<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Serdar Akbıyık &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/author/serdarakbiyik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Jul 2021 14:39:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Darbeler ülkesinde bir darbe filmi çekmek mümkün mü?</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/07/15/darbeler-ulkesinde-bir-darbe-filmi-cekmek-mumkun-mu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/07/15/darbeler-ulkesinde-bir-darbe-filmi-cekmek-mumkun-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2021 12:46:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=17551</guid>

					<description><![CDATA[Bazı filmler vardır işlediği konu ile o kadar önemlidir ki bu tür filmlerin kalitesini veya sinematografisini eleştirmek çok zordur. İşte 15 07 Şafak Vakti filmi de böyle bir yapım. 15 Temmuz 2016’da akşam saatlerinde yaşanan felaketi kimse unutamaz. Bu ülkenin bağımsızlığının tekrardan kazanıldığı bir gün olarak kabul ediyorum bu felaket günü. Herkes kabul eder ki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">Bazı filmler vardır işlediği konu ile o kadar önemlidir ki bu tür filmlerin kalitesini veya sinematografisini eleştirmek çok zordur. İşte 15 07 Şafak Vakti filmi de böyle bir yapım.</p>
<p class="p1">15 Temmuz 2016’da akşam saatlerinde yaşanan felaketi kimse unutamaz. Bu ülkenin bağımsızlığının tekrardan kazanıldığı bir gün olarak kabul ediyorum bu felaket günü. Herkes kabul eder ki 2016’da bu darbe durduruldu ama etkisini hala yaşıyoruz. Ne yaşananları tam anlayabildik ne bu süreci anlamak için herhangi bir çabamız oldu. Çünkü ne siyasi iklim ne de bu tür bir çabayı gösterecek sivil örgütler buna hazır değil. Bildiğim tek şey Amerika odaklı Fetö hareketinin halk tarafından engellendiği. Bunun nasıl olduğunu da tam anlamış değilim. 100’lerce şehit verdik, ordumuzun haysiyeti kırıldı. Daha korkuncu zaten ordu elden gitmiş bizim yeni haberimiz oldu. 15 Temmuzun bize yaşattığı şokun önemli bir tarafı da bu. Toplum ne kadar ele geçirildiğini bu felaketle öğrendi, yüzleşti. Bu bir travmadır. Sadece ordu mu? Emniyetinden, üniversitelerine. hastanelerine kadar yerleşmiş bir hain ordusu. Neredeyse bir milletin onda biri bu darbeyi yapan örgüte üye veya sempatizanıysa bu millet ileriye nasıl bakar? Şu an hala yaşamakta olduğumuz bu travmanın içinde şaşkın bir şekilde var olan insanlara 15 Temmuz’un filmini yapıyoruz. Bu ülke daha Adnan Menderes ile 12 Eylül darbesiyle ve bir dolu çalkantıyla yüzleşemedi. Bu yüzleşememe neredeyse bu toplumun bir kültürü haline geldi. Bu ortamda film yapmak çok zor. İşte bu filmi <span class="s1">yönetmen Volkan Kocatürk çekti. Filmin başrollerini Erkan Petekkaya, Baran Bölükbaşı, Tugay Mercan, Serkan Ercan ve Nazan Diper üstlendi. Filmde 15 Temmuz’un sebepleri, kimin yaptığı veya nasıl önlendiği ile ilgili pek bir şey yok. Sadece o gece şans eseri darbeci askerlerle yüz yüze gelen halkın tepkisi ve ödediği bedel vardı. Tabii ki bu darbeyi önleyen halkın ödediği bedeldir. Ama sadece bu kadar olduğuna inanmak bana zor geliyor. Açıkçası filmin daha fazlasını da hedeflediğini sanmıyorum. Çekilen acıları ve kaybedilen hayatların bir kısmı ile bu filmi kotarmak bana yeterli gelmiyor. Hele filmin Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından desteklendiği düşünülürse. Daha politik, daha sosyolojik ve daha derin anlatılmalıydı bu felaket. Üstelik filmin bütçesi de iyi gözüküyor. Şimdiye kadar yapılan en büyük kapalı dekora sahip film, tam 24 bin metrekare dekor hazırlanmış. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve filmin geçtiği Çengelköy’ün bir kısmı bu dekorla canlandırılmış. </span><span class="s2">150 kişilik ekip ve 7.500 yardımcı oyuncu görev alırken, 1.250 aksesuar araç, tank ve askeri kamyon kullanılmış. Kısacası büyük emek var ama filmi seyrettiğinizde bu emeğin karşılığının alındığını düşünmüyorum. Özellikle oyuncuların performansı bir sinema filmine değil de tiyatroya yakın düşmüş. Bütün bunların suçlusu ise ne yönetmen ne de oyuncular. Bizin sinema kültürümüz böylesi yüzleşme filmlerini çekme tecrübesine sahip değil. Bu tecrübesizlik dışında çoğu oyuncunun dizilerde yetişmesi, birkaç tecrübeli tiyatro kökenli oyurcunun filmi sürüklemesi, filmlerimizde böyle gedikler yaratıyor. Yine de buna bir başlangıç diyelim ve toplumun dinamikleriyle oynayan bu tür hikayeleri yaparken daha fazla taşın altına elimizi sokacak cesareti bulalım. Kolay değil ama sinema böyle birşey.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/07/15/darbeler-ulkesinde-bir-darbe-filmi-cekmek-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinemanın ısınma turları Çılgın Ortak</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/07/15/sinemanin-isinma-turlari-cilgin-ortak/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/07/15/sinemanin-isinma-turlari-cilgin-ortak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2021 12:30:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=17554</guid>

