<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Film Kritik &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/category/film-kritik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Jun 2026 07:12:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Sinema ve yeme kültürünün buluşma noktası: Gastronomi Film Festivali!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/06/08/sinema-ve-yemegin-bulusma-noktasi-gastronomi-film-festivali/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/06/08/sinema-ve-yemegin-bulusma-noktasi-gastronomi-film-festivali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 18:40:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26460</guid>

					<description><![CDATA[Bu yıl Çeşme’de ikincisi yapılan Uluslararası Gastronomi Film Festivali dolu dolu bir şekilde sona erdi. Gülper Şahin Ergün’ün direktörlüğünde özveriyle gerçekleştirilen festival, bu sene 1974 yılında açılmış Altın Yunus Oteli’nde yapıldı. Otelin konumuyla, yatay mimari oluşuyla ve mükemmel deniziyle gerçekten de bir festival için en iyi lokasyonlardan birisi olduğunu söylemek mümkün. Etkinlik salonlarının bir kapısının bahçeye açılması [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl Çeşme’de ikincisi yapılan Uluslararası Gastronomi Film Festivali dolu dolu bir şekilde sona erdi. Gülper Şahin Ergün’ün direktörlüğünde özveriyle gerçekleştirilen festival, bu sene 1974 yılında açılmış Altın Yunus Oteli’nde yapıldı. Otelin konumuyla, yatay mimari oluşuyla ve mükemmel deniziyle gerçekten de bir festival için en iyi lokasyonlardan birisi olduğunu söylemek mümkün. Etkinlik salonlarının bir kapısının bahçeye açılması ve bahçede yerel üreticilerin bin bir emekle ve güler yüzleriyle yaptıkları sunumlar ve tadım tabakları gerçekten de yenmeye değerdi. Hele de zeytinyağlı tutkunuysanız…</p>
<p>Gülper Ergün festivali sürdürebilir kılmak için inatçı olduğunu söylüyor. Aslında festivale sponsor ne de güzel yakışır, işin içinde yeme içme olunca bir sürü şirketin festivalin kapısında sıra olmasını bekliyorsunuz ama belki üçüncü de olur diye umut ediyoruz.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-26462 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1024x683.jpg" alt="" width="647" height="431" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912558_DSC09033-1920x1280.jpg 1920w" sizes="(max-width: 647px) 100vw, 647px" /></p>
<p>Festival gerçekten de bizi yoğun bir programla karşıladı, salondan salona girdik, tadım yaptık sinema ve gastronominin önderliğinde gelişen keyifli söyleşilere bıraktık kendimizi. 2 gün boyunca Uluslararası Klazomenai Kısa Film Yarışması Ödül Töreni’ne, film gösterimlerine, söyleşilere, Tasty Cinema etkinliklerine, Sine Sınıf ve Gastro Sınıf etkinliklerine, gastronomi filmleri seçkisine, D&amp;R söyleşi ve imza günlerine ev sahipliği yaptı. Geçen senenin gözde etkinliği Tasty Cinema bu sene yine vardı. Bu seneki eşlikçi içkimiz Blanc 1664’le Moulin Rouge ve Marie Antoinette gibi filmlerin tadımını yapıp benzerliklerini konuştuk. Gerçekten de güzel geçen bir etkinlik…</p>
<p>Festivalde hava çok sıcaktı, seneye belki biraz daha bahar ayları içinde yapılabilir, çünkü siesta ruhu hafiften festivalin içine nüfuz etmişti. Aslında yemek kültürünün anlatıldığı filmler yerli filmlerimiz içerisinde var, ilk gün Çeşme Marina’da açık havada Issız Adam gösterildi. Ara gösterimlerde risk almamak için çok da uzun metrajlı filmler tercih edilmemişti ama bu festivalin algıısının Gülper hanımın da dediği gibi tarımdan başlayıp, üreticiden geçer, göçle, emekle, kadın hafızasıyla, mevsimle, ritüelle ve en sonunda sofrayla tamamlandığı bir gerçek ve bu konuda çekilecek her konuya açık bir yapısı var. Ve ülkemizdeki tarım politikalarının geldiği noktayı, dışa bağımlı hale gelen bir üretim algısını da düşünürsek sinemacılara bu konuda daha fazla iş düşüyor. Festivalde Klazomenai Belgesel Film ödülünün sahibi Şenol Çöm’ün yönettiği Salyangozun Yolculuğu salyangoz toplayıcılarını ve salyangozun uzandığı pazarı anlatıyor. İnsanların yemedikleri hayvanları topladıkları filmleri hatırlarsak Batuhan Kurt’un Kurbağa Avcıları belgeseli vardı tabii Hülya Koçyiğit’in oynadığı Kurbağalar filmini anmadan olmaz. Salyangozla ilgili de Kalandar Soğuğu ve Sarmaşık filmi geldi aklıma. Festivalin artarak devam etmesi dileğiyle üçüncü yılını merakla beklediğimi de söylemek isterim.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-26463 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1024x683.jpg" alt="" width="681" height="454" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780778065_DSC08328-1920x1280.jpg 1920w" sizes="(max-width: 681px) 100vw, 681px" /></p>
<p><strong>Festivalde Birbirinden Değerli Söyleşilere Ev Sahipliği Yaptı</strong></p>
<p>Festival, Levon Bağış ve Ercan Kesal’ın katılımıyla “Fermente Filmler” etkinliğine ev sahipliği yaptı. Ercan Kesal, sinema ve senaryo yazım sürecinin tıpkı fermentasyon gibi zaman, sabır ve dönüşüm gerektirdiğini belirterek, yaşanmışlıkların ancak olgunlaştığında hikâyeye dönüştüğünü söyledi. Yazma sürecinde kendisini dış dünyadan soyutladığını ifade eden Kesal, “Fermentasyon, senaryo yazmak bir çeşit fermentasyondur. Bozulursunuz, beklersiniz, mayalanırsınız. O maya vakti geldiğinde bir senaryo olarak önümüze çıkar.” dedi. Kendisini derinden etkileyen olayların yıllar boyunca içinde mayalandığını anlatan Kesal, 1984 yılında yaşadığı bir olayın 25 yıl sonra yazıya dönüştüğünü, bazı deneyimlerin ise ancak uzun bir bekleyişin ardından filme dönüşebildiğini vurguladı. “Maya olmazsa yürümüyor. Fermentasyon olmazsa ürün ortaya çıkmıyor.” sözleriyle yaratım sürecinde zamanın ve dönüşümün belirleyici rolüne dikkat çekti.</p>
<p>Levon Bağış ise yemeklerin yalnızca birer lezzet deneyimi olmadığını, aynı zamanda insanın çocukluğuna, anılarına ve yaşadığı coğrafyaya uzanan güçlü bir hafıza taşıdığını söyledi. Yemekle kurulan bağın çoğu zaman nostaljik bir yolculuk olduğunu belirten Bağış, “Annenizin yemeğinin çok iyi olması sadece yemeğinin iyi olması değil, evde onun yanında yediğiniz anıları da yeniden yaşatmaktır.” ifadelerini kullandı. Yemeklerin ve kokuların insanı geçmişe götüren özel bir güce sahip olduğunu vurgulayan Bağış, bu hafızanın sinemada anlatılan hikâyelerle de güçlü bir bağ kurduğunu dile getirdi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-26464 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1024x683.jpg" alt="" width="681" height="454" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/1780912587_DSC09195__1_-1920x1280.jpg 1920w" sizes="(max-width: 681px) 100vw, 681px" /></p>
<p>Festivalde, UGFF Genel Koordinatörü Yeşim Kaya’nın moderatörlüğünde ve festival danışma kurulu üyelerinden Şef Claudio Chinali’nin katılımıyla “Mutfakta Kimlik Değişimi: İstanbul’daki İtalyan, Roma’daki Türk ve Sinematografik Gastronomi” söyleşisi gerçekleştirildi. Söyleşide gastronomide değişim, kültürel etkileşim ve inovasyonun önemi ele alındı. Geleneksel tariflerin sabit olmadığını vurgulayan Claudio Chinali, “Bana en sık sorulan ama en yanlış bulduğum soru ‘Orijinal tarif hangisi?’ oluyor. Aslında orijinal diye bir şey yok; mutfak sürekli dönüşen ve gelişen bir alan. Her tarif bir inovasyonun ürünü. Yöresel dediğimiz şey de zaman içinde kabul görmüş başarılı bir inovasyondur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Festivalin son gününde Brodie Vissers ile “A Sip Tour: Balkans” belgesel gösterimi ve söyleşi etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Brodie Vissers, farklı kültürlerdeki şehirlerin içeceklerini keşfettiğini, her içeceğin farklı şeyler anlattığını bir süredir de farklı ülkelerde bunun üzerine incelemelerde bulunduğunu açıkladı. Gösterim sonrası katılımcıların sorularını da yanıtlayan Vissers, içeceklerin anlattığı hikayelere odaklandığını kahvenin de bu noktada farklı kültürleri anlattığını bundan dolayı da kahvenin içecekler arasında en çok ilgisini çeken ürün olduğunu söyledi.</p>
<p>Festivalin son söyleşi etkinliği ise Gülşah Elikbank, Gökmen Küçüktaşdemir’in katılımı ve Tavuk Suyuna Çorba filmi gösterimi ile “Sofrada Bir Film Okuması: Sinemada Mitoloji ve Semboller” oldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26465 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1024x683.jpg" alt="" width="680" height="453" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/DSC08776-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 680px) 100vw, 680px" /></p>
<p><strong>Sine Sınıf ve Gastro Sınıf Etkinlikleri Devam Etti</strong></p>
<p>Geçen senede çok lezzetli geçen, Gastro Sınıf etkinlikleri kapsamında “Kamera Kadrajında Lezzet Keşfi” söyleşisi, Ebru Köktürk Korali’nin moderatörlüğünde Erkan Can ve Güven Kıraç’ın katılımıyla gerçekleşti. Etkinliğe Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli de katılım sağladı.</p>
<p>Etkinlikte konuşan Güven Kıraç, gastronomi ve sinemanın ilişkisine dair değerlendirmelerde bulundu. Kıraç, yemek sahnelerin sinemada çok kıymetli olduğunu vurguladı. Kıraç ayrıca yemek sahnelerinde oyuncuların herhangi bir görüntüde aksama değişiklik olmaması adına çok dikkatli davrandıklarını söyledi.</p>
<p>Erkan Can ise yemeğin bir filmin kilit noktası olduğu söyledi. Filmlerin çoğunda tüm kritik olayların yemek sahnelerinde çözüldüğüne dikkat çekti. Yemek sahnelerinin oldukça önemli olduğunu vurgulayan Can, sorunların çözüme kavuşmasının yanı sıra yeni olayların başlangıcının da yemek sahneleri olabileceğini aktardı.</p>
<p>Gastro Sınıf etkinlikleri kapsamında “Bilim, Gastronomi ve Ekoloji” söyleşi ise İsmail Ertürk, Zafer Yenal ve Zafer Gedik’in katılımıyla düzenlendi. Etkinlikte konuşan Zafer Yenal, yemeğin çok boyutlu süreciyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. İsmail Ertürk ise ekoloji, bilim alanının uluslararası boyutunu değerlendirdi. Gastronominin çağımızın pek çok şeyi bir araya getiren bir unsuru olduğunu belirten Ertürk, gastronomin bir ucunda keyfin diğer ucunda da bu ürünlerin oluşumunun olduğunu belirtti. Ekolojinin günümüzde çok önemli konu olduğunu da aktaran Ertürk, sıcaklık ile birlikte iklimde yaşanan değişimlere vurgu yaptı.  Zafer Yenal da: &#8220;Bilim o kadar basit alanlarda bile mutfağa giriyor ki hatta belki şöyle bir laf söyleyebiliriz; mutfakta en hakiki mürşit ilimdir, fendir diye. Bilimsel olmayan, birçok da işe yaramayan şehir efsaneleri var mutfaklarda. Bunlardan arınmamız da lazım bir yanda. Mutfakta bazı teknikler geliştirmeye çalışmak ve bunu pratiğe döndürmek gibi bir hedefim var. Bunun çok klasik, çok iyi bilinen yöntemler için bile gündemde olması gerektiğini düşünüyorum.&#8221; dedi.</p>
<p>Festivalde; Sine Sınıf, Sine Filozofi ortaklığıyla, Prof. Dr. Serdar Öztürk’ün moderatörlüğünde Eylem Kaftan ve Nilgün Yanık Emiroğlu’nun katılımıyla “Filmlerle Bu Dünyayı Nasıl Yaşamalıyız?: Belgesel, Tanıklık ve Zihinsel Ekoloji” söyleşisi gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Eylem Kaftan, zihinsel ekoloji kavramının kolay anlaşılır bir kavram olmadığını belirterek, “Zihinsel olarak ekolojik açıdan zehirlenmiş insanlar artık gerçek karşılaşmalar yaşayamaz hale geliyor” dedi. Festivalde bulunmanın kendisi için de değerli bir karşılaşma anlamı taşıdığını ifade eden Kaftan, insanı besleyen ve güç veren karşılaşmaların peşinden gitmenin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Nilgün Yanık Emiroğlu da belgesel ile tanışıklığının etrafındaki zeytin ağaçlarının merakından kaynaklandığını söyledi. Emiroğlu, zeytinciliğin Ege insanın için hangi anlamda olduğunu araştırmaları sonucunda fark ettiğini söyledi ayrıca insanların zeytin ağacı olan ilişkisinin, buraların hikayesini anlatmaya götürdüğünü söyledi.  Emiroğlu, bu tür karşılaşmaların insanlar da değişimi sağladığını da belirtti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26468 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1024x683.jpeg" alt="" width="672" height="448" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1024x683.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-300x200.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-768x512.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1536x1025.jpeg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-630x420.jpeg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-150x100.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-696x464.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1068x712.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1-1920x1281.jpeg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/06/WhatsApp-Image-2026-06-08-at-17.29.54-1.jpeg 2048w" sizes="auto, (max-width: 672px) 100vw, 672px" /></p>
