<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Polat Öziş &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/author/polat-ozis/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 Feb 2019 07:20:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Tree&#8217;nin Eğlenceli Savaşı Devam Ediyor: Happy Death Day 2U</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/02/28/treenin-eglenceli-savasi-devam-ediyor-happy-death-day-2u/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/02/28/treenin-eglenceli-savasi-devam-ediyor-happy-death-day-2u/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Öziş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 07:20:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Happy Death Day 2U]]></category>
		<category><![CDATA[polat öziş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11832</guid>

					<description><![CDATA[Kendini bir an olsun ciddiye almayan, dur durak bilmeyen dinamizmiyle sürükleyiciliğini doruğa çıkaran ve anbean kahkahaya gebe duruşuyla fark yaratan bir komediye eşlik etmeye ne dersiniz? Eğer cevabınız evetse, Happy Death Day 2U tam size göre bir iş! 2017 yılında ilk defa izleyicisi ile buluşan Happy Death Day, esasen hiç de özgün olmayan bir senaryoya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendini bir an olsun ciddiye almayan, dur durak bilmeyen dinamizmiyle sürükleyiciliğini doruğa çıkaran ve anbean kahkahaya gebe duruşuyla fark yaratan bir komediye eşlik etmeye ne dersiniz? Eğer cevabınız evetse, Happy Death Day 2U tam size göre bir iş!</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11834" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/maxresdefault.jpg 1280w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>2017 yılında ilk defa izleyicisi ile buluşan Happy Death Day, esasen hiç de özgün olmayan bir senaryoya sahip. Bill Murray&#8217;in sürekli olarak 2 Şubat sabahına uyandığı meşhur Groundhod Day&#8217;ini hatırladınız mı? Şu samimiyetiyle birçoklarının kalbini fetheden filmi! İşte, Happy Death Day Bill Murray&#8217;in bu şahane komedisinden esinlenen, ancak korku öğelerini de hikâyesine monte eden, gerilimi oldukça bol bir filmdi. E tabi, devamlı olarak aynı güne uyanma durumu olsa olsa bir kabus olabilirdi zaten. Hal böyle olunca, karşımızdaki filmin ilgi uyandırması da kaçınılmaz bir süreç halini aldı.</p>
<p>Gelgelelim 2019. İlk filmin beklenmedik başarısından sonra yapımcılar serinin ikinci halkası için kolları sıvamış ve Happy Death Day 2U&#8217;yu huzurlarımıza getirmiştir. Malum, ilk filmde tam da günümüz üniversite geçliğinin aşina olduğu, sevimsiz ve aykırı bir karakter olan Tree&#8217;nin tekrar tekrar dirilmesine şahitlik etmiştik. İkinci filmde de tema yine aynı. Ancak bu sefer işin içine katılan bilim kurgu sosu ve iyice doz aşımına uğrayan komedi ile birlikte!</p>
<p>Happy Death Day&#8217;in yıldızı ve seriyi tek başına sürükleyen ismi hiç kuşku yok ki Jessica Rothe. Onun güzelliğiyle beraber beliren maskülen tavrı Tree&#8217;yi seyir zevki oldukça yüksek bir karakter olarak konumluyor. Ancak itiraf etmek gerekir ki Happy Death Day 2U startını verdiğinde Tree&#8217;nin dakikalarının azalacağını ve senaryonun onu ikinci plana atacağını düşünmek pekâlâ mümkün. Çünkü hikâye, ilk filmde kısıtlı süreler alan ve bir yan rol olarak beliren Ryan&#8217;ın üzerinden ilerleyecekmiş izlenimi yaratıyor. Ancak tam da bu noktada film, sıkı bir manevrayla odağını Tree&#8217;nin üzerine kaydırarak onu tekrardan aynı güne uyanmak zorunda olduğu bir kâbusun tam ortasına bırakıyor. Bu da anlatının çekiciliğini zirveye taşıyan en önemli husus olarak beliriyor.</p>
<p>Happy Death Day 2U, ilk filmde Tree&#8217;nin neden aynı gün içine hapsolduğu konusunu yeterli miktarda açıklayamadığını düşünmüş olacak ki, bu sefer işin içine bilimi de katarak portfoyunu genişletme yolunu seçiyor. Ancak bu noktada sunduğu donelerin yetersiz kalması ve anlatının git gide bir bilim kurgu parodisine dönüşmesi senaryonun en büyük zaafı. Tabii burada da kendini izah etme zorunluluğuyla yaptığı ataklar, özellikle hikâyenin giriş bölümünde oldukça dağınık ilerlemesine sebebiyet veriyor. Ancak gözünüz korkmasın. Çünkü bu dur durak bilmeyen bu komedinin belki de tek negatif yanı bu!</p>
<p>Happy Death Day 2U&#8217;yu, ilk filmden ayıran yegâne husus komediye daha fazla ağırlık veriyor oluşu. Evet, Tree ile ilk tanışmamız gerilimi bol bir hikâyeyle olmuştu. Keza birçok korku filmine yaptığı şık göndermeler de cabası idi! Ancak film, serinin ikinci halkasında gerilim dozajına tamamıyla sırt çevirmiş ve oyalayıcı komedisine sarılmış bir şekilde karşımıza çıkıyor. Peki, bu kötü bir tercih mi? Asla! Nitekim Jessica Rothe&#8217;un ekran albenisi o kadar yüksek ki, onu dinamik bir macerada oradan oraya koşuştururken izlemek, eşi benzeri olmayan bir eğlenceyi de beraberinde getiriyor. Kızgın, içinde bulunduğu durumdan şikâyetçi ve devamlı olarak yeni bir çözüm yolu bulmak zorunda olan hırçın bir kadından bahsediyoruz! Sizce yapabileceklerinin sınırı var mı?</p>
<p>Filme genel bir yaklaşımda bulunduğumuzda, tekrara düşmesi mümkün bir senaryonun bizi beklediği aşikâr. Keza iki filmdir aynı temadan beslenen bir hikâye var ortada. Ancak Happy Death Day 2U, dinamik kurgusu ve kulakların pasını silen eğlenceli müzikleriyle, tekrara düşen anları bile o kadar eğlenceli şekilde sunuyor ki, hikâyenin büyüsüne kapılıp, öylece tebessüm etmek de kaçınılmaz bir süreç halini alıyor. Sonuç olarak karşımızdaki film, izleyicisini uzun uzadıya derin düşüncelere sevk etmek adına değil, oyalamak ve sinemaya gelenlere keyifli dakikalar geçirtmek adına yola çıkmış bir iş. Tam da bu noktada filmin amacına fazlasıyla hizmet ettiğini ve misyonunu ziyadesiyle yerine getirdiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Happy Death Day 2U, bir kez daha Tree&#8217;nin dur durak bilmeyen macerasının ortasına bizleri ışınlarken, bu sefer gerilimi ikinci plana itiyor ve komedi dozajını arttırarak oldukça dinamik bir mizahı huzurlarımıza getiriyor. Finale doğru hikâyesi tökezleyen, buna rağmen Jessica Rothen&#8217;un ayakları yere sağlam basan performansıyla izleyicisine su gibi geçen bir 100 dakika armağan eden film, basit ve ciddiyetten uzak anlatısıyla sıkı bir vizyon alternatifi; hepsi bu o kadar!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/02/28/treenin-eglenceli-savasi-devam-ediyor-happy-death-day-2u/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Yetenek Portresi: Erdal Beşikçioğlu</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/01/08/bir-yetenek-portresi-erdal-besikcioglu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/01/08/bir-yetenek-portresi-erdal-besikcioglu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Öziş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jan 2019 13:17:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[PORTRE]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Erdal Beşikçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[polat öziş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11578</guid>

					<description><![CDATA[2019’a merhaba dediğimiz ve yeni yıla ayak uydurmaya çalıştığımız şu günlerde, vizyona girecek filmlerin hayli iştah kabarttığını söylemek mümkün. Dünya sinemasının yerli sinemaya kadar birçok farklı örneği kucaklayacağımız bir yıl içerisindeyiz. Bunların en başında ise, Ayla ve Müslüm gibi ana-akım sinemanın gidişatını değiştiren ve biyografiye biçtiği paye ile takdir toplayan Mustafa Uslu’nun yapımcılığını üstlendiği Çiçero [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2019’a merhaba dediğimiz ve yeni yıla ayak uydurmaya çalıştığımız şu günlerde, vizyona girecek filmlerin hayli iştah kabarttığını söylemek mümkün.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/erdal-besikcioglu-46-yok-olan-gq.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11579" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/erdal-besikcioglu-46-yok-olan-gq.jpg" alt="" width="705" height="918" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/erdal-besikcioglu-46-yok-olan-gq.jpg 705w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/erdal-besikcioglu-46-yok-olan-gq-230x300.jpg 230w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/erdal-besikcioglu-46-yok-olan-gq-696x906.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/erdal-besikcioglu-46-yok-olan-gq-323x420.jpg 323w" sizes="(max-width: 705px) 100vw, 705px" /></a></p>
<p>Dünya sinemasının yerli sinemaya kadar birçok farklı örneği kucaklayacağımız bir yıl içerisindeyiz. Bunların en başında ise, Ayla ve Müslüm gibi ana-akım sinemanın gidişatını değiştiren ve biyografiye biçtiği paye ile takdir toplayan Mustafa Uslu’nun yapımcılığını üstlendiği Çiçero geliyor. İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşamış ve savaşın gidişatını değiştirmiş bir casusun gerçek hayat hikâyesinden esinlenilerek sinemaya uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda ise Serdar Akar oturuyor. Ancak filmi ilginç kılan asıl değişken ise hiç kuşku yok ki Erdal Beşikçioğlu. Özellikle Behzat Ç. sonrası beyazperde ve televizyonda daha fazla görmeye başladığımız oyuncu, yeteneği ile ışıl ışıl parıldamaya devam ediyor. Peki, Erdal Beşikçioğlu’nun oyunculuk yolculuğu nasıl gelişti? Nasıl böylesine kalplere dokunan bir yeteneğe evrildi? Dilerseniz hep birlikte inceleyelim.</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan mezun olan oyuncu, esasen pek bilinmese de ilk kamera önü tecrübesini, 2000 yılında Uzaktan Kumanda isimli diziyle tadar. Bora Tekay yönetmenliğinde ekranlara gelen ve bir medya parodisi olarak izleyicisini selamlayan dizi, ilginçtir ki ilk bölümünün ardından yayından kalkar. Böylelikle Erdal Beşikçioğlu da televizyon dünyasına başarısız bir giriş yapmış olur.</p>
<p>Tabii her fırtınanın terse döneceği bir an da vardır. Hele ki böylesi yetenekliyseniz! Hani derler ya, su akar yolunu bulur, işte bu Erdal Beşikçioğlu için tam anlamıyla geçerliydi. Başta yine televizyonda birkaç küçük rolde yer aldıktan sonra, Serdar Akar yönetmenliğindeki Barda’da kayda değer bir performansın altına imza attı. Nejat İşler’in hayat verdiği Egzozcu Selim’in köyden gelen akrabası Nasır’a hayat veren Beşikçioğlu, kısa ama öz bir performansın altına imza atar. Akabinde ise, ilk başrolü ve yükselişe geçeceği rol ile yolu kesişir. Köprü ve Faruk Yazıcı&#8230;</p>
<p>Efsane Vali olarak adlandırılan Recep Yazıcıoğlu’nun hayat hikâyesinden yola çıkarak senaryolaştırılan dizi, STAR TV’de yayınlandığı dönemde hiç de fena sayılmayan ratinglere sahip olmuş ve 65 bölüm sürmüştür. Akabinde ise, Köprü’nün devamı olarak da nitelendirebilecek Vali filmi gelmiş ve bu sefer aynı karaktere beyazperdede yolu gözükmüştür. Tabii bu süre zarfı içerisinde Semir Aslanyürek imzalı Eve Giden Yol 1914’teki başrolü de yetenekli oyuncunun basamakları hızlıca tırmandığının yegane göstergesi.</p>
<p>Üst üste gelen başarılı performansların ardından ise Erdal Beşikçioğlu’nun yolu, art-house sinemanın başarılı yönetmenleri Reha Erdem ve Semih Kaplanoğlu ile kesişir. Önce Hayat Var, akabinde ise Bal da başrolü üstlenir ve yeteneğiyle parmak ısırtmakla kalmaz, içten performansı ile de kalplere temas etmeyi başarır.</p>
<p>Televizyon ve sinemada edinilen onca tecrübeden sonra ise artık tam manasıyla sıçrama yapma, geniş kitlelere tarafından tanınma vakti gelip çatmıştı Erdal Beşikçioğlu için. Hadi itiraf edelim, eğer bugün Behzat Ç. isimli bir efsaneden bahsedebiliyorsak bundaki aslan payı şüphesiz ki ona aittir. Emrah Serbes’in destansı iki kitabından Ercan Mehmet Erdem tarafından senaryolaştırılan ve Serdar Akar’ın genel yönetmenliğinde ekranlara gelen dizi, geriye dönüp baktığımızda televizyon ekranlarında boy göstermiş en özel işlerden biri. Kaldı ki, bu denli özel olması, 3 koca sezon ve iki sinema filmi daha doğurarak Behzat Ç.’yi tam anlamıyla unutulmazlar arasına yerleştirir. Erdal Beşikçioğlu’nu ise zihinlere “Amirim” olarak kazır.</p>
<p>Bu haklı popülariteden sonra ise, tam bir ters köşe filmi ile karşımıza gelir Erdal Beşikçoğlu: Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku. İlhami Algör’ün aynı adlı kitabından Çiğdem Vitrinel tarafından uyarlanan filmde, eşyalarla konuşan, otelde yaşayan, telefon kullanmayan, enteresan ve âşık bir yazara hayat verir oyuncu. Ancak bir kez daha öylesine içten bir performans sergiler ki, Arif’in tüm gelgitlerini, ayrılığı da sevdanın içine dâhil edişini ve anbean büyüyüp tecrübe kazanışını harikulade şekilde betimler. Bu da esasen, başından sonuna dek kendine has bir aşk filmi olarak arz-ı endam eden Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’nun değerini perçinleyen en önemli değişkenlerden biri olarak belirir.</p>
