<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Masis Üşenmez &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/author/masisusenmez/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Oct 2018 11:24:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bir hayaletli beyin hikayesi&#8230; The Haunting Of Hill House</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/10/25/bir-hayaletli-beyin-hikayesi-the-haunting-of-hill-house/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/10/25/bir-hayaletli-beyin-hikayesi-the-haunting-of-hill-house/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Masis Üşenmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Oct 2018 07:42:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Episode: Masis Üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[episode]]></category>
		<category><![CDATA[masis üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[The Haunting Of Hill House]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10987</guid>

					<description><![CDATA[Netflix’de Halloween öncesi yerini alan The Haunting Of Hill House korku izleyicisine klasik lanetli ev konseptinden nasıl farklı bir hikaye çıkabileceğini gösteriyor.  “Akıl sağlığı yerinde olmayan Tepedeki Ev, tepelerin karşısında tek başına yükseliyor ve karanlığı içinde tutuyordu. Seksen senedir böyleydi bu, bir seksen sene daha durabilirdi. Duvarları dimdik yükseliyordu, tuğlaları düzgünce yan yana dizilmişti, döşemeleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Netflix’de Halloween öncesi yerini alan The Haunting Of Hill House korku izleyicisine klasik lanetli ev konseptinden nasıl farklı bir hikaye çıkabileceğini gösteriyor.</em></strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hillhouse-1280-1-1537385987567_1280w.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10989" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hillhouse-1280-1-1537385987567_1280w-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hillhouse-1280-1-1537385987567_1280w-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hillhouse-1280-1-1537385987567_1280w-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hillhouse-1280-1-1537385987567_1280w-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hillhouse-1280-1-1537385987567_1280w-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hillhouse-1280-1-1537385987567_1280w-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hillhouse-1280-1-1537385987567_1280w-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/hillhouse-1280-1-1537385987567_1280w.jpg 1280w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><em> </em><em>“Akıl sağlığı yerinde olmayan Tepedeki Ev, tepelerin karşısında tek başına yükseliyor ve karanlığı içinde tutuyordu. Seksen senedir böyleydi bu, bir seksen sene daha durabilirdi. Duvarları dimdik yükseliyordu, tuğlaları düzgünce yan yana dizilmişti, döşemeleri sağlamdı ve kapıları sağduyulu bir şekilde kapatılmıştı. Sessizlik, Tepedeki Ev’in tahtalarıyla taşlarının üstünde muntazaman uzanıyordu ve orada gezinen her ne ise tek başınaydı.” &#8211; Shirley Jackson</em></p>
<p>Shirley Jackson’ın 1959 tarihli romanı “The Haunting Of Hill House” Lanetli/perili ev konseptinin yapı taşlarından biridir. Türkçe’ye “Tepedeki Ev” olarak kazandırılan romanın şimdiye kadar pek çok da sinema çevrimi olmuştur. 1963 ve 1999 tarihli The Haunting türü sevenler açısından beğenilen kült filmler arasındadır.</p>
<p>Tüm bu başarılı yapıtlar düşünüldüğünde Netflix The Haunting Of Hill House efsanesini yeniden dizi konsepti ile önümüze koyacağını öğrenince tabii ki korku izleyicisinin dikkatini çekmeyi başardı. Halloween öncesi bu güzel hediyeyi bizlerle paylaşan Netflix Tepedeki Ev’e farklı bir gözle bakmayı başarıyor.</p>
<p>Son dönemde çektiği korku filmleri ile isim yapan Mike Flanagan(Oculus, Hush, Absentia)’a emanet edilen seri 10 bölümlük romanın serbest bir adaptasyonu olarak ortaya çıkarılmış. Shirley Jackson’ın psikolojik-gerilim altyapısını, derin karakter altyapılarını ve perili ev konseptini alan yapımda öne çıkan taşıyıcı unsur ise dramatik aile yapısı oluyor. Tabi bunda uzayan sürenin doldurulması için her karakterin bütün hikayesini ayrı ayrı dinlememizin rolü büyük. Bu yapı dizinin sürükleyici unsuru da oluyor. Bu yüzden bir negatiflik olarak göstermiyorum. Gerçekten dolu dolu bir dizi var karşımızda.</p>
<p>Flanagan’ın adaptasyonu romandaki doktor-hasta ilişkisi yerine perili evde bir yaz geçirmek zorunda kalan 5 çocuklu bir aile ile değiştirilse de önceki filmlerden çok daha sadık bir şekilde ana konsepte bağlı kalmayı başarıyor. Bu yönüyle diziye tam bir adaptasyon demek yerine yeniden yorumlama demek daha mantıklı olur. Karakterler ve zaman tamamen değiştirilmiş olsa da Tepedeki Ev’in yarattığı terör ve insanlarda açtığı derin yaralar dizide yerini koruyor.</p>
<p>Dizide hikaye iki ayrı zamanda geçiyor. 1980’lerde ailenin eve girişi ve yaşadıkları yıkım ile günümüzdeki halleri arasında kamera sürekli gidip geliyor. Crain Ailesi, baba Hugh, anne Olivia, çocuklar Steven, Shirley, Theodora, ve ikizler Nell ve Luke’dan oluşan oldukça kalabalık ve koşturmacalı bir ailedir. Baba’nın elinden gelen inşaat işleri ve annenin mimarlık geçmişi onlara kimsenin istemediği Hill Evini alıp onarıp satma fırsatı verir. Bu kararla yazı evde geçirip, yeniledikten sonra yüksek fiyata satıp zengin olmak isteyen Hugh ve Olivia hayatlarının en kötü kararlarından birini verdiklerinden habersizdir.</p>
<p>Günümüzde ise aile tamamen dağılmıştır. Herkesin bir sorunu vardır. Luke uyuşturucu batağından başını kaldıramayıp sürekli kardeşlerine yük olmakta, Steven yaşadıklarını kitaba aktarıp ailesinin acısından para kazandığı için sevilmemekte, Shirley ölüleri cenazeye hazırlamaya kendini adayarak yaşadıklarını unutmaya çalışmakta, Theodora duygusallıktan uzaklaşıp, anlamsız ilişkilerle içindeki boşluğu doldurmaya çalışmakda, Nell ise tüm ailenin Hill Evi’ne tekrar dönmelerine neden olacak büyük bir yanlışa hazırlanmaktadır. Ailenin babası Hugh ise tüm çocukları tarafından dışlanmış bir yabancıdır artık.</p>
<p>Hikaye yapısı, zamanlar arasındaki gelgitler sürekli gizemi arttırırken, o son gecede ne olduğuna dair sorulara verilecek cevapları saklamayı başarıyor. İlk beş bölüm beş kardeşi tanımamıza ve hikayeleri onların gözünden izlememize olanak veriyor. Böylece neler yaşadıklarını, neden böyle insanlar olduklarını öğreniyoruz.</p>
<p>Flagan karakterlerin yıkılmışlığı ile ana yapıyı kurarken korku figürlerini de tek tek hikayeye eklemeyi ve sona doğru bütünü sunmayı başarıyor. Böylece yavaş yavaş dizinin en önemli başarısı tüm karakterlerin elinden başrolü alan Hill Evi oluyor. Hill Evi başlı başına tüm hayaletleri ve tehlikeleri ile başrole otururken de hikaye sona yaklaşıyor ve yaşayanlar ve ölüler Hill Evi ile bir tür anlaşmaya varıyor.</p>
<p>Flagan’ın Oculus ve Hush gibi filmleri ile yarattığı psikolojik dehşet Hill House’da da büyüyerek devam ediyor. Her odada, koridorda karşımıza çıkardığı boynu yamuk kadın hayalet, yataktaki yaşlı teyze, geceleri şapkasını arayan uzun boylu, uçarak giden bastonlu amca gibi figürler yatağınıza gittiğinizde de aklınıza kazınacak derecede güçlü imgeler.</p>
<p>Korku imgelerinin yanında iyi oyuncuların canlandırdığı karakterler hikayeye inandırıcılığı arttırıyor. Deliliğin eşiğindeki anneyi oynayan Carla Gugino’nun gülümseyişi bile o kadar tekinsiz ki hayalet görmeyi yeğleyebilirsiniz. Özellikle çocuk oyuncuların da seçimi çok iyi yapılmış. Özellikle ölüm ve hayaletler ile ilgili zor diyalogların altından başarılı bir şekilde kalkıyorlar. İlerleyen yaşlarını oynayan Michiel Huisman, Victoria Pedretti, Oliver Jackson-Cohen, Elizabeth Reaser, Kate Siegel ve baba Timothy Hutton da başarı ile rollerinin altından kalkıyorlar. Cenaze evinde tutuştukları kavga ve kameranın sürekli kardeşler arasında dönerek birbirlerine olan hınçlarını üstümüze vurması unutulmazlar arasına girecek kadar başarılı bir sahne.</p>
<p>Katmanlı yapısı, yavaş yavaş işlenen hikayesi, gizemi, yarattığı atmosferi ve psikolojik-gerilim ve korku arasında gidip gelen senaryosu ile The Haunting Of Hill House hem anlık sıçramalar, tekinsiz sesler, kapı tokmaklarının hareketleri, duvarlardan gelen vuruş sesleri gibi türün klişelerini kullanırken zaman ve mekanların karışması ile daha modern bir anlatıya doğru yol alıyor. Özellikle Nell’in hikayesinde bu durumu daha iyi anlıyoruz.</p>
<p>Flagan’ın yorumu ile Hill evi grotesk yapısı ile her an sizi salonlarınızın koltuklarından hoplatmaya hazır. Peki siz bu teröre hazır mısınız? Korkuya doymak istediğiniz her zaman Hill Evi ve içerisinde hikayelerini anlatmaya hazır ruhlar sizi bekliyor olacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/10/25/bir-hayaletli-beyin-hikayesi-the-haunting-of-hill-house/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir korku klasiği American Horror Story</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/09/26/bir-korku-klasigi-american-horror-story/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/09/26/bir-korku-klasigi-american-horror-story/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Masis Üşenmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Sep 2018 05:54:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Episode: Masis Üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[American Horror Story]]></category>
		<category><![CDATA[Cult]]></category>
		<category><![CDATA[episode]]></category>
		<category><![CDATA[masis üşenmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10207</guid>

