<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gizem Ertürk &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/author/gizemerturk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Apr 2019 16:27:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Birbirimize mesaj vermek yerine, dokunalım, muhabbet edelim&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/04/09/birbirimize-mesaj-vermek-yerine-dokunalim-muhabbet-edelim/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/04/09/birbirimize-mesaj-vermek-yerine-dokunalim-muhabbet-edelim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Apr 2019 16:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=12043</guid>

					<description><![CDATA[Dünya prömiyerini Toronto Uluslararası Film Festivali’nde yapan ve son olarak Palm Springs Uluslararası Film Festivali’nden ödülle dönen ‘SAF’ 19 Nisan’da Türkiye’de vizyona girmeye hazırlanıyor. Başrollerini  Saadet Işıl Aksoy ve Erol Afşin’in paylaştığı filmi yönetmeni Ali Vatansever anlattı.  İlk filmin El Yazısı’ndan bu yana 7 yıl geçti. O günden bugüne neler yaptın? Farklı zamanlarda iki senaryo üzerine çalıştım. Saf bunlardan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya prömiyerini Toronto Uluslararası Film Festivali’nde yapan ve son olarak Palm Springs Uluslararası Film Festivali’nden ödülle dönen ‘SAF’ 19 Nisan’da Türkiye’de vizyona girmeye hazırlanıyor. Başrollerini  Saadet Işıl Aksoy ve Erol Afşin’in paylaştığı filmi yönetmeni Ali Vatansever anlattı.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>İlk filmin El Yazısı’ndan bu yana 7 yıl geçti. O günden bugüne neler yaptın?</strong></p>
<p>Farklı zamanlarda iki senaryo üzerine çalıştım. Saf bunlardan biriydi. Bir yandan eğitim vermeye devam ettim, sivil toplumda gönüllülük esasıyla çalışma fırsatlarım oldu. Saf’ın özünü anlamamda bu çalışmalarımın önemli katkısı oldu.</p>
<p><strong>İlk filmin müziği, renkleri ve temposuyla sıcak bir romantik-komediydi. Bu kez drama geçtiğini görüyoruz. Neler değişti hayatında, sinemaya bakışında böyle bir tür değişikliğine gittin?</strong></p>
<p>Son beş senede bırakın Türkiye’yi, dünya değişti. Her ne kadar bu değişime direnmek romantik bir hal aldıysa da, ben dönüşmenin heyecanını tercih edenlerdenim.</p>
<p><strong>Bize biraz neden bu konuyu anlatmak istediğinden ve filmdeki oyuncu seçimi tercihlerin ve çekim günlerinden söz eder misin?</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-12044 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/04/SAF-1-1024x576.jpg" alt="" width="648" height="365" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/04/SAF-1-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/04/SAF-1-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/04/SAF-1-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/04/SAF-1-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/04/SAF-1-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/04/SAF-1-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/04/SAF-1-1920x1080.jpg 1920w" sizes="(max-width: 648px) 100vw, 648px" /></p>
<p>Toplumların kutuplaştığı, fikirlerin uçlaştığı, siyah-beyazlara hapsolduğumuz bir zamanda, karakterlerin iyi ve kötü diye ayrılmadığı, kentsel dönüşüm, mülteci sorunu, işçi hakları gibi birçok meseleyi kutuplaşmadan, insanı odağa alarak ele almak istedim. Temelde meselenin insanın dönüşümü olduğuna, ve dönüşümün olduğu yerde siyah-beyazı değil grinin bütün tonlarını, hayatın milyonlarca rengini tartışmanın anlamlı olduğuna inanıyorum. Oyuncu seçimlerinde de bu zenginliği gözeten, oyunu kutuplara hapsetmeyecek, geniş oyun gamı olan oyuncuları tercih etmeye çalıştım. Çok şanslıyım, kendini adamış bir ekiple, kendini filmin evreninen teslim etmiş çok değerli oyuncularla çalıştım. Çok zor ve kırılgan bir coğrafyada filmi yukarı çekmek için vargücüyle çalışan, çoğu benden daha deneyimli müthiş bir ekiple beraber yaptık Saf’ı. Terkedilmiş bir gecekondu ve hemen önündeki gerçek bir bostanda, yoğun çalışan bir şantiyede çektik bu filmi. Fikirtepe halkı ilk günden bizi içine almasıydı yapamazdık bunu. Rüya gibi hatırladığım bir set dönemi geçirdik.</p>
<p><strong>Filmin prömiyeri Toronto gibi dünyanın en önemli film festivallerinden birinde yapıldı. Oradaki deneyimini bizimle paylaşır mısın?</strong></p>
<p>Toronto devasa bir festival. Geniş bir seçkisi var ve Amerikan sinemasının birçok önemli bağımsız filmi Toronto’da ilk defa boy gösteriyor. Dolayısıyla bizim ölçeğimizde bir filmi görünür kılmak için müthiş bir çaba gerekiyor. Ama bir yandan da yarışmasız bir festival olmasının ayrı bir huzuru oluyor. Biz keyifli ve heyecanlı zamanlar geçirdik. İzleyicilerden, eleştirmenlerden güzel geri dönüşler aldık.</p>
<p><strong>Bizim aracılığımızla seyirciye iletmek istediğin bir mesaj varsa alabilir miyiz?</strong></p>
<p>Birbirimize mesaj vermek yerine, dokunalım, muhabbet edelim, diyalog kuralım.</p>
<p><strong>Gelecek planların neler?</strong></p>
<p>Film çekmeye devam etmek, eğitmenliğe devam etmek, gönüllü çalışmalara devam etmek.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/04/09/birbirimize-mesaj-vermek-yerine-dokunalim-muhabbet-edelim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Andaç Haznedaroğlu: Büyük şehirde uğraştığımız dertlerin sahte olduğunu anladım</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/10/02/andac-haznedaroglu-buyuk-sehirde-ugrastigimiz-dertlerin-sahte-oldugunu-anladim/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/10/02/andac-haznedaroglu-buyuk-sehirde-ugrastigimiz-dertlerin-sahte-oldugunu-anladim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2018 06:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Andaç Haznedaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[gizem ertürk]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir]]></category>
		<category><![CDATA[The Guest]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10592</guid>

					<description><![CDATA[Başarılı yönetmen Andaç Haznedaroğlu’nun 3 yıl boyunca sınır kamplarında çalışarak hazırlandığı sinema filmi “The Guest / Misafir” bu sinemaseverlerle buluştu. Filmde, Suriye’deki savaştan kaçarak İstanbul’a gelen sekiz yaşındaki Lena’nın kahramanlık dolu mücadelesi anlatılıyor. Gizem Ertürk The Guest’i çekme fikri nasıl ortaya çıktı? Özellikle konusu itibariyle sizi bu hikayeyi anlatmaya iten şeyler nelerdi? Hepimizin sürekli göz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başarılı yönetmen Andaç Haznedaroğlu’nun 3 yıl boyunca sınır kamplarında çalışarak hazırlandığı sinema filmi “The Guest / Misafir” bu sinemaseverlerle buluştu. Filmde, Suriye’deki savaştan kaçarak İstanbul’a gelen sekiz yaşındaki Lena’nın kahramanlık dolu mücadelesi anlatılıyor.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/1498957466_5958469ab071f.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10593" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/1498957466_5958469ab071f-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/1498957466_5958469ab071f-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/1498957466_5958469ab071f-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/1498957466_5958469ab071f-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/1498957466_5958469ab071f-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/1498957466_5958469ab071f-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/1498957466_5958469ab071f-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/1498957466_5958469ab071f.jpg 1600w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Gizem Ertürk</p>
<p><strong>The Guest’i çekme fikri nasıl ortaya çıktı? Özellikle konusu itibariyle sizi bu hikayeyi anlatmaya iten şeyler nelerdi?</strong></p>
<p>Hepimizin sürekli göz çevirdiği bir konuydu aslında Suriye meselesi. Filmdeki karakterlerden Zeynep’in hikayesi benim gerçek yaşadıklarımdı. Birgün Suriyeli bir mülteci, hasta çocuğuyla arabanın önüne atladı. Onlarla yaşadığımız bir hastane gecesi sonunda ben hikayenin peşine düşüp sınırdan buraya nasıl geldiklerini öğrenmek istedim. Her şey bu macerayla başladı. Suriye de gerçek bombaların patladığına şahit oldum. Başta sınıra gittim ve Kobani’ de patlamalar başladı. Gerçekten yaralı, savaştan kaçan insanların içinde buldum kendimi. O sınırdaki görüntüler beni çok etkiledi. Çekim süreci gerçekten bana çok büyük bir yol oldu. Filmin her aşaması çok zordu. Yaklaşık 3 yıl bir serüvenin içinde buldum kendimi. Buraya geldiğimde bu meselede derinleşmek için çok aile gezdim ve çok yetim çocukla görüştüm. Asıl derdin ne olduğunu anladım. Bizim büyük şehirde uğraştığımız dertlerin sahte olduğunu anladım. Bu da hayatımı değiştirmeye yetti.</p>
<p><strong>Filmin castını nasıl oluşturdunuz? Özellikle başrolünde yer alan Lena’yı canlandıran Rawan Skef’le yollarınız nasıl keşişti? Okuduğum kadarıyla kendisinin de benzer bir hikayesi var.</strong></p>
<p>Evet. Filmin kast çalışması nerdeyse ikibuçuk yıl sürdü. 3500 çocuk kast dolaştık iki kız çocuğunu bulmak için .gerçekten bulamasaydım yapmayacaktım filmi. Çok yorgun olduğum iki buçuk yılın sonunda Fatih yetimler okuluna gittik .Yüzlerce Suriye okulu gezmiştim. Kapıdan girerken dua ettim .’’Eğer gerçekten hayırlı değilse bu işi yapmayayım ,eğer gerçekten olması gerekiyorsa da bugün çocukları bulayım’’ diye. Okulun beşinci katı son sınıfa girdik . son sınıf son kapı ‘’Kim burada artist olmak ister beni yormayın ’’ dedim . Birkaç kişi parmak kaldırdı . ‘’Peki çıkıp öğretmeninizin taklidini yapın ‘’dedim . Rawan tahtaya çıktı , inanılmazdı .Bütün sınıf gülmeye başladı ..Geriye bulunması gereken bir kız kalmıştı . Koridora çıktım, okul müdürünün tatlı kızı boynuma sarıldı .İkincisi de bu dedim. Bu projenin her anı benim için mucize gibiydi . Çekimde birbirimize çok alıştık . Avrupaya kaçtıklarında çok ağladım . Şu an Bremen’de bir kamptalar .Sınır dışı edilme tehlikeleri var .Film bizim için hala devam ediyor yani.</p>
<p><strong>Saba Mubarek’i duyduğumuz kadarıyla ikna etmeniz biraz zor olmuş. O nasıl dahil oldu projeye?</strong></p>
<p>Saba kariyerinde gerçekten çok zor bir yerdeydi. Dizilerde ağır şartlarda çalışıyordu. Arap dünyasında da bizim gibi ağır çalışan bir sektör var . Tam her şeye küstüğü zamanda Lübnanlı yapımcı bir arkadaşım Sabayı sürekli aradı. Ben bir mektup yazdım .’’Lütfen senaryoyu oku’’ diye . Annesi de Filistin’den kaçmış bir mülteci. Okur okumaz beni aradı. Bu projede olmak istiyorum dedi . İnanılmaz bir bağ oldu aramızda. Kız kardeşim gibi .</p>
<p><strong>Mültecilerle ilgili çok uzun süre araştırma yaptığınızı biliyoruz bu proje için. Nasıl bir süreç izlediniz çekimden önce, araştırma sürecinde nelere tanık oldunuz?</strong></p>
