<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ekstralar &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/category/ekstralar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 03 Nov 2026 11:30:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Kısa Akıl ve Anaokulu!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/11/02/kisa-akil-ve-anaokulu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/11/02/kisa-akil-ve-anaokulu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2026 18:10:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[KISA FİLM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26735</guid>

					<description><![CDATA[(Yazılar sürprizbozan içerir) Kısa Akıl / Soner Alan Soner Alan’ın kısa filmi Kısa Akıl, 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kısa Film Ödülünü kazandı, filmi izleyince önce biraz duraksadığımı söylemeliyim… Çünkü akli meleke raporu almak için muayene edilen öğretmen Necla’ya şaşırtıcı bir soru soruyor doktor. Sonrasında bu tarz hastalar için sorulan en standart [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>(Yazılar sürprizbozan içerir)</p>
<p>Kısa Akıl / Soner Alan</p>
<p>Soner Alan’ın kısa filmi Kısa Akıl, 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kısa Film Ödülünü kazandı, filmi izleyince önce biraz duraksadığımı söylemeliyim… Çünkü akli meleke raporu almak için muayene edilen öğretmen Necla’ya şaşırtıcı bir soru soruyor doktor. Sonrasında bu tarz hastalar için sorulan en standart sorulardan birisi olduğunu öğreniyorum ama yine de geriliyorum. Gerilmenin sebeplerinden biri de Alan’ın bu soruyu sadece tıbbi tespit amaçlı sordurmadığını düşünmek!</p>
<p>Necla bu soruya ilk önce cevap veremiyor, ağzından eski dönemlere ilişkin isimler çıkıyor ama o isim bir türlü çıkmıyor. Necla bu ülkenin bilgisi ve birikimiyle öne çıkan, en önemli islerinden birini yapan biri, bir emekli öğretmen Cevabı geç bulması onun artık zaman mevhumunu yitirmeye başladığını gösteriyor. Diğer kişiler geçmişte kalmış ve Necla’nın geçmişe dönük hatırlama ağı içerisindeler ama bu kişi hem geçmişi, hem bugünü belki de geleceği temsil ediyor ve Necla ona ilişkin bir zaman yakalamıyor. Geçmiş mi, gelecek mi şimdi mi?</p>
<p>Sumru Yavrucuk’un başarılı bir şekilde hayat verdiği Necla, yıllardır olduğu yerden baktığı hayatında zihin oyununa maruz kalsa da varlığını, zihnini korumak için kendi içinde kıyasıya mücadele veriyor ve sonunda o akli meleke raporunu alıyor.</p>
<p>Bir yandan da Alan, toplumsal olarak gerçeklikten ne kadar koptuğumuzu, kolektif olarak hareket etmekten ne kadar uzak düştüğümüzü bir film setinin içindeymişçesine anlatmaya çalışıyor. Film kurgu ve gerçeklik arasında gidip gelerek Necla’nın zihninde yarattığı belirsiz algıyı tüm toplumun yaşadığını da anlatmaya çalışıyor, ya da çok ters bir argümanla bakarsak, ülkeyi yönetenlerin yaşlarının ve akli meleke raporunun ne çok şeye yol açtığını da belirtmek istiyor olabilir! Olabilir diyorum, kesinlik belirtemiyorum.</p>
<p>Cevabı geç de olsa bulan Necla’nın zihninin henüz pes etmediğini ve yok olmakta olan hafızasını ısrarlı bir biçimde çağırdığını da görüyoruz. Bu da hafızaların ve toplumun tekrar ayağa kalkması için naif bir çağrı niteliğinde! Unutkanlığa karşı savaş, unutma Necla! Her şeyi, her yapılanı tek tek hatırla savaşı bu.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-26737 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-1024x576.png" alt="" width="671" height="378" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-1024x576.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-300x169.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-768x432.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-1536x864.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-2048x1152.png 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-747x420.png 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-150x84.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-696x392.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-1068x601.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/11/1790872277_02bd817c36608a19405d-1920x1080.png 1920w" sizes="(max-width: 671px) 100vw, 671px" /></p>
<p><strong>Anaokulu / Melis Balcı</strong></p>
<p>Melis Balcı yazıp yönettiği Anaokulu animasyonuyla 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde jüri özel ödülü kazandı ve bir animasyonu ödüle layık gördükleri için jüriye teşekkür etti, animasyon benim de markajımda olan bir tür. Hele de iyi yapılmışsa keyifle izlerim.</p>
<p>Karşımızda Fransa’ya göç etmiş bir aile var. Baba Selim zorlu bir metro yolculuğundan sonra kızı Defne’nin anaokuluna varıyor ve Defne ile birlikte zorunlu çizim atölyesinde kedi çizmeye çalışıyor ama kedisi bir türlü istediği gibi olmuyor. Kedi birazcık canavarı andırıyor, bununla ilgili videolar izliyor ama elleri hep onu aynı kediyi çizmeye itiyor. Bir yanda yanlış anlaşılma korkusu bir yandan başka bir ülkede yaşamanın getirdiği gerginlik hissi, Selim’i doğru çizimi yapma stresine sürüklüyor. Ama orası bir ana okul ve saçmalıkların havada uçuşması lazım, çocuklar bile hayal kurdukları değil onlara öğretilen şeyleri, öğretilen şekilde yapmaya çalışıyor. Selim burada anti kahraman, farkında olmadan çocuklara rol model oluyor ve en sonunda kendi çocuğu onu anlıyor! Bu çizilen şey tuhaf ya da yanlış değil hayal gücü…</p>
<p>Melis Balcı bir önceki filmi Merkür’de de el çizimi tekniğiyle karşımıza çıkmıştı, bu sade ve samimi yapı filmlerin altyapı anlatısının daha fazla önde olmasını sağlıyor. Bir masa etrafında çağdaş sanat piyasasından üst düzey kişilerin yaptığı muhabbete yabancı kalan, bir türlü giremeyen genç sanatçının yaşadıklarını anlatan film, sanat kurumlarında yaşanan sömürüye dikkat çekiyordu. Orada kurumlara yöneltilen eleştiri burada bir babanın var olma sancısına dönüşüyor ve bunu yaratan da Selim’in kendisi aslında… Karısı, okuldaki öğretmen yaptığı kediye laf etmezken bir çocuğun tuhaf bulması Selim’in kendisini yargılamasına neden oluyor! Çünkü diğer ebeveynler farklı şeyler çizerek çocukları eğlendirmek ya da önünü açmak yerine, kendilerine verilen görevi kusursuzca yapmanın yollarını arayan bireyler! O anlamda Selim tüm kuralların üzerine çizik atıyor ve batıda ya da Fransa’da yaşanan normallik kalıplarını bir çocuğun sahip çıkmasıyla yıkıyor! Çok da iyi yapıyor…</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/11/02/kisa-akil-ve-anaokulu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Festivalden &#8216;Artakalan&#8217; duygularımız&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/31/festivalden-artakalan-duygularimiz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/31/festivalden-artakalan-duygularimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:01:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26722</guid>

					<description><![CDATA[63. yılını yapan Altın Portakal’ın filmlerini yine her zamanki özverili halimizle izlemeye çalışırken, bir yandan da 70, 80 ve 90’li yıllarda çekilen filmlerin afişleriyle göz göze geldik. Hepsi başyapıt ve detaylarını hatırladığımız filmlerdi. Yapıldıkları ve yarıştıkları yıla sıkışmayıp bunca yıl yolculuklarını bizim zihnimizde sürdürecek kadar güçlü filmlerdi bunlar! Ben öğrenciyken geldim ilk defa Altın Portakal’a. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>63. yılını yapan Altın Portakal’ın filmlerini yine her zamanki özverili halimizle izlemeye çalışırken, bir yandan da 70, 80 ve 90’li yıllarda çekilen filmlerin afişleriyle göz göze geldik. Hepsi başyapıt ve detaylarını hatırladığımız filmlerdi. Yapıldıkları ve yarıştıkları yıla sıkışmayıp bunca yıl yolculuklarını bizim zihnimizde sürdürecek kadar güçlü filmlerdi bunlar!</p>
<p>Ben öğrenciyken geldim ilk defa Altın Portakal’a. 1998 yılıydı. O sene yarışan filmleri hatırlıyorum; Gemide, Laleli’de Bir Azize, Leoparın Kuyruğu, Ağır Roman, Kaçıklık Diploması, Avcı, Sevda ve Yara. O sene Yılmaz Arslan imzalı Yara filmi En İyi Film Ödülü’nü kazanmıştı ki diğer bütün filmler geçen iyi film düzlemindeydi.  Yılmaz Arslan Almanya’da yaşadığı için onu daha sonra pek göremedik ama 2005 yılında Locarno’da Gümüş Leopar aldığını hatırlıyorum.</p>
<p>Ve sene 2026. Arkadaşlar yıldız ve en iyi film, yönetmen listesi istediler. En çok zorlandığım yıllardan birisi oldu açıkçası. Her zaman as bir film olurdu ve onu çevreleyen diğer filmler! Çoğu film herhangi bir yarışmada olmayı hak etmeyecek ölçüdeydi yani bu filmleri yarışmaya alarak onlara paye vermiş ve kötü film çekme düzenini devam ettirmiş oluyoruz! Bir de yönetmen ve yapımcılara sormak istiyorum. Bu filmlerle bir festivalde olmayı hak edip etmediklerini kendilerine soruyorlar mı? Bence sormuyorlar çünkü orada olmayı herkesten fazla hak ettiklerini düşünüyorlar ve buna göre davranıyorlar.</p>
<p>Bütün filmleri izledim ama bazılarını yazacağım… Özellikle de bakanlık desteğini geçtim (birçok arkadaşımız alamıyor), TRT ve 12 punto desteği almış filmlere ve verdikleri mesajlara biraz şaşkınlıkla bakıyorum… Ülke her anlamda yangın yeri gibi, emekliler zor durumda, asgari ücretin iki katı ev kiraları, her gün artan masraflar ve artmayan maaşlar. Ve bu destekleri almış olanlar derin yoksulluk konusunu işliyor. Sanki yoksulluk uzaydan gelip yerleşmiş, ülkeyi yönetenlerin bu konuda hiçbir etkisi yokmuş gibi. Ülkede ülkeyi yönetenleri de töhmet altında bırakan bir fon krizi yaşanırken  hala ‘günah’ kavramının sorgulanması ve bunu yaparken günaha uzanırsan başına bu felaketler gelir denmesi inandırıcı durmuyor. Bu koşulları neden işleyemiyor, halkı buna iten nedenleri neden sorgulayamıyor ve kurumsal bir kanal olan TRT desteğini göğsünü gere gere alıyorsa bu filmler, eleştirilmeyi de hak ediyor.</p>
<p>Ben mesela sinemamızdan daha fazla politik eleştiri filmi bekliyordum, özellikle muhalif ve duyarlı olduğunu düşündüğüm yönetmenlerden. Bu anlamda Ragıp Türk’ün Taş ve Tüy’ünü biraz daha farklı bir yere koyuyorum ve en iyi ilk filmi ve tabii başka ödülleri almasını da temenni ediyorum. Bu güzel filmin yönetmeniyle festival öncesi yaptığım röportajın linkini buraya bırakıyorum. <strong>(https://www.cinedergi.com/2026/10/23/nazire-kurgusal-bir-karakter-ama-icinde-yasadigimiz-toplumda-fazlasiyla-karsiligi-olan-kadinlardan-biri/)</strong>  Festivalde duygu olarak yakın hissettiğim filmlerden birisi Yeşim Ustaoğlu’nun Artakalan’ı oldu. Onun da on yıldır film çekmediğini ve bunca sene içerisinde arınma modu olarak köyleri işaret etmesi pek naif kaçsa da, karşı bir tavır olduğunu düşünüyorum. Çünkü şehirler daha politik yerleşimler, her türlü manipülasyona açık ama artık toplu olarak bir şey yapabilme duygusundan da uzaklaşıldı… Bu anlamda tekrar bir reset duygusu olarak en uzak köyler önermesi biraz ütopik dursa da, kendini, akıl ve beden sağlığını koruma anlamında bir yol hikayesi en azından bana iyi geldi!</p>
<p>Sinan Sertel’i kısa filmlerinden beri takip ederim ama Elisa, fikirlerin gerçeğe uyarlandığında aynı etkiyi vermediğini doğrular nitelikte. Distopik deniyor ama gizemli bir mağarada film çekince o distopik olmuyor ve film derdini bir şekilde seyirciye geçiremiyor. Solisvita diye oluşum kurulmuş ama 180 günde birbirine düşüp, bilim adamı yetkinliğinden yoksun karakterlerin bu görev için neden ve nasıl seçildiğini anlayamadığımız, araştırmalara dair bilimsel buğulara rastlayamadığımız, sırt çantasına takılmış gaz maskeleriyle dışarı çıkabilen bu topluluğun gelişmeleri nasıl takip ettiğini bir türlü anlayamıyoruz. Bütçesizlik diyeceğim ama her türlü destek yazıyor jenerikte. Bu durumda iyi fikir buldum düsturu parçalanmış oluyor, fikirlere eklemlenecek eylem lazım…</p>
<p>Ferit Karahan imzalı Cinlerin Düğünü merakla beklediğim ve hayal kırıklığı yaşadığım filmlerden biri oldu! Bir kere film adıyla büyük beklenti içerisine sokuyor, biraz gerilimli olacağını düşünüyorsunuz ama filmdeki karakter ve zaman atmaları hiç ikna edici değil. Dizisi çekildiği için artık herkesin haberdar olduğu Yüzyıllık Yalnızlık’tan ilham almış ama o muhteşem romanı referans almakla iş bitmiyor. Ortada yıllara yayılan bir döngü ve onu kırmaya hevesli biri var ama filmin hiçbir duygusu geçmiyor, ünlü oyuncular kervanı da filmi öne çıkartan bir performans ortaya koyamıyor ne yazık! Bu arada düğün sahnesi iyi ama bugüne kadar o kadar fazla filmde düğün sahnesi izledik ki, o anlamda da bir farklılık yaratamıyor. Madem üç harflilerin adını filminin adına taşıyorsun, ben biraz daha cesur, gözü kara bir film ve gerilim beklerdim. Film kendi içinde birtakım metaforlar oluşturuyor ama filme katkısı tartışılır, örneğin meteor düşerken biri hayatını kaybediyor ama bunun neden olduğu ortaya konmuyor ya da akışa katkısı yok diyeyim… Filmle ilgili vizyon haftası olduğu için daha detaylı eleştiri yazacağım sonrasında&#8230;</p>
<p>Gelelim Hüseyin Karabey imzalı Hakikatin Ölümü’ne! Öncelikle bir roman uyarlaması olduğu için belli bir akışa sahip, ama daha çok kitabı okuyanların anlayacağı bir detay barındırıyor ve onun da ucunu açık bıraktığı için kişisel bir hesaplaşmadan çok, iki arkadaşın yaşadığı bir hesaplaşma duygusu veriyor daha çok. 1980’lerde devrimci mücadele içinde bulunan ve sonrasında farklı yollara savrulan iki arkadaşın, 15 yıl sonra tekrar bir araya gelme sürecini anlatıyor film. Feridun arkadaşı Timuçin’in kendisini ziyaret etme sebebini öğrendikten sonra alt üst oluyor. Timuçin geçmişte işlediği cinayetler sebebiyle teslim olmayı düşündüğü söylerken, Feridun işin ucunun kendisine dokunacağından korktuğu için onu vazgeçirmeye çalışıyor. Feridun bu süreci karşısındakilere anlattığı için zaman zaman filmin modu değişiyor, film küçük eslerle seyirciye küçük rahatlama anları sunuyor gibi. Yine de tek mekanda geçen bu film, ucunu açık bıraktığı ve seyirciye tam olarak Feridun ile Timuçin arasındaki bağı geçiremediği için biraz yanıltıcı durabiliyor. Bir de devrimcilerin kendilerini bu kadar sorgulamaları, kötü göstermeleri diğer bir nokta, bu da atılan her adımı ince eleyip sık dokumaktan kaynaklanıyor!</p>
<p>Bu akşam ödüller dağılacak, biz erken döndük festivalden. Bunda bir sorun yok sadece filmlere girerken biraz zorlandık. Bu filmleri izlemek, yorumlamak için geldik ama filmlere girmek isterken sert bariyerlerle karşılaşmak hem bizim hem de Antalya halkı için biraz üzücü oldu!</p>
<p>(Kısalar ve belgeseller için ayrı bir yazı yazacağım)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/31/festivalden-artakalan-duygularimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın Portakal&#8217;da yarışma filmleri günü!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/27/altin-portakalda-yarisma-filmleri-gunu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/27/altin-portakalda-yarisma-filmleri-gunu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2026 09:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26711</guid>