<p>Erdal Beşikçioğlu’nun durmaya, üretmeden kenara çekilmeye hiç niyeti yoktur. Tabii şartlar el verdiği müddetçe! Televizyona iş yapıyorsanız, en başta kabullenmeniz gerekir. Siz ağzınızla kuş da tutsanız, ele avuca sığmaz bir çaba da sarf etseniz, ne yazık ki kimi zaman ipler sizin elinizde olmuyor. O ipi, çekip alıyorlar altınızdan… İşte, Erdal Beşikçioğlu’nun da üst üste iki projede yaşadığı tam olarak buydu. Önce Reaksiyon’da Yavuz Aslan isimli bir istihbaratçıya hayat verdi; ancak 13 bölüm dayanabildi. Sonra 46 Yok Olan isimli, ekran tarihinin gördüğü en spesifik dizilerden birinde Murat Güney’e büründü, ancak yine ratinge yenildi&#8230; Keza 46 Yok Olan da 13. Bölümde ekran macerasını tamamladı. Bu iki dizinin de ortak yanı, televizyon standartlarının fazlasıyla üstünde olması ancak izleyici tarafından kabul görmemesiydi. Hele hele 46 Yok Olan&#8230; Şimdi yayına girse, hem de bir online platformda, adına methiyeler düzülürdü.  Yetmez, tarihin en iyi birkaç dizisinden biri yakıştırması rahatlıkla yapılabilirdi. Çünkü içeriğinden, biçimine kadar buram buram kalite kokan bir yapımdan söz ediyoruz. Tabii buradaki aslan payı da yine her dakika farklı bir haleti ruhiyeyi huzurlarımıza getiren Erdal Beşikçioğlu’na ait.</p>
<p>İster Amirim deyin, ister başka bir şey. Ancak şu konuda anlaşalım. Erdal Beşikçioğlu, günümüzün en başarılı yerli aktörlerinden biri. Gerek farklı rollerdeki başarısı, gerekse duyguyu karşı tarafa aktarabilme yetisiyle, parmakla gösterilebilecek düzeyde bir yetenek. Gönül ister ki onu daha fazla projede, daha uç noktalarda seyreden karakterlere bürünürken görelim. Ancak şu gerçeği de es geçmeyelim. Hangi projede yer alırsa alsın, hangi karakter olarak karşımıza gelirse gelsin, kesin olan bir gerçek var; o da Erdal Beşikçioğlu’nun yer aldığı işe sınıf atlatacağı gerçeği!</p>
<p>Gelelim 2019’a. Peki, Erdal Beşikçioğlu’nun oyunculuğu Çiçero’ya ne katar? En başta dile getirmekte yarar var. Filmin yapımcısı Mustafa Uslu ve sahibi olduğu yapım şirketi Dijital Sanatlar, beyazperdeye farklı bir soluk getiren ve biyografik hikayelerden yola çıkarak vizyon matematiğini baştan değiştiren bir atılım içinde. Çiçero’da bu yeni atılımın son halkası. Eğri oturup, doğru konuşmak lazım. Yapımcı için ne kadar işine özen gösterdiği yorumunu yapmak mümkünse, Serdar Akar’ın son birkaç yılına da tezat şekilde negatif bir eleştiri geliştirmek mümkün. Son filmi Kurtlar Vadisi Vatan’da tel tel dökülen yönetmen Çiçero’da özüne döner mi bilinmez ancak onun bu filmde en büyük destekçisinin Erdal Beşikçioğlu olacağı da aşikâr. Kaldı ki, filmin yayınlanan fragmanına göre bir niyet okuması yaparsak, Serdar Akar-Erdal Beşikçioğlu işbirliği bir kez daha işleyeceğe benziyor.</p>
<p>Evet, Çiçero bu yılın en merakla beklenen yapımlarından biri. Gerek senaryosu, gerekse Serdar Akar’ın ilk yıllarından kesitleri sunabilmesi ihtimaliyle iştah kabartan bir iş. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse, bu film şaha kalkacaksa Erdal Beşikçioğlu’nun önderliğinde bunu gerçekleştirecektir. Nitekim ciddi ve gizemli karakterlere ne denli ustalıkla hayat verdiği herkesçe bilinen başarılı oyuncunun İlyas Bazna olarak neler yapacağı hayli merak konusu. Kariyerinin en yüksek bütçeli işinde yer alan Erdal Beşikçioğlu’nu beyazperdede izleyeceğimiz Ocak ayı ile 2019’a güzel bir başlangıç yapacağız. Bakalım başarılı oyucu zirve performansı Behzat Ç. ’nin üzerine ne denli koyabilecek ve bizlere nasıl hatıralar bırakacak. İzleyip, görelim.</p>
<p><strong>Polat Öziş</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/01/08/bir-yetenek-portresi-erdal-besikcioglu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Unutulmaz Çağan Irmak Filmleri</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/12/03/unutulmaz-cagan-irmak-filmleri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/12/03/unutulmaz-cagan-irmak-filmleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Öziş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Dec 2018 07:12:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Çağan Irmak]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[polat öziş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11366</guid>

					<description><![CDATA[Çektiği her filmle izleyicinin bam teline dokunmayı başaran, farklı temalar denemekten korkmayan ve daha da en önemlisi gişe için her daim sıkı bir alternatif olarak öne çıkan Çağan Irmak, hiç şüphe yok ki günümüzün en önemli yerli sinemacılarından. Özellikle çektiği samimi ve bir o kadar da içten filmlerle beyazperdede Yeşilçam rüzgarları estiren usta yönetmen, yeri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çektiği her filmle izleyicinin bam teline dokunmayı başaran, farklı temalar denemekten korkmayan ve daha da en önemlisi gişe için her daim sıkı bir alternatif olarak öne çıkan Çağan Irmak, hiç şüphe yok ki günümüzün en önemli yerli sinemacılarından. Özellikle çektiği samimi ve bir o kadar da içten filmlerle beyazperdede Yeşilçam rüzgarları estiren usta yönetmen, yeri geldiğinde de ortaya koyduğu vurucu anlatılarla fark yaratmayı başarır. Peki, bu ay kendi sinemasına has özelliklere sahip olan Bizi Hatırla ile sıkı bir dönüş yapmayı hedefleyen yönetmenin unutulmaz filmleri neler? Bir başka deyişle, Çağan Irmak’ı çok sevmemize vesile olan o harikulade yapımlar hangileri? Dilerseniz hep birlikte göz atalım.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5bfa42c767b0a82bec741fd7.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11367" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5bfa42c767b0a82bec741fd7-683x1024.jpg" alt="" width="683" height="1024" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5bfa42c767b0a82bec741fd7-683x1024.jpg 683w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5bfa42c767b0a82bec741fd7-200x300.jpg 200w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5bfa42c767b0a82bec741fd7-768x1152.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5bfa42c767b0a82bec741fd7-696x1044.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5bfa42c767b0a82bec741fd7-280x420.jpg 280w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5bfa42c767b0a82bec741fd7.jpg 770w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></a></p>
<p><strong>Günaydın İstanbul Kardeş (1998) </strong></p>
<p>Birçokları tarafından, ilk sinema filmi Bana Şans Dile (2001) olarak bilinen Çağan Irmak’ın, esasen uzun metrajla tanışmasını müjdeleyen film Günaydın İstanbul Kardeş’tir. Televizyon filmlerinin revaçta olduğu 90’lı yıllarda ATV için çekilen filmde, gündüz kuşağının popüler ama bir o kadar da içine kapanık DJ’i Alican ile tesadüf eseri hayatına giren Sadenaz’ın içten hikâyesi anlatılır. Çağan Irmak’ın, nasıl bir çizgide ilerleyeceğini ve bizlere sevgi dolu anlatılar armağan edeceğinin de habercisi olan Günaydın İstanbul Kardeş, her bir dakikasıyla samimiyet vadeden; bununla da yetinmeyerek izleyicisine kocaman bir tebessüm armağan eden bir film. Yönetmenin gösterişli filmografisinin göz ardı edilen işlerinden biri olsa da, Günaydın İstanbul Kardeş izleyicisinin yaşama sevincini doruk noktasına çıkarması hasebiyle oldukça özel bir noktada konumlanmaktadır.</p>
<p><strong>Ulak (2008) </strong></p>
<p>Yalnızca Çağan Irmak filmografisinin değil, aynı zamanda sinemamızın da en spesifik işlerinden biri olan Ulak, masalsı anlatımıyla fark yaratan ve yönetmenin kendine has içten dokunuşları ile değer kazanan bir film. Zaman ve mekan kavramını kapı dışarı eden, buna rağmen başroldeki Çetin Tekindor’un hayran olunası performansıyla izleyicisini büyüsüne ortak eden Ulak, fantastik sosuyla da meraklı gözleri üzerine çekmeyi ihmal etmez. Farklı yapısı ve cesur duruşuyla Çağan Irmak sinemasının en özel işlerinden biri olan film, yönetmene duyulan saygıyı da arşa çıkarmaya vesile olmaktadır.</p>
<p><strong>Unutursam Fısılda (2014)</strong></p>
<p>Çağan Irmak’ın son yıllardaki en dişe dokunur filmi olan ve yönetmenin melodrama çalan anlatısından izler taşıyan Unutursam Fısılda, aynı zamanda içinde barındırdığı Yeşilçam kodlarıyla da fark yaratan bir film. İki farklı zaman diliminde Hatice’nin Ayperi’ye; Ayperi’nin de Hatice’ye dönüşümünü izleyicisine aktaran film, bir yandan 70’lerin ışıl ışıl, retro atmosferini olanca ihtişamıyla sunarken, diğer yandan ise bir abla-kardeşin yıllar sonra vuku bulan hesaplaşmasını çarpıcı bir şekilde işler. Duygusal ama bir o kadar da eğlenceli yapısıyla arz-ı endam eden Unutursam Fısılda, özgün müzikleri, dur durak bilmeyen temposu ve merkezine aldığı farklı konu başlıklarıyla dikkat çekmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dedemin İnsanları (2011)</strong></p>
<p>Çağan Irmak’ın kendi hayat hikâyesinden yola çıkarak senaryolaştırdığı Dedemin İnsanları, bir yandan Ege’nin sıcak insanlarını huzurlarımıza getirirken, öte yandan ise dönemin içinde bulunduğu siyasi iklimi realist bir şekilde izleyicisine aktarır. Tüm film boyunca güldürmeyi ve Ege insanın eserekli tavrını içten bir şekilde aktarmayı ihmal etmeyen Çağan Irmak, buna rağmen göçmen soruna açtığı parantezle de ülkemizin kanayan yarasına dokunaklı bir şekilde parmak basar. Etkileyici diyalogları, ajitasyondan uzak tavrı ve naif duruşu ile izleyicisinin bam teline dokunan filmlerden olan Dedemin İnsanları, Çağan Irmak’ı markalaştıran ve adını böylesine önemli kılan en önemli yapımlardan biri olarak da öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Issız Adam (2008)</strong></p>
<p>Ayla Dikmen, Nil Burak, Semiramis Pekkan gibi isimleri günümüzde tekrar popüler kılan, yalnızca merkezine aldığı aşk teması ile değil aynı zamanda dramatik öğeleriyle de dikkatleri üzerine çeken Issız Adam, şüphesiz ki 2000 sonrası yapılmış en etkileyici yerli aşk filmlerden. Alper ile Ada’nın tesadüf eseri tanışmasının ve akabinde gelişen imkansız aşk sürecini ele alan Issız Adam için, Çağan Irmak’ın romantik soslu hikayesi dersek hata etmiş olmayız. Düzgün kurulan senaryo matematiği ile izleyicisine içine çeken ve bayağılaşmadan öte, etkileyiciliğini anbean taçlandıran romantik sekansları ile seyir zevkini doruk noktasına çıkaran film, Yeşilçam’dan aldığı referansları, adeta Avrupa Sineması ile birleştiren ve böylelikle de kendisini çekici kılan bir iş. Sessiz sedasız vizyona giren ve akabinde fısıltı gazetesinin de etkisiyle 2.5 milyon barajını geçen Issız Adam, kulakların pasını silen müzikleri ve imkansız aşka açtığı keskin parantezle sinemamızın da unutulmazlarından biri olmayı başarmıştır.</p>
<p><strong>Babam ve Oğlum (2005)</strong></p>
<p>Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Eğer ki bugün Çağan Irmak ismi, sinemamızda bir marka değeriyse ve çektiği her film geniş çevrelerce beklenti ile karşılanıyorsa bunun yegane sebebi Babam ve Oğlum’dur. Birçoklarına gözyaşı vadeden, etkileyici diyalogları ile unutulmazlar arasına adını yazdıran ve samimi dramasıyla insanoğlunun en derinine temas etmeyi başaran film, alelade bir hüzünden öte, derdi olan ve bunu da oldukça çarpıcı bir şekilde işleyen bir anlatıya sahip. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin arka yüzünü izleyicisine aktaran bunu da bir baba-oğul ekseni etrafında işleyen film, ajitasyondan uzak tavrı ve darbenin ailelerde açtığı yaraya getirdiği özgün bakış açısı ile fark yaratan ve tabii ki Çetin Tekindor’un dillere destan oyunculuğu ile büyüyen bir film.</p>
<p><strong>Karanlıktakiler (2009)</strong></p>
<p>Meral Çetinkaya ve Erdem Akakçe’nin başrolleri paylaştığı Karanlıktakiler, adıyla müsemma bir şekilde oldukça iç karartıcı bir evi merkezine alan ve bu dört duvar içinde yaşanan enteresan olayları konu alan bir film. Akli melekelerini kaybetme noktasına gelmiş bir anne ile varoluş sancısının tam ortasındaki bir adamın çırpınışlarını izleyicisine aktaran Karanlıktakiler, gerek biçimi gerekse etkileyici içeriği ile tam anlamıyla bir görsel şölen olarak huzurlarımıza geliyor. Özellikle odağına aldığı anne-oğulun hezeyanlarını aktarışıyla dikkatleri üzerine çeken Karanlıktakiler, Çağan Irmak sinemasının farklı ama bir o kadar da ilgi çekici işi olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Mustafa Hakkında Her Şey (2004)</strong></p>
<p>Çağan Irmak filmografisinin en iyi filmi ne sorusu, her daim tartışma getiren bir konu olmuştur, olmaya da devam edecektir. Ancak birçokları için, çarpıcı hikâye anlatımı ve sürprize gebe yapısıyla Mustafa Hakkında Her Şey, yönetmenin en iyi filmi olmasa dahi en iyi üç filminden biri olarak rahatlıkla dile getirilir. Nitekim inci gibi işleyen bir hikâye anlatımının yanı sıra, karakterlerin içinde bulunduğu kaotik atmosferi biçimiyle de harikulade bir şekilde destekleyen Mustafa Hakkında Her Şey, başından sonuna dek meraklı gözleri üstünde tutmayı başaran ve seyir zevkini maksimum düzeyde konumlandırmayı başaran bir iş. Ölen karısının ardından ortaya çıkan sır perdesinin peşine düşen Mustafa’nın hikâyesi, özellikle rahatsızlık edici sahneleriyle fark yaratmaktadır. Nejat İşler, Fikret Kuşkan ve Başak Köklükaya’nın başrolde harikalar yarattığı film, hiç şüphe yok ki Çağan Irmak’ı sevmemizin en önemli yapı taşlarından biri.</p>
<p><strong>BONUS: Çemberimde Gül Oya</strong></p>
<p>Eğer ki konu Çağan Irmak’tan açılmışsa Çemberimde Gül Oya’ya temas etmeden geçmek hem yönetmene, hem de böylesi harikulade bir hikâyeye büyük bir haksızlık olurdu. Takvimler 2004’ü gösterdiğinde Kanal D ekranlarında ilk defa yayınlanan ve 40 bölüm süren dizi, 80 Askeri Darbesi’nin öncesini ve sonrasını çarpıcı bir şekilde ela almasının yanı sıra; aşk, arkadaşlık, aile gibi kavramlara açtığı parantezle de unutulmazlar arasına adını yazdırmayı başarmıştır. Televizyon ekranlarına gelen en iyi işlerden biri olan ve bunu da Çağan Irmak’ın duygu yüklü bakış açısına borçlu olan Çemberimde Gül Oya, tebessüm ile gözyaşını aynı potada eriten ve yıllar geçmesine rağmen albenisinden hiçbir şey kaybetmeyen bir dizi olarak da hafızlardaki güncelliğini korumaktadır.</p>