<p>Bana herkes çok yardımcı oldu bu projede. Samimiyetle kendi hikayelerini anlattılar . Sınır hikayeleri çok ilginçti. Çok aile ile ve çok farklı yerlerden gelen insanlarla karşılaştım. Daha önemlisi; oradaki annesini babasını kaybetmiş çocukların başka insanlarla gelip sınırı nasıl geçtiği, 7 yaşındaki bir çocuğun kucağında bebekle kardeşine bakmaya çalıştığı. Çok acı görüntüler vardı. İnsanların iş bulma sorunu, bazılarının rahatlık tuzağına düşmesi çok ilginç hikayelerdi. Yüzlerce yaşamdan çok farklı boyutta hikayelere şahit oldum.</p>
<p><strong>Profesyonel oyuncuların yanı sıra birçok mülteciyi de filmde izliyoruz. Onları ikna sürecinde zorluklar yaşadınız mı? Nasıl bir deneyimdi sizin için profesyonel olmayan oyuncularla çalışmak?</strong></p>
<p>Çok zorluk yaşamadım. Ellerinden gelenin en iyisini yaptılar .Ben bu üç yıl aralarında çok bulundum . Düğünlerine gittim. Yemeklere gittim .Hiçbiri benim yönetmen olduğumu bilmiyordu .Çok sonra onlara rol teklif ettim .En büyük sorun Arapça bilmememdi .Hep çevirmen vardı .Hala nasıl böyle bir işe cesaret ettiğime inanamıyorum.</p>
<p><strong>Hikayesi aslında Lena’nın gözünden takip ediyoruz ama bir yandan da Türkiye’de insanların mültecilere bakışını da açıklıkla izliyoruz. Siz özellikle yazarken nelere dikkat ettiniz? Türkiye’nin ve halkın bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Filmi çok insani bir yerden anlatmak istedim. Çok tarafsız .’’Yarın savaş çıkarsa ‘’sorusunu kimse sormuyor kendine .Her yanı savaş olan bir ülkede ‘’pek romantik hayatlar yaşıyoruz ‘’diye düşünüyorum. Filme en çok desteği veren Suriyeli insanlar ve arkadaşlarım oldu. Açıkçası Türklerin bu konuda meseleyi çok anladıklarını düşünmüyorum. Suriyelilerin çok keyfii geldiğini zannediyorlar . Bomba sesi bilmemekten kaynaklanıyor bu . En şaşırdığım konu ise Bu kadar çok yetim çocuğun olduğu ile ilgili de net bir fikrim yoktu. Gerçekten buradaki annesi babası ölen çocukların birbirlerine bakması, burada yaşadıkları dramlar, oradaki insanların çektikleri zorluklar, özellikle kadınların ve çocukların çektiklerini görünce insan olmaktan utanç duydum. Oradaki savaşa şahit olmaktan utanç duydum. Belki yapabileceğim bir şey yoktu ama en azından hikayeyi doğru anlatarak yapabileceğim kadarının en iyisini yapmaya çalıştım diyebilirim. Belki ilerde mahkemelerde belge olarak kullanılır .</p>
<p><strong>Sette özellikle mülteci hikayesi çekerken zorlandığınız zamanlar oldu mu? Hem prodüksiyonel, hem de hikaye açısından sormak istiyorum aslında. Sizi zorlayan şartlar nelerdi?</strong></p>
<p>Açıkçası bu projeye prodüktör olarak atılmam cahil cesaretiydi diyelim. Türkiyede Arap oyuncuların olmayacağını hesaplayamadık . Yurtdışından gelmeleri çok maliyetliydi .Burdaki çektiğimiz sahneler onlar için çok yeni yaşadıkları hikayelerdi . Bir çok sahneden sonra birbirimize sarılıp ağladık.</p>
<p><strong>The Guest Antalya Film Festivali’nde İzleyici Ödülü kazandı. Seyircinin filme bakışı ve yorumları nasıl oldu?</strong></p>
<p>Filme festivallerden çok ilgi oldu. Birçok ödül aldık. Filmden sonra birçok kişide bakış açısı değiştiğini gördüm. Bu bence çok değerli bir şey. Bu hikayeyi doğru anlatmakla ilgili.</p>
<p><strong>Filmin sonunda bu filmi izleyen insanların mültecilere bakışını değiştireceğini düşündüm. Sizin böyle bir amacınız var mıydı ya da sizin bu konuda durduğunuz nokta neresi?</strong></p>
<p>Ben en tarafsız yerde durmak istedim. Seyirci doğru seçimi yapsın istedim. Fakat benim anlattığım gerçekten meselenin en hafif kısmı . Çok güzel şeyler oldu. Filmi izleyen birçok kişi beni buldu .Şu anda bazı arkadaşlarım Suriyeli çocuklara gönüllü Türkçe dersi veriyor .Bir filmden daha ne istenir ki .</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/10/02/andac-haznedaroglu-buyuk-sehirde-ugrastigimiz-dertlerin-sahte-oldugunu-anladim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Mahalle” bizim en gerçek halimiz</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/04/10/mahalle-bizim-en-gercek-halimiz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/04/10/mahalle-bizim-en-gercek-halimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2018 13:05:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=154</guid>

					<description><![CDATA[Söyleşi: Gizem Ertürk Ülkemizin genç ve başarılı oyuncuları Buğra Gülsoy ve Serhat Teoman’ın ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu; senaryosunu ise oyuncu arkadaşları Emre Erkan ile birlikte yazdıkları ve birlikte rol aldıkları kolektif çalışmalarının ürünü Mahalle 9 Mart’ta seyirci ile buluşuyor. Kendi kanunlarını kendi yazan bir mahallede yaşayan üç arkadaşın yeni taşınan, gizemli bir yabancı ile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Söyleşi: Gizem Ertürk</p>
<p><strong>Ülkemizin genç ve başarılı oyuncuları Buğra Gülsoy ve Serhat Teoman’ın ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu; senaryosunu ise oyuncu arkadaşları Emre Erkan ile birlikte yazdıkları ve birlikte rol aldıkları kolektif çalışmalarının ürünü Mahalle 9 Mart’ta seyirci ile buluşuyor. Kendi kanunlarını kendi yazan bir mahallede yaşayan üç arkadaşın yeni taşınan, gizemli bir yabancı ile değişen hayatlarının anlatıldığı filmin detaylarını kendilerinden dinledik.</strong></p>
<p><strong>Merhaba, öncelikle film için tebrikler. Bize biraz bu çekirdek ekibin nasıl bir araya geldiğiniz anlatır mısınız?</strong></p>
<p><strong>Emre Erkan:</strong> Biz zaten yıllardır bir aradayız… Her şeyden önce arkadaşız ve birlikte birçok iş yaptık. Dolayısıyla bu birliktelikten, zaman içinde, kendi derdimiz olan işleri yapmaya yöneldiğimiz anda birlikte bir şey yapmaya başladık. İş için bir araya gelmedik, zaten arkadaştık.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Biz zaten hepimiz ortak kafalarda buluşup Get yapımı kurduğumuzda, bu oluşumun tiyatro ayağında “Pragma”yı yapmıştık. İkinci oyunumuz “Dip”i yazmıştık. Daha sonra Dip’i tiyatro dinamikleri içinde değil de film olarak anlatmak bizim söylemek istediklerimizi daha iyi ifade edecekti. Sonrasında Dip’i ‘Mahalle’ filmi olarak çektik.</p>
<p><strong>Yönetmenlikten senaryoya, oyunculuktan yapımcılığa filmin dört ana kolunda da imzanız var. Bu kolektif çalışma fikri nasıl doğdu?</strong></p>
<p><strong>Serhat Teoman: </strong>İlk başta senaryosunu yazdığımızda oynamak istediğimiz bir projeydi. Yönetmenliğini yapımcılığını başka ellere teslim etmiştik ama çekimlere kısa bir süre kala yönetmenimizle yollarımız ayrıldı. Buğra ile ikimiz çekmeye karar verdik. Son zamanlarda da yapımcıyla ilgili bir sorun yaşayınca bu işin altına tamamıyla elimizi koymaya karar verdik. Biz bu işe güveniyoruz dedik, iyi ki de öyle olmuş. Hiç kimse tarafından hiçbir kısıtlama ve sınırlandırmaya maruz kalmadan istediğimiz filmi yapmış olduk.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Vizyon aşamasına geldiğinde ise ise Med Yapım, Fatih Aksoy ile bir araya geldik. Geçtiğimiz sene İstanbul Film Festivali’nde gösterildiği sırada izleme fırsatı bulmuş filmi. Sonrasında da ben her türlü desteğe hazırım bu filmin vizyona girmesi için dedi ve yanımızda yer aldı.</p>
<p><strong>Bu çalışma biçimi sete nasıl yansıdı? Kalabalık setlerde ve büyük bütçeli işlerde de çalıştığınız için bu tarz alternatif bir çalışma şeklini diğeri ile kıyasladığınızda neler söylersiniz?</strong></p>
<p><strong>Emre Erkan:</strong> Bir kere bu çok tatlı bir süreçti çünkü kamera önü ve arkasındaki herkes öncelikle arkadaşımızdı. Dolayısıyla bu sette çok samimi bir ortam yarattı. Kimsenin üzerine baskı olmadığı için herkes kendisini olabildiğince özgür hissetti. Keyifliydi, büyük setlerden daha pratik bir setti.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Hepimizin başka işleri oluyor. Bu işte farklı olarak direkt kendimiz yazdığımız, yönetmenlik olarak da ilk kez içinde olduğumuz için önemi ve hassasiyeti bizim için daha fazla.</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Birbirimizi daha iyi tanıdığımız için de açıkçası bazı noktaları daha rahat atlatabildik. Buğra ile yönetmenlik yapmak ve daha önce çalıştığımız oyuncularla birlikte çalışmak işimizi çok kolaylaştırdı.</p>
<p><strong>Aynı anda bu kadar çok şeye focus olmak zorlayıcı mıydı?</strong></p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Tabii ki zor tarafları da oldu ama biz bir takım gibi çalıştığımız için birimizin eksiğini bir başkası kapatıyordu. Şunu söyleyebilirim ama film çok yoğun performans gerektirdiği için aynı zamanda yönetiyor olmak yani bir kamera önünde olmak bir de kamera arkasına geçmek zaman zaman zorladı. Ama onun da üstesinden geldik.</p>
<p><strong>Bir daha hem kamerası arkası hem kamera önü yapmam diyor musunuz?</strong></p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Sette onun esprisini yapmıştık. Bir daha oynadığımız bir şeyi çekmeyelim ya da çektiğimiz bir işte oynamayalım diye… Tabii ki çok zor; oyuncu olarak oynadığın şeyin bir parçasısın ama yönetmen olarak da o dünyayı kuruyorsun. Şimdi daha tecrübeliyiz.</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> ilk röportajlarda, o büyük yorgunluktan sonra bir daha asla demiştik. Ama şu an bu durumdan keyif alıyoruz. Şu anda aynı fikirde değiliz, sevdik yönetmenliği.</p>
<p><strong>Film, insanın yaradılışına dair bilinen dini bir hikaye ile başlıyor. Böyle bir başlangıç yaparak seyirciyi yönlendirmek isteğiniz şey neydi?</strong></p>
<p><strong>Buğra Gülsoy: </strong>Aslında hepimizin inançlarında olsun gerek başka durumlarda olsun inandığımız ve bildiğimiz bazı şeyler var. Biz bu filmde aslında şunu göstermek istedik; o verilen sözü, söyleyen sözün ne olduğuyla alakalı bir de onun kimin söylediği çok önemli. Özellikle bu filmin içinde kullandığımız bir söz bizim için çok önemliydi.</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Söz, ne kadar doğru olursa olsun; kimin nasıl kimlere karşı kullandığı çok önemli.</p>
<p><strong>Gelelim “Mahalle”nin hikayesine… Nasıl doğdu bu fikir? Kendi hayat deneyimlerinizden de izler taşıyor mu senaryo yoksa tamamen gözlemlerinizden mi doğdu?</strong></p>
<p><strong>Emre Erkan:</strong> Hepimiz mahalle kültürüyle büyümüş insanlarız. Dolayısıyla mahalle kültürüne hakimiz ama burada bizim çıkış noktamız; tecrübe ettiğimiz mahallerden daha büyük bir şey anlatmaya çalışıyoruz. Bu biraz yaşadığımız dünyanın mikro hali, girdiğimiz atmosfer mahalle. Yaşanan ön yargılar, insanlara karşı davranış biçimimiz ile alakalı. Bu noktaya baktığımızda aslında bir mahalleden söz etmiyoruz. Orada focuslanıp daha büyük yerlere giden bir durum.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Aslında biz Get olarak yaptığımız ilk oyun Pragma’da suçun en uç örnekleriyle başladık; seri katillerle. Bu kez ise hayatlarında hiç suça bulaşmamış insanların içinde yer almasını istedik. Aslında asıl oyun metni oradan çıktı, sonra onu filmleştirdik.</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> İnsanların bizi dizilerde ya da daha önceki filmlerimiz gördüğü rollerden çok farklı olacağını da söyleyelim. Bir mahallede geçiyor film ve biz de o mahallenin manavı, bakkalı, kasabı, emlakçısı rollerindeyiz. Bu bize anlatılan bir şey değil biz zaten bu tarz mahallerden geldik. Bu bakımızdan seyirci için yeni ama bizim için en çok kendimiz olduğumuz rollerden bir tanesi olacak. O anlamda çok şaşıracaklar.</p>