					<description><![CDATA[63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, 26 Ekim Pazartesi günü, ulusal ve uluslararası yarışma filmlerinin ekiplerini ağırladı. Özel gösterimler ve kurgu üzerine bir panel de günün programları arasındaydı.  Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, yeni haftaya film ekipleri ve seyircileri buluşturan söyleşilerle başladı. Pazartesi günü Ulusal Yarışma ve Yarışma Dışı Özel Gösterim kapsamında ikişer, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span lang="EN">63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, 26 Ekim Pazartesi günü, ulusal ve uluslararası yarışma filmlerinin ekiplerini ağırladı. </span></b><b><span lang="ES">Özel gösterimler ve kurgu üzerine bir panel de günün programları arasındaydı. </span></b></p>
<p>Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, yeni haftaya film ekipleri ve seyircileri buluşturan söyleşilerle başladı. Pazartesi günü Ulusal Yarışma ve Yarışma Dışı Özel Gösterim kapsamında ikişer, Uluslararası Yarışma bölümünden de bir filmin ekipleri, gösterimler sonrası seyircilerin karşısına çıktı.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ulusal Yarışma </strong>kapsamında ilk olarak Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu’nda sinemaseverlerin beğenisine sunulan, “<strong>Artakalan</strong>” filminin ekibi, soruları cevapladı. Söyleşiye; <strong>yönetmen Yeşim Ustaoğlu, oyuncular Öykü Karayel, Metin Akdülger, Ali Kayra Kul, İlyas Salman, Ayşegül Cengiz Akman, müzisyen Şevket Akıncı, yapımcı Anna Maria Aslanoğlu </strong>ve <strong>ortak yapımcı Yağmur Ünal </strong>katıldı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Objektifini, şair bir kadın ve müzisyen bir adamın evliliğine yönelten “Artakalan” için yönetmen Yeşim Ustaoğlu, şunları söyledi:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Aslında herhalde şu anda karşımda oturan birçok insanın, sadece kadın değil, hemen herkesin birbirine, kendine sorduğu sorulardan biri: Bütün bu açmazların, çıkmazın içinden kendi başımıza nasıl çıkacağız, hepimiz nasıl çıkacağız? Film bundan hep şikayet ederek değil, bir çeşit, gidebilmeyi becererek çıkabileceğimizi gösteriyor. Çünkü karakterlerin yaşadığı yüzleşmeler ve öğrenme, kökleriyle ilgili. Her ânı değerlendirmemiz lazım; hayat bize ne söylüyor, insanlar bize ne söylüyor, nasıl görüyoruz, nasıl dokunuyoruz, nasıl işitiyoruz? Bu deneyimi seyirciye de yaşatmak istedim”</p>
<p style="font-weight: 400;">Filmde şair Elif karakterini canlandıran Öykü Karayel ise karakteriyle ilişkisini şu sözlerle tarif etti:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Elif, filmde Birhan Keskin&#8217;in ‘Taş’ şiirini seslendiriyor, o bana gerçekten bütün derinliğiyle karakteri tarif etti zaten. Onun dışında benim için çok şahsî bir film oldu diyebilirim; başımıza nadir gelir bu. Ve karakter özellikleri olarak, geçirdiği dönem olarak çok fazla ortak nokta bulduğumu düşünüyorum. O yüzden onun filmde çıktığı yolculuk, benim de şahsî olarak, Öykü olarak, çıktığım yolculuk oldu biraz da.</p>
<p style="font-weight: 400;">Filmde şair Elif’in eşi, müzisyen Mehmet’i canlandıran Metin Akdülger ise rolü hakkında şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Mehmet’i biraz kimliğini değiştirdiği bir yerde görüyoruz. İşiyle ve eşiyle ilişkisi üzerinden bir dönüşüm yaşıyor ve sonrasında aslında kendi kimliğini; erkeklik, babalık, eşlik kimliğini nerelerden aldığını, köklerinde bunun nereye dokunduğunu tecrübe ediyoruz. Elif’in yaşadıklarının çok farkında değil. Yani Mehmet bir müzisyen ama, dinleme üzerine ve ses manzaraları üzerine çalışan biri olmasına rağmen, hayatını paylaştığı kişiyle birlikteyken onu çok dinlediğini görmüyoruz. Kendi cevaplarını hazırlar bir şekilde duruyor sürekli. Bu, onun bir davranışı ve ironisi bence. O yüzden kendi hayatıyla yüzleşmesini tamamladıktan sonra bence Elif&#8217;in şiirlerini de daha iyi anlamaya başlayabilir”</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-26713 size-large" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Dugun-Sarkicisi-Film-Ekibi--1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Dugun-Sarkicisi-Film-Ekibi--1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Dugun-Sarkicisi-Film-Ekibi--300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Dugun-Sarkicisi-Film-Ekibi--768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Dugun-Sarkicisi-Film-Ekibi--1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Dugun-Sarkicisi-Film-Ekibi--2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Dugun-Sarkicisi-Film-Ekibi--630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Dugun-Sarkicisi-Film-Ekibi--150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Dugun-Sarkicisi-Film-Ekibi--696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Dugun-Sarkicisi-Film-Ekibi--1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Dugun-Sarkicisi-Film-Ekibi--1920x1280.jpg 1920w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yasemin Sakallıoğlu: Ben komedi yapmak istiyorum, yapımcılar sürekli gündüz programı teklif ediyor</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ulusal Yarışma</strong>’daki diğer söyleşi ise “<strong>Düğün Şarkıcısı</strong>”na aitti. Film gösteriminin ardından gerçekleşen söyleşiye; <strong>yönetmen Emre Aybek, oyuncular  Yasemin Sakallıoğlu, Yiğit Özşener, Mehmet Korhan Fırat, Şahin Eryılmaz, Hande Doğandemir, senarist Erdi Işık </strong>ve <strong>yapımcı Rodi Kayım </strong>katıldı<strong>. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Genç ve başarılı bir caz solistiyken düğünlerde şarkı söylemek zorunda kalan Şahnaz’ın hikâyesini anlatan filmdeki karakterlerin ne kadar gerçek ne kadar kurgu olduğunun sorulması üzerine senarist Erdi Işık, şöyle konuştu:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Şahnaz ve Muzaffer gerçekte yaşamış karakterler midir; hem evet hem hayır. Filmde yaklaşık yirmi üç yıllık bir süreç anlatılıyor ve Şahnaz’ın çıkış noktası müzik olduğu için o yılların müzik programlarındaki herhangi bir yarışmacıyı düşünebilirsiniz. Şahnaz karakteri orada olmayı tercih eden bir karakter değil ancak kınadığı programın konuğu oluyor. O yıllardaki bir müzisyenin günümüzdeki karşılığından ilham aldım diyebilirim”</p>
<p style="font-weight: 400;">Şahnaz karakterini canlandırmak için nasıl hazırlandığı sorulan Yasemin Sakallıoğlu ise “Şahnaz’ı hiç aramadım ki, o vardı zaten!” diyerek kendi tecrübelerinin zaten karakterden çok dar farklı olmadığını dile getirdi:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Ben de bulunduğum sektörde bir kadın komedyen olarak çok şey anlatmak isterken bana sevgili yapımcılar tarafından sürekli gündüz kuşağı teklifi geliyor! Bende devamlı bir gündüz kuşağı sunucusu görmek istiyorlar. Yani ben bunu zaten yaşıyorum, o yüzden Şahnaz&#8217;ı aramadım. Ama oynarken çok zorlandım. Çünkü ben komedi tabanlı bir oyuncuyum. Fakat Emre Hoca sağ olsun; çok zorlandım ama galiba böyle bir filme de zor bir yönetmen lazımdı”</p>
<p style="font-weight: 400;">Oyuncu ayrıca filmdeki tüm şarkıları kendisinin seslendirdiğini fakat “Küçüğüm” şarkısını söylerken çok duygulandığı için çekimi pek çok kez tekrarlamak zorunda kaldıklarını söyledi: “O sahne çok zor çekildi çünkü o kadar empati kurdum ki&#8230; Yönetmenime de söyledim; ben bu sahnede şarkı söyleyemiyorum, diye. Ve bu sahneyi otuz kez çekmişizdir”</p>
<p style="font-weight: 400;">Yiğit Özşener ise canlandırdığı Muzaffer karakterini şu sözlerle tarif etti:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Kendi içsel gelgitleri çok yüksek olan bir karakter. Yaptıklarına karşılık içindeki fırtınalar çok farklı; bir yandan hayal kurmanın, hayallerin peşinden gitmenin çok önemli olduğunu biliyor bir yandan da -bu filmin özelinde söyleyecek olursak- Şahnaz&#8217;ın yok olup gitmesini istemiyor. Bence hayallerinin karşılığını buluyor Şahnaz da, o yüzden Şahnaz&#8217;ı da yanında görmek istiyor. Çünkü canı çok yanıyor; kendisi de birçok şeyden vazgeçmek zorunda kaldığı için”</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Film için 2 yıl para biriktirdim, filmi 9 bin 600 Euro’ya çektik”</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bugün seyirci karşısına çıkan ilk <strong>Uluslararası Yarışma </strong>ekibi, “<strong>Six Weeks On” (Altı Haftalık Veda</strong>) oldu. <strong>Yönetmen Jacqueline Jansen </strong>ve <strong>görüntü yönetmeni Markus Ott</strong>, AKM Aspendos Salonu’ndaki gösterimin ardından soruları cevapladı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kendi tecrübelerinden hareketle çektiği filmi, “Bir oto-kurgu” şeklinde tanımlayan yönetmen Jacqueline Jansen: “6 yıl önce bir bakımevinde kalan annemin vefatını tecrübe ettim. Kendi yaşadıklarımdan ve o zamana kadar bilmediğim şeyleri görerek bazı tecrübeler edindim ve öğrendim. Bunu bir hikâyeye dönüştürerek benzer şeyleri yaşamamış insanlarla paylaşmak istedim” diye konuştu.</p>
<p style="font-weight: 400;">‘6 haftalık veda’nın, Almanya’da yaşadığı bölgede, ölen birinin ardından geleneksel olarak tutulan bir yas süreci olduğunu söyleyen yönetmen, “Ancak Almanya&#8217;da bu pek konuşulmaz, biz de bu durumu ele almak istedik” dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir soru üzerine, filmi hayata geçirirken kendilerini zorlayan temel unsurun, maliyet olduğunu dile getiren görüntü yönetmeni Markus Ott, süreci şöyle anlattı:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Bu filmi yapabilmek için iki sene boyunca para biriktirdim. Bütçe bulabilmek için birçok yere başvurdum ve filmi 9 bin 600 Euro kadar bir bütçeyle tamamladık. Benim haricimde filme maddî katkı sağlayan kişilerin hiçbiri sinema sektöründen değildi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çekim aşamasında sette farklı rollere bürünmek zorunda kalmanın getirdiği zorluklar da oldu.  Düşük bütçeye rağmen çok kararlı bir görsel dil oluşturmaya çalıştık. İzleyenlerin “Başka bir görsel dil yaratmaya çalışmışlar ama bütçeleri yetmemiş” diye düşünmesini istemedik. Her kararımızı, bütçesizlikten değil, bilinçli bir sanatsal tercihle verdik. Düşük bütçeyle hareket etmenin zorlukları olduğu kadar, aynı zamanda özgürleştirici bir tarafı da vardı”</p>
<p style="font-weight: 400;">Yönetmen Jansen de Ott’u, “Bizi finanse edecek kimse olmadığı için her şeyi kendi kaynaklarımızla çözdük. Filmde çalışan hiç kimse ücret almadı. Dolayısıyla böyle bir film yaparak aslında birçok kuralı yıktık, kurallara uymadık” sözleriyle destekledi.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Filmi çekmek 15 yıl sürünce rolüm değişti”</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Uluslararası Özel Gösterim</strong> kapsamında seyirciyle buluşan “<strong>A Messy Tribute to Motherly Love” (Anne Sevgisine Beceriksiz Bir Saygı Duruşu</strong>) filminin oyuncusu <strong>Bart Klever</strong>, AKM Perge Salonu’ndaki gösterimin ardından soruları cevapladı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Filmi yapmaya 15 yıl önce başladıkları bilgisini vererek sözlerine başlayan Klever, finansman zorlukları nedeniyle yaşadıkları süreci şöyle anlattı:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Filmin ilk fikri 15 yıl öncesine dayanıyor. Ancak bağımsız sinemada finansman bulmak çok zor olduğu için süreç bu kadar uzadı. Bütçe kısıtları nedeniyle hikâyede ve mekânlarda revizyonlara gidildi; mesela Tayland&#8217;da çekim yapma planı vardı ama şartlar değişti. İşin ilginç yanı; yönetmen, 15 yıl önce bu hikâyeyi ilk tasarladığında başrolü benim oynamamı planlamıştı. Fakat aradan 15 yıl geçince artık o karakter için yaş olarak biraz olgun kaldım. Bu yüzden kuklacı rolünü üstlendim”</p>
<p style="font-weight: 400;">Senaryonun, yönetmenin kendi hayatındaki kayıplardan ve derin üzüntülerden beslenen, fazlasıyla kişisel ve duygusal bir yapısı olduğunu dile getiren oyuncu, bu sebeple ilk okuyuşunda senaryoyu kavrayamadığını ve yönetmenle senaryo üzerine epey konuşmaları gerektiğini söyledi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Klever, canlandırdığı kuklacı karakteri hakkında da şu bilgileri verdi:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Kukla sahnesi, hikâyenin en karanlık katmanlarından birini temsil ediyor: Bir annenin kendi oğlunu öldürmesi metaforu üzerinden son derece trajik bir temayı taşıyor. Kuklacı karakteri ise bu trajedinin karşısında duran, ipleri elinde tutan daha üst, yönlendirici bir figürü simgeliyor. Ana akım Amerikan sinemasında erkek karakterler genelde aşırı agresiftir; çatışmalar yumruklarla, fiziksel şiddetle ve eylemle çözülür. Bizim filmimizdeki karakterler ise dertli, içe dönük, bekleyen, gözlemleyen ve duygusal derinliği olan adamlar. Tiyatro eğitimi alırken dramaturji hocamız, Shakespeare’in Hamlet’inin; Batı edebiyatında doğrudan eyleme geçmeyen, durup düşünen, şüphe eden ilk erkek figür olduğunu anlatmıştı. &#8220;Olmak ya da olmamak&#8221; ikilemi tam da budur; refleksle vurup kırmak yerine önce durur, sorgular ve tartar. Bu filmdeki karakteri inşa ederken bana rehberlik eden şey de tam olarak bu Hamlet refleksiydi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Oyuncu, kendisine göre filmin yorumunu ise şu sözlerle yaptı:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Aslında bu film genel hatlarıyla modern Batı kültürüne ve yaşam tarzına güçlü bir eleştiri getiriyor. Batı toplumunda insanlar sadece ‘anda kalabilmeyi’ öğrenebilmek için bile avuç dolusu para harcıyor. Sürekli bir şeyleri planlamaya, her detayı organize etmeye çalışırken muazzam bir kaygı ve stres biriktiriyorlar, sonunda da mental olarak tükeniyorlar. Filmimiz, kontrolü elden bırakamayan bu modern zihniyetin bir nevi ironik yüzleşmesidir”</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-26714 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Uyuyan-Kadin-Film-ekibiI-1024x683.jpg" alt="" width="675" height="450" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Uyuyan-Kadin-Film-ekibiI-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Uyuyan-Kadin-Film-ekibiI-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Uyuyan-Kadin-Film-ekibiI-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Uyuyan-Kadin-Film-ekibiI-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Uyuyan-Kadin-Film-ekibiI-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Uyuyan-Kadin-Film-ekibiI-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Uyuyan-Kadin-Film-ekibiI-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Uyuyan-Kadin-Film-ekibiI-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Uyuyan-Kadin-Film-ekibiI-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Uyuyan-Kadin-Film-ekibiI-1920x1280.jpg 1920w" sizes="(max-width: 675px) 100vw, 675px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Yapay zekâya karşı yapmamız gereken; sezgisel ve feminen yönlerimizi beslemek”</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ulusal Özel Gösterim</strong> programında ise tamamen yapay zekâ ile oluşturulan <strong>“Uyuyan Kadın”</strong> filminin ekibi, sinemaseverlerin karşısındaydı. AKM Perge Salonu’ndaki gösterimin ardından gerçekleşen söyleşiye; sinemada Vikki Bardot ismini kullanan yönetmen <strong>Gizem Avcıoğlu </strong>ve <strong>yapımcı Alkan Avcıoğlu </strong>katıldı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Film için Georges Perec’in “Uyuyan Adam” eserinden ilham aldığını belirten yönetmen, şunları söyledi:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Filmde elbette otobiyografik unsurlar var. Eşimle birlikte 15 yıl sinema sektöründe çalıştık. Ancak otobiyografiyi Georges Perec tarzında ele aldım. Perec’e göre odamızdaki eşyalar, kitaplar, plaklar veya her sabah çay içme rutinimiz otobiyografinin parçasıdır. Perec’in Uyuyan Adam eserinde tek bir adam vardır ve izleyici onu, ‘sorunlu bir karakter’ olarak kodlayıp kendinden uzaklaştırabilir. Bense tek bir kadın yerine birden fazla yapay/sentetik kadın figürü kullandım. Günümüzün veri bombardımanında izleyicinin, ‘Galiba burada kendimi gördüm, ben de bu tuzağa düşüyorum’ diyebileceği ortak bir yabancılaşma hissi yaratmak istedim”</p>
