<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fırat Sayıcı &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/author/firatsayici/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 Jul 2020 09:08:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Pandemi döneminde kısa film!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/07/26/pandemi-doneminde-kisa-film/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/07/26/pandemi-doneminde-kisa-film/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jul 2020 09:08:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15074</guid>

					<description><![CDATA[Artık pandemi döneminde en çok hasar alan sektörlerden birinin sinema olduğunu biliyoruz. Sinema salonlarının bir bölümü açıldı ancak insanların kapalı ortama girip film izleme isteği de yok, cesareti de… Hal böyle olunca insanlar başta Netflix, BluTv..vs. online platformlarda film/dizi izleme aktivitelerine (aktivite diyorum, zira özellikle de karantina döneminde ağırlıklı olarak vakit geçirme güdüleriyle hareket edildi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Artık pandemi döneminde en çok hasar alan sektörlerden birinin sinema olduğunu biliyoruz. Sinema salonlarının bir bölümü açıldı ancak insanların kapalı ortama girip film izleme isteği de yok, cesareti de… Hal böyle olunca insanlar başta Netflix, BluTv..vs. online platformlarda film/dizi izleme aktivitelerine (aktivite diyorum, zira özellikle de karantina döneminde ağırlıklı olarak vakit geçirme güdüleriyle hareket edildi ) yöneldiler. Şimdilerde ise bazı film festivallerinin online gösterimleriyle oyalanıyoruz. (Sinemada film izlemeyi çok özledik.) Bu süreçte dünya çapında film üretimi durduğu için önümüzdeki bir-iki sezon da sönük geçecek haliyle… Kimileri de bunu bir fırsat bilip dünya sinema tarihinden klasiklere, kültlere, B filmlerine yöneldiler.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Bu genel tablonun yanında kısa film özelinde de küçük değişimler olmadı değil; evde küçük ekiplerle üretilen kısalar online ortamlara servis edildi, kısacıların festival serüveni devam eden işleri bir süreliğine de olsa sosyal medyada gün yüzüne çıktı, zoom, skype gibi uygulamalarda kısa/belgesel üzerine söyleşiler gerçekleştirildi. Bu sadece Türkiye özelinde değil tüm dünyada karşılaştığımız bir durum oldu. Böylece sanatın, bulunduğu çağa ve durumlara göre şekil değiştirdiği/uyum sağladığı gerçeğine bir kez daha şahit olmuş olduk. Ki artık teknoloji çağının da ötesinde bir döneme ayak atmak üzere olduğumuza göre bu değişimlerin katmanlarını daha da hızlı göreceğiz diye düşünüyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Teknolojinin gelişiminin kısa filme katkısını konuşurken genelde ve nedense üretim odaklı düşünürüz. Oysaki teknolojideki yenlikler üretime sunduğu katkı kadar, kısa filmin daha fazla kitleye ulaşmasında da önemli bir rol oynamıştır. Çok değil bundan 10 sene önce çekilen bir kısa filmin bir tuşla dünyanın her yerinde izletilmesi bugünkü kadar kolay ve hızlı değildi. Kısa film üzerine bu kadar yaygın gösterim olanağı sağlayan online platform yoktu. Kısacılar, eserlerini yarışmalarda, festivallerde ya da bazı özel gösterimlerde taş çatlasın 1-2 bin kişiye ulaştırabiliyorlardı. Ancak günümüzde Youtube’a yüklenen bir kısanın bile yüz binlere ulaştığını görmek mutluluk veriyor. Yeri gelmişken her zaman söylediğim ve arkasında durduğum bir tavsiyemi burada yenilemek isterim; ‘festival süreci biten kısaların’ en kısa sürede sosyal medyada dolaşıma sokulması gerekiyor. Etkileşim ve geri dönüşler için adil mecralarda yayınlanması hem kısa filmciyi hem de kısa severleri diri tutar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kısa film yapısı ve felsefesi gereği muhaliftir. Soru sorar, cevap arar. Buna izleyicisinin de eşlik etmesini sağlayan kısa doğru üretilmiş anlamına gelir. Buradaki muhalifliği sadece politik anlamda söylemiyorum. İnsan hakları, kadın hakları, doğa, dünyanın gidişatı, hayvan hakları, çevre bilinci…vs. dertler, içten içe kısanın ve kısacıların ruhundadır. Bunun yanı sıra kısa film seyircisini uzun metrajdan daha fazla aktif hale getirir. Günümüzde uzun metrajın ağırlıklı olarak zaman geçirme ve eğlence olarak algılandığını da göz önünde bulunduracak olursak kısa filmin etken tavrının önemini kavramak daha kolay olacaktır. Kısa film pasif seyirciyi sevmez. İzle ve unut filmlere yer vermez, vermemelidir. Online platformlarda ya da sosyal medya mecralarında daha çok filizlenmesini arzu ettiğim kısa film pandemi döneminde bir nebze de olsa bu manada istediğim kıvama yaklaştı. Burada isim vermeyeyim ancak kısalarını internet ortamında gösterime sokma konusunda oldukça katı olan yönetmen arkadaşlar bile bu dönemde kurallarını gevşettiler. Böylece eminim ki, kısa filmler çok daha fazla insana ulaştı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gelelim kısa film yarışmaları ve festivallere… Bu dönemde dünyada da ülkemizde de festivaller online olarak yapıldı. (Bir süre daha bu şekilde gideceğe benzer.) Kısa filmlerin yarışmalara ya da festivallere online olarak katılması değerlerinden bir şey kaybettirmediği gibi daha da geniş kitlelere ulaşmasına sebep oldu. Kısa film üretenler bu konuda neler hissediyor bilemem ancak farkında olmadan güzel bir genişlemeye, bilinirliğe katkı sağlıyorlar diye düşünüyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Son olarak, pandemi üretim anlamında kötü geçti, kabul. Ancak kısa filmin izlenebilirliğini arttırdı. Yönetmenler sakin kafayla durdular, düşündüler. Birbirilerinin eserlerini izlediler, yorumladılar. Seyirciler daha fazla kısa filme ulaşmanın tadını çıkardılar, hazmettiler. Umarım bu online platformların, sosyal medya mecralarının kısa filmle şenlenmesi uzun vadede daha da artar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/07/26/pandemi-doneminde-kisa-film/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Yapımcılar kadın yönetmenlere güvenmiyor!&#8217;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/11/20/yapimcilar-kadin-yonetmenlere-guvenmiyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/11/20/yapimcilar-kadin-yonetmenlere-guvenmiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Nov 2019 10:59:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mesela Dedik: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın yönetmenler]]></category>
		<category><![CDATA[sinemazon]]></category>
		<category><![CDATA[volkan atılgan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=13589</guid>

					<description><![CDATA[Gülten Taranç’la ilk karşılaşmam yıllar önce Cannes Film Festivali’nde oldu. Sahilde bir tanıtım partisinde tanışmış, ayak üstü güzel bir sohbet gerçekleştirmiştik. Sinemaya dair inancından ve hedeflerinden bahsetmişti. Daha sonra bir gün, “Yağmurlarda Yıkansam” filminin linkini yolladı. İzledim ve cesaretinden dolayı tebrik ettim. Sinemamız adına bu tarz cesur işler yapan daha fazla kadın yönetmenin ortaya çıkmasını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Gülten Taranç’la ilk karşılaşmam yıllar önce Cannes Film Festivali’nde oldu. Sahilde bir tanıtım partisinde tanışmış, ayak üstü güzel bir sohbet gerçekleştirmiştik. Sinemaya dair inancından ve hedeflerinden bahsetmişti. Daha sonra bir gün, “Yağmurlarda Yıkansam” filminin linkini yolladı. İzledim ve cesaretinden dolayı tebrik ettim. Sinemamız adına bu tarz cesur işler yapan daha fazla kadın yönetmenin ortaya çıkmasını dilemiştim. Gülten Taranç İzmir’de kendi adına önemli işlere imza attı. Kadın Yönetmenler Festivali’ni düzenleyerek bakışları İzmir’e yönlendirdi. Şimdi ise Ankara’da düzenlenecek olan “Sinemazon Kadın Sinema Yönetmenleri&#8221; projesinin direktörlüğünü yapacak. Bu söyleşi Gülten’i size daha iyi tanıtacak. İyi okumalar…</em></strong></p>
<p><strong>Öncelikle sizi tanıyarak başlayalım röportajımıza&#8230;</strong></p>
<p>29 yaşındayım. İzmir&#8217;liyim. Hikaye anlatıcısıyım. Sinemada da müzikte de hikaye anlatıyorum. 2013 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema- Tv Bölümü yönetmenlik ana sanat dalından mezun oldum. 2017 yılında Marmara Üniversitesi Sinema-Tv Bölümü&#8217;nde yüksek lisansımı tamamladım. Lisede belgesel ve fotoğrafla başlayan kariyerime üniversitede kurmaca kısa filmler çekerek devam ettim. Çok sevgili hocam Ertan Yılmaz&#8217;ın &#8220;derdiniz için buradasınız&#8221; cümlesinden çok etkilendim ve birinci sınıftan itibaren kadın sorunlarına farkındalık yaratmak adına kısa filmler çekmeye başladım. Kadınların dönüşüm hikayelerini merkezine alan, kısa filmlerimden “Obezonlar”, “Dönüşüm” ve “Consensus” üçlemem ile yurt içinde ve yurtdışında pek çok festivale katıldım, ödüllerden ziyade özellikle kadın seyircilerden aldığım tepkilerle ve güzel geri dönüşlerle kariyerime kadın sorunları ile ilgili hikayeler anlatarak devam ettim. İlk uzun metrajım kadın cinayetlerini konu alan &#8220;Yağmurlarda Yıkansam&#8221;ı 2015 yılında çektik. Filmi kendi imkanlarımla, hiçbir destek almadan, tam bağımsız olarak gerçekleştirdim. Yine aynı yıl İzmir&#8217;de kurmuş olduğum &#8220;Taranç &amp; Taranç Film&#8221; bünyesinde film ve müzik prodüksiyonu, post prodüksiyonu ve dağıtımının yanı sıra festival organizasyonları yaparak kariyerime devam ediyorum.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-13590 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-1024x585.jpg" alt="" width="656" height="375" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-1024x585.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-300x171.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-768x439.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-1536x878.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-2048x1170.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-696x398.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-1068x610.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-1920x1097.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/yatayafiş-2-735x420.jpg 735w" sizes="(max-width: 656px) 100vw, 656px" /></p>
<p><strong>Daha önce İzmir&#8217;de düzenlediğiniz &#8220;Kadın Yönetmenler Haftası&#8221; oldukça ses getirdi. Buna müteakip &#8220;Sinemazon Kadın Sinema Yönetmenleri&#8221; projesi size nasıl geldi? Hangi sebeplerle projeyi yönetmeyi kabul ettiniz?</strong></p>