<p><strong>UGFF Seçki Filmler Sinemaseverlerle Buluştu</strong></p>
<p>UGFF Seçki Kurmaca Film etkinlikleri kapsamında The Cake Dynasty filmi festival katılımcıları ile buluştu. Filmin gösteriminin ardından yönetmen Christian Lollike izleyicilerin sorularını yanıtladı. Lollike filmin dört yıl önce entegrasyonu anlatmak amacıyla yapıldığını belirterek, “Danimarka 5,5 milyon nüfuslu bir ülke ve özgürlük değerlerine çok odaklanıyor. Bu durum, kimlik değerlerine ilişkin farklı yaklaşımları da beraberinde getirebiliyor. Film, entegrasyon sürecini ve Müslümanlara yönelik önyargıları ele alıyor. Dört yıl sonra filmi yeniden izlediğimde ise belki de çok farklı fikirler ortaya koymuş olabileceğini düşünüyorum.” dedi.</p>
<p>UGFF Seçki Kısa Film etkinlikleri kapsamında BOLBOL filmi sinemaseverlerle buluştu. Filmin gösteriminin ardından yönetmen Khedija Lemkecher söyleşi etkinliği kapsamında izleyicilerle buluştu. Etkinlikte konuşan Lemkecher, “Bu filmi 9 yıl önce  yaptım, gerçek bir hikâyeyle bağlantılı. Kuzenim Tunus’ta yaşadığı bölgede düğün salonları yerleri var. Bu deneyimlerden yola çıkarak, film aracılığıyla Tunus toplumunun farklı kesimlerinin nasıl bir araya geldiğini göstermek istedim. Her yaşamın kendine özgü bir müziği, tatlısı ve tarzı var. Bu nedenle devrim sonrası yeni Tunus’u yansıtabilmek için dört farklı düğünü seçerek toplumun çeşitliliğini ve değişimini anlatmaya çalıştım.” dedi.</p>
<p>Festivalde, İstanbul Nişantaşı Üniversitesi, Gastronomi Kulübü: Seçtiğin Bir Filmi Yemekle Anlat etkinliği de festival katılımcılarıyla buluştu.</p>
<p>Festivalin son günü de D&amp;R söyleşi ve imza günleri etkinliğine ev sahipliği yaptı. Etkinlik kapsamında Irmak Zileli festival katılımcılarıyla bir araya geldi. Zileli, &#8220;Şimdi Buradaydı&#8221; romanının çıkış noktasına ilişkin yaptığı açıklamada, “&#8217;Şimdi buradaydı&#8217; hikâyenin kurulum aşamalarında karakterlerin hikâyesini oluştururken aslında bir sahneye ait bir söz, bir cümle ve romanda çok merkezi bir öneme sahip. Çünkü o sahne tekrarlanarak altı çizilen ve aslında bir tricki açığa çıkaran bir sahne. &#8216;Şimdi buradaydı&#8217; kavramı üzerinden düşünecek olursak roman bir terapi seansında geçiyor. Aslında bir psikiyatristin danışanıyla ilgili olarak zihninde bilinç akışından okuyoruz her şeyi. Danışanının bir cinayetin eşiğinde olduğuna inanıyor ve zihninde geçenleri okuyoruz. İki yıl boyunca anlatılanları yazıyor. &#8216;Şimdi buradaydı&#8217; kavramı bir terapi seansı için çok önemli çünkü terapi şimdi ve burada olanı anlatır ama aynı zamanda şimdi ve burada olan şey her zaman içimizde olan geçmişi barındırır, hatta geleceği de barındırır.” ifadelerini kullandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/06/08/sinema-ve-yemegin-bulusma-noktasi-gastronomi-film-festivali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivas&#8217;ta üçüncü kez sinema!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/05/18/sivasta-ucuncu-kez-sinema/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/05/18/sivasta-ucuncu-kez-sinema/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 09:36:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26443</guid>

					<description><![CDATA[Bu yıl üçüncüsü yapılan Sivas Film Festivali’nde ben de konuk olarak yer aldım. Sivas ana baba memleketi, yılda en az bir kere kasabamıza gitmek için geçiş yaptığım bir şehir, burnumun direğini sızlatan, Sivas katliamının acısını hatırlatan, anamın yokluğunu hissettiren bir şehir. Öyle geniş, tarihi binalarla çevrili (çoğu Selçuklu dönemi) bir meydanı var ki o ferahlık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl üçüncüsü yapılan Sivas Film Festivali’nde ben de konuk olarak yer aldım. Sivas ana baba memleketi, yılda en az bir kere kasabamıza gitmek için geçiş yaptığım bir şehir, burnumun direğini sızlatan, Sivas katliamının acısını hatırlatan, anamın yokluğunu hissettiren bir şehir. Öyle geniş, tarihi binalarla çevrili (çoğu Selçuklu dönemi) bir meydanı var ki o ferahlık çok iyi geliyor. Valilik binası, kongre binası, medreseler, müzeler her şey titizlikler dizayn edilmiş. Mustafa Kemal Atatürk’ün vatanın bağımsızlık kararı için neden Sivas’ı seçtiğini daha iyi anlıyorsunuz. İç bölge olmasının yanı sıra biraz da bağımsızlık ve isyanın başkenti olmasının bunda etken olduğunu düşündüm dolaşırken…</p>
<p>Festival valilik tarafından Cumhuriyet Üniversitesi öğretim üyelerinin katkılarıyla yapılıyor. Ben konuklar vs. dışında daha çok filmler ve etkinliklere değineceğim. Kısa belgesel ve kısa metrajlı film dalında beşer tane film yarışıyordu. Bu sayı daha da arttırılabilir ve şehrin yönetmenlerle daha fazla dolu olması sağlanabilir gelecek yıllarda. Gösterimler biz gelmeden önce yapıldığı çoğunu izleyemedim ama linkleri istediğim iki tanesini izledim. Birisi belgesel kategorisi En İyi Film Ödülü kazanan Fatih Diren imzalı ‘Baletler Köyü’ oldu, diğeri de kurmaca kategorisi En İyi Film Ödülü kazanan Ege Yılmaz’ın Liminal.</p>
<p>Ege’yle uçağa giderken biraz konuşabildim Polonya’da yaşıyormuş. Aklıma Polonya sinemasının öncü isimleri geldi, zira filminde de minimal etkileri kullanmış. Liminal siyah beyaz çekilmiş, iki kız kardeşin geçmişe ve bugüne dair yaptıkları sorgulamalardan oluşuyor. Çocukların ve kadınların sakladıkları sırları bir fısıltıyla sorguluyor. Buna benzer yakın dönemde izlediğim Onur Güler imzalı Yara kısa filmi geldi aklıma. O da benzer bir temayı anlatıyordu… Kurmaca kısa Jüri özel ödülünü Susmuşlar Eşiği ile Emel Bulut aldı.</p>
<p>Baletler Köyü hikayesi daha açık, Çorum’un Başpınar köyünde yaşayan ve sonrasında Devlet Opera ve Balesi’ne geçen bir ailenin balet fertlerini anlatıyor. Köyle bağlarını koparmayan, tatillerde köye giden aile fertlerinin köydeki genç ve çocuklara ilham kaynağı olması anlatılıyor. Keyifli bir konu, klasik bir belgesel film kalıplarında anlatılıyor. Böyle bir konuya dikkat çekmesi açısından önemli bir yerde duruyor, bu tarz karakterlerin keşfedilmesi konusunda önemli… Belgesel Jüri Özel Ödülü&#8217;nü Nasim Soheill&#8217;in Mat belgeseli aldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26445 size-full" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-2.jpg" alt="" width="404" height="404" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-2.jpg 404w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-2-300x300.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-2-150x150.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 404px) 100vw, 404px" /></p>
<p>Festival dijital çağda oyunculuk ve belgesel sinema konularında da iki panel gerçekleştirdi. Belgesel sinema panelinin moderatörlüğünü ben yaptım. Neşe Sarısoy Karatay, Eylem Kaftan ve Esma Kasar kendi belgeselleri üzerinden belgesel sinemaya bakış açılarını ortaya koydular. Etkinliklerin tamamı Cumhuriyet Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde olduğu için öğrencilerin katılımı da yoğundu, zaten amaç biraz da öğrencileri hazırlamak, onların yeni hikayelere tanıklık etmesini sağlamak… CÜ radyo ve TRT Erzurum radyoları da festivalde çok etkindi, oralarda da festival üzerine konuştuk, annelik kavramını sorguladık… Eylem Kaftan yıllar önce bir çekim için geldiğinde, yine bu mevsimde Sivas’ın yeşilinin çok güzel olduğundan bahsetti, kesinlikle yağmura doğmuş her şehir gibi yeşilin en keskin anına denk geldik, dümdüz topraklarda yol aldık… Sivas’ta festival olması güzel, belki biraz daha kısa filmci ve belgeselcilerin gelip etkileşim kurması sağlanabilir. Yolu açık olsun&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/05/18/sivasta-ucuncu-kez-sinema/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Thank You God for My Spoiler!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/05/06/thank-you-god-for-my-spoiler/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/05/06/thank-you-god-for-my-spoiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 18:50:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26413</guid>

					<description><![CDATA[Bugün farklı bir deneyim yaşadım, yıllardır (halen) oturduğum semt olan Kurtuluş eski adıyla Tatavla’da Latin Katolik Mezarlığı’nda Thank You God for My Spoiler belgeselini izledik. Semtimizde yüksek duvarlarla çevrili, daha önce hiç gitmediğim, hatta çok sevdiğim araştırmacı yazar Giovanni Scognamillo’nun da orada gömülü olduğunu (Sadi abi söyledi) öğrendiğim bu mezarlık üç tarafı yoğun trafiğin yaşandığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün farklı bir deneyim yaşadım, yıllardır (halen) oturduğum semt olan Kurtuluş eski adıyla Tatavla’da Latin Katolik Mezarlığı’nda Thank You God for My Spoiler belgeselini izledik. Semtimizde yüksek duvarlarla çevrili, daha önce hiç gitmediğim, hatta çok sevdiğim araştırmacı yazar Giovanni Scognamillo’nun da orada gömülü olduğunu (Sadi abi söyledi) öğrendiğim bu mezarlık üç tarafı yoğun trafiğin yaşandığı caddelerle çevrili olmasına rağmen iç huzurunu koruyan, her mezarın bir sanat eseri kıvamında inşa edildiği bir yer.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26415 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page.jpg" alt="" width="420" height="420" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page.jpg 404w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-300x300.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/page-150x150.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 420px) 100vw, 420px" /></p>
<p>Filmin yönetmenlerinden Mustafa Seven eski bir arkadaşım, şimdilerde ünlü bir fotoğrafçı ve aynı zamanda bu belgeseli Cihan Güngören ile çekmiş. Zaten belgesele konu olan Orlando Carlo Calumeno da oradaydı ve kendisi için tasarlattığı anıt mezarı görme şansımız oldu. Renkli tabutunun, ziyaretine gelenlerin yakması için mumların olduğu, hatta belki de öldükten sonra ruhuna kadeh kaldıranlar olur diye bir içki şişesi ve bardakların olduğu bir anıt mezar. Mezarlığı gezerken çokça anıt mezar olduğunu fark ettik ama 160 yıldır hiç yenisi yapılmamış, Calumeno’nun dışında. Gördüklerimiz bir hayli eskiydi. Calumeno ilginç bir karakter, 400 yıldır İstanbul’da yaşayan Latin Katolik Levanten bir ailenin son temsilcisi. Varlıklı, sanat koleksiyoncusu ve hayatı yaşamayı seven birisi gördüğümüz kadarıyla. Zaten kendisi de söylüyor hayatın zevklerini tatmış, almış hatta bir noktada doymuş birisi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26419 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954.jpg" alt="" width="669" height="353" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954.jpg 800w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954-300x158.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954-768x405.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954-796x420.jpg 796w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954-150x79.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/a78a41a2-068a-43e7-878b-623b22026cd42c2556ca-4f1f-4098-b893-bfe48226a954-696x367.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 669px) 100vw, 669px" /></p>
<p>İş öbür tarafa yolculuk kısmına gelmiş Calumeno muhtemelen bunun belgeselinin olmasını istemiş. Burada Cihan ve Mustafa devreye girmiş. İzlerken bazen karaktere çok kızıyoruz, ailesine ve kızına yaşattığı travma çok sevimli değil. Kendisiyle barışık olması, ölümle kurduğu bağı bu kadar rahat ifade edebilmesi, bu topraklarda ‘azınlık’ olmanın yarattığı hissi tarif etmesi, ölümü kurgularken bir yandan hayata bu kadar bağlı olması Calumeno’yu daha da iyi anladığımız detaylar. Deniz kenarında büründüğü iki rolün zıtlığı üzerinden kendisini anlatması da belgesele fark katan yan olmuş. Zengin biri ve bunu saklamıyor, kendisine anıt mezar inşa ettirecek kadar da ego sahibi! Dışardan bakınca böyle görünen detaylar, belgeselin içine girince biraz dağılıyor, daha anlaşılır oluyor…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26416 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e.webp" alt="" width="660" height="362" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e.webp 869w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e-300x165.webp 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e-768x422.webp 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e-765x420.webp 765w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e-150x82.webp 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/05/69fa6d3d4465bc7d959ced9e-696x382.webp 696w" sizes="auto, (max-width: 660px) 100vw, 660px" /></p>