<p style="font-weight: 400;">Gizem Avcıoğlu, filmdeki tüm kadın imajlarının beyaz/Avrupalı olmasının sebebini ise “Fransız Yeni Dalgası estetiğinden ve o dönemin görsel dilinden çok etkilendim. Sırf ‘çeşitlilik’ olsun mantığıyla farklı etnik kimlikler ya da beden tipleri eklemeye çalışsam kurduğum estetik dünyada çok iğreti ve yapay dururdu” diye açıkladı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yapımcı Alkan Avcıoğlu da “Bu film gerçekçi bir dünya modeli kurmuyor; tamamen sembolik ve alegorik bir düzeyde işliyor. Odadan çıkmaya çalıştıkça daha fazla odaya açılan absürd koridorlar ne kadar gerçek dışıysa oradaki tiplemeler de gerçek insan değil, sembolik birer modeldir. Popüler anlatıların, dizilerin ya da Hollywood sinemasının temsil politikasıyla bu tarz soyut/alegorik bir filmin temsil mekanizması birbirinden farklı değerlendirilmelidir” dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">“Perec’in Uyuyan Adam eserindeki yabancılaşma ve bilinç durumu daha bireyselken filmde yabancılaşma, dışarıdan gelen bir etkiden kaynaklanıyor. Teknolojiden tamamen kaçamadığımız bu çağda kendi anlamımızı ve çıkış yolumuzu nasıl yaratabiliriz?” şeklindeki soruya ise yönetmenin cevabı şu şekilde oldu:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Perec bu kitabı 60’larda yazdı; dolayısıyla bu psikolojik yalnızlaşmayı ve yabancılaşmayı yalnızca cep telefonlarına ya da sosyal medyaya bağlayamayız. Bu durum 50’lerde de 80’lerde de tartışılıyordu; insan bunu her dönem yaşadı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Teknolojiye teslim olmak yerine hayata kısa aralar vermek ve daha yumuşak alanlara yönelmek bir çıkış yolu olabilir. Yapay zekâ beynimizin analitik ve rasyonel tarafını bir şekilde ikame edebiliyor, bizim yapmamız gereken şey; yaratıcılık, hissiyat ve maneviyat başta olmak üzere daha sezgisel ve feminen yönlerimizi beslemek. Çıkışın, duygularda ve yaratıcılıkta olduğuna inanıyorum”</p>
<p style="font-weight: 400;">Filmde aşk/ sevgi temasına hiç değinilmemiş olmasının sorulması üzerine ise yönetmen; bunun, bilinçli bir tercih olduğunu belirtti:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Çok doğru bir gözlem; film, bilinçli olarak tekrar üzerine kuruldu ve sevgi/aşk teması bilinçli şekilde yer almıyor. Günümüzün ruh halini, maruz kaldığımız bilgi selini ve maneviyattan kopuşumuzu yansıtmak istedim. Kalabalıklar, sürü halinde, otomatik yaşıyor. Adam Curtis’in de ifade ettiği üzere insanoğlu giderek makineleşiyor ve otomatikleşiyor. İnsanın, sevgilisinden gelen mesaja ne cevap vereceğini bile yapay zekâya sorduğu bir çağdayız; dolayısıyla sevgisizlik ve mekanikleşme, anlatının merkezindeydi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Görsel dilde de iki yıl boyunca çalıştım. Yapay zekâ ilk etapta çok parlak ve reklamvâri görüntüler üretir. Bense o bulanıklığı, dar alan derinliğini ve ışık kırılmalarını kullanarak rüya ile gerçek arasındaki o tekinsiz, atmosferik dokuyu elde etmek için görüntüyü bilinçli olarak deforme ettim”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26715 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Film-Yapiminda-Kurgucu-Yonetmen-Iliskisi-panel-1024x683.jpg" alt="" width="680" height="453" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Film-Yapiminda-Kurgucu-Yonetmen-Iliskisi-panel-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Film-Yapiminda-Kurgucu-Yonetmen-Iliskisi-panel-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Film-Yapiminda-Kurgucu-Yonetmen-Iliskisi-panel-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Film-Yapiminda-Kurgucu-Yonetmen-Iliskisi-panel-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Film-Yapiminda-Kurgucu-Yonetmen-Iliskisi-panel-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Film-Yapiminda-Kurgucu-Yonetmen-Iliskisi-panel-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Film-Yapiminda-Kurgucu-Yonetmen-Iliskisi-panel-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Film-Yapiminda-Kurgucu-Yonetmen-Iliskisi-panel-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Film-Yapiminda-Kurgucu-Yonetmen-Iliskisi-panel-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Film-Yapiminda-Kurgucu-Yonetmen-Iliskisi-panel-1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 680px) 100vw, 680px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kurgucular Altın Portakal’da bir araya geldi </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Festivalde bugün ayrıca sektör adına önemli bir etkinlik de yer aldı. <strong>“Film Yapımında Yönetmen- Kurgucu İlişkisi”; </strong>Kurgucular Dayanışması’ndan (KUDA) <strong>Melike Kasaplar, İsmet Araç </strong>ve <strong>Naim Kanat</strong>’ın katıldığı panelde her yönüyle ele alındı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yaygın anlayışın aksine, kurgunun, post-prodüksiyonda değil senaryo aşamasında başladığını belirten Melike Kasaplar, kendi çalışma tercihini şöyle anlattı:</p>
<p style="font-weight: 400;">“İlk kez çalıştığım yönetmense ben özellikle senaryo aşamasında dahil olmayı tercih ediyorum. Senaryo aşamasında kurgucunun dahil olması, ortak bir sinema dili kurup kuramayacaklarını da anlamalarını sağlar”</p>
<p style="font-weight: 400;">İsmet Araç ise yakınlık- uzaklık ayarını yapamamanın zamanla meslekî deformasyona yol açabileceğine dikkat çekerek kendi tecrübesini şu sözlerle paylaştı:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Mesleğe ilk başladığımda filmlere biraz ders olarak çalışıyordum. Bütün referansları izlemeye çalışırdım; o neyi seviyor, yönetmen neyi seviyor, diye. Ama referanslar dezavantaj olarak dönmeye başladı bana. Çünkü referansları izliyorum; referanslara göre mi bu kurguyu yapacağım yoksa burada özgün bir şey çıkarmak için mi bu dünyayı oluşturacağım?”</p>
<p style="font-weight: 400;">Panelde kurgu çalışanlarının meslekî hukukuna da değinildi. Dünyadaki kurgucuların birleştiği TEMPO Editörler Birliği çatısı altında Türkiye’de Kurgucular Dayanışması (KUDA) adıyla örgütlenildiğini belirten Melike Kasaplar; “En büyük problem olarak çalışma şartlarımızı iyileştirmeye çalışıyoruz. Kendimizi daha görünür kılmaya çalışıyoruz ki problemlerimiz de daha görünür olabilsin” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/27/altin-portakalda-yarisma-filmleri-gunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nazire kurgusal bir karakter ama içinde yaşadığımız toplumda fazlasıyla karşılığı olan kadınlardan biri&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/23/nazire-kurgusal-bir-karakter-ama-icinde-yasadigimiz-toplumda-fazlasiyla-karsiligi-olan-kadinlardan-biri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/23/nazire-kurgusal-bir-karakter-ama-icinde-yasadigimiz-toplumda-fazlasiyla-karsiligi-olan-kadinlardan-biri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2026 16:13:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[Diren Sinema: Banu Bozdemir]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26701</guid>

					<description><![CDATA[Ragıp Türk&#8217;ün yönettiği &#8220;Taş ve Tüy&#8221;, cezaevinden tahliye olduktan sonra yetiştirme yurdundaki oğluna kavuşmaya çalışan Nazire&#8217;nin mücadelesini konu alıyor, film 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali&#8217;nde ulusal yarışma bölümünde Türkiye prömiyerini yapıyor. Yönetmeni Türk&#8217;e sorularımı ilettim&#8230;  Öncelikle filmin isminden başlayalım. Taş ve Tüy bu anlamda filmin içinde nasıl bir sembole dönüşüyor? Taş, ağırlığı ve sertliğiyle; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ragıp Türk&#8217;ün yönettiği &#8220;Taş ve Tüy&#8221;<!--TgQPHd|||[]-->, cezaevinden tahliye olduktan sonra yetiştirme yurdundaki oğluna kavuşmaya çalışan Nazire&#8217;nin mücadelesini konu alıyor, film 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali&#8217;nde ulusal yarışma bölümünde Türkiye prömiyerini yapıyor. Yönetmeni Türk&#8217;e sorularımı ilettim&#8230; </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26705 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-683x1024.png" alt="" width="639" height="958" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-683x1024.png 683w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-200x300.png 200w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-768x1152.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-1024x1536.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-1365x2048.png 1365w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-280x420.png 280w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-150x225.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-300x450.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-696x1044.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-1068x1602.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-1920x2880.png 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Ragip-Turk_Yonetmen-scaled.png 1707w" sizes="auto, (max-width: 639px) 100vw, 639px" /></p>
<p><strong>Öncelikle filmin isminden başlayalım. Taş ve Tüy bu anlamda filmin içinde nasıl bir sembole d</strong><strong>ö</strong><strong>nüşüyor?</strong></p>
<p>Taş, ağırlığı ve sertliğiyle; tüy ise yumuşaklığı, hafifliği ve kırılganlığıyla iki farklı hali temsil eden, üzerine düşündüğüm imgeler. Taş yerleşik ve soğuk bir şeyi çağrıştırırken tüy sıcak ve savrulandır. Taş şiddeti, tüy ise şefkati hatırlatır.</p>
<p>Filmde, başta Nazire olmak üzere, neredeyse bütün karakterlerin taşla tüy arasında kalmış bir yaşam ve duygu hali içinde olduklarını görüyoruz. Bir yandan sertleşmek zorunda kalırken diğer yandan kırılganlıklarını korumaya çalışıyorlar. Bazen de hayatın koşulları karşısında oradan oraya savruluyorlar. Örneğin Nazire, bir tüy gibi savrulurken taş gibi sertleşebiliyor. Nazan ise taş gibi ağır ve sağlam görünmesine rağmen aslında bir tüy kadar kırılgan. Uğur da bu iki dünyanın arasında savrulup duruyor.</p>
<p>Dolayısıyla taş ve tüy, filmde kesin sınırlarla birbirinden ayrılan iki durumu değil, karakterlerin iç içe geçmiş, çelişkili hallerini temsil ediyor. Hepimiz zaman zaman taş kadar sert, zaman zaman da tüy kadar kırılgan olabiliyoruz. Filmde beni ilgilendiren de insanın bu iki hal arasında hangi koşullarda, nasıl savrulduğuydu.</p>
<p><strong>Nazire çok gerçek bir yandan da yaşadıkları düşünüldüğünde ç</strong><strong>ok u</strong><strong>ç bir karakter. Birinden ya da birilerinden mi esinlendin, yoksa kurgusal mı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Nazire kurgusal bir karakter ama yaşadığı dünyanın gerçekliğine sıkı sıkıya bağlı ve içinde yaşadığımız toplumda fazlasıyla karşılığı olan kadınlardan biri. Nazire’nin geçmişinde zorla evlendirilme, şiddet, yoksulluk ve kayıplar var. Bir de bütün bunların üzerine, kendisini sürekli açıklamak ve ekonomik olarak kanıtlamak zorunda kaldığı bürokratik bir sistem ekleniyor. Sonuç itibariyle işsizlik, barınma sorunu ve suçla iç içe geçmiş bir hayatın içinde kalıyor.</p>
<p>Yaşadıkları ile Nazire uç gibi görünse de, istatistiklerde aslında toplumdaki neredeyse üç kadından birini temsil ediyor. Mesela eşinden şiddet gören evli kadın oranı % 26, boşandığı eşinden şiddet gören kadınların oranı % 62, boşanma sonrası çocuğundan ayrı kalan kadınların oranı % 25, ayrıca yoksulluk sınırındaki yalnız annelerin % 74’ü evden çıkarılma ve tahliye tehdidi ile karşı karşıya. Buradan bakınca Nazire’nin aslında toplumda fazlasıyla var olduğunu anlayabilirsiniz. Ayrıca önemli olanın Nazire’yi bu noktaya getiren koşulları anlayabilmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazen bize uç gibi görünen hayatlar, aslında toplumun gözünün önünde olan ve görmek istemediği gerçeklerin bir yansıması olabiliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26703 size-large" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_04-1024x427.png" alt="" width="696" height="290" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_04-1024x427.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_04-300x125.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_04-768x320.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_04-1536x641.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_04-1007x420.png 1007w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_04-150x63.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_04-696x290.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_04-1068x445.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_04.png 1918w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p><strong>Uzun metrajlı filmlerde çalıştığını biliyoruz. Uzun metraja geçiş sürecinde ne gibi farklılıklar yaşadın, zorluklar ve avantajlar nelerdi?</strong></p>
<p>Bu soruyu iki farklı açıdan ele almak gerektiğini düşünüyorum. Birincisi, yazar ve yönetmen olarak biçim ve içerik açısından; ikincisi ise yapımcı olarak bütçe ve yapım tasarımı açısından.</p>
<p>Biçim ve içerik açısından baktığımda, kısa filme kıyasla bazı şeylerin daha kolay olduğunu söyleyebilirim. Bir hikayeyi anlatmak için zamana sahip olmak insanı epey rahatlatıyor. Karakterleri ve hikayeyi derinleştirebilmek, onları geliştirebilmek, yeni olaylar, durumlar ve karakterler ekleyebilmek benim için çok olumlu bir deneyimdi. Aynı şekilde sinematografiyi ve görsel dili katman katman kurabilmek, kurgu dilini daha geniş bir zaman içinde tasarlayabilmek de yaratıcı açıdan elimi rahatlattı. Şimdi geriye dönüp baktığımda, kısa filmlerde yaşadığım en büyük sorunlardan birinin zaman kısıtlaması olduğunu daha iyi anlıyorum. Bir diğer avantaj da başta oyuncular olmak üzere tüm ekibin uzun metrajlı bir filme daha iyi konsantre olması.</p>
<p>Bütçe ve yapım tarafında ise durum tam tersi… Burada çok daha büyük riskler ve zorluklar var. Türkiye&#8217;de film fonlarının ve finansman olanaklarının sınırlı olması, buna karşılık film yapım maliyetlerinin çok yükselmesi, uzun metrajlı film üretimini giderek zorlaştırıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği ve TRT 12 Punto gibi olanaklar önemli olsa da her zaman yeterli finansmana ulaşmak mümkün olmuyor. Uluslararası ortaklar bulamadığınızda kendi imkanlarınızı devreye sokmanız gerekebiliyor. Ben de Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın ilk film desteğini aldım. Uzun yıllardır sektörün içinde olmamın sağladığı ilişkilerle, meslektaşlarımın ve dostlarımın desteğiyle, kendi imkanlarımı kullanarak filmi tamamlayabildim. Ama bu, oldukça zorlu ve yorucu bir süreçti.</p>
