<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Featured &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/category/featured/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 29 Mar 2019 18:55:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Üç film, üç etek, üç taş</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/03/29/uc-film-uc-etek-uc-tas/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/03/29/uc-film-uc-etek-uc-tas/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Didem Peker Başaran]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Mar 2019 18:55:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11938</guid>

					<description><![CDATA[Belmin Söylemez Fono Film Stüdyosu’nun kurgu masasında Bilge Olgaç’ı ağırladığı sıcak günlerden birindedir, çalışma isteğini kendi sesinden ilanı. &#160;Queens College (Londra) ‘daki eğitiminden aldıkları da, 80’li yılların sonuna yaklaşan takvim de yeni düzene hazırdır. Belmin Söylemez’in ertesi sabah başlayan asistanlık mesaisi, iki yıl Bilge Olgaç ve devamında Kutluğ Ataman’la geçecek bir çalışma dönemini, sonrasındaysa televizyon [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Belmin Söylemez</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Fono Film Stüdyosu’nun kurgu masasında Bilge Olgaç’ı
ağırladığı sıcak günlerden birindedir, çalışma isteğini kendi sesinden ilanı. &nbsp;Queens
College (Londra) ‘daki eğitiminden aldıkları da, 80’li yılların sonuna yaklaşan
takvim de yeni düzene hazırdır. Belmin Söylemez’in ertesi sabah başlayan
asistanlık mesaisi, iki yıl Bilge Olgaç ve devamında Kutluğ Ataman’la geçecek
bir çalışma dönemini, sonrasındaysa televizyon sektörüne yatay bir geçişi
getirecektir. Reklam yazarlığı, kast
sorumlusu, belgesel yönetimi, Hollanda ve Türkiye’de video klip yönetmenliği
gibi aktif olarak yer aldığı işlerin bazıları ARTE, SVT Sweden, YLE Finland,
SBS Australia gibi tv kanallarında yer bulurken, aktif olarak fotoğrafla ilgilenen
yönetmenin çalışmaları, Call Me Istanbul- ZKM Karlsruhe Almanya(2004), Serbest
Vuruş &#8211; 9. İstanbul Bienali Misafirperverlik Alanı(2005), İFSAK ve İtalyan
Kültür Derneği gibi galerilerde sergilenmiştir. Kadın fotoğrafçılardan oluşan “Kadınlar için
Kadınlar Tarafından” grubunun üyesi olarak platformun, sergi ve
organizasyonlarındaki etkin payı da atlanmamalıdır. <em>Batı Cephesi’nde Yeni Bir Şey Yok, </em><a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/belgeseller/biyik.html"><em>Bıyık</em></a><em>, </em><a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/belgeseller/34taxi.html"><em>34 Taxi</em></a><em>, Bugün İstanbul Ne Kadar
Güzel, </em><a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/belgeseller/buneguzeldemokrasi.html"><em>Bu Ne Güzel Demokrasi!</em></a><em> </em>olmak üzere beş belgesel ve <a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/kisafilmler/uykuhali.html"><em>Uyku Hali</em></a><em>, </em><a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/kisafilmler/zap.html"><em>Zap</em></a><em>!, </em><a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/kisafilmler/dalgalar.html"><em>Dalgalar</em></a><em>, Pencereler, Hayatımın
Fotoğrafı, </em><a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/kisafilmler/bilgeveogrencisi.html"><em>Bilge ve Öğrencisi</em></a> gibi kısa filmlerin sahipliğine 18 ödül
sığdıran Söylemez’in Haşmet Topaloğlu ile kurdukları FİLMBÜFE’de, salt yapımda değil,
tüm yaratım sürecinde tutturulan birlikteliği, mevzu bahis imecenin doğruluğuna
ve iyiliğine inandırır niteliktedir. İlk uzun metraj filmi Şimdiki Zaman(2012),
eş-iş-aile gibi makamları küskün bir ağırbaşlılıkla geride bırakmış ve yeniden
kuruluşu için Amerika kıta sahanlığını seçen Mina (Sanem Öge)’nın bir duvar
afişiyle başlayan umut verici dönemine açılıyor. Beyoğlu’nda fal bakarak
kazanmaya başladığı küsurlu rakamlar, döviz bürosunda hayal-hedef arası bir
kaydıraktan kayarken, devayı ağzından çıkacak birkaç cümlede bulan müşteriler
seanstan oldukça memnun bir vaziyette ayrılacaklardır; falcının kendi
kesitlerini dinlediklerinden habersiz. Yalnız onlar da değil…İşi edinmesinde köprü
olan ev arkadaşı Fazi (Şenay Aydın)’ nin hayalleri de memnundur, mekan sahibi
Tayfun (Ozan Bilen)’un nabzı da. Mina’nın hülyaları kendisiyle yetinirken
çevresine de istemsiz ve çabasız bir biçimde bulaşacaktır bu hayal-i merdivenin
basamağı. Onların ihtiyaç duydukları Mina’ya bürünmüş biçimde karşılarındadır
tek farkla. “<em>Gönülsüz uyandığımız
saatler, kendi üzerinden atlar mı bu denli istenmediğini bilse?</em> <em>İlerlemesi için istediği fidyenin
dinlendiren yalanlara batırılıp batırılıp çıkartılarak biriktiğini hatta”</em>&nbsp; gibi kimi soruları sakinlikle ortalayarak
seyri keyifli bir 110 dakikayı kavrar Şimdiki Zaman. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Müziklerini Cenker Kökten’in yaptığı film, 19. Adana Altın Koza Film Festivali’nden “Yılmaz Güney Ödülü”, Film-Yön Özel Ödülü ve SİYAD En İyi Film Ödülü (2012) gibi bir karşılamayla yılı tamamlarken; kurduğu dünyayla uyumlu, filmi destekleyen oyunculukları da sahici bir övgüyü hak eder. 31.İstanbul Film Festivali, <a href="http://www.sinematurk.com/festival/1852-ankara-film-festivali">24. Ankara Film Festivali </a>, <a href="http://www.sinematurk.com/festival/1878-frankfurt-film-festivali">13. Frankfurt Film Festivali </a>ile Sanem Öge’ye En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini getiren Şimdiki Zaman, yönetmenin devam edecek yeni projelerini takibe sevk eder. Ana hattında yine kadının olacağı biri İstanbul, diğeri Akdeniz kıyısında geçecek ve yine herkesi kendi kaotizmine ayıracak iki hikaye bekleten Belmin Söylemez’in seyirci hanesinde, kısa filmlerinden artan zaman için dondurulmuş sadakat paketleri tutulur. </p>



<figure class="wp-block-image"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="900" height="500" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/DwKqkffWwAMXTmk.jpg" alt="" class="wp-image-11939" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/DwKqkffWwAMXTmk.jpg 900w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/DwKqkffWwAMXTmk-300x167.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/DwKqkffWwAMXTmk-768x427.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/DwKqkffWwAMXTmk-696x387.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/DwKqkffWwAMXTmk-756x420.jpg 756w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Deniz Akçay Katıksız</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlatmayı çok isteyeceği yeni bir hikayenin gelmesi için dilsiz ve inzivalı saatler dilediğimiz diğer sayfa Deniz Akçay Katıksız’ın. Yirmi yılı geçkin süredir devam eden senaryo yazarlığı, aile içi her şeyin duraksadığı karanlık bir dönemde alçak sesle başlar. On altı yaşında babasını kaybı sonrası, <em>Ayrılsak da Beraberiz</em> isimli 20 dakikalık bir diziyle , aldırdığı nefes ve kopartıp çıkarttığı gezinti açısından ciddi bir bağ kuracak ve dizinin yayınlanmadığı gün senaryo ekibine gönderdiği bir maille seyrin değişeceğinden habersiz kalem ekibine usulca ilerleyecektir. Serzenişli mail sonrası, Birol Güven ve kanalla iletişim, bölüm senaryosu yazımına değin taşınacak ve Ege Üniversitesi Tarih Bölümü’nde bulunamayan ruh, eğitim sayfasını aynı okulun sinema-televizyon bölümüne kaydıracaktır. İzmir hattında 2004’e kadar süren yarı yerleşik dönem, mezuniyet sonrası kalıcı işlerden gelen tezahüratla sonlanır. İstanbul nakli, yanında New York Film Academy’de yönetmenlik ve kurgu eğitimini getirecek, senaryosunu yazdığı dizileri arttırıp evlilik ve annelik gibi tüm seslendirmeleri dublajsız yapacak güç seviyesine de taşıyacaktır. Yarım Elma(2002), Hayat Bilgisi(2003), Büyük Yalan(2004), Şöhret(2005), Küçük Kadınlar(2008), Babam İçin(2011) gibi yapımların senaryolarını tarihçesine alıp İstanbullu Gelin dizisinin senaristliğini sürdüren Deniz Akçay Katıksız’ın televizyon makinesindeki temposu, ikinci uzun metraja giden yolları tıkamakta mıdır, beslemekte mi bilinmez ancak ilk sinema filmi Köksüz(2013)’ün bıraktığı hisle sonraki film için baskılar arttırılmalıdır.  Şöhret dizisinde tanıştığı Ahu Türkpençe, filmin senaryolaşma sürecinde oldukça teşvik edici bir güçte olmuştur; alarm kırılmadan yatıştırılıp sinyalleri usulca yere bırakılmalıdır. Zira uzunca yıllar kaleme almaktan kaçınılan Köksüz, kendi hikayesinden parçalar içeren kurgu ağırlıklı bir film olarak sesli bir itiraftır da bir kısmıyla. Babalarının kaybından sonra dinamikleri değişen üç çocuklu bir evin, iki kadını eksenine kurulu bir anne-kız hikayesidir. Evi büyük kızı Feride(Ahu Türkpençe)’ye baba rolünü teslim eden nevrotik anne Nurcan ( Lale Başar), baba makamının devrinden ürken ortancası İlker( Savaş Alp Başar) ve anne sevgisinde ısrarlı küçüğü Özge( Melis Ebeler) ile şiddetin darpsız ve anlatımına sakinlikle kalkışılmış ispatı büyüklüğündedir. </p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" width="750" height="422" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/55eb1126f018fbb8f8a8e357.jpg" alt="" class="wp-image-11941" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/55eb1126f018fbb8f8a8e357.jpg 750w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/55eb1126f018fbb8f8a8e357-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/55eb1126f018fbb8f8a8e357-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/55eb1126f018fbb8f8a8e357-746x420.jpg 746w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">İzmir’de tamamladığı filmin açık mekan çekimlerinde Çamdibi’nin Boşnak mahalleleri de, İnönü Caddesi’nin tekinsizliği de, Alsancak’ın karın ağrısı da ailenin 10 aylık sürecinde duyurulur. Evin büyük kızı ve anneyi göz göze bıraktığı finaliyle, sahiplenilen filmler içinde yerini alır. Müziklerini 123’ün yaptığı beş yüz bin bütçeli film, 32. İstanbul Film Festivali Radikal Gazetesi Halk Ödülü ve Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü, <a href="http://www.turkcewiki.org/wiki/20._Alt%C4%B1n_Koza_Film_Festivali">20. Altın Koza Film Festivali</a> En İyi Kadın Oyuncu Ahu Türkpençe&amp;Lale Başar, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü Melis Ebeler, Umut Veren Genç Erkek Oyuncu Ödülü Savaş Alp Başar ve Yılmaz Güney Ödülü, 47.SİYAD En İyi Senaryo ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Lale Başar) Ödülü, <a href="http://www.turkcewiki.org/w/index.php?title=19._N%C3%BCrnberg_Film_Festivali&amp;action=edit&amp;redlink=1">19. Nürnberg Film Festivali</a> En İyi Film Ödülü, <a href="http://www.turkcewiki.org/w/index.php?title=Vesoul_Film_Festivali&amp;action=edit&amp;redlink=1">Vesoul Film Festivali</a> Jüri Özel Ödülü ve Genç İzleyici Ödülü gibi ödüllerle yılı tamamlarken 70’inci <a rel="noreferrer noopener" href="http://www.hurriyet.com.tr/haberleri/venedik-film-festivali" target="_blank">Venedik Film Festivali</a>’nde, “Venedik Günleri” bölümündeki gösteriminde 6 dakika alkışlanan filmin yıldız sayısı, notlarla biçilen değeri vb kritik sahasından biraz dışarıdaki iç not: Bir film daha! Cömert bir zamandan,  Latife Tekin’in unutma bahçesi gibi bir yerden misal; unuta unuta aşağıya indiğimiz; yine hakim olduğu bir evrenden.