<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Duygu Kocabaylıoğlu &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/author/duygukocabay/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Nov 2021 07:38:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Mesele heykeli görmekten çok, heykelin kasabada yeniden açtığı bir hikaye&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/11/23/mesele-heykeli-gormekten-cok-heykelin-kasabada-yeniden-actigi-bir-hikaye/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/11/23/mesele-heykeli-gormekten-cok-heykelin-kasabada-yeniden-actigi-bir-hikaye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kocabaylıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Nov 2021 07:38:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=18627</guid>

					<description><![CDATA[Sen Ben Lenin filmiyle, görünmeyen bir heykelin peşinde polisiye çıkışlı bir hikayeyi Barış Bıçakçı ile birlikte yaratan Tufan taştan ile konuştuk&#8230;  Merhabalar Tufan Bey. 32. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde ulusal yarışma bölümünde SEN BEN LENİN filminiz gösterildi ve seyircinin yoğun ilgisine Adana gibi bu festivalde de mahzar oldunuz ekipçe. Karadeniz’i aşarak Akçakoca sahiline vuran, yerel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sen Ben Lenin filmiyle, görünmeyen bir heykelin peşinde polisiye çıkışlı bir hikayeyi Barış Bıçakçı ile birlikte yaratan Tufan taştan ile konuştuk&#8230; </strong></p>
<p><strong>Merhabalar Tufan Bey. 32. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde ulusal yarışma bölümünde SEN BEN LENİN filminiz gösterildi ve seyircinin yoğun ilgisine Adana gibi bu festivalde de mahzar oldunuz ekipçe. </strong></p>
<p><strong>Karadeniz’i aşarak Akçakoca sahiline vuran, yerel efsane Lenin heykelinden yola çıkarak ilk uzun metraj filminize imza attınız. Senaryoyu da Barış Bıçakçı ile beraber kaleme aldığınızı da biliyoruz. Beraber yola çıkış motivasyonunuz neydi, neden bu heykel, neden bu hikaye?  </strong></p>
<p>Açıkçası çok ilgimizi çeken bir haber olmuştu. Rusya kıyılarından denize atılan ve Karadeniz’i aşarak Türkiye’de bir kasabaya yüze yüze gelen ahşap oyma bir Lenin heykelinin muhafazakar bir belediye tarafından dikilmek istenmesi enteresandı. Bizim hikayemiz de tam bu noktada başladı. Belediye heykeli kasabanın meydanına dikmeyince biz sinemanın gücü aracılığıyla heykeli dikmeye karar verdik. 🙂 Kendi gerçeğimizi yaratıp hayali bir kasaba kurduk. Lenin mi kasabayı, kasaba mı Lenin’i değiştirecek derken senaryoyu yazmaya başladık. Barış ile birlikte bu hikayeye inandık.</p>
<p><strong>Film boyunca hiç görmediğimiz bir heykelin peşine kara komedisi bol bir polisiye sorgulama ile düşüyoruz seyirci olarak. Her karakterin bir şekilde tarif ettiği ama hiç göremediğimiz bir objeyi senaryoda arzu nesnesi olarak ortaya koymaktan hiç tereddüt etmediniz mi?   </strong></p>
<p>Senaryoyu yazarken en keyifli motivasyonlarımızdan biriydi bu. Evet filmin omurgasını oluşturan fakat hiç görmediğimiz bir heykel var ortada. İsmi var cismi yok. 🙂 Lenin’i arayan ama göremeyen bir film. Açıkçası mesele de heykeli görmekten çok, heykelin kasabada yeniden açtığı bir hikayeyi tamamlamaktı. Bu nedenle tereddüt etmek yerine onu ararken farklı farklı hikayeler açmayı tercih ettik. Belki görseydik büyüsü bozulurdu.</p>
<p><strong>Film neredeyse tek mekanda geçiyor, ama o salona sürekli girip çıkan onlarca karakter ile tanışıyoruz. Hatta süre bazından bazı karakterleri daha çok tanıma/dinleme şansımız da oluyor, finale doğru da elimizdeki ‘şüpheli’ sayısı iyice azalıyor. Tek bir hikaye çevresinde bu kadar çok karakteri kaleme alırken seyircinin kafasını karıştırmaktan çekinmediniz mi? </strong></p>
<p>Tabii ki çekindik. Senaryo sürecinden bizi en çok zorlayan soru bu oldu. Her karakteri birbirinden ayırmaya çalıştık. Her karakterin kendine özgü tavırları ve hikayelerini farklılaştırmak istedik. Seyircinin bu kadar fazla karakteri aklında tutmasının zor olduğunu bilerek karakterlere bazen Lenin ile, bazen Ahmet Abi ile, bazen de kendi gündelikleriyle ilgili belirleyicilikler tanımladık. Karakterleri bir kasabanın içinde bir ülkenin temsilcileri gibi resmetmeye çalıştık. Çok tanıdık olmalarına, bizden biri gibi olmalarına özen gösterdik. Böylelikle her birine bir hikaye yazdık ve onların hikayesini ana hikayeyle birleştirdik.