<p>Şöyle toparlayayım. Uzun metrajlı film yapmak, sadece bir hikaye anlatma meselesi değil; aynı zamanda o hikayeyi hayata geçirebilecek koşulları da yaratma mücadelesi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26706 size-large" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_02-1024x428.png" alt="" width="696" height="291" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_02-1024x428.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_02-300x125.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_02-768x321.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_02-1536x642.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_02-1005x420.png 1005w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_02-150x63.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_02-696x291.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_02-1068x446.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_02.png 1919w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>1Filmin dünya pr</strong><strong>ö</strong><strong>miyeri Güney Kore</strong><strong>’</strong><strong>de, Jeonju Uluslararası </strong><strong>Film Festivali</strong><strong>’</strong><strong>nde yapıldı. Tepkiler nasıldı</strong><strong>?</strong> <strong>Anne-o</strong><strong>ğul ilişkisindeki bürokratik ve kişisel engelleri nasıl karşıladı</strong><strong>lar?</strong></p>
<p>Bir filmin kendi ülkesinin dışına çıkması ve başka bir kültürde seyirciyle buluşması benim için önemli. Hikayenin yerel koşulları ne kadar belirleyici olursa olsun, insan ilişkileri üzerinden başka coğrafyalarda da karşılık bulabilecek bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Nazire’nin yaşadığı bürokratik sorunlar, onun geçmişi ve içinde bulunduğu toplumsal koşullarla doğrudan ilişkili. Ancak bir annenin çocuğuyla birlikte olabilmek için mücadele etmesi, kendisini başkalarına anlatmaya ve kabul ettirmeye çalışması evrensel bir mesele. Bunun başka kültürlerde ve toplumlarda karşılık bulması da ayrıca güzel.</p>
<p>Dünya prömiyerinde yapımcımız İris Tahhuşoğlu ve başrol oyuncumuz Melda Tuzluca filmi temsil ettiler. Onlardan aldığım izlenimler ve bana aktardıkları doğrultusunda, filmin seyirciden olumlu tepkiler aldığını söyleyebilirim. Filmin farklı bir kültürde karşılık bulduğunu görmek, hikayenin yerel gerçekliğinin ötesine geçebilen yanını anlamak açısından da önemliydi.</p>
<p><strong>Nazire herkese karşı güvensiz. Bir yandan kağıt toplayıcılığı yapıyor ama düzenli bir iş bulma konusunda da pek istekli g</strong><strong>ö</strong><strong>rünmüyor. İlişkilerinde ve toplumsal ağlarda tutunmaya çalıştığı şey tam olarak ne?</strong></p>
<p>Nazire’nin güvensizliğini kişisel bir özellik olarak görmüyorum. Güvensizlik, onun içinde bulunduğu dünyada bir yaşam ve var olma biçimi. İnsan sürekli kendisini savunmak zorunda kaldığında, zamanla her şeye karşı temkinli hale geliyor. Böyle ortamlarda kimse kimseye kolay kolay güvenemiyor ve sürekli bir kaygı atmosferi hakim oluyor. Yaşam mücadelesi had safhaya ulaştığında, çevrendeki her şey bir tehdit gibi görünmeye başlıyor. Suçun alt sınıflarda normalleşmesine ve yaygınlaşmasına biraz bu koşullar üzerinden de bakmak gerektiğini düşünüyorum. Nazire’nin geçmişini ve yaşadıklarını düşündüğümüzde, insanlarla kurduğu ilişkilerdeki güvensizliğin ve temkinin nereden kaynaklandığını anlayabiliyoruz.</p>
<p>Nazire’nin konumundaki bir kadına sunulan ‘düzenli iş seçeneği’ aslında ağır koşullarda çalışıp çok az parayla hayatta kalma mücadelesi vermesi anlamına geliyor. Üstelik bu düzenli iş seçenekleri çocuğunu geri alabilmesi için bürokrasinin Nazire’den beklediği koşulları yerine getirmesine de imkan tanımıyor. Ayrıca Nazire’nin tutunmaya çalıştığı en önemli şeylerden biri, kendi hayatı üzerinde söz sahibi olabilmek. Sevdiği adamla ve çocuğuyla birlikte bir hayat kurmak ve geçimini kendi imkanlarıyla sağlamak. Gerekirse çöp karıştırarak, kağıt toplayarak, hurdacılık yaparak bunu gerçekleştirmeye çalışıyor. Fakat içinde bulunduğu dünya, kendi hayatını kurmaya çalışan bir birey olarak var olmasına izin vermek yerine, onu sistemin işleyişine uygun, kontrol edilebilir bir alana sıkıştırmaya çalışıyor. Örneğin bir konfeksiyonda en ağır ve en düşük ücretli işlerden birini yapmaya razı olmasını bekliyor. Nazire ise kendi iradesinden kolayca vazgeçmeyen bir kadın. Sistemin onu sıkıştırmak istediği alana, bunun bedeli suç işlemek olsa bile, girmeyi kabul etmiyor.</p>
<p>Ayrıca benim için Nazire’nin meselesi yalnızca hayatta kalmak değil, nasıl yaşayacağına kendisinin karar verebilmesi. Onun mücadelesinde güvensizlik de, iş tercihleri de, kurduğu ilişkiler de farkında olmadan aradığı özgürlüğün bir parçası.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26707 size-large" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_01-1024x429.png" alt="" width="696" height="292" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_01-1024x429.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_01-300x126.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_01-768x322.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_01-1536x644.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_01-1002x420.png 1002w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_01-150x63.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_01-696x292.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_01-1068x447.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/Tas-ve-Tuy_01.png 1919w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p><strong>Nazire </strong><strong>çamura batmış bir haldeyken koruyucu aile kusursuz g</strong><strong>ö</strong><strong>rünüyor. Öz anne sevgisiyle daha iyi bir gelecek fikrini karşı karşıya getirirken hangi dengelere dikkat ettiniz?</strong></p>
<p>Dikkat ettiğim temel şey, haklı-haksız ya da iyi-kötü ayrımı yapmamaktı. Çünkü Uğur için hangi seçeneğin daha iyi olacağını ben de bilmiyorum. Ama gönlüm hep Nazire’nin yanında kalmasından yana. Koruyucu aile de aslında kusursuz değil. Yalnızca varlıklı ve güçlü bir konumda görünüyor. Nazan, istediği kıvama gelmeyen Nazire’yi sistemle tehdit edebilen, gerektiğinde sistemi kullanarak bir çocuğu annesinden ayırabilecek bir kadın. Böyle bir kadın kusursuz olabilir mi?</p>
<p><strong>Sistem sorunlarını eleştirirken senaryoyu yazarken otosansür uyguladığın oldu mu?</strong></p>
<p>Hayır, olmadı. Filmde de göreceğiniz üzere, eleştirilmesi gerektiğini düşündüğüm noktalarda eleştiriden kaçınmadım. Otosansür, genellikle birilerini ya da bazı güç odaklarını rahatsız edeceğini ve bunun işine engel olabileceğini düşündüğünde başvurduğun bir şey. Benim eleştirdiğim ise belirli kişiler ya da güç odakları değil, hepimizi kapsayan sistemin ta kendisi.</p>
<p><strong>Melda Tuzluca, Özgü</strong><strong>r Meri</strong><strong>ç, Onur G</strong><strong>ö</strong><strong>zeten, Duygu Aktoprak ve Tuğba Kürükoğlu gibi popüler olmayan isimleri tercih etmenin sebebi neydi? Özellikle Melda Tuzluca ile çalışma biçiminiz ve karakter hazırlığı nasıldı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Oyuncu seçiminde benim için önemli olan, oyuncunun karakterle nasıl bir ilişki kurabileceği ve hikayenin dünyasına ne kadar doğal biçimde yerleşebileceğiydi. Bazen seyircinin oyuncuyu başka rollerden tanımıyor olması, karakterle daha doğrudan bir ilişki kurmasına da olanak sağlayabiliyor. Nazire gibi bir karakter söz konusu olduğunda bu mesele özellikle önemliydi. Ayrıca sinemada sürekli aynı yüzleri izlemek yerine, yeni oyunculara alan açmanın ve seyirciye yeni yüzler kazandırmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Oyuncularla rahat iletişim kurabilmek benim için bir diğer önemli kriterdi. Bu açıdan süreç oldukça iyi ilerledi. Ortaya çıkan performanslardan çok memnunum ve hepsine özverileri için çok teşekkür ediyorum.</p>
<p>Nazire’yi oynayacak oyuncuyu bulmam ise oldukça uzun sürdü. Tam umudumu kaybetmeye başladığım bir anda, bir arkadaşım Melda’nın fotoğrafını gönderdi. O an onun Nazire olduğunu hissettim. Melda’ya ulaştığımda Ayvalık’ta bir sette kostüm ekibinde çalışıyordu. Kendisine izin alıp gelmesini ve birlikte birkaç deneme yapmayı önerdim ama izin alamadı. Bunun üzerine senaryoyu gönderdim. Bir süre sonra bana senaryoyu ve karakteri çok sevdiğini, ancak karar vermek için zamana ihtiyacı olduğunu söyledi. Kendi deyişiyle, “Somyanın altına girip o dünyaya oradan bir bakmam gerekiyor,” demişti. Karaktere ve senaryoya olan bu yaklaşımında, Nazire’nin dünyasını içeriden anlama isteğini hissettim. Henüz yüz yüze görüşmeden ona, eğer rolü kabul ederse Nazire’yi kendisiyle çalışmak istediğimi söyledim. Melda’nın setteki işi bittikten sonra yaklaşık iki ay boyunca provalar yaptık ve karakter üzerine çalıştık. Biraz da hislerime güvenerek verdiğim bu karardan çok memnunum. Umarım Melda’nın kariyeri dilediği gibi ilerler. Sinemamıza önemli bir oyuncuyu kazandırmış olmanın mutluluğunu da ayrıca yaşıyorum.</p>
<p>1</p>
<p><strong>Mekanlar çok gerçekçi. Nazire</strong><strong>’</strong><strong>nin iç dünyasındaki sıkışmışlığı mekanlar üzerinden de aktarıyorsun. G</strong><strong>ö</strong><strong>rsel dili nasıl kurdunuz?</strong></p>
<p>Mekanı yalnızca hikayenin geçtiği yer olarak değil, karakterin hayatını belirleyen unsurlardan biri olarak düşünüyorum. Nazire’nin içinde yaşadığı koşulları anlatırken mekanların da katkı yapmasını istedim. Bu nedenle filmdeki bütün mekanlar gerçek mekanlar ve yan karakterlerin tamamı da o mekanlarda yaşayan insanlar. Bir insanın yaşadığı yer, hareket edebildiği alan, başkalarıyla arasındaki fiziksel mesafe ve gündelik hayatını sürdürme biçimi, onun dünyayla kurduğu ilişkiyi etkiliyor. Nazire’nin hayatındaki sıkışmışlık da biraz buradan geliyor. Kendisine ait bir alan kurmakta zorlanıyor. Hem fiziksel hem de toplumsal olarak sürekli sınırlarla karşılaşıyor.</p>
<p>Görsel dili kurarken benim için önemli olan, kamerayı filmin atmosferinin içine yerleştirmekti. Mekanların, oyuncuların hareketlerinin ve kadrajın birbiriyle doğal bir ilişki içinde olmasını istedim. Seyircinin Nazire’nin durumunu yalnızca öğrenmesini değil, bir ölçüde onun dünyasının içinde hissetmesini amaçladım. Bu nedenle kamera bütün film boyunca omuzdaydı ve görüntü yönetmenimiz Emre Pekçakır da hep olup bitenin içindeydi. Hatta Emre’nin hareket özgürlüğünü korumak, rahatlığını sağlamak ve nefes alışveriş ritmini bozmamak için omuz kullanımına uygun bir kamera tercih ettik. Focus puller kullanmadık ve Emre, netlik ayarlarını da kendisi yaparak filmi tamamen omuz kamerasıyla çekti.</p>
<p><strong>Türkiye pr</strong><strong>ö</strong><strong>miyerini 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali</strong><strong>’</strong><strong>nde yapacaksınız. Ne hissediyorsun?</strong></p>
<p>Antalya Altın Portakal gibi köklü bir festivalde Türkiye prömiyerini yapmak, benim için çok değerli. Filmin kendi ülkesinde, kendi dilinde ve hikayenin toplumsal bağlamını daha yakından tanıyabilecek bir seyirciyle buluşmasını önemsiyorum. Benim için en heyecan verici şeylerden biri, seyircinin filmle nasıl bir ilişki kuracağını, hangi soruların peşine düşeceğini ve filmden çıktıktan sonra neleri düşünmeye devam edeceğini görmek olacak.</p>
<p><strong>Filmin festival ve vizyon yolculuğu nasıl devam edecek? Son olarak neler s</strong><strong>ö</strong><strong>ylemek istersin?</strong></p>
<p>Taş ve Tüy‘ün farklı festivallerde ve mümkün olduğunca geniş bir seyirci kitlesiyle buluşmasını istiyorum. Bundan sonraki festival ve vizyon planları da süreç içinde netleşecek adımlara bağlı. Dileğim, filmin mümkün olduğunca çok seyirciye ulaşması.</p>
<p>Son olarak, bu filme emek veren bütün oyunculara ve ekibe teşekkür etmek isterim. Taş ve Tüy benim için uzun bir yolculuğun sonucu. Şimdilerde yeni bir yolculuğa çıkabilmek için yapımcılarım İris Tahhuşoğlu ve Duygu Aktoprak ile yoğun bir şekilde çalışıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/23/nazire-kurgusal-bir-karakter-ama-icinde-yasadigimiz-toplumda-fazlasiyla-karsiligi-olan-kadinlardan-biri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın Portakal’ın başlıca görevi sinemacılara olabildiğince alan açmak&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/19/altin-portakalin-baslica-gorevi-sinemacilara-olabildigince-alan-acmak/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/19/altin-portakalin-baslica-gorevi-sinemacilara-olabildigince-alan-acmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 12:32:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26697</guid>

					<description><![CDATA[Antalya Altın Portakal 63 yıldır ülkemizin hafızasında özel ve önemli bir yere sahip. Festival Sanat Direktörü Deniz Yavuz&#8217;a festivalin &#8216;daima&#8217; olarak belirlenen sloganından yola çıkarak sinemaya, sinemacılara ve festivalin bu yılına dair merak ettiklerimizi sorduk&#8230; Bu yıl festivalin sloganını &#8220;Daima&#8221; olarak belirlendi ve sinema, sanat daima devam etmeli fikrinden yola çıkıyorsunuz. Kültür-sanat üretiminin ekonomik ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Altın Portakal 63 yıldır ülkemizin hafızasında özel ve önemli bir yere sahip. Festival Sanat Direktörü Deniz Yavuz&#8217;a festivalin &#8216;daima&#8217; olarak belirlenen sloganından yola çıkarak sinemaya, sinemacılara ve festivalin bu yılına dair merak ettiklerimizi sorduk&#8230;</p>
<p><strong>Bu yıl festivalin sloganını </strong><strong>&#8220;Daima&#8221;</strong><strong> olarak belirlendi ve <em>sinema, sanat daima devam etmeli fikrinden yola çıkıyorsunuz. </em>Kültür-sanat üretiminin ekonomik ve sosyal olarak zorlaştığı bu dönemde, Altın Portakal sinema sektörü için nasıl bir nefes olmayı hedefliyor?</strong></p>
<p>Sinemanın ışığı hiç sönmesin! Işık sanatı olan sinemanın ışığını kararlılıkla açık tutmayı hedeflediğimiz bir anlayışla ortaya çıkan bir slogan ‘daima’… Sinema daima diyerek bıraktığımız, sadece sürdürülebilirliği vurguladığımız bir söylem değil. Yaşam şartları her geçen gün zorlaşıyor. Bağlı olarak da sinemanın icrası… Bütün bu zorluklara karşın festivallerin ve Altın Portakal’ın başlıca görevi sinemacılara olabildiğince alan açmaktır. Festivalin önde gelen, ilk hedefi de budur.</p>
<p><strong>Altın Portakal, 63 yıllık köklü geçmişiyle Türkiye’nin kültürel hafızasında çok önemli bir yere sahip. Geçmişin bu güçlü mirasını korurken, bir yandan da dinamikleşen ve modernleşen zamana karşı festivali nasıl entegre ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Festivalin gelenekselleşmiş bölümlerini koruyoruz. Yeni sinemacılara ve sinema öğrencilerine açtığımız alanları çeşitlendirmeye gayret gösteriyoruz. Sinemacılara alan açarken Antalyalılar’a ve halka da programı renkli kılmaya çalışıyoruz. İnsana, yaşama ışık tutan sinemanın vatandaş üzerindeki pozitif etkisini de görünür kılmak istiyoruz.</p>