					<description><![CDATA[American Horror Story her sezonda farklı bir korku konseptini konu alır. Şimdiye kadar Lanetli Ev’den Sirk ucubelerine pek çok konsept ile karşımıza çıktı. Zaman zaman beğendik, bazı sezonlarda ise kurdeşen döktük. Ancak 7. Sezon öyle bir geldi ki, şimdiye kadarki en ayakları üstünde duran, en sağlam ve gerçekçi, hikayesi yaşamımızda yüzleştiğimiz sorunlarla şekillenen, senaryosu ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>American Horror Story her sezonda farklı bir korku konseptini konu alır. Şimdiye kadar Lanetli Ev’den Sirk ucubelerine pek çok konsept ile karşımıza çıktı. Zaman zaman beğendik, bazı sezonlarda ise kurdeşen döktük. Ancak 7. Sezon öyle bir geldi ki, şimdiye kadarki en ayakları üstünde duran, en sağlam ve gerçekçi, hikayesi yaşamımızda yüzleştiğimiz sorunlarla şekillenen, senaryosu ve oyunculukları ile kalplerdeki yerini aldı. Tabi ilk iki sezonun yeri ayrı, ancak Cult ile A.H.S.’nin o dönemdeki kalitesine dönüş sinyali yaktığını söyleyebiliriz.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/214_7.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10209" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/214_7.jpg" alt="" width="600" height="875" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/214_7.jpg 600w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/214_7-206x300.jpg 206w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/214_7-288x420.jpg 288w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></a></p>
<p>Ryan Murphy’nin hayatımıza kattığı A.H.S. bu sezonda politik korkuyu Amerika’nın büyük dertlerinden biri olan tarikatları da katarak vermeyi başarıyor.</p>
<p>Sekizinci sezon Apocalypse yakında yayınlanacak olan dizinin yedinci sezonu, bizleri 2016 Amerikan seçimleri ile karşılıyor. Bir tarafta Hillary’nin kazanması için dua eden, bir delinin başlarına geçeceğinden korkan aileler, diğer tarafta güçlü Amerika hayali ile yanıp tutuşan beyaz, öfkeli Amerikalıların evlerine konuk oluyoruz. Zaten sezonun tamamı öfke ve korku ile ilgili. Nasıl korku ve öfke ile insanların birlik olabildiği, karşıt görüşlü insanların bile öfke ile beraber hareket edip en uç suçları işleyebileceği üzerine kurulu bir hikaye var önümüzde.</p>
<p>Lezbiyen çiftimiz Ally(Alison Pill) ve Ivy Mayfair-Richards(Dizinin müdavimlerinden Sarah Paulson), komşuları ile çekişmeli geçen seçimleri izlerken umut ve umutsuzluğu aynı anda yaşarlar, korktukları başlarına gelmiştir, Obama gibi siyah bir başkandan sonra Trump gibi bir şovmen ülkeyi yönetecek ve elde ettikleri tüm özgürlükleri tek tek ellerinden alacaktır. Ya da en azından bundan korkmaktadırlar.</p>
<p>Kamera farklı bir eve döner, mavi saçları ile TV karşısında seçimleri izleyen Kai Anderson (Dizinin başka bir gediklisi Evan Peters) sevinçten zıplamaya ve Amerika diye tempo tutmaya başlar. Artık nefretten doğacak bir güç haline gelecek olan tarikatını hayata geçirebilecektir.</p>
<p>Kai kısa zamanda içi nefretle dolu Beyaz ırkçılardan, işyerinde her tür zorlukla mücadele eden kadınlara kadar çevresinde bir güç ağı kurar. İlk hedefleri Kai’ye şehir meclisinden bir koltuk kapmak olan grup bunun için halkı korku ile dolduracaktır. Şehirde palyaço kostümlü katiller dolaşmaya, tek tek insanlar en korktukları şekillerde öldürülmeye başlar. Tüm bu kaos içinde Ivy yeni politik düzenle baş edemezken palyaçolar,delikler, saldırı gibi pek çok korkusu tetiklemektedir.</p>
<p>Kimseyi gördüğü palyaçolara inandıramayan Ivy, bir gece elektrikler kesilince karşısındaki karartıyı tehlike olarak görüp öldürür. Ne kadar yaptığı meşru müdafa sayılsa da insanlar öldürdüğü kişinin işyerinden hispanik bir çalışanı olduğunu öğrenince bir anda Ivy’i faşist bir katil olarak görmeye başlar. Tüm değerleri bir anda darmadağın olan Ivy, eşinin de kendini terk etmesi ve çocuğunu elinden alması ile tam bir boşluğa düşmektedir. Ancak kurtarıcısı çok yakında imdadına yetişecektir. Şehrin meclisinde her istediği yasayı zor kullanarak geçiren Kai bir anda Ivy’e kol kanat gerer.</p>
<p>AHS: Cult, yıllar sonra dönüp de bu zamanları anlamaya çalışacaklar için çok önemli bir politik korku devletine giriş dersi veriyor. Bizim de yer yer kendimize yakın bulacağımız korkular ile yüzleşmemizi sağlıyor. Bir tarikatın nasıl ortaya çıkıp her kökten ve inançtan insanı bir araya getirebileceğini gösteriyor. Tüm bunları yaparken pek çok tarikatın da geçmişi ile ilgili bilgiler veriyor. Hatta konu öyle bir noktaya gidiyor ki Andy Warhol cinayetinden Zodiac katiline kadar pek çok yakın geçmiş olayları birbirine bağlanıyor. Bunları yaparken Kai’nin ağzından TV ekranlarında az rastlanacak, politik doğruculuktan uzak, kadına karşı nefret dolu pek çok söz söyleniyor. Senaryo tüm bunları son bölümlerde neden yaptığını açık ediyor ve finale bizi getiriyor.</p>
<p>Aslında A.H.S. geçmişinde görülmemiş bir şekilde büyüden, hayaletten ve canavarlardan uzak bu sezon kardeş dizi American Crime Story’e daha yakın duruyor. Gene de özenle hazırlanmış kanlı katliamlar, suikastler, ev basmalar ile bir nebze de olsa A.H.S. ruhunu diri tutmayı başarıyor. Cult asıl gücünü psikolojik şiddet ve sürekli başka bir yöne devinerek seyirciyi şaşırtmayı başaran senaryosu ve Ivy &#8211; Kai savaşındaki başarılı oyunculukları ile Paulson ve Peters ikilisinden alıyor.</p>
<p><strong><em>En iyiden En kötüye A.H.S. sezonları</em></strong></p>
<p>1) Asylum (sezon 2, 2012-’13)</p>
<p>İlk sezon sonrası beklentilerimizi karşılayan Asylum akıl hastanesinden ne kadar korksak haklı olacağımızı gösteren, uzaylılar, naziler ve yaratıklar ile genişleyen senaryosu ile seyri korku dolu ve bir o kadar zevkli bir sezon olarak hafızalarımıza kazınmıştır.</p>
<p>2) Murder House (sezon 1, 2011)</p>
<p>A.H.S.’nin ilk sezonu klasik perili ev konseptini biraz daha ileri taşırken pek çok anlamda serideki aşırılıkları zorluyordu. Murphy bu dili ne yazık ki ilerleyen sezonlarda belki de zorla bıraktı.</p>
<p>3) Cult (sezon 7, 2017)</p>
<p>Trump sonrası Amerika korkusunu biraz da tarikat sosu ile veren sezon beklentilerimizi karşılayarak ilk üçte yer almayı hak ediyor.</p>
<p>4) Freak Show (sezon 4, 2014-’15)</p>
<p>Palyaçolar, sirk ucubeleri ile dolu sezon çok hızlı başlarken yavaş yavaş nereye gideceğini şaşırıp tökezliyordu. Ancak hem Jessica Lange’ın Sirk patronu rolünde hem de Sarah Paulson’un yapışık ikiz rolündeki performansları ile küçük bir hazine olarak yerini koruyor.</p>
<p>5) Roanoke (sezon 6, 2016)</p>
<p>Gene çok iyi başlayıp giderek garipleşen ve sonlara doğru artık insanı sıkan ve üzen Roanoke hem ev korkusu hem de cadılık ile ilgili ilginç bir sezondu. BBG evi gibi tasarlanan bir korku evi gelen konuklarının gerçekten bu bölgenin eski lanetli sahipleri tarafından ziyaret edilerek öldürülmesini konu alan sezon oyuncular arasına Cuba Gooding Jr.’ı koyması dışında fazla bir ışık yaymıyordu.</p>
<p>6) Hotel (sezon 5, 2015-’16)</p>
<p>Gene vampirler, lanetli otel gibi güzel konseptlerin harmanlanarak giderek seyir zevkinin zorlandığı senaryodaki delikler ile sinirleri bozan sezonda Lady Gaga sevenleri cezbedecek görsellik dışında pek de dişe dokunur bir görüntü yoktu.</p>
<p>7) Coven (sezon 3, 2013-’14)</p>
<p>Ah Coven vah Coven. İlk iki sezon sonrası korku severlerin ilah gibi taptığı A.H.S.’i paramparça eden Coven pek çok seyircinin asla dönmeyecek bir şekilde seriyi bırakmasına neden oldu. Oysa ki cadılık ile ilgili sezon hızlı başlamış giderek bir light Harry Potter filmine dönmüş sonunda da artık kendi kendinden sıkılmış olacak ki bolca senaryo oyunları ile konuyu toparlayıp final yapmıştı. A.H.S. adına unutmak istediğimiz büyük bir yara, adeta bir karadelik olarak kendisini uğurladık.</p>
<p>Episode</p>
<p>Masis Üşenmez</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/09/26/bir-korku-klasigi-american-horror-story/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stephen King severseniz Castle Rock&#8217;ı seyredeceksiniz</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/09/07/stephen-king-severseniz-castle-rocki-seyredeceksiniz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/09/07/stephen-king-severseniz-castle-rocki-seyredeceksiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Masis Üşenmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Sep 2018 07:29:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Episode: Masis Üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Castle Rock]]></category>
		<category><![CDATA[masis üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[Stephen King]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10116</guid>

					<description><![CDATA[Hulu’nun yeni mini serisi Castle Rock, Stephen King’in kitapları arasında bizi bir geziye çıkararak, hem yazara bir saygı duruşunda bulunuyor, hem de kitaplar arasındaki benzer kurguları bir araya getirerek daha büyük bir dünyayı görmemizi sağlıyor. Yeni milenyum sinemasının en sevdiği sözlerden biri olan Multiverse’e yani pek çok evrenin bir araya geldiği bir evrene konuk oluyoruz. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hulu’nun yeni mini serisi Castle Rock, Stephen King’in kitapları arasında bizi bir geziye çıkararak, hem yazara bir saygı duruşunda bulunuyor, hem de kitaplar arasındaki benzer kurguları bir araya getirerek daha büyük bir dünyayı görmemizi sağlıyor. Yeni milenyum sinemasının en sevdiği sözlerden biri olan Multiverse’e yani pek çok evrenin bir araya geldiği bir evrene konuk oluyoruz.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/14O-KVH90-RoxaUJDBdz_3A.jpeg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10117" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/14O-KVH90-RoxaUJDBdz_3A-1024x683.jpeg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/14O-KVH90-RoxaUJDBdz_3A-1024x683.jpeg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/14O-KVH90-RoxaUJDBdz_3A-300x200.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/14O-KVH90-RoxaUJDBdz_3A-768x512.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/14O-KVH90-RoxaUJDBdz_3A-696x464.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/14O-KVH90-RoxaUJDBdz_3A-1068x712.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/14O-KVH90-RoxaUJDBdz_3A-630x420.jpeg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/14O-KVH90-RoxaUJDBdz_3A.jpeg 1499w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>King okurunu heyecanlandıran bu mini seri sadece kitaplardaki karakter ve olayları bir araya getirmekle kalmıyor. Pek çok King uyarlamasında oynayan oyuncuları da bir araya getiriyor. Carrie’deki performansı ile efsaneleşmiş Sissy Spacek’i, geçen yılın en iyi korku filmlerinden It’in Pennywise’ı Bill Skarsgard’ı kim unutabilir. Sadece onlarla da kalmıyor, Terry O’Quinn (Silver Bullet), Melanie Lynskey (Rose Red), Ann Cusack (Mr. Mercedes) ve Frances Conroy (The Mist) gibi pek çok bildiğimiz yüzü Castle Rock’ta görmek mümkün.</p>