<p>Kadın Yönetmenler Haftası gerçekten İzmir&#8217;de de, sektörde de oldukça ilgiyle karşılandı. Volkan Atılgan, Sinemazon Kadın Sinema Yönetmenleri Festivali için araştırma yaparken sıkça adımla karşılaşmış. İçeriği yönetmemi istedi ve program direktörlüğü teklif etti. Çünkü bu bir kadın festivali&#8230; Festival de de sette de en önemli şeydir ekip&#8230;10 senelik kariyerim boyunca Ankara&#8217;da bir filmim bile gösterilmedi, o yüzden projeyi kabul ederken çok heyecanlandım. Kadın Yönetmenler Haftası neyse Sinemazon da benim için aynı, orada adım geçiyorsa işime sahip çıkarım. Tabi ki tüm bu süreçlerin gerisinde bir de baktım ki İzmir&#8217;de Kadın Yönetmenler Haftası olarak başlayan etkinlik farklı şehirlere sıçramaya başlıyor. Bu sene İstanbul&#8217;da  Directed By Women Kadın Yönetmenler Kısa Film Festivali&#8217;nin ilki gerçekleştirildi. İsmin telif haklarını İzmir için alsam da ses çıkarmak istemedim, birçok kadın yönetmen arkadaşımız bu etkinliğin başka illere de yayılabileceğine inanıyor, bende inanıyorum ve keşke böyle de olsa&#8230; Çünkü dünyada birçok Kadın Yönetmen Festivali yapılıyor ama Türkiye&#8217;de şu an üç ilde yapılabiliyor, bunun başkentimizde de başlaması önemli bir adım oldu. Keşke diğer kadın yönetmen arkadaşlarım da kendi memleketlerinde başlatsalar ve ben de destek olsam. Çünkü bu bir akım ve kadın filmleri festivallerinden farklı bir yapı ve oluşum. Ben burada biraz Kadın Yönetmenler Haftası’nın nasıl doğduğuna vurgu yapmak isterim. Çünkü İzmir&#8217;de başladı, İstanbul&#8217;da ve şimdi Ankara&#8217;da… Demek ki bu bir ihtiyaç, bu bir karşı duruş. Amerika bağlantılı bir organizasyon olan Film Fatal İstanbul ile her ayın ilk Pazartesi günü toplanarak, sorunlarımızı paylaşıyor ve birbirimize destek oluyorduk. Bu toplantılarımız yaklaşık üç yıl kadar devam etti. Nerdeyse her ayın ilk Pazartesi günü İstanbul&#8217;a gidiyor ve toplantılara katılıyordum. Uzun metrajımı yeni bitirmiştim ve sudan çıkmış balık gibiydim. Kadın yönetmen arkadaşlarım sayesinde yalnız olmadığımı gördüm, bir yere ait hissettim. Hepsinin bende emeği büyüktür. İlk filmimi dağıtırken bizim filmlerimizi de dağıtabilirsin diye teklifler gelmeye başladı ve mart ayının ilk Pazartesi gününe gelecek şekilde Kadın Yönetmenler Haftası&#8217;nı organize ettim. Sonrasında Amerika, bizi tehlikeli ülke ilan ederek, isimlerini kullanmamızı istemedi. Ancak tüm bu süreçten Fiyaka(Film Yapan Kadınlar), WMC (WOMEN with MOVIE CAMERAS) ve birçok ilde yapılmaya başlanacak &#8220;Kadın Yönetmenler Festivali&#8221; çıktı. Tüm bu sürecin içinde ve yönetmenler arasında en gençlerinden biri olarak tüm meslektaşlarıma filmlerini emanet ettikleri için teşekkür ederim çünkü bu sayede ilk defa bir filmim Ankara&#8217;da başkentimizde izleyici ile buluşacak.</p>
<p><strong>&#8220;Sinemazon Kadın Sinema Yönetmenleri Festivali&#8221; nasıl bir içeriğe sahip olacak?</strong></p>
<p>Kadın yönetmenlerin Ankara&#8217;da seyirciyle buluşturamadığı ya da buluşturabildiyse de çok kısa sürede vizyonda kalan ulusal ve uluslararası pek çok festivalden ödüllerle dönmüş bağımsız filmlerini Ankara&#8217;da izleyici ile buluşturacağız. Bence içerikteki en dikkat çekici etkinlik &#8220;Şarkı Söyleyen Yönetmenler Konseri&#8221; olacak. Kadın Yönetmenlerin sesini duyurmak için programa dahil ettiğimiz etkinlik için çok heyecanlıyım çünkü biz hep arka taraftayız, sahne gerçek anlamda bizde bu sefer! Bu zaten &#8220;Kadın Yönetmen Festival&#8221;inin ana amacı olmalıdır, oyuncuyu değil, yönetmeni izleyici ile buluşturmak, yönetmenlerin tanınırlığını arttırmak çünkü biz toplum için önemli rol modelleriz. Sinema öğrencileri için atölyelerimiz olacak ve festival sonucunda kolektif bir üretim çıkacak, kapanış gecesinde izleyebileceğimiz. Ve bir de Sinemazon Kısa Film Senaryo Yazım Özendirme Ödülü ile genç kadın sinema öğrencilerinin üretimine katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Konusu insan hakları ihlalleri olan Ankara&#8217;da geçen kısa film senaryolarından birine ödül verilecek. Amacımız Sinemazon&#8217;un ikinci senesinde bu üretimi de festival programına dahil etmek.</p>
<p><strong>Son yıllarda feminizm algısı özellikle de kültür-sanat alanında kendine daha fazla yer açtı. Festivallerin kadına yönelik pozitif ayrımcılık hamleleri seyirciyi de memnun etmekte. Siz bu konuda neler söyleyebilirsiniz?</strong></p>
<p>Yer açtığını düşünmüyorum. Sadece daha fazla ses çıkardığımızı düşünüyorum. Sayılar değişmiyor, başarı yüzdesi artıyor ancak kadın yönetmenlerin ikinci film yapma oranı halen çok düşük. Sinemacı, hikayesini anlatmak için yaşar ancak biz hikayelerimizi anlatacak fonlara yurtdışından ulaşabiliyoruz. Yurtdışından bir fondan desteklenmek demek de artık o hikayene Avrupa&#8217;nın bakış açısından bakacaksın demek! Türkiye&#8217;deki fonların artması gerekiyor, fonlarda seçilen jürilerin eşit sayıda kadın ve erkekten oluşması gerekiyor. Bir başka kaynak oluşturulabilir ancak büyük şirketler bağımsız sinemaya destek vermekten çekinebiliyor. Bence bu kadın-erkek hepimizin sorunu. Türkiye&#8217;de bağımsız film üretmek çok zor&#8230; Keşke festival filmi, gişe filmi gibi bir ayrım yapılmasaydı ve yaptığımız filmler daha izlenmeden sıkıcı bulunmasaydı. Bir de dikkatimi çeken Türkiye&#8217;de kadın yönetmenler ya dizilerde yönetmenlik yapıyor ya da bağımsız sinema yönetmeni olarak devam ediyor, gişe filmi yapan nadir kadın meslektaşımla karşılaştım. İnsanın aklına da şu soru geliyor: yapımcı kadın yönetmene güvenmiyor mu? Kadın hikayeleri, masallardan beri süregelen klasik anlatı yapısına aykırı, yapımcı da izleyici de hikayelerimizi radikal bulabiliyor&#8230;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-13591 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-1024x683.jpg" alt="" width="677" height="451" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-2048x1365.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-1920x1280.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/11/MG_9041-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 677px) 100vw, 677px" /></p>
<p><strong>Bu festival sizce sinemamıza ve ülkemize neler katacak? Festival duyurulduktan sonra ne gibi tepkilerle karşılaştınız?</strong></p>
<p>Bence birçok şehirde yaygınlaşacak&#8230; İzmir, İstanbul, Ankara sırada belki Bursa olabilir. Keşke il il başka kişilerin, kurumların yaptığı bir organizasyona dönüşse çok mutluluk duyarım. Özellikle Festival Direktörü Volkan Atılgan&#8217;ın erkek olması çok olay yarattı ancak festival yapmak düğün yapmak gibidir, herkesin o yaşanan süre zarfından memnun kalması adına bir iş bölümü yapılır, kendisi işin prodüksiyonu ile ilgilenirken, ben ve ekibim içerikle ilgili çalışıyoruz. Açıkçası kimsenin yaptığı başka bir organizasyonu gölgede bırakacağına inanmıyorum çünkü yukarıda da belirttiğim gibi bu organizasyonun amacı, yönetmenleri seyirci ile buluşturmak ve bu bir kadın filmleri festivali değil&#8230; Bir de afiş mevzusu var&#8230; Kadınsı bir yönetmen imajı, cinsiyetçi bulunmuş ancak kendi kişisel hayatımda da ben artık kadın gibi görülmemekten yıldım. Yani biz illa ki yönetici pozisyonlarındaysak, siyasetteysek, yönetmensek erkek gibi mi olmak zorundayız? Kendime kişisel olarak &#8220;kadın yönetmen&#8221; demeyi tercih etmem ama &#8220;kadın yönetmenler&#8221; derken zaten biz bir arada durmayı temsil etmek için kullanıyoruz yoksa şu an Türkiye&#8217;de sanat üretimi her alanda gitgide zorlaştı. Neden &#8220;Kadın Yönetmen&#8221; sorusu çok geliyor&#8230; Ama yukarıda da belirttiğim gibi bizi bu ayrıma götüren azınlıkta kalmamız oldu&#8230;</p>
<p><strong>Yeni projeleriniz neler?<br />
</strong>Kadın Yönetmenler Haftasının bu yıl üçüncüsünü İzmir&#8217;de festival olarak gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Tabi ki Konak Belediye Başkanı Abdül Batur ve Tunç Başkanımızın desteği bu nokta da önemli&#8230; İkinci uzun metraj filmimi gerçekleştirmek istiyorum. Otuz yaşına giren obez genç bir kadının hikayesini anlatacağım &#8220;Hiç Uyuyamadığım Gecenin Sabahı&#8221;nda ve alt alta bu filmlerin isimlerini yazdığınızda bir şiir oluşacak, Yağmurlarda Yıkansam, Hiç Uyuyamadığım Gecenin Sabahı&#8230; Filmlerimden bir şiir yazmak istiyorum, ömrüm, sağlığım yettiğince hikayelerimi anlatmaya devam etmek istiyorum&#8230; Hep yeni projelerim olacak&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/11/20/yapimcilar-kadin-yonetmenlere-guvenmiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Teknoloji film çekebilme ihtimallerimizi ve umudumuzu arttırdı!”</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/09/30/teknoloji-film-cekebilme-ihtimallerimizi-ve-umudumuzu-arttirdi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/09/30/teknoloji-film-cekebilme-ihtimallerimizi-ve-umudumuzu-arttirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 06:18:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=13209</guid>

					<description><![CDATA[Üçüncü kısa filmi “Tor” ile festivallerde güzel başarılar elde edeceğini düşündüğüm Ragıp Türk ile filmi ve kısa film dünyası üzerine konuştuk. İyi okumalar… Öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz?  Tabii ki. İstanbul Üniversitesi Sinema Tv. bölümü mezunuyum. Yaklaşık 12-13 yıldır sinema sektöründe yapım ve reji alanlarında çalışıyorum. Bütçe ve zamanı denkleştirince kısa filmler yapıyorum. Filmlerin arasında kaybolmayı, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üçüncü kısa filmi “Tor” ile festivallerde güzel başarılar elde edeceğini düşündüğüm Ragıp Türk ile filmi ve kısa film dünyası üzerine konuştuk. İyi okumalar…</p>
<p><strong>Öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Tabii ki.<strong> </strong>İstanbul Üniversitesi Sinema Tv. bölümü mezunuyum. Yaklaşık 12-13 yıldır sinema sektöründe yapım ve reji alanlarında çalışıyorum. Bütçe ve zamanı denkleştirince kısa filmler yapıyorum. Filmlerin arasında kaybolmayı, senaryolara dalmayı, müzikle uğraşmayı, yalnız kalmayı ve kitapları çok seviyorum. Futbol ve basketbol oynamaktan büyük keyif alıyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Senin için kısa filmin tanımı nedir?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Kısa film benim için; bir fikri, kısıtlı imkanlarla, kısıtlı zamanda, kısıtlı zamana sığdırıp film haline getirmek demek. Bu arada yanlış anlaşılmasın, kısıtlılık yaratıcılığın en temel motivasyonlarından biridir bence. Kısa filmin batma kaygısı küçük, fikri doğru iletme kaygısı büyüktür.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-13210 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-1024x576.jpg" alt="" width="613" height="345" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Foto1.jpg 1920w" sizes="(max-width: 613px) 100vw, 613px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Biraz Tor’dan ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Tor, benim Adana’da yaşadığım çocukluk dönemimdeki köpeğimizin adıydı. Toros’tu aslında ama biz kısaca Tor diyorduk. Bir gün yoldan geçen biri Tor’un boynuna bir şiş saplamış. Bir köşede bulduğumuzda kanlar içindeydi. Anneannem eski yöntemlerle tedavi etmeye çalıştı. Tor aylarca hasta yattı, ölmedi ama bir daha tam olarak kendine gelemedi, hayata küstü. Benim için çok trajik bir olaydı. Yaşamımda ve hayata bakışımda önemli değişikliklere yol açtı. Daha sonra 4-5 yıl önce sinemacı ve astrolog arkadaşım Cihan Barış Yazkan’ın dağ evindeki köpeği hastalandı. Kendisi şehirdeydi ve köpeklerini emanet ettikleri köylü komşuları, köpek iyileşsin diye tavuklarından birini kesip yedirmişti. Arkadaşım köpeğe baktığı için komşusuna arada maddi yardımda yapıyordu. Komşunun niyetini sorgulayarak başladığımız sohbet, doğal seleksiyon dışında bir canlıyı yaşatmak için başka bir canlıya kıymanın mantığı üzerine kadar geldi. Epey konuştuk. BunuN üzerine bir film olabileceğini tartıştık ve konu üzerine düşünmeye başladım. Yaklaşık iki yıllık bir süreçte senaryoyu yaşadığım bu olaylar çerçevesinde kurdum. Senaryoda kurduğum ana karakter Ayşe’nin anaç ve onurlu mücadelesi ile hayvan dostlarımın dili olma isteğim filmi çekmemin temel sebebi idi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13212 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-1024x768.jpg" alt="" width="659" height="494" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-1024x768.