<p><strong>Bu yıl jüriyi oluştururken nelere dikkat ettiniz, mesela jüride Filistinli sanatçı Yasmin Al Massri ve Ukraynalı sinemacı Marina Er Gorbach yer alıyor. Jüriyi oluştururken savaşların markajında kalmış isimleri festivalde bir araya getirme fikri mi öne çıktı?</strong></p>
<p>Evet tam da dediğiniz gibi.Uluslararası jüride bir Ukraynalı bir de Filistinli sinemacı yer alıyor. Bu isimlerin birebir savaşla karşı karşıya kalması ya da bu bölgede yaşıyor olmasından çok ait olduğu toplumun bu trajedilerden ötürü sağlıklı yaşama şartlarından uzaklaşması dolayısıyla da kültür, sanat, eğitim, adalet ve insana ait bir çok olgudan uzaklaşması gerçekliği yadsınamaz şekilde karşımızda duruyor. Bu sebeple bu yıl festivale Kökler, Işık ve Sinema adıyla bir uluslararası bölüm ekledik. Savaşın sürdüğü bölgelerden tam 13 film sinemaseverlerle buluşuyor. Uluslararası jüride de iki değerli sanatçı savaşın acı mağduriyetinin temsilcisi niteliğinde.</p>
<p><strong>Yine festivalde dünyada yıkımlara, savaşlara maruz kalmış ülkelerin sinemacılarına özel gösterimler yapıyorsunuz, bir yandan oradaki sinemacılara destek olmak, bir yandan oradaki üretimlere dikkat çekmek amacındasınız diye düşünüyorum, bu dünyaya bir mesaj mı?</strong></p>
<p>Elbette. Sinemanın asli görevlerinden biridir mesaj vermek. Biz sadece bu mesajı ileten filmleri görünür kılmaya çalıştık.</p>
<p><strong>Festivaller özellikle son yıllarda gençleri desteklemeye, onları fonlarla ve başarı ödülleriyle desteklemeye önem veriyor, sizler de öyle. Bu katkının ileriki yıllar için bir yatırım olduğunu da söyleyebilir miyiz? </strong></p>
<p>Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması’nı çok değerli buluyoruz. Bu ülkedeki sinema eğitimini de içine alan bir program. Okulların seçip festivale ilettiği filmler hem ilk rekabetlerini yaşıyor hem de üst düzey bir sinema ortamında bir hafta geçiriyor. Muhakkak sinema serüvenlerine katkı sağlıyordur. Bu bölümde birinci olmaktan çok yarışıyor olmak çok önemli. Yanı sıra bu yıl 300’e yakın projenin değerlendirildiği Film Forum bölümü de beş ayrı kategoride on üçüncü kez yeni sinemacıların üretimlerini sinema piyasasına kazandırmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>&#8220;Festival yönetmeliğindeki </strong><strong>&#8216;seçki filmlerinin ilk gösterimlerinin Türkiye&#8217;de yapılması şartı&#8217;ndan</strong><strong> ödün vermediğinizi görüyoruz. Dağıtım ve vizyon olanaklarının bu kadar daraldığı, yapımcıların dijital platformlara yöneldiği bir dönemde, sinemacıları dünya prömiyerini ya da Türkiye prömiyerini Altın Portakal&#8217;da yapmaya ikna etmenin formülü nedir? Bu bir risk alma hali mi, yoksa festivalin gücü mü?</strong></p>
<p>Diğer festivallerden farklı bir gücü ya da avantajı olduğunu söylemek doğru olmaz Altın Portakal için. Her festival kendi karakteristik özelliğini taşıyor. Altın Portakal’ın ilk gösterim şartını koruyor olması da ona has bir durum. Dijitalleşmeden önceki yıllarda bu ilke çok daha kıymetliydi. Gösterim olanakları sınırlıyken bu ilke çok daha rahat uygulanabiliyordu. Bugün dağıtım, vizyon gibi alanlarda daralma söz konusuyken dijital gösterim olanakları hayli genişledi. Filmleri sinemada izleyiciyle buluşturmak hedefi için ise festivaller son kale diyebiliriz. Bu noktada da ilk gösterim ilkesini koruyor olmak bana kalırsa zor icra edilen ve takdir edilmesi gereken bir durum.</p>
<p><strong>Festivallerin çoğunun çevre dostu uygulamalara geçtiklerini, dijital materyallere yöneldiklerini görüyoruz, sizler de öyle. Bu anlamda bu tarz uygulamaların sektörün sürdürebilirliğini nasıl desteklediğini düşünüyor ve etkilerini görüyor musunuz? </strong></p>
<p>Bu yıl fiziksel katalog ve festival gazetesini faaliyetlerimiz arasından çıkarttık. Her ikisinde yer alan bilgileri elektronik yayımlar eşliğinde vereceğiz. Bununla beraber festivalin karbon ayakizi ölçümleri için adımlar attık. Bu noktada ölçümden çok bu ölçümlerin analiz edilerek karbon ayak izinin kontrol altına alınmasını sağlamak amacındayız. Yeşil Setler Mümkün oluşumuyla da daha yakın temaslar kurarak sinemacılarımız çevre duyarlı setlerin oluşumuyla ilgili yakından bilgilendirmek ve bilinçlendirmek istiyoruz.</p>
<p><strong>&#8220;Gezen Sinema&#8221;</strong> <strong>projesiyle festival filmlerinin Antalya&#8217;nın 16 ilçesine taşınması planlanıyor. Merkez dışındaki ilçelerde yaşayan vatandaşların festivale tepkileri ve festival coşkusunu tüm kente yayma hedefiniz hakkında ne söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Kimimiz için sinema düşündürürken kimimiz için de güldürmeli. Amatör sinema izleyicileri için eğlendiren, mutlulukla tükettiği filmler öncelikli. Bu filmleri halkımız dört gözle bekliyor ve programında yer açıp gidiyor. Festivalin sinema profesyonelleri için önemi çok büyük. Yanı sıra festival esnasında, bahsettiğiniz gezen sinema etkinliği de her yıl heyecanla bekleniyor. Bu yıl da dört keyifli filmi Antalyalılar’a ücretsiz gösterimlerle sunuyoruz. Büyük bir coşkuyla takip ediliyor bu etkinlik.</p>
<p><strong>Festival bütçesinin tamamının Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından</strong><strong> karşılandığını biliyoruz. Bakanlık destekleri ya da büyük kurumsal sponsorlukların ötesinde, tamamen yerel yönetim bütçesiyle bu büyüklükte bir organizasyonu sırtlamak, sanatsal direktör olarak size içerik ve film seçkisi üretiminde nasıl bir özgürlük alanı (ya da sınırlama) getirdi?</strong></p>
<p>Bütçenin bir belediye tarafından ne pahasına olursa olsun sağlanıyor olması büyük ve takdir edilmesi gereken bir katkı. Bir çok festival bu katkı olmadan yapılmaya çalışılıyor. Elbette sponsorlar ve kurumlarla desteklenen bir yapı olması içeriği daha da kuvvetli hale getirir. Film seçkilerinin oluşturulmasının doğrudan bütçe ile ilgili olmadığını söyleyebilirim. Bütçe bizi daha çok gösterim şartlarımız ve salonlar açısında ilgilendiriyor. Bütçedeki rahatlamalarla bu olanaklar geliştirilebilir ve çoğaltılabilir.</p>
<p><strong>Ülkemizde sanat üretiminin zorlaştığını ya da el değiştirdiğini görüyoruz, çok fazla alanda festival ve üretim yapılıyor gibi görünse de bunun sanat okullarından mezun olan gençleri ne derece kapsadığını düşünüyorsunuz ve içerik anlamında nasıl buluyorsunuz? </strong></p>
<p>Kuşaksal olarak devir teslimlerden bahsetmiştim. Bundan gayrı siyasi konjonktüre göre kültür sanat da ideolojik olarak el değiştirebiliyor. Sinemanın her zaman yer aldığı topluma ve onun gerçekliğine yakın olması gerekir. Senaryolar toplumdan beslenirler, koşulsuz olarak sorgulamalı ve özgürce üretmelidir.</p>
<p><strong>Son olarak eklemek istedikleriniz var mı? </strong></p>
<p>Teşekkür ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/19/altin-portakalin-baslica-gorevi-sinemacilara-olabildigince-alan-acmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Beyaz Kıtaya Yolculuk”, dünya prömiyerini 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleştiriyor!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/17/beyaz-kitaya-yolculuk-dunya-promiyerini-63-antalya-altin-portakal-film-festivalinde-gerceklestiriyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/17/beyaz-kitaya-yolculuk-dunya-promiyerini-63-antalya-altin-portakal-film-festivalinde-gerceklestiriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2026 11:04:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[3]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Rıza Bilal]]></category>
		<category><![CDATA[antalya altın portakal]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Tayfun Belet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26689</guid>

					<description><![CDATA[“Roman Gibi” ile Altın Portakal, Altın Safran, Moskova ve Frankfurt’tan ödüllerle dönen yönetmen Tayfun Belet, yeni filminde bir insanın hayaliyle arasındaki mesafeyi Antarktika’nın uçsuz bucaksız beyazlığında takip ediyor. Geçtiğimiz yıl “Roman Gibi” filmiyle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Belgesel, Altın Safran Film Festivali’nde En İyi Film, Frankfurt Türk Film Festivali’nde En İyi Belgesel, Boston Türk Film Festivali’nde En [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Roman Gibi” ile Altın Portakal, Altın Safran, Moskova ve Frankfurt’tan ödüllerle dönen yönetmen Tayfun Belet, yeni filminde bir insanın hayaliyle arasındaki mesafeyi Antarktika’nın uçsuz bucaksız beyazlığında takip ediyor.</em></strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl <strong>“Roman Gibi”</strong> filmiyle <strong>Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Belgesel</strong>, <strong>Altın Safran Film Festivali’nde En İyi Film</strong>, <strong>Frankfurt Türk Film Festivali’nde En İyi Belgesel, Boston Türk Film Festivali’nde En İyi Belgesel Seyirci Ödülü</strong> ve <strong>21. Moskova “Won Together” Uluslararası Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü</strong> kazanan ödüllü yönetmen <strong>Tayfun Belet</strong>, yeni uzun metrajlı belgeseli <strong><em>“Beyaz Kıtaya Yolculuk”</em></strong> ile bu kez Antarktika’ya uzanıyor.</p>
<p>Film, eski olimpik kürekçi Ali Rıza Bilal’in, 51 yaşında yıllardır taşıdığı büyük bir hayalin peşinden giderek <strong><em>Antarktika’daki Messner Rotası’nı tek başına yürüyerek kat etmek ve Güney Kutbu’na ulaşan ilk Türk olmak</em></strong> hedefiyle çıktığı yolculuğu merkezine alıyor. Ali Rıza’nın bu yolculuğa başladığı tarihte Messner Rotası’nı tek başına tamamlayabilen yalnızca sekiz kişi bulunuyordu.</p>
<p>Yaklaşık 933 kilometrelik rota, çektiği 100 kilogramlık bir kızak ve eksi 40 dereceye kadar düşebilen hava koşulları, girişimin fiziksel boyutunu ortaya koyuyor. Ancak “Beyaz Kıtaya Yolculuk”, bu sıra dışı hikâyeyi yalnızca sportif bir başarı ya da dayanıklılık öyküsü olarak ele almıyor. Film; hayal kurmak, yaş almak, aile, zaman, yalnızlık ve insanın kendi sınırlarıyla kurduğu ilişki üzerine yoğunlaşıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26691 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-3-1024x662.png" alt="" width="684" height="442" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-3-1024x662.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-3-300x194.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-3-768x497.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-3-1536x993.png 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-3-650x420.png 650w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-3-150x97.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-3-696x450.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-3-1068x690.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-3-1920x1241.png 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-3.png 2000w" sizes="auto, (max-width: 684px) 100vw, 684px" /></p>
<p><strong>Antarktika’da gerçekten tek başına</strong></p>
<p>Ali Rıza Bilal, Antarktika’daki yolculuğunu herhangi bir ekip ya da kameraman eşliği olmadan tamamen tek başına gerçekleştiriyor. Bu nedenle Antarktika’daki yolculuğun tamamını kendi kamerasıyla kaydediyor.Başlangıçta kamera, günlük kat ettiği mesafeleri ve koşulları raporladığı işlevsel bir araçken, günler ilerledikçe başka bir anlam kazanmaya başlıyor. Ali Rıza’nın yalnızlığının içinde konuştuğu, düşüncelerini ve giderek daha kişisel duygularını paylaştığı bir günlüğe ve sırdaşa dönüşüyor. Bu kayıtlar, seyirciyi Antarktika’ya dışarıdan bakan bir gözlemcinin değil, yolculuğu yaşayan kişinin bakışından taşıyor.</p>
<p>Ali Rıza beyaz kıtanın ortasında tek başına ilerlerken, binlerce kilometre ötede ailesi ve filmin ekibi ondan gelecek haberleri bekliyor ve bütün sürece yakından tanıklık ediyor. Böylece Tayfun Belet yalnızca yola çıkan insanı değil, onun geride bıraktığı insanların bekleyişini de anlatının bir parçası haline getiriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26693 size-large" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-4-1024x662.png" alt="" width="696" height="450" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-4-1024x662.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-4-300x194.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-4-768x497.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-4-649x420.png 649w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-4-150x97.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-4-696x450.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-4-1068x691.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-4.png 1500w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p><strong>Bir başarı hikâyesinin ötesinde</strong></p>
<p>Tayfun Belet ve ekibi, Ali Rıza Bilal’i yalnızca Antarktika yolculuğu sırasında değil, bu yolculuğa uzanan hazırlık sürecinden itibaren takip etti. Bilal’in geçmişi, ailesi, profesyonel sporculuk yaşamı ve hayatının bu döneminde böylesine büyük bir hedefe yönelmesinin ardındaki motivasyon, filmin diğer katmanlarını oluşturuyor.</p>
<p><strong>Yönetmen Tayfun Belet filmin çıkış noktasını şöyle anlatıyor:</strong></p>
<p><strong><em>“Ali Rıza Bilal’in hikâyesini ilk duyduğumda Antarktika ve yolculuğun fiziksel büyüklüğü elbette çok etkileyiciydi. Nasıl bir sonucun bizi beklediğini bilmiyordum. Ama beni asıl ilgilendiren 933 kilometre ya da sportif bir başarı değildi. Bir insanın neden böyle bir hayali yıllarca içinde taşıdığı, hayatının belirli bir döneminde neden onun peşinden gitmeye karar verdiği ve bütün bu sürecin taşıdığı belirsizlikti. Yolculuk ilerledikçe bunun yalnızca gidilecek fiziksel bir mesafenin değil; insanın kendisiyle, zamanla ve sevdikleriyle arasındaki mesafenin hikâyesi olduğunu hissettim.”</em></strong></p>
<p>Bu yaklaşım, filmi klasik bir keşif ya da spor belgeselinden uzaklaştırıyor. Antarktika filmde yalnızca görkemli bir coğrafya değil; insanın kırılganlığını, yalnızlığını ve doğa karşısındaki ölçeğini görünür kılan bir alan haline geliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26692 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-5-1024x662.png" alt="" width="693" height="448" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-5-1024x662.png 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-5-300x194.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-5-768x497.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-5-649x420.png 649w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-5-150x97.png 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-5-696x450.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-5-1068x691.png 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/BKY-Resim-5.png 1500w" sizes="auto, (max-width: 693px) 100vw, 693px" /></p>
<p><strong>“Roman Gibi”den “Beyaz Kıtaya Yolculuk”a</strong></p>