<p>Bu durum dizinin yararına da olsa merakla ekran başına geçen seyircide beklenti oluşturduğu için büyük de bir risk taşıyor. Neyse ki yapımcılar Sam Shaw ve Dustin Thomason bu riski sırtlamayı bilmişler ve Castle Rock’ı sadece King korkuları ile büyümüş seyirci için değil drama, korku, gizem dozu yüksek bir öyküyü King hikayelerine yedirerek seyri keyif veren bir dizi yapmayı başarmışlar.</p>
<p>Hikayemiz asıl olarak King’in ana mekanı Maine’de geçiyor. <em>The Shawshank Redemption</em> hapishanesine yıllar sonra bir kez daha konuk oluyoruz. Bu sefer bizi hapishanenin müdürünün intiharı karşılıyor. Yeni gelen müdür bu trajediyi hazmetmeye çalışırken bir de karşısına yıllardır kapalı olan bir bölümden çıkarılan gizemli bir çocuk çıkıyor. Eski müdürün intiharının nedeni olarak da görülen çocuğun gizemli güçleri ve bu skandalın artık özel şirketin çalıştırdığı hapishanenin kapısına kilit vurulmasına neden olabileceği için üstü örtülmeye çalışılıyor.</p>
<p>Ancak içeriden sızan bir bilgi elektrikli sandalyeye gidecek olan mahkumları savunan avukat Henry Deaver (Andre Holland)’ın çocukluğunun geçtiği Castle Rock’a geri dönmesi ve varlığı örtbas edilen bu çocuğu aramasına yol açıyor. Deaver’ın çocukken kaybolması, peder babasının onu ararken ölmesi kasabada hala bir nefret konusu olduğu için çocukluk problemleri ile de tekrar yüz yüze gelmesine neden oluyor.</p>
<p>Castle Rock özellikle Fargo’nun Coen kardeşler referansları gibi bir yol izliyor ancak hiç King romanlarına aşina olmasanız bile iyi yazılmış gizemli bir hikaye izlemenize olanak tanıyor. Son yılların özellikle Stranger Things sonrası ortaya çıkan geçmişe özlem akımlarından da etkilenerek seksenlerde tepe yapan Stephen King hikayelerini yeni bir bakış açısı ile ele almaya çalışıyor. Gerçi Stranger Things için de direkt bağlantılı olmasa da King romanlarından beslendiğini söylemek yanlış olmaz. Yazar kendi de bunu tweetlerinde dile getirmişti.</p>
<p>Castle Rock ise o kadar yüksek dozda ilerleyen bir dizi değil. Hikayesini yavaş yavaş anlatan, seyirciyi bir sonraki bölümde ne olacak diye yormadan, izlediği anın tadını çıkarmasını isteyen bir yapım. Bu yönden Fargo ve True Detective gibi dizilere daha yakın duruyor. Tabi ki Stephen King dünyalarının olmazsa olmazı doğaüstü güçleri hikayesinde kullanmayı ihmal de etmiyor.</p>
<p>Sonuç olarak iyi bir hikaye, iyi oyunculuklar ve Maine’in alıştığımız o tekinsiz yüzü ile Castle Rock, tanıdığımız dünyaları, daha önce dinlediğimiz hikayeleri farklı bir gözle bize sunarak, hem genç seyirciye Stephen King dünyasına giriş niteliğinde, hem de yazarın hayranlarının sürpriz yumurta avına çıkabilecekleri bir mini dizi olmayı başarıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/09/07/stephen-king-severseniz-castle-rocki-seyredeceksiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amerikan Polisine farklı bir bakış; Brooklyn Nine-Nine</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/06/30/amerikan-polisine-farkli-bir-bakis-brooklyn-nine-nine/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/06/30/amerikan-polisine-farkli-bir-bakis-brooklyn-nine-nine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Masis Üşenmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jun 2018 08:41:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Episode: Masis Üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Brooklyn Nine-Nine]]></category>
		<category><![CDATA[episode]]></category>
		<category><![CDATA[masis üşenmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8870</guid>

					<description><![CDATA[Polisiye diziler genellikle oldukça ciddidir. CSI, NCIS gibi elli farklı versiyona bölünmüş devasa serilerin yanında son dönemde ilk aklımıza gelen True Detectives ya da Luther gibi daha sinematik işler her zaman polisiyenin çıtasının yüksekte tutmayı bilmiştir. Peki sürekli cinayetler ve suçlular ile uğraşan bu müessesenin absürd komedi için hiç mi potansiyeli yoktur? İşte Brooklyn Nine-Nine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Polisiye diziler genellikle oldukça ciddidir. CSI, NCIS gibi elli farklı versiyona bölünmüş devasa serilerin yanında son dönemde ilk aklımıza gelen True Detectives ya da Luther gibi daha sinematik işler her zaman polisiyenin çıtasının yüksekte tutmayı bilmiştir.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/cast-of-brooklyn-nine-nine-e1526908906518.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8872" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/cast-of-brooklyn-nine-nine-e1526908906518.jpg" alt="" width="806" height="571" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/cast-of-brooklyn-nine-nine-e1526908906518.jpg 806w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/cast-of-brooklyn-nine-nine-e1526908906518-300x213.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/cast-of-brooklyn-nine-nine-e1526908906518-768x544.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/cast-of-brooklyn-nine-nine-e1526908906518-100x70.jpg 100w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/cast-of-brooklyn-nine-nine-e1526908906518-696x493.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/06/cast-of-brooklyn-nine-nine-e1526908906518-593x420.jpg 593w" sizes="auto, (max-width: 806px) 100vw, 806px" /></a></p>
<p>Peki sürekli cinayetler ve suçlular ile uğraşan bu müessesenin absürd komedi için hiç mi potansiyeli yoktur? İşte Brooklyn Nine-Nine bu açlığı gidermek için yola çıkmış, iş sitcom’larını bir karakolun içinde seyirciye sunan, komik mi komik, ama aynı zamanda pek çok probleme mizahi açıdan yaklaşan bir dizi.</p>
<p>Parks and Recreation(2009–2015)’ın yaratıcılarından ve pek çok gece şovunun yazarı olan Dan Goor ve The Office (2005–2013) ve gene Parks and Recreation’dan Michael Schur’un yarattığı Brooklyn Nine-Nine aslında bu iki komedi klasiğini sevenlerin aynı tadı alabilecekleri bir mizah anlayışına sahip.</p>
<p>The Saturday Night Live’ın kadrosundan pek çok ismi barındıran dizi, Brooklyn’in 99. Bölgesine bakan karakolun dedektiflerinin maceralarını konu alıyor. Çocuksu ama oldukça kabiliyetli dedektif Jake Peralta (Andy Samberg), dizinin başlangıcında bölüme atanan, ciddiyetinden asla taviz vermeyen siyah ve gay amir Raymond Holt (Andre Braugher), Hakkında kimsenin pek bir şey bilmediği asi ve sert Rosa Diaz(Stephanie Beatriz), kaslı ve çocuksu teğmen Terry Jeffords(Terry Crews), Peralta ile sürekli aşk-çatışma ilişkisi yaşayan Amy Santiago(Melissa Fumero), Peralta’yı adeta bir tanrı olarak gören bölümün en sakar ama en iyi dedektiflerinden ve büyük bir gurme olan Charles Boyle(Joe Lo Truglio), Kaptan Holt’un özel sekreteri, yaptığı her işte en iyi olduğunu düşünen, kendine güveni ile psikologları bile kendine hayran bırakan Gina Linetti(Chelsea Peretti), yaklaşık iki bin yıldır bölümde çalışan ama bir adım ilerleyememiş dedektifler Michael Hitchcock(Dirk Blocker) ve Norm Scully(Joel McKinnon Miller) ana karakterleri oluşturuyor.</p>
<p>Fox tarafından ilk başta 13 bölüm olarak anlaşılan dizi, ilk sezonu 22 bölümle tamamlamış ve iki kez Creative Arts Emmy Ödüllerini, Golden Globe’da En iyi televizyon dizisi– Müzikal/Komedi ve Andy Samberg’in performansı ile Müzikal/Komedi dalında en iyi erkek oyuncu ödüllerini kazanmış. Ayrıca LGBTI’ye bakış açısı nedeni ile bu konuda verilen GLAAD Medya Ödülleri’nde de 2018 yılında en iyi komedi serisi seçilmiş.</p>
<p>2017 sonunda 5. Sezonu ile Fox tarafından iptal edilen dizi twitter’daki sosyal medya baskısı sonucu NBC tarafından alınarak devam ettirileceği açıklandı. Bu nedenle sosyal medyaya teşekkürlerimizi sunmamız gerekir.</p>
<p>Dizi klasik bir polisiye gibi düşünmüyor, genellikle suçlar arka planda çözülürken karakterlerin birbirleri ile olan ilişkileri önem kazanıyor. Özellikle Peralta’nın çocuksu kafası, sürekli olayları Die Hard fanlığına bağlayarak çözmeye çalışması(örneğin bir bölümde çatıda kalınca yangın söndürme hortumunu bağlayıp kendini aşağıya atması ama pencerelerin ferforje ile korunmuş olmasından dolayı asılı kalması), Kaptan Holt’un olaylara aşırı ciddi yaklaşırken Peralta’nın manyaklıklarına ayak uydurmaya çalışması, Terry’nin yorgunluktan barfiksde uyuya kalması, Amy’nin Kaptana sürekli kendini beğendirmeye çalışırken duvara toslaması gibi absürd durumlar mizahı yukarı taşıyor. Dizinin ilk sezondan itibaren bir gelenek haline getirdiği Halloween’da kimin en iyi dedektif olacağı gibi iddialar da komedi tarihine girebilecek potansiyel bölümler olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Tüm bu mizah içinde kirli polisler, siyah bir gay polisin kaptan olma yolunda geçtiği zorlu yol, özellikle 70’lere döndüklerinde Amerika’nın siyah politikasına yapılan göndermeler, ya da bir gece çocuğunun düşürdüğü oyuncağı arayan Terry’nin siyah olduğundan potansiyel suçlu görülüp, evinin önünde polis şiddetine maruz kalması gibi son derece gerçek problemler zaman zaman dizide kendine yer buluyor. Sanki dizi sürekli “gülüyoruz ağlanacak halimize” der gibi.</p>