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-18628 size-large" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin_2-1-1024x439.jpg" alt="" width="696" height="298" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin_2-1-1024x439.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin_2-1-300x129.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin_2-1-768x329.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin_2-1-1536x659.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin_2-1-150x64.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin_2-1-696x298.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin_2-1-1068x458.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin_2-1-980x420.jpg 980w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin_2-1.jpg 1866w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p><strong>Hem yerli hem yabancı sinemada son 10-15 yılda ansemble oyuncu kadrolarına sıklıkla rastlar olduk. Sizin filminizde Türk sineması için bu anlamda örnek teşkil ediyor. Her biri ayrı yıldız olan oyunculara bu senaryoyu nasıl götürdünüz, teklif etmenize rağmen filme dahil olmayan, çalışamadığınız oyuncu oldu mu?  </strong></p>
<p>Elbette oldu, programları uymadığı için çalışamadığımız birçok oyuncu vardı&#8230; Sizin de söylediğiniz gibi Türkiye Sineması için hepsi birbirinden değerli oyuncularla çalıştık. Açıkçası ekibin hepsini ikna eden şey senaryonun kendisiydi. Tüm oyuncu arkadaşlarımıza önce senaryoyu ulaştırdık. Hepsi okuduktan sonra senaryonun gücüne ve kolektif olarak bir şey üretme çabamıza inandı. Aslında sizin de soruda belirttiğiniz gibi senaryonun yeni olan biçimine ve anlattığı hikayeye katkı sunmak istediler. Bir kasaba hikayesinin başrolünde ansamble bir kadronun olması aslında bilinçli bir tercihti. Amacım birbirinden farklı karakterlerle tıpkı bir koro gibi bu masalı anlatmaktı.</p>
<p><strong>Biraz da Ahmet Abi’den bahsedelim. En az göremediğimiz Lenin heykeli kadar göremediğimiz Ahmet Abi de filmin polisiye akışını destekleyen bir unsur. Sahi kim bu Ahmet Abi? </strong></p>
<p>Çok zor bir soru olmuş, sanırım buna cevap vermem için bir roman yazmam gerekir. Kendi aramızda da çok konuştuğumuz sorulardı bunlar. Bir devlet bir kasabada neden Ahmet Abi gibi birinden korkar? Ahmet Abi acaba ne yaptı bu devlete? Bir kasabada bir berber bir ülkenin güvenliğini mi tehdit edebilir? Vs. vs. Soruda dediğiniz gibi Lenin’i görmesek de, Lenin bizim tanıdığımız ve bildiğimiz tarihi bir karakter. Ahmet Abi’yi anlatmaksa gerçekten bir roman konusu. Suretini bilmediğimiz ama hepimizin yakından tanıdığı bir ‘Abi’ aslında kısaca.</p>
<p><strong>Biraz da yapısal olarak bahsedecek olursak, karakterlerin soruşturmayı yürüten ekip tarafından dinlendikleri bir salon var bir de o salonun dışarıya açılan penceresi. Pencerenin dışı sanki bir önceki diyalogun görsel tamamlayıcısı işlevini görüyor. Bu masalsı görsel efekt kullanımının hikayeye dahil edilişi nasıl oldu? Zira bu bir yönetmenlik tercihi…</strong></p>
<p>Sizin de söylediğiniz gibi bir yönetmenlik tercihi olarak doğdu. Sonuçta ben bir masal anlattığıma inanıyorum bu filmde. Pencerenin dışında gördüğümüz gerçeküstü her imge, filmin bütününe dair belli kodları taşıyan metaforlar olarak kuruldu. Elbette kendinden önceki veya sonraki soru/cevap ile bağlantılı ama asıl amacı ana hikayeye dair belli kapılar açması seyircide.</p>
<p><strong>Festivallerde pek çok seyirciden “Filmin adında Lenin’i görünce merakımız arttı” yorumuna şahit olduk. Bu toprakların geçmişte komünizm ve solculukla olan sorunlu ilişkisini düşününce Rus devrimci Lenin’in seyircide pozitif bir duygu ya da algı yaratmasını nasıl yorumluyorsunuz?  </strong></p>
<p>Özlem 🙂 Özellikle genç kuşağın Lenin’e olan ilgisi ve merakı beni mutlu ediyor. Bazıları her ne kadar Lenin’i Batman gibi bir süper kahraman olarak tarif etse de yeni nesil için merak uyandırması çok değerli. Sonuçta filmin adını koyarken dahi bu espri aklımızdaydı: Sen (izleyici), ben (yönetmen/yazar), Lenin (Lenin) 🙂</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-18629 size-large" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin-1-2-1024x439.jpg" alt="" width="696" height="298" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin-1-2-1024x439.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin-1-2-300x129.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin-1-2-768x329.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin-1-2-1536x658.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin-1-2-2048x878.