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-300x225.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-768x576.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-265x198.jpg 265w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-696x522.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-1068x801.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4-560x420.jpg 560w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Set4.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 659px) 100vw, 659px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong><strong>Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir, neler götürür?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Bence, henüz tam alışamasak da çok olumlu katkıları var ve olmaya devam edecek. Birincisi masraflarımız azaldı, film çekebilme ihtimallerimiz ve umudumuz arttı. Artık kameraya kolay ulaşıp, evde kurgu yapabiliyoruz. İkincisi ise izleyiciye ve yönetmenler olarak birbirimize ulaşmak için festivallere alternatif bir yol oluştu. İzleyiciyle dijital platformlar üzerinden direk temas edebiliyoruz. Bu çok güzel. Ben bu yoğun teknolojik gelişimin olumlu şeyleri götüreceğini pek düşünmüyorum. Götürse götürse gelenekçilerin kökleşmiş yapılarını götürür. Bu da bence çok güzel.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Direkt olarak her şeyiyle kendime örnek aldığım bir isim yok. Her ustanın ayrı bir özelliğini beğeniyor ve örnek alıyorum. Yolun başlarında biraz işçi arı gibi olmak, çok çiçek dolaşmak gerektiği kanaatindeyim. Sinemasını sevdiğim yönetmenleri düşününce yerlilerden filmleriyle Metin Erksan, Yılmaz Güney, Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan öne çıkıyor ama benim sinema algımın gelişmesinde en büyük etken Mehmet Eryılmaz’dır. Yabancılardan sinemasını sevdiğim çok isim var ama aklıma ilk gelenleri söyleyeyim; Alexander Sokurov, Akira Kurosawa, Andrey Tarkovsky, Alejandro Jodorowski, Andrei Konchalovsky, John Cassavates, Luis Bunuel, Lars von Trier, Sergio Leone, Robert Bresson ve hepsinin biraz önünde Tarr Bela.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13211 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-724x1024.jpg" alt="" width="646" height="913" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-724x1024.jpg 724w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-212x300.jpg 212w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-768x1086.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-696x984.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-1068x1511.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg-297x420.jpg 297w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/09/Tor-afiş-Jpeg.jpg 1588w" sizes="auto, (max-width: 646px) 100vw, 646px" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong><strong>Türkiye’deki kısa film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Filmleriyle çok festival gezmiş, çok ödül alıp gösterimden gösterime koşmuş biri değilim açıkçası. Bu sebeple organizasyon sıkıntıları veya yaklaşımlarla ilgili bir şeyler söylemem olumsuz duyumları aktarmaktan öteye gitmez. Ama film festivalleri konusunda kişisel olarak neler yaşadığımı ve hissettiğimi paylaşayım sizinle. Belki ilk kez filmini festivallere gönderecek yönetmen arkadaşlara da bazı fikirler verir. İlk filmim ’Bir Kelebeğin İntihar Denemeleri’nde, bir kaç bağımsız festival ödülü dışında çok olumsuz dönüşler aldım. Film festivalleri dünyasında neler olup bittiğini pek bilmiyordum. Böyle olunca kendimi çok sorguladım. Yetersiz olduğumu hissedip, umutsuzluğa kapıldım. Ben bu işi beceremiyorum, bir daha film yapmam diyordum. Bir süre sonra filmi internette paylaştım. Film bir yıl içinde yüz elli bin civarında izlenmeye ulaştı. Deneysel ve sürreal bir kısa film için büyük bir rakamdı. Daha sonra Youtube sansür uyguladığı için kızıp filmi kaldırdım ama bu süreçte yerli, yabancı sinema alanında etkin insanlardan da, halktan izleyicilerden de çok güzel dönüşler aldım. Önemli ustalar filmimi izledikten sonra benimle görüşüp, devam etmem konusunda telkinlerde bulundu, destek oldu. Hepsine minnettarım. Bu da bende tekrar bir umut ışığı yaktı. Böylece, festivallerin bir filmin iyi ya da kötü olduğu konusunda belirleyici bir unsur olmadığını kanıksadım. Kafam da daha bir rahatladı ve özgürleşti açıkçası. Biliyorum ki festivallerde pek ilgi görmemiş taş gibi filmler olduğu gibi, gösterim ve ödül listesi kabarık çok kötü filmler de var. İkinci filmim ’Harun Diye Bir Adam’ın festival süreci de ilkinden çok faklı olmadı. İlk filmde inancım sarsıldığı için çok da peşine düşüp sağa sola göndermedim açıkçası. Zaten çekmeye başlamadan önce çok oyuncu ile çalışmak, dar mekanda çatışması yüksek bir film denemek istiyordum. Festivallerden ve izleyicilerden daha çok kendim kendimi görmek istiyordum. Kısa filmde böyle lüksleriniz olabiliyor. Amacı doğrultusunda verimli geçti. Yakın zamanda internette paylaşacağım, bu beni daha çok heyecanlandırıyor inanın. ‘Tor’da neler olacak bilmiyorum. Yine elimden geldiğince seçici davranıp festivallere başvurular yapıyorum. Filmim izlensin, üzerine konuşulsun, düşünülsün, eleştirilsin istiyorum ama açıkçası ülkemizdeki çoğu festivalin bana adalet duygusunu hissettirmediğini söyleyebilirim. Ama içim rahat. İnanıyorum ki adalet terazisi şaşmış her şey yıkılmaya mahkumdur ve zaman her şeyi er ya da geç hak ettiği yere koyar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim&#8230;</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong>Şu ana kadar elimden geldiğince iyi olmalarına gayret ederek 3 kısa film yaptım. Ama artık bir uzun metraj film çekme isteği de içimde epey büyüdü diyebilirim. Kendimi uzun metraj bir filmle sınamak istiyorum. Üzerine çalıştığım bir projem var. Onu gerçekleştirmek için harekete geçtik. Umarım yolumuz açık olur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/09/30/teknoloji-film-cekebilme-ihtimallerimizi-ve-umudumuzu-arttirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Beni besleyecek karakterlerin olduğu işleri kabul ediyorum!”</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/09/27/beni-besleyecek-karakterlerin-oldugu-isleri-kabul-ediyorum/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/09/27/beni-besleyecek-karakterlerin-oldugu-isleri-kabul-ediyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Sep 2019 06:37:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=13184</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Kız Kardeşler&#8221; ve &#8220;Bağlılık &#8211; Aslı&#8221; bu yılın en çok konuşulan filmlerinden oldu. Bu iki filmde de çok önemli, kilit rolleri canlandırıyorsun. Başlamadan önce okuyucularımız biraz seni tanısın istiyorum. Bize kendinden bahsedebilir misin?   1997’de İstanbul’da doğdum. 8 yaşımda oyunculuğa tiyatroyla başladım. Zamanla kamera önüne kaydım ve oyunculuğu işim olarak hayatımın merkezine almaya karar verdim. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Kız Kardeşler&#8221; ve &#8220;Bağlılık &#8211; Aslı&#8221; bu yılın en çok konuşulan filmlerinden oldu. Bu iki filmde de çok önemli, kilit rolleri canlandırıyorsun. Başlamadan önce okuyucularımız biraz seni tanısın istiyorum. Bize kendinden bahsedebilir misin?  </strong></p>
<p>1997’de İstanbul’da doğdum. 8 yaşımda oyunculuğa tiyatroyla başladım. Zamanla kamera önüne kaydım ve oyunculuğu işim olarak hayatımın merkezine almaya karar verdim. İlk olarak Av Mevsimi filmiyle sinemayla tanıştım sonrasında Nefesim Kesilene Kadar filmiyle Altın Koza, Sadri Alışık ve Uçan Süpürge film festivallerinden ‘Umut Veren Kadın Oyuncu’ ödüllerini aldım. 2015-2019 yıllarında Kadir Has Üniversitesi oyunculuk bölümünde okudum ve geçtiğimiz Haziran’da mezun oldum. 2018 yılında Kız Kardeşler ve 2019’da Bağlılık Aslı filmlerinde oynadım. Kız Kardeşler filmiyle İstanbul Film Festivali ve Uluslararası Batum Film Festivali’nden en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandım.</p>
<p><strong> Altın Koza Film Festivali&#8217;nde &#8220;Nefesim Kesilene Kadar&#8221; filmiyle umut veren genç kadın oyuncu ödülü aldığında böylesine önemli filmlerde önemli rollerde olacağını hissetmiş miydin? Kariyer planlaması yaparken nelere dikkat ediyor, kimlerden yardım alıyorsun?</strong></p>
<p>Aslında kariyerimin böyle gelişeceğini çok da ön görmemiştim. Ödül aldıktan sonra bir süre beni heyecanlandıran işler pek gelmedi açıkçası o yüzden gerçekten içinde yer almak istediğim bir işin gelmesini bekledim. Aslında kariyer planlamamı da böyle yapıyorum. Beğendiğim yönetmenlerin ve beni besleyecek karakterlerin olduğu işleri kabul ediyorum. Bu parametreler doğrultusunda işi tarttığımda beni geliştireceğine ve severek yapacağım bir iş olduğuna ikna olduğumda, kabul ediyorum.</p>
<p><strong>Emin Alper’in “Kız Kardeşler” filmini kabul etme nedenlerini öğrenebilir miyiz? Taşrayla bir geçmişin bir ilişkin oldu mu şimdiye dek yoksa bol bol gözlem yaparak, filmler izleyerek mi hazırlandın bu role?</strong></p>
<p>Ben Emin Alper’i zaten çok beğenerek takip ediyordum ayrıca Nurhan karakteri oldukça derin ve zengin bir karakterdi o yüzden kabul etme kararım çok hızlı oldu.</p>
<p>Taşrayla ilgili çok bir deneyimim yoktu aslında. Ben İstanbul’da doğdum büyüdüm keza annem ve babam da İstanbul’da doğup büyümüşler. O yüzden taşra yaşamı hakkında neredeyse hiçbir deneyimim yok. O yüzden bol bol izledim, dinledim, hayal etmeye çalıştım. Şive konusunda babamızı oynayan Müfit Kayacan ve yönetmenimiz Emin Alper çok yardımcı oldular aynı zamanda onların yaşadıklarından ve tecrübelerinden de faydalandım.</p>
<p>Ayrıca çekim mekanımızın kaldığımız yere 1,5 saat uzaklıkta olması, dağa çıktığımızda her şeyden soyutlanmış bir atmosfere girmemiz, sarp kayalıkların yarattığı his ve çekim yaptığımız köydeki daha birçok fiziki koşul, karakterime hazırlığımın büyük bir parçası oldu.</p>
<p><strong>Emin Alper sinemamızda taşrayı iyi tasvirleyen, önemli bir yönetmen. Set ortamı nasıldı?</strong></p>
<p>Aslında coğrafik olarak zor koşullarda çalıştık. Her gün 1,5 saat gidiş, 1,5 saat dönüş olmak üzere günde toplam 3 saat yol gittik set için. Tepeye çıktığımızda iklim koşulları zorlayıcıydı ama tüm bunlara rağmen çekim öncesi yaptığımız provaların yardımıyla ve Emin Alper’in setteki pozitif ve motive edici tutumu sayesinde tüm bu zorlukların üstesinden keyifle geldik.</p>
<p><strong>Kanımca, Semih Kaplanoğlu ülke sineması için önemli yönetmenlerden biri. Böylesine usta bir isimle çalışmak seni heyecanlandırdı mı? Sette nasıl biri Kaplanoğlu?</strong></p>