					<description><![CDATA[Sinema salonları açıldı, ilk haftalarda gişe beklenenden iyi. İnsanlar kapalı kaldığı günlerin intikamını alır gibi kendini dışarıya attı. Sinemalarda bundan nasibini alıyor. Aslında şu dönemde vizyona giren filmlerin bir sorumluluğu var. Kendini sinemaya atan izleyiciyi, salona geldiği için şanslı hissettirmeliler. Çünkü bu dönem geçince yine sinema ile izleyici arasındaki ilişki limonileşebilir. Özellikle bilet fiyatları ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Sinema salonları açıldı, ilk haftalarda gişe beklenenden iyi. İnsanlar kapalı kaldığı günlerin intikamını alır gibi kendini dışarıya attı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sinemalarda bundan nasibini alıyor. Aslında şu dönemde vizyona giren filmlerin bir sorumluluğu var. Kendini sinemaya atan izleyiciyi, salona geldiği için şanslı hissettirmeliler. Çünkü bu dönem geçince yine sinema ile izleyici arasındaki ilişki limonileşebilir. Özellikle bilet fiyatları ve ülkenin genel ekonomik durumu sebebi ile bu durumla karşılaşabiliriz. Bir de bunun üzerine dijital kanalların ürettiği filmler ve insanların bu filmleri evlerinde tüketme rahatlığını tattığını düşünürsek sinema salonlarının geleceğinin belirsiz olduğunu düşünebiliriz. İşte bu yüzden bu birkaç hafta vizyona giren filmlerin gişe akıbeti çok önemli. Türk sinemasında izleyici denince ilk akla gelen tür komedidir. Bu Yeşilçam’da da böyleydi bugün de böyle. Bu hafta iki tane Türk komedi filmi vizyona giriyor. Bunlardan biri Özgür Selvi’nin yönettiği, Sinan Çalışkanoğlu, Nur Erkul, Ayşe Kökçü ile Ali Tarık Fındık’ın oynadığı Çılgın Ortak. Yönetmen Özgür Selvi’yi Gülcemal filmiyle hatırlayabilirsiniz. 2014 yılında çektiği bu filmden sonra Çılgın Ortak ile yine izleyici karşısında Selvi. Başrolde oynayan Sinan Çalışkanoğlu içinse bu filmin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Birçok dizide ve filmde oynayan Çalışkanoğlu’nun neredeyse ilk başrolü diyebiliriz bu filme. Bence tipiyle hem komediye iyi uyuyor hem de diksiyonu ve tarzıyla farklı bir oyunculuk sergiliyor. Yönetmen ve senarist olarak Özgür Selvi de iyi iş çıkarmış. Her ne kadar başrol karakteri fakir ve bıçkın bir delikanlı olsa da avamlaşmayan espiriler, filmin mimiklerden çok senaryonun kendi komedisine sırtını dayaması benim gönlümü aldı. Yanlış anlaşılmasın bir başyapıttan bahsetmiyoruz ama kaliteli bir iş olduğunu düşünüyoruz. Yönetmen film üretmeye bu kadar ara verirse bir hamlık haliyle olur. Sinema üretmeye dayalı bir eğlence/sanat dalıdır. Hem oyuncular hem yönetmen ürettikçe sinemaya sahip olur. Bu film pandemi yüzünden yaşanan kesintiden sonra bir geri dönüş çabasıdır ve izlemeye değer</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/07/15/sinemanin-isinma-turlari-cilgin-ortak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Festivallerin pandemi savaşı 2… Antalya Altın Portakal</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/10/14/festivallerin-pandemi-savasi-2-antalya-altin-portakal/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/10/14/festivallerin-pandemi-savasi-2-antalya-altin-portakal/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2020 12:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15841</guid>

					<description><![CDATA[57. Antalya Altın Portakal Film Festivali sonlandı. Yıllardır takip ettiğimiz organizasyonun belki de en sıradışı yılıydı. Bu festivali birkaç bölüm üzerinden anlatmaya çalışacağım. Öncelikle pandemi sürecinde festivalin izleyicinin katılımıyla yapılması üzerinde durmak istiyorum. Herkes sosyal medyada atıp duruyor, yok efendim sanat ölmesin, tiyatrolar kapanmasın, sinemalar kapılarına kilit vurmasın diye. Şimdiye kadar bir kişinin bile bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">57. Antalya Altın Portakal Film Festivali sonlandı. Yıllardır takip ettiğimiz organizasyonun belki de en sıradışı yılıydı.</p>
<p class="p1">Bu festivali birkaç bölüm üzerinden anlatmaya çalışacağım. Öncelikle pandemi sürecinde festivalin izleyicinin katılımıyla yapılması üzerinde durmak istiyorum. Herkes sosyal medyada atıp duruyor, yok efendim sanat ölmesin, tiyatrolar kapanmasın, sinemalar kapılarına kilit vurmasın diye. Şimdiye kadar bir kişinin bile bu söylemlere itiraz ettiğini görmedim. Ama iş elini taşın altına sokmaya gelince sosyal medyada böyle konuşanlar hemen festivalleri ya iptal etme veya internetten yapma yoluna gidiyorlar. Bir festivali internetten yapmak nedir? Koskoca bir yalandır. İnternetten ne yapıyorsunuz, güya yarıştırdığınız filmleri birkaç sinema yazarına veya festivalin platformuna üye olan, uygulama indiren bir kaç sinema severe izletiyorsunuz. Yaptığınız festival olmuyor, olsa olsa film gösterimi denir buna. O da sinemada değil televizyonda… Bu tavrınız ile sinemayla vatandaş arasındaki ilişkiyi zedeliyorsunuz. Asla bir film koskoca beyazperdede izlendiği gibi televizyondan takip edilemez, içselleştirilemez. Bana hiç anlatmayın, “artık televizyon ekranları büyük, ev ses sistemleri var” diye. Sinemada film seyretmek topluca yapılan bir eylemdir. Hem filmi içselleştirmeye hemde grup ruhunun içine girmeye yarar. Aynı filmi seyredenlerin daha sonra hemen film üzerine yaptığı konuşmaların insanı nasıl bilinçlendirdiğine hiç girmeyeceğim. Gelelim normal bir izleyici için festivalde seyredilen filmlerin artısına. İzleyici galalarda yönetmen ve oyuncularla birlikte izler filmi. Onları görüp tepkilerine şahit olmak sinema dünyasının içine sokar normal izleyiciyi. Hele bir de hemen gösterimden sonra yapılan soru cevap kısmına katılmak, sokaktaki insanı sinema dünyasının içine sokar ve unutulmaz izler bırakır vatandaşta. Herşeyi geçtim internetten yaptığınız festivalde insanların elinden bunu alıyorsunuz. Bir ülke düşünün ki sinema salonları açık. İzleyici parasını verip pandemi önlemlerine uyarak film seyrediyor ve bu ülkenin film festivalleri salonlarını bu izleyicinin yüzüne kapatıyor. Bu noktada film festivallerini gerçekten önemseyen organizasyonlar izleyicinin katılımıyla festivallerini çok güzel yapıyorlar, Ankara ve Antalya’da bunu gördük. Diğerlerinin hepsi aslında festivali bir külfet görüp yasak savma adına internetten festival yapmayı uygun görüyorlar. Ya yıllardır süren festivali bitirmeye cesaret edemeyen belediyeler veya festival yöneticisi, yönetimi titrini kaybetmek istemeyen ama elini taşın altına koymaya da yanaşmayan isimler bunlar. Bu sınıfın haklı hiçbir yanı olamaz. Sözüm ona izleyiciyi hastalıktan koruyorlar. Ankara ve Antalya farklı farklı şekilde bu