<p>Calumeno Tanrının bizi yaratırken bir ipucu verdiğini, herkesin öleceğini bildiği bir dünyada yaşadığımızı söylüyor ve bunun için Tanrıya şükrediyor. Belgeselin adı da bu teşekkür zaten… Belgesel gösterildiği festivallerden toplam on ödül kazanmış. Calumeno dediğim gibi hayatını olduğu gibi ortaya koymuş, ailesi onun bu yaptığı şeyi kabul etmek istemiyor, bu anıt mezarı daha görmediler sanırım, daha doğrusu görmek istemiyorlar. Mezarlığın içindeki bir salonda izledik 70 dakikalık belgeseli, ilginç bir deneyimdi…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/05/06/thank-you-god-for-my-spoiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Festivaldeki filmler çıkış ve anlam arıyor, taşınıyor, geriye dönüp bakıyor!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/04/20/festivaldeki-filmler-cikis-ve-anlam-ariyor-tasiniyor-geriye-donup-bakiyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/04/20/festivaldeki-filmler-cikis-ve-anlam-ariyor-tasiniyor-geriye-donup-bakiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 10:23:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26378</guid>

					<description><![CDATA[45. İstanbul Film Festivali’ni de geride bıraktık, kendi adıma yine filmlerin dünyasına sığındım. Ülke gündemi malum her yerden sıkıştırmaya devam ediyor… Festival bu sene Altın Lale Yarışması ve Yeni Bakışlar bölümünde yarışmalara yer verdi. Yeni bakışlar ilk ve ikinci filmlerini çeken Türk yönetmenlerin filmlerinden oluşurken Altın Lale yerli ve yabancı yönetmenlerin filmlerine yer vermişti. Yerli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>45. İstanbul Film Festivali’ni de geride bıraktık, kendi adıma yine filmlerin dünyasına sığındım. Ülke gündemi malum her yerden sıkıştırmaya devam ediyor…</p>
<p>Festival bu sene Altın Lale Yarışması ve Yeni Bakışlar bölümünde yarışmalara yer verdi. Yeni bakışlar ilk ve ikinci filmlerini çeken Türk yönetmenlerin filmlerinden oluşurken Altın Lale yerli ve yabancı yönetmenlerin filmlerine yer vermişti. Yerli filmler konusunda bu sene ortalama bir seneydi, zaten yerden yere vuran bir dil kullanmayı sevmiyorum, yapıcı bir eleştiriyle kısaca filmlerden bahsedeceğim…</p>
<p>Kemal Burak Alper’in Altın Lale’de En İyi Erkek oyuncu ödülü kazandığı Ölü Köpekler Isırmaz, başarılı kısa filmlerinden tanıdığımız Nuri Cihan Özdoğan’ın ilk uzun metrajı. Özdoğan Ölü Köpekler Isırmaz&#8217;da ülkeyi çöplüğe dönüştüren zihniyete karşı, küçük hayatları, idealleri, korkularıyla baş başa iki gencin yitip giden hayatlarına gerçekçi bir bakış atıyor. Atmosfer duygusunu çok güçlü, karanlık kuran yönetmen, çöpü bile ideolojik zeminde paylaşamayan çakalları anlatıyor. Film bilindik zeminde ilerlese de özellikle de atmosfer kurgusuyla özgün bir havaya sahip.</p>
<p>Ali Vatansever’in festivalden ödülsüz dönen filmi Bir Arada Yalnız, hasta oğulları için hayatı kolaylaştırmaya çalışan, aslında kendilerinin büyük bir değişime ihtiyacı olan üç kişilik bir aileyi anlatıyor. İzzet’in sanal dünyada hastalıktan uzak hayatı filmin çoğu yerine nüfuz ediyor. Gerçek ve sanal çatışması yaşanıyor, filmin akışında, anlatımında problem yok ama hikaye sanal dünyayı bir kaçış dünyasına dönüştürerek hem kolaycı bir yol deniyor hem de günümüz dünyasında bir çıkış yolu yaratmaya çalışıyor ama çok da etkili olduğu söylenemez.</p>
<p>Pınar Yorgancıoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi Karanlıkta Islak Çalanlar, İnci Sefa Cingöz’e En iyi Kadın Oyuncu ödülü getirdi. Bu filmde de çıkış bulmaya çalışan sorunlu bir genç kız, kendi derdine düşen bir anne ve aslında kızının dertlerini gören ve hayatın akışı konusunda daha geride durmayı seven bir baba görüyoruz. Film zaman zaman gerçeküstü, absürt atmosferiyle çıkış yaratmaya çalışıyor, zaman zaman da ailenin içindeki sevimli çatışmalarla. Müfit Kayacan’ın oyunculuğunu seviyorum, burada da yönetmen o enerjiden yararlanmayı başarmış. Bu filmde de oyun dünyası ve onun çatışmalı noktası gerçek hayat var, film tüm bu kişisel kıvrımlarda yolunu bulmayı deniyor, ilk film için hiç fena değil!</p>
<p>Banu Sıvacı ikinci filmi Günyüzü’nde köyde kalan ve köyde dönen iki kardeş üzerinden bir hikaye kurmaya çalışıyor. Bu filmde de obruklar var, sinemasal gücü tartışılmaz bu obrukların, saklama yok etme hali de. Kardeşini öldürdüğüne inandığı Bekir’in peşine düşen Suna, kedisinin ortadan kaybolmasını çok da sorgulamıyor gibi duruyor, yani bu kayıp söze dökülmüyor çok. Kardeşinin ölümünden sonra terk ettiği kasabaya gelen Suna yıllar sonra kardeşinin kayboluşunu haklı bir şekilde sorgulamaya çalışıyor… Bir kaçışın izini, sorgusunu yıllar sonra aramaya, hatta bulmaya gelmiş bir kadının hikayesi biraz tekrarlı bir anlatımla son buluyor. Farklı hikayeler anlatma zamanıdır artık demek istiyorum, bu kalan ve gelen çatışması pek de bir yere varmıyor artık!</p>
<p>Yeşim Ustaoğlu’nun Kuru Taşın Başı belgeselini sevdim. Yusufeli barajının yapımı nedeniyle Kuru Taşın Başına yerleştirilen insanları anlatıyor. Bu tarz yerinden yurdundan edilme, toprağından koparılma hikayelerinin etkisi büyük. Yıllarca Hasankeyf dedik ama engel olamadık, Yusufeli de aynı şekilde sulara teslim. Aşağıda sular altında kalmış yaşamlarına bakıyorlar bir illüzyon gibi, sadece evleri var, hayatları sular altında. Konu yeni değil ama görüntüler etkili ve üzücü. Bir kuru taşın üstünde oturup kalmak… Belgesel olarak kurmacalar içinde pek şansı olmadığına inandığım film festivalden eli boş döndü.</p>
<p>Yeni Bakışlar bölümündeki yerli filmlere de değinmek istiyorum… Melik Kuru imzalı İsimsiz Eserler Mezarlığı festivalden en iyi sanat yönetimi ve en iyi müzik ödülleriyle ayrıldı. İdealist olmanın sınırlarını sorgulayan hikaye, İstanbul’un sanata bakış açısını da hiciv dolu dramatik bir üslupla ortaya koyuyor. Film siyah beyaz, sınırsız ve rahat bir biçimde akıyor. İnsan bazen eseriyle değil tepkisiyle ünlü olur düsturunun peşinde…</p>
<p>Elif Eda imzalı Süt Çiftliği festivalden ödülsüz dönenlerden. Bir çocuğun yaşadığı kayıp duygusu ve yas sürecini özdeşlik kurduğu ve annesinden ayrı tutulan bir buzağı üzerinden kuruyor. Tabii bir de savaş yüzünden kimsesiz kalan bir çocuk var. Büyüklerin endüstriyel algısına çocuksu ama dirençli bir başkaldırı var filmde. Tekrarlı anlatımlar ve hikayenin yetmediği noktalar dışında duygu olarak yakalanmış bir ilk film diyebilirim.</p>
<p>Salih Singin’in Hızır 7Gün belgeseli özlem duyduğumuz ama uzak durduğumuz doğal hayatı acı ve tatlı yanlarıyla karşımıza getiriyor. Ayancık’ın bir köyü üzerinden girişilen organize kötülükleri anlatıyor. Yeşilin kalbini çalan madenler, denizdeki balığı bitiren usulsüz avlanmalar ve buna rağmen doğanın kalbinde kalmayı seçen bir avuç insan. Çok işlenen, karşımıza çokça çıkan konular ama tekrarlanmasında fayda görüyorum. Yine özlemle doldu için, yeşile maviye uzandı elim.</p>
<p>Bağlar, Kökler ve Tutkular filminin yönetmeni Sunay Terzioğlu Film Yön jürisinden en iyi yönetmen ödülü kazandı.  Antalya&#8217;da izleyemediğim için İstanbul&#8217;a kaldı. Üç farklı etnik kökene ait karakterlerin peşinde bir çeşit kesişim hikayesi kuruyor, her hikaye bir kısa film tadında bir mağduriyetin peşinde aktüel tatta yüksek tempolu bir filme dönüşüyor. Filmi izlerken bazı şeyleri abartılı olarak gösterdiğinizi düşünüyorsunuz yönetmenin, hatta uyumsuzluk yarattığını ama gerçekçi ve doğal kurgusuyla işin özünü yakalamaya başarmış diyebilirim.</p>
<p>Evrim Çervatoğlu Keçi 501 festivalden en iyi görüntü yönetimi ödülüyle ayrıldı. Karadeniz’in muhteşem coğrafyasının filme çok şey kattığı aşikar. Cengiz’in öznelinde doğayla bütünleşme, onun tüm zorlu koşullarına rağmen onun içinde, onunla kalma belgeseli. Film akışı destekleyen öyle güzel görüntüler sunuyor ki bizlere, elinizi uzatıp o muhteşem doğanın içine dalacakmış gibi hissediyoruz. Hikayeyi dinledikçe, Cengiz’in her şeyi maddiyatın ötesine taşıdığını gördükçe ona saygı ve hayranlık duyuyoruz. Film 501. keçi olarak Cengiz’i seçiyor ve o bütünsellik içinde belgeseli bitiriyor.</p>
<p>Alican Durbaş Lo-Fi filmiyle deneysel bir algı yaratıyor. Bir kısa film kafasıyla çektiği filmde taşınma duygusunun yeni mi eski mi olduğu konusunda bir karmaşa yaratıyor. Açıkçası ışık oyunları, Emre ve Defne arasında yaşanan zamansal kopukluk filme farklı bir hava katıyor gibi dursa da filmin anlatımı bir yere varmıyor.</p>
<p>Sinan Yabgu Ünal The Annesi Ninja’da Avşa Adası’nda turlayan iki sevgilinin bir yere varmayan ilişki sarmalını anlatıyor. İkili arabanın içinde geçen sahneler uzasın diye bir türlü eve varamıyor, oyunculuklar muhtemelen serbest bırakıldığı için özellikle Kerim’i oynayan oyuncu bocalıyor. Film Melis’in başına gelenlerin sonunda nasıl sonuçlanacağını tahmin edebiliyor. Keşke vaat ettiği gerilimi yaşatabilseydi bizlere ama biraz ada turu olmuş maalesef bu film.</p>
<p>Ve Sultana. Erdi Işık’ın yazdığı, Ali Kemal Güven’in yönettiği film, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filminden ilham almaya çalışmış, kadın dayanışmasına omuz vermeye çalışmış gibi dursa da, dansçı kızların etrafa serf ettikleri beylik lafların altında kalıyor. Ve kadınların mücadelesi de erkeklerin onları tercih etme isteğinde. Meral ve Anna arasındaki rekabet ne ara kaş göz yarmaya geldi onu da anlamadık. Sürekli direkte dans eden kızlar ve onları kafalarıyla onaylayan erkekler. Sitcom havasında istiklal caddesinde dolanan kamera ve her kadına bir hikaye yazma sevdasına yenilmiş bir senaryo. Tuba Büyüküstün güzel bir kadın ama hangi role girerse girsin duygusu geçmiyor maalesef.</p>
<p>Altın Lale’yi kazanan <em>Memory of Princess Mumbi / Prenses Mumbi</em> biraz hayal kırıklığı yaratmadı değil, ama filmin teknolojinin yasaklanmış bir Afrika devletinde geçiyor olması, bir geleneğe sahip çıkması ama bunu yaparken fazlasıyla yapay zeka kullanması sinemanın geleceği konusunda açılan kapıları gösteriyor. Tabii yönetmen yeşil ekran, kompozisyon gibi eski yöntemleri de kullanıyor ve bunların birleşiminden değişik bir mimari yaratıyor. Sanırım jüriyi etkileyen de bu harmanın yarattığı üstünlük oluyor.</p>
<p>Altın Lale jürisi ayrıca György Pálfi’nin yönettiği <em>Tavuk </em>filmine mansiyon verdi. Tavuğun dünyasına öyle keyifle göz atıyoruz ki, yumurtasına, aşkına, özgürlük ve hayatına sahip çıkan bir tavuk filmi izliyoruz. Filmde efekt yok, tavuğun performansı, tavuk koçları ve iyi bir yönetim var, bu da takdire şayan.</p>
<p>Festivalde iki yıldır ‘Nerdesin Aşkım’ bölümü yok, o yüzden ödül almaya çıkanlar özellikle bu bölümün adını söyleyerek anmaya çalıştılar. Festival yapmanın eski keyfi kalmadığı aşikar, her şeyin belli bir denetim mekanizmasına tabii tutulduğu, maddi olarak kısıtlandığı bu süreçte bir festivali daha bitirdik… Önümüzdeki festivallerde buluşmak dileğiyle.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/04/20/festivaldeki-filmler-cikis-ve-anlam-ariyor-tasiniyor-geriye-donup-bakiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acının muhteşem anlatımı etrafında kenetlenmek!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/02/05/acinin-muhtesem-anlatimi-etrafinda-kenetlenmek/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/02/05/acinin-muhtesem-anlatimi-etrafinda-kenetlenmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:44:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26228</guid>

					<description><![CDATA[Filmlere çok övgülü başlangıçlar yapmayı sevmem ama Hamnet, bizi içimizde bir yerlerde en narin, kırılgan yerden yakalayıp, özellikle de sonlara doğru yaşattığı büyülü gerçeklikle içimizde saklayıp, sarıp sarmaladığımız kayıpların özleminin içine fısıltılı bir özenle yerleştiriyor, bir terapi seansı içinizde tıkanıp kalmış duyguya hayret duygusuyla yön veriyor! Muhteşemdi! Seyirci filmi 1500’lü yıllarda taşrada, doğada geçen bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Filmlere çok övgülü başlangıçlar yapmayı sevmem ama Hamnet, bizi içimizde bir yerlerde en narin, kırılgan yerden yakalayıp, özellikle de sonlara doğru yaşattığı büyülü gerçeklikle içimizde saklayıp, sarıp sarmaladığımız kayıpların özleminin içine fısıltılı bir özenle yerleştiriyor, bir terapi seansı içinizde tıkanıp kalmış duyguya hayret duygusuyla yön veriyor! Muhteşemdi!</p>