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin-1-2-150x64.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin-1-2-696x298.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin-1-2-1068x458.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin-1-2-1920x823.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/11/Sen-Ben-Lenin-1-2-980x420.jpg 980w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<p><strong>Bürokrasiyi kara mizah kullanarak eleştirmek akıllıca ve bilinçli bir tercih ve seyirci tarafından filmin özümsenmesini de kolaylaştırıyor kanımca. Dram penceresinden sistemsel eleştiri yapmak sinemanın genelinde hep daha ağır değil mi? </strong></p>
<p>Biçimsel olarak politik hikayeleri dramatize etmek bir tercih. Fakat bana kalırsa politik olanı dramatize etmektense kara mizah kullanarak sanat ve hayat arasındaki mesafe yaratmak daha doğru. Benim için önemli olan seyircinin film esnasında katharsise uğraması değil aksine filmden çıktıktan sonra hala aklında belli soruların dolaşması. Yastığa başına koyduğunda aklını kurcalayan bir şeyler kalması, bizim sanatımızın onun hayatına etki etmesidir. Bu nedenle kara mizahın gerçekle ve politik olan aramıza koyduğu mesafeyi değerli ve doğru buluyorum.</p>
<p><strong>Vizyon tarihiniz de çok yakın; 26 Kasım… Festivallerdeki olumlu geri dönüşlerin yanı sıra genel vizyonda –adından ya da sisteme getirdiği eleştirilerden dolayı- olumsuz tepkiler gelir mi sizce filme? </strong></p>
<p>Aksine olumlu bir intibah yaratacağını düşünüyorum ben. Lenin’in ismi dahi bir çizgi çekiyor fakat bizim filmimizin Lenin’in yanı sıra başka bir derdi de var, farklı bir hikayeye de sahip. Genel izleyicinin kendinden bir şeyler bulabileceğini düşünüyorum. Ama elbette ki sistemle derdi olan bir film yaptık, bu noktadan sonra film bize değil izleyicisine ait.</p>
<p><strong>Adettendir son soru olarak da Sen Ben Lenin’in yolculuğundan sonra “yeni projeleriniz var mı, zihninizi kurcalayan, bekleyen hikayeler mevcut mu?” diye sormuş olalım </strong><strong>J</strong><strong> Filminizin vizyondaki yolu da şimdiden açık olsun…</strong></p>
<p>Öncelikle çok teşekkür ederim. Umarım vizyonda da böyle güzel yorumlar alırız. Elbette ki yeni hikayeler var, olmaz mı daha yeni başlıyoruz 🙂 Barış ile birlikte yazdığımız ikinci senaryomuzu tamamlamak üzereyiz, son demlerinde. Sen Ben Lenin’in ardından ona girişiyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/11/23/mesele-heykeli-gormekten-cok-heykelin-kasabada-yeniden-actigi-bir-hikaye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kedilerin Büyüsü Sinema Perdesinde Olmalı!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/10/27/kedilerin-buyusu-sinema-perdesinde-olmali/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/10/27/kedilerin-buyusu-sinema-perdesinde-olmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kocabaylıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Oct 2021 18:17:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=18449</guid>

					<description><![CDATA[5 Kasım (Cuma) günü dijital platformlardan Amazon Prime’da tek kelimeyle şahane bir “sinema filmi” yayına girecek; ve muhtemeldir ki aynı 24 saat içinde illegal film izleme sitelerine de ‘düşecek’! Boğaziçi Film Festivali’nin kapanış filmi olarak 29 Ekim’de sinema perdesinde eş zamanlı 2 seansta gösterilecek olan bu yapım “The Electrical Life Of Louis Wain”, Türkçesiyle Louis [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>5 Kasım (Cuma) günü dijital platformlardan Amazon Prime’da tek kelimeyle şahane bir “sinema filmi” yayına girecek; ve muhtemeldir ki aynı 24 saat içinde illegal film izleme sitelerine de ‘düşecek’!</p>
<ol start="9">
<li>Boğaziçi Film Festivali’nin kapanış filmi olarak 29 Ekim’de sinema perdesinde eş zamanlı 2 seansta gösterilecek olan bu yapım “The Electrical Life Of Louis Wain”, Türkçesiyle Louis Wain&#8217;in Renkli Dünyası filmi. İşin acıklı tarafı mutlaka sinemada seyredilmesi gereken bu filmin ülkemizdeki vizyon tarihi boxofficeturkiye.com sitesine göre Kasım 2020’den beri maalesef ertelene ertelene kuş olup uçmuş, köprüden önceki son çıkış olarak İstanbul’da düzenlenen 9. Boğaziçi Film Festivali’nde 3 seans ile gösterim fırsatı doğmuş. Kadıköy Sineması’nın büyülü atmosferinde bu filmi seyredebildiğim için sınırlı sayıdaki şanslı seyircilerden biri olarak kendimi addediyorum ve lafı daha fazla uzatmadan filme geçiyorum.