<p><strong>“Mahalle” karakterleri itibariyle aşina olduğumuz mahalle tiplemelerinden çok uzak. (Türk sinemasındaki, Yeşilçam’daki mahalle anlayışından söz ediyorum özellikle) Aslında hepsi birer “anti-kahraman”…  Bu değişen Türkiye profiline de bir gönderme mi? </strong></p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Biz aslında çok evrensel bir şey anlattık. Bunu siz tarihteki herhangi bir döneme de çekebilirsiniz.</p>
<p><strong>Emre Erkan:</strong> Aslında anlattığımız hikayenin sadece Türkiye indirgenmesi çok doğru olmaz. Coğrafi olarak evet öyle tiplemeler tercih ettik ama bu insanlar dünyanın her yerinde karşımıza çıkabilir. Bu film insanlara bakış açımız ve önyargılarımız ile ilgili dolayısıyla resim evet Türkiye’de ama söylediği söz evrensel.</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Aslında şöyle bakmak lazım, Yeşilçam’daki mahalle anlayışından söz ederken, sevecen sıcak insanların, babacan amcaların olduğu o keyifli mahalle dokusu artık kalmadı gibi derdi olan bir film değil. O mahallerde de çok az ama hala var. İnsanlar çok değişti gibi bir taraftan bakmıyoruz aslında yani Yeşilçam’a bir göndermemiz kesinlikle yok.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Bir de şuna değinmek gerekiyor; mahalledeki karakterler yani hem biz hem de diğerleri aslında oldukları durumdan çok memnunlar. Bir engelle karşılaşıp, dibe ininceye kadar… Bodrum katına, toprağın altına indikleri zaman onların düşündükleri kadar mutlu olmadıklarını anlıyorlar…</p>
<p><strong>Sizin kendi geçmişinizde mahallelerinize dair nasıl hatıralarınız var?</strong></p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Ben çocukların sokakta oynadığı bir mahallede büyüdüm. O filmlerde gördüğümüz, az önce konuştuğumuz Yeşilçam tadındaki mahallerde büyüdüm. Anılarım güzel, keyifli, özgür… Sokakta rahatça oyun oynadığımız bir yerdi. Bu kadar beton, trafik, gökdelenler yoktu… Sokakta büyüyen ve ona yetişen son nesil olabiliriz.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Evet, evet son nesiliz… Mahallede oynayan, sosyalleşen, mahalle arkadaşlarının olduğu, tornet yapan, köpeklere yuva yapan-besleyen, uçurtma uçuran son nesiliz aslında…</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Belki de kendi isimleriyle tanışan… Şu anda internette herkes başka isimlerle tanışıyor. Yüz yüze tanışan yani…</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy: </strong>Teknoloji çağında büyüyen çocuklar sosyal platformlarda birbirleriyle tanışıp oyun oynama fırsatı buluyorlar. Belki de dediği gibi Serhat’ın yüz yüze tanışan son dönemdi bizim yaşadığımız.</p>
<p><strong>Emre Erkan:</strong> Neslimiz tükendi. (gülüşmeler) Mahalle eskiden çok güzel bir yerdi, diyerek bağlayayım.</p>
<p><strong>Türkiye’de başarının gişe üzerinden değerlendirilmesi hakkında neler</strong></p>
<p><strong>söylersiniz?</strong></p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Evet, filmimizi gişe matematiği yapmadık. Başarının gişe ile değerlendirilmesi doğru değil. Benim için çok az gişe yapmış olmasına rağmen çok sevdiğim ve zaman zaman da hala açıp izlediğim filmler var. Ancak bu matematik ile yapmadık diye gişe beklentimiz yok diye de bir durum yok. Bizim insanlarla paylaşmak istediğimiz bir hikayemiz vardı. Bunu anlatmak istedik ve insanları izlemeye bekliyoruz.</p>
<p><strong>Sinemaseverler Mahalle’yi neden izlemeli?</strong></p>
<p><strong>Emre Erkan:</strong> Biz kendimizce sıcak, samimi bir hikaye anlatmaya çalıştık. Gerçekliklerden yola çıkarak bir şey söylemeye çalıştık. Bunu insanlarla paylaşmak istiyoruz. Paylaştığımızda bunu izleyen insanların mutsuz çıkmayacağını düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Bir de insanların izledikleri zaman çok empati duyabilecekleri karakterler… Mahalle ortamı… Dolayısıyla üç karakterimizde de Sabri, Kenan ve Ömer’de de bir parça kendilerini bulacaklardır.</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Artık her şey aynılaştı. Sinemada da belki bu böyle… Komedi anlayışı tekdüze oldu… Biz insanları 90 dakika sıkacağız ve bir sorunsalı mahalle üzerinden anlatacağız demiyoruz. Biz gerçekten farklı bir noktadan baktık komediye. Bizim farklı bir komedi anlayışımız var. Mutlaka gelip bunu deneyimlemeleri lazım.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/04/10/mahalle-bizim-en-gercek-halimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ulaşılmazlığı kırmak için herkese açık bir platform oluşturmak istedik</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/04/10/ulasilmazligi-kirmak-icin-herkese-acik-bir-platform-olusturmak-istedik/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/04/10/ulasilmazligi-kirmak-icin-herkese-acik-bir-platform-olusturmak-istedik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2018 12:42:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=133</guid>

					<description><![CDATA[Söyleşi: Gizem Ertürk  Geçtiğimiz sene vizyona giren Blue belgeselinin yapımcısı ve Cannes&#8217;te gösterim yapan Djam&#8217;ın ortak yapımcısı Güverte Film tarafından düzenlenen Türkiye’nin ilk film iş fuarı Beyond 24’ü yaratıcısı Suzan Güverte anlattı.  Beyond 24 nedir? Beyond24 sinema ve diğer yaratıcı sektörleri bir araya getirip, bilgi paylaşımı sağlamayı amaçlayan bir oluşum. Aslında bu alanda yapılan ilk Konferans Serisi ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Söyleşi: Gizem Ertürk</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Geçtiğimiz sene vizyona giren Blue belgeselinin yapımcısı ve Cannes&#8217;te gösterim yapan Djam&#8217;ın ortak yapımcısı Güverte Film tarafından düzenlenen Türkiye’nin ilk film iş fuarı Beyond 24’ü yaratıcısı Suzan Güverte anlattı. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Beyond 24 nedir?</strong></p>
<p>Beyond24 sinema ve diğer yaratıcı sektörleri bir araya getirip, bilgi paylaşımı sağlamayı amaçlayan bir oluşum. Aslında bu alanda yapılan ilk Konferans Serisi ve Kariyer Alanı. Güverte Film tarafından oluşturuldu. Bu sene mekan olarak KadirHas Üniversitesi bize kapılarını açtı. 3-4 Mart&#8217;ta gerçekleşiyor.</p>
<p><strong>Ne kadar zamandır sektörün eksikliklerini araştırıyorsunuz? Ve Beyond24 hangi ihtiyaçtan doğdu?</strong></p>
<p>Son 3 yıldır sektörle iç içe ve birçok organizasyonda çalıştık. Birçok konferans, panel ve etkinlik düzenledik. Buradan gözlemlediğimiz üzere daha fazla bilgi paylaşılması gerektiğine inanarak Beyond24 için yola çıktık. Sektör içinde öğrencilerin profesyonellere ulaşmakta zorlandığını görüyoruz hatta profesyonelerin diğer profesyonellere&#8230; Ortadaki bu ulaşılmazlığı biraz kırmak amacıyla herkese açık bir platform oluşturmak istedik.</p>
<p><strong>Beyond24’ün </strong><strong>konuları ve içerikleri hakkında kısaca bilgi verir misiniz?</strong></p>
<p>Bir filmin fikirden beyazperdeye kadar olan tüm süreçlerine değinmek istedik. Bu sebeple içerikleri ve konuşmacıları buna bağlı olarak araştırdık. Aynı zamanda film endüstrisi içerisindeki diğer yaratıcı sektörler ve sinema ile ilişkiside önemli. Bu bağlamda içerikleri çeşitlendirmeye çalıştık. Etkinlikler içerisinde fikir aşamasından izleyici geliştirme, festival organizasyonu, oyuncu koçluğu ve usta yönetmenlerden masterclassa kadar bir yelpaze mevcut. Yavuz Turgul, Tony Gatlif ve Engin Alkan ustalar arasında&#8230;Onun haricinde İstanbul Film Festivali Direktörü Kerem Ayan, Game of Thrones ve Stranger Things&#8217;de CGI yapmış Onur Çaylı, ünlü senarist ve yönetmen Ebru Ceylan gibi 50&#8217;ye yakın isim 2 gün boyunca ders veriyor olacaklar. Kariyer Alanında ise öğrenciler ve profosyeneller şirketler ile birebir görüşüp iş başvuru yapabilecekler.</p>
<p><strong>Beyond24 gibi etkinliklerin bir şehir için önemi nedir sizce?</strong></p>
<p>Bir şehrin gençlerin gelişimini, kültür ve sanatı, bilginin paylaşılmasını desteklemesi o şehrin halkını önemsediğini gösterir. İstanbul gibi büyük bir şehrin ilk kez böyle bir konferans yapıyor olması biraz üzücü çünkü son zamanlarda yurtdışından çok büyük ödüllerle dönen yönetmenler ve yurtdışına bu kadar dizi zaten bir ülkenin sektörü merak ediliyor. İstanbul da bu sektörün kalbi. Bu şehrin sektörü sahiplenmesi ve burayı bir merkez haline getirmesi imajı açısından da, bu avantajı doğru kullanmak adına da çok önemli.</p>
<p><strong>İstanbul dışında da bu etkinliği başka illerde yapmayı planlıyor musunuz?</strong></p>
<p>Bu konularda finansal destek bulmakta zorlanıyoruz. İlkini yaptık ancak diğer şehirlerde organizsyon için destek bulursak çok istiyoruz.</p>
<p><strong>Kimler konuşmacı olarak katılacak?</strong></p>
<p>Konuşmacılar arasında Tony Gatlif, Yavuz Turgul, Engin Alkan, Ebru Ceylan, Menderes Demir, Onur Çaylı ve daha bir çok isim var.</p>
<p><strong>Size göre bu tür etkinlikler yeni nesil yapımcıların serüvenini nasıl etkilecek?</strong></p>
<p>Bir yapımcı için sektör ile iç içe olmak ve network çok önemli. Hem alandaki gelişmeleri takip etmek, olası işbirlikleri için daha fazla insan tanımak ve vizyon geliştirmek için çok önemli olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/04/10/ulasilmazligi-kirmak-icin-herkese-acik-bir-platform-olusturmak-istedik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buğra Gülsoy: &#8220;Mahalle” bizim en gerçek halimiz</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/bugra-gulsoy-mahalle-bizim-en-gercek-halimiz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/bugra-gulsoy-mahalle-bizim-en-gercek-halimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 12:01:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Buğra Gülsoy]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[gizem ertürk]]></category>