<p><strong>Polat Öziş</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/12/03/unutulmaz-cagan-irmak-filmleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Sineması&#8217;nın Biyografi Filmleri&#8230; Son örnek Müslüm&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/10/13/turk-sinemasinin-biyografi-filmleri-son-ornek-muslum/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/10/13/turk-sinemasinin-biyografi-filmleri-son-ornek-muslum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Öziş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Oct 2018 08:30:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüm]]></category>
		<category><![CDATA[polat öziş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10631</guid>

					<description><![CDATA[İyiden iyiye sinema cennetine dönen ülkemiz, yerli film üretimini de doruk noktasına çıkarmış durumda. Ancak ne var ki, 100 yılı aşkın süredir varlığını devam ettiren Türk Sineması biyografi gibi kimi türleri hala göz ardı etmekte. Evet, belki gerçek hayattan esinlenen Devrim Arabaları, Bir Zamanlar Anadolu&#8217;da ya da Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak gibi temelini yaşanmış hadiselerden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İyiden iyiye sinema cennetine dönen ülkemiz, yerli film üretimini de doruk noktasına çıkarmış durumda. Ancak ne var ki, 100 yılı aşkın süredir varlığını devam ettiren Türk Sineması biyografi gibi kimi türleri hala göz ardı etmekte. Evet, belki gerçek hayattan esinlenen Devrim Arabaları, Bir Zamanlar Anadolu&#8217;da ya da Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak gibi temelini yaşanmış hadiselerden alan filmlere sinemamızda sıklıkla rastlıyoruz. Ancak karakter odaklı biyografi filmleri ne yazık ki bu denli popüler olabilmiş değil. Halbuki dünya sinemasına göz attığımız vakit, en çok ilgi duyulan türlerin başında biyografiler olduğunu görmek mümkün. Ülkemize geldiğimizde ise ne yazık ki bu alan hala bakirliğini koruyor. Ancak yine de geçtiğimiz yıl Ayla&#8217;nın yakaladığı gişe başarısından sonra, biyografileri ve gerçek hayattan esinlenen hikayeleri daha çok beyazperdede göreceğe benziyoruz. Bunun en büyük örneklerinden birisi ise, bu ay vizyona girecek olan ve Müslüm Gürses&#8217;in hayatını izleyiciye aktaracak Müslüm. Biz de bu vesileyle, Türk Sineması&#8217;nda daha önce gördüğümüz başarılı biyografileri örneklerini sizler için listedik. İşte, Türk Sineması&#8217;nın az ama öz biyografileri.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MÜSLÜM_4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10633" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MÜSLÜM_4-1024x424.jpg" alt="" width="696" height="288" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MÜSLÜM_4-1024x424.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MÜSLÜM_4-300x124.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MÜSLÜM_4-768x318.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MÜSLÜM_4-696x288.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MÜSLÜM_4-1068x442.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MÜSLÜM_4-1014x420.jpg 1014w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MÜSLÜM_4.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Taçsız Kral (Atıf Yılmaz, 1965)</strong></p>
<p>Sinemamızda, dönemin popüler simalarını sıklıkla beyazperdede görmeye alıştık diyebiliriz. Bu yeri geldiğinde çıkardığı kasetle ortalığı kasıp kavuran bir türkücü olabileceği gibi, yeri geldiğinde genç kızların sevgilisi bir popçu da olabilir. Ancak bir futbolcunun, yeşil sahalardan sinema salonlarına transferi pek alışık olduğumuz bir durum değil. İşte, Taçsız Kral yalnızca Galatasaray&#8217;ın değil, aynı zamanda Türk futbolunun da 10 numarası olan Metin Oktay&#8217;ın hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Yer yer kurgusal normlarla karşımıza gelse de, tümüyle bir Metin Oktay anlatısı olan film, Taçsız Kral&#8217;ın çocukluk yıllarından, İtalya macerasına, Galatasaray sevdasına ve hayatına giren kadınlara kadar birçok detaya değinmeyi de ihmal etmiyor. Yönetmenliğini Atıf Yılmaz&#8217;ın yaptığı film, neşeli, sürükleyici ve bir o kadar samimi diliyle, biyografi anlatıları içerisinde kendine has bir yer edinmeyi de başarmıştır.</p>
<p><strong>Zıkkımın Kökü (Memduh Ün, 1993)</strong></p>
<p>Türk Edebiyatı&#8217;nın simge isimlerinden Muzaffer İzgü&#8217;nün aynı adı taşıyan otobiyografik romanı Zıkkımın Kökü&#8217;nden sinemaya uyarlanan film, Adana&#8217;da bir gecekonduda yaşayan küçük Muzo&#8217;nun hayatını merkezine almaktadır. Muzaffer İzgü&#8217;nün sinema sevdasını, ilk aşklarını ve geçirdiği zorlu gençlik yıllarını izleyicisine aktaran Zıkkımın Kökü, sinemamızın en başarılı biyografi örneklerinden biri olarak da öne çıkmaktadır. Yönetmenliğini Yeşilçam&#8217;ın usta isimlerinden Memduh Ün&#8217;ün üstlendiği filmin başrollerini ise Menderes Samancılar, Emre Akyıldız ve Günay Girik gibi isimler paylaşıyor.</p>
<p><strong>Hoşçakal Yarın (Reis Çelik, 1998)</strong></p>
<p>Türk siyasi tarihinin en önemli dönemeçlerinden biri hiç şüphesiz ki Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan&#8217;ın idamıdır. 68 kuşağının simge isimleri olan ve inandıkları değerler için ölmeyi dahi göze alan üç fidanın, idama giden öyküsünü konu alan Hoşçakal Yarın, etkileyici konusuyla dikkat çeken bir film. Merkezine aldığı üç karakterin, ölüm yolculuğunu izleyicisine aktaran ve bunu yaparken kurgusal normlardan olabildiğince uzak duran Hoşçakal Yarın, bu nedenle yerli biyografi örnekleri arasında da kendine has bir yer edinmeyi başarır. 90 sonrası Türk Sineması&#8217;nın yükselişe geçmesinde pay sahibi olan sinemacılardan Reis Çelik&#8217;in yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerinde Berhan Şimşek, Tuncel Kurtiz, Mazlum Çimen, Bülent Çolak gibi isimler yer almaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Mavi Gözlü Dev (Buket İlhan, 2007)</strong></p>
<p><em>“Yazdığım Jokond ile Si-Ya-U adlı kitabımda komünist devrimi övmedim. O kitapta İngiliz ve Fransız emperyalizmine hücum ettim. Aslında beni onların mahkemeye vermesi gerekirdi.”</em></p>
<p><strong><br />
</strong>Türk Edebiyatı&#8217;nın en önemli kalemlerinden Nazım Hikmet&#8217;in hayatını merkezine alan ve anlatısıyla büyülemeyi başaran Mavi Gözlü Dev, biyografi denildiğinde ilk akla gelen yerli örneklerden. Usta şairin, Piraye&#8217;ye olan aşkından, memleket sevdasına kadar birçok konu başlığına yakından tanıklık ettiğimiz film, aynı zamanda haksız yere hapis yatan Nazım Hikmet&#8217;in yaşadığı zorlu süreci dokunaklı bir şekilde aktarması hasebiyle de oldukça değerli bir noktada konumlanmaktadır. Yetkin Dikinciler&#8217;in Nazım Hikmet performansıyla devleştiği ve adeta karakterle bütünleştiği filmin yönetmenliğini ise Buket İlhan üstlenmektedir.</p>
<p><strong>Veda (Zülfü Livaneli, 2010)</strong></p>
<p><em>“Birkaç yüzyılda bir dahi yetişir; bu sefer Türklere nasip oldu.”</em></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu, Türk halkının kurtarıcısı Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün hayatını merkezine alan ve ulu önderin Selanik yıllarından, ölümüne dek geçirdiği zorlu mücadeleyi izleyicisine aktaran film, gerçekçi ve bir o kadar da vurucu yapısıyla fark yaratmaktadır. Zülfü Livaneli&#8217;nin deyim yerindeyse roman estetiğiyle çektiği Veda, Atatürk&#8217;ün yaveri ve aynı zamanda çocukluk arkadaşı olan Salih Bozok&#8217;un notlarından filmleştirilirken, dokunaklı yapısıyla da büyülemeyi başarmaktadır. Sinan Tuzcu&#8217;nun Atatürk&#8217;ün gençlik yıllarına hayat verdiği film, başarılı bir biyografi olmasının yanı sıra, Atatürk&#8217;ün ne denli büyük bir lider, insan ve daha da önemlisi deha olduğunu tekrar tekrar hatırlatması hasebiyle oldukça önem arz etmektedir.</p>
<p><strong>Kelebeğin Rüyası (Yılmaz Erdoğan, 2013)</strong></p>
<p>Yılmaz Erdoğan&#8217;ın Bir Zamanlar Anadolu&#8217;da filminde Nuri Bilge Ceylan ile çalışmasının ardından yaptığı ilk iş olma özelliği taşıyan ve bu nedenle fazlasıyla minimalist izler taşıyan Kelebeğin Rüyası, Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur adındaki iki şairin hayat hikâyesini merkezine almaktadır. Değişmekte olan dünyada, yazdıkları şiirlerle var olmaya çalışan ancak bu süre zarfı içerisinde verem illeti yüzünden sağlığını kaybeden iki genç şairin hikâyesi, hüzünlü olmasının yanı sıra bir o kadar da dokunaklı anları izleyicisine aktarmaktadır. Zonguldak&#8217;ta çekilen ve Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat, Farah Zeynep Abdullah, Belçim Bilgin Erdoğan&#8217;ın başrolleri paylaştığı film, hem hikayesiyle hem de Gökhan Tiryaki imzası taşıyan görüntüleriyle de dikkat çekmeyi başarmaktadır.</p>
<p><strong>Ayla (Can Ulkay, 2017)</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yılın en çok ses getiren filmlerinden olan, ilginç konusu ve etkileyici anlatısıyla dikkatleri üzerine çeken Ayla, Süleyman Dilbirliği&#8217;nin Kore Savaşı sırasında hayatına giren küçük Ayla ile olan macerasını merkezine almaktadır. Yaşanmış bir hikâyeden yola çıkan ve Süleyman Astsubay&#8217;ın Ayla sonrası değişen hayatını izleyicisine aktaran film, bolca gözyaşı vadetmesinin yanı sıra, etkileyici yapısıyla da fark yaratmayı başarmaktadır. Kore Savaşı&#8217;ndan günümüze dek uzanan maceranın kahramanlarını beyazperdeye taşıyan Ayla&#8217;nın başrollerinde İsmail Hacıoğlu, Ali Atay, Kim Seol gibi isimler yer alırken, senaryosunu Yiğit Güralp&#8217;ın yazdığı filmin yönetmenliğini ise Can Ulkay üstlenmektedir.</p>
<p><strong>Hürkuş: Göklerdeki Kahraman (Kudret Sabancı, 2018)</strong></p>
<p>Sinemamızın en taze biyografi örneklerinden biri ise Hürkuş: Göklerdeki Kahraman. Türk havacılık tarihinin simge isimlerinden Vecihi Hürkuş&#8217;un hayatını merkezine alan ve onun uçaklara, uçmaya olan sevdasını izleyicisine aktaran film, her ne kadar başarılı bir anlatım diline sahip olmasa da Hürkuş&#8217;un delidolu yapısını beyazperdeye aktarması hasebiyle dikkat çekiyor. Laleli&#8217;de Bir Azize&#8217;den hatırladığımız Kudret Sabancı&#8217;nın yönetmenliğini üstlendiği filmde ise Hilmi Cem İntepe, Gizem Karaca ve Miray Daner gibi isimler ise başrolleri paylaşıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Polat ÖZİŞ</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/10/13/turk-sinemasinin-biyografi-filmleri-son-ornek-muslum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazın Son Bombası: Upgrade</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/09/07/yazin-son-bombasi-upgrade/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/09/07/yazin-son-bombasi-upgrade/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Öziş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Sep 2018 05:34:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[polat öziş]]></category>
		<category><![CDATA[Upgrade]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10120</guid>

					<description><![CDATA[Uzun zamandır sıkı bir bilimkurgu arayanlardan mısınız? Aksiyonu bol, sürükleyici ve hayal gücünüzü zorlayacak bir film bulamamaktan mı şikâyetçisiniz? O zaman ele avuca sığmaz dinamizmiyle, Avustralya semalarından çıkagelen Upgrade tam size göre bir film! Öncesinde oyuncu kimliği ile tanıdığımız Leigh Whannell&#8217;ın yönetmen koltuğunda oturduğu film, yalnızca yaz döneminin değil, son zamanların da en dişe dokunur [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır sıkı bir bilimkurgu arayanlardan mısınız? Aksiyonu bol, sürükleyici ve hayal gücünüzü zorlayacak bir film bulamamaktan mı şikâyetçisiniz? O zaman ele avuca sığmaz dinamizmiyle, Avustralya semalarından çıkagelen Upgrade tam size göre bir film! Öncesinde oyuncu kimliği ile tanıdığımız Leigh Whannell&#8217;ın yönetmen koltuğunda oturduğu film, yalnızca yaz döneminin değil, son zamanların da en dişe dokunur işlerinden biri. Peki, Ağustos&#8217;un son haftası itibariyle vizyondaki yerini alacak olan Upgrade, kendi efsanesini yaratabilecek düzeyde bir film mi? Dilerseniz hep birlikte göz atalım.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Upgrade11.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10091" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Upgrade11-1024x576.jpeg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Upgrade11-1024x576.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Upgrade11-300x169.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Upgrade11-768x432.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Upgrade11-696x392.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Upgrade11-1068x601.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Upgrade11-746x420.jpeg 746w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/Upgrade11.jpeg 1240w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Filmin konusuna ufak çaplı temas etmek gerekirse; Grey, geçirdiği bir trafik kazası ve akabinde uğradığı saldırı neticesinde hem felç kalır hem de eşi Asha&#8217;yı kaybeder. Bunun neticesinde zengin dostu Aaron, Grey&#8217;in imdadına yetişir ve vücuduna STEM adındaki bir yapay zekânın zerk edilmesi konusunda yardımcı olur. Nitekim bu yapay zekâ, Grey&#8217;in felçli omurgalarını iyileştirerek, onun ayağa kalkmasına ve eşinin intikamı için yeni bir maceraya atılmasına olanak tanıyacaktır. Tabii STEM izin verdiği müddetçe!</p>