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ahu Öztürk</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Memur bir babanın kızı olarak soldaki talimi erken yaşlarda başlayan Ahu Öztürk’un kolunda da kalabalıkta çözülmesi makul, çetin bir dosya vardır ve fazla uzatmaz uygun hava boşluğunun tespitini. Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü eğitimi sonrası, Mezopotamya Kültür merkezinde başlayan sinema çalışmalarıyla eteğindeki taşları dökecek düzlüğü bulur. Yüzölçümü geniş meydanın eli, Marmara Üniversitesi Sinema-Televizyon Bölümü’nde yapılacak yüksek lisansa kadar uzanacak, bitirme tezi olarak çektiği kısa filmine, razı olmayacağı bir yetiye getirecektir. Belgesel yapımlarda çalıştığı dönem çekeceği, gözaltındaki cinsel saldırıyı konu edinen ilk belgeseli Sandık(2004), sadece yurtdışında gösterime soktuğu ve başından kurgusuna değin ağrılı geçen bir iş olarak kayıtlanır yönetmende. Sonrasında Ankara Sinema Derneği’nin 2007’de düzenlediği kısa film senaryo yarışmasında beş hikayeden biri olarak seçilen senaryosu, çekim koşullarının sağlanması şeklinde bir teşvik alınca ilk filmi olarak kabul ettiği Açık Yara hayata atılır. Ümit Ünal, Zeki Demirkubuz ve Önder Çakar seçkisinden çıkmanın kıymeti bir yana, hikayeyi sadeleştirmenin, bütünlüğü bozmadan yapılan elemenin önemini vurgulayan Demirkubuz’dan edindikleri diğer yana, babaya bakış ve babayla olan mesafeye dair olan kısası, 2011 yılında vizyona giren Kars Öyküleri içinde yerini alır. Bir yıl sonra iki kadın ev işçisi üzerine kurulu ilk uzun metrajı Toz Bezi için tekli yaşlarına iliştirdiği notları toplar…Unutmadan yazmaya çalıştığı otonom şükran, teyzesinedir! Bildikleri, doktrinler tarihinden fazlaca; meslek gramerleriyse sınıf farkını uygulamalı aldığı eski bir kavanozdadır. Kapağını tam da açtığı sırada, temizlik yaptığı evde iş kazası sonucu hayatını kaybeden Fatma Aldan için yakın çevresi ve meslek birliklerince düzenlenen eyleme tanıklığı, ‘’Toz bezi değiliz, insanız’’ yazılı pankartlar, içindeki hikayede daha koyu, suyla çıkmayan, yolunu da kolayca bulmayan bir yerde takılı kalır. Gösterişli bir mağduriyete dönüştürmemek, ajite etmemek adına gösterdiği özen, senaryoyu üç yıl bulan bir çalışmaya tabii tutar.  Anne ve ev işçiliği geçmişi olan teyzesinden esinle, iki kadını yazgısal aynılığı ile kişisel farklılıklarından yakaladığı, hem kadınlar arası iktidar, hem de yumuşatılması güç bir sistem hiyerarşisi üzerinden açılmaya olanaklı, zengin ama sade bir biçemle kurar hikayeyi.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" width="900" height="545" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/tozbezi.png" alt="" class="wp-image-11942" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/tozbezi.png 900w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/tozbezi-300x182.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/tozbezi-768x465.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/tozbezi-696x421.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/tozbezi-694x420.png 694w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Nazan Kesal’ın&nbsp; ‘<em>filmografimde taçlanmış bir yerde duruyor’</em>
dediği filmin, Hatun karakterini kendisine teslimi de bir o kadar tuhaftır.
Filmin yapımcılarından Çiğdem Mater’in tweeterdan paylaştığı sinopsis üzerine
role talip olduğunu kendisine ileten Kesal, sonrasında rol için başınan beri
düşünülen kişinin kendisi olduğu bildirimini coşkuyla alır. Kısa süren bu
iade-i ziyaret sonrası dikkat diğer baş oyuncu Asiye Dinçsoy’ da toplanır. Öztürk’ün
söylemiyle, <em>tek bir başrolün üstlenicisi
iki kadın oyuncusu</em> Nazan Kesal ve Asiye Dinçsoy ile Serra Yılmaz, Mehmet
Özgür, Didem İnselel gibi ustalardan oluşan yardımcı kadrosunu alıp 40 günlük
bebeğiyle çekimler için kolları sıvar. Doğu’dan göç ederek İstanbul’un Gülsuyu
semtinde yerleşmiş, temizlik işçisi olarak çalışan ve tek hayali Moda’da ev
almak olan Hatun (Nazan Kesal)’ la, geçimi için ikiden fazla seçeneği
bulunmayan ve kocasının ortadan kaybolmasıyla tek başına vermeye çalıştığı
mücadelede yanıp sönen Nesrin(Asiye Dinçsoy)’ in durağında iki Kürt kadının
hikayesidir…Beş saniyeden fazla baktığında aynı olmadığı anlaşılan iki kadının.
Köprüde Buluşmalar’dan gelen CNC ödülü, Maltepe Belediyesi’nden gelen küçük
katkılar, Hamburg’tan bulunan fon, Indiegogo’dan tanınan imkanlarla, açılışını
Berlinale’de yapan Toz Bezi(2014) perdedir. 21. Nürnberg Türkiye-Almanya Film Festivali
En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (Nazan Kesal), 35. İstanbul Film Festivali En
İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu (Asiye Dinçsoy), 27. Ankara Film
Festivali En İyi Kadın Oyuncu (Asiye Dinçsoy) ve Mahmut Tali Öngören özel ödülü,
49. Siyad Türk Sineması Ödülleri Seyfi Teoman ilk film ödülü gibi övgüleri
anımsayarak usta hikayeleri için başımızı göğsümüze yaslayıp bekliyor,
cömertliği için yurtiçi panaromaya şükranla gidiyoruz (!) &nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/03/29/uc-film-uc-etek-uc-tas/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Yönetmen olarak filmin çok edepli bir yerde durduğunu düşünüyorum’</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/03/11/yonetmen-olarak-filmin-cok-edepli-bir-yerde-durdugunu-dusunuyorum/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/03/11/yonetmen-olarak-filmin-cok-edepli-bir-yerde-durdugunu-dusunuyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2019 17:41:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11887</guid>

					<description><![CDATA[İlk uzun metrajlı filmi Güven’le karşımıza çıkan Sefa Öztürk’le ilk filminin duygusunu, çekim koşullarını konuştuk. Mutluluk, sahiplenme ve naiflik üzerine kişisel ve toplumsal sahiplenmelerin etkisini ‘çok ideolojik bir şey mutluluk hep sahip olmakla, olunmakla ilişkilendiriliyor’ diye özetliyor Öztürk… Banu Bozdemir Merhaba ilk filmlerini çeken yönetmenlerle ilgili olarak merak ettiğim ilk filminde neden böyle bir konuyu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İlk uzun metrajlı filmi Güven’le karşımıza çıkan Sefa Öztürk’le ilk filminin duygusunu, çekim koşullarını konuştuk. Mutluluk, sahiplenme ve naiflik üzerine kişisel ve toplumsal sahiplenmelerin etkisini ‘çok ideolojik bir şey mutluluk hep sahip olmakla, olunmakla ilişkilendiriliyor’ diye özetliyor Öztürk… </strong></p>
<p><strong>Banu Bozdemir</strong></p>
<p><strong>Merhaba ilk filmlerini çeken yönetmenlerle ilgili olarak merak ettiğim ilk filminde neden böyle bir konuyu tercih ettiği ve bu filmin hazırlık sürecinin ne kadar sürdüğü&#8230; </strong></p>
<p>İnsanın örtülü yanına tutuluyorum. Örtme ihtiyacı, şekli, arama ihtiyacı, halleri, savunma mekanizması beni büyülüyor. Bir duygudan yola çıkıyorsunuz, hikaye sonradan örülüyor. Baştan bilemiyorsunuz nereye varacağını, bilsek tuhaf olurdu. Filmin hazırlık sürece iki yıl sürdü.</p>
<p><strong>Filmde güven duygusunu sürekli sorgular haldeyiz. Evli karı kocayla başlayan sorgulama diğer kişilere de sıçrıyor. Güveni bu kadar sorgular halde olmak nasıl bir altyapıdan çıktı diye sorsam?</strong></p>
<p>Filmin merkezinde güven kavramı var. Onun için kendini halka halka güvenin etrafında örüyor ve bütün katmanlarıyla anlatmaya çalışıyor. Dramaturjik nedenlerle sorguluyoruz yani. Aslında hayatlarımız da böyle örülüyor. Hepimizin ‘Neden hep bunu yaşıyorum’ dediğimiz şeyler var ya, işte onlar merkezdeki kodlarımız ve farklı yansımalarını hep aynı çemberin içinde dönerek yaşıyoruz.</p>
<p><strong>Filmde çiftin sorunsuz gibi görünen ilişkisi Ferit&#8217;in dönmesiyle bir çıkmaza giriyor ama Meryem&#8217;le Ferit arasında yaşanan şeyin altyapısı da güvensiz. Burada yapılmak istenen şey bireyin yalnızlığına vurgu mu, yoksa güvensizliğin insanları sürüklediği sonuçlar mı?</strong></p>
<p>Güven belki de sandığımız şey değildir diyor.</p>
<p><strong>Erkeğin bir kadın üzerinde güç gösterme şekillerinden biri de cinsellik. Ve bunu filmde de görüyoruz. Adam bir şekilde sahip çıktığı kadını cinsel obje olarak görüyor, aslında daha naif bir sahiplenme değil midir aslolan? </strong></p>
<p>Naif gibi duruyor ama hiç bir sahiplenme sadece naif değildir. İşin içinde bir sahip’lik var çünkü. Tabi ki her ilişki çok yönlü ve derinliklidir ve herkesin naif ve tahakkümlü yanı vardır. Aslolan bu bütünlüğün kabulüdür. Kabulsüzlük, bir şekilde -cinsel, fiziksel veya duygusal – muhakkak şiddete dönüşür, bunu anlatmaya çalışıyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11888 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5010045.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx.jpg" alt="" width="574" height="297" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5010045.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx.jpg 941w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5010045.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-300x155.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5010045.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-768x397.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5010045.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-696x360.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5010045.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-812x420.jpg 812w" sizes="auto, (max-width: 574px) 100vw, 574px" /></p>