		<category><![CDATA[Mahalle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11195</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizin genç ve başarılı oyuncuları Buğra Gülsoy ve Serhat Teoman’ın ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu; senaryosunu ise oyuncu arkadaşları Emre Erkan ile birlikte yazdıkları ve birlikte rol aldıkları kolektif çalışmalarının ürünü Mahalle 9 Mart’ta seyirci ile buluşuyor. Kendi kanunlarını kendi yazan bir mahallede yaşayan üç arkadaşın yeni taşınan, gizemli bir yabancı ile değişen hayatlarının anlatıldığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ülkemizin genç ve başarılı oyuncuları Buğra Gülsoy ve Serhat Teoman’ın ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu; senaryosunu ise oyuncu arkadaşları Emre Erkan ile birlikte yazdıkları ve birlikte rol aldıkları kolektif çalışmalarının ürünü Mahalle 9 Mart’ta seyirci ile buluşuyor. Kendi kanunlarını kendi yazan bir mahallede yaşayan üç arkadaşın yeni taşınan, gizemli bir yabancı ile değişen hayatlarının anlatıldığı filmin detaylarını kendilerinden dinledik.</strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/mahalle-afiş.jpg"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-11197 size-medium" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/mahalle-afiş-203x300.jpg" alt="" width="203" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/mahalle-afiş-203x300.jpg 203w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/mahalle-afiş-768x1134.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/mahalle-afiş-693x1024.jpg 693w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/mahalle-afiş-696x1028.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/mahalle-afiş-1068x1577.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/mahalle-afiş-284x420.jpg 284w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/mahalle-afiş.jpg 1547w" sizes="(max-width: 203px) 100vw, 203px" /></a></p>
<p><strong>Merhaba, öncelikle film için tebrikler. Bize biraz bu çekirdek ekibin nasıl bir araya geldiğiniz anlatır mısınız?</strong></p>
<p><strong>Emre Erkan:</strong> Biz zaten yıllardır bir aradayız… Her şeyden önce arkadaşız ve birlikte birçok iş yaptık. Dolayısıyla bu birliktelikten, zaman içinde, kendi derdimiz olan işleri yapmaya yöneldiğimiz anda birlikte bir şey yapmaya başladık. İş için bir araya gelmedik, zaten arkadaştık.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Biz zaten hepimiz ortak kafalarda buluşup Get yapımı kurduğumuzda, bu oluşumun tiyatro ayağında “Pragma”yı yapmıştık. İkinci oyunumuz “Dip”i yazmıştık. Daha sonra Dip’i tiyatro dinamikleri içinde değil de film olarak anlatmak bizim söylemek istediklerimizi daha iyi ifade edecekti. Sonrasında Dip’i ‘Mahalle’ filmi olarak çektik.</p>
<p><strong>Yönetmenlikten senaryoya, oyunculuktan yapımcılığa filmin dört ana kolunda da imzanız var. Bu kolektif çalışma fikri nasıl doğdu?</strong></p>
<p><strong>Serhat Teoman: </strong>İlk başta senaryosunu yazdığımızda oynamak istediğimiz bir projeydi. Yönetmenliğini yapımcılığını başka ellere teslim etmiştik ama çekimlere kısa bir süre kala yönetmenimizle yollarımız ayrıldı. Buğra ile ikimiz çekmeye karar verdik. Son zamanlarda da yapımcıyla ilgili bir sorun yaşayınca bu işin altına tamamıyla elimizi koymaya karar verdik. Biz bu işe güveniyoruz dedik, iyi ki de öyle olmuş. Hiç kimse tarafından hiçbir kısıtlama ve sınırlandırmaya maruz kalmadan istediğimiz filmi yapmış olduk.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Vizyon aşamasına geldiğinde ise ise Med Yapım, Fatih Aksoy ile bir araya geldik. Geçtiğimiz sene İstanbul Film Festivali’nde gösterildiği sırada izleme fırsatı bulmuş filmi. Sonrasında da ben her türlü desteğe hazırım bu filmin vizyona girmesi için dedi ve yanımızda yer aldı.</p>
<p><strong>Bu çalışma biçimi sete nasıl yansıdı? Kalabalık setlerde ve büyük bütçeli işlerde de çalıştığınız için bu tarz alternatif bir çalışma şeklini diğeri ile kıyasladığınızda neler söylersiniz?</strong></p>
<p><strong>Emre Erkan:</strong> Bir kere bu çok tatlı bir süreçti çünkü kamera önü ve arkasındaki herkes öncelikle arkadaşımızdı. Dolayısıyla bu sette çok samimi bir ortam yarattı. Kimsenin üzerine baskı olmadığı için herkes kendisini olabildiğince özgür hissetti. Keyifliydi, büyük setlerden daha pratik bir setti.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Hepimizin başka işleri oluyor. Bu işte farklı olarak direkt kendimiz yazdığımız, yönetmenlik olarak da ilk kez içinde olduğumuz için önemi ve hassasiyeti bizim için daha fazla.</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Birbirimizi daha iyi tanıdığımız için de açıkçası bazı noktaları daha rahat atlatabildik. Buğra ile yönetmenlik yapmak ve daha önce çalıştığımız oyuncularla birlikte çalışmak işimizi çok kolaylaştırdı.</p>
<p><strong>Aynı anda bu kadar çok şeye focus olmak zorlayıcı mıydı?</strong></p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Tabii ki zor tarafları da oldu ama biz bir takım gibi çalıştığımız için birimizin eksiğini bir başkası kapatıyordu. Şunu söyleyebilirim ama film çok yoğun performans gerektirdiği için aynı zamanda yönetiyor olmak yani bir kamera önünde olmak bir de kamera arkasına geçmek zaman zaman zorladı. Ama onun da üstesinden geldik.</p>
<p><strong>Bir daha hem kamerası arkası hem kamera önü yapmam diyor musunuz?</strong></p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Sette onun esprisini yapmıştık. Bir daha oynadığımız bir şeyi çekmeyelim ya da çektiğimiz bir işte oynamayalım diye… Tabii ki çok zor; oyuncu olarak oynadığın şeyin bir parçasısın ama yönetmen olarak da o dünyayı kuruyorsun. Şimdi daha tecrübeliyiz.</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> ilk röportajlarda, o büyük yorgunluktan sonra bir daha asla demiştik. Ama şu an bu durumdan keyif alıyoruz. Şu anda aynı fikirde değiliz, sevdik yönetmenliği.</p>
<p><strong>Film, insanın yaradılışına dair bilinen dini bir hikaye ile başlıyor. Böyle bir başlangıç yaparak seyirciyi yönlendirmek isteğiniz şey neydi?</strong></p>
<p><strong>Buğra Gülsoy: </strong>Aslında hepimizin inançlarında olsun gerek başka durumlarda olsun inandığımız ve bildiğimiz bazı şeyler var. Biz bu filmde aslında şunu göstermek istedik; o verilen sözü, söyleyen sözün ne olduğuyla alakalı bir de onun kimin söylediği çok önemli. Özellikle bu filmin içinde kullandığımız bir söz bizim için çok önemliydi.</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Söz, ne kadar doğru olursa olsun; kimin nasıl kimlere karşı kullandığı çok önemli.</p>
<p><strong>Gelelim “Mahalle”nin hikayesine… Nasıl doğdu bu fikir? Kendi hayat deneyimlerinizden de izler taşıyor mu senaryo yoksa tamamen gözlemlerinizden mi doğdu?</strong></p>
<p><strong>Emre Erkan:</strong> Hepimiz mahalle kültürüyle büyümüş insanlarız. Dolayısıyla mahalle kültürüne hakimiz ama burada bizim çıkış noktamız; tecrübe ettiğimiz mahallerden daha büyük bir şey anlatmaya çalışıyoruz. Bu biraz yaşadığımız dünyanın mikro hali, girdiğimiz atmosfer mahalle. Yaşanan ön yargılar, insanlara karşı davranış biçimimiz ile alakalı. Bu noktaya baktığımızda aslında bir mahalleden söz etmiyoruz. Orada focuslanıp daha büyük yerlere giden bir durum.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Aslında biz Get olarak yaptığımız ilk oyun Pragma’da suçun en uç örnekleriyle başladık; seri katillerle. Bu kez ise hayatlarında hiç suça bulaşmamış insanların içinde yer almasını istedik. Aslında asıl oyun metni oradan çıktı, sonra onu filmleştirdik.</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> İnsanların bizi dizilerde ya da daha önceki filmlerimiz gördüğü rollerden çok farklı olacağını da söyleyelim. Bir mahallede geçiyor film ve biz de o mahallenin manavı, bakkalı, kasabı, emlakçısı rollerindeyiz. Bu bize anlatılan bir şey değil biz zaten bu tarz mahallerden geldik. Bu bakımızdan seyirci için yeni ama bizim için en çok kendimiz olduğumuz rollerden bir tanesi olacak. O anlamda çok şaşıracaklar.</p>
<p><strong>“Mahalle” karakterleri itibariyle aşina olduğumuz mahalle tiplemelerinden çok uzak. (Türk sinemasındaki, Yeşilçam’daki mahalle anlayışından söz ediyorum özellikle) Aslında hepsi birer “anti-kahraman”…  Bu değişen Türkiye profiline de bir gönderme mi? </strong></p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Biz aslında çok evrensel bir şey anlattık. Bunu siz tarihteki herhangi bir döneme de çekebilirsiniz.</p>
<p><strong>Emre Erkan:</strong> Aslında anlattığımız hikayenin sadece Türkiye indirgenmesi çok doğru olmaz. Coğrafi olarak evet öyle tiplemeler tercih ettik ama bu insanlar dünyanın her yerinde karşımıza çıkabilir. Bu film insanlara bakış açımız ve önyargılarımız ile ilgili dolayısıyla resim evet Türkiye’de ama söylediği söz evrensel.</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Aslında şöyle bakmak lazım, Yeşilçam’daki mahalle anlayışından söz ederken, sevecen sıcak insanların, babacan amcaların olduğu o keyifli mahalle dokusu artık kalmadı gibi derdi olan bir film değil. O mahallerde de çok az ama hala var. İnsanlar çok değişti gibi bir taraftan bakmıyoruz aslında yani Yeşilçam’a bir göndermemiz kesinlikle yok.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Bir de şuna değinmek gerekiyor; mahalledeki karakterler yani hem biz hem de diğerleri aslında oldukları durumdan çok memnunlar. Bir engelle karşılaşıp, dibe ininceye kadar… Bodrum katına, toprağın altına indikleri zaman onların düşündükleri kadar mutlu olmadıklarını anlıyorlar…</p>
<p><strong>Sizin kendi geçmişinizde mahallelerinize dair nasıl hatıralarınız var?</strong></p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Ben çocukların sokakta oynadığı bir mahallede büyüdüm. O filmlerde gördüğümüz, az önce konuştuğumuz Yeşilçam tadındaki mahallerde büyüdüm. Anılarım güzel, keyifli, özgür… Sokakta rahatça oyun oynadığımız bir yerdi. Bu kadar beton, trafik, gökdelenler yoktu… Sokakta büyüyen ve ona yetişen son nesil olabiliriz.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Evet, evet son nesiliz… Mahallede oynayan, sosyalleşen, mahalle arkadaşlarının olduğu, tornet yapan, köpeklere yuva yapan-besleyen, uçurtma uçuran son nesiliz aslında…</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Belki de kendi isimleriyle tanışan… Şu anda internette herkes başka isimlerle tanışıyor. Yüz yüze tanışan yani…</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy: </strong>Teknoloji çağında büyüyen çocuklar sosyal platformlarda birbirleriyle tanışıp oyun oynama fırsatı buluyorlar. Belki de dediği gibi Serhat’ın yüz yüze tanışan son dönemdi bizim yaşadığımız.</p>
<p><strong>Emre Erkan:</strong> Neslimiz tükendi. (gülüşmeler) Mahalle eskiden çok güzel bir yerdi, diyerek bağlayayım.</p>
<p><strong>Türkiye’de başarının gişe üzerinden değerlendirilmesi hakkında neler</strong></p>
<p><strong>söylersiniz?</strong></p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Evet, filmimizi gişe matematiği yapmadık. Başarının gişe ile değerlendirilmesi doğru değil. Benim için çok az gişe yapmış olmasına rağmen çok sevdiğim ve zaman zaman da hala açıp izlediğim filmler var. Ancak bu matematik ile yapmadık diye gişe beklentimiz yok diye de bir durum yok. Bizim insanlarla paylaşmak istediğimiz bir hikayemiz vardı. Bunu anlatmak istedik ve insanları izlemeye bekliyoruz.</p>
<p><strong>Sinemaseverler Mahalle’yi neden izlemeli?</strong></p>
