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26468 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1024x683.jpeg" alt="" width="672" height="448" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1024x683.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-300x200.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-768x512.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1536x1025.jpeg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-630x420.jpeg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-150x100.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-696x464.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1068x712.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1920x1281.jpeg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1.jpeg 2048w" sizes="auto, (max-width: 672px) 100vw, 672px" /></p>
<p><strong>UGFF Seçki Filmler Sinemaseverlerle Buluştu</strong></p>
<p>UGFF Seçki Kurmaca Film etkinlikleri kapsamında The Cake Dynasty filmi festival katılımcıları ile buluştu. Filmin gösteriminin ardından yönetmen Christian Lollike izleyicilerin sorularını yanıtladı. Lollike filmin dört yıl önce entegrasyonu anlatmak amacıyla yapıldığını belirterek, “Danimarka 5,5 milyon nüfuslu bir ülke ve özgürlük değerlerine çok odaklanıyor. Bu durum, kimlik değerlerine ilişkin farklı yaklaşımları da beraberinde getirebiliyor. Film, entegrasyon sürecini ve Müslümanlara yönelik önyargıları ele alıyor. Dört yıl sonra filmi yeniden izlediğimde ise belki de çok farklı fikirler ortaya koymuş olabileceğini düşünüyorum.” dedi.</p>
<p>UGFF Seçki Kısa Film etkinlikleri kapsamında BOLBOL filmi sinemaseverlerle buluştu. Filmin gösteriminin ardından yönetmen Khedija Lemkecher söyleşi etkinliği kapsamında izleyicilerle buluştu. Etkinlikte konuşan Lemkecher, “Bu filmi 9 yıl önce  yaptım, gerçek bir hikâyeyle bağlantılı. Kuzenim Tunus’ta yaşadığı bölgede düğün salonları yerleri var. Bu deneyimlerden yola çıkarak, film aracılığıyla Tunus toplumunun farklı kesimlerinin nasıl bir araya geldiğini göstermek istedim. Her yaşamın kendine özgü bir müziği, tatlısı ve tarzı var. Bu nedenle devrim sonrası yeni Tunus’u yansıtabilmek için dört farklı düğünü seçerek toplumun çeşitliliğini ve değişimini anlatmaya çalıştım.” dedi.</p>
<p>Festivalde, İstanbul Nişantaşı Üniversitesi, Gastronomi Kulübü: Seçtiğin Bir Filmi Yemekle Anlat etkinliği de festival katılımcılarıyla buluştu.</p>
<p>Festivalin son günü de D&amp;R söyleşi ve imza günleri etkinliğine ev sahipliği yaptı. Etkinlik kapsamında Irmak Zileli festival katılımcılarıyla bir araya geldi. Zileli, &#8220;Şimdi Buradaydı&#8221; romanının çıkış noktasına ilişkin yaptığı açıklamada, “&#8217;Şimdi buradaydı&#8217; hikâyenin kurulum aşamalarında karakterlerin hikâyesini oluştururken aslında bir sahneye ait bir söz, bir cümle ve romanda çok merkezi bir öneme sahip. Çünkü o sahne tekrarlanarak altı çizilen ve aslında bir tricki açığa çıkaran bir sahne. &#8216;Şimdi buradaydı&#8217; kavramı üzerinden düşünecek olursak roman bir terapi seansında geçiyor. Aslında bir psikiyatristin danışanıyla ilgili olarak zihninde bilinç akışından okuyoruz her şeyi. Danışanının bir cinayetin eşiğinde olduğuna inanıyor ve zihninde geçenleri okuyoruz. İki yıl boyunca anlatılanları yazıyor. &#8216;Şimdi buradaydı&#8217; kavramı bir terapi seansı için çok önemli çünkü terapi şimdi ve burada olanı anlatır ama aynı zamanda şimdi ve burada olan şey her zaman içimizde olan geçmişi barındırır, hatta geleceği de barındırır.” ifadelerini kullandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/06/08/sinema-ve-yemegin-bulusma-noktasi-gastronomi-film-festivali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