<p>Tabii ki çok heyecanlandım. Semih Kaplanoğlu oldukça tecrübeli ve yaptığı işlerin başarısını aldığı uluslararası ödüllerle kanıtlamış bir yönetmen. Tecrübesinin de getirdiği kendinden emin bir tavrı var sette, ne görmek istediğini çok iyi biliyor ve büyük bir ciddiyetle istediğini alabilmek için çalışıyor. Benim için Semih Kaplanoğlu’yla çalışmak büyük bir tecrübeydi.</p>
<p><strong>“Bağlılık-Aslı” filmindeki Gülnihal’i canlandırırken hangi donelerden faydalandın? Gülnihal nasıl çıktı ortaya?</strong></p>
<p><strong> </strong>Gülnihal’i çözmek için anneliği çözmek çok önemliydi. Filme kadar hiç bebeklerle bir tecrübem olmamıştı o yüzden filmimizde oynayan Almila bebekle bolca prova yaptım. Anne olmak ne demektir, bebekle anne arasında nasıl bir bağ olur gibi başlıkları inceledim.</p>
<p><strong>Sence Nurhan ile Gülnihal arasında ne gibi benzerlikler var?</strong></p>
<p>Temelde ikisi de bakıcı. Başka birinin çocuğuna bakmakla ilgili çok farklı hisleri olsa da içinde bulundukları durumlar benzer. İkisi de çok istemeseler de daha iyi bir hayat, daha iyi bir gelecek için çocuk bakmak durumundalar.</p>
<p><strong>Senin için tiyatronun da ayrı bir yeri var. Oyunculuk konusunda sahneler mi yoksa setler mi seni daha çok beslemekte?</strong></p>
<p>İkisinin de yeri ayrı bende. Tiyatroda daha fazla deneme imkanı olduğu için deneyimlerimden öğrenme imkanım daha fazla oluyor. Setlerde ise usta yönetmenlerle karakterler üzerine çalışmak ve pratik çözümler üretmek oyunculuğu oldukça besleyici bence.</p>
<p><strong>Bir oyuncu olarak son dönem Türk sinemasını nasıl değerlendiriyorsun? Dünya çapında gerektiği yeri bulabildi mi sence?</strong></p>
<p>Bence iyi filmler yapılıyor tabi ki çok daha fazla olabilir çünkü Türkiye’de birçok yetenekli yönetmen ve oyuncu var. Ben Türkiye sinemasının dünya çapında bir yeri olduğunu da düşünüyorum. Uluslararası festivallerde ülkemizi temsil eden, hatta ödüllerle dönen çokça yönetmen var. Gelecekte de başarımızın artarak devam edeceğine inanıyorum.</p>
<p><strong>Artık kalıplaşmış bir festival filmi / gişe filmi tartışması mevcut. Sen bu yakıştırmalar hakkında ne düşünüyorsun?</strong></p>
<p>Aslında maalesef böyle bir ayrım yapmak durumunda kalıyoruz sanırım. Gişe filmleri daha fazla seyirciye ulaşabilmek için iş yapması garanti olan temaları işliyor ve işlediğini gördükçe çok benzer konuları ele almaya devam ediyor. Aynı şekilde daha popüler oyuncular tercih ediliyor. Bir süre sonra da gişe filmleri kısır bir döngüye giriyor maalesef. Ama bağımsız filmlerin kaygıları daha farklı. Başka hikayeler anlatıyorlar, başka oyuncularla çalışıyorlar. Bu yüzden arada bir fark var evet.</p>
<p><strong>Hayalindeki rol nedir?</strong></p>
<p>Güzel yazılmış, canlandırılmayı bekleyen tüm roller.</p>
<p><strong>Bundan sonraki projeler hakkında biraz bilgi alabilir miyiz?</strong></p>
<p>Ağustos ayında Serkan Keskin ile Ziya Demirel’in ilk uzun metrajı Ela ile Hilmi ve Ali filminde başrolleri canlandırdık. Önümüzdeki dönemde ise kesinleşmiş bir projem yok.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/09/27/beni-besleyecek-karakterlerin-oldugu-isleri-kabul-ediyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Festivallerin temel sorunu yarışma kategorilerinin net bir şekilde ayrılmamasıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/06/30/festivallerin-temel-sorunu-yarisma-kategorilerinin-net-bir-sekilde-ayrilmamasidir/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/06/30/festivallerin-temel-sorunu-yarisma-kategorilerinin-net-bir-sekilde-ayrilmamasidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Jun 2019 08:31:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=12504</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi&#8217;nde düzenlediğimiz bir kısa film workshopunda tanıştığımız Naz Melis Özdil&#8217;in festivallerde başarı elde ettiği &#8220;Orada Bir Yer&#8221; iyi bir belgesel. Deneysel bir anlatımla Dziga Vertov&#8217;a da selam çakan çalışma, kırsal ile kentselin çatışmasını tersten okuyor. Bu kez sorularımı filmin yönetmeni Naz Melis Özdil&#8217;e yönelttim. İyi okumalar&#8230; Öncelikle biraz kendinden bahseder misin? Tabii ki. İsmim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Üniversitesi&#8217;nde düzenlediğimiz bir kısa film workshopunda tanıştığımız Naz Melis Özdil&#8217;in festivallerde başarı elde ettiği &#8220;Orada Bir Yer&#8221; iyi bir belgesel. Deneysel bir anlatımla Dziga Vertov&#8217;a da selam çakan çalışma, kırsal ile kentselin çatışmasını tersten okuyor. Bu kez sorularımı filmin yönetmeni Naz Melis Özdil&#8217;e yönelttim. İyi okumalar&#8230;</p>
<p><strong>Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?</p>
<p></strong>Tabii ki. İsmim Naz Melis Özdil. İlk olarak İstanbul Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünden mezun oldum ve İstanbul’un en iyi otellerinden birinde staj yaptım. Stajım bittiğinde turizm ve otelciliği gerçekten sevdiğimi ama ruhumu, kendimi ortaya koyamadığımı ve yaratıcılığımı geliştiremediğimi fark ettim. Sanata çok bağlı bir birey olarak sanatsal üretimde bulunmam gerektiğine inandım ve bu doğrultuda tekrar İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünü kazandım. Artık 7. Sanat olan sinema ile istediğim, hayal ettiğim üretimlerde bulunabilecektim. Okulum ve hocalarım sayesinde Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünün hem kuramsal, hem de pratik yönünü öğrendim. Fakültemiz radyosu Radyo İletişim’de 3 yıl çalıştım ve aynı zamanda radyo programı yaptım. Televizyon ile ilgili program formatları ürettim. Çeşitli kısa film projelerinde görev aldım. İlk sinema üretimim belgesel film ‘’Orada Bir Yerde’’yi mezuniyet projem kapsamında çektim. 2018 yılında Radyo, Televizyon ve Sinema bölümü ikincisi olarak mezun oldum. Hemen arkasından İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo, Televizyon ve Sinema Anabilim dalında yüksek lisansa başladım. Şu an yüksek lisans eğitimime devam ediyorum ve doktora eğitimim için hazırlıklarımı yapıyorum. Teori ile pratiğin birbirine eklemlenerek ilerlediği bir sinema üretimini kendime ilke edindim. Üretimlerimi bu ilke doğrultusunda gerçekleştiriyorum ve gerçekleştireceğim.</p>
<p><strong> </strong><strong>Senin için kısa filmin tanımı nedir?</strong></p>
<p>Bu soruya ilk olarak kısa filmin değil, filmin benim için ne demek olduğu sorusu ile başlamak istiyorum. Sinema, hem görselin hem de işitselin bir araya geldiği, hareketi kaydeden, onu mühürleyen bir sanat. Sinemanın gücü tam bu noktada devreye giriyor. Görsel ve işitsel unsurlar başarılı bir şekilde bir araya getirildiğinde söylenmeyen sözler, fikirler, hisler, eylemler ortaya çıkarılmış oluyor. Böylece sinemanın ima etme ve gösterme gücü ortaya çıkıyor. Bu noktadan hareketle kısa film benim için kısıtlı bir süre zarfında anlatılmak istenilenin görsel ve işitsel unsurları yerinde, doğru ve ölçülü olarak kullanıldığı, net ve yalın ama bir o kadar da şiirsel bir sinema dilinin yaratıldığı yapımlardır. Bütün bu unsurlar bir araya geldiğinde kısa süre içinde izleyici üzerinde uzun bir etki yaratılmış olunuyor: Kısa film, uzun etki&#8230;</p>
<p><strong> </strong><strong>Biraz &#8220;Orada Bir Yerde&#8221;den ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</strong></p>
<p>Belgesel filmim ‘’Orada Bir Yerde’’ önemli sinema kuramcısı ve belgesel film yönetmeni Dziga Vertov’a ait şu sözle başlıyor: ‘’Kulak gizlice gözetlemez, göz kulak misafiri olmaz.’’ Bu söz aslında izleyiciyi film süresince neyin beklediğini açılışta özetliyor. Kentleşmenin hızla devam ettiği, nüfusun ve betonlaşmanın arttığı, trafiğin, çeşitli ekolojik sorunların çoğaldığı günümüz toplumunda bize hem yakın, hem de uzak olan ‘’Orada bir yerde’’ hayatını sürdüren bir çiftçinin varolma öyküsünü anlatıyor. Belgeseli çekme nedenim tam olarak olarak bu. Yapılan işi ve emeği kamera aracılığıyla gözlemlerken, aynı zamanda belgeleyerek zamanda bir iz bırakmak istedim. Ayrıca sinema kesinlike kolektif bir süreç. Belgesel yapım süresi boyunca daima yanımda olan, destekleyen, emek veren proje danışmanım ve hocam Dr. Öğr. Üyesi İlkay Nişancı’ya ve ekip arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12503 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-724x1024.jpg" alt="" width="650" height="919" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-724x1024.jpg 724w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-212x300.jpg 212w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-768x1086.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-696x984.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-1068x1511.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-297x420.jpg 297w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/OBY_Poster_01_TR_v2@300x-100-1920x2716.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p><strong>Sence hızla gelişen teknolojinin kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?</strong></p>
<p>Bu soruyu sinema sektörü ve izleyiciler açısından iki şekilde ele alabiliriz. Sinema sektörü açısından sinema üretim süreci kolaylaştı. Gelişen teknoloji ile artık sadece cep telefonu ile çekim yapmak olanaklı hale geldi. Maliyetler belirli bir oranda düştü. Kısa film üretiminde bulunmak daha az maliyetli ve pratik bir hale geldi. İzleyici açısından ise gelişen teknoloji sonucunda üretilen yapımlar cep telefonu, tablet ve laptop gibi taşınabilir cihazlar üzerinden izlenmeye başlandı. Böyle olunca sinemacılar film çekim aşamasında izleyicinin net olarak algılayabileceği daha çok yakın plan ağırlıklı yapımları tercih etmektedir. Bir götürü olarak ele alabilirsek sinemanın veya görsel- işitsel yapımların taşınabilir cihazlarla izlenmesi neticesinde teknolojinin izleyicileri bireyselleştirdiğini düşünüyorum. Büyük resme bakarsak dijitalleşme süreci ile pozitif anlamda bir dönüşümün söz konusu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?</strong></p>
<p>Sinema tarihi içinde yer edinmiş her yönetmen, her yapım çok değerli. Sinema dilini, sinematografisini, kurgusunu, sinema ritmini, estetiğini ve sanat yönetimini beğendiğim, referans aldığım yabancı yönetmenler Ingmar Bergman, Andrei Tarkovsky, Jean-Luc Godard, Sergei Eisenstein, Dziga Vertov, Luis Bunuel ve Abbas Kiyarüstemi. Yerli yönetmenler ise Reha Erdem, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim, Ömer Lütfi Akad ve  Metin Erksan.<br />
Sinemanın yanı sıra resim sanatının da sinemaya bakışım ve sinematografi anlayışım üzerinde etkisi oldukça fazla. Kendim resim yaptığım gibi resim sanatı içerisinde Vincent Van Gogh, Edvard Munch, Salvador Dali, Leonardo Da Vinci, Michelangelo, Rembrandt, Wassily Kandinsky, Kazimir Malevich, Jackson Pollock, Edward Hopper ve daha sayamayacağım bir çok ressamın ve resim akımın üzerimde, görüşlerimde çok fazla etkisi var. Ayrıca işitsel yönümü ve ritim duygumu geliştirmek için piyano eğitimi alıyorum. Sanatın çeşitli dalları ile sinema dünyamı geliştirip destekliyorum.</p>
<p><strong>Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</strong></p>