<p>Aslına bakılırsa Upgrade ne sunulmayanı vadediyor ne de özgün bir hikâye ile karşımıza geliyor. Ancak filmi özel ve konuşulur kılan yegâne husus, işleniş biçimi. Özellikle stilize aksiyonu ve deneysel tabir edebileceğimiz çekim teknikleriyle tempoyu maksimize eden ve böylelikle izleyicisinin pür dikkat anlatıyı takip etmesine olanak sağlayan yönetmen Leigh Whannell hiç kuşku yok ki filmin en büyük yıldızı. Keza filmin bilimkurgu tarafının da ziyadesiyle desteklenmesi ve bu karanlık dünyanın cazibesi yüksek bir sinematografiyle karşımızda belirmesi, izleyiciye sunulan bu eşsiz tempoyu da daha dişe dokunur bir hale getiriyor.</p>
<p>Distopya soslu yapay zekâ filmleri ile son zamanlarda sıklıkla karşılaşır olduk. Ancak Upgrade&#8217;i muadillerinden ayıran, ilgi çekici aksiyonu olduğu kadar, hikâyenin de sürprize gebe yapısı. Evet, film henüz en başında finale dair birtakım ipuçlarını izleyicisine çekinmeden sunuyor. Ancak bunun üzerine, anbean gelişen ters köşeler ile de izleyiciyi anlatıya sıkı sıkıya bağlamayı ihmal etmiyor. Özellikle tasarlanan dünyanın inandırıcılık dozajının doruk noktasında seyretmesi ve karanlığı deyim yerindeyse başrol hüviyetine yerleştirmesi de Upgrade&#8217;i sürükleyici hatta amiyane tabirle tadından yenmez bir bilimkurgu hüviyetine büründürüyor.</p>
<p>Pekâlâ, sessiz sedasız çıkagelen ancak vizyona dahi girmeden fazlasıyla konuşulmaya başlayan Upgrade kendi efsanesini yaratıp, kült mertebesine ulaşabilir mi? Esasen film için iddialı yorumlarda bulunmak, çok doğru bir tercih olmasa da, Uprade&#8217;nin kendi türü içerisinde hatırı sayılır bir şöhrete ulaşacağı gerçeğini de göz ardı etmemek lazım. Bunun birincil nedeni, filmin 5 milyon dolar gibi mütevazı sayılacak bir bütçeyle çekilmiş olması. Sıfırdan bir dünya yaratan, üstüne üstlük bunu birçok efektle destekleyen bir film için 5 milyon dolar demek, bütçesiz demekle eşdeğer. Bu nedenle filmin yapım ekibinin büyük bir takdiri hak ettiğini dile getirmek lazım. Neticede Hollywood&#8217;daki muadilleri 5 milyonun fersah fersah üzerindeki paralara böylesine bir filmin çeyreğini dahi çekemiyor!</p>
<p>Upgrade, sürükleyici bir bilimkurgudan öte, Black Mirror&#8217;un izleyicisine vadettiği teknoloji ve insan arasındaki gizemli ilişkinin de orijinal bir eseri. İzleyicisinin hayal gücüne şık dokunuşlar yapan ve yakın bir gelecekte yapay zekânın gelebileceği konumu gözler önüne seren film, üst düzey biçimiyle basit bir hikâye filmi olmaktan çıkıyor. Özellikle hiç beklenmedik anda vuku bulan, deyim yerindeyse kanın gövdeyi götürdüğü ve adrenalin seviyesini doruk noktasına çıkaran aksiyon sekansları filmin en büyük artısı. Tabii yönetmen Leigh Whannell&#8217;ın gerilim dozajını bir üst noktaya taşıyan müzik seçimleri de, Upgrade&#8217;i özel bir noktada konumlandırmamızın önünü açıyor.</p>
<p>Upgrade&#8217;in işleyişini psikolojik-gerilim sınıfına da yerleştirmek mümkün. Her ne kadar karakter derinliği konusunda filmin fazlaca eksikliği olsa da Grey&#8217;in STEM ile yaşadığı mücadele ve eşi sonrası içinde bulunduğu travma, ister istemez Upgrade&#8217;i farklı bir noktaya ulaştıran detaylar olarak da beliriyor. Esasen bu durum filmi, her ne kadar özgün aksiyon sekanslarına sahip olsa da, basit bir bilimkurgu olmaktan çıkarıyor ve anlatının cazibesini maksimum seviyeye çıkaran yegane husus olarak beliriyor.</p>
<p>Ülkemizde, 31 Ağustos&#8217;ta vizyona girecek olan Upgrade, yalnızca bu ayın hatta mevsimin değil, son zamanların en sıkı seyirliklerinden biri. Göze batan bazı eksiklikleri kapı dışarı ettiğimizde ve bu büyüleyici tempoya kendimizi bıraktığımızda, benzersiz bir tat alacağımız su götürmez bir gerçek. Teknolojinin, yakın bir gelecekte gelebileceği noktayı çarpıcı bir şekilde ele alan, psikolojiden had safhada beslenen, bunu yaparken rahatsız edicilik dozajını üst seviyelere çıkaran aksiyon sekanslarıyla bezeli Upgrade, belki fazlaca ses getiren bir film olmayacak ama türün meraklıları için, küçük çaplı bir efsane olarak anılacaktır. Eğer ki, beyaz perdede sıkı bir serüvene tanıklık etmek ve maceradan maceraya sürüklenmek istiyorsanız, kendinize bir iyilik yapın ve Upgrade&#8217;i kaçırmayın!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/09/07/yazin-son-bombasi-upgrade/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Margot Robbie ve Önüne Geçilemeyen Yükselişi</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/06/30/margot-robbie-ve-onune-gecilemeyen-yukselisi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/06/30/margot-robbie-ve-onune-gecilemeyen-yukselisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Öziş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jun 2018 08:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Margot Robbie]]></category>
		<category><![CDATA[polat öziş]]></category>
		<category><![CDATA[terminal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8863</guid>

					<description><![CDATA[Son dönemin en büyük yıldızlarından olan, hatta ve hatta tapılası güzelliği ile adını tüm dünyaya ezberleten Margot Robbie, yeni filmi Terminal ile görücüye çıkmış durumda. Simon Pegg ile başrolü paylaştığı, oldukça gizemli ve karanlık bir hikâyeyi huzurlarımıza getiren film, aynı zamanda Margot Robbie&#8217;nin de günbegün yükselişe geçen kariyerinin açık bir göstergesi. Biz de bu vesileyle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemin en büyük yıldızlarından olan, hatta ve hatta tapılası güzelliği ile adını tüm dünyaya ezberleten Margot Robbie, yeni filmi Terminal ile görücüye çıkmış durumda.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/terminal_review_margot_robbie.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8864" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/terminal_review_margot_robbie.jpg" alt="" width="825" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/terminal_review_margot_robbie.jpg 825w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/terminal_review_margot_robbie-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/terminal_review_margot_robbie-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/terminal_review_margot_robbie-696x391.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/terminal_review_margot_robbie-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 825px) 100vw, 825px" /></a></p>
<p>Simon Pegg ile başrolü paylaştığı, oldukça gizemli ve karanlık bir hikâyeyi huzurlarımıza getiren film, aynı zamanda Margot Robbie&#8217;nin de günbegün yükselişe geçen kariyerinin açık bir göstergesi. Biz de bu vesileyle hem güzel hem de yeteneğin vücut bulmuş hali olarak karşımıza gelen oyuncuyu mercek artına aldık. Huzurlarınızda, dünden bugüne, bugünden yarına Margot Robbie…</p>
<p>1990, Avustralya doğumlu olan Margot Robbie kariyerinin başında dizilerde boy gösterse de, sinemayla yolunun kesiştiği 2013 yılı, onun geniş kitleler tarafından tanınmasına olanak sağlar. İlk olarak bir İngiliz harikası olan ve zamanda yolculuk temasına bambaşka bir renk katan romantik-komedi About Time&#8217;da karşımıza çıkan Robbie, burada yer aldığı kısıtlı sürede güzelliği ile büyülemeyi başarır. Aslına bakılırsa, gençlik filmlerinde yeteneksizlik abidesi olan öyle müthiş güzeller karşımıza çıkıyor ki, acaba Margot Robbie de onlardan biri mi diye düşünmek, About Time&#8217;ın özelinde pekala mümkün. Çünkü filmde canlandırdığı Charlotte, sadece güzelliği ile öne çıkan ve filmin henüz başında misyonunu tamamlayıp hikâyeye veda edan bir karakter. Acaba bir kez daha sadece güzelliği ile boy gösteren ve unutulmaya yüz tutacak bir oyuncuyla daha mı karşı karşıyaydık? Tabii ki hayır!</p>
<p>Margot Robbie&#8217;nin kendisinden beklenen patlamayı yaptığı ve “Gümbür gümbür geliyorum” dediği yapım ise, hiç kuşku yok ki Martin Scorsese&#8217;nin gösterişli bir şekilde huzurlarımıza getirdiği The Wolf of Wall Street. Jordan Belfort&#8217;un gerçek hayat hikâyesinden uyarlanan ve üç saatlik uzun sayılabilecek süresine rağmen bir an olsun sıkmayan ve adeta bir resitali önümüze getiren film, biçiminden içeriğine kadar tadına doyulmaz bir seyirlik. Tabii, Leonardo DiCaprio ve Jonah Hill ile birlikte başrolü paylaşan Margot Robbie&#8217;nin de bu noktada payını es geçmemek lazım. Böylesine estetik bir filmde, güzelliği kadar parmak ısırtan performansı ile de öne çıkan Robbie, bir anda spot ışıklarını üzerine çekmeyi başarır. Keza filmden sonra birçoklarının, The Wolf of Wall Street&#8217;in muazzam anlatısı kadar Margot Robbie&#8217;yi konuştuğu da dün gibi akıllarda. Bir yanda herkesin üzerinde mutabık olduğu bir güzellik diğer yanda ise Scorsese tedrisatından geçmiş bir yetenek. Esasen Margot Robbie&#8217;nin The Wolf of Wall Street&#8217;te gösterdiği performans için yapılabilecek en doğru yorum; güzellik ile yeteneğin kusursuz birleşimi olacaktır. Nitekim onun ortaya koyduğu bu başarı, Margot Robbie isminin sinema dünyasında, “Heyecan uyandıran bir yıldız doğuyor” yakıştırmalarını da beraberinde getirir.</p>
<p>2013 yılı yapımlı About Time ve The Wolf of Wall Street&#8217;ten sonra, yıldız kalibresine yükselmiş bir oyuncuyla karşı karşıya olduğumuzu açık bir şekilde söylemek pekâlâ mümkün. Tabii, bu noktadan sonra Robbie&#8217;nin çizeceği profil ve yer alacağı filmlerde bir o kadar merak konusu halini alır. Ancak o kendi yeteneğini sınırsız bir şekilde resmedebileceği filmlerde ilk aşamada yer almaz. 2014&#8217;te Suite Française&#8217;ta, 2015&#8217;te ise Z for Zachariah&#8217;ta rol alır. Bu iki filmin de ortak özelliği, Robbie&#8217;nin yeteneğinin altında seyreden bir yapıyla izleyici karşısına çıkması. Nitekim filmleri pek başarılı olarak addedememek, Robbie&#8217;yi de negatif olarak etkiler. Ancak o eleştirilere kulak tıkar ve 2015 yılında Will Smith ile Focus için kamera karşına geçer. Özellikle usta oyuncu ile birlikte ortaya koydukları uyum ve hikâyenin dinamik yapısı, bir kez daha Robbie&#8217;yi en parlak şekilde yükseğe çıkarır. Ancak burada ortaya koyduğu performans, Robbie için bir zirve olmayacak, aksine zirveye giden yoldaki son basamağı olacaktır!</p>
<p>Uzun yıllardır Marvel ile DC arasında süregelen rekabet hepimizin malumu. Tabii, olay ne zaman ki beyaz perdeye taşındı, o zaman da Marvel yarattığı Sinematik Evren ile bir tık öne geçti ve DC&#8217;yi geride bıraktı. Tabii DC&#8217;nin bir seyirci edasıyla bu olanları izlemesi beklenemezdi. Önce Batman ile Superman&#8217;i bir araya getirdi, sonrasında ise “Onların Yenilmezler&#8217;i varsa, bizim de Gerçek Kötüler&#8217;imiz olsun” mottosuyla Suicide Squad&#8217;ı hayata geçirdi. Geriye dönüp baktığımızda filmin, DC&#8217;nin istediği etkiyi hiç mi hiç yaratamadığını söylemek mümkün. Hatta Marvel&#8217;e öykünüyor gerekçesiyle ziyadesiyle de eleştiri okuna dahi maruz kaldı. Ancak, itiraf etmek gerekir ki Suicide Squad bizlere öyle bir yeteneği, öylesine sıra dışı bir şekilde sundu ki, sırf bunun için dahi onlara teşekkür etmek gerekir. Evet, Margot Robbie&#8217;nin ta kendisinden bahsediyorum. Her ne kadar daha öncesinde The Wolf of Wall Street&#8217;te birçok olumlu eleştiriye mazhar olsa da, Margot Robbie performans anlamındaki zirvesini Suicide Squad&#8217;ta yaşar. Hatta onun Harley Quinn karakteri ile bizlere sunduğu o kadar devasadır ki, bu performans filmin bile önüne geçer. Keza filmin ismini dahi andığımızda hangimizin aklına Harley Quinn&#8217;e bürünmüş Margot Robbie gelmez ki?</p>
<p>Evet, artık karşımızda güzelliğini, parmak ısırtan yeteneğiyle süsleyen oldukça özel bir oyuncu var diyebiliriz. Her projesinde üstüne koyarak gelen ve içindeki cevheri tüm dünyanın gözleri önüne seren Margot Robbie, filmlerin aranan yıldızı, daha ötesinde başrolü hüviyetine bürünür. Nitekim bu noktadan sonra birçok teklif alır, hatta Harley Quinn&#8217;in solo filmi dahi teklif edilir. Ancak o, şimdilik bu öneriyi rafa kaldırır ve yeteneğini daha cezp edici noktada kullanmayı tercih eder. Esasen o bir oyuncudur ve farklı şeyler yapmak ister. Tam da bu süre zarfı içerisinde Tonya Harding isimli buz patencisinin öyküsünün anlatılacağı I, Tonya isimli filmde oynamayı kabul eder. Çünkü yaratacağı karakter, güçlü bir oyunculuk isteyen ve Robbie&#8217;nin yeteneğini bir kez daha gözle görülür kılacak bir yapı etrafına kuruludur. Nitekim anlatımıyla keyifli bir seyirlik halini alan I, Tonya&#8217;nın en dikkate değer tarafının da Robbie&#8217;nin ortaya koyduğu performans olduğunu dile getirmek gerekir. Kendisinden bekleneni oldukça başarılı bir şekilde yansıtan, yalnızca belirli rollerde değil, farklı yapıdaki her karakteri canlandırabileceğini yine, yeniden kanıtlar. I, Tonya&#8217;da gösterdiği performans ise Akademi&#8217;nin gözünden kaçmaz ve Robbie&#8217;ye Oscar adaylığının da yolunu açar. Her ne kadar, ödülü kucaklayamasa da güçlü ve tecrübeli adayların arasında dahi pırıl pırıl parlamayı başarır ve gelecek adına ne denli umut vaat ettiğini de bir kez daha ortaya koyar.</p>