<p>Seyirci filmi 1500’lü yıllarda taşrada, doğada geçen bir evlilik sonucunda üç evlat sahibi olmuş bir çiftin klasik hayat hikayesi gibi yorumlamasın, filmin dingin bir ruhu var kesinlikle ama asla sıkıcı değil, mesafeli ama sıcak bir akışı var,  yazının başında tavsiye notumu iliştiriyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26230 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-1024x576.jpeg" alt="" width="680" height="383" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-1024x576.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-300x169.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-768x432.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-1536x864.jpeg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-747x420.jpeg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-150x84.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-696x392.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-1068x601.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods-1920x1080.jpeg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-2025-jessie-buckley-paul-mescal-in-the-woods.jpeg 2000w" sizes="auto, (max-width: 680px) 100vw, 680px" /></p>
<p>Kuzey İrlandalı yazar Maggie O’Farrel’in dokunaklı romanı Hamnet, bir ihtimali ele alıyor, gerçek bir trajedinin kurgusal bir hikayeye ilham verebilme ihtimaline odaklanıyor. Bu yürek burkan film Shakespeare’in oğlu Hamnet’in ölümünden sonra Hamlet’i nasıl yazdığı hakkında bir yorumlama. Hamlet ve Hamnet bir karıştırma değil, ikisinin birbirinin yerine kullanıldığına dair kanıtlar var. Zhao ve Farrell senaryoyu yazarken aynı zamanda Hamnet’in Ölümü ve Hamlet’in Oluşumu adlı makaleden esinlenmiş. Sanatın gücüyle herkesi kucaklayan filmin en büyük özelliği herkes için bilinmezlik dolu olan bu gizemi çözmesinin yanında onu derinleştirdiği için de başarılı. Kurgusal yönü ağır bassa da bir tutkunun etrafını çevreleyen çok zekice hamlelerle seyirciye uzanıyor.</p>
<p>Film başlarda yavaş ve biraz da klasik tonlarda akıyor, Agnes’in ormanın sonsuzluğunda kaybolmasını, kendisi hakkında cadı yakıştırmalarını, onun umarsızlığını ve şahini beslemesini izliyoruz… Jessie Buckley film boyunca ifadesini değiştirmiyor, her şeye bir anlam çerçevesinde bakıyor, sade, sakin ve büyüleyici performansıyla Agnes’e sahip çıkıyor. William içindeki fırtınayı yönetemediği, babasının eldivenci işine devam etmek zorunda kaldığı için öfkeli. Şair olma hayali var, yazıyor çocuklara ders veriyor ve şiir gibi bir kadınla karşılaşınca da ağzından dökülen dizelerle bir süre idare ediyor! Paul Mescal’in güçlü performansı filmin etkileyici tonunu arttırıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26231 size-full" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/indir.jpg" alt="" width="599" height="398" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/indir.jpg 599w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/indir-300x199.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/indir-150x100.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 599px) 100vw, 599px" /></p>
<p>Will ve Agnes’in önce kız sonra da ikiz çocukları olur, köye sığmayan (ama kimliği konusunda epeyce cimri davranılan) Will Londra’nın yolunu tutuyor, Agnes onu bu yönde teşvik ediyor. Will’in hep şehirde başka bir kafaya geçme ihtimalini sorguluyoruz biz bu arada, evini çocuklarını başka kadınlar, bohem hayatın dağınıklığı içinde feda edebileceği düşüncesi ortasından yırtılan kağıt gibi.. Çocuklarla beraber tavan arasının yoğun kullanıldığı eve yönleniyoruz… Agnes çocuklarla ve onların sağlık sorunlarıyla baş etmeye çalışırken William’ın daha modern bir dünyada kurduğu yaşam dengesinin, çatışmasının izleri film boyunca devam ediyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26232 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-1024x576.jpg" alt="" width="660" height="372" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/02/hamnet-1-1764096333112.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 660px) 100vw, 660px" /></p>
<p>Film sonrasında ikizlerden birinin Judith’in ölümcül hastalığıyla ve Hamnet’in derin yalvarmaları sonucu yaşam aktarımıyla mistik, gerçeküstü, bambaşka, acı dolu bir yola giriyor. Agnes film boyunca gördüğü rüyada başında iki çocuğunun beklediği söylüyor hep. Üç çocuğu olunca rüyasının gerçekliğinden şüphe ediyor ve yanlış yorumladığını söylüyor ama aslında gerçek olduğuyla acı bir şekilde yüzleşiyor. Hamnet’in ölüm yolculuğu, annesi ve bizim için acı verici bir yalnızlık, şaşkınlık, bir araf halinin sade, gösterişsiz ve biraz da korkutucu algısıyla yansıtılıyor… ve arkasından gelen öfke, üzüntü, kızgınlık, kopukluk… Agnes acısını göklere haykıran bir karakter, çocuklara da kuşun hayalini gökyüzünde göreceklerini salık veriyor. Hatta Hamnet ölüm yolculuğunda bu öğretiden ilham alıyor. Buckley tüm bu anlarda oyunculuğun dışına çıkıyor, gerçek oluyor muhtemel, yoksa bu kadar dipsiz bir keder bu doğal canlandırılamazdı. Zaten son sahneyi onun gözünden, onun duygularıyla izledik hepimiz. Ellerimiz yukarıya doğru kenetlenmiş, acının bu muhteşem anlatımı etrafında kenetlenmiş olarak… Hamnet ve Hamlet’in nasıl bir araya geldiğini görerek ve yönetmenin bizi doruğa taşımasını yaşayarak…</p>
<p>Başka ellerde belki de bizi zorlama bir seyirliğin içine sokacak bu film, bizi gözyaşlarıyla, arınmayla iyileştirici bir etki üstleniyor. İlişkilerinin başında bana bir hikaye anlat diyen Agnes, Hamlet’in sessizlik düsturundan ilhamla bizi duymaya, yaşamaya ihtiyacımız olan bir duyguyla baş başa bırakıyor ve bunu binlerce insana sessizce fısıldıyor!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/02/05/acinin-muhtesem-anlatimi-etrafinda-kenetlenmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Normalimiz kalmadığını anlatan film!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/01/31/normalimiz-kalmadigini-anlatan-film/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/01/31/normalimiz-kalmadigini-anlatan-film/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 10:58:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Ceylan Özgün Özçelik]]></category>
		<category><![CDATA[deneysel]]></category>
		<category><![CDATA[Naturland]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26210</guid>

					<description><![CDATA[Ceylan Özgün Özçelik’in Hiçbir şey Normal Değil filmi, belgesel ve kurmaca arasında gezinen hikayesiyle bizleri değişik bir yolculuğa çıkarıyor. 1990’larda Antalya Kemer tarafında kurulmuş ve o dönemlerin en popüler tatil köylerinden biri olmuş ve her şeye bir oyun gözüyle bakmış ve başına ekolojik kavramını yapıştırınca her şeyin mümkün olduğu bir yaşam algısı yaratan  Naturland’ın korku [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ceylan Özgün Özçelik’in Hiçbir şey Normal Değil filmi, belgesel ve kurmaca arasında gezinen hikayesiyle bizleri değişik bir yolculuğa çıkarıyor. 1990’larda Antalya Kemer tarafında kurulmuş ve o dönemlerin en popüler tatil köylerinden biri olmuş ve her şeye bir oyun gözüyle bakmış ve başına ekolojik kavramını yapıştırınca her şeyin mümkün olduğu bir yaşam algısı yaratan  Naturland’ın korku filmine dönüşen, terk edilmiş, talan edilmiş, ardında soru işaretleri bırakan geçmişine ve bugününe bakıyoruz. (meyvemizi ağaçtan, yumurtamızı tavuktan) Bir ütopyanın distopyaya dönüşen halinde Özçelik, farklı bakış açısını ortaya koyuyor, danslı ve ünlü isimlerin anlattıklarıyla otelin sansasyonel geçmişi önümüzde uzanıveriyor. Daha çok siyasetçiler uğrarmış o dönemlerde, bir tarafında deniz, bir tarafında orman… Hatta konaklayan bir müşteri bu kadar şaşaalı mekanın havuzunun küçük olduğundan dem vuruyor, birisi aylarca konakladığından… Mekan o kadar absürd tasarlanmış ki, doğanın ortasına yapay bir doğa dikmişler adeta, yapılanlar Melih Gökçek’in Ankara’nın dokusunu bozarak diktiği devasa heykellerden bir parçayı andırıyor, o zaman anlıyoruz ki, siyasetçi kafası estetikten bir hayli  uzak, büyüklük onların için tek estetik duygu! Burada da var devasa tırtıllar, balinalar, ceylanlar, Nuh’un gemisi, mekanı delip geçmiş zürafa…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26212 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-1024x576.jpeg" alt="" width="664" height="374" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-1024x576.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-300x169.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-768x432.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-1536x864.jpeg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-747x420.jpeg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-150x84.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-696x392.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5-1068x601.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_5.jpeg 1920w" sizes="auto, (max-width: 664px) 100vw, 664px" /></p>
<p>Yapılış hikayesi zaten yapılmış dedirtiyor ama yok oluş hikayesi de ayrı bir saçma ve vurucu. Bu kadar büyük işletme bir süre sonra zarar etmeye başlıyor, (kafada deli sorular) çalışanlar paralarını alamıyor, müşteri azalıyor, hizmet azalıyor, kapıda tek bir güvenlik bırakıyorlar oraya sahip çıksın diye… O da bir süre sonra maaşını alamadığı için mekanı terk ediyor. Sonrasında büyük bir talan yaşamış, her şeyi büyük bir açgözlülükle söküp götürmüş insanlar. Bir tek dış doku kalmış, doğa eski şeklini almak için bu terk edilmiş yapıya tekrardan sarılmaya başlamış ve sonrası bitiş!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26213 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-1024x576.jpeg" alt="" width="678" height="382" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-1024x576.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-300x169.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-768x432.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-1536x864.jpeg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-747x420.jpeg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-150x84.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-696x392.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4-1068x601.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/Hicbir_Sey_Normal_Degil_Strange_Abandoned_Deranged_CeylanOzgunOzcelik_4.jpeg 1920w" sizes="auto, (max-width: 678px) 100vw, 678px" /></p>
<p>Kamera hareketleri kaleydoskopik ve sanrısal manevralarla mekanı ve hayvanları başka boyutlara taşıyor, nefes almaya devam eden bir yapının hafızası içinde dolaşıyormuşuz hissi oluşturuyor, hayvan heykellerinin bir kısmı son kalan gücüyle bizleri selamlıyor, bizleri gözetliyor adeta. Ses kullanımı görüntülerin arka planı gibi, o derece uyumlu. Büyük otelin müşterilerine yaptıkları anonslar da es geçilmiyor, rahatsız etmeyiniz yazısı her kapının önünde bizi durduruyor. Sahte bir dünyanın içinde tüketilip kenara atılmış bir alanın içindeyiz ve mekan ve hafıza üzerinden birçok ilişkinin detaylarına dalıyoruz! Ve rant denen illetle karşılaşıyoruz, doğanın damarlarına kadar işgal eden ve adına Naturland denilen şey, aslında talan kültürünün de başlangıcını işaret ediyor!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-26214" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/HO00007678_638968151334547347_hicbir-sey-normal-degil-213x300.jpg" alt="" width="213" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/HO00007678_638968151334547347_hicbir-sey-normal-degil-213x300.jpg 213w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/HO00007678_638968151334547347_hicbir-sey-normal-degil-299x420.jpg 299w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/HO00007678_638968151334547347_hicbir-sey-normal-degil-150x211.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/HO00007678_638968151334547347_hicbir-sey-normal-degil-300x422.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/HO00007678_638968151334547347_hicbir-sey-normal-degil.jpg 342w" sizes="auto, (max-width: 213px) 100vw, 213px" /></p>