<p><strong>Film bir nevi Selvi Boylum Al Yazmalım gibi başlıyor. Emek ve aşk çarpışması yaşanıyor ama bir Yeşilçam filmi gibi bitmiyor. Herkes yoluna gidemiyor, mutlu sonlar sinemamızı terk edeli çok oldu galiba? (illa mutlu son beklemiyorum elbette ama sormak da istedim) </strong></p>
<p>Bence bize mutluluğu da yanlış öğrettiler JÇok ideolojik bir şey mutluluk çünkü hep sahip olmakla ilişkilendiriliyor. Şu eve, şu marka arabaya, şöyle bir kadına veya adama, şu tür bir işe, şu statüye&#8230;  Formülü hep karşı sahilde nedense! Bir de fazlasıyla idealize –ki bir maraton gibi oraya doğru koşalım-  Elbette buna bir itirazımızın olması normal. Çünkü dünya artık idealize edilen ideolojilerin konuştuğu bir yer değil. En azından bildiğimiz ideolojilerin. Yeni doğuyor, biz de doğum sancısıyız diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Filmdeki Meryem karakteri tuttuğunu koparan biri çaresiz de değil. Olayların akışına yön verebiliyor ve kendisi için en doğru sonuca odaklanıyor. Meryem karakterinin özellikle mi böyle olmasını istediniz. Sonuçta iki erkek var hayatının içinde. </strong></p>
<p>Özellikle çekiştirmedim Meryem’i bir yerlere. Kendi kendini var etti, ben de onu takip ettim. Var olan ataerkil bir kültür var, kadını mal, meta, korunacak, sakınılacak, saklanacak bir şey olarak konumlandıran bir sistem var. Kadın bütün bunların içinde öncelikle hayatta kalmaya çalışıyor. Meryem de öyle yapıyor. Kendi gerçekliğinin içinde, ebilitesini kullanarak kendine bir alan yaratmaya çalışıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11889 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5379507.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-1024x480.jpg" alt="" width="615" height="288" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5379507.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-1024x480.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5379507.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-300x141.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5379507.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-768x360.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5379507.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-696x326.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5379507.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-1068x501.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5379507.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-896x420.jpg 896w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5379507.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx.jpg 1815w" sizes="auto, (max-width: 615px) 100vw, 615px" /></p>
<p><strong>Kadın yönetmenler kendilerine kadın yönetmenler denmesini istemiyor yani ayrıştırılmak istemiyor ama sonrasında kadın yönetmen kimliğine sık sık başvurabiliyorlar dertlerini anlatmak için… Bu biraz çelişkili bir durum gibi yansıyor, sizin düşüncenizi merak ettim bu konuda?( Birçok kişinin de sorusu bu) </strong></p>
<p>Ayrıştırılmanın nasıl bir şey olduğunu ancak ayrıştırıldığın yerden anlatabilirsin. Bunda çelişkili bir durum yok. Kadınlık bir varlık hali, yönetmenlik ürettiğimiz alan. Ürettiğimiz şeye varlık halimizi katarız doğal olarak. Bu da bakış açısı demektir. Kadın yönetmen sayısı o kadar az ki, farklı bir bakış açısı gördüklerinde insanlar bunu nereye koyacağını bilemiyor. Hatta rahatsız oluyor, çünkü ezberi bozuluyor. Sırf bu rahatsızlık nedeniyle yaratılan bir dil var. İşte bundan rahatsızım. Bu da biz anlata anlata değişecek, kadın yönetmen sayısı arttıkça değişecek. Bir kadın sinema kolektifimiz var, WMC (Kameralı Kadınlar) kadınların sektör içindeki üretimini arttırmaya çalışıyoruz. Bu sene Mayıs ayında ilk senaryo laboratuarı yapacağız. Uluslararası bir fon kurmaya çalışıyoruz. Yoksa kadınlık halimden memnunum, kadın yönetmen olmaktan da rahatsız değilim.</p>
<p><strong>Taşra hikayeleri her zaman daha mı komplikedir, bu durumda şehir insanları daha düz, sorunsuz ve konusuz mu oluyor? Bunu çok fazla taşra filmi çekilmesine ilişkin bir gözlem olarak size de sormak istedim.</strong></p>
<p>Bütün hikayeler komplikedir bence. Kötü anlatılırsa yüzeyselleşir sadece. Hepimiz taşralıyız, köklerimiz taşrada. Onun için çok fazla taşra filmi çekiliyor. Şehirde çekilse de taşralı kodlar üzerine konular hep: Şehir bir değirmendir ve herkesi öğütür, değiştirir, deforme eder teması var. Tutunmak var, köşeyi dönmek var, ait olmak-olamamak var. Ayrıca taşra olmayan kaç tane şehrimiz var ki. Şehir üzerine yapılmış çok az film hatırlıyorum. Ah Güzel İstanbul, Sır Çocukları, Tabutta Rövaşata. Çok zorlasak 10’u geçmez.</p>
<p><strong>Filmin çekim mekanı da önemli, gayet iyi oturmuş filme. Zonguldak nasıl bir tercih oldu?</strong></p>
<p>Herkes Zonguldaklı mısın diye soruyor. Hayır değilim. Yapımcım Serkan ile birlikte filmin atmosferine uygun yer bulmak için mekan gezisine çıktık, birkaç şehir gezdik, Zonguldak çok uygundu filme, sisli puslu atmosferiyle. Bütün gecekonduların bile deniz gördüğü, asla deniz kenarı duygusu olmayan bir şehir.</p>
<p><strong>Filmin diliyle ilgili eleştiriler oldu sanırım, aslında gerçek hayattan bir kesiti filme taşıyorsunuz ve insanlar bunu filmde görünce rahatsız oluyor. Belki gerçek hayatta o kadar rahatsız olmayacağı bir şey. Bunu nasıl yorumluyorsunuz, sanat daha edepli bir şey mi olmalı?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11890 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/0995804.jpg" alt="" width="614" height="321" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/0995804.jpg 943w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/0995804-300x157.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/0995804-768x402.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/0995804-696x364.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/0995804-803x420.jpg 803w" sizes="auto, (max-width: 614px) 100vw, 614px" /></p>
<p>Yukarıda bahsettiğim bakış açısının farklılığından rahatsız olanlar vardır elbette. Ne! Kadının arzuları mı var? Nasıl olur? Hele ki bir anne! Ha, varsa da arzuları, bize onları mazur gösterecek sebepler vermelisin. Ne!Türk erkeği böyle mi yapar? Türk erkeği çok &#8230;‘dır Zayıflıklarını anlatacaksan bile bir ağıt yakar gibi anlatmalısın. Ne kadının arzularına ‘genel algının’ arzu ettiği mazeretler var filmde, ne erkekliğe ağıt . Erkeklik, kadınlık olgusunu da, güven kavramına biçtiğimiz anlamı da nötr bir yerden anlatıyor. Belli bir mesafeden, haddini aşmayarak, edebini bilerek. (Edep eski dilde huy, karakter demektir) Edebini bilmek, kendini bilmektir, bastırmak değil. Yönetmen olarak filmin çok edepli bir yerde durduğunu düşünüyorum. Çünkü yoksa çok kolay seyirciyi manipüle etmek.</p>
<p><strong>Filmde oyuncularla aranız nasıldı, oyuncu yönetimi konusunda nasıl bir yol izlediniz?</strong></p>
<p>İlk olarak okuma provalarında senaryoyu okutmadım oyunculara. Karakterlerin geçmiş hikayelerine dair bambaşka sahneler yazdım ve onlar üzerine çalıştık. Çünkü filmde geçmişe dair dinamikler çok önemliydi. Ve çok verimli oldu karakterlerin içine girmeleri için. Hem de oyuncuların sete cepte hazır şeylerle gelmesine de engel oldu. Oyuncularla ilişkim ise filmin atmosferinin izin verdiği kadardı. Yani, güven arayışındaki karakterler güvensiz bir yerdedir aslında. Çünkü bir şeye sahipsen onu aramaya ihtiyaç duymazsın. Ben de oyunculardan almak istediğim komplike duygular için güvensizlik atmosferini biraz hissettirdim. İyi ya da kötü oldu diye onaylamamaya özen gösterdim. (oyuncular iyi ya da kötü onaylanmaya çok alışıktır) Bu da bana bilmedikleri yerden malzemeler vermelerini sağladı.</p>
<p><strong>İlk uzun metraj sinema filminiz. Sizin içinize sinen bir film mi oldu Güven? İzledikçe şöyle yapmasaydım, yapsaydım dediğiniz yönleri çıkıyor mu?</strong></p>
<p>Evet güven içime sinen bir film oldu. İçine girdiğiniz bir evreni, hissettiğiniz bir atmosferi, işleyen bir hikayesi var. Anlatmak istediği şeyi anlatıyor. Tabi ki izledikçe, keşke şöyle yapsaydım dediğim yerler var doğal olarak. Olmasa bir şeyler eksik olurdu. Bakmayın siz yönetmenlerin kasılan egolarına. Dünyanın en iyi yönetmenlerinin günceleri, keşke şöyle yapsaydım’larla dolu.</p>
<p><strong>Bundan sonra neler yapmayı planlıyorsunuz&#8230; Yeni film programınız hazır mı? </strong></p>
<p>Bundan sonra bambaşka bir türde bir film yapacağım. İki ayrı türde, iki ayrı hikayem var. Hangisi önce olacağını bilmiyorum tabi. Hangisi yapım olanağını önce bulursa o.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/03/11/yonetmen-olarak-filmin-cok-edepli-bir-yerde-durdugunu-dusunuyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın yönetmenler İzmir’deydi..</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/03/09/kadin-yonetmenler-izmirdeydi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/03/09/kadin-yonetmenler-izmirdeydi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Mar 2019 09:54:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11881</guid>

					<description><![CDATA[Kadın Yönetmenler Haftası’nın ikincisini de tamamladık. Konak Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleşen hafta gayet yoğun ve tempolu geçti. Filmler izlendi, sorunlar anlatıldı ve paylaşıldı, gülündü, eğlenildi. Salonu mesken tutan, her filmi, her etkinliği takip edip kaçırmayan erkek seyirciler gözden kaçmadı. Velhasıl bu etkinlik İzmir’e iyi geldi… Gelecek yıl uluslararası ve festival olmayı hedefleyen hafta, kısa film, belgesel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Yönetmenler Haftası’nın ikincisini de tamamladık. Konak Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleşen hafta gayet yoğun ve tempolu geçti. Filmler izlendi, sorunlar anlatıldı ve paylaşıldı, gülündü, eğlenildi. Salonu mesken tutan, her filmi, her etkinliği takip edip kaçırmayan erkek seyirciler gözden kaçmadı. Velhasıl bu etkinlik İzmir’e iyi geldi…</p>