<p>2006 yılından bu yana belgesel ve kurmaca filmler üreten Tayfun Belet, çalışmalarında çoğunlukla bireysel hikâyelerden hareketle daha geniş insani ve toplumsal meselelere odaklanıyor. Bir önceki uzun metrajlı belgeseli “Roman Gibi”, gazeteci çift Sabiha ve Zekeriya Sertel’in yaşamı üzerinden Türkiye’nin basın, düşünce ve politik tarihine bakarken; “Beyaz Kıtaya Yolculuk”ta yönetmen bu kez daha kişisel ve fiziksel bir alana yöneliyor. Filmin merkezinde, büyük bir hedefin ardındaki çok daha tanıdık sorular bulunuyor: İnsan hayallerinin peşinden ne kadar ileri gidebilir? Bunun bedelini yalnızca kendisi mi öder? Ve insan bütün seslerden uzaklaştığında kendisiyle nasıl karşılaşır?</p>
<p><strong>Festival yolculuğu Antalya’da başlıyor</strong></p>
<p>“Beyaz Kıtaya Yolculuk”, dünya prömiyerini 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleştirecek. Film, Antalya’nın ardından Boğaziçi Film Festivali’nde seyirciyle buluşacak. Tayfun Belet’in “Roman Gibi”nin ardından çektiği yeni uzun metraj belgeseli böylece festival yolculuğuna Türkiye’nin iki önemli festivalinde başlayacak.</p>
<p><strong>Kısa basın özeti</strong></p>
<p>“Roman Gibi” ile Antalya Altın Portakal’da En İyi Belgesel, Altın Safran’da En İyi Film ve Frankfurt Türk Film Festivali’nde En İyi Belgesel ödüllerini kazanan yönetmen Tayfun Belet’in yeni filmi “Beyaz Kıtaya Yolculuk”, eski olimpik kürekçi Ali Rıza Bilal’in 51 yaşında Antarktika’daki yaklaşık 933 kilometrelik Messner Rotası’nı tek başına yürüyerek kat etme hedefiyle çıktığı yolculuğu anlatıyor. Bilal’in yanında götürdüğü kamera, başlangıçta günlük katettiği mesafeleri kaydettiği bir araçken zamanla yalnızlığını ve en kişisel düşüncelerini paylaştığı bir günlüğe dönüşüyor. Binlerce kilometre ötede ailesi ve film ekibi ondan gelecek haberleri beklerken film, sıra dışı bir fiziksel mücadeleyi aile, zaman, yalnızlık ve insanın kendi sınırlarıyla ilişkisi üzerinden ele alıyor. “Beyaz Kıtaya Yolculuk” dünya prömiyerini 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yapacak, ardından Boğaziçi Film Festivali’nde gösterilecek.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/17/beyaz-kitaya-yolculuk-dunya-promiyerini-63-antalya-altin-portakal-film-festivalinde-gerceklestiriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın Portakal&#8217;ın ulusal ve uluslararası yarışma jürisi belli oldu, yarışma dışı filmler açıklandı!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/12/altin-portakalin-ulusal-ve-uluslararasi-yarisma-jurisi-belli-oldu-yarisma-disi-filmler-aciklandi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/12/altin-portakalin-ulusal-ve-uluslararasi-yarisma-jurisi-belli-oldu-yarisma-disi-filmler-aciklandi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 17:43:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26683</guid>

					<description><![CDATA[63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde; Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda jüri üyeleri açıklandı. Jüri Başkanlığı görevini Derviş Zaim’in üstlendiği yarışmanın jüri üyeleri; “Aylin Zoi Tinel, Elif Demoğlu, Fatih Artman, Meryem Uzerli, Sırma Bradley ve Rahman Altın”ndan oluşuyor. 24-31 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek, Türkiye’nin en köklü film festivali Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde; Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda jüri üyeleri açıklandı. Jüri Başkanlığı görevini Derviş Zaim’in üstlendiği yarışmanın jüri üyeleri; “Aylin Zoi Tinel, Elif Demoğlu, Fatih Artman, Meryem Uzerli, Sırma Bradley ve Rahman Altın”ndan oluşuyor.</strong></p>
<p>24-31 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek, Türkiye’nin en köklü film festivali Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda jüri üyeleri belli oldu.</p>
<p>Ön jürisini Post prodüksiyon şirketi yöneticisi, stüdyo ve yapım koordinatörü Ahmet Seyrekbasan, yapımcı Derya Tarım ve akademisyen Prof. Dr. Zeynep Çetin Erus’un oluşturduğu Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda; “<strong>Artakalan</strong>, <strong>Bekle Bizi Brüksel</strong>, <strong>Bir Anne Hakkında</strong>, <strong>Cinlerin Düğünü</strong>, <strong>Düğün Şarkıcısı</strong>, <strong>Elisa</strong>, <strong>Hakikatin Ölümü</strong>, <strong>Kadim Mavi</strong>, <strong>Ölü Arının İğnesi</strong>, <strong>Selma</strong>, <strong>Taş ve Tüy</strong> ve <strong>Tatlı Maya” </strong>filmleri yarışacak.<strong> </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26685 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/APFF_26-JURI-UYELERI-POST_ULUSLARARASI-UZUN_ULUSLARARASI-UZUN-JURI-WEB-TOPLU-1-1024x576.jpeg" alt="" width="682" height="384" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/APFF_26-JURI-UYELERI-POST_ULUSLARARASI-UZUN_ULUSLARARASI-UZUN-JURI-WEB-TOPLU-1-1024x576.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/APFF_26-JURI-UYELERI-POST_ULUSLARARASI-UZUN_ULUSLARARASI-UZUN-JURI-WEB-TOPLU-1-300x169.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/APFF_26-JURI-UYELERI-POST_ULUSLARARASI-UZUN_ULUSLARARASI-UZUN-JURI-WEB-TOPLU-1-768x432.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/APFF_26-JURI-UYELERI-POST_ULUSLARARASI-UZUN_ULUSLARARASI-UZUN-JURI-WEB-TOPLU-1-747x420.jpeg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/APFF_26-JURI-UYELERI-POST_ULUSLARARASI-UZUN_ULUSLARARASI-UZUN-JURI-WEB-TOPLU-1-150x84.jpeg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/APFF_26-JURI-UYELERI-POST_ULUSLARARASI-UZUN_ULUSLARARASI-UZUN-JURI-WEB-TOPLU-1-696x392.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/APFF_26-JURI-UYELERI-POST_ULUSLARARASI-UZUN_ULUSLARARASI-UZUN-JURI-WEB-TOPLU-1-1068x601.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/APFF_26-JURI-UYELERI-POST_ULUSLARARASI-UZUN_ULUSLARARASI-UZUN-JURI-WEB-TOPLU-1.jpeg 1280w" sizes="auto, (max-width: 682px) 100vw, 682px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Altın Portakal’ın “Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması”nda Jüri Üyeleri Belli Oldu</strong></p>
<p><strong>Jüri Başkanlığı görevini Andreas Sinanos’un üstlendiği yarışmanın jüri üyeleri; “Nejat İşler, Yasmine Al Massri, Maryna Er Gorbach ve Fadik Sevin Atasoy” dan oluşuyor. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda; <strong>‘Round 13 &#8211; 13. Raunt’</strong>, <strong>‘Six Weeks On &#8211; Altı Haftalık Veda’, ‘The Moon Is a Father of Mine &#8211; Babalarımdan Biri Ay’dır’</strong>, <strong>‘Black Rabbit, White Rabbit &#8211; Siyah Tavşan, Beyaz Tavşan’</strong>, <strong>‘A Turkish Case &#8211; Bir Türk Meselesi’</strong>, <strong>‘All the Lovers in the Night &#8211; Gece Yarısı Tüm Âşıklar’</strong>, <strong>‘Minotaur &#8211; Minotor’</strong>, <strong>‘The River Train &#8211; Nehir Treni’</strong>,  <strong>‘Paris Paris’</strong>, <strong>Riverstone’</strong>, <strong>‘Sevda’</strong>, <strong>‘A Bit of Light &#8211; Umut Işığı’</strong> ve <strong>‘Sad Girlz &#8211; Üzgün Kızlar’</strong> filmleri yarışacak.<strong> </strong></p>
<p><b><span lang="tr">Altın Portakal’da Uluslararası Yarışma Dışı Filmler Açıklandı!</span></b></p>
<p><span lang="tr">Uluslararası Yarışma Dışı bölümünde;</span><span lang="tr"> y</span><span lang="tr">önetmenliğini Dan Geesin’in üstlendiği, Hollanda, Almanya ve Belçika ortak yapımı, 55. Rotterdam Uluslararası Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde dünya gösterimini yapan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<b>A Messy Tribute to Motherly Love &#8211; Anne Sevgisine Beceriksiz Bir Saygı Duruşu</b>”; yönetmenliğini Teodora Ana Mihai’nin üstlendiği, Belçika, Hollanda ve Almanya ortak yapımı, dünya gösterimi 76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde gerçekleşen ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da yapacak olan “<b>Heysel 85</b>”; yönetmenliğini Sebastian Brameshuber’in üstlendiği, Avusturya yapımı, dünya gösterimini 76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde yapan ve Türkiye’de ilk kez Antalya’da gösterilecek olan “<b>London &#8211; Londra</b>”; yönetmenliğini Julia Thelin’in üstlendiği, İsveç yapımı, 49. Göteborg Uluslararası Film Festivali’nde dünya gösterimini yapan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<b>The Patron &#8211; Sanat Hamisi</b>”; yönetmenliğini Mokya Shin’in üstlendiği, Güney Kore yapımı, 27. Jeonju Uluslararası Film Festivali’nde gösterilen ve uluslararası gösterimini Antalya’da yapacak olan “<b>Cruel Optimism &#8211; Zalim İyimserlik</b>”; yönetmenliğini Nawapol Thamrongrattanarit’in üstlendiği, Tayland yapımı, 82. Venedik Uluslararası Film Festivali’nin Orizzonti bölümünde yarışan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<b>Human Resource &#8211; İnsan Kaynağı</b>”; yönetmenliğini Sara Ishaq’ın üstlendiği, Yemen, Ürdün, Fransa, Almanya, Hollanda, Norveç ve Katar ortak yapımı, 65. Cannes Eleştirmenler Haftası’nda yarışan ve Türkiye’de ilk kez Antalya’da gösterilecek olan “<b>The Station &#8211; İstasyon</b>”; yönetmenliğini Diego Luna’nın üstlendiği, Meksika ve İspanya ortak yapımı, dünya gösterimini 79. Cannes Film Festivali’nde yapan, San Sebastian Uluslararası Film Festivali’nde yarışan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<b>Ashes &#8211; Küller</b>”; yönetmenliğini Ique Langa’nın üstlendiği, Mozambik, Güney Afrika, Katar ve Portekiz ortak yapımı, dünya gösterimini 55. Rotterdam Uluslararası Film Festivali’nde yapan, 79. Locarno Film Festivali seçkisinde yer alan ve Türkiye’de ilk kez Antalya’da gösterilecek olan “<b>O Profeta &#8211; Elçi</b>”; yönetmenliğini Alex Camilleri’nin üstlendiği, Malta, Almanya ve Katar ortak yapımı, 25. Tribeca Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde En İyi Senaryo Ödülü’nü kazanan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<b>Zejtune</b>”; yönetmenliğini Miiku Sakanishi’nin üstlendiği, Japonya yapımı, 25. Tribeca Film Festivali’nde En İyi Yeni Anlatı Yönetmeni Ödülü’nü kazanan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da yapacak olan “<b>Memorizu</b>”; yönetmenliğini Fernando Eimbcke’nin üstlendiği, Meksika ve İspanya ortak yapımı, 76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nden Ekümenik Jüri Ödülü’nü kazanan ve Türkiye’de ilk kez Antalya’da gösterilecek olan “<b>Flies &#8211; Sinekler</b>”; yönetmenliğini Nishikawa Miwa’nın üstlendiği, Japonya yapımı, 51. Toronto Uluslararası Film Festivali’nin Platform bölümünde yarışan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<b>Children Untold &#8211; Konuşulmayan Çocuklar</b>”; yönetmenliğini Judith Godrèche’in üstlendiği, Fransa ve Belçika ortak yapımı, dünya gösterimini 79. Cannes Film Festivali’nin Un Certain Regard bölümünde yapan ve Türkiye’de ilk kez Antalya’da gösterilecek olan “<b>A Girl’s Story &#8211; Kızın Hikâyesi</b>” ile yönetmenliğini Ralitza Petrova’nın üstlendiği, Bulgaristan, Danimarka ve İsveç ortak yapımı, dünya gösterimini 76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nin Forum bölümünde gerçekleştiren, 30. Sofya Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da yapacak olan “<b>Lust &#8211; Arzu</b>” filmleri yer alıyor.</span></p>
<p><b><span lang="tr">Altın Portakal’da Ulusal Yarışma Dışı Filmler Açıklandı!</span></b></p>
<p>63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Yarışma Dışı bölümünde; yönetmenliğini M. Caner Alper ve Mehmet Binay’ın üstlendiği, oyuncu kadrosunda Ece Dizdar, Tilbe Saran, Taner Birsel, Nilüfer Açıkalın, Pınar Töre, Tuğrul Tülek, Kubilay Tunçer, Hakan Çimenser, Burak Altay, Gizem Erdem, Yekta Kopan, Cengiz Coşkun, Kerem Can, Ece Yüksel ve Nurhan Özenen’in yer aldığı 2015 yapımı “<b>Çekmeceler-Drawers</b>”, yönetmenliğini ve senaristliğini Derviş Zaim’in üstlendiği, oyuncu kadrosunda Ali Suliman, Saleh Bakri, Sara El Debuch, Husam Chadat, Hanin Abaji, Hedi Ömer, Favaz Ömer, Nadi Güler ve Muhammed Rıfkı’nın yer aldığı 2020 yapımı “<b>Flaşbellek- Flashdrive</b>”; yönetmenliğini ve senaristliğini Melik Kuru’nun üstlendiği, oyuncu kadrosunda Manolya Maya, Ekremcan Arslandağ, Tuğrul Tülek, Tülin Özen, Ceylan Özgün Özçelik, Emrah Özdemir, Okan Avcı, Cüneyt Yalaz ve Ege Derin’in yer aldığı 2025 yapımı “<b>İsimsiz Eserler Mezarlığı- Dump of Untitled Pieces</b>” ve yönetmenliğini ve senaristliğini Derviş Zaim’in üstlendiği, oyuncu kadrosunda Mustafa Serttaş, Meryem İzci, Şirin Gazi, Tanger Serttaş, Ayhan Serttaş, İlker Serttaş ve Derviş Çebiç’in yer aldığı 2022 yapımı “<b>Tavuri</b>” filmleri izleyiciyle buluşacak.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26687 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1790769283_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_YARI__MA_DI__I_BELGESEL_WEB_TOPLU-1024x576.jpg" alt="" width="659" height="371" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1790769283_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_YARI__MA_DI__I_BELGESEL_WEB_TOPLU-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1790769283_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_YARI__MA_DI__I_BELGESEL_WEB_TOPLU-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1790769283_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_YARI__MA_DI__I_BELGESEL_WEB_TOPLU-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1790769283_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_YARI__MA_DI__I_BELGESEL_WEB_TOPLU-1536x864.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1790769283_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_YARI__MA_DI__I_BELGESEL_WEB_TOPLU-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1790769283_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_YARI__MA_DI__I_BELGESEL_WEB_TOPLU-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1790769283_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_YARI__MA_DI__I_BELGESEL_WEB_TOPLU-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1790769283_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_YARI__MA_DI__I_BELGESEL_WEB_TOPLU-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1790769283_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_YARI__MA_DI__I_BELGESEL_WEB_TOPLU.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 659px) 100vw, 659px" /></p>
<p><b><span lang="tr">Altın Portakal’da Kısa ve Belgesel’de Yarışma Dışı Filmler Açıklandı!</span></b></p>
<p>Kısa Metraj Yarışma Dışı bölümünde; yönetmenliğini Evrim İnci’nin üstlendiği, yapımcılığını Berker Bülbüloğlu ve Evrim İnci’nin yaptığı <strong>“Adım Adım Eve &#8211; Step by Step Toward Home”</strong>; yönetmenliğini Ege Yılmaz’ın üstlendiği, yapımcılığını Maciej Slesicki ve Ege Yılmaz’ın yaptığı, <strong>dünya gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan</strong><strong>“Hayaletin Evi Yok &#8211; The Ghost Has No Home”</strong>ve yönetmenliğini ve yapımcılığını Mert Can Altun’un üstlendiği <strong>“Anadolu&#8217;nun Kayıp Pençeleri &#8211; The Lost Claws of Anatolia”</strong> filmleri yer alıyor.</p>