<p>Ceylan Özgün Özçelik, bu terk edilmiş mekana farklı bir gözle bakarak, bir yandan tanıklıkları da konuşturuyor. Her dönemde önümüze çıkan politik ve ekonomik dayatmayı önümüze koyan bu hikaye bunu çok da alışık olmadığımız deneysel bir estetikle anlatıyor ve ekoloji adı altında hayatımıza çöken kapitalik yozlaşmaya bakıyor. Sanırım son sinema gösteriminde izledim, sinemada izlenmeli kesinlikle ama film yoluna HBO Max’da devam edecek…</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/01/31/normalimiz-kalmadigini-anlatan-film/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başka Bir Gerçekliğin Karanlığında: &#8216;Hayat&#8217; ve Demirkubuz&#8217;un İnatçı Bakışı!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/01/18/baska-bir-gercekligin-karanliginda-hayat-ve-demirkubuzun-inatci-bakisi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/01/18/baska-bir-gercekligin-karanliginda-hayat-ve-demirkubuzun-inatci-bakisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 19:06:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26200</guid>

					<description><![CDATA[Koray Feyiz İNSANIN YAZGISI, KAÇIŞIN SESSİZLİĞİ Zeki Demirkubuz’un 2023 tarihli filmi Hayat, adeta keskin bir bıçak gibi bireyin iç dünyasına doğru derin bir kesit sunar. 193 dakikalık bu uzun metrajlı drama, zorla nişanlandırılan genç Hicran’ın evinden kaçışıyla başlar ve sadece fiziksel bir yolculuğu değil, aynı zamanda psikolojik ve metafiziksel bir arayışı da ortaya koyar. Demirkubuz’un [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Koray Feyiz</strong></em></p>
<p><strong>İNSANIN YAZGISI, KAÇIŞIN SESSİZLİĞİ</strong></p>
<p>Zeki Demirkubuz’un 2023 tarihli filmi Hayat, adeta keskin bir bıçak gibi bireyin iç dünyasına doğru derin bir kesit sunar. 193 dakikalık bu uzun metrajlı drama, zorla nişanlandırılan genç Hicran’ın evinden kaçışıyla başlar ve sadece fiziksel bir yolculuğu değil, aynı zamanda psikolojik ve metafiziksel bir arayışı da ortaya koyar. Demirkubuz’un kamerası, Hicran’ın özgürlük arzusuyla Rıza’nın saplantılı takibi arasında gidip gelirken, izleyiciyi kendi gölgeleriyle yüzleşmeye davet eder.</p>
<p>Film, yüzeyde bir kaçış hikâyesi gibi görünse de, altında yazgı ve çaresizlik kadar insanı kökünden sarsan bir imkânsızlık hissi taşır. Yönetmenin kendi yaşamından ve gözlemlerinden beslendiğini belirttiği Hayat, biçimsel olarak geleneksel bir aile draması izlenimi verse de, özünde insanın kaderle kurduğu çelişkili ilişkiye odaklanır. Kendi seçimlerinin ağırlığıyla yazgının kaçınılmazlığı arasında sıkışmış bir bilincin sessiz ama ısrarlı çığlığıdır bu.</p>
<p>Demirkubuz sinemasında sıkça rastlanan temel motiflerden biri burada da belirgindir: insanın kaçma arzusunun, çoğu zaman daha sert bir yazgıya çarpması. Hicran’ın evden çıkışı bir özgürleşme ânı olarak sunulmaz. Daha ilk sahnelerden itibaren kaçış, bir ferahlama değil, bir yüklenme duygusu yaratır. Kamera Hicran’ı idealize etmez, onu romantik bir direniş figürüne dönüştürmez. Aksine, attığı her adımı ağırlaştırır. Böylece film, en baştan şunu sezdirir: Burada anlatılan kurtuluş değil, sürükleniştir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26202 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/1633360226335-zengin.jpg" alt="" width="668" height="376" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/1633360226335-zengin.jpg 800w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/1633360226335-zengin-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/1633360226335-zengin-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/1633360226335-zengin-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/1633360226335-zengin-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/1633360226335-zengin-696x392.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 668px) 100vw, 668px" /></p>
<p><strong>ALT METİN: BİREY VE TOPLUMSAL İRADE ARASINDA KIRILMALAR</strong></p>
<p>Demirkubuz’un alt metni, “özgürlük” kavramına sığınılan yüzeysel bireyselliği sorgular. Hicran’ın evden kaçışı basit bir özgürlük talebi değildir; bu, aile kurumunun baskısına, toplumsal koşullanmaya ve bireyin kendi içindeki gölgeyle hesaplaşmasına karşı duyulan umarsız bir çığlıktır. Yönetmen burada modern Türkiye’nin sosyal dokusundaki çelişkileri bireyin iç dünyasında yoğunlaştırarak sinemaya taşır: aile, toplum, ahlak ve bastırılmış arzular arasında sıkışmış bir varoluş hâli.</p>
<p>Aile, Demirkubuz sinemasında çoğu zaman koruyucu bir yapı değil, bireyin hareket alanını daraltan bir baskı mekanizmasıdır. Hayat’ta bu baskı yüksek sesle değil, sessizlikle işler. Kimse bağırmaz, kimse uzun ahlaki nutuklar çekmez. Ama tam da bu suskunluk, baskının ne kadar içselleştirildiğini gösterir. Hicran kaçarken bile ailesinin bakışını sırtında taşır. Film bu yönüyle yalnızca patriyarkal düzeni eleştirmez; aynı zamanda bu düzenin bireyin bilincine nasıl yerleştiğini de karanlık bir netlikle gösterir.</p>
<p>Rıza’nın Hicran’ı arayışı ilk bakışta romantik bir takıntı gibi okunabilir. Ancak bu arayış, zamanın, ölümün ve belirsizliğin ortak hafızasında yankılanan daha derin bir boşluğa işaret eder. Rıza, Hicran’ı bulmaya yaklaştıkça aslında kendi kaybolmuşluğuyla yüzleşir. Bu, Demirkubuz sinemasının temel mantıklarından biridir: dış dünyadaki hareket, içsel bir çözülmenin yansımasıdır.</p>
<p>Rıza karakteri, Demirkubuz’un erkeklik temsillerinin tipik bir örneğidir. Duygularını adlandıramayan, arzusu ile ahlakı arasında sıkışmış, sevme ile sahip olma arasındaki farkı ayırt edemeyen bir figürdür. Onun arayışı bir sevda hikâyesi değil, kontrol kaybının hikâyesidir. Hicran’ın yokluğu, Rıza’nın varoluşunu tehdit eder; çünkü o, kimliğini bir başkası üzerinden kurmuştur. Bu nedenle aradıkça yoksullaşır, yaklaştıkça çözülür.</p>
<p><strong>DEMİRKUBUZ SİNEMASININ MANTIĞI: İNSANI KESKİNLEŞTİREN SORGU</strong></p>
<p>Zeki Demirkubuz’un sineması, psikolojik derinlik, varoluşsal sorgu ve ahlaki belirsizlik üzerine kuruludur. Onun filmleri yalnızca karakterlerin davranışlarını değil, bilinçlerinin karanlık kıyılarını da görünür kılar. Hayat, bu yaklaşımın geç dönem bir örneği olarak daha sade ama daha ağır bir ton taşır. Burada dramatik olaylar karakterlerin iç dünyalarını açıklamak için değil, iç dünyalarının sonuçları olarak vardır.</p>
<p>Bu anlatı biçimi klasik dramatik yapının bilinçli bir reddidir. Demirkubuz, seyircinin rahatlamasını istemez. Net çözümler, arındırıcı sonlar, katharsis yoktur. Bunun yerine bir tür ahlaki yorgunluk yaratılır. Seyirci karakterleri anlamaya çalıştıkça kendini rahatsız edici soruların içinde bulur: Ben olsam ne yapardım? Gerçekten farklı davranır mıydım? Yoksa aynı suskunluklara mı sığınırdım?</p>
<p>Demirkubuz’un sıkça vurguladığı “namuslu sinema” anlayışı burada belirginleşir. O, sinemayı ideolojik bir araç ya da didaktik bir söylem alanı olarak kullanmaz. Sinema, onun için insanın kendisiyle yüzleştiği sert bir aynadır. Ancak bu ayna pürüzsüz değildir; çiziklerle, lekelerle doludur.</p>
<p><strong>İZLEYİCİYE NE VAAT EDİYOR?</strong></p>
<p>Hayat, izleyiciye konfor vaat etmez. Daha baştan, alışıldık bir dramatik tatmin ya da duygusal rahatlama sunmayacağını açıkça hissettirir. Bu filmden beklenen şey; sürükleyici bir hikâye, net bir çatışma çözümü ya da karakterlerin ahlaki olarak “haklı” ve “haksız” diye ayrıldığı güvenli bir anlatı değildir. Demirkubuz, izleyicinin sinemadan çoğu zaman talep ettiği şeyi bilinçli olarak reddeder: rahatlama, anlamlandırma ve kapanış.</p>
<p>Bunun yerine Hayat, izleyiciden sabır talep eder. Zamanın ağır aktığı, boşlukların konuştuğu, sahnelerin aceleyle ilerlemediği bir sinema dili kurar. İzleyici bu filmde olayların değil, durumların peşine düşmek zorundadır. Beklentiyle izleyen seyirci için bu durum bir hayal kırıklığına dönüşebilir; çünkü Hayat, seyircinin alışık olduğu dramatik ipuçlarını özellikle geri çeker. Müzik duyguyu yönlendirmez, kamera karakterle özdeşleşmeye zorlamaz, anlatı seyirciyi elinden tutup bir sonuca götürmez.</p>
<p>Ancak tam da bu nedenle film, başka bir vaat sunar: farkındalık. Hayat, izleyiciyi pasif bir göz olmaktan çıkarıp, sürecin ahlaki ortağı hâline getirir. Film boyunca izleyici yalnızca Hicran’ın ve Rıza’nın hikâyesini izlemekle kalmaz; kendi suskunluklarını, kendi kabullenişlerini ve kendi kaçamadığı yerleri de düşünmeye başlar. Bu, rahatlatıcı bir empati değil; rahatsız edici bir yakınlıktır.</p>
<p>İzleyici çoğu zaman sinemadan “bir şeyler olmasını” bekler. Hayat ise “bir şeylerin olmamasını” merkeze alır. Konuşulmayanlar, yapılmayanlar, ertelenenler ve yarım kalanlar filmin asıl malzemesidir. Bu nedenle film, izleyicinin beklentilerini sürekli boşa çıkarır; ama bu boşa çıkış bir eksiklik değil, bilinçli bir estetik ve etik tercihtir. Demirkubuz, seyirciyi doyurmak istemez; onu açıkta bırakır.</p>
<p>Bazı izleyiciler bu filmi zor, uzun ve parçalı bulur. Bazıları için Hayat, sabır sınayan bir deneyimdir. Ancak bu bölünmüşlük filmin başarısızlığı değil, tam tersine etkisinin bir göstergesidir. Çünkü Demirkubuz sineması uzlaşma üretmez; direnç üretir. İzleyiciyi memnun etmekten çok, onu huzursuz etmeyi göze alır.</p>
<p>Hayat’tan beklenen şey, bir cevap değil; bir soru hâlidir. Film bittikten sonra bile devam eden bir iç konuşma, taşınan bir ağırlık, adını koymakta zorlanılan bir rahatsızlık. İzleyici bu filmden “iyi hissetmiş” olarak çıkmaz; ama daha uyanık çıkar. Ve Demirkubuz’un izleyiciye sunduğu asıl vaat de tam olarak budur: umut değil, uyanıklık.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26203 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/x1080-1024x435.jpg" alt="" width="689" height="293" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/x1080-1024x435.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/x1080-300x128.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/x1080-768x327.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/x1080-1536x653.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/x1080-2048x871.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/x1080-988x420.jpg 988w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/x1080-150x64.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/x1080-696x296.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/x1080-1068x454.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/01/x1080-1920x816.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 689px) 100vw, 689px" /></p>
<p><strong>ŞAİRİN GÖZÜYLE SON BİR NEFES</strong></p>
<p>Bu film, bir kızın kaçışı değildir; belki de her kaçışın ardında bekleyen, adını koyamadığımız karanlığın çığlığıdır. Hicran’ın attığı her adım, bir özgürlük vaadi taşımaktan çok, insanın kendi içinden kaçamayacağına dair ağır bir hatırlatma gibidir. Onun yürüyüşü hızlandıkça film yavaşlar; çünkü Demirkubuz, kaçışın hızında değil, geride bırakılanın ağırlığında durur. Hicran’ın suskunluğu, kelimelerin kuramayacağı bir şiirin ritmini taşır: söylenmeyen, bastırılan, yarım bırakılan bir hayatın ritmi.</p>
<p>Hicran’ın bedeni hareket hâlindeyken ruhu sanki hep aynı yerde takılı kalır. Bu, Demirkubuz sinemasının temel trajedisidir: karakterler yer değiştirir, şehirler aşar, yüzler görür; ama içlerindeki düğüm çözülmez. Şairin gözüyle bakıldığında, Hicran’ın kaçışı bir dizeyi yarım bırakmak gibidir. O dize nereye giderse gitsin, eksik kalacaktır. Çünkü şiirde olduğu gibi hayatta da bazı kırılmalar onarılmaz; yalnızca taşınır.</p>
<p>Rıza’nın arayışı ise şiirin karanlık dipnotudur. Onun yürüyüşünde bir sevda yoktur; daha çok, anlamını yitirmiş bir bağlılığın tortusu vardır. Rıza, Hicran’ı aradığını sanırken, aslında kendi içindeki boşluğu iz sürerek dolaşır. Onun bakışı, bir insanı görmekten çok, kendi varlığını teyit etme çabasıdır. Şairin gözünde bu, sevmenin değil, tutunmanın trajedisidir. Ve tutunma, çoğu zaman sevmeden daha yıkıcıdır.</p>
<p>Demirkubuz’un kamerası burada şiirsel bir merhamet taşımaz. Ne Hicran’ı masumlaştırır ne de Rıza’yı şeytanlaştırır. Çünkü şiirin asıl gücü, taraf tutmamakta yatar. Kamera, karakterlere yaklaşmaz; onlarla arasına bir mesafe koyar. Bu mesafe, seyirciye bırakılan ahlaki boşluktur. Şair, bu boşlukta konuşur. Yargı vermez; sezdirir. Bağırmaz; yankı bırakır.</p>