<p>Gelecek yıl uluslararası ve festival olmayı hedefleyen hafta, kısa film, belgesel ve uzun metraj dallarında üretim yapan kadınları ağırladı. Şimdi her on yönetmenden biri kadın olunca beni bir kaygı aldı, seneye kaç kadın yönetmen uzun metraj çekmiş olacak, çeken var mı? Aslında yazıyı okuyanlar ben çekiyorum deyip ses etse çok iyi olur. Şakası bir yana bu durumun yine de düşünülmesi gerekiyor. Yurtdışından da gelecek olan kadın yönetmenlerle festival daha farklı bir hava kazanıp, daha fazla deneyim paylaşımı ve etkileşim sağlanabilir.</p>
<p>Bu hafta benim adıma da bir ilki barındırdı. TRT Genç Sinemacılar programı için çektiğim ve TRT2’de çoğu kez gösterilen Bakış isimli kısa filmim ‘Yavru Kuş’ bölümünde gösterildi. Çiğdem Vitrinel, Sefa Öztürk ve Gülten Taranç’ın da ilk filmleri bu seçkideydi. Haftanın en keyifli, en eleştirel bölümüydü diyebilirim. Yıllar sonra filmim büyük ekranda karşımdaydı, beni o yıllara götürdü, belki de kısa film çekmeye devam etmeliydim bilmiyordum ama yazma kısmını tercih etmiş oldum.</p>
<p>Fransız Kültür ve Türkan Saylan Kültür Merkezleri arasında mekik dokumak, İzmir’in insanı pozitive eden ortamında dolaşmak, denize bakmak, yürümek, havasını içimize çekmek hepimize iyi geldi. Çünkü şehrin kendisi pozitif ve iyi hissettiriyor. O yüzden benim için yine dolu dolu geçen güzel bir hafta oldu Konak belediye Başkanı Sema Pekdaş bu sene aday olamasa da bizi tüm samimiyetiyle ağırladı, şans ve devam etme gücü diledi. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyoruz. Tabii festivalde emeği geçen herkese de ayrıca teşekkürler.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/03/09/kadin-yonetmenler-izmirdeydi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tree&#8217;nin Eğlenceli Savaşı Devam Ediyor: Happy Death Day 2U</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/02/28/treenin-eglenceli-savasi-devam-ediyor-happy-death-day-2u/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/02/28/treenin-eglenceli-savasi-devam-ediyor-happy-death-day-2u/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Öziş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 07:20:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Happy Death Day 2U]]></category>
		<category><![CDATA[polat öziş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11832</guid>

					<description><![CDATA[Kendini bir an olsun ciddiye almayan, dur durak bilmeyen dinamizmiyle sürükleyiciliğini doruğa çıkaran ve anbean kahkahaya gebe duruşuyla fark yaratan bir komediye eşlik etmeye ne dersiniz? Eğer cevabınız evetse, Happy Death Day 2U tam size göre bir iş! 2017 yılında ilk defa izleyicisi ile buluşan Happy Death Day, esasen hiç de özgün olmayan bir senaryoya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendini bir an olsun ciddiye almayan, dur durak bilmeyen dinamizmiyle sürükleyiciliğini doruğa çıkaran ve anbean kahkahaya gebe duruşuyla fark yaratan bir komediye eşlik etmeye ne dersiniz? Eğer cevabınız evetse, Happy Death Day 2U tam size göre bir iş!</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11834" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>2017 yılında ilk defa izleyicisi ile buluşan Happy Death Day, esasen hiç de özgün olmayan bir senaryoya sahip. Bill Murray&#8217;in sürekli olarak 2 Şubat sabahına uyandığı meşhur Groundhod Day&#8217;ini hatırladınız mı? Şu samimiyetiyle birçoklarının kalbini fetheden filmi! İşte, Happy Death Day Bill Murray&#8217;in bu şahane komedisinden esinlenen, ancak korku öğelerini de hikâyesine monte eden, gerilimi oldukça bol bir filmdi. E tabi, devamlı olarak aynı güne uyanma durumu olsa olsa bir kabus olabilirdi zaten. Hal böyle olunca, karşımızdaki filmin ilgi uyandırması da kaçınılmaz bir süreç halini aldı.</p>
<p>Gelgelelim 2019. İlk filmin beklenmedik başarısından sonra yapımcılar serinin ikinci halkası için kolları sıvamış ve Happy Death Day 2U&#8217;yu huzurlarımıza getirmiştir. Malum, ilk filmde tam da günümüz üniversite geçliğinin aşina olduğu, sevimsiz ve aykırı bir karakter olan Tree&#8217;nin tekrar tekrar dirilmesine şahitlik etmiştik. İkinci filmde de tema yine aynı. Ancak bu sefer işin içine katılan bilim kurgu sosu ve iyice doz aşımına uğrayan komedi ile birlikte!</p>
<p>Happy Death Day&#8217;in yıldızı ve seriyi tek başına sürükleyen ismi hiç kuşku yok ki Jessica Rothe. Onun güzelliğiyle beraber beliren maskülen tavrı Tree&#8217;yi seyir zevki oldukça yüksek bir karakter olarak konumluyor. Ancak itiraf etmek gerekir ki Happy Death Day 2U startını verdiğinde Tree&#8217;nin dakikalarının azalacağını ve senaryonun onu ikinci plana atacağını düşünmek pekâlâ mümkün. Çünkü hikâye, ilk filmde kısıtlı süreler alan ve bir yan rol olarak beliren Ryan&#8217;ın üzerinden ilerleyecekmiş izlenimi yaratıyor. Ancak tam da bu noktada film, sıkı bir manevrayla odağını Tree&#8217;nin üzerine kaydırarak onu tekrardan aynı güne uyanmak zorunda olduğu bir kâbusun tam ortasına bırakıyor. Bu da anlatının çekiciliğini zirveye taşıyan en önemli husus olarak beliriyor.</p>
<p>Happy Death Day 2U, ilk filmde Tree&#8217;nin neden aynı gün içine hapsolduğu konusunu yeterli miktarda açıklayamadığını düşünmüş olacak ki, bu sefer işin içine bilimi de katarak portfoyunu genişletme yolunu seçiyor. Ancak bu noktada sunduğu donelerin yetersiz kalması ve anlatının git gide bir bilim kurgu parodisine dönüşmesi senaryonun en büyük zaafı. Tabii burada da kendini izah etme zorunluluğuyla yaptığı ataklar, özellikle hikâyenin giriş bölümünde oldukça dağınık ilerlemesine sebebiyet veriyor. Ancak gözünüz korkmasın. Çünkü bu dur durak bilmeyen bu komedinin belki de tek negatif yanı bu!</p>
<p>Happy Death Day 2U&#8217;yu, ilk filmden ayıran yegâne husus komediye daha fazla ağırlık veriyor oluşu. Evet, Tree ile ilk tanışmamız gerilimi bol bir hikâyeyle olmuştu. Keza birçok korku filmine yaptığı şık göndermeler de cabası idi! Ancak film, serinin ikinci halkasında gerilim dozajına tamamıyla sırt çevirmiş ve oyalayıcı komedisine sarılmış bir şekilde karşımıza çıkıyor. Peki, bu kötü bir tercih mi? Asla! Nitekim Jessica Rothe&#8217;un ekran albenisi o kadar yüksek ki, onu dinamik bir macerada oradan oraya koşuştururken izlemek, eşi benzeri olmayan bir eğlenceyi de beraberinde getiriyor. Kızgın, içinde bulunduğu durumdan şikâyetçi ve devamlı olarak yeni bir çözüm yolu bulmak zorunda olan hırçın bir kadından bahsediyoruz! Sizce yapabileceklerinin sınırı var mı?</p>
<p>Filme genel bir yaklaşımda bulunduğumuzda, tekrara düşmesi mümkün bir senaryonun bizi beklediği aşikâr. Keza iki filmdir aynı temadan beslenen bir hikâye var ortada. Ancak Happy Death Day 2U, dinamik kurgusu ve kulakların pasını silen eğlenceli müzikleriyle, tekrara düşen anları bile o kadar eğlenceli şekilde sunuyor ki, hikâyenin büyüsüne kapılıp, öylece tebessüm etmek de kaçınılmaz bir süreç halini alıyor. Sonuç olarak karşımızdaki film, izleyicisini uzun uzadıya derin düşüncelere sevk etmek adına değil, oyalamak ve sinemaya gelenlere keyifli dakikalar geçirtmek adına yola çıkmış bir iş. Tam da bu noktada filmin amacına fazlasıyla hizmet ettiğini ve misyonunu ziyadesiyle yerine getirdiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Happy Death Day 2U, bir kez daha Tree&#8217;nin dur durak bilmeyen macerasının ortasına bizleri ışınlarken, bu sefer gerilimi ikinci plana itiyor ve komedi dozajını arttırarak oldukça dinamik bir mizahı huzurlarımıza getiriyor. Finale doğru hikâyesi tökezleyen, buna rağmen Jessica Rothen&#8217;un ayakları yere sağlam basan performansıyla izleyicisine su gibi geçen bir 100 dakika armağan eden film, basit ve ciddiyetten uzak anlatısıyla sıkı bir vizyon alternatifi; hepsi bu o kadar!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/02/28/treenin-eglenceli-savasi-devam-ediyor-happy-death-day-2u/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çukur Dizisinden Etkilendi Soy Adını Değiştirdi</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/02/26/cukur-dizisinden-etkilendi-soy-adini-degistirdi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/02/26/cukur-dizisinden-etkilendi-soy-adini-degistirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Merve Kaboğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Feb 2019 13:29:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dizimania: Gizem Merve Kaboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Çukur]]></category>
		<category><![CDATA[dizimania]]></category>
		<category><![CDATA[gizem merve kaboğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11814</guid>

					<description><![CDATA[Haber geçtiğimiz hafta gazetelerde yer aldı. Show TV&#8217;de ekrana gelen Ay Yapım imzalı &#8220;Çukur&#8221; dizisinden etkilenen bir aile soyadlarını &#8220;Koçovalı&#8221; olarak değiştirdi. Haberin detayı şöyle: “Tokat&#8217;ta, Samyeli Mahallesinde ikamet eden evli ve 2 çocuk babası servis şoförü Mehmet Koçovalı (56),Show TV&#8217;de yayınlanan &#8220;Çukur&#8221; dizisindeki &#8216;Koçovalı Ailesi&#8217;nden etkilenerek soyadlarını değiştirme kararı aldı. Nüfus Hizmetleri Kanunu ile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Haber geçtiğimiz hafta gazetelerde yer aldı. Show TV&#8217;de ekrana gelen Ay Yapım imzalı &#8220;Çukur&#8221; dizisinden etkilenen bir aile soyadlarını &#8220;Koçovalı&#8221; olarak değiştirdi. Haberin detayı şöyle: “Tokat&#8217;ta, Samyeli Mahallesinde ikamet eden evli ve 2 çocuk babası servis şoförü Mehmet Koçovalı (56),Show TV&#8217;de yayınlanan &#8220;Çukur&#8221; dizisindeki &#8216;Koçovalı Ailesi&#8217;nden etkilenerek soyadlarını değiştirme kararı aldı. Nüfus Hizmetleri Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun kapsamında yaklaşık 6 ay önce &#8220;Verir&#8221; olan soy adını, &#8220;Koçovalı&#8221; olarak değiştiren aile torunlarına da &#8220;Yamaç&#8221; adını vermeye hazırlanıyor.”</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/cukur-dizisi-hayatlarini-degistirdi-Id8.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11815" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/cukur-dizisi-hayatlarini-degistirdi-Id8.jpg" alt="" width="1008" height="567" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/cukur-dizisi-hayatlarini-degistirdi-Id8.jpg 1008w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/cukur-dizisi-hayatlarini-degistirdi-Id8-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/cukur-dizisi-hayatlarini-degistirdi-Id8-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/cukur-dizisi-hayatlarini-degistirdi-Id8-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/cukur-dizisi-hayatlarini-degistirdi-Id8-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 1008px) 100vw, 1008px" /></a></p>