<p><strong>Emre Erkan:</strong> Biz kendimizce sıcak, samimi bir hikaye anlatmaya çalıştık. Gerçekliklerden yola çıkarak bir şey söylemeye çalıştık. Bunu insanlarla paylaşmak istiyoruz. Paylaştığımızda bunu izleyen insanların mutsuz çıkmayacağını düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Buğra Gülsoy:</strong> Bir de insanların izledikleri zaman çok empati duyabilecekleri karakterler… Mahalle ortamı… Dolayısıyla üç karakterimizde de Sabri, Kenan ve Ömer’de de bir parça kendilerini bulacaklardır.</p>
<p><strong>Serhat Teoman:</strong> Artık her şey aynılaştı. Sinemada da belki bu böyle… Komedi anlayışı tekdüze oldu… Biz insanları 90 dakika sıkacağız ve bir sorunsalı mahalle üzerinden anlatacağız demiyoruz. Biz gerçekten farklı bir noktadan baktık komediye. Bizim farklı bir komedi anlayışımız var. Mutlaka gelip bunu deneyimlemeleri lazım.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/bugra-gulsoy-mahalle-bizim-en-gercek-halimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suzan Güverte: Ulaşılmazlığı kırmak için herkese açık bir platform oluşturmak istedik</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/suzan-guverte-ulasilmazligi-kirmak-icin-herkese-acik-bir-platform-olusturmak-istedik/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/suzan-guverte-ulasilmazligi-kirmak-icin-herkese-acik-bir-platform-olusturmak-istedik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 11:31:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Beyond 24]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[gizem ertürk]]></category>
		<category><![CDATA[Suzan Güverte]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11170</guid>

					<description><![CDATA[Geçtiğimiz sene vizyona giren Blue belgeselinin yapımcısı ve Cannes&#8217;te gösterim yapan Djam&#8217;ın ortak yapımcısı Güverte Film tarafından düzenlenen Türkiye’nin ilk film iş fuarı Beyond 24’ü yaratıcısı Suzan Güverte anlattı. Beyond 24 nedir? Beyond24 sinema ve diğer yaratıcı sektörleri bir araya getirip, bilgi paylaşımı sağlamayı amaçlayan bir oluşum. Aslında bu alanda yapılan ilk Konferans Serisi ve Kariyer Alanı. Güverte [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçtiğimiz sene vizyona giren Blue belgeselinin yapımcısı ve Cannes&#8217;te gösterim yapan Djam&#8217;ın ortak yapımcısı Güverte Film tarafından düzenlenen Türkiye’nin ilk film iş fuarı Beyond 24’ü yaratıcısı Suzan Güverte anlattı.</strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/beyond24banner.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11171" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/beyond24banner.png" alt="" width="900" height="750" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/beyond24banner.png 900w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/beyond24banner-300x250.png 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/beyond24banner-768x640.png 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/beyond24banner-696x580.png 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/beyond24banner-504x420.png 504w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></a></p>
<p><strong>Beyond 24 nedir?</strong></p>
<p>Beyond24 sinema ve diğer yaratıcı sektörleri bir araya getirip, bilgi paylaşımı sağlamayı amaçlayan bir oluşum. Aslında bu alanda yapılan ilk Konferans Serisi ve Kariyer Alanı. Güverte Film tarafından oluşturuldu. Bu sene mekan olarak KadirHas Üniversitesi bize kapılarını açtı. 3-4 Mart&#8217;ta gerçekleşiyor.</p>
<p><strong>Ne kadar zamandır sektörün eksikliklerini araştırıyorsunuz? Ve Beyond24 hangi ihtiyaçtan doğdu?</strong></p>
<p>Son 3 yıldır sektörle iç içe ve birçok organizasyonda çalıştık. Birçok konferans, panel ve etkinlik düzenledik. Buradan gözlemlediğimiz üzere daha fazla bilgi paylaşılması gerektiğine inanarak Beyond24 için yola çıktık. Sektör içinde öğrencilerin profesyonellere ulaşmakta zorlandığını görüyoruz hatta profesyonelerin diğer profesyonellere&#8230; Ortadaki bu ulaşılmazlığı biraz kırmak amacıyla herkese açık bir platform oluşturmak istedik.</p>
<p><strong>Beyond24’ün </strong><strong>konuları ve içerikleri hakkında kısaca bilgi verir misiniz?</strong></p>
<p>Bir filmin fikirden beyazperdeye kadar olan tüm süreçlerine değinmek istedik. Bu sebeple içerikleri ve konuşmacıları buna bağlı olarak araştırdık. Aynı zamanda film endüstrisi içerisindeki diğer yaratıcı sektörler ve sinema ile ilişkiside önemli. Bu bağlamda içerikleri çeşitlendirmeye çalıştık. Etkinlikler içerisinde fikir aşamasından izleyici geliştirme, festival organizasyonu, oyuncu koçluğu ve usta yönetmenlerden masterclassa kadar bir yelpaze mevcut. Yavuz Turgul, Tony Gatlif ve Engin Alkan ustalar arasında&#8230;Onun haricinde İstanbul Film Festivali Direktörü Kerem Ayan, Game of Thrones ve Stranger Things&#8217;de CGI yapmış Onur Çaylı, ünlü senarist ve yönetmen Ebru Ceylan gibi 50&#8217;ye yakın isim 2 gün boyunca ders veriyor olacaklar. Kariyer Alanında ise öğrenciler ve profosyeneller şirketler ile birebir görüşüp iş başvuru yapabilecekler.</p>
<p><strong>Beyond24 gibi etkinliklerin bir şehir için önemi nedir sizce?</strong></p>
<p>Bir şehrin gençlerin gelişimini, kültür ve sanatı, bilginin paylaşılmasını desteklemesi o şehrin halkını önemsediğini gösterir. İstanbul gibi büyük bir şehrin ilk kez böyle bir konferans yapıyor olması biraz üzücü çünkü son zamanlarda yurtdışından çok büyük ödüllerle dönen yönetmenler ve yurtdışına bu kadar dizi zaten bir ülkenin sektörü merak ediliyor. İstanbul da bu sektörün kalbi. Bu şehrin sektörü sahiplenmesi ve burayı bir merkez haline getirmesi imajı açısından da, bu avantajı doğru kullanmak adına da çok önemli.<strong>İstanbul dışında da bu etkinliği başka illerde yapmayı planlıyor musunuz?</strong></p>
<p>Bu konularda finansal destek bulmakta zorlanıyoruz. İlkini yaptık ancak diğer şehirlerde organizsyon için destek bulursak çok istiyoruz.</p>
<p><strong>Kimler konuşmacı olarak katılacak?</strong></p>
<p>Konuşmacılar arasında Tony Gatlif, Yavuz Turgul, Engin Alkan, Ebru Ceylan, Menderes Demir, Onur Çaylı ve daha bir çok isim var.</p>
<p><strong>Size göre bu tür etkinlikler yeni nesil yapımcıların serüvenini nasıl etkilecek?</strong></p>
<p>Bir yapımcı için sektör ile iç içe olmak ve network çok önemli. Hem alandaki gelişmeleri takip etmek, olası işbirlikleri için daha fazla insan tanımak ve vizyon geliştirmek için çok önemli olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong></p>
<p></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/suzan-guverte-ulasilmazligi-kirmak-icin-herkese-acik-bir-platform-olusturmak-istedik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkan Büker ve Dorukan Acar: Amacımız sektördeki insan kaynağını küresel rakiplerle yarışacak duruma getirmek</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/erkan-buker-ve-dorukan-acar-amacimiz-sektordeki-insan-kaynagini-kuresel-rakiplerle-yarisacak-duruma-getirmek/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/erkan-buker-ve-dorukan-acar-amacimiz-sektordeki-insan-kaynagini-kuresel-rakiplerle-yarisacak-duruma-getirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2018 09:21:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[BAU Yapımcılık Atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Dorukan Acar]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan Büker]]></category>
		<category><![CDATA[gizem ertürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11040</guid>

					<description><![CDATA[Medya sektörünün uzman isimlerinden fark yaratacak bir eğitim alarak uluslararası projeler geliştirmeyi hala eden BAU Yapımcılık Atölyesi Koordinatörleri Erkan Büker ve Dorukan Acar ile konuştuk. Yapımcılık Akademisi’ni gerçekleştirmek nereden aklınıza geldi? Sektörün kamerası arkası ve önündeki yetkinliklerini, sektörün “iş” tarafına da yansıtmayı hedefledik. Esasen yapımcının işi, ürünün üretimi öncesi bütçeleme/planlama/fizibilite ve kasedin kapanması sonrası da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Medya sektörünün uzman isimlerinden fark yaratacak bir eğitim alarak uluslararası projeler geliştirmeyi hala eden BAU Yapımcılık Atölyesi Koordinatörleri Erkan Büker ve Dorukan Acar ile konuştuk.</strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DORUK-CNBCE-RESIM-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11041" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DORUK-CNBCE-RESIM-2-730x1024.jpeg" alt="" width="696" height="976" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DORUK-CNBCE-RESIM-2-730x1024.jpeg 730w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DORUK-CNBCE-RESIM-2-214x300.jpeg 214w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DORUK-CNBCE-RESIM-2-768x1077.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DORUK-CNBCE-RESIM-2-696x976.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DORUK-CNBCE-RESIM-2-300x420.jpeg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/DORUK-CNBCE-RESIM-2.jpeg 913w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Yapımcılık Akademisi’ni gerçekleştirmek nereden aklınıza geldi? </strong></p>
<p>Sektörün kamerası arkası ve önündeki yetkinliklerini, sektörün “iş” tarafına da yansıtmayı hedefledik. Esasen yapımcının işi, ürünün üretimi öncesi bütçeleme/planlama/fizibilite ve kasedin kapanması sonrası da gelir maksimizasyonu ve gider yönetimi. Bu alanlarda bilimsel ve pratik gerçeklere dayalı bir eğitim programı yaratmak istedik. Yapımcılık Akademisini bir yapımcının önündeki bütün değer zincirini düşünerek kurguladık. Sektörde işin yaratıcı tarafından bağımsız olarak işin endüstriyel tarafında gelişme potansiyeli olduğunu düşünüyoruz. Buradan yola çıkarak içerik üretimi, strateji, film fonlama, dağıtım, eğlence hukuku, teşvikler, yurtdışı satış, yan gelirler, pazarlama, TV dünyası, Pay TV dünyası, telekom medya entegrasyonu gibi bütün ana başlıklara dokunan bir program kurguladık.</p>
<p><strong>Ne kadar zamandır sektörün eksikliklerini araştırıyorsunuz? Ve akademi hangi ihtiyaçtan doğdu?</strong></p>
<p>Sektörün eksikleri ve ihtiyaçlarını uzun yıllardır sektörün içinde akademik ve saha içinde çalıştığımdan zaten devamlı yaşıyordum. Doruk da sektöre finans/yönetim danışmanlığı tarafından gelip de bazı farklı perspektifleri paylaştığında esasen gelişme potansiyelinin ve ihtiyacın çok ciddi olduğunu gördük. Sektörün temel sorunlarına bakarsak; dektörde özellikle kamera arkasında ve set çevresinde çok yetkin insan kaynağımız mevcut. Ancak olayın &#8220;iş&#8221; tarafında sektörün boyutlarından da kaynaklı olarak ciddi gelişme potansiyelimiz var. Film ve dizilerde kullanılan aksesuarların merkezi depolarda saklanmasından tutun, film stüdyolarımız ve platolarımıza kadar pek çok alanda kendimizi gelişmiş küresel ülkelerle kıyaslarsak, gelişme potansiyelimiz net olarak ortaya çıkacaktır. Ayrıca sektörün kural koyucu ve regülatörler lensinden de gelişme potansiyeli olduğu söylenebilir. Yurtdışında ihtal edilecek malzemelerden, yabancı sanatçı ve görevli çalıştırmaya kadar pek çok alanda bürokratik engeller mevcut. Son dönemde özellikle mevzuat anlamında Sinema Genel Müdürlüğü ve Kültür Bakanlığı önderliğinde ciddi anlamda pozitif gelişmeler görmüş olsak da, bürokrasimiz halen bir sorun.</p>