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-18450 size-large" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/5120408.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-768x1024.jpg" alt="" width="696" height="928" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/5120408.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-768x1024.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/5120408.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-225x300.jpg 225w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/5120408.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-150x200.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/5120408.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-300x400.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/5120408.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-696x928.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/5120408.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx-315x420.jpg 315w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/5120408.jpg-r_1920_1080-f_jpg-q_x-xxyxx.jpg 810w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></li>
</ol>
<p>Günlük hayatta adı bizler için pek popüler olmasa da 19.yy ikinci yarısında ve 20 yy. başında bu dünyadan müthiş bir sanatçı olan Louis Wain geçti. Kalburüstü bir İngiliz ailesinin en büyük ve tek erkek çocuğu olarak dünyaya gelen ve kendisinden sonraki 5 kız kardeşine aile babalığı yapmak zorunda kalan Wain, geçimini dönemin resimli gazetelerine haber illüstrasyonları yaparak kazanan, tabiri caizse o dönemin aylak adamlarından biriydi. Hayvanları oldukları en doğal halleriyle doyasıya çizerken, geri kalan her şeyi para kazanmak için ‘çiziktiriyordu’. Müthiş bir hayal dünyasına sahip olmanın münasebetsizlik olduğu Victoria İngilteresi’nde bir de aşık olduğu kadın kendisinden yaşça büyük olan evin mürebbiyesi olunca, Wain hepten toplum dışı bir yaftayla mücadele etmek durumunda kalır. Ve hemen hemen her sanatçı da olduğu gibi hayatı boyunca yaşadığı zorluklar ve en çok da travmalar sanatını daha da güçlendirir, ona kelimenin tam anlamıyla yeni ufuklar katar.</p>
<p>Yönetmenliğini oyunculuktan gelip kamera arkasına geçen Will Sharpe’ın üstlendiği, senaryo ise Sharpe ile birlikte Simon Stephenson’ın imzası olan The Electrical Life Of Louis Wain, tüm renkli dünyası ve aykırı kişiliği ile birlikte sanatçı Wain’i filmin ana merkezine konumlandırıyor. Arka planda değişen dünya düzeni içerisinde İngiltere’nin ve toplumların yaşadığı değişimler, travmalar bir bir akarken, seyirci de Wain’in ve kız kardeşlerinin bireysel travmalarına şahitlik ediyor. Açılış sahnesi hariç lineer bir akışla kurgulanan hikayede, Wain ile birlikte aslında kedileri ve çığır açan kedi çizimleri de filmin ikinci yarısından itibaren başrolde.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-18452 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/the-electrical-life-of-louis-wain-2-filmloverss.jpg" alt="" width="662" height="441" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/the-electrical-life-of-louis-wain-2-filmloverss.jpg 750w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/the-electrical-life-of-louis-wain-2-filmloverss-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/the-electrical-life-of-louis-wain-2-filmloverss-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/the-electrical-life-of-louis-wain-2-filmloverss-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/the-electrical-life-of-louis-wain-2-filmloverss-630x420.jpg 630w" sizes="auto, (max-width: 662px) 100vw, 662px" /></p>
<p>1900’lerin başında evde köpek beslemek ve köpek sahibi olmak statü ve asilzadelik sembolüyken, kedilerin fare avcılığı haricinde hiçbir vasfı olmayan hayvancıklar olarak hor görülmesi,  bugünden bakınca şüphesiz ki oldukça can sıkıcı. Louis Wain eşi Emily Richardson-Wain ile şans eseri korumaya alıp sahiplendikleri Peter adlı kedicik ile bu müthiş hayvanların makûs talihinin de, en azından İngiltere çapında, büyük oranda değişmesine sebep oluyor. Eşini biraz gülümsetmek için Peter’ın onlarca halini çizen, aslında ilk kedi karikatürlerine de imza atan Wain, yaşadığı ağır travma sonrası çıkışı, kedilere insani bir boyut katarak çizmekte buluyor. Ve bu sıradışı adamın en meşhur olduğu yıllar da bu döneme denk geliyor. Bir yandan da yaşadığı dönemin çağ atlatan icadı olan elektriğe tutkun bir adam Wain ve çizgileri ile gerçek hayat arasındaki o elektrik akımını bulmaya adıyor kendisini adeta. Ya da en azından The Electrical Life Of Louis Wain filmi, seyirciye bu tutkuyu haykırıyor.</p>
<p>Başrol Benedict Cumberbatch, Louis Wain’in gençliğinden itibaren son anına dek bu çarpıcı hayat hikayesinde kusursuz bir performans ortaya koyuyor. Üzerine tüm film yıkılan Wain’i tek boyutlu bir karakter olmaktan kurtarıyor. Ailenin en büyük kızı Caroline Wain’e hayat veren Andrea Riseborough ve Sir William Ingram’ı canlandıran Toby Jones filmin diğer çarpıcı performanslarını ortaya koyan isimler.</p>