<p>Hayali Aşan Televizyon</p>
<p>Televizyon dizilerinde yaşananların gerçek hayata sirayet ettiği örnekleri daha önce de görmüştük. Kurtlar Vadisi sonrası Çakır&#8217;a cenaze namazı kılınması malumunuz en bilinen örnek&#8230; Paul Walker öldüğünde sokakta lokma dağıtmış milletiz. İki sene evvel doğan kız çocuklarının çoğunun adı Kiralık Aşk dizisi nedeniyle Defne koyulmuştu. Herkesin Polat Alemdar paltoları ile gezdiği, çuval olayının intikamının Amerikan askerlerinden bir filmle alındığı günler öyle çok uzağımızda değil. Hatta birkaç gün önce internette yayılan yabancı bir izleyicinin, kendi dilinde, ülkesindeki kadınlara seslendiği video da aynı illüzyonun sonucu. İstanbullu Gelin dizisinde Özcan Deniz&#8217;in canlandırdığı Faruk karakterinin kadınlar tarafından sürekli örnek gösterilmesinden yılan izleyici, “Faruk Faruk&#8230; Yetti Faruk&#8230; Böyle adamlar gerçekte yok!” diyerek dakikalarca isyan etmişti. Kadınların ideal erkeği haline gelen Faruk karakteri, belli ki kadınların özel hayatlarındaki partnerlerini de onunla kıyaslamasına neden oluyordu. Bunun gibi birçok örnek daha sayabiliriz. Elbette tüm örnekleri bir arada düşündüğümüzde izleyicinin dizi karakterinin soy adını alması da “tuhaf” gelmiyor.</p>
<p>“Soy Adı” Yalnızca Soy Adı değildir</p>
<p>Evet, değildir. Yalnızca soyun devamı için bu topraklarda evlilikler yapıldı, yapılıyor. Erkek çocuk talebi ile “er doğuramayan” kadınlar boşanmaya, kuma almaya zorlandı, zorlanıyor. Doğuda, Batıda&#8230; Sessizlik hüküm sürdüğünde kız çocuk doğduğuna hükmediliyor. Erkeğin değerinin, iktidarının maşalarından biri de soy adı. Soy adı bir iktidar aracı&#8230; Eşine o adı vermek, çocukları isimlendirmek erkeğin soyunun devamına taahhütü. Eril kültürümüzde soyad öyle kıymetli ki, kadın bile ancak dava açarak evlenmeden önceki soy adını evlilik sonrası da, tek başına kimliğinde taşıyabilir. Kadının erkeğe soy adını verdiği istisnai örnek eski başbakan Tansu Çiller ve eşi Özer Çiller. Orada da devletin gücüne hükmeden bir kadının ancak aile içinde bu simgesel iktidar aracına ulaştığı gözlemlenebilir. Yani başbakan olmadan kocasına soy adını veren kadın sanırım yok, varsa da haberimiz yok. Herhangi bir erkeğe, kadının soy adını almasını teklif etmesi, düşünülebilir bir hadise bile değil birçok kişi için. Peki neden Çukur dizisi insanlara ailelerinden aldıkları, soylarını, özlerini, akrabalıklarını belirleyen kimliklerinden vazgeçirme noktasına geldi. Çukur, bu insanlara nasıl bir yeni kimlik sundu?</p>
<p>Çukur Dizisi, “İyi” Mafyaların Hikayesi</p>
<p>Mafyatik ilişkileri ailevi süslerle tamamlayan, ancak salon mafyaları yerine sokak çetelerinin gözünden şehri yansıtan Çukur, bol silahlı sahnelerinin yanında romantik duruşuyla da izleyicileri tavlıyor. Kötünün de iyisi olur dedirten Vartolu gönüllerde taht kurarken, dizinin babası İdris Koçovalı, oğlu Yamaç ile verdiği savaşın her raundunda izleyiciye bir doz daha adrenalin veriyor. Aşk da mevcut, gelin kayınvalide çatışması da, baba oğul çekişmesi de, çete vurdu kırdısı da&#8230; Belalı bir mahalle olan Çukur&#8217;da süren iktidar mücadelesi, aslında aile içi çatışmaların da sahnesi oluyor. Uyuşturucu satmayan “etik” mafya, silah ticareti ile gücünü sağlamlaştırıyor. Devlet yok&#8230; İktidar çetelerin elindeyken varoşlardan filizlenen şiddet, ekrana tüm heyecanıyla yansıyor. Koçovalı ailesinin hakimiyet kurduğu bu alan, sokağın kendi mücadelesine sahne oluyor. Ölüm, silah, küfür, şiddet ile beslenen çıkmazlar, eril kültürün buram buram kokusunun yayıldığı bir mahalleyi göz önüne seriyor. Kadının söz hakkının, özgürlüğünün olmadığı, geleneklerle, toplumsal cinsiyet rolleri ile ve erkek iktidarıyla ezildiği bu dünya, kendi meşruiyetini aile olmak, aşk, mahalle kültürü, aidiyet gibi yapılan her şeyi mübah gösterebilecek geleneksel ayaklar üzerine oturtuyor. “Gömün beni çukura” şarkısı mahallenin marşı misali dillere pelesenk, izleyici de her hafta bu sokak kavgasına seyirci oluyor.</p>
<p>Koçovalı Soy Adı Yeni Bir İktidar Kaynağı</p>
<p>Soy adının önemine değinmişken, Çukur&#8217;un da vadettiğinin eril dünyanın iktidarı olduğunun altını çizerken, bu dizinin karakterlerinin soy adını almanın tesadüf olmadığını anlamışsınızdır. Malum aile kendi soyundan devraldığı mirası değil, televizyonun sabun köpüğü dünyasında yaratılan bir hayalin gücünü sırtlanmayı seçiyor. Ne kadar trajik değil mi? Hayalin kişinin kendi geçmişinin, gerçeğinin ötesinde olduğunun çok acı bir örneği bana göre&#8230; Dizinin resmettiği dünyanın şiddeti, öfkesi, testosteronu ve hegemonya üzerinde yükselen başarısı bir yanda, bu dizinin kültürel mirasını çocuklarına bırakmak isteyen aile bir yanda&#8230; Hangisine yanacağımı bilemiyorum. Tam da bunu düşünürken, diziden bir replik düştü internette karşıma “Aile nedir? Dev bir hayal kırıklığından başka. Sen kaçtığının zannettiğin zaman seni dibine çeken dev bir çukurdan öte”&#8230; Kim bilir, belki de bundan on yıl sonra Tokat&#8217;taki Koçovalı ailesinin üyeleri bu cümleyi kuracak</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/02/26/cukur-dizisinden-etkilendi-soy-adini-degistirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kara Panter, Afro-Amerikalılara adeta bir hediye sunuyor</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/02/11/kara-panter-afro-amerikalilara-adeta-bir-hediye-sunuyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/02/11/kara-panter-afro-amerikalilara-adeta-bir-hediye-sunuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Feb 2019 15:53:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[black panther]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Erdinç Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Kara Panter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11761</guid>

					<description><![CDATA[Marvel Sinematik Evreni’nin bir halkası olan Kara Panter, Hollywood ve emparyalist zihniyete kafa tutarken aynı zamanda bir distopya yaratıyor&#8230; 2018 yılı Oscar töreninde sürpriz adaylıklara yer verdi. Kara Panter ise 7 dalda adaylık elde ederek bu sürprizler kervanına katılarak adından söz ettirmeyi başararak tartışmalara konuk oldu. Bir süper kahraman filminin bu denli adaylık elde etmesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Marvel Sinematik Evreni’nin bir halkası olan Kara Panter, Hollywood ve emparyalist zihniyete kafa tutarken aynı zamanda bir distopya yaratıyor&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11762" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945-768x1024.jpg" alt="" width="696" height="928" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945-768x1024.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945-225x300.jpg 225w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945-696x928.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945-1068x1424.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945-315x420.jpg 315w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0318945.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>2018 yılı Oscar töreninde sürpriz adaylıklara yer verdi. Kara Panter ise 7 dalda adaylık elde ederek bu sürprizler kervanına katılarak adından söz ettirmeyi başararak tartışmalara konuk oldu. Bir süper kahraman filminin bu denli adaylık elde etmesi Akademi Ödülleri’nde görülmüş bir durum değil. Fakat bu yorum ezbere konuşmaktan öte değil. Zira Kara Panter filmi alışıldık süper kahraman filmlerinin aksine alt metinleri ile desteklenen bir eleştiri-özeleştiri filmi.</p>
<p>Son Durak ve Creed filmlerinden tanıdığımız anti-faşist tutumlu Ryan Coogler bu kez daha politik bir film çıkarmış karşımıza. Hollywood Amerika’da yaşayan Afro-Amerikan ırka karşı yaklaşımlarını her iki pencereden de izleyebileceğimiz çok fazla örnekler ortaya çıkardı. Şüphesiz ki D.W. Griffith’in Bir Ulusun Doğuşu bu konuda en sert ve çarpıcı filmdir. Karşı pencereden baktığımızda ise Brian Helgeland’ın 42 filmi sadece bir örnek. Yılların beyaz boksörü Rocky serisini Amerikan alt-kültürüne temsil eden Ryan Coggler, yıllardır alıştığımız beyaz süper kahramanların arasına bir başka alt-kültür karakteri sokuyor.</p>
<p>Maalesef Amerikan sineması ve Amerika halkı İç Savaş döneminden bu yana ırkçılık temalı birçok vakaya ev sahipliği yaptı. Irkçı tutumların ve bölünmenin tekrardan baş gösterdiği bu dönemde ortaya çıkan Kara Panter, Afro-Amerikalılara adeta bir hediye sunuyor.</p>
<p>Filmimiz Wakanda adı verilen, Afrika’nın sözde en fakir ülkelerinden birinde geçiyor. Biz Wakanda’yı yine Marvel Sinematik Evreni’nin bir diğer halkası Avengers:Age Of Ultron ve Captain America: Civil War filminde görnüştük. Age of Ultron’da buz dağının görünen fakir (!) kısmı ile karşımıza çıkan ülke Civil War’da gelişmiş bir ülke şeklinde tasvir edilmişti. Kara Panter filmi ise Wakanda’nın görünmeyen kısmını sunuyor. Wakanda, yıllar önce vibranyum adı verilen dünyanın en değerli elementine sahip olmuş, bu element sayesinde küresel güç elde edebilecek teknolojiye sahip olmuştur. Fakat monarşik liderler hiçbir zaman ülke kaynaklarını dış dünyaya yansıtmamış, bu durumun gizliliğini temel ilke benimsemiştir.</p>