<p>Türkiye’de film festivallerinin sponsor bulma vb. maddi konularda zorluk yaşadığını düşünüyorum. Var olan festivallerde ise temel sorun, yarışma kategorilerinin net bir şekilde ayrılmamasıdır. Örneğin festivallerde belgesel film kategorisi tek bir kategori olarak ayrılmakta ve bu kategorinin içine kısa, orta ve uzun metrajlı filmler dahil edilmektedir. Kısa, orta ve uzun metrajlı filmlerin ‘’En İyi Kısa Belgesel Film’’ vb. şekilde ayrılarak ayrı kategorilerde ele alınması ve değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Aynı zamanda bu kategoriler içinde öğrenci ve profesyonel yapımlar birlikte yer almaktadır. Profesyonel yapımlar belirli bir maddi destek ve fon ile yola çıkarken, öğrenci yapımları çok kısıtlı bütçeler ile film yapım sürecini gerçekleştirmektedir. Profesyonel yapımlar ile öğrenci yapımları da kesinlikle ayrı kategorilerde değerlendirilmelidir ve şartlar eşitlenmelidir. Bir başka açıdan festival film başvurusunda minimum süre konulması kısa film başvurularını engellemektedir. Sinema Eserlerine İlişkin Kayıt Tescil Belgesi de öğrenciler için bir başka engel olmaktadır. Filmin tescil edilmesi için alınan bu belgenin ücreti öğrenciler için yüksek bir meblağdadır. Yeni kanunla Sinema Eserlerine İlişkin Kayıt Tescil Belgeniz yoksa, filminiz festivallerde +18 kategorisinde (+18 olmamasına rağmen) gösterilmektedir. Son olarak değerlendirme aşamasında uzun metrajlı filmlere daha çok emek harcandığı, kısa metrajlı filmlere ise daha az emek harcandığı yönünde bir görüş mevcut. Değerlendirme aşamasında kısa filmin yarattığı uzun etki unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim&#8230;</strong></p>
<p>Yüksek lisans eğitimimi tamamladıktan sonra doktoraya başlamak hedefindeyim. Akademik kariyerimi sürdürürken bir yandan da edindiğim teorik bilgilerin ışığında pratikte belgesel filmler üretmek istiyorum. Şu an yeni belgesel film projem üzerinde çalışmalara devam etmekteyim. İleride izleyicinin film izleme sürecinde aktif olduğu interaktif anlatıya sahip bir belgesel üretmeyi planlıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/06/30/festivallerin-temel-sorunu-yarisma-kategorilerinin-net-bir-sekilde-ayrilmamasidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amerika&#8217;da bir Türk kadın korku yönetmeni: Özlem Altıngöz</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/01/24/amerikada-bir-turk-kadin-korku-yonetmeni-ozlem-altingoz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/01/24/amerikada-bir-turk-kadin-korku-yonetmeni-ozlem-altingoz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Jan 2019 10:34:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Özlem Altıngöz]]></category>
		<category><![CDATA[uzun filmin kısası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11680</guid>

					<description><![CDATA[&#160;  Mersin’de doğup büyüyen Özlem Altıngöz, 2016 yılında yönetmenlik eğitimi almak için New York Film Akademisi’ne başlamış. Eğitim süreci boyunca yapımcı, yapım koordinatörü, senarist, yardımcı yönetmen olarak çeşitli projelerde çalışan Altıngöz,  “Daughter of the Lake” ve &#8220;Birth&#8221; adında çektiği 2 kısa film ile pek çok dalda birçok ödül kazanmış. Özellikle &#8220;Birth&#8221; adlı kısa film gerek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong>Mersin’de doğup büyüyen Özlem Altıngöz, 2016 yılında yönetmenlik eğitimi almak için New York Film Akademisi’ne başlamış. Eğitim süreci boyunca yapımcı, yapım koordinatörü, senarist, yardımcı yönetmen olarak çeşitli projelerde çalışan Altıngöz,  “Daughter of the Lake” ve &#8220;Birth&#8221; adında çektiği 2 kısa film ile pek çok dalda birçok ödül kazanmış. Özellikle &#8220;Birth&#8221; adlı kısa film gerek başarılı yönetimi gerekse muadillerinden eksik kalmayan görsel efektleri ile sevdiğim bir korku kısası oldu. Özlem Altıngöz gibi cesur ve yetenekli bir Türk kadınının Amerika&#8217;da bu başarıya ulaşması bana oldukça gurur verdi, duygulandırdı. Eminim ki, ilk uzun metrajıyla başarısının çapını daha da genişletecek. Sorularımı bu kez <a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11681" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012.jpg" alt="" width="819" height="1024" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012.jpg 819w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012-240x300.jpg 240w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012-768x960.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012-696x870.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/image012-336x420.jpg 336w" sizes="auto, (max-width: 819px) 100vw, 819px" /></a>Özlem Altıngöz cevapladı. İyi okumalar&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sinemaya olan ilgin ne zaman ve nasıl başladı?</strong></p>
<p>İlkokuldayken, genellikle babamın İstanbul&#8217;daki ofisini ziyaret ediyordum ve bir gün ünlü bir Türk yönetmeninin o bölgede bir televizyon dizisi çektiğini duydum. Onları izlemek istedim ve prodüksiyon ekibinden  izin aldım. O gün, bir rüya gibiydi. Oyuncularla konuştum, sahne çekimlerinin gidişatını izledim ve bu olay yönetmen olmayı düşünmemi sağladı. Bu hayalimle lisede bir radyo ve televizyon programında okumaya karar verdim ve ünlü aktörlerden tiyatro dersleri almaya başladım. Böylece, ünlü film yıldızlarıyla tanıştım ve kendi filmlerimi yönetmemi istediler ve yolculuğum başladı.</p>
<p><strong>Amerika’ya gitme sürecinden biraz bahsedebilir misin?</strong></p>
<p>2015&#8217;de Los Angeles&#8217;a geldim çünkü Hollywood&#8217;un ve filmlerin kalbi burası. New York Film  Akademisi Los Angeles’dan Mayıs 2018&#8217;de mezun oldum. Ön lisansım ve Film  Güzel Sanatlar diplomam var. Şu an film kariyerim burada devam etmekte. Güzel projelerle insanların karsısına başarılı bir Türk yönetmen olarak çıkmayı istiyorum.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/poster-200x300.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11683" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/poster-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a></p>
<p><strong>Amerika ve Türkiye arasında çalışma şartları bakımından ne gibi bir karşılaştırma yapabilirsin?</strong></p>
<p>Amerika&#8217;da dünyanın bir çok yerinden gelmiş, orada hayalini gerçekleştirmek isteyen  binlerce insan var. Tabii ki Amerika’da çalışma şartları ve düzen oldukça farklı. Başka ülke,yabancı dil, bambaşka insanlar,  deneyimler, profesyonellik, düzen, planlama vs.. Uyum sağlamak için  emek vermek lazım ve ben bunu başardığıma inanıyorum. Hala da elimden geldiğinin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Türkiye&#8217;de gece gündüz durmaksızın çekim yapılırken Amerika&#8217;da saat kuralı vardır. Her şey planlı ve organize edilmiş olarak çekilir. Oyuncuların en büyük özelliği her zaman kendilerini geliştirmesidir. Ama bu durum Turkiye&#8217;de çok dikkate alınmıyor. Örneğin Türkiye&#8217;de ünlü oyuncuların çoğu mankenlikten gelmekte. Bu durum Amerika&#8217;da eğitime ve oyuncunun kabiliyetine dayanır. Bir de Amerika&#8217;da teknoloji gelişmiş düzeyde. Post prodüksiyon ve görsel efekt konusunda çok başarılılar.</p>
<p><strong>Korku sinemasına olan merakın nasıl başladı? En sevdiğin korku yapımları ve yönetmenleri hangileri?</strong></p>
<p>Çocukluğumda ilk izlediğim korku filmi &#8220;13.Cuma&#8221; idi. Çok büyük zevk adlim izlerken. Hikaye, görsel efektler, o heyecan verici gerilim sahneleri benim ilgimi çok çekmişti. Küçüklüğümden beri kameraya karşı hep ilgim vardı. Sürekli yaratıcı bir film yapmak isterdim. Gerçek hayatta kandan korkan birisiyim, fakat filmlerimde hep kanlı sahneleri ve o efektleri yapmayı hep denemek isterdim. En sevdiğim korku filmi yönetmeni James Wan, &#8220;The Conjuring&#8221;, &#8220;Saw&#8221; ve &#8220;Insidous&#8221; da dahil olmak üzere bazı önemli korku filmleri yaptı. Ben her zaman onun güçlü fikirlerini takip edip, onun gibi bir yönetmen olmak istiyorum. Ve tabii ki benim bazı favorilerim var; &#8220;Halloween&#8221;, &#8220;The Exorcist&#8221; gibi&#8230; Ayrıca Alfred Hitchcock&#8217;un tüm filmlerini severim. Filmlerinde mükemmel yüksek gerilim sahneleri yarattığı için&#8230;</p>
<p><strong>Korku türünde genelde kadın yönetmen görmek çok zor? Bu işlere başlarken ne gibi çekincelerin oldu?</strong></p>
<p>Los Angeles&#8217;ta yaşıyorum ve açıkça en zor kısmın, izin, sigorta, ekipman kiralama, güvenilir bir ekibi işe alma gibi Hollywood film yapım kuralları olduğunu söyleyebilirim. Bütçeniz en önemli şeydir çünkü para sayesinde filmlerinizi yaparsınız. Hayalinizi gerçeğe dönüştürmek için bir tutkunuz o olması gerekir.</p>
<p><strong>“Daughter of the Lake” ve “Birth” filmlerini izledim. Özellikle de “Birth” hem yönetim hem de görsel efekt konusunda oldukça beğendiğim bir çalışma oldu. Biraz “Birth”ten ve onu çekme sebebinden bahseder misin?</strong></p>
<p>Yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Çocukken, ünlü yönetmen Roman Polanski&#8217;nin çektiği &#8220;Rosemary&#8217;s Baby&#8221; adlı harika bir korku filmi gördüm. Filmden gerçekten etkilendim ve yıllar sonra bu filmi modern bir şekilde nasıl yapabileceğimi düşündüm ve &#8220;Birth&#8221;ü çektim. Süreç yoğun, yorucu ve eğlenceli geçti. Gerek on hazırlık, gerek çekim aşamaları derken cok güzel bir serüven ve tecrübe oldu benim için.</p>
<p><strong>Filmlerinle ilgili festivallerden ve seyircilerden nasıl tepkiler geliyor? Ne gibi sonuçlar çıkarıyorsun bunlardan?</strong></p>
<p>Film festivallerinde oldukça olumlu tepkiler aldım. İnsanların gerçekten benim filmi beğenerek ve zevkle izlediklerini gözümle gördüm. Film gösterimi sonrasında festivallerde Q&amp;A dediğimiz soru-cevap kısmında da filmim hakkında merak ettikleri soruları cevapladım. Bu film festivali serüvenim hala devam etmektedir.</p>
<p><strong>Biraz da gelecek planlarından bahseder misin? Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun mesela?</strong></p>
<p>Bir uzun metraj korku/slasher filmi planlamak istiyorum. Şu an ünlü Hollywood korku filmi “Happy Death Day” filminin yazarı Scott Lobdell ile çalışma sürecindeyiz. Yakın zamanda  senaryo çalışmasına başlanacaktır. Kendi eserimi yaratıcılığımı üst düzeyde kullanarak yapacağım! Filmde çok fazla kan olacağını kesinlikle söyleyebilirim. Yılda iki kez Türkiye’ye seyahat ederim. Çünkü ailem ve yakın arkadaş çevrem orada. Ben bir bağımsız filmciyim. Türkiye, Amerika ve Avrupa içinde film  çalışmaları yapıp ülkemi gururla genç bir yönetmen olarak temsil etmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/01/24/amerikada-bir-turk-kadin-korku-yonetmeni-ozlem-altingoz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batuhan Kurt: Belgesel insanoğluna özünü hatırlatıyor!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2019/01/08/batuhan-kurt-belgesel-insanogluna-ozunu-hatirlatiyor/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2019/01/08/batuhan-kurt-belgesel-insanogluna-ozunu-hatirlatiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jan 2019 13:02:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Batuhan Kurt]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kurbağa avcıları]]></category>