<p>Bir dönem filmi olarak birden çok toplumsal dönüşüm içeren kesitleri önümüze getiren film yapım tasarım açısından da oldukça tatmin edici. Görüntü yönetmenliğinin (Erik Wilson), sanat yönetimi (Caroline Barclay, Thalia Ecclestone) ve onun da dekor, kostüm, saç ve makyajdan ayrı değerlendirilemeyeceği bu yapımlarda, her departman kallavi bir yapbozun olmazsa olmaz parçaları. Ve bu yapboz bu filmde tıkır tıkır işlerken konu kedi çizimlerine geldiğinde, Wain’in zihinsel dünyasına seyirci de seyahat ediyor ve görsel efektler açısından film seyirciye müthiş bir sinema duygusu geçiriyor. Yazının başında ısrarla perdede izlenmesini vurgulamamız da bu görsel şölenin kesinlikle sinema salonunu hak etmesinden kaynaklanıyor. IMAX ya da 3D olmasına da gerek yok, Louis Wain’in bakış açısından kedileri ve dünyayı gayet de keyifle deneyimliyorsunuz.</p>
<p>İki seneden fazladır iki kediye annelik yapan bir sinema yazarı olarak Claire Foy’un canlandırdığı Emily Richardson-Wain’e 21yy.’dan kocaman bir selam gönderiyorum; evet 1 asır zaman geçmesi gerekti belki, ama artık insanlar kedileri de sahiplenip, onlarla can yoldaşlığı yapıyor. Hala fırsat varken bu sinema filmini Boğaziçi Film Festivali kapsamında mutlaka sinema salonunda izleyin ve kedileri sevin!</p>
<p>Twitter.com/duygukocabayli</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/10/27/kedilerin-buyusu-sinema-perdesinde-olmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakikat Şeyh Bedrettin’in Pek de Görülmeyen Hakikati!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/10/15/hakikat-seyh-bedrettinin-pek-de-gorulmeyen-hakikati/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/10/15/hakikat-seyh-bedrettinin-pek-de-gorulmeyen-hakikati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kocabaylıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Oct 2021 17:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=18328</guid>

					<description><![CDATA[8 Ekim 2021 Cuma günü vizyonuna genel kulvarın biraz dışında, tarihi bir dram filmi girdi: “Hakikat: Şeyh Bedrettin”. Mutlaka ülkemizin belli başlı festivallerinde boy göstermesi, yarışmalı bölümde olması gereken bir yapım, oldukça kabalık bir vizyonda haftasında ve sanki sadece kendi ‘cenahına’ hitap ediyormuşçasına sinemalarda seyircisi ile buluştu. Oysa ‘hakikat’ hiç de öyle değil… Yönetmenliğini Halak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>8 Ekim 2021 Cuma günü vizyonuna genel kulvarın biraz dışında, tarihi bir dram filmi girdi: “Hakikat: Şeyh Bedrettin”. Mutlaka ülkemizin belli başlı festivallerinde boy göstermesi, yarışmalı bölümde olması gereken bir yapım, oldukça kabalık bir vizyonda haftasında ve sanki sadece kendi ‘cenahına’ hitap ediyormuşçasına sinemalarda seyircisi ile buluştu. Oysa ‘hakikat’ hiç de öyle değil…</p>
<p>Yönetmenliğini Halak Alak’ın üstlendiği, senaryoda ise yönetmen ile birlikte Ali Şahin’in imzası olan yapım, yakın dönem sinema, televizyon ve aslında tiyatro sahnesinden iyi oyuncuları kadrosunda barındırıyor. Güçlü yorumcu Suavi’nin Şeyh Bedrettin’e vakur bir duruşla hayat verdiği filmde Bülent Emrah Parlak (Börklüce Mustafa), Saygın Soysal (Torlak Kemal),  Elif Nur Kerkük (Zeynep), Ali Barkın (Ali Ferit), Kerem Fırtına (Kara Beyazıd Paşa), Bülent Keser (Ahi Mahmut) ve Orhan Alkaya (Bekir) yetkin oyuncu kadrosunun öne çıkan isimleri.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-18330 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Bir-Seyh-Bedreddin-Filmi-Hakikatin-Cekimleri-Basladi-2-scaled-1-1024x683.jpg" alt="" width="671" height="447" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Bir-Seyh-Bedreddin-Filmi-Hakikatin-Cekimleri-Basladi-2-scaled-1-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Bir-Seyh-Bedreddin-Filmi-Hakikatin-Cekimleri-Basladi-2-scaled-1-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Bir-Seyh-Bedreddin-Filmi-Hakikatin-Cekimleri-Basladi-2-scaled-1-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Bir-Seyh-Bedreddin-Filmi-Hakikatin-Cekimleri-Basladi-2-scaled-1-1536x1024.jpg 1536w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Bir-Seyh-Bedreddin-Filmi-Hakikatin-Cekimleri-Basladi-2-scaled-1-2048x1366.jpg 2048w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Bir-Seyh-Bedreddin-Filmi-Hakikatin-Cekimleri-Basladi-2-scaled-1-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Bir-Seyh-Bedreddin-Filmi-Hakikatin-Cekimleri-Basladi-2-scaled-1-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Bir-Seyh-Bedreddin-Filmi-Hakikatin-Cekimleri-Basladi-2-scaled-1-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Bir-Seyh-Bedreddin-Filmi-Hakikatin-Cekimleri-Basladi-2-scaled-1-1920x1280.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Bir-Seyh-Bedreddin-Filmi-Hakikatin-Cekimleri-Basladi-2-scaled-1-630x420.jpg 630w" sizes="auto, (max-width: 671px) 100vw, 671px" /></p>