tehlikenin nasıl alt edileceğini bize kanıtladı. Ankara kapalı salonda festivali yaparken inanılmaz önlemler almıştı. Filmin gösteriminin yapıldığı salonlar her gösterimden önce ultraviyole ışınlarla yıkanıyor, oturulan koltuklar bez giydirilerek izleyicinin mikrop kapma tehlikesini azaltıyordu. Bu bezler gösterimden sonra değişiyor ve bu önlemler izleyiciyi koruyordu. Antalya ise film gösterimlerini açık hava sinemasında yapmayı uygun görmüştü. Oturulan sandalyeler arasında en az 1,5 metre boşluk bırakılmış ve izleyicinin maskeli seyretmesi sağlanmıştı. Salonlara girerken herkesin ateşi ölçülüyor maske takıp takmadığı kontrol ediliyor, hatta yedek maskeler girişte bekletiliyordu. Salona girip çıkarken kullandığım El dezenfektanları yüzünden elim tahriş oldu. Yani iş o kadar sıkı tutuluyordu. Ankara ve Antalya bu önlemlerle festival yaparak diğer kolaycıları boşa çıkarttılar. Sinema dünyası ve sanat severler için bu yaptıkları doğru tercihler adına iki organizasyonu da kutlarım.</p>
<p class="p1">Gelelim Antalya’nın film seçkisine, 12 film seyrettik. Toplam kaliteye baktığımda büyük bir düşüş olduğunu söylemeliyim. Tabii bu festivalin suçu değil, ne yazık ki Türk sineması başaşağı gidiyor. Eldeki filmler bunlar.</p>
<p class="p1">Hal böyle olsa da ön jürinin bu kalite düşüklüğünde biraz sorumluluğu olduğunu da söylemeliyim. Ön jüri tarafından kabul edilmemiş birkaç filmi izleme şansına eriştim. Yarışan filmlerin bazılarından çok daha kaliteli olduklarını söylemem lazım. Tabii ki Türk sineması adına, ön jürinin yaptığı birkaç hatalı seçimden daha önemlidir sinemamızdaki genel çöküş. 10 yıl önceki Antalya’da yarışan filmlere baktığımda bu çöküşün ne kadar büyük olduğu gözüküyor. 47. Antalya Film Festivali’nde yarışan filmlere bakın, Seren Yüce’nin Çoğunluk, Tolga Karaçelik’in Gişe Memuru, Derviş Zaim’in Gölgeler ve Suretler, Selin Demirdelen’in Kavşak, Sedat Yılmaz’ın Press,Tayfun Pirselimoğlu’nun Saç ve Belma Baş’ın Zefir filmleri. İnanın bu filmlerin herhangi biri bu yıl yarışsaydı bütün ödülleri alabilecek kalite farkını günümüzdeki filmlere atarlardı.</p>
<p class="p1">Gelelim 57. Altın Portakal’ın yarışma filmlerine, Reis Çelik’in Ölü Ekmeği, Atalay Taşdiken’in Kar Kırmızı, Fikret Reyhan’ın Çatlak, Tankut Kılınç’ın Dersaadet Apartmanı, Nesimi Yetik’in Dirlik Düzenlik, Derviş Zaim’in Flaşbellek, Orçun Benli’nin Gelincik, Erdem Tepegöz’ün Gölgeler İçinde, Azra Deniz Okyay’ın Hayaletler, Tunç Şahin’in İnsanlar İkiye Ayrılır, Yasin Çetin ile Barış Gördağ’ın Koku yapımları izleyici önüne çıktı. Ercan Kesal’ın başkanlığını yaptığı jüride Gülse Birsel, Kıvanç Sezer, Taner Birsel, Zeynep Oral yer aldı. Filmlerin eleştirisini yaptım ve yazının sonuna linklerini koyacağım. Burada asıl konuşulması gereken jürinin tercihleri. Ortada bir jüri varsa mutlaka doğrudur yanlıştır tartışması yapılır. Çünkü her ne kadar uzman insanlar olsalar da onların da bir politik duruşu, farklı farklı kimlikleri var. Ve sinemayı algılamak bu kimliklerle çok bağlantılı. Onun için ben bunu beğendim onlar şunu verdiler demeyeceğim. Fakat koca koca insanların yurt dışında ödüllendirilmiş filmlere beğenilerini kurban etmelerine de sessiz kalamayacağım. En İyi Film ödülünü alan Hayaletler filmi adım gibi eminim Venedik’ten ödülle dönmeseydi burada ödül alamazdı. Şu yurtdışı festivallerinin bizim jürilerimizin beğenilerine ambargo koyması çok can sıkıcı. Yazının sonunda bütün bu tartışmaları bize yaptıran festivali günümüzün şartlarında hayata geçiren organizasyona tekrar teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.</p>
<p class="p1"><strong>YARIŞMA FİLMLERİNİN KRİTİKLERİ</strong></p>
<p class="p1"><a href="http://www.cinedergi.com/2020/10/13/turkiyenin-hayaletlerini-odul-icin-kullanmak/">Hayaletler</a></p>
<p class="p1"><a href="http://www.cinedergi.com/2020/10/13/golgeler-icinde-bogulmak/">Gölgeler İçinde</a></p>
<p class="p1"><a href="http://www.cinedergi.com/2020/10/13/dersaadet-apartmanin-da-mutluluk-yok/">Dersaadet Apartmanı</a></p>
<p class="p1"><a href="http://www.cinedergi.com/2020/10/13/catlak-filminin-hakki-yendi/">Çatlak</a></p>
<p class="p1"><a href="http://www.cinedergi.com/2020/10/13/kadin-dertlerine-bulasmayan-bir-kadin-filmi-dirlik-duzenlik/">Dirlik Düzenlik</a></p>
<p class="p1"><a href="http://www.cinedergi.com/2020/10/13/hafizasiz-bir-topluma-kac-flasbellek-gerekir/">Flaşbellek</a></p>
<p class="p1">İnsanlar İkiye Ayrılır</p>
<p class="p1">Gelincik</p>
<p class="p1">Koku</p>
<p class="p1">Kar Kırmızı</p>
<p class="p1">Ölü Ekmeği</p>
<p class="p1">Kumbara</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/10/14/festivallerin-pandemi-savasi-2-antalya-altin-portakal/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Gelincik beni sarstı</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/10/14/bu-gelincik-beni-sarsti/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/10/14/bu-gelincik-beni-sarsti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2020 12:09:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15847</guid>

					<description><![CDATA[Orçun Benli arkadaşımdır. Aslında biz sinema eleştirmenleri ile yönetmenlerin arkadaşlığını çok doğru bulmam. Çünkü mesleki olarak etik değildir. Ama sonuçta bu camia da öyle çok geniş bir camia değil. Üstelik sinema dediğin öyle sabah 9 akşam 5 yapılan bir iş olamaz. Eğer sinemanın herhangi bir paydasında yer alıyorsanız o sizin 24 saatinizi kapsar. Ona göre [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">Orçun Benli arkadaşımdır. Aslında biz sinema eleştirmenleri ile yönetmenlerin arkadaşlığını çok doğru bulmam.</p>