<p>Brooklyn Nine-Nine’da dizi ve sinema tutkunları için de pek çok gönderme seyircinin bulması için bekliyor. Örneğin Miller’ın canlandırdığı Scully rolü size neyi hatırlatacaktır? Tabii ki Dana Scully’yi ve The X-Files’ı. Ancak bu gönderme sadece isim ile sınırlı da değil çünkü Miller, The X-Files’ın 6. Sezon 13. Bölümü olan &#8220;Aqua Mala&#8221;’da Florida’da bir şerifi canlandırmış.</p>
<p>Her bölümde görülen yardımcı oyuncular da dizi ve sinema aleminden bildiğimiz tanıdığımız isimler. Örneğin &#8220;The Closer&#8221;’ın başrolü Kyra Sedgwick, gay olmasına rağmen vurgun olduğu Kaptan Holt’un baş düşmanı ve üstü olarak karşımıza çıkıyor. Ya da başka bir bölümde suçlunun peşine düşmek için arabayı çeviren Peralta, The New Girl’deki Jessica Day rolü ile Zooey Deschanel ile karşılaşıyor. Bu gibi örnekler çoğaltılabilir ancak gerisini siz seyircilerin dikkatine bırakıyorum.</p>
<p>Brooklyn Nine-Nine ilk dakikadan itibaren komedi seyircisini eline almayı bilen polisiye konuları ile de hafif bir gizem yaratmayı başarıp, sonraki bölümü merak ettiren bir dizi. Sitcom, başarısını sadece iyi yazılmış mizah anlayışı ile değil her karaktere yeterince eğilen hepsine komedi şansı veren yapısı ile de sağlıyor. En yedek karakterler Scully ve Hitchcock bile zaman zaman en önemli olaylarda kilit role sahip olabiliyorlar.</p>
<p>Özellikle bu aralar modunuz düşük, kendinizi iyi hissetmiyor ve size gülmeyi yeniden öğretecek bir dizi arıyorsanız Brooklyn Nine-Nine tam da istediğiniz reçete olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/06/30/amerikan-polisine-farkli-bir-bakis-brooklyn-nine-nine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“The Punisher” suçluları cezalandırmak için tekrar görev başında</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/05/26/the-punisher-suclulari-cezalandirmak-icin-tekrar-gorev-basinda/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/05/26/the-punisher-suclulari-cezalandirmak-icin-tekrar-gorev-basinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Masis Üşenmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 May 2018 16:18:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Episode: Masis Üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[masis üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[The Punisher]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7976</guid>

					<description><![CDATA[Bir Marvel karakteri olan Frank Castle çizgi roman dünyasının en düz, en kafasının dikine giden ve intikam coşkusu ile dünyaları yıkan ilginç ve kült karakterlerinden biridir. Daha önce sinemalara 1989, 2004 ve 2008’de konuk olan Castle(The Punisher) biraz prodüksiyon problemleri biraz da senaryo sorunları nedeni ile gerekli ilgiyi görememiş ve maceralarına çizgi romanlarda devam etmişti. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Marvel karakteri olan Frank Castle çizgi roman dünyasının en düz, en kafasının dikine giden ve intikam coşkusu ile dünyaları yıkan ilginç ve kült karakterlerinden biridir. Daha önce sinemalara 1989, 2004 ve 2008’de konuk olan Castle(The Punisher) biraz prodüksiyon problemleri biraz da senaryo sorunları nedeni ile gerekli ilgiyi görememiş ve maceralarına çizgi romanlarda devam etmişti. Ancak bu filmler çoktan kendi izleyicisini de yarattı ve Castle’ı daha geniş bir kitleye tanıttı.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/the-punisher-netflix.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7977" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/the-punisher-netflix.jpg" alt="" width="400" height="592" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/the-punisher-netflix.jpg 400w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/the-punisher-netflix-203x300.jpg 203w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/the-punisher-netflix-284x420.jpg 284w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></p>
<p>Netflix-Marvel işbirliğinin ilk ürünlerinden, Daredevil’in ikinci sezonunda ilk defa görünen Frank Castle veya süper kahraman ismi ile “The Punisher”, aslında süper gücü olmayan bir asker emeklisi olarak karşımıza çıkmıştı. Castle ve Daredevil arasındaki sevgi nefret ilişkisi ikinci sezonun popüler konularından biriydi. The Punisher aslında Daredevil’ın olmadığı her şeyi yansıtıyordu. Bu ilgi tabi Netflix’e hemen “The Punisher” dizisinin temellerini attırdı ve böylece Marvel külliyatının seyri en güzel işlerinden biri ortaya çıktı.</p>
<p>Castle’ın kurukafa işlemeli siyah tişörtlü alter ego’su “The Punisher” suçluların cezalarının ölüm olduğunu düşünen ve bunu kendi elleri ile yapmaktan çekinmeyen bir tür vigilante. Castle Afganistan’da bir grup asker ile gerçekleştirdiği “Operation Cerebrus” adlı gizli görevinden yaşadığı savaş travmaları yüzünden ayrılır ve eve geldiğinde ise asla savaştan kaçamayacağını görür. Daha savaş sonrası travmaları yaşamaya başlarken ailesi bir operasyon ile yok edilir ve Castle böylece suçluların peşinde amansız macerasına başlar.</p>
<p>Franc Castle’ın bu hikayesi klasik bir intikam hikayesi olarak çizgi roman tarihindeki yerini uzun süredir koruyor. Netflix’in “The Punisher”ı bu basit hikayeyi cilalamayı ve Castle’ı tek boyutlu bir intikam savaşçısı olarak göstermek yerine kendisini sorgulayan, düştüğü karanlıktan zaman zaman kurtulmaya çalışan bir anti kahraman olarak vermeyi başarıyor. Return to Big Nothing, Welcome Back, Frank ve Born gibi pek çok çizgi romanı hikayenin yazılmasında yardımcı olmuş.</p>
<p>Daha ilk bölümden sinirlerine hakim olmak için bir inşaatta sabahlara kadar amelelik yapan, çekiç ile duvarları kırarak rahatlamaya çalışan ve artık cezalandırmaktan bıkmış ve yorulmuş bir Frank Castle ile karşılaşıyoruz. Ancak tabi olaylar onu buluyor ve ailesini yok edenlerin izinde bir anda kuru kafalı tişörtünü üstüne geçiriyor.</p>
<p>The Walking Dead’in Shane Walsh’ı olarak dikkatimizi çeken Jon Bernthal’ın canlandırdığı Frank Castle çizgi romana oldukça sadık kalıyor. Öyle ki Marvel evreninde hiç alışık olmadığımız kadar çok şiddet, kan, seks, işkenceye onunla beraber tanıklık ediyoruz.</p>
<p>Bernthal’ın Castle’daki başarısı yan rollerdeki oyuncuların başarılı performansları ile de alakalı. Ajan Dinah Madani (Amber Rose Revah), Analist David Lieberman/Micro (Ebon Moss-Bachrach), askerden gelenlere destek toplantıları düzenleyen Castle’ın silah arkadaşı Curtis Hoyle (Jason R. Moore) ve tabii ki Daredevil ve Defenders’dan tanıdığımız Karen rolü ile Deborah Ann Woll dizinin ve Punisher’ın yardımcı karakterleri olarak karşımıza çıkıyor ve dizinin kimyasını güçlendiriyor. Özellikle Micro’nun Castle’a yakın olan hikayesi ve aralarında kurulan bağ, Karen ve Castle arasında gelişen duygusal yakınlaşma diziyi sürükleyen ve eğlenceli kılan unsurlar.</p>
<p>The Punisher’ın onca kan, çatışma ve patlama içinde günümüzdeki şiddeti özendirdiğini düşünmek haksızlık olur. Evet Castle bir silah uzmanı ve kullanmaktan da çekinmiyor. Ancak dizi savaş sonrası yalnız bırakılan askerlerin sivil yaşama adapte olamaması gibi daha derin mevzulara da odaklanıyor. Bunca çatışma içinde “Asıl suçlu kim? Uzak diyarlarda gerçekleştirilen insanlık suçlarına sessiz kalarak biz de suç işlemiyor muyuz? Suç nasıl cezalandırılmalı?” gibi soruları da seyirciye sorduruyor.</p>
<p>Bernthal’ın Castle’ı yolundan ayrılmasa da, arkadaşları için zaman zaman ödünler veriyor ve kendini de sorguladığı anlar oluyor. Dizinin şiddet içeriği geniş kapsamlı ve sömürüye açık olsa da gereksiz yere kullanıldığını düşünmüyorum. Çoğu zaman Castle yapmak zorunda olduğu şeyleri yapıyor ve kendisi de durumdan rahatsız olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Dizinin bir başka güzelliği ise kesinlikle müzikleri. Tyler Bates’in tema müziği dinlediğim en güzel dizi açılış müziklerinden biri. Bates’in eserleri Castle’ın sorunlu karakteri üzerine ve dizinin duygusal yapısını çok iyi sırtlıyor. Uzun süredir albümün spotify listemde döndüğünü de itiraf etmem gerekir.</p>
<p>The Punisher sonuç olarak 80’li 90’lı yıllar sansürsüz aksiyonlarını, çizgi romanları seven, şiddetin resmedilmesinden rahatsız olmayan 18+ bir izleyici kitlesine hitap ediyor. Tabi zamane çocukları şiddete alışkınlar ama gene de dikkatli seyredilmesinde fayda var.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/05/26/the-punisher-suclulari-cezalandirmak-icin-tekrar-gorev-basinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ezilen kadının sesi Jessica Jones</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/05/24/ezilen-kadinin-sesi-jessica-jones/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/05/24/ezilen-kadinin-sesi-jessica-jones/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Masis Üşenmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 May 2018 13:57:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Episode: Masis Üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Jessica Jones]]></category>
		<category><![CDATA[masis üşenmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=7643</guid>