<p>Türkçe’nin en büyük ustalarından Nazım Hikmet Ran’ın Bursa Cezaevinde kaleme aldığı Şeyh Bedrettin Destanı’nı merkeze ve bu destanın sonundaki ‘Ali’nin Hikayesi’ni çerçeveye alarak şekillenen ve sinemanın dinamiklerine göre yoğurulan bir hikaye var karşımızda. Çoğumuz Şeyh Bedrettim kimdir, necidir, neden adına şiirler kaleme alınmıştır bilmeyebilir. Ama hak ve adalet arayışı insanın benliğinin ve karşısındakilerin farkına vardığından beri süregelen, iliklerimize kadar işlemiş, vicdani bir duygudur. Hakan Alak ve Ali Şahin bu film için yola çıktıklarından bu duygudan şaşmadan ve bu hikayenin olması gerektiği gibi anlatılmasının peşine düşerek sinema evrenini oluşturmuşlar.</p>
<p>Özellikle son 10 yıldır yerli sinemamızı bela bir kanser gibi kuşatan hamaset edebiyatına zerre kadar bulaşmadan, tarihi bir epik filmi ortaya çıkarmayı başarmışlar. Üstelik teknik kalitesi hem görüntü hem sanat yönetimi açısından ziyadesiyle başarılı, dramatik yapısı ve sinema gözü gayet güçlü bir ‘sinema eseri’ var karşımızda. Düşmanını olduğu gibi göstermekten çekinmeyen, bunu yaparken kendisini yüceltmeyen ve kimi ‘gerçekleri’ de olduğu gibi anlatmaktan çekinmeyen bir yapım Hakikat: Şeyh Bedrettin. Belki de biraz da bu dürüstlüğü nedeniyle sinemada salonlarında beklediği ilgiyi ilk haftanın genel toplamında henüz gösterebilmiş değil. E mütevazi yapımın desteği de, tanıtımı da mütevazi oluyor haliyle. Şehri donatan outdoor bilboardlar’da, renkli ekranlarda bangır bangır Şeyh Bedrettin diye bağırılmadığından belki henüz seyircinin de gözüne çarpmamıştır. Ya da e-posta kutularındaki basın bülteni kalabalığından, sinemanın gerçekten hakkını veren bu filme henüz sıra gelememiştir…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-18331" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Hakikat-Seyh-Bedreddin-300x197.jpg" alt="" width="300" height="197" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Hakikat-Seyh-Bedreddin-300x197.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Hakikat-Seyh-Bedreddin-150x99.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Hakikat-Seyh-Bedreddin-639x420.jpg 639w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/10/Hakikat-Seyh-Bedreddin.jpg 663w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Filmin basına özel yapılan gösterimi sonrası yönetmen Hakan Alak ile kısa bir sohbet gerçekleştirme imkanımız oldu. Adana Film Festivali’nden ayağımın tozuyla dönmüşken filmin neden festivallerin yarışmalı bölümünde olmadığını, bu yapımın mutlaka daha çok duyulması, seyredilmesi gerektiği düşüncelerimi kendisiyle paylaştım. Filmin nihai bitişinin maalesef festivallere yetişmediğinin, ama kendilerinin de festivaller piyasasının peşinden koşmaktansa filmi bir an önce seyirciyle buluşturmak istediklerini, bunun da en uygun vizyona girişle gerçekleştirebildiklerini dinledim. Gerçekten mütevazi bütçelerle ve yapım şirketinin adında da olduğu gibi imece usulüyle yapılmış bir film ‘Hakikat’. Ama imece dendiğinde aklınıza gelen o dermaçatma hal bu filmde söz konusu değil. Başı sonu, çerçeve ve omurga hikayesi düzgün kurgulanmış, oyunculukları capcanlı ve tekniği tertemiz bir film var karşımızda. Kesinlikle vermek istediği bir mesaj var ama tekrar edelim hamaset bir söylem ve kurgu yok.  Üstelik hikayenin ana anlatısı da filme adını veren Şeyh Bedrettin üzerinden değil de onun bir anlamda ‘talebeleri’ olan Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in sahadaki mücadeleleri üzerinden ilerliyor.</p>
<p>Bu coğrafyalarda muktedirler -ki iyi niyetle ve adalet yolunda da olsalar- kendilerine karşı bir argümanla toplanıp bir araya gelenlerden, zulme ve eğilmeye baş kaldıranlardan ve hele ki bunların okumuş olanlarından hiç hoşlanmazlar. Mümkünse kelleleri tiz vurula! Hakikat: Şeyh Bedrettin, hak ve adalet yolundan gitmeyi, kardeşliği bundan 7 asır önce kendilerine şiar edinmiş, dirayetli ve iyi insanların öykülerini, sinemalaştırarak beyazperdeye taşıyor. “Yarin yanağından gayri” hepimiz, demiri oya gibi işleyebilsek hep beraber fena mı olurdu sanki?</p>
<p>Umarız ki Hakikat: Şeyh Bedrettin filmi ve vermeye çalıştığı mesaj vizyondaki ikinci haftasında çok daha fazla seyirciyle buluşur…</p>
<p>Twitter.com/duygukocabayli</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/10/15/hakikat-seyh-bedrettinin-pek-de-gorulmeyen-hakikati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aklımıza Düşürdüğü Sorularla Asgar Farhadi’nin ‘Kahraman’ı Kim?</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2021/09/28/aklimiza-dusurdugu-sorularla-asgar-farhadinin-kahramani-kim/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2021/09/28/aklimiza-dusurdugu-sorularla-asgar-farhadinin-kahramani-kim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kocabaylıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2021 16:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cinedergi.com/?p=18203</guid>