<p class="p1">Çünkü mesleki olarak etik değildir. Ama sonuçta bu camia da öyle çok geniş bir camia değil. Üstelik sinema dediğin öyle sabah 9 akşam 5 yapılan bir iş olamaz. Eğer sinemanın herhangi bir paydasında yer alıyorsanız o sizin 24 saatinizi kapsar. Ona göre düşünürsünüz, ona göre tepkilerinizi ortaya koyarsınız, düşmanlarınız, dostlarınız bu çevreden olur. Farklı fikirlerdeki insanlar bu birlikteliğin verdiği yakınlığı paylaşırlar. Bizim de Orçun ile arkadaşlığımız böyle başladı. Orçun Benli’nin ilk filmi Bu Son Olsun vizyona çıktığında Alper Turgut ile beğenmedik ve eleştirdik. Orçun’da bizi telefonla aradı. Sonra o bizi anladı biz onu. Biraz delidir, bıçkındır, kısacası anlaşabileceğim birisidir. Yıllar içinde o çekti biz eleştirdik, doğru bildiklerimizi söyledik. O da candan bir insan olduğudan hep projeleri için bize danıştı. Bu ilişki öyle bir yere geldi ki onun filminde yer almamızı istedi. Bu yıla kadar olmadı. Şans işte Gelincik’in çekimlerinde onun da ısrarıyla küçük bir rol aldık. Biz sinema eleştirmenlerinden intikamını almak için Orçun bize infazcı polis rolü verdi. Spoiler olmasın ama merak edenler için söylüyorum filmin başında bombayla patlayıp ölen polis benim. Neyse film bitti, o sırada Antalya’nın SİYAD jürisine seçildik. Biz jüri olduğumuzda yarışma filmleri belli değildi. Ama Orçun’un Gelincik filmi Antalya’ya kabul edildiğinde hemen jüriliği bıraktık. Hatta bu yüzden çektiğimiz videolarda bile filmle ilgili yorumda bulunmadım. Bu yazıda da filmin içeriğiyle ilgili birşey yazmayacağım. Sadece şunu söyleyebilirim. Orçun artık nasıl filmler çekmesi gerektiğini biliyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/10/14/bu-gelincik-beni-sarsti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hafızasız bir topluma kaç Flaşbellek gerekir?</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/hafizasiz-bir-topluma-kac-flasbellek-gerekir/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/hafizasiz-bir-topluma-kac-flasbellek-gerekir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2020 17:13:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15824</guid>

					<description><![CDATA[Derviş Zaim Flaşbellek ile öyle bir film yapmış ki entelektüel sınıfın veya bizim sinema camiasının ne olduğunu ortaya çıkaran bir turnusol kağıdı görevi gördü. Filmin etkisinin bu anlamda kendi sinemasal değerinden fazla olduğunu söyleyebilirim. Flaşbellek Suriye’de yaşanan savaş sırasında hükümetin muhalifleri nasıl katlettiğini kanıtlayan 10 bin resmin yurtdışına kaçırılmasını konu alıyor. Film, Suriyeli askeri bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">Derviş Zaim Flaşbellek ile öyle bir film yapmış ki entelektüel sınıfın veya bizim sinema camiasının ne olduğunu ortaya çıkaran bir turnusol kağıdı görevi gördü.</p>
<p class="p1">Filmin etkisinin bu anlamda kendi sinemasal değerinden fazla olduğunu söyleyebilirim. Flaşbellek Suriye’de yaşanan savaş sırasında hükümetin muhalifleri nasıl katlettiğini kanıtlayan 10 bin resmin yurtdışına kaçırılmasını konu alıyor. Film, Suriyeli askeri bir görevlinin aldığı yara sonrası konuşma yetisini bir süre kaybetmesi sonucu görev yerinin değiştirilmesi ile başlıyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Ahmet, komutan kademesi tarafından konuşma yetisini kazanana kadar gizli bir depoda görevlendirilir. Bu depoda gösteriler sırasında ve işkencede öldürülen muhaliflerin resimlerinin çekilip kayıt altına alma işi yapılmaktadır. Ahmet zaten yaşananlardan rahatsızken bütün katliamı kayıt altına almakla görevlendirilince ülkesine olan sevgisi ile insanlık onuru arasında bir seçim yapmak zorunda kalır. Ve gizlice eşiyle beraber resimleri yüklediği birkaç flaşbellek ile Türkiye sınırına doğru kaçar. Derviş Zaim, Suriye’de yaşananlara kesinlikle hiçbir yorum katmadan gerçek bir hikayeyi kurgulamış. Böyle bir filmi yapmaya kalkışmak bile cesaret işidir. Nasıl Türkiye Suriye’de bir karmaşanın içinde kaybolduysa bir yönetmenin de bu karmaşadan kaçması imkansızdır. Bu anlamda Zaim’in belgelenmiş gerçekleri takip etmek dışında bir tavrı olamazdı, o da öyle yapmış.</p>
<p class="p1">Film festivalde gösterilir gösterilmez tavırlar ve tepkiler ayyuka çıktı. Sanki bu ülkeyi yönetenlerin bütün yanlışlarından Derviş Zaim suçluydu. İnsanlar yıllarca filmlerini seyredip övdükleri yönetmeni linç etme yarışına girdiler. Efendim neymiş filmin sponsoru TRT imiş. Bu suç mu? Bunu söyleyenlerin hepsi film çekmek için Kültür Bakanlığı’nın kapısında yatıp kalkan insanlar. Türkiye’de hangi film devlet desteği almadan çekiliyor? Bu ayıptır, ikiyüzlülüktür. Gelelim Zaim’in hikayedeki tercihlerine, öyküde bazı tutarsızlıklar var. Mesela Ahmet ve eşinin İşid’e esir düştüğü sırada karşılaştıkları küçük çocukla kurdukları sırıdaşı bağ. Bu öyle bir bağ ki Türkiye’ye gelmeyi başardıktan sonra sırf bu çocuk için İşid’in kampına dönmeyi göze alıyorlar.</p>
<p class="p1">Senaryo bu hareketi mantıklı çıkaracak bir ilişkiyi bize gösteremiyor. Veya bu kadar zorlukla yaptıkları yolculuğu filmin sonuna doğru bir taksi ile kolayca tekrarlanır hale gelmesi. Bunlar biraz senaryo kolaycılığıydı. Bu arada filmin başrollerinde tamamıyla Suriyeli oyuncular yer alıyor. Derviş Zaim’in bütün dezavantajlara rağmen oyuncu yönetiminde başarılı olduğunu söylemeliyiz. Flaşbellek Zaim’in en iyi filmi değil hatta ikinci filmi bile değil ama festivalde gördüğü muameleyi de hak etmediğini söylemeliyim.</p>
<p class="p1">FİLMİN KÜNYESİ</p>
<p class="p3"><span class="s1">Yönetmen</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Derviş Zaim</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Senaryo</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Derviş Zaim</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Görüntü Yönetmeni</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Andreas Sinanos</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kurgu</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Aylin Zoi Tinel</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Oyuncular</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Saleh Bakri</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Sara El Debuch</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Ali Suleiman</span></p>