<p>Duru bir güzellikten, yeteneği ile ışıldayan bir yıldıza evrilen Margot Robbie, çağımızın en özel aktristlerinden biri olarak herkesin zihnine kazınmış durumda. Kariyer basamaklarını yavaş yavaş çıkması ayrı bir yana, kendisinden beklenenin fersah fersah üstüne çıkmasıyla her daim takdiri hak eden biri. O, Temmuz ayında son filmi Terminal ile beyaz perdeye dönüş hazırlığı yapadursun, biz sinemaseverler olarak, kadrosuyla dahi heyecanlandıran son Tarantino filmi Once Upon a Time in Hollywood&#8217;da ortaya koyacağı performansı şimdiden merak edelim. Bakalım, bu zamana kadar bizleri hiç yanıltmayan Margot Robbie yine, yeni ve yeniden aynı performansı ortaya koymaya devam edecek mi? Bekleyip, göreceğiz!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/06/30/margot-robbie-ve-onune-gecilemeyen-yukselisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2000 Sonrasının En İyi Woody Allen Filmleri</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/2000-sonrasinin-en-iyi-woody-allen-filmleri/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/2000-sonrasinin-en-iyi-woody-allen-filmleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Öziş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Dec 2017 11:14:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[En İyi Woody Allen Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[polat öziş]]></category>
		<category><![CDATA[Woody Allen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10967</guid>

					<description><![CDATA[Sinema tarihinin en üretken ve uçarı yönetmeni olarak tabir edebileceğimiz Woody Allen, her yıl bir film çekme geleneğini sürdürüyor ve Wonder Wheel ile yeniden huzurlarımıza gelmeye hazırlanıyor. 22 Aralık’ta vizyona girecek filmi, Türkiye prömiyerini yaptığı 5.Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nde izleme şansına eriştim ve açıkça diyebilirim ki, Woody Allen sahalara gümbür gümbür dönüyor! Aslına bakılırsa, Woody [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sinema tarihinin en üretken ve uçarı yönetmeni olarak tabir edebileceğimiz Woody Allen, her yıl bir film çekme geleneğini sürdürüyor ve Wonder Wheel ile yeniden huzurlarımıza gelmeye hazırlanıyor. 22 Aralık’ta vizyona girecek filmi, Türkiye prömiyerini yaptığı 5.Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nde izleme şansına eriştim ve açıkça diyebilirim ki, Woody Allen sahalara gümbür gümbür dönüyor!</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Wonder-Wheel-movie-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10969" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Wonder-Wheel-movie-1-1024x684.jpg" alt="" width="696" height="465" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Wonder-Wheel-movie-1-1024x684.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Wonder-Wheel-movie-1-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Wonder-Wheel-movie-1-768x513.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Wonder-Wheel-movie-1-696x465.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Wonder-Wheel-movie-1-1068x713.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Wonder-Wheel-movie-1-629x420.jpg 629w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Wonder-Wheel-movie-1.jpg 1497w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Aslına bakılırsa, Woody Allen sinemasının özellikle 2000 sonrasında irtifa kaybettiği gerçeği ile yüzleşiyoruz. Fazlasıyla dağınık, tekrara düşen ve amiyane tabirle sıkıcı olarak nitelendirebileceğimiz birçok film, yönetmenin filmografisini de tartışmaya açmıştır. Ancak bu süre zarfı içerisinde Woody Allen, zaman zaman da olsa eski güzel günlerini hatırlatan filmlerin altına imza atmayı ihmal etmedi. İşte, o güzel ve değerli filmlerden bir tanesi de Wonder Wheel. Retro atmosferi ile izleyeni içine çeken ve her bir anıyla tebessümü beraberinde getiren film, Woody Allen sinemasının da son yıllardaki en iyi işlerinden biri. Biz de bu vesileyle, usta sinemacının 2000 sonrasındaki en iyi filmlerini listeledik. Kemik çerçeveli gözlükleriyle Woody Allen huzurlarınızda.</p>
<p><strong>Scoop (2006)</strong></p>
<p>2000 sonrası Woody Allen filmleri içerisinde en akılda kalıcılarından biri de hiç kuşkusuz ki Scoop’tur. Hugh Jackman ve Scarlett Johansson ikilisinin The Prestige’den sonra yeniden bir araya gelişini müjdeleyen film, aynı zamanda alışılagelmiş Woody Allen anlatısını, gizem sosuyla süslemesiyle de fark yaratıyor.</p>
<p>Gelecek vadeden gazetecilik öğrencisi Sondra, peşine düştüğü bir cinayet soruşturması sonucunda Peter Lyman ismine ulaşır. Onun amacı her ne kadar peşine düştüğü cinayeti açığa çıkarmak olsa da Peter Lyman’ın karizmatik duruşu karşısında duygularına hakim olamayacaktır. Bu dakikadan itibaren meraklı gözlerli üzerine çekmeyi başaran, bir yandan da Sondra ile Peter arasında vuku bulan yakınlaşmayla, kadın-erkek ilişkisine farklı bir bakış açısı getiren Woody Allen, seyir zevkinin bir an olsun düşmediği bir filmi de izleyicisinin huzurlarına bırakır.</p>
<p><strong>To Rome With Love (2011)</strong></p>
<p>2000 sonrasında, Avrupa’nın gözde şehirlerini filmografisinin merkezine yerleştiren Woody Allen, bu kez rotasını Roma’ya çeviriyor ve aşıklar şehrinden harikulade bir anlatı çıkarmayı başarıyor. To Rome With Love, farklı hikayeleri, başka hayatları, Roma’nın eşsiz atmosferi çerçevesinde izleyicisine sunarken, bir an olsun yormuyor ve ekran başına geçen herkesi hikayesine ortak etmeyi başarıyor.</p>
<p>Woody Allen sinemasının mihenk taşlarından olan kadın-erkek ilişkisinin yanı sıra, arkadaşlık ve idealar gibi konulara da parantez açan To Rome With Love, zaman zaman izleyicisini bir turist hüviyetine büründürüyor ve Roma’nın benzersiz görüntüleri eşliğinde, doyumsuz bir tura çıkarıyor. Bu yönüyle de değerli bir noktada duran film, izleyicisini sıkmayan aksine farklı hikayeleri vesilesiyle dinamizmini koruyan ve anbean kahkaha vadeden yapısıyla, Woody Allen sinemasının da keyifli seyirliklerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Whatever Works (2009)</strong></p>
<p>Woody Allen sinemasının, olgun günlerini günümüze taşıyan ve varoluş sancısından, kapitalizme kadar birçok hususu temel alan Whatever Works, bir kez daha sırtını dayadığı kadın-erkek ilişkisinin çıkmazından gücünü alıyor.</p>
<p>Malum, Woody Allen filmlerinin yıldızı her daim kendisi olmuştur. Gerek senaryodaki başarısı, gerekse kamera arkasındaki yetisiyle, usta sinemacı filmlerini yücelten birinci etmen olarak hep öndedir. Ancak Whatever Works’un özelinde konuşursak, filmin yıldızının Boris karakterine hayat veren Lary David olduğunu söylemek elzem olacaktır. Keza başarılı oyuncu, entelektüel ama bir o kadar da karmaşa içindeki karaktere, mizah sosu yüksek bir şekilde hayat vererek gönülleri fethetmeyi başarıyor. Başından sonuna dek eğlenceli ve eleştirel bakış açısıyla dikkat çeken film, Woody Allen’ın has sinema dilini özleyenler için bulunmaz bir Hint kumaşı niteliğinde.</p>
<p><strong>Blue Jasmine (2013)</strong></p>
<p>Blue Jasmine için, Woody Allen’ın son yıllardaki en ses getiren filmi yakıştırmasını yapmak pekala mümkün. Bundaki en büyük pay sahibi ise karakteri adeta yaşayarak huzurlarımıza getiren Cate Blanchett’ın ta kendisidir. Tabii işin içine, depresif bir ruh halinin dokunaklı anlatısı da girince, filmin başından sonuna dek vurucu yapısıyla izleyici karşısına geldiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Jasmine, New York’un varlıklı ailelerinden birine mensuptur. Ancak günün birinde kocasının iflas etmesi, onun San Francisco’daki üvey kardeşinin yanına taşınmasına neden olur. Bu dakikadan itibaren karakterin çıkmazlarla örülü haleti ruhiyesini ve her çırpınışta daha fazla dibe batışını olanca gerçekçiliği ile izleyicisine aktaran Woody Allen, burjuvazinin çöküşünü kendine has anlatımıyla resmederek izleyicisine bambaşka bir lezzet sunmayı başarıyor.</p>
<p><strong>Match Point (2005)</strong></p>
<p>Woody Allen sinemasının 2000’lerdeki ilk başarılı filmi olarak addedebileceğimiz Match Point, merak uyandıran hikayesiyle dikkat çeken, gizemli ve bir o kadar da sürükleyici bir film olarak karşımıza gelmektedir.</p>
<p>Aşk mı yoksa para mı sorunsalını her daim diri tutan, aynı zamanda beslendiği metaforlarla anlatısını güçlendiren Match Point, çıkmazlarla örülü hikayesiyle de seyir zevki yüksek bir iş olarak belirmektedir. Yapaylıktan oldukça uzak, gerçekçi ve bir o kadar vurucu yapısıyla dikkatleri üzerine çeken film, Woody Allen sinemasının da en farklı işlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Aynı zamanda tamamı Londra’da çekilmesi ile de yönetmen adına farklı bir tecrübeyi içeren film, bir an olsun dikkat kaybına mahal vermeyen, aksine pür dikkat izlenmeyi zorunlu kılan ve finaliyle soğuk duş etkisi yaratan bir yapım olarak öne çıkmaktadır. Çağımızın en güzel kadınlarından Scarlett Johansson’un ilk defa Woody Allen ile çalışmasına da vesile olan Match Point’un bir diğer başrolü ise Jonathan Rhys-Meyers’tır.</p>
<p><strong>Wonder Wheel (2017)</strong></p>
<p>Woody Allen sinemasının son yıllardaki tekrara düşen ve git gide sıradanlaşan anlatısını unutturan ve adeta geçmiş güzel günlerden çıkagelmiş izlenimi yaratan Wonder Wheel, izleyicisini anbean tebessüm ettiren ve sürükleyici hikayesiyle büyüsüne ortak eden bir yapıyla huzurlarımıza geliyor.</p>
<p>Kamerasını bu kez 1950’lere götüren Woody Allen, bir lunaparkta yaşayan Ginny’i odağına alıyor. Eski bir tiyatrocu olan ve ilk eşinden boşandıktan sonra, yaramaz oğlu Richie ile birlikte Humpty’nin yanına sığınan bu güzel kadın, kendini adeta hayatın koşuşturmacası içine bırakmıştır. Ta ki Humpty’nin mafyadan kaçan kızı Carolina ve yakışıklı cankurtaran Mickey hayatlarına dahil olana kadar… Bu dakikadan itibaren, bir kadının yeniden doğuşunu ve elindekini kaybetmemek adına ne denli büyük bir satranç oyuncusuna dönüşebileceğini merkezine alan film, bir yandan finaline dek sürüklerken, bir yandan da mizahi yapısıyla güldürmeyi başarmaktadır. Özellikle rengarenk yapısı ve retro duruşuyla, izleyicisine bambaşka bir tecrübe vadeden Wonder Wheel, Woody Allen’ın da son yıllardaki en dişe dokunur işi olarak belirmektedir. Aynı zamanda Kate Winslet’ın başrolde devleştiği ve Oscar’a göz kırptığı film, sinema salonuna gidecek herkesin keyifle seyredeceği bir yapım olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Vicky Cristina Barcelona (2008)</strong></p>
<p>Avrupa’nın en güzel kentlerinden biri olan Barcelona’yı merkezine alan ve özel dokusuyla büyüleyen bu şehri başrol hüviyetine yerleştiren Vicky Cristina Barcelona, tam manasıyla şarap gibi bir film olarak huzurlarımıza gelmektedir. İzledikçe lezzetlenen, düşündükçe daha da yerine oturan film, yaz tatili için Barcelona’ya giden Vicky ve Cristina’nın hikayesini izleyenlerine aktarırken, bir yandan da eşsiz sinematografisi ile büyülemeyi başarmaktadır.</p>
<p>Başından sonuna dek bir Woody Allen başyapıtı olarak nitelendirebileceğimiz Vicky Cristina Barcelona, bir yaz tatili filmi olarak başlayan ancak sonrasında izleyicisini çıkmazlarla örülü olaylar silsilesi içerisine bırakan farklı ama bir o kadar da cazibesi yüksek bir iş. Scarlett Johansson, Javier Bardem ve Penelope Cruz’un başrolleri paylaştığı film, özgün hikayesi kadar sanat yönetimiyle de doyumsuz bir seyirlik halini alıp, Woody Allen filmografisinin en önemlilerinden biri olarak öne çıkmayı başarmaktadır.</p>
<p><strong>Midnight in Paris (2011)</strong></p>
<p>Woody Allen’ın modern bir masal olarak izleyicisine sunduğu Midnigt in Paris, sanat dünyasının en şaşalı günlerini yaşadığı 1920’lerin Paris’ine doğru bir yolculuğa çıkarırken, bir yazarın ilham arayışına da parantez açmayı ihmal etmiyor.</p>
<p>Bu filmde kimler kimler yok ki… Salvador Dali, Ernest Hemingway, Luis Buñuel ve daha niceleri! Esasen bu isimlerin varlığı dahi, Midnight in Paris’i çekici kılmaya yetiyor. Ancak Woody Allen, onları yalnızca hikayeyi güçlendiren yan etmenler olarak kullanıyor ve nispeten başarısız bir yazar olarak nitelendirebileceğimiz Gil’in zamanda yolculuğuna ve bu serüven esnasında yaşadıklarına ağırlık vererek tadına doyulmaz bir seyirliği huzurlarımıza getiriyor. Midnight in Paris’i 2000’lerdeki en iyi Woody Allen filmi olarak lanse etmek mümkün. Çünkü en başta film, izleyeni bir an olsun sıkmıyor, doyumsuz kahkahalar vadediyor, daha da önemlisi ayakları yere sağlam basan senaryosu ve onu destekleyen biçimiyle usta işi bir film olduğu izlenimini anbean karşı tarafa hissettiriyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/2000-sonrasinin-en-iyi-woody-allen-filmleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Duayen Portresi: Yavuz Turgul</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/bir-duayen-portresi-yavuz-turgul/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/bir-duayen-portresi-yavuz-turgul/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Öziş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2017 13:39:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[polat öziş]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Turgul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10850</guid>