		<category><![CDATA[uzun filmin kısası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11574</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Kurbağa Avcıları&#8221; ve &#8220;Hudut&#8221; adlı belgeselleriyle dikkatleri üstüne çeken yönetmen Batuhan Kurt bu kez konuğum&#8230;   Öncelikle biraz kendinden bahseder misin? 1991, Edirne doğumluyum. Küçük yaşlardan itibaren sinemaya karşı her zaman çok ilgiliydim. Lise eğitimim devam ederken FilmTurkey isimli bir projede sinema üzerine eğitim aldım. Bu proje kapsamında ‘Bahar’ isimli bir belgesel çektim ve birçok [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kurbağa Avcıları&#8221; ve &#8220;Hudut&#8221; adlı belgeselleriyle dikkatleri üstüne çeken yönetmen Batuhan Kurt bu kez konuğum&#8230;</p>
<p><strong> <a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/KURBAĞA-AVCILARI-22mb-AFİŞ.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11576" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/KURBAĞA-AVCILARI-22mb-AFİŞ.jpg" alt="" width="567" height="810" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/KURBAĞA-AVCILARI-22mb-AFİŞ.jpg 567w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/KURBAĞA-AVCILARI-22mb-AFİŞ-210x300.jpg 210w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/KURBAĞA-AVCILARI-22mb-AFİŞ-294x420.jpg 294w" sizes="auto, (max-width: 567px) 100vw, 567px" /></a></strong></p>
<p><strong>Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?</strong></p>
<p>1991, Edirne doğumluyum. Küçük yaşlardan itibaren sinemaya karşı her zaman çok ilgiliydim. Lise eğitimim devam ederken FilmTurkey isimli bir projede sinema üzerine eğitim aldım. Bu proje kapsamında ‘Bahar’ isimli bir belgesel çektim ve birçok başarı elde ettim. Ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı Bölümünü kazandım ve buradan mezun oldum. Eğitim hayatım devam ederken birçok kısa film ve belgesel çalışması gerçekleştirdim. Ayrıca kurumsal firmalara reklam çalışmaları yaptım. Bulgaristan’da ve Türkiye’nin çeşitli illerinde atölyelerde sinema üzerine eğitimler verdim. 2016 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle ‘Hudut’ isimli bir belgesel çektim. 2018 yılında da ‘Kurbağa Avcıları’ isimli bir belgesel çektim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Senin için belgeselin tanımı nedir?</strong></p>
<p>Belgesel, içinde yaşadığımız toplumun kültürel değerlerinin, yaşam biçimlerinin ve insan ilişkilerinin estetize edilmiş bir anlatım şekliyle ve sinemanın araçlarıyla ele alınmasıdır. Temel unsurumuz şeffaf ve tarafsız olarak gerçekleri anlatmak&#8230; Bugün çektiğimiz her şey geleceğe önemli bir belge olarak kalacak. Hayatlar değişiyor ve dönüşüyor. Hayat o kadar hızlı akıyor ve her şey o kadar hızlı değişiyor ki, 20 yıl önce nerede olduğumuzu hatırlayamıyoruz. İşte bu noktada belgesel insanoğluna özünü hatırlatıyor. Araştırmalara kaynaklık ediyor. Günümüz koşullarında da içinde yaşadığımız dünyayı analiz etmemizi ve farklı yaşamlar hakkında bilgiler edinmemizi sağlıyor. O nedenle belgeselci olarak büyük bir sorumluluk taşıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Biraz Kurbağa Avcıları&#8217;ndan ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</strong></p>
<p>Doğup büyüdüğüm kentin hikayelerine ayrı bir önem veriyorum. Sanatçı önce içinden çıktığı topluma karşı kendini duyarlı hissetmeli. Ben kurbağacılıkla yaklaşık 10 yıl önce ‘Bahar’ isimli bir belgesel çekerken tanışmıştım. Ana karakterimiz olan Bahar isimli genç kızın aile bireyleri bu mesleği yapıyordu. Daha sonra çekim yaptığımız bölgenin bir kurbağacı mahallesi olduğunu öğrendim. 250’den fazla insan bu mesleği yapıyordu ve Türkiye’de neredeyse kimse böyle bir meslek olduğundan haberdar değildi. Beni belgeseli yapmaya iten en büyük etken bu oldu. Daha önce duyulmamış ve ele alınmamış bu konuyu belge haline getirme düşüncesiyle harekete geçtim. Bu mesleği yapan insanlarla tanıştığımda dile getirilmesi gereken onlarca problem olduğunu fark ettim. Emek sömürüsü, tarım ilaçlarının kurbağa popülasyonunu azaltması, roman mahallesinde çocuk olmanın zorlukları, eğitim sorunları vb. onlarcası&#8230; Ama hayatın her şeye rağmen neşeyle akıp gittiğini fark ettim. O zaman neşe de bu filmin bir parçası olacak dedim. Üç kuşak üzerinden yola çıkarak mesleki tecrübelerin aktarılması üzerine bir hikaye anlattım. Ve tam da hayal ettiğim gibi bir belgesel oldu. Sanırım bu nedenle ‘Kurbağa Avcıları’ festivallerden ve izleyicisinden çok olumlu tepkiler aldı. Adana Altın Koza, TRT Belgesel Ödülleri, İzmir Kısa Film Festivali başta olmak üzere toplamda 16 ödülle döndü. Yakın zamanda Berlin’de bir festivaldeydim. Seyirci tepkileri inanılmaz derecede güzeldi. Filmimiz şu sıralar TRT Belgesel kanalında sıklıkla yayınlanıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?</strong></p>
<p>Teknolojik olanakların gelişmesi yeni sinemacıların yetişmesine büyük bir imkan tanıyor. Dijital dünyada deneyip yanılmanın neredeyse hiç maliyeti yok. Artık denemekten korkmuyoruz. Bu da gelecekte daha özgün yapıtların ortaya çıkmasını sağlayacak. Üretimlerimiz daha fazla platformda izleyicisiyle buluşacak. Ancak teknoloji sayesinde her şeyin kolay ulaşılabilir olması çok hızlı tüketime neden oluyor. Kolay ulaştığımız her şey değersizleşiyor. Değer algılarımız değişirken içinde yaşadığımız hayat anlamsızlaşıyor. Hayat hızla akarken umarım filmlerimiz kalıcılığını koruyabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler? </strong></p>
<p>Aslında sevdiğim filmlerden daha çok söz edebilirim. Çünkü sevdiğim yönetmenler dönem dönem değişiklik gösteriyor. Yine de birkaç isim sıralamam gerekirse başta, Asghar Farhadi ve Nuri Bilge Ceylan derim. Dardenne Kardeşlerin belgesel ruhu taşıyan ve gerçeklikten hiç kopmayan sinemasına hayranım. Ayrıca filmlerinin çoğunu doğdukları yer olan Liege’de çekmeleri, baba oğul hikayelerine ayrı bir önem vermeleri onlarla büyük bir bağ kurmama neden oluyor. Danny Boyle sinemasına ve dehasına hayran olmamak elde değil. Samimi dünyasından ve hikaye anlatma ustalığından dolayı Yüksel Aksu’yu da severim. Robert Zemeckis, Ron Howard, Denis Villenue, Alfonso Cuarón ve Spike Jonze gibi isimleri de sevdiğim yönetmenler arasında sayabilirim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</strong></p>
<p>Türkiye’de sanata ve sanatçıya değer veren ve bu işi hakkıyla yapan prestijli festivaller var. Filmlerimizi seyirciye ulaştırmak için ciddi çabalar sarf ediyorlar. Davetleri vesilesiyle sektör profesyonelleri ve diğer yönetmen arkadaşlarla tanışma olanağı buluyoruz. Bu tanışıklıklar yeni işbirliklerine vesile oluyor. Verilen ödüller bizleri ve eserlerimizi görünür kılıyor. Diğer tarafta size ve emeğinize hiç saygısı olmayan festivaller de var. Deneyimleyerek öğreniyoruz. Diğer yönetmen arkadaşlarımla filmlerimizi göndermediğimiz festivaller oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…</strong></p>
<p>Son yıllarda belgesel çalışmalarına ağırlık verdim. Yakın zamanda yurtiçi ve yurtdışı ayağı olan bir belgesel serisinin çekimlerine başlayacağım. Şuan hazırlıklarını sürdürüyorum ve tamamen bu konuya odaklanmış durumdayım. Uzun zamandır senaryosu üzerine çalıştığım ve beni çok etkileyen uzun metrajlı bir film projem var. Önümüzdeki yıllarda hayata geçirmeyi planlıyorum. Sinema izleyiciyle buluşmak ve büyük kitleler tarafından izlenmek en büyük hedefim diyebilirim. Bunun dışında seyahat etmek ve dağ tırmanışı yapmak gibi planlarım da var.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2019/01/08/batuhan-kurt-belgesel-insanogluna-ozunu-hatirlatiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Esra Yıldırım: Teknoloji sebebiyle her şeyi çok çabuk tüketiyoruz!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/12/03/esra-yildirim-teknoloji-sebebiyle-her-seyi-cok-cabuk-tuketiyoruz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/12/03/esra-yildirim-teknoloji-sebebiyle-her-seyi-cok-cabuk-tuketiyoruz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Dec 2018 07:06:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Çalıkuşu]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[uzun filmin kısası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11360</guid>

					<description><![CDATA[Yıllardır jüri üyesi olarak yer aldığım ve benim için diğer tüm festivallerden ayrı bir yeri olan Selçuk Üniversitesi Kısa-ca Film Festivali&#8217;nin açılış töreninde izlediğim bir belgesel beni kalbimden vurdu. Hayatı boyunca üç kez Atatürk&#8217;ü görme şansına erişmiş Cumhuriyet’in ilk kadın öğretmenlerinden Hasibe Sabiha Özar&#8217;ı anlatan belgesel neredeyse tüm salonu gözyaşlarına boğdu. Üstelik sadece içeriği değil [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır jüri üyesi olarak yer aldığım ve benim için diğer tüm festivallerden ayrı bir yeri olan Selçuk Üniversitesi Kısa-ca Film Festivali&#8217;nin açılış töreninde izlediğim bir belgesel beni kalbimden vurdu. Hayatı boyunca üç kez Atatürk&#8217;ü görme şansına erişmiş Cumhuriyet’in ilk kadın öğretmenlerinden Hasibe Sabiha Özar&#8217;ı anlatan belgesel neredeyse tüm salonu gözyaşlarına boğdu. Üstelik sadece içeriği değil kısa belgesel nasıl olmalıdır sorusuna verdiği muazzam cevapla da takdirleri kazandı. Filmin yönetmeni Esra Yıldırım bu kez köşemin konuğu&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/calikusu_afis-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11363" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/calikusu_afis-1.jpg" alt="" width="709" height="992" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/calikusu_afis-1.jpg 709w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/calikusu_afis-1-214x300.jpg 214w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/calikusu_afis-1-696x974.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/calikusu_afis-1-300x420.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 709px) 100vw, 709px" /></a></p>
<p>Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?</p>
<p>1 Eylül 1995 tarihinde İzmir’in Kahramanlar semtinde dünyaya geldim. Babam esnaf, annem ise ev hanımı. Ben evin en küçüğüyüm iki tane abim var. 12 yıl aradan sonra doğduğum için biraz nazlı büyüdüm. İlkokul ve ortaokul bittikten sonra liseyi Alsancak’ta Cumhuriyet Nevvar Salih İşgören Anadolu Meslek Lisesi’nde okudum. Burada sanat ve tasarım dalı iç mekan tasarım bölümünü bitirdim. Yatay geçişle mimari restorasyon bölümüne geçiş yaptım. Kayıt için Milas’a gitmeme bir hafta kala gitmekten vazgeçtim. Araştırmayı çok seviyordum. Siyasi ve tarihi konular, günümüzde yaşadığımız olaylar hep ilgi alanımdı. Her konu hakkında bir fikrim vardı. Yoksa da mutlaka araştırır bir fikrim olurdu. Arkadaşlarım bana hep gazeteci olmamı söylüyorlardı. Bu yüzden iletişim fakültesine gitmeye karar verdim. Bir sene ara verdim sonra Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü için hazırlandım. Sektörün zorluğunu ve iş imkanlarının kısıtlı olduğunu biliyordum. Ama yine de bu bölümü okumak istedim. Çünkü bu bölümün bana iş imkanı dışında çok şey katacağını düşündüm. Tercih zamanı geldiğinde İstanbul’daki üniversiteleri kazanamadım. Ben de sadece Selçuk Üniversitesi’ni yazdım. Bunun sebebi ise araştırmalarım sonucu burada öğrenci uygulama alanlarının daha fazla olmasıydı. Ailemin Beyşehir’li olmasından dolayı belki de toprak çekmiştir bilemiyorum. Üniversite’ye geldikten sonra fakülte bünyesinde bulunan Kısa-ca Film Atölyesi’ne katıldım. 2. sınıfın ikinci dönemi ise ilk belgesel projem olan “Çalıkuşu” nun çalışmalarına başladım.</p>