<p class="p5"><span class="s2">Husam Chadat</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/hafizasiz-bir-topluma-kac-flasbellek-gerekir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gölgeler İçinde boğulmak</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/golgeler-icinde-bogulmak/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/golgeler-icinde-bogulmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2020 17:10:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15821</guid>

					<description><![CDATA[Antalya Altın Portakal’ın merakla beklenen filmlerinin başında Erdem Tepegöz’ün Gölgeler İçinde filmi geliyordu. İlk gösterimini Moskova Film Festivali’nde yapan film bir de ödül alınca bütün dikkatleri üzerine çekti. Yönetmenin ilk filmi Zerre çok başarılı bir yapımdı. Türkiye’de emekçiler üzerine yapılmış böylesi başarılı film azdır. Yönetmen Zerre de gerçekçi bir sinema diliyle kapitalizm üzerine gönderdiği okları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">Antalya Altın Portakal’ın merakla beklenen filmlerinin başında Erdem Tepegöz’ün Gölgeler İçinde filmi geliyordu. İlk gösterimini Moskova Film Festivali’nde yapan film bir de ödül alınca bütün dikkatleri üzerine çekti.</p>
<p class="p1">Yönetmenin ilk filmi Zerre çok başarılı bir yapımdı. Türkiye’de emekçiler üzerine yapılmış böylesi başarılı film azdır. Yönetmen Zerre de gerçekçi bir sinema diliyle kapitalizm üzerine gönderdiği okları bu sefer bilimkurgu türünü kullanarak hayata geçirmeye çalışmış. Kısacası şekil olarak birbirinden çok farklı iki filmin mesajları benzerdi. Peki Zerre bu kadar başarılı iken Gölgeler İçinde niye aynı çizgiyi yakalayamadı? Bilimkurgu bir tür sinemasıdır ve kendine ait kalıpları vardır. Bu kalıpları hayata geçirmek iyi bir bilimkurgu çekmeye yetmez. Öncelikle siyasi bir alt metniniz varsa senaryonuzun da derinliği önemlidir. Filmin senaryosu yetersiz ama müzik, mekan ve ses çalışması başarılıysa elinizde güzel ama boş bir kutu kalır. Gölgelerin İçinde de bu dezavantajı yaşıyor. Film Gürcistan’da terkedilmiş bir maden işletmesinde çekilmiş. Gerçekten distopik bir film için bulunmaz bir mekan. Yönetmen de filmin başrolüne bu mekanı oturtmuş. Ne yazık ki ya bu mekana fazla güvenmiş veya alışık olmadığı bir tür olan bilimkurguya kendini kurban etmiş. Bilimkurgunun distopik havasını yakalamak için o kadar öyküyü gizlemiş ki mesajlar kaybolmuş. Öykünün bir çatısı yok. İzleyicinin senaryonun içine girebilmek için sorması gereken soruların cevapları yok. Böyle olunca da ses çalışması ve mekan dışında hiçbir şey yok. Eminim Erdem Tepegöz bu filmi aynı mekanda gerçekçi bir dille çekseydi bu senaryo başarısızlığından bahsetmezdik. Filmin başrolünde oynayan Numan Acar iyi resim veriyor fakat o da senaryonun zaaflarına kurban olmaktan kurtulamıyor. Peki başarısız dediğimiz bu film nasıl Antalya’da 5 ödül birden aldı? Öncelikle En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Müzik ve En İyi sanat Yönetmeni ödüllerini almayı hak ettiğini biz de yazımızda söylüyoruz. Ama SİYAD ve Film-Yön ödüllerini nasıl aldığı sorusuna bu ödülü veren jürinin cevap vermesi gerekir.</p>
<p class="p1">FİLMİN KÜNYESİ</p>
<p class="p3"><span class="s1">Yönetmen</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Erdem Tepegöz</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Senaryo</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Erdem Tepegöz</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Görüntü Yönetmeni</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Hayk Kirakosyan</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kurgu</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Arzu Volkan</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Oyuncular</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Numan Acar</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Vedat Erincin</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Ahmet Meli̇h Yılmaz</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Emrullah Çakay</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Muharrem Bayrak</span></p>
<p class="p5"><span class="s2">Selin Kavak</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/golgeler-icinde-bogulmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çatlak filminin hakkı yendi</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/catlak-filminin-hakki-yendi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/catlak-filminin-hakki-yendi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2020 17:04:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15817</guid>

					<description><![CDATA[Antalya Altın Portakal ödülleri belli olduğunda Fikret Reyhan’ın ikinci filmi Çatlak&#8217;ın, Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini aldığı halde haksızlığa uğradığını düşündüm. Bunun iki sebebi vardı. Birincisi Çatlak filminin rakiplerinin zayıflığı ikincisi ise Hollywood ve dünya sinemasında çok karşılaştığımız bir tür sinemasının büyük bir başarı ile yerelleştirilmesiydi. Çoğunlukla tek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p3"><span class="s1">Antalya Altın Portakal ödülleri belli olduğunda Fikret Reyhan’ın ikinci filmi Çatlak&#8217;ın, </span><span class="s2">Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini aldığı halde haksızlığa uğradığını düşündüm. </span></p>