<p>Son olarak da sektördeki yapımcılardan dağıtımcılara, oyucunlardan mecra sahiplerine sektör paydaşlarında da sürdürülebilir mesleki gelişim aksiyonları ve bilime dayalı çalışma mantığında da bazı açıklar var. Toplum olarak güvene dayalı yaşayan bir toplum olduğumuzdan, yetkinlik bazlı tercihler yerine güven/tanıdıklık bazlı tercihler yaptığımızdan, işinin ehli olan sektör paylaşları ile her zaman çalışma fırsatı yakalayamabiliyorsunuz.  Bütün bunlardan yola çıkarak yukarıda da ifade ettiğimiz üzere yapımcılıktaki bütünsel değer zincirini düşünerek bir program kurguladık.</p>
<p><strong>Sektörde eğitimli yapımcıların olmasının ana faydaları ne olacak? Hedefiniz nedir?</strong></p>
<p>Programın amacı, programı bitiren öğrencilerin değer zincirinin tamamı hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamak; sektörün endüstriye dönüşümü için gerekli insan kaynağımızı yetiştirmek ve sürdürülebilir bir şekilde sektörün hem yerel hem küresel anlamda hak ettiği yere erişimine ön ayak olabilmek. Sonuçta halen film dünyasında toplam yıllık gelirimiz, orta büyük bütçeli bir Amerikan stüdyo filminden daha düşük ancak ciddi bir potansiyelimiz var. Bu potansiyelimiz ancak işini bilen, kuvvetli profesyoneller ve girişimcilerle realize edebiliriz. Hedefimiz sürdürülebilir sekilde bahsettiğimiz potansiyeli realize etmektir.</p>
<p><strong>Ortalama her yıl kaç Türk filmi vizyona giriyor? Akademi ile bu oranı yüzde kaç artırmayı hedefliyorsunuz?</strong></p>
<p>2005 senesinde 29, 2010 senesinde 66, 2015 senesinde 136, geçen yıl ise 151 Türk filmi vizyona girdi. Kısa film ve vizyon bulamayan festival filmelerine de göz önünde bulundurursak toplam 300 civari film üreten bir ülkeden bahsediyoruz. Üretim hızımız da yıllar itibari son 12 yılda 5 kat büyümüş durumda. Dolayısıyla sayısal olarak üretimde artış birincil hedefimiz değil. Hali hazırda vizyona giren işler de dahil filmlerin yüzde 80-85 civari ekonomik olarak yatırımlarını bile çıkartamıyorlar. Ayrıca dizilerimizde gördüğümüz yurtdışı satış performansını da filmlerimizde göremiyoruz. Bu bağlamda akademi ile nicelikten öte nitelik arttırmayı ve işin ekonomik döngüsünü daha sürdürülebilir kılmayı hedefliyoruz esasen.</p>
<p><strong>Akademide dizi ve filmlerin yurtdışı satışlarıyla ile ilgili neler bulacağız?</strong></p>
<p>Akademide içeriğin küreselleşmesi için yapılması gerekenleri, dünyadaki fuarları, alıcıları-satıcıları, kontrat tiplerini, vaka analizlerini, küresel alanda film/dizi satış dinamiklerini işin başlangıç noktası olan küresel terminolojilerden tutun, işin püf noktalarındaki dinamiklere kapsayan derslerimiz olacak. Katılımcılar program sonrası ana fuarlar, satış süreçleri ve satış modelleri hakkında genel bilgiye sahip olacaklar.</p>
<p><strong>Görsel içeriğin, özellikle video içeriklerin popüler olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Netflix gibi dijital izleme kanalları izleme alışkanlıklarını değiştiriyor. Bu tür platformlar yeni nesil yapımcıların serüvenini nasıl etkiliyor? </strong></p>
<p>Burada 5 ana etki var:</p>
<p>Youtube gibi platformlar üzerinden içerik üretip yayarak içerik üreticiliğine ileryebileceğiniz bir dünyadayız. Bu da yapımcılığa / içerik üretimine giriş bariyerlerini aşağıya çekti. Içeriğine güvenen birçok birey bile küresel fenomen olabiliyor yani. Bu da yeni bağımsız yapımcılar yaratıyor.</p>
<p>Ayrıca, büyük yapımcılar / stüdyolar da yetenek avcılığını dijital mecralardan yapar hale geldiler. Bunun yanı sıra üretim modelleri de yeni dünya gerçekleri doğrultusunda hem teknoloji kullanımı, hem de üretici yetenek kullanımı anlamında çok daha dinamik ve değişik hale geldi.</p>
<p>Geleneksel reklam gelirleri ciddi anlamda düştüğünden geleneksel dağıtım modelleri baskı altına girdi. Bu da yapımcının gelir odaklanmasında yeni arayışlar düşünmesi gereğini ortaya çıkarttı.</p>
<p>Dijitaldeki içeriklerin tüketiminde korsan olasılığı çok daha yüksek olduğundan, içerik korumaya yönelik arayışlarda bir artış oldu.</p>
<p>Dijital dönüşümün tüketim üzerindeki etkisi, henüz yapımcı gelirlerine direk yansımış durumda değil. Halen ülkemiz gibi ülkelerde yapımcının yayın gelirlerinin önemli kısmını geleneksel TV kanalları sağlıyor. Bu ikilem hem medya kuruluşlarını, hem yapımcıları ve hatta telekom operatörlerini yeni iş modellerine ve ortaklıklara itti. Örneğin, Netflix gibi mecralar tamamen orjinal içerik üretimine odaklanarak, mecra operatörlüğünden içerik kütüphanesi sahipliğine geçtiler.</p>
<p><strong>Eğitim programında dağıtım, yurtdışı satış, yan gelirler, telekom ve oyun sektörü entegrasyonu, yapay zeka, hukuk gibi konulara yer veriliyor. Bir yapımcı neden çok yönlü olmalıdır? </strong><strong>Eğitim konuları ve içerikleri hakkında kısaca bilgi verir misiniz? </strong></p>
<p>Yapımcının esas işi gider yönetimi ve gelir maksimizasyonu. Bu bağlamda yapımcı, hem içeriğinin yayınlanacağı mecraları, hem o mecralarda değişen ekosistemi, hem de ek gelir alanlarını bilmek durumunda. Oyun sektörü, telekom entegrasyonu, yapay zeka gibi konular bu bağlamda önemli. İçeriğin küresel dağıtımı, merchandising gibi bizim ülkemizin yeni yeni aşina olunan gerçekler de programımızda yer almaktadır. Esasen yapımcının hukuk, işletme, iletişim bilim dallarında temel donanımı tam, ilgili sektörel derinliği olması gerekir.Yapımcılık Akademisi bu perspektifte ders planlamasını yapmıştır. Programda Mars Dağıtım, Star TV, Kanal D, Blu TV, Türk Telekom, Turkcell, Matchpoint, ComScore, Dolby, Gamestar, Elmaalma, Insignia gibi sektörlerinde öncü kuruluşlardan üst düzey yöneticiler pratisyen eğitmenler olarak Bahçesehir Üniversite’sinin akademik kadrosu ile birlikte ders veriyor olacaklar.</p>
<p><strong>Türkiye eskiden Brezilya dizileri tüketirken şimdi Brezilya&#8217;ya ve tüm dünyaya dizi satar hale geldi. Bu büyük bir başarı. Öte yandan birkaç sayılı yönetmen dışında Türk Filmleri uluslararası festivallerde görünür değil. Yapımcılar bu sürecin neresinde? Sinemamızın iyi yönetmenler kadar iyi yapımcılara da mı ihtiyacı var?</strong></p>
<p>İçerik üreticisi olarak Türkiye dünyanın ilk 10 üreticisi arasında. Asya&#8217;da Çin, Hindistan ve Güney Kore, ABD, Almanya, Brezilya, Fransa, Nijerya ile birlikte en çok üretim yapan ülkelerdeniz. Tükettiğimiz içerik genel olarak yerel olduğundan, üretilen içerik de yerel hedef kitle için üretiliyor. Dizilerimizde yerel içeriklerin özellikle dönem dizileri, İstanbul ve Anadolu&#8217;nun bazı bölgelerinin ve/veya kültürlerinin yansıtıldığı kurgudaki işlerin küreselde de bir yansıması ve ilgi çekmesi var. Dolayısıyla dizilerimiz ve dizi sektörümüz dünyada da belirli bir bilinirlik ve saygı görüyor. Uzun metrajda ise özellikle komedi, drama, romantik temalı eserlerde içerik yerel olduğunda, küresel bir yansıma yakalmak daha zor oluyor. Nuri Bilge, Ferzan Özpetek gibi küreselde de belirli etki alanı olan sanatçılarımız olsa da film tarafında hali hazırda dizilerden gerideyiz. Burada iyi yönetmen, iyi yapımcı kombinasyonu ve küresel anlamda satılabilir ilgi çeken içeriğe ihtiyacımız var. Tek bacağı eksik bir masa ayakta duramıyor sonuçta.</p>
<p><strong>Son olarak Erkan Bey, Bahçeşehir Üniversitesi sinema tv bölümünün bu projede nerede duruyor? Aktif bir platform mu yoksa bağımsız bir kuruluş olarak mı ilerleyecek?</strong></p>
<p>Proje, Bahçeşehir Üniversitesi Kreatif Endüstriler Araştırma Merkezi şemsiyesinde tasarlanmış ve hayata geçmiştir. Dolayısıyla üniversitemiz bünyesinde aktif bir akademik platformdur. Ben Sinema-TV bölümü öğretim üyesi olmakla beraber, sektörel deneyimim ve gelecek perspektifi beklentimle, program tasarımcılarından biri olarak yer alıyorum. Sonuç olarak sadece bölüm olarak değil, İletişim Fakültemiz ve Üniversitemizle beraber projedeyiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/erkan-buker-ve-dorukan-acar-amacimiz-sektordeki-insan-kaynagini-kuresel-rakiplerle-yarisacak-duruma-getirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mu Tunç: İstanbul’a bakışı değiştirecek bir enerji yaratmak istedim</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/mu-tunc-istanbula-bakisi-degistirecek-bir-enerji-yaratmak-istedim/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/mu-tunc-istanbula-bakisi-degistirecek-bir-enerji-yaratmak-istedim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2018 09:15:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Arada]]></category>
		<category><![CDATA[gizem ertürk]]></category>
		<category><![CDATA[Mu Tunç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11035</guid>

					<description><![CDATA[Mu Tunç’un Türkiye’nin ilk punk/hardcore grupların kurucu üyelerinden abisi Orkun Tunç’un hayatından esinlenerek senaryosunu yazdığı ilk uzun metrajlı filmi “Arada” 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’ne ilk kez seyirciyle buluşacak. Orijinal müziklerini de Orkun Tunç’un bestelediği Arada’nın başrollerini ünlü çift Burak Deniz ve Büşra Develi üstleniyor. Öncelikle biraz seni tanıyalım mı? Tabiki. Ben design okudum. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mu Tunç’un Türkiye’nin ilk punk/hardcore grupların kurucu üyelerinden abisi Orkun Tunç’un hayatından esinlenerek senaryosunu yazdığı ilk uzun metrajlı filmi “Arada” 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’ne ilk kez seyirciyle buluşacak. Orijinal müziklerini de Orkun Tunç’un bestelediği Arada’nın başrollerini ünlü çift Burak Deniz ve Büşra Develi üstleniyor.</strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARADA-CerenMoray.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11037" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARADA-CerenMoray-1024x776.jpg" alt="" width="696" height="527" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARADA-CerenMoray-1024x776.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARADA-CerenMoray-300x227.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARADA-CerenMoray-768x582.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARADA-CerenMoray-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARADA-CerenMoray-696x527.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARADA-CerenMoray-1068x809.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARADA-CerenMoray-554x420.jpg 554w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/ARADA-CerenMoray-1920x1455.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Öncelikle biraz seni tanıyalım mı?</strong><br />