<p>Senin için belgeselin tanımı nedir?</p>
<p>İlk göz ağrım… Çocukluğumda konusu hayvanlardan ibaretti. Şimdi ise yeryüzündeki her şeyin belgeselinin çekilebileceğine inanıyorum. Çünkü canlı, cansız her varlığın bir var oluş sebebi var. Bir çöpün bile belgeseli çekilebilir bence. Etkileyici olur olmaz bu tartışılır. O da yönetmenin konuyu işleme yeteneğiyle alakalı bir durum. Ben kendimi belgesel türüne daha yakın görüyorum. Sebebi ise gerçekle iç içe olması. Elbette ki içinde ufak tefek kurmacalarda barındırdığı oluyor. Ama yine de gerçeğe yakın olması benim bu türde daha verimli olmamı sağlıyor.</p>
<p>Biraz Çalıkuşu&#8217;ndan ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</p>
<p>Üniversite ikinci sınıftaydım, artık bir proje yapmam gerektiğini düşünüyordum. Biz belgeselcilerin en büyük ilham kaynağı gazete haberleridir. Oradaki hikayeler bizim yol göstericilerimizdir. Bir gün atölyede yerel haberlere göz gezdirirken Cumhuriyet’in ilk öğretmenlerinden Sabiha Hanım’ın haberini gördüm. İzmir Buca Belediye Başkanı Levent Piriştina kendisini ziyarete gitmiş. Sabiha Hanım Atatürk’ü üç defa görmüş, ilk görüşü 6 yaşında Konya Tren Garı’nda. Orada Atatürk ile beraber fotoğrafı var. Atatürk kendisine büyüyünce öğretmen olmasını söylüyor ve onun isteği üzerine Sabiha Hanım’da öğretmen oluyor. Atatürk’ü küçük yaşta kaybettiği babasının yerine koymuş. 101 yıllık bir yaşam öyküsü. O kadar etkilendim ki o an. Danışmanım Öğr. Gör. Dr. Mehmet Sefa Doğru’ya haberi gösterdim. Onun onayını aldıktan sonra Sabiha Hanım’a ulaşmak için kolları sıvadım. Oğlu Ersun Özar ile iletişim kurdum. Birkaç gün sonra otobüse atlayıp İzmir’e tanışmaya gittim. Beni çok güzel karşıladılar. Sabiha Hanım o zaman 101 yaşındaydı. Bütün hayatını hiçbir hafıza problemi olmadan tek tek anlattı. Gerçekten çok şaşırmıştım. O kadar zor bir hayat yaşamış ki buna rağmen yaşama ve okuma sevincini hiç kaybetmemiş. Değerlerinden ödün vermeyen tam bir Cumhuriyet kadını vardı karşımda. Bu tanışmadan sonra projeyi tam anlamıyla yapmaya karar verdim. Projeyi çekip bitirmem 2 yılı buldu. Bunun sebebi de yeterli ödeneğin olmamasıydı. Bu süreçte bağlantıyı hiç koparmadım. Bu proje bana o kadar şey kattı ki… Sabiha Hanım ile tanışmış olmak benim hayata bambaşka bir pencereden bakmamı sağladı. Bunun dışında projeyi çekmek için verdiğim çaba da bana çok şey öğretti. Bu proje sayesinde çok tecrübe kazandım. İlk projem olduğu halde büyük bir sorumluluğun altına girdim. Daha iyi olabilirdi belki ama yine de elimden gelenin en iyisini yaptığıma inanıyorum. Bu süreçte yanımda olan hocalarımın, arkadaşlarımın ve tabi ailemin de emeği büyük.</p>
<p>Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?</p>
<p>Gelişen teknoloji sayesinde cebimizdeki telefonlarla bile film çekebilir hale geldik. Bu tabi ki de güzel bir şey. Pratiklik, kalite, film çekim sürelerinin kısalması vs. bunlar teknolojinin büyük katkıları. En başta iş gücünü azalttı, üretimi arttırdı. Ama bir yandan da düşünüyorum eski zamanları. Teknoloji bu kadar gelişmiş değildi ve yine filmler çekiliyordu, daha çok emek harcanıyordu. Ben eski filmlerden nedense daha çok zevk alıyorum. Teknolojinin gelişmesi birçok şey kattı elbette ancak yapılan işleri basitleştirdi. Ayrıca siz yaptığınız işin döneminde en yeni teknolojiyi kullanarak projeler üretiyorsunuz, çok değil 1-2 yıl sonra bile o teknolojik aygıtlar tarihe karışmış oluyor ve yenileri geliyor. Teknoloji sebebiyle her şeyi çok çabuk tükettiğimizi düşünüyorum.</p>
<p>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?</p>
<p>Geçmişten günümüze çok değerli yönetmenlerimiz var. Hepsinin kıyısından köşesinden mutlaka örnek alacağımız bir şeyi olduğunu düşünüyorum. Sinemasını sevdiğim yönetmen olarak ise Yılmaz Güney’in yeri ve sineması bende hep ayrıdır. O kendi döneminin en etkili sesi oldu bence. Ve bu sesi filmleriyle çıkardı. Hala da etkisinin sürdüğünü düşünüyorum. Onun dışında günümüz yönetmenlerinden Onur Ünlü, Yeşim Ustaoğlu‘nu beğeniyorum ve takip ediyorum. Yabancı yönetmen olarak ise ben korku, gerilim tarzı filmleri izlemeyi pek sevmem ama Tarantino’nun sinemasına hayranım.</p>
<p>Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</p>
<p>Gün geçtikçe Türkiye’deki festivallerin sayısı artıyor. Artık şehir festivalleri dışında ilçeler bile kendi festivallerini yapmaya başladı. Onlarda kendilerini kısa film festivalleri aracılığıyla duyuruyor. Bu festivallerin büyük bir çoğunluğu da kısa film üzerine yapılıyor. Bu tabii ki mutluluk verici ve motive edici bir şey. Festivallerin var olması sizi sürekli bir şeyler üretmek için teşvik ediyor. Bu zamana kadar katıldığım festivallerde öğrenci olmama rağmen çok güzel karşılandım ve ağırlandım. İlla ki pürüzler oluyor ama pire içinde yorgan yakmamak lazım. Buradan da sizin aracılığınızla bir kez daha teşekkür etmiş olayım.</p>
<p>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…</p>
<p>Post production alanında ilerlemek istiyorum. Maalesef kamera ile aram bilgisayar kadar iyi değil. Bu yüzdende yeteneğim doğrultusunda ilerlemek benim için daha doğru olacak. Sektörde kendimi göremiyorum ama asla olmazda demiyorum. Sadece şuan kendimi sektöre girecek kadar donanımlı bulmuyorum. Okulumu bitirdikten sonra öncelik olarak yüksek lisans yapmayı düşünüyorum. Bu süreçte de proje üretmeye devam tabi. Şimdilik planlarım bu yönde. Daha ilerisini ise zaman gösterecek…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/12/03/esra-yildirim-teknoloji-sebebiyle-her-seyi-cok-cabuk-tuketiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslüm yazılır, Baba okunur!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/10/26/muslum-yazilir-baba-okunur/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/10/26/muslum-yazilir-baba-okunur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Oct 2018 10:39:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10997</guid>

					<description><![CDATA[Müslüm Gürses, acı dolu bir hayatın tam ortasından geçmiş, kederle şöhreti aynı anda yudumlamış, bir yandan da ülke çapında kitleleri peşinden sürüklemiş, babaların babası olmuş bir sanatçı. Seveni çok, sevmeyeni az&#8230; Hayatını konu alan &#8220;Müslüm&#8221; bugünden itibaren sinemalarda. Müslüm Gürses&#8217;in çocukluğundan Harbiye&#8217;de 2006 yılında verdiği konsere dek geçen süreyi anlattığı yapımın yönetmenleri Can Ulkay ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüm Gürses, acı dolu bir hayatın tam ortasından geçmiş, kederle şöhreti aynı anda yudumlamış, bir yandan da ülke çapında kitleleri peşinden sürüklemiş, babaların babası olmuş bir sanatçı. Seveni çok, sevmeyeni az&#8230; Hayatını konu alan &#8220;Müslüm&#8221; bugünden itibaren sinemalarda.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10999" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-1024x682.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-1024x682.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/müslüm-3.jpg 1499w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Müslüm Gürses&#8217;in çocukluğundan Harbiye&#8217;de 2006 yılında verdiği konsere dek geçen süreyi anlattığı yapımın yönetmenleri Can Ulkay ve Ketche, senaristleri ise Hakan Günday ve Gürhan Özçiftçi. Timuçin Esen, Zerrin Tekindor, Ayça Bingöl, Erkan Can, Taner Ölmez, Erkan Avcı ve Şahin Kendirci&#8217;nin rol aldığı &#8220;Müslüm&#8221; bu yılın en çok iş yapacak filmleri arasında görülmekte.</p>
<p>İnsanın hayatında neşenin yeri olduğu kadar hüznünde yeri olacaktır, diyerek şarkıları insanları umutsuzluğa sevk ediyor eleştirilerine karşı çıkan Müslüm Gürses aynı zamanda birçok sinema filminde de yer aldı. Belli bir yıldan sonra konserlerine olan ilginin azalmasıyla birlikte menajerinin de isteğiyle tarzında değişikliğe gitti. Arabeski bir süre rafa kaldırarak daha geniş bir kitleye ulaşacak şarkılara geçiş yaptı. &#8220;Neredesin Firuze&#8221; filminde Bülent Ortaçgil&#8217;in &#8220;Sensiz Olmaz&#8221; şarkısını söyleyerek bizleri mest etti. Asya&#8217;nın &#8220;Olmadı Yar&#8221; ve Teoman&#8217;ın &#8220;Paramparça&#8221; şarkılarıyla şaşırtmaya devam etti. Murathan Mungan&#8217;ın sözlerini yazdığı &#8220;Aşk Tesadüfleri Sever&#8221; albümüyle ise yepyeni bir imaja kavuştu Gürses. Eski, arabesk seven hayranlarını kırdı bu hareketiyle belki ama o artık hepimizin Müslüm babası oldu. Hatta dikkat ederseniz şimdiki rock söylediklerini zanneden çoğu genç şarkıcımız onu taklit etmekte&#8230;</p>
<p>Kemal Sunal, Barış Manço gibi halka mal olmuş sanatçılar gibi Müslüm Gürses&#8217;in arkasından da çok üzüldük. Her fırsatta şarkılarını dinlemeye çalıştık. Yad ettik. Onun sessiz, ağır başlı, kederli duruşunun altında yatan feleğin sillesini yemiş ruhunu ne kadar derinlemesine hissettik bilemiyorum ama bu film sayesinde biraz daha anlamış olduğumuzu düşünüyorum usta sanatçıyı. Ayla filmiyle Türk sinemasında önemli bir boşluğu doldurmaya çalışan Mustafa Uslu, &#8216;true story&#8217; tarzında filmler üretmeye devam ediyor. &#8220;Müslüm&#8221;, &#8220;Çiçero&#8221; ve &#8220;Turkish&#8217;i Dondurma&#8221; ile devam eden süreç sonrası hem sektör canlanacak hem de seyirci açısından salonların yüzü gülecek. &#8220;Müslüm&#8221;de Ayla&#8217;nın yönetmeni ve Can Ulkay&#8217;ın iyi bir kimya yakaladığını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Filmde oyunculuklarıyla devleşen 4 kişinin adını özellikle anmak istiyorum; Müslüm&#8217;ün babasını canlandıran Turgut Tunçalp, Muhterem Nur&#8217;u canlandıran Zerrin Tekindor, Müslüm&#8217;ün gençliğini canlandıran Şahin Kendirci ve de Müslüm&#8217;ü canlandıran Timuçin Esen&#8230; Timuçin Esen öylesine iyi bir oyuncu ki, doğru proje ve metinle bulunduğu her işi parlatmasını biliyor. Müslüm Gürses gibi halka mal olmuş birini canlandırıyor olmanın sorumluluğunu öylesine iyi sırtlanmış ki, sanki biyografik bir film değil de, Müslüm Gürses&#8217;in kendisini izlediğinizi zannediyorsunuz çoğu zaman. Çok, çok iyi&#8230; Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık!</p>
<p>Teknik anlamda da çoğu sahnede seyirciyi tatmin eden, dönem filmi çekmenin zorluklarını aşmış, sürükleyici, bol katmanlı bir yapım var karşımızda. Tavsiye&#8230;</p>
<p>Not: Filmin sonundaki Harbiye konserine ait klibi de buraya bırakmak istedim&#8230;</p>