<p class="p3"><span class="s2">Bunun iki sebebi vardı. Birincisi Çatlak filminin rakiplerinin zayıflığı ikincisi ise Hollywood ve dünya sinemasında çok karşılaştığımız bir tür sinemasının büyük bir başarı ile yerelleştirilmesiydi. Çoğunlukla tek ve kapalı mekanda geçen bir aile yemeği üzerinden ailelerin trajedilerine odaklanan bu tür yapımlar diyalog üzerinden gider ve ait olduğu toplumsal değerleri, akrabalar arasındaki ilişkiyi didik didik eder. Aile arasındaki karanlık sırlar ile gerilimi ve aksiyonu sağlayan bu tür yapımlar bizim sinemamızda çok da görülmez aslında. Örnek olarak Metin Erksan’ın Susuz Yaz, Ö. Lütfü Akad’ın Gelin-Diyet-Düğün üçlemesi filmlerini verebiliriz. 2000 sonrası sinemamız ise benzer birkaç filme rağmen bu alanda fakirdir. Yönetmen Fikret Reyhan Çatlak filmiyle bu kurumuşluğa biraz su serpti. Aslında Reyhan’ın ilk filmi olan Sarı Sıcak’ta yine akraba ilişkilerine özellikle baba oğul ilişkisine odaklanmıştı. Bu sefer kapsamını biraz daha geniş tutmuş ve Türk aile yapısını başarılı bir şekilde odağına almış. Kökenleri köye dayanan bir ailenin yaşam mücadelesi verirken nasıl akraba ilişkilerinin yıprandığını ve günümüz kapital ilişkilerinin insanları nasıl ruhen fakirleştirdiğini anlatmış yönetmen. Tam da bu noktada öyle küçük dokunuşlar yapmış ki hikayeye, yazımın başında bahsettiğim yerelleşme büyük bir başarı ile yakalanmış. </span></p>
<p class="p3"><span class="s2">Fatih İngiltere’de çalışırken arkadaşından yüklü miktarda bir para alır ve ailesine gönderir. Baba da bu para ile aile işlerini düzenler. Neredeyse bütün aile fertleri bu gelen paradan yararlanır, kimi minibüs alır kimi dükkan açar. Fatih evine döndüğünde aldığı borcu Ayhan’a ödemez. Bunun üzerine Ayhan parayı almak için Türkiye’ye gelir ve Fatih’in geniş ailesinin oturduğu binaya ziyarete gider. Asıl film de burada başlar. Fatih’in babasının isteksiz tavırları, bu paranın alınmasında oğlunu suçlaması, diğer kardeşlerin hiç oralı olmamaları hikayenin trajedisinin alt tabanını oluşturur. Oğullar arasındaki rekabete gelinlerin de katılması aksiyonu daha da geliştirir. Yönetmen bu noktada öyle saptamalar yapmış ki hem sosyolojik hem de psikolojik göndermeler bu filmi çok sevmeme sebep oldu. Mesela parayı ödemek için ne yapmaları gerektiği tartışılırken gelinlerin altınlarını satma fikri ortaya atılır. Fatih’in eşi altınlarını satmak istemez ve diğer gelinin kendi altınlarını sakladığını öne sürer. Diğer gelin buna itiraz eder ve hiç altını olmadığını söyler. Fatih’in ağabeyi karısının böyle bir şey yapmadığına inanır ve karısının Kuran’a el basmasını ister. </span></p>
<p class="p3"><span class="s2">Kadın herkesin ortasında Kuran’a el basamaz ve yalanı ortaya çıkar. Burada izleyici bu ikinci gelinin dini sebeplerle yemin etmediğini düşünebilir. Halbuki kayınvalidesi saklanan altınları bilmektedir ve bu yüzden gelin o yemini edemez. Türk toplumundaki değer yargıları için önemli bir çıkarımdır bu. Ve daha bir çok böyle detay bulunmakta filmde. Kısacası bu kadar dolu ve öyküsü bir bütünlük halinde olan başka yarışmacı bir film yoktu Antalya’da. Ama her jürinin ve her organizasyonun kendi dinamikleri vardır. Bazen bu dinamikler sinema sanatının aleyhine işler. Antalya’da yaşanan ve Çatlak’ın kurban olduğu durum budur.</span></p>
<p class="p5"><span class="s3">FİLMİN KÜNYESİ</span></p>
<p class="p6"><span class="s3">Yönetmen</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Fikret Reyhan</span></p>
<p class="p6"><span class="s3">Senaryo</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Fikret Reyhan</span></p>
<p class="p6"><span class="s3">Görüntü Yönetmeni</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Marton Miklauzic</span></p>
<p class="p6"><span class="s3">Kurgu</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Fikret Reyhan</span></p>
<p class="p6"><span class="s3">Oyuncular</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Hakan Salınmış</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Hakan Emre Ünal</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Tuğçe Yolcu</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Süreyya Kilimci</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Giray Altınok</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Elif Ürse</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Mehmet Bilge Aslan</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Gülçin Kültür Şahin</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Süleyman Karaahmet</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Görkem Mertsöz</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Emir Ünver</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Canan Atalay</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Cihat Süvarioğlu</span></p>
<p class="p7"><span class="s3">Taha Bora Elkoca</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/catlak-filminin-hakki-yendi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dersaadet Apartmanı&#8217;nda mutluluk yok</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/dersaadet-apartmanin-da-mutluluk-yok/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/dersaadet-apartmanin-da-mutluluk-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2020 16:50:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15814</guid>

					<description><![CDATA[Bir İstanbullu olarak belki de beni eh rahatsız eden sosyal problemlerden biridir kentsel dönüşüm. Dersaadet Apartmanı’nı onun için merakla bekliyordum. Film ne yazık ki büyük hayal kırıklığıydı. Nereden başlasam, yönetmenin sinema dilinin tutarsızlığından mı, oyuncuların bu meslekten hiç nasiplerini almamış olmalarından mı, yoksa en kötüsü bu kadar önemli bir konunun yıkım sahneleriyle geçiştirilip sosyal ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">Bir İstanbullu olarak belki de beni eh rahatsız eden sosyal problemlerden biridir kentsel dönüşüm. Dersaadet Apartmanı’nı onun için merakla bekliyordum. Film ne yazık ki büyük hayal kırıklığıydı. Nereden başlasam, yönetmenin sinema dilinin tutarsızlığından mı, oyuncuların bu meslekten hiç nasiplerini almamış olmalarından mı, yoksa en kötüsü bu kadar önemli bir konunun yıkım sahneleriyle geçiştirilip sosyal ve kültürel tarafına hiç bakılmamasına mı? Kentsel dönüşüm birçok yönden ele alınabilirdi. Mesela eski apartmanların bahçelerindeki ağaçların yok olması ve dalga geçer gibi süs bitkilerinin bu yeni binaların önlerine konulması. En sertinden yeşil katliamı.</p>