					<description><![CDATA[Şöyle arkamıza yaslanıp, sinema tarihimizin en iyi filmlerini sayacak olsak, birçoğunun altında Yavuz Turgul&#8217;un imzasını göreceğimiz aşikâr. Kariyerine Arzu Film&#8217;de senarist olarak başlayan, sonrasında ise birçok kült olmuş filmi izleyicisine armağan eden Turgul, şüphesiz ki tarihimizin de en iyi hikâye anlatıcılarından biri. Özellikle yönetmenliğe adım attığı günden itibaren, Şener Şen ile çalışmayı yeğleyen ve usta [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şöyle arkamıza yaslanıp, sinema tarihimizin en iyi filmlerini sayacak olsak, birçoğunun altında Yavuz Turgul&#8217;un imzasını göreceğimiz aşikâr. Kariyerine Arzu Film&#8217;de senarist olarak başlayan, sonrasında ise birçok kült olmuş filmi izleyicisine armağan eden Turgul, şüphesiz ki tarihimizin de en iyi hikâye anlatıcılarından biri. Özellikle yönetmenliğe adım attığı günden itibaren, Şener Şen ile çalışmayı yeğleyen ve usta oyuncuyla ayrılmaz bir ikili görüntüsü çizen Yavuz Turgul, bu nedenle zaman zaman eleştiri oklarının hedefi olsa da, çektiği yahut yazdığı her filmle kendisini affettirmeyi bilir. Onu tekrardan gündem yapan husus ise, Kasım ayında vizyona girecek olan son filmi Yol Ayrımı. Yavuz Turgul-Şener Şen ikilisinin 7 yıllık aranın ardından beyazperdeye dönüşünü müjdeleyen film vesilesiyle, Turgul Sineması&#8217;nı mercek altına aldık. Dilerseniz, senaristlikle başlayan kariyerinde, usta bir yönetmene dönüşen Yavuz Turgul&#8217;u artılarıyla, eksileriyle hep birlikte inceleyelim.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/YAVUZ-TURGUL-e1507898466702-807x1024.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10852" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/YAVUZ-TURGUL-e1507898466702-807x1024-807x1024.jpg" alt="" width="696" height="883" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/YAVUZ-TURGUL-e1507898466702-807x1024.jpg 807w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/YAVUZ-TURGUL-e1507898466702-807x1024-236x300.jpg 236w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/YAVUZ-TURGUL-e1507898466702-807x1024-768x975.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/YAVUZ-TURGUL-e1507898466702-807x1024-696x883.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/YAVUZ-TURGUL-e1507898466702-807x1024-331x420.jpg 331w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Arzu Film ve Senaristlik Günleri</strong></p>
<p>Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım. Yavuz Turgul, Türk Sineması&#8217;nın başına gelmiş en özgün kalemlerden biri. Hele hele onun Ertem Eğilmez gibi Yeşilçam&#8217;ın en önemli figürlerinden birinin tedrisatından geçtiğini düşününce, Turgul&#8217;un kalemine olan saygı daha da artıyor. Şöyle geçmişe doğru bir yolculuğa çıktığımızda Tosun Paşa, Sultan, Banker Bilo, Çiçek Abbas, Şekerpare, Züğürt Ağa gibi hepsi ayrı ayrı kült olmuş ve yerli sinemayı yüceltmiş filmlerin Turgul&#8217;un elinden çıktığını görüyoruz. Nitekim bu filmlerin hepsinin ortak özelliği, dönemin melodram ruhunu en ince şekilde yansıtması ve izleyenlerine üst düzey bir samimiyet vaat etmesidir.</p>
<p>Yavuz Turgul&#8217;un yazarlıktaki bu başarısı, öyle pek de tesadüfî değil. Sektöre Ses Dergisi ile adım atan ve burada uzun yıllar boyunca çalışan Turgul, bu süre zarfı içerisinde derginin yazı işleri genel müdürlüğünü de üstlenir. Sonrasında sinemaya olan ilgisi onun yolunun Arzu Film ile kesişmesine vesile olur ve bu dakikadan itibaren de Türk Sineması&#8217;nın kaderi, deyim yerindeyse baştan yazılmaya başlar. Evet, belki bu fazlasıyla iddialı bir tanım. Ancak Yavuz Turgul&#8217;un karakter yaratmadaki başarısını yahut izleyicinin nabzını yoklayan hikâye anlatma becerisini, sinemamız içerisinden çıkarsak, geriye kocaman bir karanlığın kalacağı da aşikâr. Bu nedenle, zaman zaman kızsak dahi onun yazar kimliğinin her daim alkışı hak ettiğini de defaatle vurgulamak gerekir.</p>
<p>Yavuz Turgul hikâyelerine genel çerçeveden baktığımızda, lümpenlikten uzak bir anlatım dilini ve toplumda yeri olan karakterlerin devamlı olarak karşımıza çıktığını görürüz. Sultan filminde topluca sinema salonuna giden köy ahalisi, Banker Bilo&#8217;da kurulan hayallerin her defasında yıkılması, Çiçek Abbas&#8217;da sergilenen rekabet ve Züğürt Ağa&#8217;daki taşlama dönemin ruhunu yansıtan, bununla da yetinmeyerek ekran başına geçen herkesin kendisi ile yakın bir ilişki kurmasını sağlayacak hadiseleri beraberinde getirir. Esasen bu durum, Yavuz Turgul anlatılarının da toplumun adeta aynası şeklinde değerlendirilmesinin önünü açar. Bu nedenle Turgul hikâyelerini ve karakterlerini realist olarak tanımlamak ve amiyane tabirle bizden biri olarak lanse etmek de hayli mümkün.</p>
<p>Tabii Yavuz Turgul&#8217;un Arzu Film ile başlayan yazarlık kimliği yalnızca sinema ile sınırlı değil. Aksine o, televizyon tarihine adını altın harflerle yazdırmış iki dizinin de mimarı. Biri Süper Baba diğer ise İkinci Bahar… Esasen bu iki dizinin isimlerini dahi zikretmek, insanın yüzüne doğal bir tebessüm yerleştiriyor dersek hata etmiş olmayız. Nitekim hem Süper Baba hem de İkinci Bahar, aile olabilmenin önemine eğilen, her daim birlik olmayı öğütleyen ve bunu yaparken de Yeşilçam ekolüne asla sırtını dönmeyen melodramları ekranlarımıza taşımıştır. Turgul önderliğinde doğan bu iki dizi, aradan geçen onca seneye rağmen kalıcı ve öncü projeler olarak her daim güncelliğini koruyacaktır. Çünkü Ali Haydar Usta da, içimizi ısıtan gülüşüyle Fiko da öyle hafızlardan pek kolay silinebilecek yapay karakterler değildir. Esasen bu da Yavuz Turgul&#8217;un karakter yaratmadaki başarısına bir kez daha şapka çıkartacak bir detay olarak belirir.</p>
<p><strong>Usta Bir Kalemden, Duayen Bir Yönetmene</strong></p>
<p>Yavuz Turgul, sinemaya yazar kimliği ile giriş yapsa da sonrasında ise usta bir yönetmene evrilerek, başyapıt kalibresindeki filmlerin de altına imzasını atar. Müjde Ar&#8217;ın başrolü oynadığı 1984 yapımı Fahriye Abla ile ilk uzun metrajını izleyicisine sunan Turgul, daha sonrasında Şener Şen&#8217;in başrolünde yer aldığı filmleri peşi sıra çekerek, adeta sinemamızın en sevilen yönetmenlerinden biri halini alır. Muhsin Bey, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Gölge Oyunu, Eşkıya, Gönül Yarası ve Av Mevsimi, Yavuz Turgul&#8217;un az ama öz yönetmenlik tecrübeleri olarak da bilinir.</p>
<p>Pekâlâ, nedir Yavuz Turgul filmlerini özel kılan? En başta Turgul, yarattığı hikâyeleri aynı içtenlikle çekmeyi başaran ender yönetmenlerden biridir. Nitekim o, benzer hikâyeleri, farklı şablonlar içerisinde bizlere sunarak, her defasında tanıdık tatları izleyicisine aktarmayı başarır. Onun filmlerinde her daim bir kaybeden görmek mümkün. O kaybeden, dönemi yakalamakta güçlük çeken ancak zamanında kendi alanının en iyilerindendir. Baran, bir zamanların namlı Eşkıyalarındandır; Muhsin Bey, arabeske sırt çevirmiş geleneksellikten kopamayan bir organizatör; Haşmet Asilkan, şarkıcı-türkücü filmlerinin aranan yönetmeniyken, çağa ayak uydurma çabasıyla kendisini boşluğa sürükleyen bir sinemacı; Nazım ise hayatını çocuklara adamış, idealist bir eğitmendir ancak onun da hayat savaşında yüzleşmesi gereken gerçekleri vardır… İşte, Yavuz Turgul&#8217;un yazıp yönettiği filmler, esasen hayatın ta kendisidir. Kaybedenleri ve kazananları olan bir hayatın yansımasıdır.</p>
<p>Yavuz Turgul sinemasının bir diğer özelliği ise, muadilleri gibi belli bir kesime hitap etmeyişinde gizlidir. Nitekim onun hikâye anlatmadaki becerisi hem gişeyi etkisi altına alır, hem de dokunaklı bir anlatı arayanların bam teline dokunur. Bu nedenle Yavuz Turgul filmlerini, ülkemizdeki diğer yönetmen sineması örneklerinden bir tık yukarıya yazmak mümkün. Keza Eşkıya&#8217;nın Türk Sineması&#8217;na getirdiği renk ve sinema salonlarını yeniden canlandırması da tesadüf eseri oluşmuş bir durum değil. Evet, başrolde Şener Şen&#8217;in yer alması ve Yavuz Turgul&#8217;un kaleminden çıkan özgün anlatı, filmin ses getirmesinin başlıca nedeni. Ancak Turgul&#8217;un bu noktada devreye soktuğu yönetmenlik becerisi, Eşkıya&#8217;yı komple bir sanat eseri haline getiren ve her kesimden insanın sinema salonuna koşa koşa gitmesine vesile olan en önemli değişkenlerin başında gelir. Bir başka deyişle Yavuz Turgul, gözlemciliğini sinemacı kimliğiyle birleştiren ve genç-yaşlı, zengin-fakir demeden herkese seyir zevkini doruk noktasında hissettireceği filmlerin altına imzasını atar. Bu nedenle filmleri hem gişede yüksek izleyici sayısını elde eder, hem de uzun yıllar hafızadan çıkmayacak karakterleri ve duygu selini beraberinde getirir.</p>
<p><strong>Yavuz Turgul-Şener Şen Meselesi</strong></p>
<p>Malumunuz, Yavuz Turgul&#8217;un adının zikredildiği anda, akıllara gelen bir diğer isim de Şener Şen. Sinema tarihimizin açık ara en iyi birkaç oyuncusundan olan ve evlerimize misafir olduğu her karakterle sempati kazanmayı başaran Şener Şen, son 25 yıllık süreçte Yavuz Turgul&#8217;un elinin değmediği yalnızca bir projede yer aldı. Şerif Gören imzalı Amerikalı, Şener Şen&#8217;in hem son komedisi, hem de başarılı oyuncunun Yavuz Turgul&#8217;suz “Evet” dediği son proje. Tabii bu süre zarfı içerisinde Yavuz Turgul&#8217;un hikâyelerini ince eleyip sık dokuması da, Şener Şen&#8217;in ekranlardan uzak kalmasına neden olan en önemli husus.</p>
<p>Yavuz Turgul-Şener Şen ikilisinin “Anca beraber kanca beraber” mottosuyla yıllar yılı beraber çalışma isteği çok yazıldı, fazlasıyla konuşuldu. Çünkü karşımızdaki iki isim, sinema tarihimize adını altın harflerle yazdıran ve alanlarının en iyilerinden olarak öne çıkan duayenler… Evet, Yavuz Turgul&#8217;un hikayelerini özenle hazırlaması anlayışla karşılanabilecek bir durum. Ancak Şener Şen&#8217;in kendisini Turgul Sineması&#8217;na böylesine hapsetmesi, ne yazık ki usta oyuncunun kendisini sevenlerinden uzak tutması hasebiyle tepki çeken bir husus olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Yavuz Turgul&#8217;un hikâyelerini yaratırken, başa Şener Şen&#8217;i yazdığı ve ona göre anlatısını şekillendirdiği de su götürmez bir gerçek. Nitekim Turgul&#8217;un bırakın yönetmenliğini yaptığı filmleri, Fahriye Abla&#8217;dan sonra yazdığı tüm senaryoların başrolünde de Şener Şen&#8217;i görmek mümkün. Evet, bu iki duayenin yarattığı uyum ve biz sinemaseverlere armağan ettikleri paha biçilemez hediyeler. Ancak bu noktada insan sormadan da edemiyor: Gelişen ve değişen sinema evreninde, Turgul&#8217;suz Şen ya da Şen&#8217;siz Turgul, ne gibi eserler ortaya koyardı? Ne yazık ki bu sorunun cevabını çok büyük bir sürpriz olmaması durumunda bulamayacağız ve yıllar sonra dahi tartışmaya devam edeceğiz. Ancak bu iki isme, üretkenliklerini bu denli kısıtladıkları ve sevenleri ile arayı böylesine açtıkları için kızsak da, ortaya koydukları ve Türk Sineması&#8217;na kattıkları için de her daim saygı duyacağımız karşı konulmaz bir gerçek.</p>
<p>Yavuz Turgul-Şener Şen ikilisi, birçoklarının üzerinde hem fikir olduğu şekilde, filmografilerinin en zayıfı Av Mevsimi&#8217;nden yedi yıl sonra, bir kez daha beyazperdeye dönüş hazırlığı yapıyor. Film çekmeyi, bisiklete binmeye benzeten ve eline kamera aldı mı ilk günkü heyecanla işine sarıldığını deklere eden Turgul&#8217;un nasıl bir dönüş yapacağı büyük bir soru işaretini de beraberinde getiriyor. Ancak gerçekliği tartışılmaz bir şey var ki, o da Turgul&#8217;un bir kez daha usta işi bir senaryoyla karşımıza geleceği. Hele hele o senaryoyu süsleyen en nadide detayın da Şener Şen olduğunu varsayarsak, Yol Ayrımı için heyecanlanmak kaçınılmaz bir süreç halini alıyor.</p>
<p>Her daim oyunculara tanıdığı özgürlükle bilinen ve samimiyetinden zerre ödün vermeyen anlatım diliyle, sinemamızın en büyük ustalarından biri haline gelen Yavuz Turgul, 1984 itibariyle start verdiği yönetmenlik kariyerinin 8.uzun metrajı ile karşımızda. Mazhar Kozanlı isimli acımasız bir iş adamının geçireceği değişimi odak noktasına alan film, Şener Şen&#8217;in oyunculuğuyla olduğu kadar Yavuz Turgul&#8217;un anlatımıyla da merak uyandırıyor. Bakalım, beklentileri pek fazla karşılamayan Av Mevsimi sonrası araya giren 7 koca sene, Yavuz Turgul-Şener Şen ikilisine neler katmış, neler götürmüş. 10 Kasım&#8217;da hep birlikte tanıklık etmek dileğiyle.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/bir-duayen-portresi-yavuz-turgul/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hüzün ile Tek Vücut Olmuş Bir Aktör: Çetin Tekindor</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/huzun-ile-tek-vucut-olmus-bir-aktor-cetin-tekindor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/huzun-ile-tek-vucut-olmus-bir-aktor-cetin-tekindor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Öziş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2017 12:07:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Çetin Tekindor]]></category>
		<category><![CDATA[polat öziş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10727</guid>