<p><span id="cch_fa729c24878ace" class="_mh6 _wsc"><span class="_3oh- _58nk"><a href="https://l.facebook.com/l.php?u=https%3A%2F%2Fwww.youtube.com%2Fwatch%3Fv%3DBn7ULThxh2s%26list%3DRDEMBzT5KYHr5cEwN-UROiXe3A%26index%3D8%26fbclid%3DIwAR17DXSXxcX7s3rpj-quutVu5an390WkyilwPpMFVOwQ_vomPsCofs6cvo0&amp;h=AT2YZlqDQLnTgLvzynitMdKX96XStpL1XjY_0BVnAGCt4YSuq9mt0PpeP7WU3qzwpo1xfv7dkLig4djtsjcz83_TVgiKSa1qdMWfZjDoUlLyC7nZNShJzE3nuidcBFRSi8AbOm4" target="_blank" rel="nofollow noopener" data-lynx-mode="hover">ttps://www.youtube.com/watch?v=Bn7ULThxh2s&amp;list=RDEMBzT5KYHr5cEwN-UROiXe3A&amp;index=8</a></span></span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/10/26/muslum-yazilir-baba-okunur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aycan Karadağ ve İbrahim Kucuş: Toplumun yaralarını anlatan eserler vermek istiyoruz!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/10/25/aycan-karadag-ve-ibrahim-kucus-toplumun-yaralarini-anlatan-eserler-vermek-istiyoruz/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/10/25/aycan-karadag-ve-ibrahim-kucus-toplumun-yaralarini-anlatan-eserler-vermek-istiyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Sayıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Oct 2018 07:31:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Filmin Kısası: Fırat Sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Aycan Karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazlar Sönsün]]></category>
		<category><![CDATA[fırat sayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Kucuş]]></category>
		<category><![CDATA[uzun filmin kısası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10983</guid>

					<description><![CDATA[Bu yıl 4.sü düzenlenen Marmaris Kısa Film Festivali&#8217;nde Halk Jürisi Özel Ödülü&#8217;nü kazanan &#8220;Beyazlar Sönsün&#8221; adlı belgeselleriyle takdir toplayan bu ay sorularımı yanıtladı. İyi okumalar&#8230; Öncelikle biraz kendinizden bahseder misin? Aycan KARADAĞ: Ben Aycan Karadağ, 24 yaşındayım. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde Radyo ve Televizyon bölümünden mezun oldum. 2-3 uzun metraj set deneyimin ardından işler iyi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl 4.sü düzenlenen Marmaris Kısa Film Festivali&#8217;nde Halk Jürisi Özel Ödülü&#8217;nü kazanan &#8220;Beyazlar Sönsün&#8221; adlı belgeselleriyle takdir toplayan bu ay sorularımı yanıtladı. İyi okumalar&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10985" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-710x1024.jpeg" alt="" width="696" height="1004" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-710x1024.jpeg 710w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-208x300.jpeg 208w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-768x1107.jpeg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-696x1003.jpeg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-1068x1539.jpeg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ-291x420.jpeg 291w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/AFİŞ.jpeg 1110w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p><strong>Öncelikle biraz kendinizden bahseder misin?</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Ben Aycan Karadağ, 24 yaşındayım. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde Radyo ve Televizyon bölümünden mezun oldum. 2-3 uzun metraj set deneyimin ardından işler iyi gitmedi. Ailemin yanına Zonguldak’a gittim. Burada ‘Kaset’ dergi adında bir edebiyat dergisi çıkardım. Derken yerelde, ‘Halkın Sesi’ gazetesi ile tanıştım. Gazetede çalışmak hiç istemediğim bir işti ama biraz para kazanmam lazımdı. Önce kültür-sanat muhabiri olarak başladım. Ardından politika muhabiri oldum. Patronum Mustafa Özdemir sayesinden gazeteciliği de çok sevdim. Bu iş öncelikle vicdan işi&#8230; Birilerin sesi olmak, haksızlığı ortaya çıkarmak ve bunun karşılığını görmek inanılmaz bir duygu. Zonguldak’ta geçirdiğim bir yılın sonunda artık başka bir kente gitmem gerektiğini düşündüm. Tabii bunda akıl hocalarım Hasan Bostancı ve Nazmi Özden’in de payları çok fazla. Bir buçuk senedir de İzmir’de yaşıyorum. Burada Gerçek Haberci’de Haber Müdürlüğü yapıyorum. Ayrıca BirGün Gazetesi için çalışıyorum.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Ben İbrahim Kucuş, 31 yaşındayım. Öğretmenlik yapıyorum, edebiyat öğretmeniyim. Aslında yaptığım işi sinemadan çok bağımsız düşünmüyorum. Tüm zamanım sanatla geçiyor diyebilirim. İki alan birbirini inanılmaz destekliyor. Bu uğraşların dışında çok mutlu bir yapım yok diyebilirim çünkü mutsuz olacak birçok örnekle karşı karşıyayım. Sabah 5&#8217;te kalkıp hayvanlara bakıp okula gelen öğrencilerim var, abisinin ayakkabısı, babasının kemeri&#8230; Yok çünkü&#8230; Bu durumda mutlu olabilmek abes geliyor zaten, olamıyorum da&#8230; Sanatla ilgilenirken de ekrana yansıtmak istediklerimi bu gerçeklerden bağımsız düşünemiyorum.</p>
<p><strong>Senin için kısa filmin tanımı nedir?</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Ben sinemayı kısa film ya da uzun film diye kategorize etmeyi doğru bulmuyorum. Filmin kısası uzunu olmaz. Bir fikrin vardır. Onu nasıl yansıtmak istiyorsan öyle yansıtırsın. Bizim gibi fakirler ise, kısa yolu seçerler. Çünkü sinema çok maliyetli bir iş. Kısa yolu seçmenin de farklı güzellikleri ve zorlukları vardır. Örneğin, farklı bir anlatım dili bulmak zorundasın. Öyle konuyu uzatayım, ayrıntılardan genele geleyim diyemezsin. Filmin hızlı bir ritmi olmak zorunda. Kurgu da rahatlık sağlar sana. Farklı alengirli olayları daha rahat yapabilirsin.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Kısa film mevcut piyasaya göre biraz daha özgür bir alan. Niceliği çok dert etmemesi, bütçe anlamında daha mütevazi olması sinemayla ilgilenen gönüllüler için bir alan açıyor. Aynı zamanda bir eğitimci olduğum için farklı alışkanlıklar yerine öğrencilerime kısa film çekmelerini rahatlıkla önerebiliyorum. Çünkü imkanları doğrultusunda ulaşabilecekleri bir alan, bu anlamda da değerli.</p>
<p><strong>Biraz &#8220;Beyazlar Sönsün&#8221;den ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Beyazlar Sönsün, bizim uzun zamandır çekmek istediğimiz bir filmdi. Ben üniversitedeyken İbrahim ağabeyim bana böyle bir fikirle geldi. Ben daha önce hiç pavyona gitmemiştim. Gidenlerden duyduğum, internette gördüğüm ya da film, dizi ve kitaplarda uyarlamaları gördüm ve okudum. Doğal olarak İlgimi çekti. Oranın arka penceresini görmek&#8230; İnsanların hikâyeleri dinlemek&#8230; Ben de kabul ettim. Derken biz 3 yıl bunu çekemedik. Fırsatımız olmadı. Bu arada sürekli üstünde çalıştık. Özellikle de İbrahim Ağabey&#8230; Derken bir gece İbrahim ağabeyi aradım. Artık şu işi çekelim. Konuşmanın ertesi haftası, kendimizi Ankara Ulus’ta bulduk. İnanılmaz keyifli ve de çok zor bir çekim süreci geçirdik. Paramız yok, ortam çok sıkıntılı, çekim imkânlarımız kısıtlı. Dış çekimde, kafamıza silah dayayan bile oldu. Pavyonun fedaileri kurtardı bizi. Kurgu aşaması ise bizi baya bir zorladı. Konu çok zengin ve bu konunun çizgilerini koymak durumundaydık. Yoksa film 10 saate çıkıyordu. Çekim sırasında teknik sıkıntı yaşamamız, bizi montajda epey zorladı. Derken bu süreç bir yılı buldu. Belgeselimizde ise; pavyonun günlük işleyişi, müşterilerin neden oraya geldiği, pavyonun sosyolojik tespitini yapmaya çalıştık. Ayrıca pavyonda çalışanların hayat hikâyeleri ile de yapımı destekledik. Özellikle mizah ve dramı harmanladık. Bu bizim kişiliğimizde de olan bir şey. İkisinin dengesini iyi kurmaya çalıştık.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Beyazlar Sönsün şimdiye kadar herkesin önünden geçerken merak ettiği, gidenlerin üçüncü kişili anlatımlarla hep bir arkadaş üzerinden bahsettiği pavyon ve pavyon çalışanlarını anlatır. Şimdiye kadar Türk Filmlerinde çokça bahsedildi bu konudan ama hep bir pavyona düşürülme hikayesiyle anlatıldı. Bu gerçekten böyle mi diye çıktık yola. Ön hazırlık 2 yıl, çekim ve kurgu aşaması 1 yıl sürdü. Ankara Ulus’ta bir pavyonun gün içerisinde nasıl işlediği ve bu işleyişin içindeki çalışanından müşterisine kişilerin sosyolojik ve psikolojik durumlarını ele almaya çalıştık. Çalışmayla Palmiye eğlence merkezinde günlük işleyişin nasıl olduğunu anlatıp, burada çalışanların görev tanımını yapmaya çalıştık. Burada çalışanların bu sektöre başlama hikâyeleri ile bu sektörde neden çalıştıklarını, yapılan işin tam olarak ne olduğunu, bu işin toplumun ne tür eksiklerinden doğduğunu, müşterilerin burayı tercih etme nedenlerini inceledik. Bu tercihlerin birey hayatındaki yansımalarını anlattık.</p>
<p><strong>Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Teknoloji ilerledikçe sinema da teknik de değişiyor. Elimizdeki telefonlarla uzun metraj film çekilmeye başlandı. Teknoloji, işlerimizi daha kolaylaştırmak için yapılan şeylerdir. Bu da iyi mi kötü mü bilemiyorum? Evet, teknik anlamda birçok kolaylık sağlarken içerik anlamında o kadar da iyi bir gelişme sergilemiyor. Teknolojinin gelişmesi, insanı tembelleştiriyor ve yaratıcılığını öldürdüğünü gözlemleniyorum. Zor ulaşılan her şey daha keyifli.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Teknoloji kolaylaştırır ama bir taraftan da yaratıcılığı yok edebilir…</p>
<p><strong>Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Onur Ünlü ve Tolga Karaçelik en sevdiğim ve örnek aldığım yönetmenler. Umarım bir gün onlarla çalışma fırsatı yakalarım. Buradan da sosyal mesajımı da vereyim. Yılmaz Güney ise bizim baş tacımızdır. Yabancı yönetmenlerden beğendim ise; Andrey Tarkovski, David Fincher, Martin Scorsese ve Sergio Leone.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Yılmaz Güney, başköşede durur benim için her zaman. Ardından Metin Erksan’ın da çok başarılı bir yönetmen olduğunu düşünüyorum. Son dönem bir Zeki Demirkubuz hayranlığım var. Yabancı sinemada da Sergio Leone ve Ken Loach u çok beğeniyorum.</p>
<p><strong>Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Kendi imkânlarıyla sinemayla uğraşanlar için önemli bir alan. Daha fazla festival olmalı. Ben değerlendirme ve şartlarla ilgili bazı sorunlar olduğunu düşünüyorum. Değerlendirmelerin kıstasları daha eşit ve dengeli olmalı.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Film festivallerinin varlığı çok anlamlı. Bu işe gönül verenleri teşvik ediyor yalnız bir standarttı olmalı diye düşünüyorum. Mesela teknik olarak bir festivale gönderdiğimiz filmi diğerine gönderemiyoruz. Bunu Beyazlar Sönsün&#8217;de yaşadık, kimi festivaller belgeselde 30 dakika üst sınır koyarken kimisi 20 dakika koyuyor&#8230;</p>
<p><strong>Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…</strong></p>
<p><strong>Aycan KARADAĞ:</strong></p>
<p>Yerel seçim var. Bir muhabir olarak benim için zorlu bir süreç gelecek. İşin şakası tabii. Sinema hayatımda hep var olacak. Profesyonel bir şekilde olmasını isterim ama ne olur bilemem. İbrahim ağabeyimle beraber kafamızda birçok proje var. Onları hayata geçirmek istiyoruz.</p>
<p><strong>İbrahim KUCUŞ:</strong></p>
<p>Gelecekle ilgili, toplumun yaralarını anlatan eserler vermek istiyoruz. Bunu yapmadıktan sonra sanatın çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum, bu benim bakış açım tabi&#8230; Haliyle bu doğrultuda önümüzdeki günlerde başlayacağımız projelerimiz var, bakalım neler olacak hep birlikte göreceğiz.</p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/10/25/aycan-karadag-ve-ibrahim-kucus-toplumun-yaralarini-anlatan-eserler-vermek-istiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