<p>Belgesel Yarışma Dışı bölümünde; yönetmenliğini ve yapımcılığını Ebru Güzel’in üstlendiği, <strong>dünya gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan</strong><strong>“Ana&#8217;dolu: Bacılar, Bibiler ve Ezeler- Ana&#8217;tolia: Baci&#8217;s, Bibi&#8217;s and Eze&#8217;s”</strong>; yönetmenliğini Aslı Akdağ’ın, yapımcılığını Aslı Akdağ, Filiz Emre ve Yunus Emre Tolan’ın üstlendiği <strong>“Arayış- Human in Quest”</strong>; yönetmenliğini ve yapımcılığını Şeyda Canan’ın üstlendiği, <strong>dünya gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan</strong><strong>“Kameranın Ardındaki Kadınlar- Women Behind the Camera”</strong>; yönetmenliğini Orhan Miroğlu’nun, yapımcılığını Halil Özdemir’in üstlendiği <strong>“Posta Kutusu 213 Diyarbakır- Mailbox 213 Diyarbakır”</strong>; yönetmenliğini Kristina Mikhailova’nın, yapımcılığını Kristina Mikhailova, Dana Sabitova, Vadim Jendreyko, Nadira Murray ve Halil Buğday’ın üstlendiği, <strong>76. Uluslararası Berlin Film Festivali Forum Özel Bölümü’nde dünya gösterimini gerçekleştiren ve Ekümenik Jüri Ödülü’ne layık görülen, Türkiye’deki ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan</strong><strong> “River Dreams”</strong> ve yönetmenliğini ve yapımcılığını Mehmet Ali Sevimli’nin üstlendiği <strong>“Yıkılmak- The Defeat”</strong> filmleri yer alıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26686 size-large" src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1791295286_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_SINEMA_OKULLARI_WEB_TOPLU-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1791295286_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_SINEMA_OKULLARI_WEB_TOPLU-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1791295286_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_SINEMA_OKULLARI_WEB_TOPLU-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1791295286_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_SINEMA_OKULLARI_WEB_TOPLU-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1791295286_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_SINEMA_OKULLARI_WEB_TOPLU-1536x864.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1791295286_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_SINEMA_OKULLARI_WEB_TOPLU-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1791295286_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_SINEMA_OKULLARI_WEB_TOPLU-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1791295286_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_SINEMA_OKULLARI_WEB_TOPLU-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1791295286_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_SINEMA_OKULLARI_WEB_TOPLU-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/1791295286_APFF_26_AFISLI_FILMLER_YATAY_TOPLU_WEB_ICIN_SINEMA_OKULLARI_WEB_TOPLU.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p><strong>Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bu sene üçüncüsü gerçekleştirilecek “Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması”nda finalistler belli oldu.</strong></p>
<p>Festivalde finale kalan okullar ve öğrenciler, festival programındaki yerli ve yabancı son dönem filmlere akredite olacak; festival süresince sinema profesyonelleriyle bir araya gelecek. Yarışmada “En İyi Film” seçilen öğrenci filmi, Altın Portakal heykelciğiyle ödüllendirilecek. Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması”nın jüri üyeleri; “Nihan Okutucu, Natali Yeres ve Uğur İçbak”tan oluşuyor.</p>
<p>Festivalde, geçtiğimiz yılın Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması’nda En İyi Film Ödülü’ne layık görülen Tümseğin Uğultusu ile Jüri Özel Ödül Ödülü’nü kazanan Kusursuz Ölçü Nedir? filmleri bu sene özel gösterim bölümü kapsamında sinemaseverlerle buluşacak.</p>
<p><strong>“Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması”nda finale kalan projeler: </strong></p>
<p><strong>Mardin Artuklu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü</strong><br />
<em>Abbaraların Şarkısı</em> – Özlem Orhan</p>
<p><strong>Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü</strong><br />
EZ Û ŞEYTANOKÊN MİN (<em>Ben ve Şeytancıklarım)</em> – Zehra Aktaş</p>
<p><strong>İstanbul Beykent Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü</strong><br />
<em>Çatlak</em> – Duygu Yörükoğlu</p>
<p><strong>İstanbul Gelişim Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü</strong><br />
<em>Dostlar Sağolsun</em> – Orhan Kerem Kartal</p>
<p><strong>Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü</strong><br />
<em>Drunk Steps</em> – Amir Rezaei</p>
<p><strong>Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Çizgi Film ve Animasyon Bölümü</strong><br />
Dünya Günü Kutlu Olsun – Selin Toprak</p>
<p><strong>Çukurova Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü</strong><br />
<em>Kim Bu </em><em>cEmil</em> – Fatma Meral Çelik</p>
<p><strong>İstanbul Bilgi Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü</strong><br />
<em>Lotus</em> – Melika Habibi</p>
<p><strong>Antalya Belek Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü</strong><br />
<em>Mandalina</em> – Yasin Dağlı</p>
<p><strong>İzmir Ekonomi Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Sinema ve Dijital Medya Bölümü</strong><br />
<em>Özge</em> – Ömer Nakay</p>
<p><strong>Koç Üniversitesi, İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi, Medya ve Görsel Sanatlar Bölümü</strong><br />
<em>Saç, Kağıt, Makas</em> – Yasemin Çinal</p>
<p><strong>Akdeniz Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sinema-TV Bölümü</strong><br />
<em>Uzunyayla</em> – Deniz Kurşun</p>
<p><strong>Altın Portakal’ın Gala Filmleri Belli Oldu</strong></p>
<p>Festival kapsamında galası yapılacak filmler arasında; sürekli bağlantı halinde olduğumuz ve durmaksızın bilgiye maruz kaldığımız çağımızda yabancılaşma duygusunu ele alan, yönetmenliğini Vikki Bardot’nun üstlendiği <strong>“A Woman Asleep &#8211; Uyuyan Kadın”</strong>; gizemli bir şekilde kaçırılarak Almanya’daki insan kaçakçılığı ağının ortasında kalan Çakallar’ın, çeteyi çökertmeye çalışırken dostluk, dayanışma ve sürprizlerle dolu bir maceraya atılmasını konu alan, yönetmenliğini Murat Şeker’in üstlendiği, oyuncu kadrosunda Şevket Çoruh, Didem Balçın, Nur Sürer, Tim Seyfi, Murat Akkoyunlu, Timur Acar, Hakan Bilgin, Vildan Çırpan, Aslı Melisa Uzun ve Tanju Bilir’in yer aldığı <strong>“Çakallarla Dans 8: Şututgart Çıkarması”</strong>; Ediz Hun’un sinemadan akademiye ve tiyatroya uzanan 83 yıllık yolculuğunu, oyuncu, ekolog ve koleksiyoner kimliklerinin yanı sıra öğrenme ve keşfetme merakı üzerinden anlatan, yönetmenliğini Tunç Topçuoğlu’nun üstlendiği, oyuncu kadrosunda Ediz Hun, Berna Hun, Türkan Şoray, Ajda Pekkan, İzzet Günay, Mithat Baydur ve Burak Hun’un yer aldığı <strong>“Son Oyun”</strong> ve gizli bir görev sırasında yolları kesişen Bekir ve genç piyanist Sebahat’ın kaderlerinin birbirine bağlanmasını, yıllar sonra Sebahat’ın komşularına ayrılıklar, özlem ve kavuşmalarla dolu, hayata meydan okuyan büyük aşklarını anlatmasını konu alan, yönetmenliğini ve senaristliğini Özcan Deniz’in üstlendiği, oyuncu kadrosunda Öykü Karayel, Özcan Deniz, Tilbe Saran, Özgür Emre Yıldırım, Nejat İşler, Ceyda Düvenci, Gonca Vuslateri ve Helin Kandemir’in yer aldığı 2026 yapımı <strong>“Son Yemek”</strong> yer alıyor.</p>
<p><b><span lang="tr">Altın Portakal’da Çocuklar İçin Özel Film Kuşağı</span></b></p>
<p style="font-weight: 400;">Antalya Altın Portakal Film Festivali, her sabah birbirinden eğlenceli ve düşündürücü filmlerle, Antalyalı minik izleyicileri festivalle buluşturacak. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında çocuklarla buluşacak yapımlar; Yıllardır Road Runner’ı yakalamak uğruna her yolu deneyen ancak sipariş ettiği ürünlerin kurbanı olan Wile E. Coyote’nin dev şirket Acme Corporation&#8217;a karşı açtığı hukuki savaşı absürd komediye dönüştüren <strong>Coyote Acme’ye Karşı</strong>(Coyote vs. Acme), büyük hayalleri olan genç fare Edda’nın kahramanı Ed kılığında Grand Prix&#8217;de yarışarak en küçük yarışçının bile büyük işler başarabileceğini gösterdiği <strong>Büyük Yarış</strong>(Grand Prix of Europe), beklenmedik bir şekilde hareket eden bir trenin içinde mahsur kalan sevimli dostlarımızın, rakun Falcon önderliğinde kinci bir porsuğun planlarını bozmaya çalıştığı macerayı konu alan <strong>Evcil Hayvanlar Yolda</strong>(Pets On A Train) ve büyükbabasını kurtarmak için şifalı çiçeği bulmak üzere tehlikeli bir yolculuğa çıkan genç mirket Tafiti’nin yaban domuzu Bristles ile kurduğu dostluğu aktaran <strong>Tafiti: Çölde Macera</strong>(Tafiti: Across The Desert) olarak açıklandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/12/altin-portakalin-ulusal-ve-uluslararasi-yarisma-jurisi-belli-oldu-yarisma-disi-filmler-aciklandi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>33. Adana Film Festivali&#8217;nde ödül kazanan Drip Ve Akgün&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/09/33-adana-film-festivalinde-odul-kazanan-drip-ve-akgun/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/09/33-adana-film-festivalinde-odul-kazanan-drip-ve-akgun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 18:36:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[KISA FİLM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26679</guid>

					<description><![CDATA[Adana Film Festivali&#8217;nde ödül kazanan Drip Ve Akgün filmlerine dair kısa değerlendirmeler yaptım&#8230; Zeynep Sude Yavuz &#8211; Drip  33. Adana Altın Koza’da Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’nda Canlandırma dalında  Jüri Özel Ödülü kazanan Zeynep Sude Yavuz’un Drip, suyun her boşa akışında hayatımızda yarattığı boşluk ve yok oluşa dikkat çeken önemli bir stop motion. Su hem yaşam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adana Film Festivali&#8217;nde ödül kazanan Drip Ve Akgün filmlerine dair kısa değerlendirmeler yaptım&#8230;</p>
<p><strong>Zeynep Sude Yavuz &#8211; Drip </strong></p>
<p>33. Adana Altın Koza’da Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’nda Canlandırma dalında  Jüri Özel Ödülü kazanan Zeynep Sude Yavuz’un Drip, suyun her boşa akışında hayatımızda yarattığı boşluk ve yok oluşa dikkat çeken önemli bir stop motion. Su hem yaşam kaynağı hem de bazen felaketlere yol açacak kadar durdurulamaz bir kaynak ve Yavuz bu kaynağın iki yönlü varlığıyla sınıyor bizleri! Ve tabii bunu diyalogsuz bir anlatımla, görsel aktarımlar ve nesnelerin dili üzerinden kuruyor. Yaşlı bir kadının bahçesinde bir kağıda soy ağacı hazırladığını görüyoruz, kendisini yukarılara koyuyor ve altlara doğru gençleşen fotoğrafları soy ağacının dallarına ekliyor. O sırada bahçesinde bulunan sümüklü böceğe su vermek için musluğu açıyor ve musluk tam kapanmadığı için musluktan sızan her bir damla, soyağacındaki bir yüzü siliyor, yok ediyor. Yaşlı kadın panik oluyor, feryat ediyor, musluğun damlamaması için elinden geleni yapıyor çünkü su bir anda her şeyi yutan bir canavara dönüşüyor. Su öncesinde bol ve her şeyi yok edici gibi görünürken sonrasında bir kaşık suyun mucize, umut ve yaşam kaynağı olacağına vurgu yapıyor. Zamanın algısının değişebileceğine ve geçip giden zamanın beraberinde bir şeyleri de götürebileceğine dair bir anlatı var ve bir damlanın ne kadar da önem taşıdığına ilişkin iki yönlü bir gösterge! Birisi yok ederken diğeri var etmenin yolu oluyor… Filmin kullandığı stop motion tekniği yaşlı kadının zamana karşı verdiği mücadeleyi kırılgan bir şekilde resmediyor ve ortaya çok başarılı bir film çıkıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-26681 " src="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-1024x639.jpg" alt="" width="670" height="418" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-1024x639.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-300x187.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-768x479.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-673x420.jpg 673w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-150x94.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-696x434.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755-1068x667.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2026/10/ulviye-aleyna-sarigul-akgun-039-adli-deneysel-belgeselinde-bir-yonetmenin-buyudugu-bahceyi-konu-796755.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 670px) 100vw, 670px" /></p>
<p><strong>Ulviye Aleyna Sarıgül – Akgün </strong></p>
<p>Ulviye Aleyna Sarıgül Akgün belgeseliyle, 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali&#8217;nde, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması &#8211; Belgesel kategorisinde Jüri Özel Ödülü kazandı.</p>
<p>Son yıllarda geçmişe dair kayıtlar, yazışmalar, video kameralarla çekilen anlar, fotoğraflar belgesel ve deneysel sinemanın markajında epey yer tutuyor. Akgün bir buzdolabının üzerine yapıştırılan fotoğraflardan ve eskiden bahçesinde tavukların dolaştığı bir bahçeden ilham alıyor. Ve bahçenin şimdiki halini görüyoruz, eskiden dolu dolu olan bahçe şimdilerde boş, yalnız. Hani anne evine gidersiniz de orada sizi bekleyen aile albümlerine, ses kayıtlarına ve toplu olarak bir araya gelinmiş ve çekilmiş videolara bakarsınız… Onlara bakarken içiniz gider, anılar canlanır dolup taşar ya zihniniz… Filmin sonunda dedemlerin evinden taşındık yazıyor. O yazı yalnızlığı, anıları daha da iyi kavrıyor. Ve buzdolabına doğru yavaş ve temkinli adımlarla yaklaşıyor kamera, iliştirilmiş belli belirsiz bir fotoğraftan koca bir anılar zincirini canlandırmaya çalışıyor Aleyna…</p>
<p>Seslerin bile bir dili, tınısı var, filmde onu da ortaya koyuyor. Eskiye ait sesler daha cızırtılı belirsiz, ham ve belirsiz, şimdiki ses algısı ise daha pürüzsüz. Bahçe ise bir dekordan çok zamanın yükünü sırtlanmış, yaşlanmış, yavaşlamış bir karakter gibi sunuluyor ve sessizlik anları bir kaybın anısına saygı olarak filmin üstünü kaplıyor. Akgün dediğim gibi son zamanlarda sıkça karşılaştığımız ama herkesin anılarından mütevellit farklı dokularda karşımıza çıkan deneysel bir çalışma , yönetmenin elindeki malzemeleri iyi kullandığını ve değerli kıldığını düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/09/33-adana-film-festivalinde-odul-kazanan-drip-ve-akgun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir arada, yalnız ve beklenti içindeyiz!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/05/bir-arada-yalniz-ve-beklenti-icindeyiz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/05/bir-arada-yalniz-ve-beklenti-icindeyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Bozdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:16:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26669</guid>

					<description><![CDATA[33. Adana Film Festivali bitti, bu sene festivalin duygusu olarak ben de biraz yorgunluk kaldı, ama bu benim duygum değil, festivalin duygusu olarak bana öyle geçti. Biz yine filmlerimizi izledik, Adana’nın keyfini çıkarmaya çalıştık, güldük eğlendik, sorguladık, üzüldük.  Kendi aramızda en çok festivalden hiç ödül alamayan film Ali Özel’in Beklenti filmini konuştuk, beklentimizi karşılamadığını düşündüğümüz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>33. Adana Film Festivali bitti, bu sene festivalin duygusu olarak ben de biraz yorgunluk kaldı, ama bu benim duygum değil, festivalin duygusu olarak bana öyle geçti.</p>