Tabiki. Ben design okudum. Ve uzun süre boyunca çeşitli ajanslarda kreatif yöneticilikler yaptım. Biraz hızlı geçti benim için zaman çünkü ara geçiş dönemi yaşamadım. Okul biter bitmez türkiye’nin ilk dijital ajanslarından birinde direk kreatif grup direktörü olarak çalışmaya başladım. Çünkü teknoloji ve deneyimle ilgileniyordum bundan yaklaşık 9-10 sene öncesinde. Ve bu teknolojiye olan ilgim beni daha sonra Diaryofmu isminde tamamen internet üzerinde başlayan bir hikaye anlatımı projeme başlamama neden oldu. Özellikle internette oluşan bu yeni streaming platform’ları ve onları üzerinden insanlara ulaşma fikriyle ben çok ciddi film yapma ve hikaye anlatma deneylerimi başlatmış oldum. Bu projem devam ederken merakım beni branding’e doğru yöneltmeye başlattı ve özellikle 5 ve 10 senelerini doldurma arifesinde olan markalar özelinde uzmanlığımı oluşturdum ve çeşitli moda, teknoloji ve sinema markalarının duruş ve tavırlarının tüm stratejilerini yönlendirdim. Şimdide uzun zamandır istediğim ama doğru zamanın gelmesini beklediğim ilk sinema filmim olan ARADA filmini çektim.</p>
<p><strong>Nasıl bir süreçti? </strong><br />
Ben öyle sıkıntılar yaşadım ki bu filmi çekerken, gerçekten her şeye hazırlıklıydım ama bu kadarı da mı olacaktı olduğum birçok an oldu. Örneğin; filmi çekmeye iki hafta kala &#8211; herşeyi hazırlamışım ve muhteşem durumda olduğum bir anda; ayağımın kontrolünü yitireceğim söylendi bir sinirimi aşırı zorladığım için ve ameliyat olmazsam sonsuza dek’te o sinirin iyileşemeyeceği bir sürece gireceğim söylendi ve uzun vadede ayağım kontrolünü kaybedeceğim. O yüzden ne olursa olsun bir anda ameliyata girmem gerektiğini öğrendim. Yani herşeye hazırlıklıydım, bir anda tüm oyuncularımın set’e gelmemesine bile bir çözümüm vardı ama bu kadarını aklıma bile getiremezdim. Ve ben filmin ilk 7 gününü zaten bütün filmi 13 günde çektim; yani nerdeyse yarısını elimde bastonlarla çektim. Ben kreatif sürecin kendisini tamamen artık zaten problemler ile uğraşmak ve enerji aktarımın sürekli kıldığın bir süreç olarak görüyorum ve bu ne kadar yoğun geçerse yaptığınız şeyin sonucu da o kadar zengin ve değerli oluyor.</p>
<p><strong>Film tür itibariyle de pek sık karşımıza çıkmayan bir içeriğe sahip değil mi?</strong></p>
<p>Bu filmi çekmenin benim için kişisel anlamı çok büyük çünkü kendi öz ailemin ve benim yaşadıklarımı harmanlayan bir hikaye yazdım. Benim abim Türkiye’nin ilk punk/hardcore gruplarından birinin kurucu üyelerinden biri. Aynı zamanda babam da 70’li yıllarda ünlü bir Türk sanat musikisi sarkıcısı. Ve ben böyle bir ailede sürekli kültürel tartışmaların içerisinde büyüdüm ve bu tartışmalar aslında benim gelişmemde çok ilginç etkileri oldu. Babamın kariyeri darbe ile sona eriyor çünkü 80 darbesi ile askere gitmek zorunda kalıyor ve uzun vadeli askerlik yapmak zorunda kalıyor üniversite mezunu olmasına rağmen ve bu süreç onun tüm kariyerinin bitmesine neden oluyor. Istanbul’a döndüğünde senelerdir üzerinde çalışarak ulaştığı ünün yok olduğunu görüyor ve çalışma hayatına bir an önce başlaması gerekiyor ailesini geçindirebilmesi için. Abim ise aşırı hayallerine bağlı ve idealist birisi. Yapmaya çalıştığı müziğin buradan kimse tarafından anlaşılmayacağını düşünerek babam ile her zaman tartıştıklarını bilirim ki sonra da aynı durumları ben başka şekillerde kendi iş hayatımda yaşadım. Bunu anlatmak istedim çünkü bu hikaye ile bende kendi psikolojik barışmamı yaşadım küçüklüğümden beri beslediğim birçok duyguyu şu andaki algılarımla tekrardan incelemek istedim. Şu anda etrafımdaki birçok arkadaşım ya İstanbul’u terk etti veya terk etmenin planlarını yapmakta. Ne yazık ki bu böyle ve beni çok üzüyor bu durum. Aynı zamanda daha üzücü olan şey ise, burada hiçbir zaman hiçbirşeyin başarılmayacağını ve ilginç hiçbir şeyin burada yapılamayacağına insanların artık tüm kalpleri ile inanıyor oluşu. Gerçekten çok üzülüyorum bunları gördükçe. Bende o yüzden insanların gerçek bir underground İstanbul’a ve inanılmaz cool bir İstanbul’a seyahate çıkaran bir film yapmak istedim ki hatırlasınlar bazı şeyleri. Burasının ne kadar değerli ve ilginç bir şehir olduğunu hatırlasınlar. Gerçekten bir şehir ve İstanbul filmi ARADA. Bir gün boyunca aslında İstanbul’un gizli alt-dünyalarına seyahate çıkıyoruz. Bu filmi izleyen insanların gerçekten yaşadıkları İstanbul’a bakışlarının değişmesini sağlayacak bir enerji yaratmak istedim.</p>
<p><strong><br />
Senin için 90’lar nerede ve nasıl geçti? </strong></p>
<p>Benim için 90’lar Istanbul’da ve özellikle; Merter &#8211; Bakırkoy ve Taksim üçgeninde geçti. Bu üç bölge benim için çok önemliydi. Ve doğal olarak yaşımdan dolayı’da kişiliğim merkezi bu dönemde gelişti. Bayram parasıyla gidip punk/hardcore/metal/grunge albümleri alma durumu benim için hiçbir zaman unutamayacağım en önemli anılarımdan biri. Ve ayrıca toplama kasetler yapmak arkadaşlarıma bir diğer vazgeçemeyeceğim anılarımdan biri. Sevdiğim grupların şarkılarını bir araya getirip kendim için kaset toplamalar yapıyordum ve sonra o kasetlere albüm kapağı tasarlıyordum. Bu şekilde tasarım ile olan ilgimi de keşfetmiş oldum ve sonrasında tasarım okumama sebep oldu aslında bu durum.</p>
<p><strong>Arada Türkiye’de ilk gösterimini 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde yapacak… Festivale dair hissettiklerin neler?</strong><br />
!f İstanbul Bağımsız Film Festivali benim için küçük yaşımdan itibaren gittiğim ve çok önemsediğim bir film festivali. Sebebi ise farklı seslere yer vermesi ve onları desteklemesi. Bu yüzden ilk gösterimini !f’de yapacağı için de kişisel olarak çok mutluyum. Ayrıca bu festivalde ilk defa “Yeni” adıyla bir bölüm açılıyor. Tamamen Türkiye’den çıkan “Yeni” anlatım dillerine ve seslerine yer vermek için açılan bir bölüm bu. ARADA’nın bu bölüm’de gösteriliyor olması ve filmimin bu klasmanda değerlendiriliyor olması beni çok mutlu ediyor. Çünkü ilk filmimde birçok anlatım tabularını yıkmaya çalıştığım semiyolojik olarak ileride incelendiğinde önemli bir örnek olacağını gösterilebileceğini inandığım sahne var. Bütün bunların !f Festivali tarafından görülmesi ve Arada’ya değer vermeleri benim için çok önemliydi. Gerçekten büyük heyecanla bekliyorum festivali.</p>
<p><strong>Sırada neler var?<br />
</strong><br />
İkinci filmimin senaryo’sunu bitirmek ve ilk romanımı yazmak. Bu ikisi üzerine focuslanıyorum. Birde tabiki Arada filmimi dünyanın dört bir yanına ulaştırmak istiyorum. Bunun içinde dünyadaki birçok önemli film festivalini dolaşmayı planlamaktayım. Yeni yıl kararları sürekli alıyorum. Nerdeyse her ay yeni bir kararda alıyorum. Bunları burada sıralamak sayfalarımı alır ama şunu söyleyebilirim gerçekten kararlar olmadan bir yolda ilerlemek mümkün değil. İlk filmim Arada’da bu şekilde ortaya çıktı. Artık öteledeğim tüm kararlarımı hayata geçireceğim dediğim için şu anda ilk filmimi çekebildim. O yüzden karar almak önemli ama asıl konu bunu hayata geçirip geçirmediğiniz.</p>
<p><strong><br />
Son olarak eklemek istediklerin var mı?<br />
</strong>Ben hayatım boyunca dinlediğim müziklerden dolayı ve ilgilendiğim konulardan dolayı yalnızlık çektim. Ortaokul ve lise hayatım boyunca punk/hardcore/post-punk/indie gruplar dinledim ve arkadaşlarım anlamıyordu. Çünkü anlamak için çaba harcamıyorlardı ama onlara anlamaları içinde önlerine güzel bir örnek koyan da yoktu. Sonra iş hayatına girdiğimde &#8211; farklı bir şeyler yapalım deyip &#8211; ilginç bazı şeylerle ilgilendiğimde teknoloji ile ilgili &#8211; onu burada kimse anlamaz deyip hep fikirlerin öldürüldüğünü yaşadım. Fakat şimdi o zaman bunları burada kimse anlamaz dedikleri şeyler &#8211; şu anda Türkiye’nin dört bir yanında kullanılıyor. Yani konuyu niye böyle genişleterek anlatıyorum çünkü artık şu şablonlarla düşünen bir Istanbul görmek beni çok üzüyor. Sebebi ise inanılmaz bir şehirde yaşıyoruz aslında ve her anlamda birçok şeyin merkezi olabilecek zenginlikte bir şehir fakat içinde yaşayan kreatif insanların ve birçok şeyleri yönlendiren insanlara da bunun için ciddi bir çaba sarf etmelerini hatırlamalarını istiyorum. Bu mümkün. Artık sürekli negatif davranıp, sürekli hiçbir şey yapmadan yaşadığı şehri kötüleyen insanlar görmekten gerçekten haz etmiyorum. Bunun değişmesi gerekiyor artık.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/mu-tunc-istanbula-bakisi-degistirecek-bir-enerji-yaratmak-istedim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayta Sözeri: Arasında Kimseyi Varoluşundan Dolayı Komik Duruma Düşürmeyen Bir Film</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/ayta-sozeri-arasinda-kimseyi-varolusundan-dolayi-komik-duruma-dusurmeyen-bir-film/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/ayta-sozeri-arasinda-kimseyi-varolusundan-dolayi-komik-duruma-dusurmeyen-bir-film/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Dec 2017 10:18:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Arasında]]></category>
		<category><![CDATA[Ayta Sözeri]]></category>
		<category><![CDATA[gizem ertürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10919</guid>

					<description><![CDATA[Senaryosunu Gülse Birsel’in yazdığı; yönetmenliğini Ozan Açıktan’ın üstlendiği Aile Arasında yılın sonunda gişenin altını üstüne getirdi. Film; birbiri ardına gelen sığ ve özensiz yerli komedilerin arasında hem seyirciye hem de eleştirmenlere nefes aldırdı. Filmin sürpriz yıldızı Ayta Sözeri “Aile Arasında kimseyi varoluşundan dolayı komik duruma düşürmüyor… Bütün varolmuşların düştüğü durumlar komik… Komedi de zaten bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Senaryosunu Gülse Birsel’in yazdığı; yönetmenliğini Ozan Açıktan’ın üstlendiği Aile Arasında yılın sonunda gişenin altını üstüne getirdi. Film; birbiri ardına gelen sığ ve özensiz yerli komedilerin arasında hem seyirciye hem de eleştirmenlere nefes aldırdı. Filmin sürpriz yıldızı Ayta Sözeri <em>“Aile Arasında kimseyi varoluşundan dolayı komik duruma düşürmüyor… Bütün varolmuşların düştüğü durumlar komik… Komedi de zaten bu demek… Kimsenin varoluşuyla dalga geçmemek</em>, diyor.</strong></p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2b508caa7f506d3a5578ef4b0147d5d1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10920" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2b508caa7f506d3a5578ef4b0147d5d1-1024x718.jpg" alt="" width="696" height="488" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2b508caa7f506d3a5578ef4b0147d5d1-1024x718.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2b508caa7f506d3a5578ef4b0147d5d1-300x210.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2b508caa7f506d3a5578ef4b0147d5d1-768x538.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2b508caa7f506d3a5578ef4b0147d5d1-100x70.jpg 100w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2b508caa7f506d3a5578ef4b0147d5d1-696x488.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2b508caa7f506d3a5578ef4b0147d5d1-1068x749.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2b508caa7f506d3a5578ef4b0147d5d1-599x420.jpg 599w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/2b508caa7f506d3a5578ef4b0147d5d1.jpg 1100w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Gizem Ertürk</strong></p>