<p class="p1">Dönüşüme uğrayan bu semtlerin asıl sahiplerinin ekonomik olarak nasıl göçe zorlandığı veya bu eski sahiplerin ekonomik olarak ihtiyaçları olmamasına rağmen nasıl anılarını sattığı. Şimdi yönetmen Tankut Kılınç diyecek ki “Hayır ben bunların hepsini filmimde işledim.” Yok kardeşim işleyememişsin, bunları gerçekten anlatabilmek için filminde karakter olması gerekir, ne yazık ki sende sadece figürler var. Bu karakterleri canlandıracak kabiliyetli oyuncular barındırılması ve bunlara kimlik oluşturucak diyaloglar yazılması gerekirdi. Sende diyalog yerine Janset’e okuttuğun metinler var. Hadi bunları geçtim. Filmin ilk yarısı gerçekçilik peşinde koşan bir dile sahipken ikinci yarıdan itibaren inşaat makinesinin kepçesi içinde şarkı söyleyen müzisyenler veya at arabasıyla sokakta gezen ve televizyon seyreden, arada da at arabasındaki keçiyi seven sevgili Yüksel Aksu ile yaşadığın sinematografik sapmayı ne yapacağız. Tamam yönetmen bu filmi yapmış peki bu kadar problemli filmi yarışmaya seçen ön jüriye ne demeli? Bir kontenjan vardı da onu mu doldurdunuz? Bu yarışmaya seçilmeyen çok daha iyi filmler olduğunu biliyorum. Bu tercihlerin sebebini keşke açıklasanız…</p>
<p class="p3"><span class="s1">Yönetmen</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Tankut Kılınç</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Senaryo</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Tankut Kılınç</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Görüntü Yönetmeni</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Arda Yıldıran</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Armağan Gündüz</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Tankut Kılınç</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kurgu</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Mesut Ulutaş</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Fırat Güler</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Oyuncular</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Hüseyin Hüsnü Karşın</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Janset Paçal</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Hilmi Özçelik</span></p>
<p class="p6"><span class="s2">Gürsel Akay</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/dersaadet-apartmanin-da-mutluluk-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın dertlerine bulaşmayan bir kadın filmi Dirlik Düzenlik</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/kadin-dertlerine-bulasmayan-bir-kadin-filmi-dirlik-duzenlik/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/kadin-dertlerine-bulasmayan-bir-kadin-filmi-dirlik-duzenlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2020 16:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15811</guid>

					<description><![CDATA[Nesimi Yetik benim dikkat ettiğim bir yönetmendi. Çünkü ilk filmi Toz Ruhu ile beğenimizi kazanmış ve umut veren bir başlangıç yapmıştı. İkinci filmi Dirlik Düzenlik yarışma filmi olarak karşımıza çıktığında iyi bir film seyredeceğimizi düşünmüştüm. Ne yazık ki hayal kırıklığına uğradım. Nesimi Yetik’in 2006’da çektiği kısa metraj filmi Annem Sinema Öğreniyor onun becerisinin önceli olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">Nesimi Yetik benim dikkat ettiğim bir yönetmendi. Çünkü ilk filmi Toz Ruhu ile beğenimizi kazanmış ve umut veren bir başlangıç yapmıştı. İkinci filmi Dirlik Düzenlik yarışma filmi olarak karşımıza çıktığında iyi bir film seyredeceğimizi düşünmüştüm. Ne yazık ki hayal kırıklığına uğradım.</p>
<p class="p1">Nesimi Yetik’in 2006’da çektiği kısa metraj filmi Annem Sinema Öğreniyor onun becerisinin önceli olarak kabul edilmişti. Böyle bir başlangıçtan sonra ikinci filminde tekrar annesini oynatması bana biraz zorlama geldi. Çünkü sonuçta Dudu Hanım profesyonel bir oyuncu değil.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bir anne ve iki kızkardeşin hikayesinde Asiye Dinçsoy gibi iyi bir oyuncu ile Dudu Hanım’ın sahneleri büyük dengesizlik yaratıyor. Küçük kız kardeşi ise yönetmenin eşi olan Betül Esener canlandırıyor. Betül Esener’in de idare eden bir oyunculuğu var. Peki yönetmen bu dengesizliğe neden izin verdi? Bilemiyorum.</p>
<p class="p1">Gelelim yönetmenin hikayesindeki kadın karakterlerin dertlerinin toplumsal yapı içindeki değerlerine. Toplumun içinde kadın olmanın bir çok zorluğu var. Mesela bir ev kadınının anne ve eş olmanın dışında topluma kendini kabul ettirmekteki yaşadığı zorluklar. Erkek ve kadın eşitliğini sadece evindeki dört duvar arasında nasıl sağlayacağı. Veya çalışan bir kadının toplum tarafından ona yüklenen sorumlulukları nasıl karşılayacağı. İş yerinde erkekler ile girdiği rekabette nasıl ezilmeyeceği. Daha birçok genel rol var konuşulacak veya odağa alınacak. Bütün bunlar dururken Nesimi Yetik’in karakterleri kendi içinde engeller taşıyor. Mesela Asiye Dinçsoy’un canlandırdığı Hicran karakteri, yürüme engelli olan Hicran hem kardeşinin güzelliğini kıskanır hem de yürüme engeli yüzünden hayata küsmüştür. Vildan ise okumadığı için kardeşine benzer bir küskünlük yaşar. Vildan güzel bir kadındır ama sorumsuz ve bencildir. Dudu anne ise zamanında kocası tarafından ezilmiş onu kaybedince ise iki kızının yanında yaşamaya devam etmiştir. Şimdi film bu karakterleri çiziyor ama inanın ben bile bunları yazarken boşlukları kendim dolduruyorum. Mesela Dudu hanımın karakterinin aslında tek problemi var, o da iki kızının geçimsizliği. Peki bu bir film karakteri olmaya yeter mi? Ayrıca iki kardeşin problemleri de kişisel problemler. Hatta o kadar kişisel ki buradan yola çıkıp evrensel bir kadın probleminden bahsedemiyoruz. Bu haliyle film kadınlardan oluşan ama toplum içinde kadının genel problemlerinden uzak kalan bir yapım olmuş.</p>