					<description><![CDATA[Özellikle 2000&#8217;li yıllardan itibaren yer aldığı projelerle adından sıklıklı söz ettiren Çetin Tekindor, bu ay iki sinema filmi ile birlikte beyazperdeye dönüş hazırlığı yapıyor. Nihat Turak&#8217;ın yönetmenliğini yaptığı Babam ve Oscar adayı filmimiz Ayla, onun 6 yıl sonra dönüşünü müjdeleyen projeler. Esasen Çetin Tekindor için, hüznü adeta damarlarında yaşayan, karizmatik duruşuyla büyüleyen ve insanın içini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle 2000&#8217;li yıllardan itibaren yer aldığı projelerle adından sıklıklı söz ettiren Çetin Tekindor, bu ay iki sinema filmi ile birlikte beyazperdeye dönüş hazırlığı yapıyor. Nihat Turak&#8217;ın yönetmenliğini yaptığı Babam ve Oscar adayı filmimiz Ayla, onun 6 yıl sonra dönüşünü müjdeleyen projeler.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/37278712120_38ba184d21_o.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10728" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/37278712120_38ba184d21_o-1024x429.jpg" alt="" width="696" height="292" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/37278712120_38ba184d21_o-1024x429.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/37278712120_38ba184d21_o-300x126.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/37278712120_38ba184d21_o-768x322.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/37278712120_38ba184d21_o-696x292.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/37278712120_38ba184d21_o-1068x448.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/37278712120_38ba184d21_o-1002x420.jpg 1002w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/37278712120_38ba184d21_o.jpg 1422w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Esasen Çetin Tekindor için, hüznü adeta damarlarında yaşayan, karizmatik duruşuyla büyüleyen ve insanın içini titreten sesiyle, günümüzün en çok aranan oyuncularından biridir diyebiliriz. Her ne kadar kendisini sıklıkla televizyon ekranlarında görsek de, ne yazık ki beyazperdede belirli aralıklarla karşılaşıyoruz. Biz de bu vesileyle, usta oyuncunun yer aldığı ve kariyerinden en iyi kesitleri bizlere armağan ettiği filmleri sizler için listeledik. Gelin, Çetin Tekindor ile bu ay sinema salonlarında buluşmadan evvel, onun yaptığı harikulade filmleri bir çırpıda hatırlayalım.</p>
<p><strong>Kaçamak (Başar Sabuncu-1987)</strong></p>
<p>Çetin Tekindor ismini daha geniş kitlelere duyuran ve deyim yerindeyse markalaştıran film olan Kaçamak, ilginç konusu ve seyre değer yapısı ile dikkatleri üzerine çeken bir film. Bir adam ve bir kadın, ölüm haberini aldıkları eşlerini teşhis etmek için çağırılırlar. Ancak ne var ki, ölen iki şahıs sevgilidir ve eşlerini aldatmaktadır. Bu dakikadan itibaren hem eşlerini kaybetmiş olmanın getirdiği acı, hem de aldatılmış olmanın verdiği hüzünle hayata tutunmaya çalışan iki bireyin yakınlaşmasını merkezine alan Kaçamak, bir yandan da toplumsal tabuları kendi bildiği yoldan eleştirmeyi es geçmiyor.</p>
<p>Yönetmenliğini sinemamızın ustalarından Başar Sabuncu&#8217;nun üstlendiği ve yer yer onun kara mizaha çalan üslubundan de kesitlere rastlayabileceğimiz Kaçamak, buna rağmen realist yapısından ödün vermemeyi de başarmaktadır. Özellikle aldatılmış olmanın verdiği buhranı, sonrasında atılacak hızlı adımlarla bağdaştıran film, izleyeni bir an olsun sıkmayan bir duruşuyla takdir toplamayı başarıyor. Çetin Tekindor&#8217;un başrolü, dönemin gözde oyuncusu Müjde Ar ile paylaştığı yapım için, 80&#8217;lern kıyıda köşede kalmış leziz işlerinden biri yakıştırmasını da rahatlıkla yapabiliriz.</p>
<p><strong>Karşılaşma (Ömer Kavur-2002)</strong></p>
<p>Sinema tarihimizin en önemli figürlerinden biri olan ve çektiği her filmle takdire şayan işlerin altına imzasını atan Ömer Kavur, son filmini ne yazık ki 2002 yılındayken çekebilmiştir. Uğur Polat, Lale Mansur, İsmail Hacıoğlu ve Çetin Tekindor&#8217;un başrolleri paylaştığı film, ölümle yaşam arasında giden hikâyesi ve etkileyici kurgusuyla dikkat çeken bir iş.</p>
<p>Filmin konusuna değinecek olursak; Sinan ile Mahmut, ölümcül hastalıkla boğuşan ve bu süre zarfında katıldıkları bir terapi seansında tanışan iki kişidir. Sinan yakın zamanda oğlunu kaybetmiş ve bu nedenle kendisine suçlayan bir mimarken, Mahmut ise ölümü bekleme konusunda korkuları olan mafya babasıdır. Bu noktada Mahmut&#8217;un yeni tanıştığı Sinan&#8217;dan tek bir isteği vardır; kendisini öldürüp, acısına son vermek! Tam da bu süre zarfı içerisinde Mahmut&#8217;un bir cinayete kurban gittiği haberinin gelmesi, Sinan&#8217;ı bambaşka bir maceraya doğru sürükleyecektir. Sinan artık, ölümle-yaşam arasında gidip gelen, yaşama dair türlü çıkarımlara erişeceği sonu gözükmeyen bir tünelin içine girmiştir.</p>
<p>Ömer Kavur&#8217;un minimalist anlatımının anbean hissedildiği Karşılaşma, aynı zamanda büyüsüne ortak eden kurgusuyla da dikkat çeken bir iş. Tabii bu noktada senaryonun altına imzasını atan Macit Koper&#8217;e ve üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiren oyunculara da hak ettiği övgüyü vermek gerekir. Özellikle Çetin Tekindor&#8217;un kendisine biçilen süre zarfı içerisinde çizdiği “Sert adam” imajı ve karakterin ölüme yakın duruşunun, olanca gerçekçiliği ile resmedilmesi, filme karşı oluşan hayranlığı iki katına çıkaran hususlar olarak belirmektedir.</p>
<p><strong>Anlat İstanbul (Ümit Ünal, Selim Demirdelen, Kudret Sabancı, Yücel Yolcu, Ömür Atay-2005)</strong></p>
<p>Birbirinden farklı gözüken, ancak çorap söküğü misali birbirine bağlı olan beş farklı hikâyenin kesişmesini aktaran Anlat İstanbul, deyim yerindeyse tam bir İstanbul masalı olarak huzurlarımıza gelmektedir. Bu masalda kimler kimler yok ki? Klarnetçi, hayat kadını, mafya babaları, paşalar, kaçakçılar ve daha niceleri… Ya da bir başka değişle İstanbul&#8217;un ta kendisi, filmin hikâyesini oluşturmaktadır.</p>
<p>Anlat İstanbul, merkezine aldığı bu koca şehirde karşımıza çıkması muhtemel insanları, birbirine bağlı olaylar çerçevesinde resmediyor ve izleyenlerine tadına doyulmaz bir seyirlik armağan ediyor. Esasen filmde tüm hikâyelerin çıkış noktasını oluşturan hadise, Çetin Tekindor&#8217;un hayat verdiği Kral lakaplı mafya babası İhsan&#8217;ın öldürülmesi ile meydana geliyor. Yer altı dünyasının nam salmış ve kolu her yere uzanan mafya babasının vurulması, birçok farklı hadiseyi de beraberinde getiriyor. Esasen bu noktada Çetin Tekindor&#8217;un tam bir görev adamı olduğunu dile getirebiliriz. Her ne kadar filmde kısa sürede yer alsa dahi, hikâyeye olan katkısı ve ayakları yere sağlam basan duruşu ile bir kez daha ona hayran gözlerle bakmak kaçınılmaz bir süreç halini alıyor.</p>
<p>Beş farklı yönetmenin, beş farklı masalı dile getirdiği Anlat İstanbul, birbirine bağlanan hikâyecikleriyle izlenmeyi fazlasıyla hak eden bir film. Altan Erkekli, Erkan Can, Nejat İşler, Güven Kıraç, Nurgül Yeşilçay, Fikret Kuşkan, İsmail Hacıoğlu ve Çetin Tekindor gibi birçok başarılı oyuncuyu bünyesinde barındıran filmin senaryosu ise, usta sinemacı Ümit Ünal&#8217;a ait.</p>
<p><strong>Babam ve Oğlum (Çağan Irmak-2005)</strong></p>
<p>Çağan Irmak sinemasını daha geniş kitlelere tanıtan Babam ve Oğlum, 2000&#8217;li yıllardan sonra üretilen en popüler filmlerimizden de biri. Bünyesinde barındırdığı darbe hesaplaşması ve bunu harmanladığı aile kavramı ile dikkat çeken Çağan Irmak, hüznü beraberinde getiren anlatım tarzıyla da dönemin en ses getiren filmlerinden birine imza atmıştır.</p>
<p>Özellikle Çetin Tekindor&#8217;un şimdiden efsaneler arasına adını yazdıran “Benim Yüzümden” sahnesi ile hafızalara kazınan Babam ve Oğlum, her ne kadar yer yer ajite etse de, izleyenin bam teline dokunan özgün yapısıyla fark yaratmayı başaran bir iş. Keza bu noktada filmin senaryosu kadar güçlü bir yönü varsa, onun da Çetin Tekindor&#8217;un hafızlardan çıkmayan performansı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Nitekim usta oyuncu, hüznü adeta yaşayan duruşuyla filmi bu denli etkileyici kılan en önemli unsur olarak öne çıkmaktadır. Tabii bu noktada onu dramatik anlatımıyla destekleyen Çağan Irmak ve yaşından büyük bir oyunculuk sergileyen Ege Tanman&#8217;ın da hakkını teslim etmek gerekir. Kısacası, sevelim yahut eleştirelim, hiçbiri Babam ve Oğlum&#8217;un Çetin Tekindor&#8217;un omuzlarında yükselen üst düzey bir drama olduğu gerçeğini değiştirmeye yetmeyecek!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İlk Aşk (2006-Nihat Turak)</strong></p>
<p>Yeşilçam melodramlarını sevenlerden misiniz? O zaman İlk Aşk tam size göre bir film! Küçük bir Ege kasabasında geçen olaylar silsilesini merkezine alan İlk Aşk, başından sonuna dek samimiyet vadeden oldukça sıcak bir film olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p>Filmin konusuna değinecek olursak; Kore Savaşı&#8217;nda öldü sanılan evin büyük oğlu Asaf, 40 yıl aradan sonra, babasının cenazesi için kasabaya geri döner. Onun yokluğunda sevdiği kadın kardeşiyle evlenmiş hatta boşanmıştır bile. Asaf ise bir yandan yarım kalan aşkına sığınmaya çalışırken, bir yandan da kardeşi ile olan gerilimini minimize etmeye çalışmaktadır. Tabii filmin merkezine aldığı “İlk Aşk” kavramı yalnızca Asaf ile sınırlı değil. Aksine film, Arifoğulları ailesinin üç farklı kuşağına eşit mesafede yaklaşarak, dinamizmini yitirmemeyi başarıyor.</p>
<p>İlk Aşk filmini seyre değer kılan en önemli husus ise, merkezine aldığı Ege kasabası kadar içten bir anlatıya sahip olması. Nitekim filmin eğlence ile dramı, tek bir potada başarıyla eritebilmesi de cabası! Nihat Turak&#8217;ın yönetmenliğini yaptığı ve Çetin Tekindor, Halit Ergenç, Dolunay Soysert, Vahide Gördüm, Tarık Pabuççuoğlu gibi isimlerin başrolü paylaştığı film, özellikle başarılı oyuncularla örülü castıyla dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Ulak (Çağan Irmak-2008)</strong></p>
<p>Çağan Irmak filmografisinin en sıra dışı işi olan Ulak, zaman ve mekan kavramlarından arınmış, masalsı bir hikayeyi huzurlarımıza getirmektedir. Babam ve Oğlum&#8217;dan sonra Çetin Tekindor ve Çağan Irmak&#8217;ı bir kez daha buluşturan Ulak, sinematografik olarak zaafları olsa dahi, izleyeni içine çeken atmosferiyle ilgi çeken bir iş.</p>
<p>Köy köy gezerek, çocuklara Ulak İbrahim&#8217;in hikâyesini anlatan Zekeriya isimli bir ulağın yolu, günün birinde oldukça farklı bir kasabaya düşer. Burada okumaya kötü gözle bakılır, kavganın biri bin paradır. Keza buranın halkı da, bu yaşlı seyyahın çocuklara masal anlatmasını istemez. Ancak Zekeriya kararlıdır, allem eder kallem eder, çocuklara masalını anlatır. Onun ağzından kelimeler döküldükçe, çocuklar cesaretlenir; hayata karşı daha dik durmaya başlar. Tabii Zekeriya anlattıkça, içinde saklı tuttuğu hüznü dışarı vurmaktan da kendini alamaz. Bu dakikadan itibarense oklar tam anlamıyla onun üzerine çevrilir.</p>
<p>Çağan Irmak&#8217;ın farklı bir şablonla izleyenlerine sunduğu Ulak, sıra dışı yapısıyla özgün bir serüven vadediyor. Ancak gerek senaryodaki tutarsızlıklar, gerekse sinematografinin zayıflığı filmi zedeleyen hususlar olarak beliriyor. Her şeye rağmen Çetin Tekindor&#8217;un insanın içine işleyen ve bam teline dokunan oyunculuğu Ulak&#8217;ın ayakta kalmasına vesile oluyor ve filmi seyre değer kılıyor.</p>
<p><strong>Av Mevsimi (Yavuz Turgul-2010)</strong></p>
<p>Yavuz Turgul-Şener Şen ikilisinin son ürünlerinden olan Av Mevsimi, bir kez daha iki ustayı bir araya getirmesinin yanı sıra, zengin oyuncu kadrosuyla da dikkat çeken bir iş. Cem Yılmaz, Okan Yalabık, Melisa Sözen&#8217;in başı çektiği ekipte, özgüvenli duruşu ile Çetin Tekindor&#8217;un da alkışı hak ettiğini dile getirmekte yarar var.</p>
<p>Av Mevsimi, Avcı lakaplı emektar bir polisin peşine düştüğü bir cinayet soruşturmasını merkezine alır. Her ne kadar incelikli Yavuz Turgul senaryosunun bir benzerine Av Mevsimi özelinde rastlayamazsak da Şener Şen&#8217;in başı çektiği ekibin, üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdiğini söylemekte yarar var. Keza Çetin Tekindor ve Şener Şen gibi iki usta oyuncunun karşılıklı sahnelerine de tanıklık ettiren film, bu nedenle de özel bir noktada konumlanmayı başarmaktadır.</p>
<p>Şener Şen filmografisinin zayıf filmlerinden biri olarak nitelendirebileceğimiz Av Mevsimi, her şeye rağmen finale kadar gizemini koruması ve harikulade görüntü yönetimiyle, yerli piyasanın öne çıkan işlerinden biri olmayı başarmıştır.</p>
<p><strong>Dedemin İnsanları (Çağan Irmak-2011)</strong></p>
<p>Çağan Irmak&#8217;ın bir kez daha Babam ve Oğlum&#8217;un tadına yaklaşma çabası olarak nitelendirebileceğimiz Dedemin İnsanları, bir yandan 12 Eylül&#8217;ü merkezine alırken, diğer yandan da mübadelenin getirdiği yaraya parmak basarak, senaryosunu güçlendirmeye çabalıyor.</p>
<p>Yönetmenin bildiği topraklara, Ege&#8217;ye yeni bir yolculuğu olarak da adlandırabileceğimiz Dedemin İnsnaları, tüm film boyunca eğlencenin revaçta olduğu ancak finale doğru dramatik yapısını ön plana çıkaran bir film. Keza bu durum Çağan Irmak filmografisinde de sıkça karşımıza çıkan bir durum olarak hatırlanmaktadır.</p>
<p>Bir çocuğun gözünden, 80&#8217;li yılların Ege&#8217;sini odağına alan Çağan Irmak, en güvendiği oyunculardan olan Çetin Tekindor&#8217;a bir kez daha başrolü emanet ediyor ve esasen onun sırtına yeniden ağır bir yük yüklüyor. Nitekim Tekindor&#8217;un da filmin başından sonuna dek, üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdiğini söylemekte yarar var. Usta oyuncu, kah güldüren, kah hüzünlendiren duruşuyla Dedemin İnsanları&#8217;nı seyre değer kılan en önemli yapı taşı olarak sivriliyor ve bir kez daha izleyenlerin takdirini kazanıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/huzun-ile-tek-vucut-olmus-bir-aktor-cetin-tekindor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki Farklı Sinema, Tek Yönetmen: Serdar Akar</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/09/27/iki-farkli-sinema-tek-yonetmen-serdar-akar/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/09/27/iki-farkli-sinema-tek-yonetmen-serdar-akar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Polat Öziş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Sep 2017 12:59:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[polat öziş]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Akar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10553</guid>