<p><strong>Nasıl hissediyorsunuz bu aralar kendinizi?</strong></p>
<p>Filmin izlemesinden dolayı ne kadar iyi hissettiğim belli oluyordur herhalde. (gülüyor) Filmin tadını çıkarıyorum buaralar ve bu da en doğal hakkım… Düşünsenize 18 yıllık bir mücadelenin sonunda doğru yerdesiniz…</p>
<p><strong>Sürpriz oldu mu tüm bunlar?</strong></p>
<p>Benim için aslında sürpriz olmadı böyle bir ilgi zaten bekliyordum. Ben ya herkes 3 kere falan giderse demiştim, bana gülmüşlerdi&#8230; Gülmüşlerdi derken yani dalga geçer gibi değil de, keşke öyle olsa diye… Şimdi herkes yazıyor üçüncü kez gidiyoruz diye…</p>
<p><strong>Sizin filme dahil olma hikayeniz nedir?</strong></p>
<p>Gülse’nin her yerde söylediği bir şey var; castta kimi istediysem, karakterin yanına kimi yazdıysam o oldu diyor… Aslında Gülse beni zaten hayal etmiş ve Behiye hala olmamı istemiş. Benimle görüşmek istediğini ilk duyduğumda tatildeydim ve telefonu kapatırsanız hemen uçak bileti alıp geleceğim, dedim. (gülüyor)</p>
<p><strong>Çekimler nasıl geçti?</strong></p>
<p>Setteyken bir an önce bitsin istiyordum çünkü izlemek istiyordum. Şimdiyse bitti diye çok üzülüyorum. O kadar çok özlüyorum ki arkadaşlarımı, keşke daha uzun birlikte olsaydık diye düşünüyorum. Herkes o kadar iyiydi ki… Yıldızlar topluluğuydu adeta…</p>
<p><strong>Uzun zamandır ilk kez bir yerli komedi hem seyirciyi hem de sinema yazarlarını memnun etti…</strong></p>
<p>Aslında yılladır böyle değil mi? Adile Naşit, Münir Özkul’un oynadığı aile filmlerini düşünün… Birbiriyle hiç bağı olmadan birbirinin devamı gibi izlediğimiz filmler var. Bence özlemişiz… Hem eleştirmen özlemiş, hem seyirci özlemiş hem de sette çalışanlar özlemiş… Özümüze döndük demek belki doğru bir tabir olmaz ama ben mesela gençliğime döndüm, sen çocukluğuna döndün… O filmler yayınlandığında hala aynı şekilde izliyoruz. İşte Aile Arasında bu tatta bir film oldu.</p>
<p><strong>Yine uzun zamandır ilk kez bir filmde türe malzeme edilen kavramların komedi unsuru olarak kullanılmadığını görüyoruz… </strong></p>
<p>Senaryoyu okuduktan sonra Gülse çok merak etti fikirlerimi… Ona da şöyle demiştim; kimseyi varoluşundan dolayı komik duruma düşürmüyor… Bütün varolmuşların düştüğü durumlar komik… Komedi de zaten bu demek… Kimsenin varoluşuyla dalga geçmemek…</p>
<p><strong>Sosyal medyadan gelen yorumları okuyor musunuz?</strong></p>
<p>Hemen hemen hepsini takip ediyorum hala çok heyecanlıyım ve bir rüyada gibiyim. Bir eleştiri almadım şimdiye kadar hepsi çok sevgi dolu cümleler… En çok da herkes halası olmamı istiyor. (gülerek)</p>
<p><strong>Sırada neler var?</strong></p>
<p>Çok yakında şarkı söylemeye başlayacağım çünkü şarkı söylemeyi özledim. Sinemayla ilgili birkaç proje teklifi ama biraz düşünmek istiyorum. Bu büyü biraz uzun devam edecek gibi. Diziye de bakacağım J Rolün küçüğü büyüğü olmaz. Böyle bir takıntım yok ama bu seçici davranmayacağım anlamına gelmez. Gerçekten bir şeyler yapabileceğime inandığım ve gerçekçi olabildiğim projeleri seçeceğim.</p>
<p><strong>Sizin için yılın en heyecan verici filmi hangisi oldu?</strong></p>
<p>Ben bir bilim kurgu hayranıyım. O yüzden Star Wars diyorum</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/12/20/ayta-sozeri-arasinda-kimseyi-varolusundan-dolayi-komik-duruma-dusurmeyen-bir-film/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Van Gogh: İnsanları Sevmekten Daha Başka Sanatsal Bir Şey Yok</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/van-gogh-insanlari-sevmekten-daha-baska-sanatsal-bir-sey-yok/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/van-gogh-insanlari-sevmekten-daha-baska-sanatsal-bir-sey-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2017 12:38:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[gizem ertürk]]></category>
		<category><![CDATA[Huch Welchman]]></category>
		<category><![CDATA[LovingVincent]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10795</guid>

					<description><![CDATA[Uluslararası Antalya Film Festivali’nin kapanışını Dorota Kobiela ve Huch Welchman ikilisinin çektiği LovingVincent filmi yaptı. Sanat tarihinin gelmiş geçmiş en ünlü ressamlarından Vincent Van Gogh’un hayat hikayesini ve gizemli ölümünü anlatan film Antalyalı sinemaseverler tarafından çok beğenildi. Loving Vincent; Antalya’nın en çok izlenen filmi olmakla kalmadı; film sonrasında yönetmeni Huch Welchman ile yapılan Q&#38;A (soru&#38;cevap) bir saati [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ol start="54">
<li><strong> Uluslararası Antalya Film Festivali’nin kapanışını Dorota Kobiela </strong><strong>ve Huch Welchman ikilisinin çektiği LovingVincent filmi yaptı. Sanat tarihinin gelmiş geçmiş en ünlü ressamlarından Vincent Van Gogh’un hayat hikayesini ve gizemli ölümünü anlatan film Antalyalı sinemaseverler tarafından çok beğenildi. Loving Vincent; Antalya’nın en çok izlenen filmi olmakla kalmadı; film sonrasında yönetmeni Huch Welchman ile yapılan Q&amp;A (soru&amp;cevap) bir saati aşkın süresiyle festivalin en uzun süren sohbetlerinden bir tanesi oldu. Gösterim sonrası Huch Welchman ile biraraya geldik.</strong></li>
</ol>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Huch-Welchman-.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10797" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Huch-Welchman--1024x683.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Huch-Welchman--1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Huch-Welchman--300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Huch-Welchman--768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Huch-Welchman--696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Huch-Welchman--1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Huch-Welchman--630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/Huch-Welchman-.jpg 1488w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Gizem Ertürk</strong></p>
<p><strong>Öncelikle tebrikler… Filminiz Antalyalı seyirciden çok güzel tepkiler aldı. Böylesine yoğun bir ilgi sürpriz oldu mu?</strong></p>
<p><strong>Çevremdeki insanlardan Türkiye’nin çok ilginç kültürel öğelere sahip bir ülke olduğunu biliyordum. Samimi olmam gerekirse birçok insanın filmimizi görmek isteyeceğini düşünüyordum. Türkiye’nin filmimiz için potansiyel bir market olduğunu hissediyordum. Buradaki gösterim de yanılmadığımızı gösterdi, gerçekten harikaydı</strong><strong>…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Filminizdeki 5.000 karenin her biri, Polonya ve Yunanistan’daki stüdyolarda seyahat eden 125 profesyonel yağlı boya ressamı tarafından çizilmiş… Nasıl bir süreçti?</strong></p>
<p><strong>Bu film tümüyle elle çizilen resimlerden oluşan ilk film… Her sahne yağlı ve yağlı boya resimlerin fotoğrafları da aynı şekilde… Bu işlemi yapabilmek için normal animasyon film yapar gibi başladık. Storyboard ve filmin önceden hazırlanmış görselleri bilgisayarda hazırladık. Buna “animatic” deniyor. Sonrasında aktörleri alıp yeşil fonda çektik çünkü Vincent normalde resim yaparken gerçek insanlar kullanıyordu. Biz de animasyoncularımızın önünde –daha iyi hayal edebilmeleri için- gerçek performanslar olsun istedik. Tüm filmi canlı çektik ve montajladık. Dizayn görselleştirmelerini Van Gogh’un eserlerine göre yaptık. Filmi kısa parçalara böldük ve farklı ressamlara verdik. Onlarda çalışma masalarına oturup önlerinden kanvas, üstlerinde ekranla hareketli film görüntülerini Van Gogh’un stilinde görselleyerek tekrar hayallerinde canlandırdılar.</strong></p>
<p><strong>Tüm bunlar ne kadar sürdü?</strong></p>
<p><strong>Bu fikir eşimden çıktı ve tüm bunları 65.000 defa yapmamız gerekti. Eşim </strong>Dorothy 7 ben de 6 yıl çalıştım. Resim aşaması ise 2 yıl sürdü.</p>
<p><strong>Filminizi ilginç kılan unsulardan bir diğeri de aynı zamanda bir polisiye olması…</strong></p>
<p><strong>“İLGİNÇ BİR GÖRSEL STİLİNİZ OLMASINA RAĞMEN, BİR FİLMDE EN ÖNEMLİ ŞEY HİKAYEDİR. SUÇ FİLMİ ANLATIMIYLA VİNCENT’İN HİKAYESİNİ HERKES TARAFINDAN ANLAŞILABİLİR KILMAK İSTEDİK.”</strong></p>
<p><strong> Film, bir hikaye anlatım aracı… Bizim konumuzda bile bu kadar ilginç bir görsel stiliniz olmasına rağmen, bir filmde en önemli şey hikayedir. Suç filmi anlatımıyla Vincent’in hikayesini herkes tarafından anlaşılabilir kılmak istedik. Bizi de etkileyen bu oldu. Başladığımızda isteğimiz onun resimlerinin Vincent için konuşmasını istedik ve tarihte bunu araştırdığımızda her birinin Vincent hakkında farklı şeyler söylediğini gördük. Bazıları birbirinin tersini söylüyordu. Bu şekilde kimin doğru söylediğini, kimin bir karanlık bir sırrı olduğunu araştırmamız gerekiyordu. Biz de senaryo aşamasında Van Gogh’un müzesine gidip araştırmalar yaptık.</strong></p>
<p><strong>Neler çıktı karşınıza?</strong></p>
<p><strong>İlgimizi çeken ve izleyicinin de ilgisini çekeceğini düşündüğümüz şey; Vincent’in başına gelenlerle ilgili teorilerdi çünkü kendisi tarihimizde hakkında en çok yazılmış kişilerden biriydi. Birçok çözülmesi gereken gizem barındırıyordu hala. Bu gizemli konuların ilginç olduğunu düşündük. Film, gerçekte ne olduğuna dair teoriler üzerine…</strong></p>
<p><strong>“HER BİRİMİZ NEREDEYSE TÜM DÜNYAYI GEZMEMİZE RAĞMEN HİÇBİRİMİZ DAHA ÖNCE TÜRKİYE’YE GELMEMİŞTİK. KÜLTÜREL OLARAK SEYAHAT ETMEK DE İLGİMİZİ ÇEKTİ.”</strong></p>
<p><strong>Filminizin prömiyerini Türkiye’de yapmak istemenizin sebebi neydi?</strong></p>
<p>Türkiye’nin prömiyer yapmak için en kolay yer olduğunu düşündüm. Kapanış filmi olacağımızı söylediklerinde bunun büyük bir onu olduğunu düşündük. Herbirimiz neredeyse tüm dünyayı gezmemize rağmen hiçbirimiz daha önce Türkiye’ye gelmemiştik. Kültürel olarak seyahat etmek de ilgimizi çekti. Diğer festivallerle kıyaslamak gerekirse burada daha iyi hissettiğimi söyleyebilirim. Açıkhava sinemasını çok beğendim, böylesine bir mekanda filmimiz izlediği için çok mutluyum.</p>
<p><strong>Harika sohbetiniz için çok teşekkür ediyorum.</strong></p>
<p>Ben teşekkür ederim, o zevk bana ait.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/van-gogh-insanlari-sevmekten-daha-baska-sanatsal-bir-sey-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