<p class="p1">FİLMİN KÜNYESİ</p>
<p class="p4"><span class="s1">Yönetmen</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Nesi̇mi̇ Yeti̇k</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Senaryo</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Betül Esener</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Nesi̇mi̇ Yeti̇k</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Görüntü Yönetmeni</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Vedat Özdemi̇r</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Kurgu</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Betül Esener</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Oyuncular</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Dudu Yeti̇k</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Asi̇ye Di̇nçsoy</span></p>
<p class="p7"><span class="s2">Betül Esener</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/kadin-dertlerine-bulasmayan-bir-kadin-filmi-dirlik-duzenlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Hayaletler’ini ödül için kullanmak</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/turkiyenin-hayaletlerini-odul-icin-kullanmak/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/turkiyenin-hayaletlerini-odul-icin-kullanmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Akbıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2020 16:03:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15807</guid>

					<description><![CDATA[Azra Deniz Okyay’ın ilk filmi Hayaletler Venedik’ten ödülle dönünce aynı Erdem Tepegöz’ün Gölgeler İçindi filmi gibi büyük beklenti yarattı. Filmi seyrettiğimde şunu düşündüm, biz sinema yazarlarının dikkat etmesi gereken bir olgu var. Özellikle Avrupa’da yapılan organizasyonlarda ödül alan filmlerin bu başarıyı sinemasal kaliteleri mi yoksa siyasi tavırları yüzünden mi kazandıkları. İkinci durumun en bilindik örneği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Azra Deniz Okyay</span>’ın ilk filmi Hayaletler Venedik’ten ödülle dönünce aynı Erdem Tepegöz’ün Gölgeler İçindi filmi gibi büyük beklenti yarattı.</p>
<p class="p1">Filmi seyrettiğimde şunu düşündüm, biz sinema yazarlarının dikkat etmesi gereken bir olgu var. Özellikle Avrupa’da yapılan organizasyonlarda ödül alan filmlerin bu başarıyı sinemasal kaliteleri mi yoksa siyasi tavırları yüzünden mi kazandıkları. İkinci durumun en bilindik örneği Mustang filmiydi. Hayaletler’i seyredip sinemadan çıktıktan sonra Mustang’ta hissettiğim aldatılmışlık duygusunu tekrar yaşadım. Haksızlık yapmamak için Hayaletleri kafamda tekrar tekrar seyredip tartıştım. Filmde anlatılanlar abartımıydı veya yurtdışında ödül almak için festivallere göz kırpan ve olmayan şeyleri senaryoya ekleyen bir yapı mı vardı.</p>
<p class="p1">Aslında filmde olan şeyler gerçek hayatta da var olan durumlardı. Yani olmayan birşeyi göstermiyordu yönetmen. Ama yine de bir rahatsızlık verdi. Sucular semtinde ki gerçek hayat filmde anlatılanlardan mı ibaret sorusu kafama takıldı. Yoksa yönetmen iyi olan herşeyi makaslamış ve karanlık bir dünya mı yaratmıştı? Bence yönetmenin tercihi iyi olan herşeyi yok sayıp bizi bir çamur deryası içine sokmak. Zaten ancak bu şekilde filme distopya tanımlaması yapabiliriz. Peki yönetmen niye böyle karanlık bir dünya yaratmakta ısrar etti. Diyeceksiniz ki yönetmen o, istediği gibi yorumlar, Türkiye’yi istediği gibi tanımlar. Tamam da sinema çok kapsamlı bir şey. Bu şekilde kendinizi savunursanız Geceyarısı Ekspresi için de susmanız gerekir. Kısacası bu filmde kötü bir niyet seziyorum.</p>
<p class="p1">İkinci rahatsızlık veren şey ise filmin kadın karakterlerinin üzerinden gerçekten kadın sorunlarını işleyip işlemediği. Filmdeki karakterlerin başına gelen olayların kadın olmalarıyla nasıl bir ilgisi olduğunu çözemedim. Mesela belediyede işçi olarak çalışan ve oğlu hapiste olan kadının yerine bir erkek karakter koysaydık ne değişecekti? Erkekte aynı kadının yaşadıklarını yaşar onun gibi uyuşturucu satıp para kazanıp oğluna göndermek isteyebilirdi. O zaman bu karakterin yaşadıklarının toplumumuzdaki kadın sorunuyla ne ilgisi var? Aynı şey dansçı olmak isteyen kız için de geçerli. Bu karakterin yerine de erkek koysak ne değişir? Koskoca bir hiç. Türk sinemasında bu karmaşa gittikçe fazla yaşanmaya başladı. Filmlerde kadınlara rol vermek kadının toplum içindeki yerini anlamaya veya problemlerini gün yüzüne çıkarmaya yetmez. Hayaletler filmi kadınların problemlerinin peşinde değil yönetmenin hayallerinin yarattığı distopyada dolaşıyor.</p>
<p class="p1">FİLMİN KÜNYESİ<br />
<span class="s1">Yönetmen<br />
</span><span class="s1">Azra Deniz Okyay<br />
</span><span class="s1">Senaryo<br />
</span><span class="s1">Azra Deniz Okyay<br />
</span>Görüntü Yönetmeni<br />
<span class="s1">Barış Özbiçer<br />
</span><span class="s1">Kurgu<br />
</span><span class="s1">Ayris Alptekin<br />
</span><span class="s1">Oyuncular<br />
</span><span class="s1">Nalan Kuruçim<br />
</span><span class="s1">Dilayda Güneş<br />
</span><span class="s1">Beril Kayar<br />
</span><span class="s2">S. Emrah Özdemir</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/10/13/turkiyenin-hayaletlerini-odul-icin-kullanmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