					<description><![CDATA[Dilerseniz 90&#8217;lı yılların sonuna doğru bir yolculuğa çıkalım. Eşkıya gibi, sinemamız için mihenk taşı sayılacak bir filmin, sinema salonlarını yavaş yavaş hareketlendirdiği dönemden söz ediyoruz. Esasen aynı dönem Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Derviş Zaim gibi ilk eserlerini veren sinemacıların da gelecek adına umut dağıttığı zaman dilimine tekabül etmektedir. Yine o tarihlerde ortaya çıkan Gemide, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dilerseniz 90&#8217;lı yılların sonuna doğru bir yolculuğa çıkalım. Eşkıya gibi, sinemamız için mihenk taşı sayılacak bir filmin, sinema salonlarını yavaş yavaş hareketlendirdiği dönemden söz ediyoruz. Esasen aynı dönem Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Derviş Zaim gibi ilk eserlerini veren sinemacıların da gelecek adına umut dağıttığı zaman dilimine tekabül etmektedir. Yine o tarihlerde ortaya çıkan Gemide, realist ve sert üslubuyla inci gibi parıldayan bir işti. Tabii bu durum meraklı gözlerin filmin yönetmeni Serdar Akar&#8217;a çevrilmesine neden olacaktı. İşte, o dönem sinemamızın gelecekteki en önemli yönetmenlerinden biri olacağı söylenen Serdar Akar, şimdilerde Kurtlar Vadisi Vatan filmi ile tekrardan gündemde. Biz de bu vesileyle onun değişen çizgisini mercek altına aldık.</p>
<figure id="attachment_10554" aria-describedby="caption-attachment-10554" style="width: 696px" class="wp-caption alignnone"><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/8288063.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-10554" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/8288063-1024x725.jpg" alt="" width="696" height="493" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/8288063-1024x725.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/8288063-300x212.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/8288063-768x544.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/8288063-100x70.jpg 100w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/8288063-696x493.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/8288063-1068x756.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/8288063-593x420.jpg 593w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/8288063.jpg 1526w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a><figcaption id="caption-attachment-10554" class="wp-caption-text">&#8220;Kurtlar Vadisi Vatan&#8221; filminin çekimleri Antalya&#8217;nın Korkuteli ilçesine bağlı Dat köyünde devam etti. Filmin yönetmeni Serdar Akar, filme ilişkin açıklamalarda bulundu.<br />( Mustafa Çiftçi &#8211; Anadolu Ajansı )</figcaption></figure>
<p>Serdar Akar, sinema macerasına yalnız başlayanlardan değildir esasen. Onun önderliğinde kurulan “Yeni Sinemacılar” toplumsal hadiseleri merkezine alan, çarpıcı senaryolarıyla dikkat çeken, yakın dönem Türk Sineması&#8217;nın en ilgi çekici oluşumlarından biri. Gemide, Laleli&#8217;de Bir Azize, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, Takva ve Çoğunluk, Yeni Sinemacıların elinden çıkan en önemli filmler. Keza tüm bu filmlerin ortak noktasına baktığımızda, toplumda karşımıza çıkması muhtemel karakterlerin, realist bir biçimde ele alındığını görmekteyiz.</p>
<p>Gelgelim Serdar Akar filmografisine. Yönetmenin ilk uzun metraj çalışması olan Gemide, döneminin fazlasıyla üstünde seyreden ve hali hazırda dahi popülaritesini koruyan bir film. Tabii bu noktada aslan payını senaryoya versek de, Serdar Akar&#8217;ın tedirginliği had safhada yaşatan üslubunun da hakkını teslim etmek gerekir. Argonun deyim yerindeyse başrol hüviyetinde kullanıldığı film, sıradan insanların sıra dışı hikâyesini, çarpıcı bir şekilde izleyenlerine aktarmış ve yalnızca dönemin değil, yakın dönem Türk Sineması&#8217;nın da en önemli işlerinden biri konumuna yükselmiştir.</p>
<p>Gemide&#8217;den hemen sonra, hikâyenin diğer ayağını anlatan Laleli&#8217;de Bir Azize&#8217;nin senaryo ekibine destek veren Serdar Akar, çok vakit kaybetmeden ikinci uzun metrajı Dar Alanda Kısa Paslaşmalar için kamera arkasındaki yerini alıyordu. Kendi çocukluk anılarından yola çıkarak senaryolaştırdığı filmi, hayat, futbol ve aşk üçgeninde ilerleyen, metaforik anlatımıyla dikkatleri üzerine çeken, oldukça naif bir film olarak ön plana çıkmaktaydı. Nitekim Serdar Akar&#8217;ın bir kez daha beklentileri boşa çıkarmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Çünkü Dar Alanda Kısa Paslaşmalar; başından sonuna dek vadettiği birlik olma olgusunu incelikle işleyen ve merkezine aldığı taşradan da harikulade şekilde beslenmeyi başaran, leziz bir seyirlik olarak fark yaratmaktaydı.</p>
<p>Serdar Akar&#8217;ın 2001 yılında çektiği üçüncü uzun metrajı Maruf ise, yönetmenin hayal kırıklığı yaratan filmi olarak hatırlanmaktadır. Her ne kadar töreye parmak basan hikâyesiyle dikkate değer bir senaryoya sahip olsa da, filmin karanlık duruşunu teatral bir yapıyla zedelemesi, olumsuz eleştirileri de beraberinde getirmiştir. Nitekim Maruf&#8217;u, Serdar Akar sinemasının da dönüm noktası olarak tanımlamak mümkün.</p>
<p>Özellikle son yıllarda karşımıza sıklıkla çıkan bir husus var. O da, ilk filmini çeken yönetmenlerin sonrasında kendisini dizi sektörüne ışınlanması. Esasen bunun pek de eleştirel bir tarafı olduğu kanısında değilim. Binbir güçlükle, elde avuçta ne varsa verilerek çekilen sinema filmlerinin sonrasında, yönetmenlerin kendini borç batağında bulması maalesef ki sektörün kaçınılmaz sonu. Hal böyle olunca da o idealist yönetmenlerin, yüksek meblağlar karşılığında, kendi dünya görüşüyle uzaktan yakından alakası olmayan dizilerin kamera arkasına geçmesi, esasen bir mecburiyetin sonucu. Eğri oturalım doğru konuşalım; Türkiye&#8217;nin yaşam şartlarını göz önüne aldığımızda, bu durumun etik bir problem teşkil etmediği gün gibi ortada.</p>
<p>İşte, Serdar Akar da hayatını idame ettirmek zorunda olan bir birey olarak, kendisini böyle bir macera sonucu televizyon ekranlarına atmıştı. O, meslektaşlarına oranla bir nebze de olsa şanslıydı. Çünkü televizyona adım atana dek, kendi sinema anlayışını yansıtan üç filmin altına imza atmıştı. Onun yolunun Kurtlar Vadisi ile kesişmesi ise, hepten değişecek bir kariyerin de habercisi niteliği taşımaktaydı.</p>
<p>Pana Film ve Raci Şaşmaz&#8217;ın Kurtlar Vadisi için ipleri eline almasıyla göreve gelen Serdar Akar, anlatının sertlik dozajını olabilecek en yüksek noktaya konumlandırmış ve güç kaybeden kadrosuna rağmen diziyi ayakta tutmayı başarmıştır. Nitekim onun yönetmen koltuğunda ortaya koyduğu performans, Kurtlar Vadisi Irak filminde de kaptan köşkünde oturmasının önünü açmıştır. Türkiye koşullarına oranla iyi bir bütçe ayrılan ve dönemin en çok ses getiren yerli yapımlarından olan film, böylelikle Akar&#8217;ın dördüncü uzun metrajı olarak da kayıtlara geçmiştir.</p>
<p>Tam da bu süre zarfı içerisinde, Serdar Akar bir kez daha televizyon dünyasına adım atacak ve kendi anlatım tarzıyla uzaktan yakından alakası olmayan Cennet Mahallesi için kamera arkasına geçecekti. Çektiği diziler dahi hayatın içinden olan ve ciddiyetten ödün vermeyen tavrıyla muadillerinden ayrılan Serdar Akar&#8217;ın yaptığı bu tercih, şimdilerde dahi konuşulmaya değer bir konu. Ancak en başta da belirttiğimiz gibi, ne yazık ki işin maddi boyutu, bazı zamanlarda her şeyin üzerine geçebiliyor. Serdar Akar için bu da öyle zamanlardan biriydi. Ne var ki yaptığı hatanın farkına kendisi de erkenden varmış ve 6.bölüm sonu itibariyle Cennet Mahallesi defterini kapatmıştı.</p>
<p>Kurtlar Vadisi ve Cennet Mahallesi maceralarından sonra Serdar Akar, nihayet yer almak istediği arenaya, beyazperdeye, kendi yazdığı senaryoyla dönüyordu. Yönetmenin beşinci uzun metrajı olan Barda, ziyadesiyle şiddet içeren, yer yer rahatsız edici anları beraberinde getiren ve en az Gemide kadar argo ve cinsellik içeren bir film olarak arz-ı endam etmekteydi. Esasen Serdar Akar kendisini yeniden bulmuştu. Vahşetin göbeğinde geçen hikâyesi ve sert üslubuyla Barda, izleyenlerine oldukça farklı bir tecrübe yaşatmaktaydı. Ne var ki Barda için, başarılı sinemacının beyazperdede son kez zirveyi gördüğü proje de diyebiliriz.</p>
<p>Artık Serdar Akar için, beyazperdenin özgün ve vurucu yönetmeni olma dönemi sona ermişti. O, Yeni Sinemacılarla bağını koparmış ve tamamıyla kendisini televizyon dünyasına vermişti. Tarkan Karlıdağ ile beraber kurdukları Adam Film ile önce Elveda Rumeli&#8217;yi çektiler, sonrasında ise bir fenomene dönüşecek olan Behzat Ç.</p>
<p>Doğrusunu söylemek gerekirse, Behzat Ç. projesini olgunlaştıran ve şimdiki haline getiren en önemli yapı taşı Serdar Akar. İlk olarak Emrah Serbes&#8217;in yazdığı destansı romanlara güvenen ve sonrasında Erdal Beşikçioğlu&#8217;na rolü emanet eden Akar, kariyerinin ilk döneminde sinemada nasıl ses getirdiyse, akabinde de televizyonda hatırı sayılır işler yapmayı nihayet başarıyordu. Dile kolay, üç sezon ve iki sinema filmi. Her ne kadar dizide onu genel yönetmen sıfatıyla görsek de, projenin başında olduğunu her daim hissettirmekteydi.</p>
<p>Behzat Ç.&#8217;nin çekilen iki sinema filminde de yönetmen koltuğunda yer alan Akar, dizi hayranlarını ziyadesiyle memnun eden, mizah sosu yüksek iki polisiyenin altına imza atmıştı. Her ne kadar çekilen iki Behzat Ç. filmi dizinin lezzetini andıran işler olsa da, bağımsız birer sinema filmi olarak düşündüğümüzde sınıfta kalan işlerdi. Bundaki en büyük pay, tanıdık karakterlerin, benzer hikâyelerinin bir kez daha önümüze gelmesinde gizli.</p>
<p>Tarihler 2017&#8217;yi gösterdiğinde ise Serdar Akar&#8217;ın yolu, bir kez daha Kurtlar Vadisi ile kesişmekte. Polat Alemdar ve arkadaşlarının yeniden memleketi kurtarmak adına canhıraş verecekleri mücadeleyi anlatacak olan Kurtlar Vadisi Vatan, esasen Serdar Akar filmografisinin de kayan çizgisinin en önemli göstergesi. Evet, bu yönetmenin çekeceği ilk Kurtlar Vadisi değil. Ancak onun projede yer aldığı ilk dönem ile şimdiki zaman dilimi arasında ciddi bir konjonktür farkı mevcut. Nitekim Serdar Akar Kurtlar Vadisi&#8217;ne dâhil olduğunda, dizi ülkenin en popüler ve ses getiren projesiydi. Keza Kurtlar Vadisi Irak&#8217;ın da dizi finalinin hemen ardından vizyona girdiğini göz önünde bulundurmak gerekir. Aradan geçen 12 yılda ise Kurtlar Vadisi eski popülaritesinden uzaklaşmış, taraf olmuş ve tam anlamıyla bir propaganda aracına evirilmiştir. Şimdi ise Serdar Akar, tükenme noktasına gelmiş, sıkı fanları tarafından bile eleştiri oklarına maruz kalmış bir projeyi tekrardan diriltme adına kamera arkasına geçiyor.</p>
<p>Serdar Akar, Kurtlar Vadisi Vatan projesiyle ne denli başarılı olur yahut bu tercih onun kariyerine ne türlü bir ivme kazandırır bilinmez. Ancak şu bir gerçek ki, senaryo ne denli kötü olursa olsun, onun üzerine düşeni ziyadesiyle yerine getireceği aşikâr. Çünkü karşımızda yeteneği herkesçe takdir edilen, ancak seçtiği senaryolarda bir o kadar tartışmaya açık olan bir isim var.</p>
<p>Kariyerine Yeni Sinemacılar adı altında başlayan ve sektöre hızlı bir giriş yapan Serdar Akar, esasen 2000&#8217;lerin başındaki en umut vadeden yönetmenlerden biriydi. Nitekim Barda&#8217;ya kadar bir şekilde dengede götürdüğü filmografisi, daha sonrasında ilginç tercihlerle oldukça farklı bir yöne kaydı. Bu, belki Serdar Akar&#8217;ın yeteneğinden bir şey alıp götürmedi ancak, sinemamızın donanımlı bir yönetmenini kaybetme noktasına getirdi. Düşünsenize, Gemide ve Dar Alanda Kısa Paslaşmalar gibi kült olarak adlandırabileceğimiz iki filmi önümüze getiren isim, şimdilerde Kurtlar Vadisi&#8217;ni tekrardan diriltmek adına çaba sarf ediyor!</p>
<p>En başta dediğimiz gibi, Serdar Akar&#8217;ın çizdiği portre ne yazık ki sektörün acı yüzü. O, kariyerinin en başında inandığı ve değer verdiği hikâyeleri kendi üslubunca çekmeye çalışırken, sonrasında izleyici garantisi olan risksiz işlere kucak açmış bir sinemacı. Bizde bir laf vardır; “Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer” diye. Belki de Serdar Akar&#8217;ın idealist yönetmen sınıfını terk etmesinin yegâne sebebi, bu atasözünde saklıdır.</p>
<p>Eylül sonunda vizyona girecek Kurtlar Vadisi Vatan vesilesiyle Serdar Akar filmografisini ve onun değişen kariyerini detaylı bir şekilde ele almaya çalıştık. Yaklaşık 20 yıldır hayatımızda olan ve her dönem adından söz ettirmeyi başaran Serdar Akar, ne var ki şimdilerde kariyerinin ilk dönemini mumla aratmakta. İlerleyen yıllar ne getirir bilinmez ancak, Gemide, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar hatta ve hatta Barda gibi meselesi olan realist yapımları, onun filmografisinde daha fazla görmek, her sinemasever gibi bizim de temennimiz. Yolu açık olsun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/09/27/iki-farkli-sinema-tek-yonetmen-serdar-akar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