					<description><![CDATA[Ezilen kadının sesi Jessica Jones ikinci sezonda şimdiye kadarki en zor dedektiflik işini alıyor, kendi gizemli geçmişini çözmek İlk Sezonu 2015’de Netflix tarafından hazırlanan Jessica Jones uzun bir aradan sonra sahneye geri döndü. Tabi bu arada boş da durmadı. Marvel’in diğer Netflix kahramanları Daredevil, Iron Fist ve eski sevgilisi Luke Cage ile birlikte zorla kurdukları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Ezilen kadının sesi Jessica Jones ikinci sezonda şimdiye kadarki en zor dedektiflik işini alıyor, kendi gizemli geçmişini çözmek</em></strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-7644" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3-2-1024x653.jpg" alt="" width="696" height="444" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3-2-1024x653.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3-2-300x191.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3-2-768x489.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3-2-696x444.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3-2-1068x681.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3-2-659x420.jpg 659w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/3-2.jpg 1500w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>İlk Sezonu 2015’de Netflix tarafından hazırlanan Jessica Jones uzun bir aradan sonra sahneye geri döndü. Tabi bu arada boş da durmadı. Marvel’in diğer Netflix kahramanları Daredevil, Iron Fist ve eski sevgilisi Luke Cage ile birlikte zorla kurdukları The Defenders ekibi ile kısa bir dünyayı kurtarma serüveni de yaşadı.</p>
<p>Jessica Jones, Marvel evreninin en nevi şahsına münhasır kahramanlarından biri. Hatta ona kahraman diyebilmek için kısa bir süre düşünüp, yaşadıklarını tartmak gerekebilir. Ama filmler ile birlikte ilerleyen bu koca evrende Jessica’nın en insani, en bizden kahraman olduğunu da söylemeden geçemeyiz.</p>
<p>Erkek egemen çizgi roman dünyasında kadınların rolleri her zaman geride kalmıştır. Onları ancak seksi kıyafetler içinde baştan çıkarıcı vaziyetlerde rol çalarken görürüz. Supergirl ile başlayıp, Batgirl, Catwoman gibi sinema duraklarını hatırlarsak demek istediğim daha anlaşılır olacaktır.</p>
<p>Son yıllarda feminist akımın sinemada kendine yer bulması ile beraber, bizler de güçlü kadın karakterleri görmeye başladık. Gişede büyük başarı yakalayan Wonder Woman son dönemde sinemanın dönüştüğü çizgi roman çevrimi dünyasında kendine özel bir yer edinmeyi başardı bile.</p>
<p>Ancak Jessica Jones tüm bu parlak, patlamalı, gösterişli ve büyük beklentili dünyanın içinde kendi başına farklı bir güç odağı. Çizgi Roman uyarlamalarını sadece eğlence için seyreden ve karakterleri pop kültürü ikonu olarak gören izleyici için bir şey vaad etmiyor. Aksine karanlık, yitik dünyasında yaşadığı dramları, dost kazıklarını, arkadaşlıkları, içkiye olan düşkünlüğünü tüm çıplaklığı ile bizlere sunuyor. Bir gün barda laf atan adamla tuvalette sevişmeyi seçerken, diğer gün hayatının aşkı olabilecek kişiyi kendisinden uzaklaştırmak için elinden ne geliyorsa yapıyor. Pek az dizi Jessica’nın ve çevresindekilerin yaşadığı PTSD, taciz-tecavüz gibi problemleri vermekte Jessica Jones kadar başarılı olmuştur.</p>
<p>Sonunda bu ufak Marvel hazinesinin ikinci sezonuna da kavuştuk. Özel dedektifimiz Jessica Jones karanlık geçmişinden ve kapatmak istediği defterlerden bu sezon da kurtulamıyor ve ailesini kaybettiği trafik kazasından özel güçlerini kazandığı deneylere kadar Jessica Jones’un bütün geçmişi bu sezonda işleniyor.</p>
<p>Jessica’ya can veren Krysten Ritter, Defenders’ın Jessica’nın hayatındaki kısa bir macera olduğunu ve genel karakterini değiştirecek kadar güçlü bir değişim yaratmadığını söylüyor. Jessica’yı asıl değiştiren ilk sezonun kötüsü ve Jessica’nın hayatında büyük bir yıkıma yol açmış olan Killgrave(David Tennant)’in Jessica’nın elinden ölümü olmuştu. Jessica ne kadar meşru müdafaa da olsa bir katil olduğunu bilerek yaşamaktan hiç de haz etmiyor.</p>
<p>Yapımcı Melissa Rosenberg, ikinci sezonu Jessica’nın “Katil miyim yoksa kahraman mı?” sorusunu cevaplamaya çalışması olarak özetliyor. Jessica’nın anti sosyal bir kahraman olarak kendini izole ederek yaşarken ilk sezon ve Defenders sonrası New York’un tanınan süper güçlü insanlarından biri olması kendisine yeni bir yol açıyor. Artık dedektiflik bürosu onu görmek isteyen, kendisinin de süper güçleri olduğunu iddia eden insanlarla dolup taşıyor. Bu yeni durum da Jessica Jones’u derinden sarsan sosyal bir değişime götürüyor.</p>
<p>İkinci sezon öncesinde Jessica’nın Killgrave öncesindeki yaşamını kısa olsa da öğrenmiştik. Ailesini araba kazasında kaybetmiş, gizemli deneylerde kobay olarak kullanılmış, işi bitince Trish(Rachael Taylor)’in ailesinin yanına evlatlık verilmiş, burada yaşadığı zorlu ve mutsuz çocukluğu nedeni ile Trish “Patsy” ‘nin annesini sorumlu tutmuştu.</p>
<p>Yeni sezonda Killgrave gibi kötü bir süper anti kahraman yok. Onun yerine Jessica’nın geçmişindeki hayaletler ile savaşına tanık oluyoruz. Bu kişilerden biri ona deneyler yapan doktor, diğeri ise o deneylerin başka bir aktörü olan, doktorun geçmişini temizlemeye çalışan ve Jessica’nın üzerinde büyük bir yıkıma neden olacak gizemli bir süper kadın(Janet McTeer).</p>
<p>Diğer yeni rollerden biri Jessica’nın alt komşusu ve binanın bakıcısı olarak çalışmaya başlayan Oscar(J.R.Ramirez) kısa zamanda nefretten aşka dönen bir ilişkinin aktörü oluyor. Jessica, süper kahraman sevgilisi Luke Cage ile yaşadığı sert ilişki sonrasında Oscar’da romantizmi ve aşkı tadıyor.</p>
<p>Birinci sezondan tanıdığımız karakterler Trish, Malcolm(Eka Darville) ve Avukat Hogarth(Carrie-Anne Moss) da yeni sezonda daha çok yer alıyorlar. Trish’in hem geçmişte yaşadığı çalkantılı süper star yaşamını, madde bağımlılığını, Jessica ile bu yüzden kopmalarını izlerken hem de günümüzde gazetecilik hırsları yüzünden farklı bir bağımlılığa geçiş yapıp nasıl bir karanlığa çekileceğini görüyoruz.</p>
<p>Malcolm ise Jessica’nın yanında çalışıp dedektifliğin püf noktalarını öğrenirken bir yandan seks bağımlılığına doğru hızla koşuyor, bir yandan da Jessica’nın onaylamayacağı profesyonel ilişkilere giriyor. Tüm bu olayların içinde Hogarth ise Jessica’nın arkasını toplamaya çalışırken ölümcül bir hastalığın tutsağı oluyor. Tüm yaşamı boyunca güçlü kadın imajı çizen Hogarth bu durumda ayakta kalmak için çeşitli süper güçlerin peşine düşüyor. Carrie-Anne Moss’u Trinity göndermeleri ile dolu bir karakterde tekrar görmek gerçekten oldukça zevkli.</p>
<p>Rosenberg bu üçlünün gelişimi hakkında “Bu sezonda birinci sezondan daha çok değinebildiğimiz karakterlerin başında geliyorlar. Onların karakterlerinin gelişimini görmek gerçekten heyecan verici. Seyirciyi şoke edecek ve heyecanlandıracak gelişmeler var.” diyor.</p>
<p>Killgrave’in ölmesi de onun artık dizide olmadığı anlamına gelmiyor. Jessica’nın en zor anlarında onu psikolojik olarak daha da dibe çekmek için Killgrave’in hayali zaman zaman ortaya çıkıyor. İlk sezondaki taciz, tecavüz ve kadına şiddet içerikli bu ilişki ile ilgili Rosenberg “Umuyorum ki son zamanların önemli hareketlerinden Me Too ve Time’s Up gibi kadın hakları farkındalığı hareketlerinde bizim de ufak bir katkımız olmuştur. Aslında varlığımız bile, kadın aktivizmindeki rolümüzü gösteriyor. Jessica Jones sadece devrimci bir güçlü kadın dizisi değil, aynı zamanda kadınların yaşamını tüm yönleri ile anlatmaya çalışan ilk dizi. Bu çok büyük bir sorumluluk. Dizi kendi hikayesini anlatıyor ancak bir yandan da bir politik duruşun da yüzü oluyor.” diyor.</p>
<p>Başrol oyuncusu Ritter ise “Kişisel olarak kendimi bu rolde çok zorluyorum. Tacize uğramış kadınlar yanıma gelip bana Jessica Jones’un hayatlarına nasıl bir anlam kazandırdığını ve onun sayesinde seslerinin duyulduğunu söylüyorlar. Onun hayat hikayesi, kendi travmalarını yenmelerinde yol gösterici oluyor.” diyor.</p>
<p>Dizinin ilginç başka bir noktası da ikinci sezonun tamamen kadınlar tarafından yönetilmiş olması(Luke Cage ve Daredevil’ın ilk sezonunun onca bölümünde herhangi bir kadın yönetmene yer verilmemesi bu dayanışmanın nedenini belki de açıklıyor). Ritter bu konuda “Sanırım en büyük kadın çalışan sayısına biz sahibiz, yapımcımız, yönetmenlerimiz, kameramanlarımız, en önemli karakterlerimizin üçü hep kadın. Dizimiz kadınların egemenliği altında ve bu muhteşem bir duygu. Gelen yardımcı oyuncular da seti gördüklerinde ne kadar farklı ve pozitif bir hava olduğunu söylüyorlar.” diyor.</p>
<p>Ne kadar gerçek dünyadaki problemlerle boğuşsa da elimizdeki hikaye aslında bir çizgi roman çevrimi. Jessica Jones aslında pek çok noktada çizgi romanla aynı yolu izliyor. İlk olarak Alias ile ortaya çıkan ve ilk sezonda izlediğimiz olayları konu alan çizgi roman daha sonra Jessica Jones:The Pulse, New Avengers ile devam etmiş ve hala devam eden Jessica Jones çizgi roman serisinin temellerini oluşturmuştu. Dizide Alias’ın kapağını da çizen David Mack’ın bir Jessica Jones çizimini de görüyoruz. Çizgi Jessica ile dizideki Jessica’nın bu şekilde bir araya getirilmesi çizgi roman severler için güzel bir easter egg denemesi olmuş. Bunun dışında da pek çok sahne özellikle çizgi romanlardaki çizimlere benzer bir şekilde tasarlanmış. Ancak en büyük fark dizide Jessica’mızın uçamaması. Çok yükseklere atlayabilse de Jessica Jones’un ayakları daha çok yere basıyor. Bu değişim karakteri belki de bu denli gerçekçi kılmaya yardım etmiştir.</p>
<p>Farklı bir Süper Kahraman dizisi olan Jessica Jones’un ikinci sezonu Netflix’in filmlere de paralel ilerleyen Marvel evrenini genişletmeye devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/05/24/ezilen-kadinin-sesi-jessica-jones/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Star Trek: Discovery</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/04/16/star-trek-discovery/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/04/16/star-trek-discovery/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Masis Üşenmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2018 18:47:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Episode: Masis Üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=617</guid>

					<description><![CDATA[Keşfedilmemiş hikayeler keşfedilmeyi bekliyor MASİS ÜŞENMEZ Bilim Kurgu’nun önemli değerlerinden uzay operalarının bir kalesi Star Wars ise diğeri de pek tabii ki Star Trek dünyasıdır. İki dünya arasında karşılaştırma yapmaya başlarsak kitap olur ama benim en önem verdiğim nokta hep şu olmuştur, Star Wars gözümde hep bir film serisi ve Star Trek de bir televizyon [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keşfedilmemiş hikayeler keşfedilmeyi bekliyor</p>