					<description><![CDATA[-Yazı filmin içeriğine dair bazı ‘sürpriz bozanlar/spoiler’ içerebilir- İran sinemasının uluslararası arenadaki birkaç yönetmeninden biri olan Asgar Farhadi, taze filmi A Hero / Kahraman ile bildiği sulara dönüyor. 28. Adana Altın Koza Film Festivali’nde dünya sineması seçkisinde seyircisiyle buluşan film, Farhadi’nin 2016 tarihli Salesman’i ile Mohammad Rasoulof’un A Honest Man arasındaki bir çizgide salınıyor. Hapse [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>-Yazı filmin içeriğine dair bazı ‘sürpriz bozanlar/spoiler’ içerebilir- </em></p>
<p>İran sinemasının uluslararası arenadaki birkaç yönetmeninden biri olan Asgar Farhadi, taze filmi A Hero / Kahraman ile bildiği sulara dönüyor. 28. Adana Altın Koza Film Festivali’nde dünya sineması seçkisinde seyircisiyle buluşan film, Farhadi’nin 2016 tarihli Salesman’i ile Mohammad Rasoulof’un A Honest Man arasındaki bir çizgide salınıyor.</p>
<p>Hapse geri dönmemek için yüklü bir miktar paraya ihtiyacınız olsa ve “Allah’ın lütfu” olarak bu meblağ bir çanta içinde karşınıza çıksa, dürüstlüğünüzü hangi noktaya kadar koruyabilirsiniz? Parayı sahibine mutlaka iade etmek için Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’nın peşine düşer misiniz, yoksa paçayı kurtarmayı fırsat bilip kulağınızın üzerine mi yatarsınız?</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-18204 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/A-Hero-filmloverss.jpg" alt="" width="677" height="451" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/A-Hero-filmloverss.jpg 900w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/A-Hero-filmloverss-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/A-Hero-filmloverss-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/A-Hero-filmloverss-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/A-Hero-filmloverss-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/A-Hero-filmloverss-630x420.jpg 630w" sizes="auto, (max-width: 677px) 100vw, 677px" /></p>
<p>Bu basit ve evrensel gibi görünen sorulara verilen cevaplar, dünya dönüp de coğrafya değiştikçe kaçınılmaz olarak farklılaşıyor. Kuzey Avrupa enleminde muhtemelen aynı çanta jet hızıyla polis karakolunun yolunu tutup herhangi bir karmaşaya neden olmazken, işlerin el yordamıyla halledildiği, kervanların 21yy.’da hala yolda düzüldüğü Orta Doğu’da bir aile dramına evirilebiliyor. İran sinemasının Avrupa’daki gözdelerinden Farhadi, içi altın dolu bir kadın çantasını bomba gibi hikayenin ortasına attığı A Hero filminde “kahramanlığın” ilk adımından yola çıkarak ironik bir insan öyküsünü beyazperdeye taşıyor.</p>
<p>Rahim, eski karısının abisine olan borcundan dolayı hapiste olan bir hattat sanatçısıdır. Aslında borcu kendi işini kurmak için almış fakat eski ortağının kazığı nedeniyle de batmıştır. Eski eniştenin şikayeti ve ortada kalan, ödenemeyen senetler nedeniyle özgürlüğünden olur. Yani Rahim’in geçmiş hayatı, onun kendisini gerçekleştirip yeni adımlar atmasına izin vermezken, seyirciler olarak biz de İran hukuk sisteminde çek-senet borcundan dolayı halen hapis yatıldığını bu akış ile öğreniriz. Zira batılı gözü, böyle ince oryantalist nüanslara bayılır! Ah Farhadi, kendi sularına dönüyorsun ama ‘medeni’ dostlarına göz kırpmayı da ihmal etmiyorsun…</p>
<p>Borç batağı içindeki zanaatkâr/sanatçı Rahim’e dönersek; kısa süreliğine hapisten izinle çıkan bu genç adamın yolu bir şekilde içi altın dolu çantayla kesişiyor ve filmin çatışması bu şekilde kuruluyor demiştik. En azından kefaretini ödeyebilecekken çantanın esas sahibinin peşine düşen Rahim, kelimenin tam anlamıyla Dimyat’a bulgura giderken evdeki pirinçten oluyor! Fakat hırsından değil, tamamen iyi niyetinden, hatta süzme saflığından. Ve olayları akışına uydurmak isterken, pembe beyaz yalanlarla kıvırmaya çalışmasından. Film ilerledikçe İran toplumunda en büyük ayıbın bir şeyleri düzeltmek uğruna bile olsa ‘yalan söylemek’ olduğunu dile getiriyor Farhadi. Sanki toplumdaki tüm bu yozluğun ve çürümüşlüğün kaynağı yalan söylemek değilmiş gibi! Herkes pürü pak, bir zavallı Rahim yalancı.</p>
<p>Başrol Amir Jadid, Rahim’i usul usul oynuyor. Tüm duygu dünyası gözlerinden okunuyor sanki ve artık sinirlerine hakim olmayıp –sınırlı da olsa- fiziki şiddete başvurduğu anlarda, gayet sade bir delilik yansıtıyor perdeye. Kim olsa bir benzerini yapar, ama sen yapmayacaktın işte kardeşim!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-18205 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/a-hero-filmloverss-1.jpg" alt="" width="689" height="459" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/a-hero-filmloverss-1.jpg 750w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/a-hero-filmloverss-1-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/a-hero-filmloverss-1-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/a-hero-filmloverss-1-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2021/09/a-hero-filmloverss-1-630x420.jpg 630w" sizes="auto, (max-width: 689px) 100vw, 689px" /></p>