<p>Biz yine filmlerimizi izledik, Adana’nın keyfini çıkarmaya çalıştık, güldük eğlendik, sorguladık, üzüldük.  Kendi aramızda en çok festivalden hiç ödül alamayan film Ali Özel’in Beklenti filmini konuştuk, beklentimizi karşılamadığını düşündüğümüz için konuştuk ama zaten yönetmen filmin ismiyle müsemma bir duruma girerek, filmin asıl üzerinde durması gereken konuyu çoktan geride bırakıyor. Film kadın doktor cinayetini araştırmak yerine, şüpheli katil olan Celil’in aile ilişkilerine odaklanıyor ve beldenin belediye başkanı ile maden ocağı sahibinin hayatını izliyoruz. Oğlu boşanmak üzere ve kendi boşandığı karısı da modern bir şekilde kendisini ziyaret ediyor. Köydeki itibarı çok yüksek! Celil’in sorgulanırken girdiği türlü haller ya deli olduğunu ya da arkasında onu koruyanlar olduğunu gösteriyor ama film bu ilişkiler ağını da yalanlar nitelikte! Sanırım beklentinizi boşa çıkardım demek istiyor, Nuri Bilge Ceylan benzeri açtığı filmini taşra algısını tersine çevirmek, yıkmak, yok etmek şeklinde belirgin bir tersinleme ile tamamlıyor, kafalarda bir kadının ölümünün arkasında gerçekten bir şüpheli var mı sorusu kalıyor? Filmin güzel açılardan yakaladığı planlar da uzun uzun sürmüyor. Ali özel beklentimize bir parmak bal çalmak yerine onu yok sayma yolunu seçerken, sanırım jüri de klasik bir taşra filmi göremediği için filmin hiçbir karesine ödül verme gereği duymuyor. En azından Celil’i oynayan Berk Öztürk’ü görebilirlerdi!</p>
<p>Gelelim Ali Vatansever’in Bir Arada Yalnız filmine!  Filmin mesajı net aslında koca koca binalarda yan yana, alt alta yaşarken ne kadar bir arada kalabiliyoruz, birinin derdini ne kadar benimseyip paylaşabiliyoruz! Oğullarının hastalığı karşısında şartlarını zorlayan, güçlü kalmaya çalışan ama bazen süngüleri düşen ebeveynlerin, her gün yaşamak, yüzleşmek zorunda kaldıkları sorunların üzerine eğilen film, zaman zaman gerçek dünyanın sınırlarını zorlamaya çalışıyor. Film hastalığı 19 yaşındaki İzzet’i dışarıda bırakarak yapmıyor, onu sanal dünyada başka, yaşayan bir karakter olarak sunarken, gerçek dünyanın tükenen enerjisiyle sınıyor. Film yeni bir şey söylemiyor ama hikayesine sinematografik açıdan sahip çıkmayı başarıyor ve sonundaki hamleyle masalsı bir karşı duruş sergiliyor. Benim bu festivalde favori filmim olmadı açıkçası ama ana jüri Bir arada Yalnız’ı hem en iyi film hem de en iyi yönetmen ödülleriyle taçlandırdı, ayrıca filmin başrol oyuncusu Fatih Al en iyi erkek oyuncu ödülünün sahibi olurken İzzet’i oynayan Onur Gözeten’i Umut Veren Genç Erkek Oyuncu Ödülüyle ödüllendirdi.</p>
<p><strong> </strong>Pınar Yorgancıoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi Karanlıkta Islak Çalanlar bu festivalde en iyi senaryo ödülü ve kazandı. Müzik ve Film Yön jürisi ödülleri de var ayrıca. Senaryo açısından doğru bir ödül olduğunu düşünüyorum. Bu film de Bir arada Yalnız gibi başka bir çıkışsızlık noktasında yakalıyor bizleri ama işin ucunda daha trajik bir son olmadığı için daha absürt, daha komik bakabiliyoruz filmin gidişatına. Bu seçki içerisinde güçlü duran filmlerdendi açıkçası. Aslında festivaldeki filmlerin geneline baktığımızda ödüller İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz dört film  arasında paylaştırıldı diyebiliriz çoğunlukla, bu anlamda yeni filmler biraz daha dolgu gibi durdu ve ön jürinin geride bıraktığı filmler hangileriydi acaba sorusunu sordurdu. Bu arada Nuri Cihan Özdoğan’ın Ölü Köpekler Isırmaz filminin sadece SİYAD ödülü alması da ilginç, ana jürinin başka ödüller de verebileceğini düşündürten bir filmdi sonuçta!</p>
<p>Festivalde konuşulan bir diğer film, sevgi ve nefret ikileminde kalan film Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri filmiydi. Alphan Eşeli Eve Dönüş: Sarıkamış 1915 filmiyle de bizleri şaşırtmıştı, olumlu anlamda. Belki de Eşeli’nin bu filmini izlemeyenler Mutter konusunda şaşırdılar, onu özenti olmakla suçladılar ama öyle değil. Filmin elbette soru işaretleri var, Gül kimden hamile kaldı, o çocuk neden öyle doğdu gibi. Film bu soruları sormak yerine annelik duygusuna odaklanıyor, bununla birlikte erkek dünyasında kadın olma haline de! Bir nevi intikam altyapılı body horror! Festivalde bu tarz, tür filmlerine yakın bir filmle karşılaşmak beni mutlu etti öncelikle. Festivalden de hatrı sayılı ödüller kazandı, en iyi kadın oyuncu da dahil olmak üzere!</p>
<p>Bir değişik filmde Miraç Atabey imzalı Moda Evlilik’ti! Atabey olduğunu düşündüğümüz ama filmin oyuncusu olan biri çıkıp filmi fonsuz, desteksiz çektiklerini söyledi ve sonrasında yani filmin söyleşisinde Atabey’in başka biri olduğu ortaya çıktı. Biraz oyunbaz bir durumlar sunan ekip ve film deneysel formunu koruyan bir film çekmişler. Yeni evli bir çiftin genelde evde, evden bir bakışla evin önündeki özel sahilde ve dalgalı denizde çektikleri film, altı farklı tablonun canlandırılmasından ilham almış vs ama bence tablolar bir fikir ortaya çıkarması için kurulan bir denkleme benziyordu. O yüzden filmi de ayrı ayrı filmler gibi izlemeye çalıştım. Filmin önermesi modern evliliklerin ‘kavga’ üzerine kurulduğunu söylemek! Filmi değişik olarak yorumlayabiliriz, kamera açısının değişmeyen algıyla bizlere olayları gösterme isteğini anlayabiliriz ama eksik olan ‘film’ duygusunu pek de yerine koyamadım açıkçası.</p>
<p>Ve gelelim Tunç Şahin’in kendi yazıp yönettiği tiyatro oyunundan uyarlanmış olan Canavar filmine. Zaten festival başlamadan, daha filmler açıklandığında başlamıştı Canavar’a olan itirazlar. O bir film değil, tiyatro vs..  Lars Von Trier imzalı Dogville’a kadar uzanan karşılaştırmalar var ama bence Canavar o kulvarlarda değil! Metin akıcı, oyunculuklar gayet iyi ve minimal dokusu ile dikkat çekici. Ben bir tiyatro oyunu uyarlaması değil de tek mekanda geçen bir film olarak izledim. Yıllar önce yaşanan ve herkesin üzerini örttüğü bir olayın ortaya çıkma sürecinde yaşananlar ‘canavar’ kavramına açılım sağlıyor. Yönetmenin oyun ve olaya bu açıdan bakmak istediğini düşünerek izledim, ortaya tek mekana sığmasına rağmen dinamik bir iş çıkmış!</p>
<p>Festivalin bir diğer yarışma filmi olan Patates Kızartması Sinan Biçici imzası taşıyor, başrollerde Bülent Emin Parlak, Serkan Genç ve Elit Andaç Çam var. Film aynı okuldan mezun olun, birisi tiyatro birisi de dizi oyunculuğu yapan iki farklı karakterin bir dizi setinde karşılaşıp şimdiyi ve geçmişi yad etmesini anlatıyor. Hareketli kamera, uzayan, tekrarlı sahneler filmin temposunu düşürdüğü gibi filmin ana konusunun ortaya dökülmesine de izin vermiyor, oyunculuklar tam olarak ortaya çıkmıyor. Bir tutukluk vardı filmde maalesef, fikir iyi ama uygulama kısmı zayıf! Festivalden ödül alamayan filmlerden oldu.</p>
<p>Bu sene festivale ulusal yapay zeka kısa film yarışması da eklenmiş, zaten edebiyat uyarlaması uzun metraj senaryo yarışması birkaç yıldır devam ediyor ve ben bu kısmı çok değerli buluyorum…</p>
<p>Festivalde bu sene gezi de vardı, yıllar önce Yumurtalık Limanı tarafına gitmiştik, bu kez rotamız Anavarza antik kenti, Arıkan Konağı, Kozan kalesi ve Dağılcak Tabiat Parkı oldu. Adana&#8217;nın farklı yüzleriyle karşılaştık, Kozan&#8217;da birçok dizi filmin çekildiği özellikle de yakın zamanda çekilen Bir zamanlar Çukurova&#8217;nın çekildiği sokakları görme imkanı bulduk. Ben bu gezileri de değerli buluyorum, yıllardır Adana&#8217;ya geliyorum bu gezilerle Adana&#8217;nın ne kadar geniş coğrafyası, özellikleri ve verimli yanları olduğunu gözlemliyorum. Artması dileğiyle&#8230;</p>
<p>Festivalde bu sene sinema yazarı / basın olarak filmlerin biletlerine ulaşmakta zorlandığımızı belirtmek istiyorum. Ücretsiz olan gösterimlere seyircinin ilgisi çok yoğun bu çok güzel. Bizler de filmleri izlemek için ayrı bir istek ve çaba gösteriyoruz ama çoğu zaman tansiyonu yükselen sıralarda beklemek zorunda kaldık, aklımızdaki tek şey bilete ulaşma duygusu oldu ve bu hem yordu hem de gereksiz bir mesai haline geldi. En azından sinema yazarları ve basının bu filmleri izlemek durumunda olduğu gerçeği göz önünde bulundurulursa, seneye çözümün daha yapıcı ve sorunsuz olacağını düşünüyorum. Biz bilete değil bilet bize ulaşmak için çabalasın! Bir de basının bir kısmı bu sene yarım konakladı, tıpkı geçen sene Altın Portakal’da olduğu gibi! Festivalin başlamasına günler kala söylendiği için bazı arkadaşlar için hoş olmadı, zorlayıcı oldu. Belli ki festival de böyle olmasını istemiyordu, muhtemelen son dakika ortaya çıkan talihsizlikler buna sebep oldu. Bir de bence film izleyen, festivalle ilgili üretim yapan basın festivali başından sonuna takip etmeli. Yani festivaller bir yerden kısacaksa bu sinema basını, yazarları olmamalı!</p>
<p>Onun dışında festival yine kapsayıcı olmaya çalıştı, Adana dışından çok konuk vardı. Adana’da olmayı seviyorum, film izlemeyi, onlarla ilgili çıkışlarda çene patlatmayı, filmlerin dünyasını gerçek dünyanın içinde aramayı! Festivali yapan ekibe de her şeyin daha kötüye gittiği zamanlardan geçtiğimizi düşünerek önümüzdeki yıl için kocaman güç diliyorum…</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/05/bir-arada-yalniz-ve-beklenti-icindeyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın Portakal’dan Uluslararası Özel Bölüm: “Kökler, Işık ve Kamera!”</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2026/10/05/altin-portakaldan-uluslararasi-ozel-bolum-kokler-isik-ve-kamera/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2026/10/05/altin-portakaldan-uluslararasi-ozel-bolum-kokler-isik-ve-kamera/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cine Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 07:41:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinehaber]]></category>
		<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=26666</guid>

					<description><![CDATA[63.Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin uluslararası programı kapsamında yer alan &#8220;Kökler, Işık ve Kamera!&#8221; başlıklı özel bölüm; savaşın ve işgalin gölgesinde üretmeye devam eden sinemacılara ayrıldı. 24-31 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek, Türkiye’nin en köklü film festivali Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin uluslararası programı kapsamında &#8220;Kökler, Işık ve Kamera!&#8221; başlıklı özel bölüm sinemaseverlerle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>63.Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin uluslararası programı kapsamında yer alan &#8220;Kökler, Işık ve Kamera!&#8221; başlıklı özel bölüm; savaşın ve işgalin gölgesinde üretmeye devam eden sinemacılara ayrıldı.</strong></p>
<p>24-31 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek, Türkiye’nin en köklü film festivali Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin uluslararası programı kapsamında &#8220;Kökler, Işık ve Kamera!&#8221; başlıklı özel bölüm sinemaseverlerle buluşacak.</p>
<p>İran, Lübnan, Ukrayna ve Filistin yapımlarından oluşan seçki; ağır ve olağanüstü koşullarda sadece yaşamakla ya da hayatta kalmakla yetinmeyip sinemayı bir varoluş ve ifade alanı olarak gören yaratıcıların emeğini odağına alıyor. Bölüm, bu zorlu koşullarda sanat üretmeyi sürdüren sinemacıları kutlarken, ortaya koydukları değerli emeğin daha geniş kitlelere ulaşmasını hedefliyor.</p>
<p>“Kökler, Işık ve Kamera!” özel bölümünde; yönetmenliğini Gleb Feldman’ın üstlendiği, Ukrayna yapımı, 79. Locarno Film Festivali’nin Geleceğin Leoparları Uluslararası Yarışma bölümünde yer alan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<strong>Another Day in the Metal Box &#8211; Metal Kutuda Sıradan Bir Gün</strong>”; yönetmenliğini Babak Khajehpasha’nın üstlendiği, İran yapımı, Fecr Film Festivali’nde En İyi Film ve oyunculuk ile yönetmenlik dallarında Jüri Özel Ödülleri dahil toplam 5 Kristal Simurg Ödülü kazanan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<strong>The Land of Angels &#8211; Melekler Diyarı</strong>”; yönetmenliğini Annemarie Jacir’in üstlendiği, Filistin, Birleşik Krallık, Fransa, Danimarka, Katar ve Türkiye ortak yapımı, 38. Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Film (Tokyo Grand Prix) ödülünü kazanan ve 50. Toronto Uluslararası Film Festivali’nin Gala seçkisinde yer alan, TRT ortak yapımı “<strong>Palestine 36 &#8211; Filistin 36</strong>”; yönetmenliğini Shorouq Al-Aila’nın üstlendiği, Filistin yapımı, Gazze Günlükleri belgesel serisinin bir parçası olan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<strong>Gazawyat: Noor &#8211; Gazze Günlükleri: Nur</strong>”; yönetmenliğini Karim Lakzadeh’nin üstlendiği, İran yapımı, Cannes ACID seçkisinde yer alan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<strong>Living Twice Dying Thrice &#8211; İki Kere Yaşamak Üç Kere Ölmek</strong>”; yönetmenliğini Amirali Navaee’nin üstlendiği, İran yapımı, 54. Rotterdam Uluslararası Film Festivali’nin ana yarışma bölümü olan Tiger Yarışması seçkisinde yer alan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<strong>Sunshine Express &#8211; Gün Işığı Ekspresi</strong>”; yönetmenliğini Isabelle Mecattaf’ın üstlendiği, Lübnan ve Bulgaristan ortak yapımı, dünya gösterimini 50. Toronto Uluslararası Film Festivali’nde yapan, 48. Clermont-Ferrand Uluslararası Kısa Film Festivali seçkisinde yer alan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<strong>Not Scared, Just Sad &#8211; Korkmuyorum, Üzgünüm</strong>”; yönetmenliğini Marie-Rosa Osta’nın üstlendiği, Fransa, Romanya ve Lübnan ortak yapımı, 76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Kısa Film dalında Altın Ayı kazanan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<strong>Someday, A Child &#8211; Bir Gün Bir Çocuk</strong>”; yönetmenliğini Vahid Mazraeh’nin üstlendiği, İran yapımı, Golden Grape Uluslararası Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü ve Özel Mansiyon kazanan, Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<strong>Out of Tune &#8211; Nâsaz</strong>”; yönetmenliğini Ali Andarz’ın üstlendiği, İran yapımı, 11. Jaffna Uluslararası Film Festivali seçkisinde yer alan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<strong>Hanieh &#8211; Haniye</strong>”; yönetmenliğini Yazdan Tabrizi’nin üstlendiği, İran yapımı, dünya gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<strong>No Sight No Sound &#8211; Ne Ses Ne Seda</strong>”; yönetmenliğini Dima El-Horr’un üstlendiği, Lübnan, Fransa ve Suudi Arabistan ortak yapımı, Vision du Réel Uluslararası Belgesel Film Festivali’nden ZONTA Yaratıcı Destek Ödülü’nü kazanan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<strong>And the Fish Fly Above Our Heads &#8211; Ve Balıklar Tepemizden Uçtu</strong>” ile yönetmenliğini Mykola Zasieiev’in üstlendiği, Ukrayna ve Fransa ortak yapımı, 48. Clermont-Ferrand Uluslararası Kısa Film Festivali seçkisinde yer alan ve Türkiye’de ilk gösterimini Antalya’da gerçekleştirecek olan “<strong>Easter Day &#8211; Paskalya Günü</strong>” filmleri izleyiciyle buluşacak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2026/10/05/altin-portakaldan-uluslararasi-ozel-bolum-kokler-isik-ve-kamera/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