<p>MASİS ÜŞENMEZ</p>
<p>Bilim Kurgu’nun önemli değerlerinden uzay operalarının bir kalesi Star Wars ise diğeri de pek tabii ki Star Trek dünyasıdır. İki dünya arasında karşılaştırma yapmaya başlarsak kitap olur ama benim en önem verdiğim nokta hep şu olmuştur, Star Wars gözümde hep bir film serisi ve Star Trek de bir televizyon dizisi olarak kalmıştır. Star Trek dünyası uzun süredir filmler ile devam etse de televizyonda verdiği tadı büyük ekranda alamadım hiç. Aslına bakarsanız 2005 yılında sona eren Star Trek: Enterprise’dan beri televizyonda Star Trek izleme lüksünden yoksunduk. Sinemalara konuk olan son üçleme,Star Trek (2009), Bilinmeze Doğru: Star Trek (2013) ve Star Trek Sonsuzluk (2016) da dizinin naif yapısından çok uzak, dev sinema perdesinin kurallarına uyan birer aksiyon şölenleriydi. Star Trek’in keşif ruhunu ve umut dolu yapısını pek taşımıyorlardı. Ancak Star Trek evrenine olan ilgiyi arttırdılar ve yeni bir Star Trek dizisinin de ortaya çıkmasına belki de ön ayak oldular. İşte bu yeni dizimizin adı Star Trek: Discovery.</p>
<p>Dizinin onca karakterinden en çok göze batan değer bana göre Saru oldu. Guillermo del Toro’nun has oyuncularından ve son filmi The Shape of Water’ın Oscar heykelciğini kucaklamasında büyük emeği olan Doug Jones, yaratık formlarının unutulmaz oyuncusu olma yolunda bir büyük adımı da Saru ile atıyor.</p>
<p>Aslında dizinin özel efektleri dışında en büyük kozu da iyi oyunculuklar. Başroldeki Sonequa Martin-Green Bunham karakteri ile başa çıkmasını biliyor. Kendisini daha önce de The Walking Dead’de Sasha Williams rolünde izlemiştik. Harry Potter serisinde hepimizin nefretini kazanan Lucius Malfoy rolü ile tanıdığımız, genelde kötü karakterleri oynaması ile bilinen(!! Spoiler mı, yok canım daha neler!) Jason Isaacs ise Kaptan Lorca’nın gizemli karakterini vermekte başarılı. Bir başka önemli karakter olan Kaptan/İmparatoriçe Georgiou rolü ile uzak doğunun en önemli kadın oyuncularından Michelle Yeoh üstleniyor.</p>
<p>Discovery temelde ana serinin de öncesinde geçen bir zaman aralığını konu alıyor. Bu dönemde Klingon ve Federasyon’un savaşı patlak vermiş ve Federasyon’un da en büyük kozu Discovery’nin uzay-zamanı bükebilen bir teknoloji ile seyahat edebilme özgürlüğü. Dizi temel olarak Discovery ekibinin başından geçenleri anlatsa da Star Trek evreninde görülmemiş bir şekilde ana karaktere kaptanı değil bir asi ve başkaldırıcı olarak hapse atılmak üzere olan Michael Burnham (Sonequa Martin-Green)’ı oturtuyor.</p>
<p>Gene önceki serilerden bağımsız olarak her bölümde yeni maceralara atılan gemi mürettebatının yerine tek bir ana konu(Klingon-Federasyon savaşı) üzerinden hikayeyi geliştiren bir senaryo benimsenmiş. Böyle olunca da mürettebatın ana görevi olan bilimsel keşifler, diplomatik misyonlar ve kültürel etkileşimler geri plana itilmiş. USS Discovery’nin kaptanı Gabriel Lorca(Jason Isaacs),            Federasyon’un değerlerini lastik gibi gererek boşluklardan faydalanıp Klingon’lara gereken dersi vermeye çalışıyor. Bu planın da en büyük kozu, USS Shenzhou’da ikinci kaptan iken, annesi gibi gördüğü kaptan Georgiou (Michelle Yeoh)’ya baş kaldırıp Klingon’ları tek hamlede yok etmeye çalışan Michael Burnham gibi yetenekli bir değeri, kanun oyunları ile yanına almak oluyor.</p>
<p>Star Trek: Discovery öncüllerinin izinden gitmeyerek modern dizilerin uzun döneme yayılan hikaye yapısını, derin karakterlerini ve hikayenin gidişatına göre değişen dost ve düşmanları ön plana taşıyor. Bu yönden dizi, Battlestar Galactica ve Stargate:Universe’în daha önce başardığı, frenchaise’larını yeni ve genç izleyiciye sunmak için kullandıkları yolu izliyor. Bunun için de ana karakterlerini sürekli zor koşullarda, ani ve tartışmalı kararlar verdirerek ve sonuçlarına katlanmalarına neden olarak yapıyor.</p>
<p>Örneğin en önemli karakterimiz Michael Burnham, Vulcan bir baba tarafından yetiştirilmiş ve Vulcan değerlerini benimsemiş biri olarak karşımıza çıkarken dizi ilerledikçe mantığın her problemi çözemediğini öğrenip çözüm üretmek için Vulcan’lığından uzaklaşıyor.</p>
<p>Bütün bu yenilikler güzel ancak Discovery’nin başarısı ilk günden beri bir tartışma konusu. Öncelikle Star Trek fanlarının merak ettiği sorulara yanıtlar sunulmuyor. Örneğin federasyon nasıl kuruldu? Klingonlar aslında ne ya da kim? Neden federasyon ile böyle amansız bir savaşın içine girmişler?</p>
<p>Tabii bir sezonda pek çok soruya yanıt vermek güç hele ki böyle uzun süreli bir çatı oluşturulmaya çalışılıyor ise durum daha da karmaşıklaşıyor. Bu tür beklenen sorulara yanıtlar üretmek yerine Discovery ekibi kendi epik hikayesini anlatıyor. Bu hikayede Klingonların insanların üzerinde yaptıkları deneyler, uzay zamanı bükmeye yarayan sporlar, paralel evrenler, Mr. Spock’ın kardeşi, Federasyon’un adeta Jedi Konseyi gibi burnunun ucundaki tehlikeleri, en güvendikleri kaptanlarının beyninde ne kara planlar olduğunu görememeleri gibi pek çok katman var. Ama bu katmanlar ne kadar iyi kullanılıyor asıl tartışılması gereken bu.</p>
<p>Öncelikle Discovery bir Star Trek evreninden geçmese belki bu kadar yoğun eleştiri bombardımanına tutulmazdı. Ancak arkanızda böyle büyük bir güç varken bu gücü yeterince kullanamayınca kötü eleştiriler de kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>Dizinin en büyük sorunu öncelikle Star Trek dünyasının değerleri olan umuda pek yer vermemesi. Öyle ki ana karakterlerin bu kadar çabuk öldüğü başka bir Star Trek dizisi olmamıştır. Durum böyle olunca da o kadar insan ilişkileri üzerine kurulmuş olan olay ağları öylece ortada bırakılıyor. Havada kalan konular üst üste bindikçe de ortada iyi yazılmamış bir öykü taslağı kalıyor.</p>
<p>Bu arada bilim kurgu külliyatında bu ara moda olan paralel evren teorilerine de değinmeden geçemiyor. Fringe’den beri artık aşina olduğumuz paralel evrenler artık bir bilim kurgu dizisinde görmezsek sanki bir eksiklik hissedecekmişiz gibi gelmeye başladı bana.</p>
<p>Paralel evrenler belki Star Trek’e daha önce de malzeme olmuştur ancak ilk defa konunun merkezine paralel evren konulmuş ve bildiğimiz tüm Federasyon Klingon çatışması farklı bir boyuta taşınıyor.</p>
<p>CBS All Access tarafından yapımcılığı sürdürülen ve ülkemizde Netflix üzerinden seyredilebilen Star Trek, finali ile inişli çıkışlı ilerleyen başlangıcına belki de bir son verdi ve ikinci sezonda daha olgun bir dizi olarak uzay yolculuğuna devam edecek. Peki ya seyircinin bu uzay gemisinin mürettebatının hikayelerine ilgisi aynı hızda sürecek mi? Eğer senaristler diziyi Battlestar Galactica ya da en azından The Expanse’ın kalitesine çıkarmaz ise bu Uzay yolunun sonu ışık hızı ile gelecek gibi görünüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/04/16/star-trek-discovery/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alternatif bir Blade Runner dünyası</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/04/10/126/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/04/10/126/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Masis Üşenmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2018 12:32:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Episode: Masis Üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=126</guid>

					<description><![CDATA[Netflix’in yeni ve iddalı yapımlarından Altered Carbon, siber punk edebiyatının önemli yapı taşlarından, Richard K. Morgan’ın aynı adlı kitabının televizyon uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor. Dizi eleştirmenler tarafından şimdilik yerin dibine sokuldu. Metascore’un eleştirmen notu sadece %65’lerde gezinirken, seyirci notu ise 8.5 civarında. Yani her zamanki gibi eleştirmenler tarafından beğenilmeyip, genel izleyiciyi çeken bir yapımla baş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Netflix’in yeni ve iddalı yapımlarından Altered Carbon, siber punk edebiyatının önemli yapı taşlarından, Richard K. Morgan’ın aynı adlı kitabının televizyon uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Dizi eleştirmenler tarafından şimdilik yerin dibine sokuldu. Metascore’un eleştirmen notu sadece %65’lerde gezinirken, seyirci notu ise 8.5 civarında. Yani her zamanki gibi eleştirmenler tarafından beğenilmeyip, genel izleyiciyi çeken bir yapımla baş başayız.</p>
<p>Altered Carbon aslında özünde distopik bir kara film örneği. Bu yüzden sık sık diziyi izlerken Blade Runner’dan esintiler bulacaksınız. Özellikle şehir planları, dizinin genel havası sanki bizi alternatif bir Blade Runner dünyasına çekiyor. Blade Runner 2049’un düşük gişe hasılatını göz önüne alırsak aslında Altered Carbon’un Netflix için bile büyük bir kumar olduğunu söyleyebiliriz. Tabi bu kumarın kazananı kasadan çok, bizim gibi bilim kurgu hayranları oluyor (Buraya kadar okuduysanız sizi de bir bilim kurgu izleyicisi olarak görüyorum artık).</p>
<p>House of Cards ve The Killing gibi severek izlediğimiz dizilerin yakışıklısı Joel Kinnaman’ın başrolü The Fallowing’in tarikat başını canlandıran karizmatik aktör James Purefoy ile paylaştığı yapım, günümüzden yüzyıllar sonra farklı bir dünyada geçiyor. Bu yeni dünyada torunlarımız uzaylılar ile tanışmış, bilinci kaydetmeyi öğrenmiş ve bunu farklı bedenlere taşımayı sağlayan bir teknoloji keşfetmiş. Bu sayede ölümsüzlük de nerede ise bulunmuş, ne var ki tek problem ense kökünde bulunan bilinç çiplerinin hasar görmesi.</p>