<p>Tahtın sahibi Kral T’Chaka’nın Civil War filminde ölümü ile tahta geçen kral T’Challa, babasının dış politikasını devam ettirerek ülke refahını yüksekte tutmayı başarıyor. Fakat T’Chaka’nın yıllar önce yarım kalan davası sonucu tahtın başka bir varisi çıkıyor ve yönetimi ele almak istiyor. Her ne kadar modern ve gelişmiş bir ülke bile olsa yönetim geleneksel kabile reisliği seçimleri gibi “meydan okuma” ritüelleri ile yapılıyor. Tahtın diğer varisi Erik Killmonger ise yıllar önce babasının, mevcut kral T’Chaka tarafından öldürülmesi sonucu, Amerika’nın faşist toplumunda ötekileşen birey olarak yetişip, kinleniyor. Baskıların isyancı doğurmasının en büyük örneği olan Erik akabinde Wakanda’nın gücü ile dünyadaki siyahi bireyler ile intikam direnişi gerçekleştirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Film bu noktada Wakanda’nın taht savaşını konu alıyor gibi gözükse de dünya üzerinde hala daha süre gelen modern yapı ile geleneksel yapının çatışmasına pencere açıyor. Aslında bu taht savaşı mevcut yapıyı koruyarak kendi benliğini kaybetmek istemeyen kesim ile modernite ile gelenekleri metalaştıran, siyahi düşmanlarına ateşle karşılık vermek isteyen kesimin hikayesini ele alıyor. Klişe bir politik mesele gibi dursa da Kara Panter filmi alt metinler yardımıyla bu çatışmanın tarihi boyutlarına göndergelerde bulunuyor.</p>
<p>Kara Panter karakteri Marvel Comics’in 1966 yılında yarattığı bir karakter. Karakterin ortaya çıkarıldığı yıl Amerika Birleşik Devletleri toplumsal bölünmelere yol açan bir dönemden geçmekteydi. Karakterin yaratıldığı tarihten birkaç ay sonra Amerika’da siyahilerin hakkını savunan Kara Panter Siyasi Partisi kuruldu. Çizgi roman yazarı Stan Lee, karakterin kurulan siyasi parti ile alakası olmadığını belirtse de toplumda bir algı yaratmış olduğu gerçeği yadsınamaz. Hatta bu durum sonucunda karakterin ilerleyen sayılardaki ismi Kara Leopar olarak değiştirilse bile rağbet görmeyerek tekrar Kara Panter adını almıştır.</p>
<p>Benzerliklerin bir diğer boyutu, Kara Panter’in tıpkı aynı isimli siyasal parti gibi siyahilerin haklarını savunması ve emperyalist-faşist zihniyete karşı mücadele etmesidir. Kolonicilere ve sömürge zihniyetine karşı mücadele eden ortak tutumları gerek partinin siyasal hareketlerinde gerekse karakterin çizgi roman sayfalarında daima karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Wakanda ülkesi, bir ülke tanımlamasından öteye giderek ütopya şeklini alıyor. Afrika’nın El Dorado’su olarak adlandırılan ütopyada günümüz moderni bile ilkel boyuttan ötesi değil zira oldukça futuristik bir hayal gücü ortada. Fakat bu modernlik geleneksel kalıplarını ve ananelerini bıraktırmayarak sadece refah düzeyini arttırmaya yönelik pozitif bir anlayış. Toplum içerisinde büyük oranda kadın-erkek eşitliği göze çarpıyor. Hatta kralın muhafızları bile kadınlardan oluşmakta. Bu durum feminist bir durum gibi gözükse de kendi içerisinde çelişkiler barındırmakta. Bourdieu’ya göre erilliğe direnip erkeklerin tekelindeki alanlara giren cesur kadınlar bir yandan da kadınsılıklarından taviz vererek daha eril görüntü ile kendilerini daha meşru hissederler ve bu eril tahakkümü yeniden üretirler. Wakanda Kral Muhafızları ise kadınsı görünümlerinden taviz veren erkek gibi (!) kadınlardan oluşmaktadır.</p>
<p>Böylesine derin mevzularda ses veren Kara Panter’in 7 dalda Oscar adaylığı olmasına şaşırmamak gerek. Bunlar bir yana dursun filmin çekim standartları da bir hayli yüksek kalitede. Tanımlanan Wakanda görsel açıdan da oldukça görkemli. Sanat yönetimi ve kostüm tasarımı, modern-geleneksel harmanlamasını oldukça başarılı bi şekilde tasarlayarak futuristik bir Afrika modeli yaratmış. Bu modelin en büyük destekçisi ise filmin müzikleri ile karşımıza çıkıyor. Afrika kültürünü notalara dökerek oldukça özgün bir iş çıkarmış.</p>
<p>Oyunculara baktığımızda Ryan Coogler’in vazgeçilmezi Michael B. Jordan’ı görüyoruz. Kötü karakteri oldukça inandırıcı oynamış. Jordan kadar başarılı olan diğer isim ise başrolümüz Chadwick Boseman. Bu iki isim başta olmak üzere Lupita Nyong’o, Danai Gurira, Daniel Kaluuya, Forest Whitaker gibi siyahiler oldukça başarılı. Ayrı bir parantez açılması gereken isimler ise Martin Freeman-Andy Serkis ikilisi. Sinema tarihinin en tatlı düşmanlarından Bilbo-Gollum ikilisi yine karşımıza çıkıyor ve yine rakip olarak&#8230;</p>
<p>Aksiyon sahneleri ise filmin heyecanını stabil tutup düşmemesine neden oluyor. Kamera hareketleri ve dövüş kareografileri bir yana, kamera açıları ihtişamlı kareleri ortaya döküyor. Güney Kore kovalamacası ise izlerken adeta zamanda ileriye götüren bir atmosfer hakim. İleri teknolojinin arasında muazzam bir takip mücadelesi söz konusu&#8230;</p>
<p>Yarattığı tartışmalara rağmen Kara Panter Oscar’ın en güçlü adaylarından. Alırsa şaşırmamak gerekir. Marvel Sinematik Evreni’nin en özgün karakteri olarak karşımıza çıkarılan solo film takdir edilesi.</p>
<p>Film dünya çapında 1.3 milyar$, ülkemizde ise 10.6 milyon₺ gelir elde ederek başarılı bir hasılat elde etmiş.</p>
<p>Filme notum: 8/10</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/02/11/kara-panter-afro-amerikalilara-adeta-bir-hediye-sunuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sektörün Kemal Abisiydi O</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/02/11/sektorun-kemal-abisiydi-o/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/02/11/sektorun-kemal-abisiydi-o/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Güzel Korver]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Feb 2019 15:43:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgeselci: Semra Güzel Korver]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[belgeselci]]></category>
		<category><![CDATA[cireoedgi]]></category>
		<category><![CDATA[Çölün Mavi Gözü: Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Öner]]></category>
		<category><![CDATA[semra güzel korver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11757</guid>

					<description><![CDATA[Bizim buralarda çevre sorunlarını tartışmak henüz bu kadar yaygınlaşmamışken “Çölün Mavi Gözü: Aral” belgeseli ile sadece buraları değil dünyayı da sorgulattı Kemal Öner. Belgeselciliğinin yanı sıra, uzun metraj kurmaca film ve TV dizilerinde yapımcı, görüntü yönetmeni, fotoğrafçı, sosyal sorumluluk-kültür-sanat işlerinde gönüllüydü. En çok da sektörün Kemal Abisiydi O.  Kurucularından olduğu Akademi Prodüksiyon ile onlarca televizyon [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim buralarda çevre sorunlarını tartışmak henüz bu kadar yaygınlaşmamışken <strong>“Çölün Mavi</strong> <strong>Gözü: Aral”</strong> belgeseli ile sadece buraları değil dünyayı da sorgulattı <strong>Kemal Öner</strong>. Belgeselciliğinin yanı sıra, uzun metraj kurmaca film ve TV dizilerinde yapımcı, görüntü yönetmeni, fotoğrafçı, sosyal sorumluluk-kültür-sanat işlerinde gönüllüydü. En çok da sektörün Kemal Abisiydi O.  Kurucularından olduğu Akademi Prodüksiyon ile onlarca televizyon dizisine, sinema filmine ve belgesele hizmet verdi. Şirket, başarılı yapımlarla, birçok ödüllü belgeselle sektördeki yerini almıştı çoktan. Bütçesi kısıtlı olan, bütçesi olmayan sinemacılara desteği ise asla yadsınamaz.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Kemal-Öner.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11759" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Kemal-Öner.jpg" alt="" width="637" height="960" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Kemal-Öner.jpg 637w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Kemal-Öner-199x300.jpg 199w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Kemal-Öner-279x420.jpg 279w" sizes="auto, (max-width: 637px) 100vw, 637px" /></a></p>
<p>Ardında pek çok güzel anı, film, belge bırakarak 29 Ekim 2018 günü sonsuzluğa göç etti. Hemen ardından birkaç satır yazmak, hem acısını hem anısını hem bize ve sinemamıza kattıklarını anlatmak istedim ancak elim yazamadı, kilitlendi, olmadı.</p>
<p>Belgesel Sinemacılar Birliği’nde tanıdım Kemal Abi’yi. 2009-2011 döneminde BSB Yönetim Kurulunda birlikte yer aldık. Başkanlık ettiğim o dönemde daha da yakından tanıma fırsatım oldu. Evlerimiz aynı güzergahtaydı. Toplantı sonraları beni evime bırakırdı sağ olsun. O esnada ettiğimiz sohbetleri unutamam. Sinema bilgisi kadar sektörün bileşenlerine ve işleyişine dair yorumları, sahip olduğu saygın network ile de her zaman şaşırtmıştı beni, ya esprileri… En çok ama en çok sevdiğim yanı o pozitif bakışı ve gülen gözleri, Kemal Abiliği. Hiçbir şey insandan daha kıymetli değildi.</p>
<p>Kaf Dağı’nın ardında, Koleksiyoner, Macahel, Merhaba Selanik Kalimera İstanbul, Mezopotamya’nın Büyük Düşü, Yeşeren Çöl Karapınar belgesel filmografisi. Unutulmayanlar ve Günce yapımcısı olduğu kurmaca filmler. TV dizileri, haber ve çeşitli programları ise sayamayacağım… Projeleri, filmleri, yazdıkları, anlattıkları, anlatamadıkları, kayıtlara geçiremediği onca iş, bilgi, birikim…</p>
<p>2000 yılında Altın Portakal Ödülü aldığı Aral Gölü’ndeki su kaybına dikkat çekmek amacıyla çektiği <strong>“<em>Çölün Mavi Gözü: Aral”</em></strong>  belgeselinin yeri ayrıdır bende. Belgeselin yapım koşullarını oluşturması, bu meseleye yüreğini koyması, uluslararası boyuta taşıması… İzlerken bilgileniyor, düşünüyor, kıyaslıyor, sinirleniyor, üzülüyor, umutlanıyorsunuz.  Bir de başka anısı var bu belgeselin bende. Oğlum Aral ile Belgesel Sinemacılar Birliği’nin bir etkinliğindeydik günlerden bir gün. Kemal Abi oğlumla tanışıp adını öğrenince: “Aral Gölü nerede biliyor musun?” diye sordu. Aral da biraz mahcup bilmediğini söyledi. Ve Kemal Abi başladı anlatmaya küçük bir çocuğun (9 yaş) anlayacağı dilde. Belgeselinin özel bir kopyasını Aral için bilhassa hediye edeceğini söyledi. Oğlum çok keyif almıştı bu sohbetten. Maalesef kısmet olmadı o özel kopyayı almak Aral’a ama internetten izledi belgeseli. Ve: “Taa Rusya’ya gidip çekmiş bu filmi. Aral hakkında çok şey öğrendim. Niye insanlar doğaya kötülük ediyorlar anlamıyorum ama neyse sonunda Aral’ı kurtarmak için bir şeyler yapıyorlar, filmin sonu iyi bitti.” dedi. Ne zaman Aral Gölü’nden söz edilse “senin arkadaşın çok güzel bir belgeseli var bu konuda” deyip atıfta bulunuyor filmine.</p>
<p>Yazımı “<em>Çölün Mavi Gözü: Aral”</em> belgeselinin giriş metni ile bitirmek istiyorum: <strong>Bugün, komşu gezegenden getirilen bir damla su, dünyada fırtınalar koparmaya yeter.</strong> <strong>Ama koca bir denizin kuruması karşısında insanlığın duyarsız kalması, ne garip bir çelişkidir…</strong></p>
<p>Evet Kemal Abi, insanlık hala pek çok konuda duyarsız ancak senin o gülen gözlerindeki gibi umut ve iyilik de var hala. Teşekkürler koca yürekli insan. Anıların ve geride bıraktığın filmlerin bizimle…</p>