<p>Hayat kelimesi, film boyunca neredeyse hiç söylenmez; ama her sahnede ağır bir nesne gibi dolaşır. Şairin gözünde hayat, burada bir vaat değil, bir yük gibidir. Taşınır, sürüklenir, bazen yere bırakılmak istenir ama bırakılamaz. Hicran’ın yüzündeki donukluk, Rıza’nın bakışındaki ısrar, yan karakterlerin sessiz kabullenişi… Hepsi aynı şiirin farklı kırık dizeleridir. Birbirine eklenmezler; yan yana dururlar.</p>
<p>Bu filmde İstanbul bile bir şehir değildir; daha çok içsel bir labirenttir. Sokaklar çıkış vermez, kalabalıklar yalnızlığı çoğaltır. Şairin gözünde mekân, ruh hâlinin izdüşümüdür. Hicran’ın geçtiği yerler genişledikçe içi daralır; Rıza’nın dolaştığı alanlar daraldıkça zihni çözülür. Demirkubuz, mekânı anlatmaz; mekânla susar.</p>
<p>Şiir, çoğu zaman bir son nefesle biter. Hayat’ta bu son nefes, filmin sonunda değil, her sahnenin içinde dağınık hâlde bulunur. Her bakışta, her duraksamada, her yarım cümlede o nefes vardır. Bu nedenle film bir sona ulaşmaz; tükenir. Ve tükenmişlik, Demirkubuz sinemasında bir estetik tercih değil, etik bir duruştur.</p>
<p>Şairin gözüyle Hayat, umutla kurulmuş bir cümleyi özellikle tamamlamaz. Çünkü tamamlanan cümleler rahatlatır. Demirkubuz rahatlatmaz. O, şiirin en sert yerinde durur: anlamın kırıldığı, sesin kısıldığı, nefesin yetmediği yerde. Hicran’ın kaçışı, Rıza’nın arayışı, izleyicinin bakışı… Hepsi aynı şiirin içinde sıkışmış hareketlerdir.</p>
<p>Belki de bu yüzden Hayat, izlendikten sonra hatırlanan sahnelerden çok, hatırlanamayan duygular bırakır. Şair için asıl iz budur. Film bittiğinde akılda kalan bir replik değil, tarif edilemeyen bir ağırlıktır. Ve o ağırlık, uzun süre insanın içinde kalır. Tıpkı bazı dizeler gibi: ilk okunduğunda anlaşılmayan, ama zamanla insanın hayatına sızan dizeler.</p>
<p><strong>SONUÇ: HAYATIN SERT SESSİZLİĞİ</strong></p>
<p>Hayat, iz bittikten sonra susmayan filmlerden biridir. Bitmez; yalnızca karanlığa çekilir. Demirkubuz seyirciyi bir katharsise değil, taşınacak bir ağırlığa mahkûm eder. Onun sinemasında kurtuluş yoktur; yalnızca fark ediş vardır. Hicran özgürleşmez, Rıza arınmaz, dünya düzelmez. Ama izleyici kendi suskunluklarını daha net duymaya başlar.</p>
<p>Bu sessizlik, Demirkubuz sinemasının etik merkezidir. O umut dağıtmaz, teselli sunmaz. Seyirciyi görmezden gelmeye alıştığı gerçeklerle baş başa bırakır. Bu nedenle Demirkubuz, Türk sinemasında seyircinin hoşuna gitmeme pahasına dürüst kalmayı seçen ender yönetmenlerden biridir.</p>
<p>Filmin asıl gücü büyük cümleler kurmamasındadır. Demirkubuz bağırmaz; fısıldar. Kamera sabırlıdır, zaman acımasızdır, karakterler eksiktir. Ve tam da bu eksiklik Hayat’ı dürüst kılar. Film “başka bir hayat mümkün mü” diye sormaz; daha acı bir sorunun etrafında dolaşır: İçinde yaşadığımız hayatla ne yapacağız?</p>
<p>Bu soru, Demirkubuz’un tüm filmografisini kat eden temel sorudur. Masumiyet’ten Yazgı’ya, Yeraltı’ndan Kor’a uzanan çizgide yönetmen, insanın kendisiyle kurduğu sorunlu ilişkiyi ısrarla kurcalar. Hayat, bu çizginin geç dönem bir durağı olarak daha sade ama daha ağır bir ton taşır. Öfke yerini yorgunluğa bırakmıştır; isyan sessiz bir kabullenişe dönüşmüştür. Ancak bu kabulleniş teslimiyet değildir; gerçeğin çıplaklığıyla yüzleşmenin yarattığı donukluktur.</p>
<p>Demirkubuz sinemasının izleyiciye verdiği şey umut değil, uyanıklıktır. Bir tür ahlaki huzursuzluk. Hayat, seyircinin yüzüne tutulmuş bir ayna değildir; aynayı yere düşürüp parçalayan bir sestir. Her parça başka bir gerçeği yansıtır, ama hiçbirini birleştirmek mümkün değildir.</p>
<p>Bu yüzden Hayat bir hikâye anlatmaz; bir durum yaratır. İnsanın kendi varoluşuna katlanma biçimini sorgulayan sert, inatçı, ödünsüz bir durumdur bu. İzlemek bir eylemdir; kaçmak mümkün değildir. Sonuçta Hayat, adını taşıdığı şey kadar ağırdır. Yaşamak gibi: eksik, adaletsiz, uzun ve çoğu zaman sessiz. Ve belki de tam bu yüzden bu film bize şunu hatırlatır: Hayat bazen anlaşılmak için değil, katlanılmak için vardır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/01/18/baska-bir-gercekligin-karanliginda-hayat-ve-demirkubuzun-inatci-bakisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varoluşçu Bir Mercek Altında Bak Postacı Geliyor!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/01/15/varoluscu-bir-mercek-altinda-bak-postaci-geliyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/01/15/varoluscu-bir-mercek-altinda-bak-postaci-geliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 14:53:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26197</guid>

					<description><![CDATA[Koray Feyiz Yüksel Aksu’nun 12 Aralık 2025’te vizyona giren (Bak Postacı Geliyor, 117 dakika) filmi, ilk bakışta sıcak bir nostalji hikâyesi gibi görünse de, yüzeyin altına indiğinizde insanın varoluşsal arayışı, özgürlük ve aşk üzerine derin anlamlar barındıran bir anlatı ortaya koyar. Yönetmenin kendi ailesinin gerçek aşk hikâyesinden esinlendiği bu yapım, 1950’li yılların küçük bir Ege [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Koray Feyiz</strong></em></p>
<p>Yüksel Aksu’nun 12 Aralık 2025’te vizyona giren (Bak Postacı Geliyor, 117 dakika) filmi, ilk bakışta sıcak bir nostalji hikâyesi gibi görünse de, yüzeyin altına indiğinizde insanın varoluşsal arayışı, özgürlük ve aşk üzerine derin anlamlar barındıran bir anlatı ortaya koyar. Yönetmenin kendi ailesinin gerçek aşk hikâyesinden esinlendiği bu yapım, 1950’li yılların küçük bir Ege kasabasında geçer ve posta memuru Osman’ın aşkı uğruna çıktığı içsel yolculuğu odağına koyar. Film, zamanın ruhu, mekânın dokusu, karakterlerin iç çatışmaları ve alt metindeki varoluşçu sorgulamalar ile geleneksel melodram türünü aşan bir estetik kurgu sunar.</p>
<p><strong>İNSAN VAROLUŞUNUN SICAK VE SUSKUN HÂLLERİ: OSMAN’IN PORTRESİ</strong></p>
<p>Filmin merkezinde duran Osman, yalnızca bir posta memuru değil, aynı zamanda kendi hayatının mektuplarını yazmaya çalışırken varoluşsal bir boşlukla yüzleşen bir bireydir. Postacı Osman’ın varoluşu, Ege kasabasının sıcak ışıkları altında basit gibi görünen günlük ritüellerle ifade bulur: mektup dağıtmak, selamlaşmak, bisikletle sokaklarda dolaşmak…</p>
<p>Ancak bu sıradan eylemler birer varoluşsal metafora dönüşür. Camus’nün absürd kahramanı gibi Osman da kendi dünyasında anlam ararken, ona yaklaşan aşk motivasyonu ile varoluşunun sınırlarını zorlar.</p>
<p>Varoluşçu düşüncede bireyin özgürlüğü, anlam arayışı ve kaygı sürekli vurgulanır. Osman’ın aşkı, yalnızca Gülizar’a duyduğu imkânsız tutku değil; içinde bulunduğu kasabada kendi benliğini tanıma, tanımlama ve kabul etme çabasıdır. Her mektup, postacının sadece başkalarının hikâyelerini taşımakla kalmayıp kendi içsel monologunu da yazdığı bir araç gibidir. Bu, Sartre’ın “özgür insanın, kendi özünü eylemleriyle yarattığı” fikrini yansıtır; Osman eylemleriyle aşkını ve benliğini inşa etmeye çalışır.</p>
<p>Osman’ın karakterindeki bu varoluşsal arayış, aşkı sıradan bir romantik saplantıdan çıkarıp bir benlik inşa sürecine dönüştürür. Gülizar’ın sadece ulaşılması güç bir obje olarak kalmamış olması, onun Osman’ın dünyasında özgürlüğün ve anlamın vücut bulduğu bir figüre dönüşmesine zemin hazırlar. Varoluşçulukta bireyin aşkı sadece “diğer” olana duyduğu arzu değil, aynı zamanda “öteki” ile kurduğu ilişkinin kendi benliğini teyit ettiği bir süreç olarak düşünülür; bu bağlamda Osman’ın içsel çatışması belirginleşir.</p>
<p><strong>GÜLİZAR: ARZUNUN VE SINIRLARIN SOMUTLAŞMASI</strong></p>
<p>Filmin diğer önemli karakteri Gülizar, Osman’ın aşkının odak noktasını oluşturur. Ancak Gülizar salt bir aşk objesi değildir; onun karakteri film boyunca belirli bir içsel derinlik ve seçme özgürlüğüyle haşır neşir olur. Gülizar’ın etrafındaki sosyal yapılar (nişanlılık, küçük kasabanın beklentileri) onun da varoluşsal bir seçim yapmak zorunda olduğunu gösterir.</p>
<p>Sartre’nın “insan özgürlüğe mahkûmdur” ifadesi, Gülizar’ın kendi seçimlerini yaparken karşılaştığı toplumsal baskı ve içsel çatışma üzerinden izleyiciye aktarılır.</p>
<p>Bu anlamda Gülizar’ın yalnızca sevilen kişi değil, aynı zamanda karakterler arasında bir özgürlük ekseni olarak işlev görmesi dikkat çekicidir. Osman’ın aşkı, Gülizar’ın özgür iradesiyle etkileşime girdiğinde filmin romantik olması beklenen kalıplarından sıyrılır ve daha geniş bir varoluşsal boyuta ulaşır. Çünkü gerçek aşk, yalnızca arzulananı elde etmek değil, aynı zamanda o arzu nesnesinin kendi özgürlüğünü kabullenmeyi de içerir. Bu ikili, izleyiciye sadece bir aşk hikâyesi değil, iki ayrı bireyin kendi varoluşsal yolculuklarını nasıl kurduklarını gösterir.</p>
<p><strong>MEKÂN-ZAMAN VE VAROLUŞUN YEREL YANSIMASI </strong></p>
<p>Aksu’nun filmi 1950’li yılların sonlarında, küçük bir Ege kasabasında geçer; bu mekân ve zaman seçimi metni varoluşçu bakışla okumak için bir çerçeve sunar. Sıcak iklimin, hafif melankolik Ege sokaklarının, taş evlerin ve bisikletin sürekli var oluşu vurgulayan atmosferi, filmin duyusal kodlarını belirler. Bu mekân, ne fazla modern ne de tamamen ilkel; iki zıt uç arasında bir varoluşun kurulabildiği bir yerde durmaktadır.</p>
<p>Zamanın sınırlı olması, karakterlerin hareket alanının kısıtlılığı ile bir varoluşsal sıkışmışlık tablosu yaratır. Bu bakışla kasaba, insanın dünyadaki sınırlı varoluşunun bir simgesidir: Yalnızlığın, tercihlerin, kaçınılmaz mücadelelerin ve günlük eylemlerin sınırlı ama yoğunlaştığı bir arena. Postacı Osman’ın bisikletiyle mekânı dolaşması, aslında kendi hayatının sınırları içinde özgürlük arayışının somutlaşmış bir metaforudur. Her sokak dönüşü, yalnızca posta dağıtımı değil, aynı zamanda öznenin kendi bilinç alanını genişletme çabasıdır.</p>
<p>Zaman ise sabit değil, karakterlerin bakış açısından dalgalı bir özelliğe kavuşur. Filmin anlatı yapısı, bazen geriye dönüşlerle, bazen de Osman’ın içsel monologlarına yakın bakışlarla biçimlenir. Bu anlatım, zamanı durağan bir kronolojik akıştan çıkartıp, bireyin deneyimi üzerinden algılanan bir olgu haline getirir.</p>
<p><strong>ALT METİN: POSTA, İLETİŞİM VE İNSAN İLİŞKİLERİNİN FELSEFESİ</strong></p>
<p>Filmde posta motifi, sevginin ve anlamın iletilmesi kadar, bireyin dünyayla ilişkisini kurduğu anahtar bir metafor olarak işlev görür. Mektup, sadece bir nesne değil, karakterlerin düşünce ve duygularının somutlaşmış halidir. Osman’ın mektupları, kasaba halkı için sadece bir iletişim aracı değil; aynı zamanda varoluşlarının dışa vurumudur.</p>
<p>Varoluşçu felsefe, iletişimi sadece bilgi paylaşımı değil, bir anlam oluşturma süreci olarak görür. Mektuplar, karakterlerin kendi iç dünyalarındaki boşluğu doldurmaya çalıştıkları, kendi varoluşsal anlamlarını keşfetme çabalarının izdüşümüdür. Bu anlamda film, yalnızca bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda insanın kendi dünyasını yazma, kodlama ve başkalarına iletme mücadelesidir.</p>
<p>Yönetmenin gerçek hayat hikâyesinden ilham almış olması, bu metaforu daha güçlü kılar; çünkü gerçek deneyimlerin sanat eserine dönüşmesi, bireyin kendi varoluşsal sorgulamalarını kolektif bir anlatıya dönüştürür. Bu kolektif anlatı, izleyiciye yalnızca bir yerel hikâye sunmakla kalmaz; aynı zamanda genelde insanın dünyadaki yeri, anlam arayışı ve bağlantı kurma arzusu üzerine evrensel bir sorgulama zemini sağlar.</p>
<p><strong>İZLEYİCİNİN BEKLENTİSİNİ KARŞILAYABİLİR Mİ?</strong></p>
<p>Bir sinema yapıtının izleyicinin beklentisini karşılaması, yalnızca başarısını gişe rakamları veya popülerlik üzerinden değerlendirmekle sınırlı değildir. Bak Postacı Geliyor gibi naif bir melodram, varoluşçu derinliklerle beslendiğinde izleyiciye farklı bir deneyim sunar: Yavaş akan ama duygu yoğunluğu yüksek bir sinematik yolculuk.</p>
<p>Geleneksel ticari sinemadan alışkın olan izleyici, belki tipik romantik klişeler aradığında beklediğini bulamayabilir. Ancak filmin alt metni derinleştikçe, aşkın basit duygusallıktan öte bir varoluşsal arayışa dönüştüğünü gören seyirci, burada modern bireyin dünyada anlam arayışıyla yüzleştiği, kendini sorguladığı bir tecrübe yaşar.</p>
<p>Film aynı zamanda küçük kasabanın sıcak atmosferi ve yerel kültürüyle izleyicinin bağ kurmasını kolaylaştırır; nostalji duygusunu güçlü bir estetik dille yansıtarak günlük yaşamın estetik bir bakışla yeniden okunmasına imkân tanır. Bu bağlamda izleyici, Osman ve Gülizar’ın hikâyesinde sadece bir aşk söylemi değil, kendi yaşamsal sorgulamalarının izdüşümlerini de bulabilir.</p>