<p>Aslında yaşadığı dönemde sisteme karşı bir terörist olduğundan öldürülen Takeshi Kovacs(Joel Kinnaman), yok edilişinden 300 yıl sonra pek de bilmediği bu yeni medeniyette yeni bir bedenle can buluyor. Onu dünyaya geri getiren ise sistemin en zengin insanı olan Laurens Bancroft(James Purefoy)’dur. Bancroft kısa bir süre önce öldürülmüştür, ancak bilinci sürekli bulutta yedeklendiğinden beden kopyasına geri yüklense de onu öldüren kişiyi bilmemektedir. Bu yüzden Kovacs’ı katilini bulmak için seçmiştir. Ona iki seçenek sunar, ya katilini bulacak ya da ölüme geri dönecektir. Kovacs bu yabancı dünyada yaşamak istemese ve halihazırda hatırladığı pek çok acısı olsa da hayatın zevklerinden tatmak için bir süreliğine işi kabul eder ve bu zengin adamın oyuncağı olmaya karar verir.</p>
<p>Ancak Bancroft’un pek çok düşmanı vardır ve dedektif Kristin Ortega(Martha Higareda) gibi pek çokları aslında Bancroft’un intihar ettiğini düşünmektedir. Kovacs hem bu gizemi çözmeye çalışıp hem de ailesinden ve savaşından geri kalan hatıralarla baş başa kalarak bir maceraya çıkar.</p>
<p>Her bilim kurgu dünyasının başarısı aslında yan karakter ve teknolojilerde ortaya çıkar. Altered Carbon’un da en önemli başarısı bence ana konudan çok Kovacs’ın maceralı yolculuğunda karşısına çıkan karakterlerde yatıyor. Örneğin ilk gördüğümüz anda kanımızı kaynatan AI Otel’i Raven’ın hizmetkarı Poe(Chris Conner). Kısa bir yan bilgi, yazar, şair Edgar Allan Poe’ya bir saygı duruşu olan bu karakter ve otel bir yandan da dizinin diğer ana karakteri Bancroft’u canlandıran Purefoy’a da gönderme yapıyor. The Fallowing seyredenler bu ayrıntıyı hemen fark edeceklerdir sanırım. Purefoy’un canlandırdığı Joe Carroll karakteri de Poe’ya kafayı takmış ve peşinden bir tarikat kurup katliamlara başlamış bir seri katildi.</p>
<p>Altered Carbon pek çok detaylı içerik ile ortam oluşturmada büyük başarı sağlıyor. Örneğin insanlar ölümsüzlüğü bularak kendilerini tanrı olarak görseler de neo-katolik diye adlandırılan bir grup insan da bu teknolojinin tanrıya bir küfür olduğunda hem fikir ve ölümün bir son olmasını istiyorlar. Örneğin bir diğer önemli karakterimiz Ortega’nın ailesi de tam da bu düşüncede ve bu yüzden Ortega’nın annesi ile olan dalgalı ilişkisi ve aslında Kovacs’a başlarda gösterdiği agresif tutumun nedenini ilerleyen bölümlerde konu geliştikçe anlıyoruz.</p>
<p>Gerek görüntü yönetimi, gerek oyuncu seçimi gerekse müzikleri ile olsun Altered Carbon sürekli ilgiyi üstünde tutsa da diyalog konusunda dizinin biraz aksadığını söyleyebiliriz. Sanırım eleştirmenler tarafından nefretle karşılanmasının ana nedeni de bu. Diyaloglar bazen çok basitleşiyor ve dizinin hızını yavaşlatıyor, ama ortam ve karakterler diziyi götürmeye yetiyor.</p>
<p>İlerleyen bölümlerde ortaya çıkan kırılmalar ve çözülen gizemler de diziyi bir üst noktaya taşıyor. Ancak biraz aşka ve özellikle gereksiz çıplaklığa fazlaca yer verilmesi dizinin dinamiklerini baltalıyor. İlk başta Kovacs’ın poposunu görmenin sinemasal anlamda bir etkisi olabilir, ancak Kinnaman’ın zaten ortalama bir insandan çok daha tanrısal çaptaki vücudunu her bölümde çıplak ya da sevişirken görmek bir yerden sonra “yeter! Biz de insanız.” dedirtiyor.</p>
<p>Altered Carbon, bilim kurgu türü içinde Expanse gibi son yıllarda ortaya çıkan büyük çaptaki yapımlara yeni bir halka katıyor. Bu tarz yeni dünyaların en büyük problemi seyirciyi alıştırmadaki zorluktur. Örneğin herkesin bildiği Star Wars ya da Star Trek serisinde bir film ya da dizi çekmek zaten var olan seyircisini yeni hikayeyi seyretmeye itse de Expanse, Altered Carbon gibi yeni, bilinmeyen dünyalar ile karşılaşmak pek çok bilim kurgu seyircisini izlemekten alıkoyuyor ve bu tarz yapımları ıskalamaya neden oluyor. Oysa ki bu tür cesur hareketleri pamuklara sarıp saklamalı ve yeni dünyaların da önünü açmalıyız.</p>
<p>Yeni seyirlerde görüşmek üzere.</p>
<p>Masis Üşenmez</p>
<p>Episode</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/04/10/126/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alternatif bir Blade Runner dünyası</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/alternatif-bir-blade-runner-dunyasi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/alternatif-bir-blade-runner-dunyasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Masis Üşenmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 11:20:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Episode: Masis Üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Altered Carbon]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[episode]]></category>
		<category><![CDATA[masis üşenmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11162</guid>

					<description><![CDATA[Netflix’in yeni ve iddalı yapımlarından Altered Carbon, siber punk edebiyatının önemli yapı taşlarından, Richard K. Morgan’ın aynı adlı kitabının televizyon uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor. Dizi eleştirmenler tarafından şimdilik yerin dibine sokuldu. Metascore’un eleştirmen notu sadece %65’lerde gezinirken, seyirci notu ise 8.5 civarında. Yani her zamanki gibi eleştirmenler tarafından beğenilmeyip, genel izleyiciyi çeken bir yapımla baş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Netflix’in yeni ve iddalı yapımlarından Altered Carbon, siber punk edebiyatının önemli yapı taşlarından, Richard K. Morgan’ın aynı adlı kitabının televizyon uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DTWbtBLWkAEcGbH.jpg_large.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11164" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DTWbtBLWkAEcGbH.jpg_large-691x1024.jpg" alt="" width="691" height="1024" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DTWbtBLWkAEcGbH.jpg_large-691x1024.jpg 691w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DTWbtBLWkAEcGbH.jpg_large-203x300.jpg 203w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DTWbtBLWkAEcGbH.jpg_large-768x1138.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DTWbtBLWkAEcGbH.jpg_large-696x1031.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DTWbtBLWkAEcGbH.jpg_large-1068x1582.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DTWbtBLWkAEcGbH.jpg_large-284x420.jpg 284w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DTWbtBLWkAEcGbH.jpg_large.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 691px) 100vw, 691px" /></a></p>
<p>Dizi eleştirmenler tarafından şimdilik yerin dibine sokuldu. Metascore’un eleştirmen notu sadece %65’lerde gezinirken, seyirci notu ise 8.5 civarında. Yani her zamanki gibi eleştirmenler tarafından beğenilmeyip, genel izleyiciyi çeken bir yapımla baş başayız.</p>
<p>Altered Carbon aslında özünde distopik bir kara film örneği. Bu yüzden sık sık diziyi izlerken Blade Runner’dan esintiler bulacaksınız. Özellikle şehir planları, dizinin genel havası sanki bizi alternatif bir Blade Runner dünyasına çekiyor. Blade Runner 2049’un düşük gişe hasılatını göz önüne alırsak aslında Altered Carbon’un Netflix için bile büyük bir kumar olduğunu söyleyebiliriz. Tabi bu kumarın kazananı kasadan çok, bizim gibi bilim kurgu hayranları oluyor (Buraya kadar okuduysanız sizi de bir bilim kurgu izleyicisi olarak görüyorum artık).</p>
<p>House of Cards ve The Killing gibi severek izlediğimiz dizilerin yakışıklısı Joel Kinnaman’ın başrolü The Fallowing’in tarikat başını canlandıran karizmatik aktör James Purefoy ile paylaştığı yapım, günümüzden yüzyıllar sonra farklı bir dünyada geçiyor. Bu yeni dünyada torunlarımız uzaylılar ile tanışmış, bilinci kaydetmeyi öğrenmiş ve bunu farklı bedenlere taşımayı sağlayan bir teknoloji keşfetmiş. Bu sayede ölümsüzlük de nerede ise bulunmuş, ne var ki tek problem ense kökünde bulunan bilinç çiplerinin hasar görmesi.</p>
<p>Aslında yaşadığı dönemde sisteme karşı bir terörist olduğundan öldürülen Takeshi Kovacs(Joel Kinnaman), yok edilişinden 300 yıl sonra pek de bilmediği bu yeni medeniyette yeni bir bedenle can buluyor. Onu dünyaya geri getiren ise sistemin en zengin insanı olan Laurens Bancroft(James Purefoy)’dur. Bancroft kısa bir süre önce öldürülmüştür, ancak bilinci sürekli bulutta yedeklendiğinden beden kopyasına geri yüklense de onu öldüren kişiyi bilmemektedir. Bu yüzden Kovacs’ı katilini bulmak için seçmiştir. Ona iki seçenek sunar, ya katilini bulacak ya da ölüme geri dönecektir. Kovacs bu yabancı dünyada yaşamak istemese ve halihazırda hatırladığı pek çok acısı olsa da hayatın zevklerinden tatmak için bir süreliğine işi kabul eder ve bu zengin adamın oyuncağı olmaya karar verir.</p>
<p>Ancak Bancroft’un pek çok düşmanı vardır ve dedektif Kristin Ortega(Martha Higareda) gibi pek çokları aslında Bancroft’un intihar ettiğini düşünmektedir. Kovacs hem bu gizemi çözmeye çalışıp hem de ailesinden ve savaşından geri kalan hatıralarla baş başa kalarak bir maceraya çıkar.</p>
<p>Her bilim kurgu dünyasının başarısı aslında yan karakter ve teknolojilerde ortaya çıkar. Altered Carbon’un da en önemli başarısı bence ana konudan çok Kovacs’ın maceralı yolculuğunda karşısına çıkan karakterlerde yatıyor. Örneğin ilk gördüğümüz anda kanımızı kaynatan AI Otel’i Raven’ın hizmetkarı Poe(Chris Conner). Kısa bir yan bilgi, yazar, şair Edgar Allan Poe’ya bir saygı duruşu olan bu karakter ve otel bir yandan da dizinin diğer ana karakteri Bancroft’u canlandıran Purefoy’a da gönderme yapıyor. The Fallowing seyredenler bu ayrıntıyı hemen fark edeceklerdir sanırım. Purefoy’un canlandırdığı Joe Carroll karakteri de Poe’ya kafayı takmış ve peşinden bir tarikat kurup katliamlara başlamış bir seri katildi.</p>
<p>Altered Carbon pek çok detaylı içerik ile ortam oluşturmada büyük başarı sağlıyor. Örneğin insanlar ölümsüzlüğü bularak kendilerini tanrı olarak görseler de neo-katolik diye adlandırılan bir grup insan da bu teknolojinin tanrıya bir küfür olduğunda hem fikir ve ölümün bir son olmasını istiyorlar. Örneğin bir diğer önemli karakterimiz Ortega’nın ailesi de tam da bu düşüncede ve bu yüzden Ortega’nın annesi ile olan dalgalı ilişkisi ve aslında Kovacs’a başlarda gösterdiği agresif tutumun nedenini ilerleyen bölümlerde konu geliştikçe anlıyoruz.</p>