<p><strong>semra güzel korver</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/02/11/sektorun-kemal-abisiydi-o/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oscar’a oynayan Ku Klux Klan protestosu&#8230; KARANLIKLA KARŞI KARŞIYA</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/02/07/oscara-oynayan-ku-klux-klan-protestosu-karanlikla-karsi-karsiya/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/02/07/oscara-oynayan-ku-klux-klan-protestosu-karanlikla-karsi-karsiya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Feb 2019 09:22:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[BlacKkKlansman]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Erdinç Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[KARANLIKLA KARŞI KARŞIYA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11751</guid>

					<description><![CDATA[Spike Lee’nin Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül ile döndüğü Karanlıkla Karşı Karşıya filmi, kara mizah ile yoğunlaştırılmış, politik bir hikayeye dayanıyor. Filmin ana karakteri Ron Stallworth’un otobiyografik kitabından uyarlanarak ortaya çıkan film, Ron Stallworth’un biyografik öyküsünden politik bir kesiti bizlere sunuyor. Filmin dikişleri inandırıcılığı zorlar bir halde ilerlemesine rağmen film gerçekçi planlarıyla bu durumun altından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Spike Lee’nin Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül ile döndüğü Karanlıkla Karşı Karşıya filmi, kara mizah ile yoğunlaştırılmış, politik bir hikayeye dayanıyor. Filmin ana karakteri Ron Stallworth’un otobiyografik kitabından uyarlanarak ortaya çıkan film, Ron Stallworth’un biyografik öyküsünden politik bir kesiti bizlere sunuyor. Filmin dikişleri inandırıcılığı zorlar bir halde ilerlemesine rağmen film gerçekçi planlarıyla bu durumun altından kalkıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-11753" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/karanlıklakarsıkarsıya-2.jpg 1275w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Ron Stallworth, Colorado Polis Departmanı’nın ilk siyahi polisidir. Polis departmanına girişini özet bir şekilde ele alınmış olması biraz garip kalmış. 70’li yılların Amerika’sında geçen film dönemin toplumsal yapısına ışık tutuyor ve oldukça açıklayıcı referanslara sahip. Dönemin Amerika’sının Vietnam ile savaş halinde olması ve bir yandan siyahi insanlar ile beyaz insanlar arasındaki gerginlikler toplumda büyük kırılmalara yol açmış, kaotik bir ortam yaratmış. Bu ortamda Ku Klux Klan, Afro-Amerikalılar başta olmak üzere birçok azınlık topluluklara karşı egemenlik kurma düşüncesinde. Ron Stallworth ise bu klana sızarak halkı için mücadele etme gayesindedir.</p>
<p>Ku Klux Klan’ın kuruluşu 19. Yüzyıla kadar uzanıyor ve bu örgüt Amerikan İç Savaşı sonrası siyahi insanlarla beyaz insanların eşit haklara sahip olmasına tepki maksadıyla eylem sergiliyor. Sinemada bu tarz ırkçı yaklaşımları çok fazla gördük elbette. Adolf Hitler, Lenin, Mussolini gibi liderlerin faşist tutumları güncel sinemada bile defalarca karşımıza çıkmakta. Fakat Ku Klux Klan’ın tasviri neredeyse sinemanın tarihi kadar eskiye dayanıyor. David Llewelyn Griffith’in 1915 imzalı Bir Ulusun Doğuşu filmi, örgütün sinyallerini veren bir filmdi. Zira filmde bu film sonrasında Jesse Washington adlı siyahinin linç ve sonrasında katliamına referans verilmiş. Hatta bu referensa yüzleşme ya da intikam desek yanlış olmaz.</p>
<p>Politik göndergeleri oldukça bol olan film belli noktalarda seyirciye oynuyormuş izlenimi yaratmıyor değil tabi. Özellikle Donald Trump’ın objektif görünen konuşması, siyahlar ve beyazlar arasında yaşanan 2017 olayları Oscar’a oynanmış gibi. Fakat bunlar bir kenara dursun Spike Lee’nin oldukça cesur söylemlere yer verdiğini de belirtmek zorundayız. Ron Stallworth’un karakter dönüşümü de oldukça tutarlı. Karakteri canlandıran J.D. Washington yeterli düzeydeydi fakat üst düzey olduğunu söyleyemeyiz. Ona nazaran beyaz-yahudi (!) Adam Driver yardımcı rol sahibi olsa bile daha ön plana çıkmayı başarıyor. Filmin kapak fotoğrafında bu ikiliyi görmemiz ise Kerem Akça’nın tabiri ile filmi “body movie” havasına sokuyor. Daha öncesinde Cehennem Silahı, Siyah Giyen Adamlar gibi polisiye filmlerde karşımıza çıkan siyah-beyaz ilişkisi bu sefer biyografi ile karşımızda fakat karakterlerin uyumları bu klişeyi yıkamıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Spike Lee filmini düşünceye açık bir zemine oturtarak seyirciye yorumlama payını yüksek oranda bırakmış. Filmde Kara Panterler, Ku Klux Klan ve ara bulucu rolündeki polis departmanı kendilerini eşit pencerelerden gösteriyor. Bu noktada Kara Panterler’in de altını çizmekte fayda var. Zira bu birliğin adını bu sene Oscar’ın adaylarından, Marvel Comics’in süper kahramanlarından birinde görmekteyiz. Kara Panter süper kahramanının 1966’da yaratılmış olması ile Kara Panter Partisi’nin 1966’da kurulması ilginç bir tesadüf !</p>
<p>Spike Lee’nin her ayrıntıyı ince eleyip sık dokuduğu aşikar. Sanat yönetimi ile dönemin atmosferinin yaratılışı inandırıcılığı arttırıyor. Görüntü yönetmenliği ise bu konuda tutarlı ve uyumlu bir şekilde.</p>
<p>Lee, ele aldığı bu konuda politik tavır ile korkusuz bir iş çıkarmış. Amerika’da her ne kadar siyahi bir başkan dönemi yaşanmış dahi olsa toplumda ötekileştirmelerin hala devam ettiği aşikar ! Milliyetçilik duygusunun aşırısı ile doğan faşizm, insanlık tarihinden bu yana kan akıtan bir durum olmuştur. Küreselleşen ve insan haklarının gün yüzüne çıkmasıyla azalacağı ümit edilen bu durum milenyum adı verilen bilgi çağında bile ilkel kavgalara yol açabiliyor. Yönetmenin ise bu konuda tavrı bir başka alkış konusu&#8230;</p>
<p>Film ülkemizde yalnızca 18 bin kişi tarafından izlenerek 230 bin TL civarı hasılat elde etmiş. Şayet bu tarz filmler farkındalık yaratabilir. Dolayısıyla izlenip izlettirilmeli&#8230;</p>
<p>Filme notum 8/10</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/02/07/oscara-oynayan-ku-klux-klan-protestosu-karanlikla-karsi-karsiya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeterince beyaz değilsem, yeterince siyah değilsem. Peki, ben kimim? Green Book…</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/02/06/yeterince-beyaz-degilsem-yeterince-siyah-degilsem-peki-ben-kimim-green-book/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/02/06/yeterince-beyaz-degilsem-yeterince-siyah-degilsem-peki-ben-kimim-green-book/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Ozen]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2019 09:57:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[fatma özen]]></category>
		<category><![CDATA[Green Book]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11743</guid>

					<description><![CDATA[Oscar’ın habercisi olarak da bilinen Altın Küre Ödül Töreni’nde Sinema Dalında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo ödüllerine layık görülen film, komedi tadında 2018’in en iyi filmleri arasında gösterilerek hafızlarda yer edinmeyi başardı. Yönetmenliğini Peter Farrelly’nin yaptığı ve gerçek bir hikâyeden beyaz perdeye taşınan film, dönemsel özellikler gösterirken yönetmenin şimdiye kadar çektiği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Oscar’ın habercisi olarak da bilinen Altın Küre Ödül Töreni’nde Sinema Dalında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo ödüllerine layık görülen film, komedi tadında 2018’in en iyi filmleri arasında gösterilerek hafızlarda yer edinmeyi başardı.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11744" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-696x391.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-1068x600.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/0cebcc3c-c0a0-4f0c-98dc-ad2805554e65-green_book-1920x1080.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Yönetmenliğini Peter Farrelly’nin yaptığı ve gerçek bir hikâyeden beyaz perdeye taşınan film, dönemsel özellikler gösterirken yönetmenin şimdiye kadar çektiği filmlerden farklı bir dokuya sahip. Komedi tadında olsa da biraz hüzünlü biraz dönemin etkilerini düşündürücü bir yanı var demek de yanlış olmaz.</p>
<p>Film, 1962 yılında New York’ta geçiyor. Evli iki çocuk babası Tony Lip (Viggo Mortensen) İtalyan-Amerikalı, restoranda çalışarak hayatını geçindirmeye çalışan basit bir adam. Don Shirley (Mahershala Ali) ise aksine zeki, iyi eğitimli Afro-Amerikalı bir piyanist. Fakat ona göre tek kusuru ten rengi.</p>
<p>Film, ilk sahnelerinden itibaren rengini göstermeye başlıyor. Özellikle Tony evine gelen iki siyahi isçinin kullandığı bardakları çöpe atarak bu insanlara karşı ne düşündüğünü belli etmekte gecikmiyor.</p>
<p>Çalıştığı restoranın kavga sırasında hasar göstermesinden sonra geçici bir iş arayan Tony, Don Shirley’in iş teklifi etmesiyle konuşmak için ofisine gider. Carnegie Hall konser salonunun yukarısındaki apartman dairesinde yalnız yaşayan Don Shirley, piyano konserleri için turnede arabayı kullanmak üzere bir şoför aramaktadır. Tony’in siyahi biriyle karşılaştığında verdiği izlenim bu işi kabul etmeyeceğini işaret etse de sonrasında sırf ailesini düşündüğü için kabul etmeye karar verir. Güney’e doğru yolan alan ikili, gittikleri her eyalette farklı ırkçılık sorunlarıyla karşılaşır. Don Shiley yola çıkmadan önce Tony’e kalacakları yerlerin listesinin bulunduğu bir rehber verir. Aslında filmin adı da “<strong>The Negro Motorist Green Book”</strong> isimli bu seyahat rehberinden geliyor. Bu rehber, Güney’de siyah insanların gidebilecekleri yerleri gösteriyor. O dönemlerde beyaz ırkın yoğunlukta olduğu Güney eyaletlerinde siyahlara gösterdikleri ayrımcılık filmin büyük bir kısmını oluşturmuş olsa da bu iki birbirinden farklı insanın oluşturduğu dostluk filmin atmosferini büyük ölçüde değiştiriyor.</p>