<p><strong>SONUÇ: SICAK BİR İZLEK ÜZERİNDE DERİN BİR VAROLUŞSAL SORGULAMA</strong></p>
<p><strong> </strong>Bak Postacı Geliyor, yüzeyde basit, sıcak bir aşk hikâyesi gibi görünse de alt metninde insan varoluşunun en temel meselelerini irdeler: özgürlük, anlam arayışı, iletişim, gündelik yaşamın sıradanlığı içinde anlam yaratma çabası. Osman’ın postacı kimliği, dünya ile ilişki kurma arzusu ve Gülizar’a duyduğu aşk, bir kişi olarak kendi benliğini inşa etme sürecinin dramatik izdüşümleri olarak okunabilir.</p>
<p>Yönetmen Yüksel Aksu, bu filmiyle yalnızca nostaljik bir dönem filmi yapmakla kalmamış; aynı zamanda sıradan görünen eylemleri varoluşsal bakışla dönüştürerek sinemada duygunun ve düşüncenin estetik bir bileşimini sunmuştur. Film, izleyiciye samimi ama aynı zamanda derinlikli bir içsel yolculuk önerir; varoluşçu felsefenin günlük hayatla buluştuğu bu anlatı, küçük kasabanın sıcak yüzeyi altında insanın dünyadaki anlam arayışını düşündürür.</p>
<p>Bu noktadan sonra Bak Postacı Geliyor’u, klasik bir melodramın ötesine taşıyan asıl katman, varoluşçu felsefenin temel kavramlarıyla kurduğu örtük ama tutarlı ilişkidir. Film, bunu ne didaktik bir söylemle ne de açık felsefi göndermelerle yapar; aksine, Heidegger’in deyimiyle “dünyada-oluş” hâlini gündelik pratikler üzerinden sezdirir. Osman’ın postacı olarak kasabanın sokaklarında dolaşması, Heidegger’in Dasein kavramını çağrıştıracak biçimde, insanın dünyaya fırlatılmışlığını ve bu dünyayla kurduğu somut, bedensel ilişkiyi görünür kılar. Osman, dünyayı dışarıdan gözlemleyen bir özne değildir; o dünyanın içindedir, sokaklarla, evlerle, insanlarla ve sessizliklerle sürekli temas hâlindedir.</p>
<p>Bu bağlamda filmdeki mekân, bir fon olmaktan çıkar; insanın varoluşunu mümkün kılan ve aynı zamanda sınırlayan bir “yer”e dönüşür. Küçük Ege kasabası, Heideggerci anlamda bir “ikamet” alanıdır: İnsan burada yaşar, alışır, tekrar eder ve çoğu zaman bu tekrarın içinde kendini unutur. Ancak Osman’ın aşkı, bu alışılmışlığın içine bir çatlak açar. Aşk, onun için sadece bir duygu değil; varoluşunun farkına varmasını sağlayan bir sarsıntıdır. Bu sarsıntı, Heidegger’in kaygı kavramını hatırlatır: İnsan, alışıldık dünyasından koparak kendi varoluşunun çıplaklığıyla yüzleşir.</p>
<p>Sartre açısından bakıldığında ise Osman’ın hikâyesi, “özden önce varoluş” ilkesinin sinemasal bir örneği olarak okunabilir. Osman, baştan belirlenmiş bir kaderin ya da sabit bir karakterin temsilcisi değildir. O, yaptığı seçimlerle-ya da yapmaktan kaçındığı seçimlerle-kendini kurar. Gülizar’a duyduğu aşk, onun özgürlüğünü askıya alan bir yazgı değil; tersine, özgürlüğünü daha da görünür kılan bir sınavdır. Çünkü Sartre’a göre aşk, çoğu zaman bireyin kendi özgürlüğünü ötekinin bakışında sabitleme arzusuyla çelişir. Osman’ın trajedisi de tam burada belirir: Gülizar’ı sevmek, onu “sahip olunacak” bir varlık hâline getirmek değil; onun özgürlüğünü kabul etmek zorundadır. Film, bu gerilimi romantize etmeden, sessiz ve sabırlı bir anlatımla kurar.</p>
<p>Bu varoluşsal gerilimin en çarpıcı biçimde hissedildiği sahnelerden biri, Osman’ın bisikletiyle kasabanın dışına doğru ilerlediği, akşamüstü ışığında çekilmiş uzun plan sekanslardan biridir. Bu sahnede Osman, dağıtacağı son mektubu elinde tutar; kamera, onu arkadan izlerken çevrede neredeyse hiç insan yoktur. Rüzgâr sesi, tekerleklerin taş yola sürtünmesi ve uzakta duyulan belirsiz bir köpek havlaması dışında bir şey işitmeyiz.</p>
<p>Bu sahne, Camus’nün “absürd” kavramını çağrıştıran bir yoğunluk taşır. Osman’ın yaptığı iş-bir mektubu bir yerden alıp başka bir yere götürmek-kendi başına evrensel bir anlam taşımaz; tıpkı Sisifos’un kayayı tepeye taşıması gibi. Ancak Camus’nün önerdiği gibi, absürd durum, anlamsızlığın farkına varıldığı anda başlar. Osman’ın yüzündeki ifade, tam da bu farkındalığın izini taşır: Ne tamamen umutsuz ne de romantik bir beklenti içindedir; yalnızca yaptığı şeyi bilerek yapar.</p>
<p>Bu sahnede film, izleyiciye açık bir dramatik zirve sunmaz. Aksine, beklentiyi askıya alır. İşte bu askıya alma hâli, Camus’nün “başkaldırı” kavramıyla kesişir. Osman’ın başkaldırısı, büyük bir isyan ya da toplumsal bir karşı çıkış değildir; o, hayatın sıradanlığına rağmen sevme ısrarında bulunur. Absürd bir dünyada aşkı seçmek, Camus için de bir tür etik duruştur. Bak Postacı Geliyor, bu etik duruşu sessizlikle, bakışlarla ve küçük jestlerle anlatır.</p>
<p>Filmin sonuç itibarıyla vardığı yer, ne mutlak bir mutluluk vaadi ne de karamsar bir yenilgidir. Varoluşçu felsefenin temel özelliklerinden biri olan “açıklık”, filmin final tonunu da belirler. Seyirciye kapalı bir anlam sunulmaz; aksine, izleyici Osman’ın hikâyesiyle baş başa bırakılır. Bu da filmi, tüketilip geçilecek bir dönem anlatısından çıkarıp, üzerine düşünülecek bir deneyime dönüştürür.</p>
<p>Son kertede Bak Postacı Geliyor, Sartre’ın özgürlük ve seçim vurgusunu, Camus’nün absürd karşısındaki onurlu duruşunu ve Heidegger’in dünyada-oluş fikrini, Anadolu’nun sıcak ve tanıdık bir coğrafyasında yeniden düşünmemizi sağlar.</p>
<p>Yüksel Aksu’nun sineması burada politik ya da felsefi sloganlar üretmez; bunun yerine, insanın gündelik hayat içinde, çoğu zaman farkına varmadan verdiği varoluşsal mücadeleyi görünür kılar. Film, bu yönüyle yalnızca bir aşk hikâyesi değil; anlam arayışının, sessiz ama inatçı bir sinema diline dönüşmüş hâlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/01/15/varoluscu-bir-mercek-altinda-bak-postaci-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trabzon&#8217;da filizlenen festival ruhu!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2025/12/29/trabzonda-filizlenen-festival-ruhu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2025/12/29/trabzonda-filizlenen-festival-ruhu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Dec 2025 12:13:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26169</guid>

					<description><![CDATA[Trabzon’da bir festival yapılacağını, hem de Adana’nın belediye tarafında çalışan arkadaşların yapacağını duyunca çok sevindim. Sanırım Trabzon’da 2017 yılında festival yapılmıştı ama devamı gelemedi, umarım bu filmlerin ve sanatın ön planda olduğu bakış açısıyla kalıcı olur, uzun yıllar devam eder! Trabzon’a ilk defa gittiğim için hemen şehirle ilgili gözlemlerim oldu, her gittiğim şehirde bu karşılaştırmayı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trabzon’da bir festival yapılacağını, hem de Adana’nın belediye tarafında çalışan arkadaşların yapacağını duyunca çok sevindim. Sanırım Trabzon’da 2017 yılında festival yapılmıştı ama devamı gelemedi, umarım bu filmlerin ve sanatın ön planda olduğu bakış açısıyla kalıcı olur, uzun yıllar devam eder!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26177 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Berona_-Filminin-Odulu-1024x683.webp" alt="" width="656" height="437" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Berona_-Filminin-Odulu-1024x683.webp 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Berona_-Filminin-Odulu-300x200.webp 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Berona_-Filminin-Odulu-768x512.webp 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Berona_-Filminin-Odulu-1536x1024.webp 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Berona_-Filminin-Odulu-630x420.webp 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Berona_-Filminin-Odulu-150x100.webp 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Berona_-Filminin-Odulu-696x464.webp 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Berona_-Filminin-Odulu-1068x712.webp 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Berona_-Filminin-Odulu.webp 1548w" sizes="auto, (max-width: 656px) 100vw, 656px" /></p>
<p>Trabzon’a ilk defa gittiğim için hemen şehirle ilgili gözlemlerim oldu, her gittiğim şehirde bu karşılaştırmayı yapıyorum zaten. Yomra bölgesinde konakladım, orası oteller bölgesi olmuş. Bizi getirip götüren servis şoförünün dediğine göre her şey 15 yıl içinde olmuş, eskiden sakin bir bölge olan Yomra bir anda dolup taşmış. Aynı şey Ortahisar’a bağlı Boztepe içinde geçerli. Bir site cenneti olmuş, Trabzon’un orta ve üst gelir düzeyi daha çok buralarda yaşıyor. Merkeze bayıldım, hem tarihi doku korunmuş hem de modern dokunuşlarla eski binaların görünürlüğü artmış, orada vakit geçirmekten ayrıca keyif aldım, uzun caddeyi adımlamaktan da… Santa Maria Katolik Kilisesi’ne gittim, Kostaki Konağı olarak da bilinen Trabzon Müzesi’ni ziyaret ettim ve festivalin son günü değişen hava koşullarının da etkisiyle bembeyaz bir örtüye bürünen Uzungöl’de erken kışı yaşadım. Karadeniz insanı bölgenin yapısı gereği keçi gibi yukarılara, buraya da ev mi yapılır denilen yerlere evler yapmış, hem de üç dört katlı. Karadenizli müteahhitleri anmadan edemedim!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-26170" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/412911e7-339e-41ac-a1ff-f3c74fb8b895-226x300.jpg" alt="" width="226" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/412911e7-339e-41ac-a1ff-f3c74fb8b895-226x300.jpg 226w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/412911e7-339e-41ac-a1ff-f3c74fb8b895-771x1024.jpg 771w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/412911e7-339e-41ac-a1ff-f3c74fb8b895-768x1021.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/412911e7-339e-41ac-a1ff-f3c74fb8b895-1156x1536.jpg 1156w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/412911e7-339e-41ac-a1ff-f3c74fb8b895-316x420.jpg 316w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/412911e7-339e-41ac-a1ff-f3c74fb8b895-150x199.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/412911e7-339e-41ac-a1ff-f3c74fb8b895-300x399.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/412911e7-339e-41ac-a1ff-f3c74fb8b895-696x925.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/412911e7-339e-41ac-a1ff-f3c74fb8b895-1068x1419.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/412911e7-339e-41ac-a1ff-f3c74fb8b895.jpg 1204w" sizes="auto, (max-width: 226px) 100vw, 226px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-26171" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/page-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/page-300x300.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/page-150x150.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/page.jpg 404w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Uzungöl sakin kalması, insanların ziyaret edip gitmesi gereken bir yerken otellerle ve alışveriş markalarıyla çevrili bir yaşam alanı haline gelmiş, neden diye sormadan edemiyor insan! Neden doğayı rahat bırakamıyoruz, bu anlamda Bolu Abant Gölü’nü sevgiyle andım. Orada bir otel var ama etrafı bu kadar işgal atında değil en azından! İnsanlığın her tarafta olma isteğini biraz geri plana çekmesi gerekiyor acilen!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26173 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/42423b0f-4a02-4b8a-b0ff-ac130c2a2af2-1024x461.jpg" alt="" width="680" height="306" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/42423b0f-4a02-4b8a-b0ff-ac130c2a2af2-1024x461.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/42423b0f-4a02-4b8a-b0ff-ac130c2a2af2-300x135.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/42423b0f-4a02-4b8a-b0ff-ac130c2a2af2-768x346.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/42423b0f-4a02-4b8a-b0ff-ac130c2a2af2-1536x692.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/42423b0f-4a02-4b8a-b0ff-ac130c2a2af2-932x420.jpg 932w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/42423b0f-4a02-4b8a-b0ff-ac130c2a2af2-150x68.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/42423b0f-4a02-4b8a-b0ff-ac130c2a2af2-696x314.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/42423b0f-4a02-4b8a-b0ff-ac130c2a2af2-1068x481.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/42423b0f-4a02-4b8a-b0ff-ac130c2a2af2.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 680px) 100vw, 680px" /></p>