<p>Gerek görüntü yönetimi, gerek oyuncu seçimi gerekse müzikleri ile olsun Altered Carbon sürekli ilgiyi üstünde tutsa da diyalog konusunda dizinin biraz aksadığını söyleyebiliriz. Sanırım eleştirmenler tarafından nefretle karşılanmasının ana nedeni de bu. Diyaloglar bazen çok basitleşiyor ve dizinin hızını yavaşlatıyor, ama ortam ve karakterler diziyi götürmeye yetiyor.</p>
<p>İlerleyen bölümlerde ortaya çıkan kırılmalar ve çözülen gizemler de diziyi bir üst noktaya taşıyor. Ancak biraz aşka ve özellikle gereksiz çıplaklığa fazlaca yer verilmesi dizinin dinamiklerini baltalıyor. İlk başta Kovacs’ın poposunu görmenin sinemasal anlamda bir etkisi olabilir, ancak Kinnaman’ın zaten ortalama bir insandan çok daha tanrısal çaptaki vücudunu her bölümde çıplak ya da sevişirken görmek bir yerden sonra “yeter! Biz de insanız.” dedirtiyor.</p>
<p>Altered Carbon, bilim kurgu türü içinde Expanse gibi son yıllarda ortaya çıkan büyük çaptaki yapımlara yeni bir halka katıyor. Bu tarz yeni dünyaların en büyük problemi seyirciyi alıştırmadaki zorluktur. Örneğin herkesin bildiği Star Wars ya da Star Trek serisinde bir film ya da dizi çekmek zaten var olan seyircisini yeni hikayeyi seyretmeye itse de Expanse, Altered Carbon gibi yeni, bilinmeyen dünyalar ile karşılaşmak pek çok bilim kurgu seyircisini izlemekten alıkoyuyor ve bu tarz yapımları ıskalamaya neden oluyor. Oysa ki bu tür cesur hareketleri pamuklara sarıp saklamalı ve yeni dünyaların da önünü açmalıyız.</p>
<p>Yeni seyirlerde görüşmek üzere.</p>
<p>Masis Üşenmez</p>
<p>Episode</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/alternatif-bir-blade-runner-dunyasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dirk Gently evrenin hizmetinde</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/dirk-gently-evrenin-hizmetinde/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/dirk-gently-evrenin-hizmetinde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Masis Üşenmez]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2018 09:00:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Episode: Masis Üşenmez]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Dirk Gently]]></category>
		<category><![CDATA[episode]]></category>
		<category><![CDATA[masis üşenmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11026</guid>

					<description><![CDATA[Dirk Gently evrenin hizmetinde, gizemli olayları fazla kafa yormadan çözmeye devam ediyor Douglas Adams’ı pek çoğumuz absürt komedi bilim kurgu serisi Otostopçunun Galaksi Rehberi’nin yazarı olarak tanırız. Ancak bu kitap ile fotoğraf çekip Instagram’a koymak dışında Douglas Adams külliyatına hakim sıkı Nerd’ler için Dirk Gently&#8217;s Holistic Detective Agency de özel bir yere sahiptir. Gene de [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dirk Gently evrenin hizmetinde, gizemli olayları fazla kafa yormadan çözmeye devam ediyor</strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bart.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11027" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bart-1024x684.jpg" alt="" width="696" height="465" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bart-1024x684.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bart-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bart-768x513.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bart-696x465.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bart-1068x713.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bart-629x420.jpg 629w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/bart-1920x1282.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Douglas Adams’ı pek çoğumuz absürt komedi bilim kurgu serisi Otostopçunun Galaksi Rehberi’nin yazarı olarak tanırız. Ancak bu kitap ile fotoğraf çekip Instagram’a koymak dışında Douglas Adams külliyatına hakim sıkı Nerd’ler için <em>Dirk Gently&#8217;s Holistic Detective Agency </em>de özel bir yere sahiptir. Gene de hiçbir zaman da Otostopçunun Galaksi Rehberi kadar popüler olmamıştır.</p>
<p>Daha özel bir kitlenin sevgisini kazanan Dirk Gently, son yılların parlayan yazar/yapımcı/yönetmen ve oyuncusu Max Landis tarafından BBC America için diziye çevrildi. Netflix’de de yayınlanan dizinin ilk sezonu hem Adams okuyucuları, hem de genel izleyici tarafından hızlıca tüketilince, ikinci sezonun gelmesi kaçınılmaz oldu. Geçtiğimiz ay yayımlanan ikinci sezon da ilkini aratmayan komedi anlayışı ile hikayeye kaldığı yerden devam ediyor. Ancak kötü haberi şimdiden verelim. BBC America diziyi iptal ettiğini açıkladı. Yani ne yazık ki bir üçüncü sezon olmayacak. Buna rağmen ilk iki sezon pek ekranlarda rastlanmayan komedi bilim kurgu türünde önemli bir boşluğu dolduruyor.</p>
<p>Öncelikle ilk sezonu bilmeyenler için konuya girecek olursak. Hikayemiz Dirk Gently(Samuel Barnett) adlı gizemli bir dedektifin yolunun bir cinayetin ortasında kalan bell boy Tod(Elijah Wood) ile kesişmesi ile başlıyor. Dirk bir dedektifin yapmaması gereken her şeyi yaparak, rüzgarın kendisini savurduğu yöne giderek, olayları çözmeye çalışan bir “Holistic” dedektiftir. Ona göre evren ona olayları sunmakta ve çözmesi için yardım etmektedir. Böylece gizler önünde aralanmakta, her şey birbiri ile bağlantılı olduğundan, olaylar kendi stili ile bir şekilde çözülmektedir. Dirk’in bu tutumu başta Todd’a saçma gelse de olayın içine girdikçe sorgulamayı bırakacak ve Dirk’ün sağ kolu olacaktır. Böylece ilk sezon karakterlerin birbirlerini bulması ve seyirciye tanıtılması ile klasik Douglas Adams komedi tarzında geçer. Konuya dahil olan gene evrenin ona yol gösterdiğini söyleyen, yaşamının amacının Dirk’ü öldürmek olduğunu düşünen ve bu yolda önüne gelen herkesi de öldüren katil Bart(Fiona Dourif), Todd’un korktuğunda halüsinasyonlar gören hasta kız kardeşi Amanda(Hannah Marks), tam bir Hit girl olan Farah(Jade Eshete), bir gurup enerji emici vampir, şekil değiştirebilen gizli bir örgüt, bir(hatta iki) zaman makinesi gibi pek çok karakter ve öğe ile eğlencenin dozu artar.</p>
<p>Konumuz Adams’a aşina olanların bildiği üzere pek karmaşık olsa da sizi içine çekmeyi başarıyor. Bunu da kendini fazla da ciddiye almadan yapıyor. Fatih Terim’in şu sözleri Dirk’ün meselesini anlamamızda bize yol gösterecektir “Everything is something happened”. Yani sonuç büyük resme bakmamız gerekir.</p>
<p>Bunca olayla sonlanan birinci sezondan sonra ikinci sezon bir anda garip bir masal dünyasında başlıyor. Adeta bir fantezi oyununun içine girdiğimiz bu dünyada iki farklı ulus birbirine düşmek üzere. Kötü bir büyücü bu dünyayı ele geçirmek için hain bir plan kurmuş. Bu insanların tek kurtuluş yolu da efsanedeki Dirk Gently’i bulup, bir çocuk ile beraber dünyalarına gelmelerini sağlamak. Artık kaybedecek zamanları yok.</p>
<p>Bizim evrenimizde ise Dirk, Blackwing adlı siyah giyen adamlar tarafından tutsak edilmiş, Todd ve Farah FBI’ın en çok arananlar listesinde. Amanda vampir dostlarını bulmaya çalışıyor, Bart ise dostu Ken’in izinde dolaşmakta. Bu noktada olaylar gene ardı ardına gelen garip tesadüfler ile kenetlenirken, suda açılan portallar, havadan düşen araba ile kesişen yollar, duvarlara işlenmiş evrenler, küçük kasabanın Dirk’ün her dediğini anlayan ve yardımcı olan şerif ve yardımcısı gibi absürtlük seviyesi yukarıda bir sezon ile baş başa kalıyoruz.</p>
<p>2001 yılında aramızdan ayrılan usta yazar Douglas Adams’ın komedi anlayışına bir kez kendinizi verdiğinizde bir daha çıkabilmeniz çok zor. Ancak o modda değilseniz bu tarzı beğenme şansınız çok az. Hatta ben izlerken bir ara bu diziyi özellikle benim için mi yapıyorlar acaba, benden başka seyredip sevebilen olabilir mi diye düşünmedim değil. İkinci sezon özellikle fazla Nerd kaçmış. Sanırım bu yüzden de seyirci sayısında gerileme olmuş ve BBC America diziyi sonlandırma kararı almış.</p>
<p>Çevrim olarak bakılırsa, Max Landis akıcılık konusunda ikinci sezonda da çok iyi bir işe imza atıyor. Douglas Adams’ın dünyasını vermekte başarılılar. Özellikle oyuncular çok iyi seçilmiş. Rolleri ne kadar garip olsa da son derece inandırıcı bir şekilde bize yansıtıyorlar. Tabii ki sürükleyici iki isim Samuel Barnett ve Elijah Wood ikilisi. Beraber yarattıkları bu dünyada bir Sherlock Holmes ve Doktor Watson sinerjisi sağlıyorlar.</p>
<p>İlk sezonda Barnett’ın Dirk Gently performansı çok başarılıydı. Bu sezonda Wood’un üzerine daha fazla yük bindirilmiş gibi. Ancak bir geçiş sezonu olduğu anlaşılan ikinci sezon bizi sonraki sezonda daha büyük olaylar olacakmış gibi bir beklentiye sürüklese de ne yazık ki alınan iptal kararı diziyi havada bırakıyor. Özellikle evrenin gerçekliğinin bozulduğu Amanda’nın özellikle gelişen güçleri ile buna bir son vereceği üzerine geçen diyaloglar seyirciyi yeni sezona hazırlamak amacı ile tüm sezona serpiştirilmiş. Ancak iyi haber dizinin fanları BBC America ve Netflix’e baskı kurup diziyi devam ettirmesini istemekte. Kim bilir belki de Sense 8’de olduğu gibi iptal kararına rağmen Dirk’ün hikayesi bir film olarak geri dönüp toparlanabilir. Ama o güne kadar elimizdeki ile yetinip, Douglas Adams kitaplarında huzur bulma şansımız her zaman var.</p>
<p><strong><em>Dizi: Dirk Gently&#8217;s Holistic Detective Agency</em></strong></p>
<p><strong><em>Platform: Netflix</em></strong></p>
<p><strong><em>Yapımcı: Max Landis</em></strong></p>
<p><strong><em>Oyuncular: Samuel Barnett, Elijah Wood, Hannah Marks, Jade Eshete, Mpho Koaho, Dustin Milligan, Fiona Dourif, Osric Chau, Michael Eklund, Zak Santiago, Viv Leacock, Amanda Walsh, Izzie Steele, Neil Brown Jr., Christopher Russell, Aaron Douglas, John Hannah, John Stewart</em></strong></p>
<p><strong><em>Yıl:2016-2017</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Masis Üşenmez</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/dirk-gently-evrenin-hizmetinde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