<p>Filmde Don Shirley’in, sırf siyah olduğu için turne sırasında girdiği bir barda dövülmesi, terziye takım elbise almak için girdiklerinde satıcı tarafından denemesinin ona yasak olduğu söylenmesi, gittiği bir konser sırasında tuvaleti kullanmak istediğinde görevli tarafından dışarıdaki siyahların kullandığı tuvaletin işaret edilmesi gibi izleyenleri oldukça etkileyecek birçok sahneyi görmek mümkün. Özellikle Birmingham’daki konsere giderken polis tarafında durdurularak sebepsiz yere tutuklandıkları sahnede, Don Shirley’in sözleri hafızalarda yer edinecek kadar anlam dolu. Tony ile konuşması sırasında, “Şiddetle asla bir yerlere gelemezsin. Sadece asaletini koruduğun zaman kazanırsın. Asalet her zaman üstün gelir” diyerek soğukkanlılığını sonuna kadar koruyor.  Ve filmde bunun gibi çok sayıda sahne var. Hatta Tony’in cahilliğinden dolayı Don Shirley’e karşı içinde bulunduğu önyargı da onun ne kadar profesyonel bir şekilde piyano çaldığını görmesiyle saygıya ve zamanla dostluğa dönüşüyor. Siyahi olmasına rağmen Don Shirley kendi insanlarından sıyrılmayı başarmış gözüküyor aslında. Aldığı eğitim, klasik müziğe olan sevgisi ve konuşma tarzıyla tam bir beyefendi. Eşcinsel olması ve siyahi olması toplum tarafından ona biçilmiş en büyük ceza olduğunu bilecek kadar da içindeki hissettiği aşağılık duygusundan sıyrılamamış. Ona göre bu dünyada ne kadar başarılı olursa olsun kuralları her zaman beyazlar koyuyor. Ki bu düşünce yüzlerce yıl siyahların içinde bulundukları durumu nasıl kabul ettiklerinin de göstergesi maalesef. Amerika gibi ırkçılığın yoğun ve şiddetli yaşandığı ülkelerde ten rengi ne olursa olsun bir sanatçıya verilen değerin sadece bu şekilde biçilmesi ise filmin düşündürmesi açısından oldukça yeterli.</p>
<p>Filmin son sahnesinde, Noel için New York’a dönmeye çalışan bu ikilinin gittikleri son yerde yaşadıkları ise bardağı taşıran son damla olur. Yemek yemek için salona inen Don Shirley’in siyah olduğu için o salonda yemek yemesine izin verilmez. Tony ise bu durum karşında Shirley’e konseri iptal etmesini ve kendini daha fazla bu insanlara karşı ezik hissetmemesini söyler. Yolculuk boyunca dost olan bu ikili soluğu siyahların takıldığı bir barda alır. Shirley, kendi insanları içinde önce biraz garip hissetse de onların bir parçası olduğu gerçeğini kabullenmiştir ister istemez. O günün sonunda New York’a varan Tony ve Shirley Noel’i birlikte kutlayarak dostluklarını tüm önyargıların dışında bırakırlar.</p>
<p>Bugünlerde dünya sinemasında bu konunun çok fazla işlendiğini görmek, aslında ırkçılığın hala hissedilir derecede büyüklüğünü de gözler önüne seriyor. Ancak film bu konuda içinde bulunduğumuz önyargıya öyle güzel cevaplar veriyor ki filmin başarısının sırrı burada gizli olmalı.</p>
<p>“Dahi olmak yeterli değil. İnsanların kalbini değiştirmek zaman alır.”</p>
<p>Beş dalda Oscar’a aday gösterilen <em>Green Book</em> filmi, konusu ve muhteşem oyunculuklarıyla izleyenler üzerinde büyük etki bırakacağı kesin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Filmin Künyesi</p>
<p>Filmin Adı: Yeşil Rehber (Green Book)</p>
<p>Yönetmen: Peter Farrelly</p>
<p>Oyuncular:  <a href="https://www.filmmodu.com/mahershala-ali-filmleri">Mahershala Ali </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/viggo-mortensen-filmleri">Viggo Mortensen</a>, <a href="https://www.filmmodu.com/paul-sloan-filmleri">Paul Sloan </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/david-kallaway-filmleri">David Kallaway </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/joe-cortese-filmleri">Joe Cortese </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/brian-stepanek-filmleri">Brian Stepanek </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/tom-virtue-filmleri">Tom Virtue </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/sebastian-maniscalco-filmleri">Sebastian Maniscalco </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/don-stark-filmleri">Don Stark </a>, <a href="https://www.filmmodu.com/linda-cardellini-filmleri">Linda Cardellini </a></p>
<p>Yapım: 2018, Amerika, 130 dakika</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/02/06/yeterince-beyaz-degilsem-yeterince-siyah-degilsem-peki-ben-kimim-green-book/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biyografik film fırtınasının ağır topu A Star is Born</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/02/06/biyografik-film-firtinasinin-agir-topu-a-star-is-born/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/02/06/biyografik-film-firtinasinin-agir-topu-a-star-is-born/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[erdinc bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2019 09:51:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[A Star is Born]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Erdinç Bozkurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11739</guid>

					<description><![CDATA[Kendi çapında problemleri olan, ünlü şarkıcı Jackson Maine alkolik bir adamdır. Bu durum karşısında dezavantajlı bir hayat süren Maine, tesadüf eseri Ally ile tanışır ve birbirlerine tutkulu şekilde uyum sağlayan bir çift olma yolunda adımlar atarlar. Oldukça uyumlu bir çift olarak birlikteliklerine devam ederler fakat bu süreç hem kişiliklerini hem de kariyerlerini baştan aşağı şekillendirecek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi çapında problemleri olan, ünlü şarkıcı Jackson Maine alkolik bir adamdır. Bu durum karşısında dezavantajlı bir hayat süren Maine, tesadüf eseri Ally ile tanışır ve birbirlerine tutkulu şekilde uyum sağlayan bir çift olma yolunda adımlar atarlar. Oldukça uyumlu bir çift olarak birlikteliklerine devam ederler fakat bu süreç hem kişiliklerini hem de kariyerlerini baştan aşağı şekillendirecek bir durum halini alır. Klişe romantik filmlerin kurgu tuzağına düşmeyen film sonu tahmin edilebilir olmadan kesitlerle devam eder halde.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/bradley-cooper.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11741" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/bradley-cooper-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/bradley-cooper-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/bradley-cooper-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/bradley-cooper-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/bradley-cooper-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/bradley-cooper-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/bradley-cooper-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/bradley-cooper-1920x1080.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/bradley-cooper.jpg 2000w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Hollywood sineması, sinemanın doğuşundan bu yana “uyarlama” işleri çok sık bir şekilde karşımıza çıkarmakta. Hatta bu durum günümüz popüler sinemasında oldukça laçkalaştırılmış bir halde ki, aynı hikayeyi yıl içerisinden birkaç defa görmek nasip oluyor. Sadece 2014 yılında çekilen <em>Hercules</em>, <em>The Legend of Hercules</em>, <em>Hercules Reborn</em> gibi üç hikaye bile buna bir örnek sayılabilir. Genellikle aksiyon, fantastik, bilim-kurgu ya da korku türünde yapılan bu uyarlamalar sinemanın çekim teknikleri geliştikçe yeniden yorumlanıyor ve popüler kültürde yeni bir imge oluşturarak kitle çekmeyi başarıyor. <em>A Star is Born</em> filmi ise tür olarak klişe kabul edilen gişe filmlerinin aksine bir dram uyarlaması. Fakat ilk film 1932’den bu yana 5. Kez vizyona uyarlanmış olması bir başka dikkat çekici unsur&#8230;</p>
<p>Bradley Cooper’in ilk yönetmenlik deneyimi olan <em>A Star is Born</em>, 5.kez gördüğümüz bir hikayeyi günümüz şartlarına entegre ederek modernize edilmiş ve güncel bir canlılık kazandırılmış. Bu canlılık realizm ile birleştirilerek duygu aktarımını başarıyla sağlamış. Gerek konser sahneleri, gerek sahne arkası mekanları oldukça başarılı kullanılarak filmi yapaylıktan bir hayli uzaklaştırmış. İzlerken tıpkı <em>Bohemian Rhapsody</em> ya da <em>Müslüm</em> gibi güncel biyografik öykülerden birisini izliyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Tabi Sezen Aksu’nun <em>Minik Serçe</em>’yi de eklemesek olmaz&#8230;</p>
<p>Oyunculuklar ise bu konuyu destekler nitelikte. Lady Gaga’yı Robert Rodriguez’in filmlerinde yan rol olarak bilirdik ve Razzie Ödülleri’ne aday olacak kadar vasat performanslar sergileyen birisiydi. Fakat bu filmde oldukça iyi bir iş çıkarmış ve doğallığıyla başarılı bir performans sergilemiş. Canlandırdığı karakterin güçlü bi sese sahip olmasından mıdır bilinmez Gaga tercih edilmiş fakat bu rolün üstesinden gelmiş. Bradley Cooper ve Sam Elliot da altları çizilmesi gereken isimler. Tabi filmin iyi olabilmesi için sadece oyuncular yetmiyor. Görüntü yönetmenliği ve sanat yönetmenliği de değinilmesi gereken bir husus. Yakın plan kamera çekimleri çok şey anlatıyor. Karakterlerin mimikleri ve duygularının okunması için repliklere gerek bile duyulmuyor.</p>
<p>Bu sene 8 dalda Oscar’a aday olan <em>A Star is Born, </em>müzik kategorisinde bir hayli iddialı duruyor. Zira filmin şarkıları oldukça kaliteli ve senaryo ile çok uyumlu. Oldukça başarılı şarkılara sahip bir yapım. Lady Gaga’nın sesini biliyorduk tabi fakat Bradley Cooper da aşağı kalır değil&#8230;</p>
<p>Filmdeki mesajlara gelecek olursak üstünde durulması gereken önemli bir konu var. Özellikle günümüzde popüler kültürün geleneksel yapıyı ve özgün müziği bitirmesi, sanatın niteliğini dönüştüren bir durum. Küreselleşme ile hayatımıza giren serbest piyasa durumu sinema başta olmak üzere müzik, resim gibi birçok sanat alanını tahrip etmiş ve metalaştırmıştır. Müziğin gündelik hayattaki yeri artık piyasanın bir parçası olmuş bir “ürün” halini almıştır. A Star is Born ya da çevirim adı olan Bir Yıldız Doğuyor, günümüz dünyasında bir yıldızın doğuşunun mümkünatını güzel bir dille ele almış. Parlayan bir yıldız olan Ally’nin önce ve sonraki hallerinde yaşadığı dönüşümün özet olarak ele alınması ise filmin sayılı kusurlarından denebilir. Bu tutarsızlığı Can Ulkay’ın <em>Müslüm</em> filminde de görmüştük. Filmin yer yer melodramatik sahneleri ise duyguyu yoğunlaştırma niyetindeyken yapaylaştırıyor.</p>
<p>En İyi Ses Miksajı ve En iyi Uyarlama Senaryo dalında iddialı olan yapım Oscar’dan eli boş dönmeyecek gibi gözüküyor. Ülkemizde yalnızca 60 bin kişi tarafından izlenen film yaklaşık 1 milyon TL civarı gelir elde etmiş.</p>
<p>Filme notum 8/10</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/02/06/biyografik-film-firtinasinin-agir-topu-a-star-is-born/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