<p>Gelelim festival kısmına… Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Trabzon Valiliği, ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen festivalin gösterim ve söyleşileri Lara Sineması ve Hamamizade Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Halkın ilgisi orta ölçekteydi ama ileriki yıllar için umut vaat eden bir yapıdaydı. İlk gün Yüksel Aksu’nun Bak Postacı Geliyor filmi yoğun bir ilgiyle izlendi. Yüksel Aksu seyircinin süzgecinden neyi nasıl geçireceğini gayet iyi bilen bir yönetmen! Onun filmlerinin yerellik içeren, şiveyle taçlanan yapısı birçok konuya seyircinin hemen adapte olmasını sağlıyor, bunda da mizah ve samimiyet harcı yatıyor. Bak Postacı Geliyor Kemal Sunal’ın oynadığı Postacı filminden ilham almış olabilir ama buradaki aşk hikayesi mektuplar üzerinden ilerleyen gizli bir hikaye. Yine toplumsal olayların insan hayatına etkisi var ve köylünün rabarba kıvamında filme giren yapısı…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26172 size-full" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/page1.jpg" alt="" width="404" height="404" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/page1.jpg 404w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/page1-300x300.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/page1-150x150.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 404px) 100vw, 404px" /></p>
<p>Şimdi de izlediğim ve ödül kazanan yarışma filmlerinden kısa cümleler… Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda Altın Taka Ödülü “Berona” Belgeseli’yle gencecik bir yönetmen olan Barış Altı’ya gitti. Film annesinin çocuk gelin olma hikayesinden ilham alıyor ve sırtlandığı onca yükten. Filmde erkekler neredeyse yok, varsa da sessizce bir köşedeler. Kadın dayanışmasının öne çıktığı filme Altı, güzel karedeniz coğrafyasının eşlik etmesini de sağlıyor. Altı annesinin ve diğer kadınların sessizce yitip giden hayatlarına ve isyanlarına ses olmaya çalışmış, onların yanında yer alan bakış açısına sağlık!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26174 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Onur-Emek-ve-Yasam-Boyu-Basari-Odulleri-1024x461.jpeg" alt="" width="676" height="304" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Onur-Emek-ve-Yasam-Boyu-Basari-Odulleri-1024x461.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Onur-Emek-ve-Yasam-Boyu-Basari-Odulleri-300x135.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Onur-Emek-ve-Yasam-Boyu-Basari-Odulleri-768x346.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Onur-Emek-ve-Yasam-Boyu-Basari-Odulleri-1536x692.jpeg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Onur-Emek-ve-Yasam-Boyu-Basari-Odulleri-932x420.jpeg 932w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Onur-Emek-ve-Yasam-Boyu-Basari-Odulleri-150x68.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Onur-Emek-ve-Yasam-Boyu-Basari-Odulleri-696x314.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Onur-Emek-ve-Yasam-Boyu-Basari-Odulleri-1068x481.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Onur-Emek-ve-Yasam-Boyu-Basari-Odulleri.jpeg 1600w" sizes="auto, (max-width: 676px) 100vw, 676px" /></p>
<p>Kısa belgesel ödülünü Pirlerin Düğünü filmiyle Yalçın Çiftçi kazandı. İran’da yaşayan Gorani Kürtleri’nin Uraman Taht köyünde yaşamış olan Pir Şaliyar’ı anmak için bir araya gelme hikayesini anlatıyor. Tören deflerle yapılan müzikle, bir zikir havasında geçiyor, Çiftçi kamerasını o bölgenin içine ve dışına yaslıyor, geniş açıda törenin katmanlı yapısı ruhsal bir yolculuğu anlamlı kılıyor.</p>
<p>Hasan Ete’nin İyi Ölüm’ü belgesel jüri özel ödülü aldı, kendisi gibi özel bir ödül!</p>
<p>Kurmaca dalında Turgut Kanal’ın Mümeyyiz filmi En iyi Kurmaca film ödülü aldı. Bir mevsimlik işçi ile bir doktorun arasında geçen hikayede güç ilişkisi ilgi çekici bir şekilde sorgulanıyor, vicdan muhasebesi bir çocuğun bakışlarından doktorun vicdanına kadar sızıyor. Kurmaca jüri özel ödülü alan Deniz Koloş imzalı Ölüm Bizi Ayırana Dek, bir kadının iç sesinin ve kendi hayatının çeperlerinde kaybolduğu, toplumsal olarak kendisine yöneltilen açılardan bakmaya çalıştığı ve o seslere son verdiği anda kendi özünü yakaladığı bir kadını anlatıyor ve bizler de o adımları takip ediyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26175 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-1024x576.webp" alt="" width="611" height="344" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-1024x576.webp 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-300x169.webp 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-768x432.webp 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-747x420.webp 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-150x84.webp 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-696x392.webp 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-1068x601.webp 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali.webp 1280w" sizes="auto, (max-width: 611px) 100vw, 611px" /></p>
<p>Bu sene Canlandırmada kadın yönetmenlerin hakimiyeti vardı ve biraz kanlı filmler izledik. En iyi film ödülü kazanan Eylül Babür imzalı Kusursuz Ölçü Nedir, toplumun dayattığı kilo normlarına inmek için bedenindeki bazı bölümleri yok eden bir kadının hikayesi. Film stop motion tekniğiyle çekildiği için tabii daha yumuşak yansıyor ama özünde sert aslında. Aynı tarzda başka bir film Tuğçe Sönmez imzalı Aile Yemeği filmi. Ödül alamasa da akılda kalan bir film. Burcu Ejderoğlu’nun filmi Budu jüri özel ödülü kazandı, hikaye ve anlatım olarak en detaylı filmdi bana göre. Burcu stop motion üzerine çalışan ve her seferinde bu konuda daha da uzmanlaşan bir isim olma yolunda ilerliyor, Keni kararlarını ve renklerini yaratamayan insanları anlatıyor ve yoğun duygusu seyirciye geçiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26176 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-nde-altin-taka-oduller-5-19396182_amp-1024x683.webp" alt="" width="654" height="436" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-nde-altin-taka-oduller-5-19396182_amp-1024x683.webp 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-nde-altin-taka-oduller-5-19396182_amp-300x200.webp 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-nde-altin-taka-oduller-5-19396182_amp-768x512.webp 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-nde-altin-taka-oduller-5-19396182_amp-630x420.webp 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-nde-altin-taka-oduller-5-19396182_amp-150x100.webp 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-nde-altin-taka-oduller-5-19396182_amp-696x464.webp 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-nde-altin-taka-oduller-5-19396182_amp-1068x712.webp 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/trabzon-film-festivali-nde-altin-taka-oduller-5-19396182_amp.webp 1200w" sizes="auto, (max-width: 654px) 100vw, 654px" /></p>
<p>Diğer filmleri de en kısa zamanda izlemeye çalışacağım, Trabzon güzel bir festival şehri olur, çok da güzel yakışır. Geriye kalan tek şey ise sanatı, üretimi ön planda tutarak sürdürebilirliğini sağlamak… O güzel enerjiyi aldık cebimize koyduk!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2025/12/29/trabzonda-filizlenen-festival-ruhu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otuz yılın türküsü, Kardeş Türküler&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2025/12/16/otuz-yilin-turkusu-kardes-turkuler/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2025/12/16/otuz-yilin-turkusu-kardes-turkuler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 08:35:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Diler Özer]]></category>
		<category><![CDATA[Feryal Öney]]></category>
		<category><![CDATA[Kardeş Türküler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26147</guid>

					<description><![CDATA[Kardeş Türküler (benim için öyle) hep yanı başımızda duran bir grup, adını duyunca heyecanlanır, onların yüksek ve kapsayıcı ritmiyle coşmak için koşa koşa konserlerinin yolunu tutarız. Çayan Demirel ve Ayşe Çetinbaş grubun kurulma aşamasından bugüne kadar olan süreci Kardeş Türküler: 30 Yılın Türküsü belgeseliyle karşımıza getiriyor. Heyecanla izlediğim, çoğu anlarına tanıklık ettiğimi fark ettiğim, arka [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kardeş Türküler (benim için öyle) hep yanı başımızda duran bir grup, adını duyunca heyecanlanır, onların yüksek ve kapsayıcı ritmiyle coşmak için koşa koşa konserlerinin yolunu tutarız. Çayan Demirel ve Ayşe Çetinbaş grubun kurulma aşamasından bugüne kadar olan süreci Kardeş Türküler: 30 Yılın Türküsü belgeseliyle karşımıza getiriyor. Heyecanla izlediğim, çoğu anlarına tanıklık ettiğimi fark ettiğim, arka planda yaşanan dostluk ve dayanışmayı hayranlıkla izlediğim bir belgesel oldu. Grup fikri her zaman çekicidir, caziptir, birçok yüreğin birlikte atmasının rahatlatıcı olduğu bir bileşkedir. Kardeş Türküler çok kalabalık ve her geleni öğretme ve dahil etme geleneğiyle içlerine almışlar, en takdir ettiğim taraflarından biri de bu oldu!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26149 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/310301-1024x683.jpg" alt="" width="539" height="359" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/310301-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/310301-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/310301-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/310301-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/310301-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/310301-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/310301-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/310301-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/310301.jpg 1560w" sizes="auto, (max-width: 539px) 100vw, 539px" /></p>
<p>En son bu yaz sonu Gömeç’ta Kızko Sahil’de dinledim onları. Nerde olsa koşar giderim misali. Belgesel bir yolculuk gibi, önce Çayan Demirel çekimlere başlıyor ama sağlık sorunları nedeniyle eşi Ayşe Çetinbaş devralmış. O ve görüntü yönetmeni Koray Kesik birçok konserde, turne, provada yanlarında yer almış ve o anları kayıt altına almış. O yüzden çok özel anlarla dolu su gibi akan bir belgesel çıkmış ortaya. Türkiye’nin yakın tarihinde yankı bulmuş her olayda onların da bakış açısı var, Newroz, Madımak Katliamı, Hrant Dink cinayeti (bir yemek sofrasında kameranın Dink’e sabitlendiği ve onun kendisiyle baş başa kaldığı bir an kıymetli bir kayıt), Gezi Direnişi, acı dolu Suruç ve Ankara katliamları… Hepsi grubun gündeminde ve konserlerinde çoksesliliğin suç değil, birlikte yaşamanın en güzel biçimi olduğunu haykırıyorlar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26150 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/berge-kardesturkuler.webp" alt="" width="619" height="412" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/berge-kardesturkuler.webp 704w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/berge-kardesturkuler-300x199.webp 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/berge-kardesturkuler-632x420.webp 632w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/berge-kardesturkuler-150x100.webp 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2025/12/berge-kardesturkuler-696x463.webp 696w" sizes="auto, (max-width: 619px) 100vw, 619px" /></p>
<p>Bu çok seslilik çocuklara, kadınlara, ağaçlara, nehirlerden kültürel varlıklara, koruma ve yaşatma duygusuna kadar uzanıyor. Herkes bu buluşmanın odağında yer buluyor…. Neşet Ertaş’ın sesi de katılıyor kimi zaman grubun ezgilerine, kimi zaman Sezen Aksu’nun sesi. Film müzikleri de yapıyorlar bir dönem, Vizontele’nin muhteşem müziklerinde Kardeş Türküler imzası var. Sahne kostümleri genelde beyaz, çok kalabalıklar, çok sesliler ve ülkenin politik tarihindeki olayları etkili bir biçimde müziklerine ve sahne şovlarına yansıtıyorlar. Yönetmenler ve görüntü yönetmeni de bu yolculuğa çok güzel, renkli ve sorumluluk bilinciyle eşlik ediyor. Adana Altın Koza ve Ankara Film Festivali’nde en iyi belgesel ödülü alan film, 2023’e kadar geliyor ve 30 yıllık bir zamanı eksiksiz, dolu dolu karşımıza getiriyor. Gördüğünüz yerde izlemenizi tavsiye ederim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2025/12/16/otuz-yilin-turkusu-kardes-turkuler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