<p>Film kim kahraman, kim yalancı veya sahtekar; ya da kim vicdanlı/vicdansız sorgulamalarını ince çizgiler üzerinde yapıyor. Farhadi aşinası olduğumuz anlatım diliyle, masumiyetini kanıtlamaya çalışan bir adamın toplum karşısında her şeyi eline yüzüne bulaştırması ile zirveye oynuyor; finalde ise seyirciyi de Rahim ile birlikte bir kapı aralığında bırakıyor. Bu kadar bireysel dürüstlük Orta Doğu’ya fazlayken, sahi kimse neden polis ya da emniyet güçleri kavramını ağzına bile almıyor? Devlet otoritesi sadece borcunu ödeyemeyene mi işliyor? Batılı seyircinin gözünden bu detay da kaçmamıştır diye düşünüyorum.</p>
<p>Dünya prömiyerini yaptığı 2021 Cannes Film Festivali’nden Büyük Ödül (Grand Prix) ile dönen A Hero/Kahraman, Ocak 2022’ye tarihlenen vizyonu öncesi 48. Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında ve 20. Filmekimi programında seyirciyle buluşacak. Yakaladığınız yerde kaçırmamanızı tavsiye ederim.</p>
<p>Twitter.com/duygukocabayli</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2021/09/28/aklimiza-dusurdugu-sorularla-asgar-farhadinin-kahramani-kim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soru sormanın cüreti!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/07/22/soru-sormanin-cureti/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/07/22/soru-sormanin-cureti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kocabaylıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2020 20:13:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=15046</guid>

					<description><![CDATA[39.İstanbul Film Festivali’nin ulusal yarışma bölümünde gösterilen Leyla Yılmaz imzalı Bilmemek, hem hikâyesi hem sinema dili açısından -şahsıma göre (!)- yarışmada şansı en yüksek olan yapımlardan biri. İlk kez geçtiğimiz yıl Antalya Film Festivali’nde gösterilen film, tam da toplumsal cinsiyet tartışmalarının yeniden alevlendiği, eşcinselliğin hastalık ve sapıklık olarak nitelendirildiği ve de bu algının dijital platformların [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>39.İstanbul Film Festivali’nin ulusal yarışma bölümünde gösterilen Leyla Yılmaz imzalı Bilmemek, hem hikâyesi hem sinema dili açısından -şahsıma göre (!)- yarışmada şansı en yüksek olan yapımlardan biri. İlk kez geçtiğimiz yıl Antalya Film Festivali’nde gösterilen film, tam da toplumsal cinsiyet tartışmalarının yeniden alevlendiği, eşcinselliğin hastalık ve sapıklık olarak nitelendirildiği ve de bu algının dijital platformların denetlenmesine malzeme yapıldığı günlerde, sinema sanatına ciddi bir sorumluluk yüklüyor ve altını çize çize bağırıyor: “Sen kim oluyorsun da bu soruları sormaya cüret ediyorsun?”</p>
<p>Filmin başkarakteri Umut, hem üniversite sınavına hazırlanan hem uzun yıllardır profesyonel olarak su topu oynayan bir genç. Yoğun antrenman temposunda hali hazırda bir baskı hissederken, takımdaki diğer oyuncu arkadaşları bir fotoğraf karesini Umut’un heteroseksüelliğinin ‘aleyhine’ delil olarak kullanarak kabadayılık taslamaya başlıyor. Umut’u sıkıştırıyor, akıllarınca sorguya çekiyorlar. Bence lise öğrencisi kötülüğü ve bencilliği için kabadayı kelimesi hafif kalıyor; tam bir ‘evil’ ve ‘bully’, yani ‘kötücül zorba’ çerçevesi çiziyor Leyla Yılmaz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15047 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/4651449.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-1024x576.jpg" alt="" width="627" height="353" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/4651449.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/4651449.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/4651449.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/4651449.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-150x84.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/4651449.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/4651449.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/4651449.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/4651449.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 627px) 100vw, 627px" /></p>
<p>Öte yandan Umut’un babası Sinan (Yurdaer Okur) ve annesi Selma (Senan Kara) da farklı baskılar, mobbinglerle mücadele ediyorlar. İş yerlerinde susan ebeveynler, patlamayı akşam yemeği masasına saklıyor. Hayata dair problemlerin absorbe edilemediği bir aile masası bu artık… Ve birbirlerine dair pek çok şeyi kendi aralarında da bilmiyorlar; tıpkı 17 yaşındaki Umut’un cinsel yöneliminde bocalama yaşaması, bilip bilmediğini dahi bilmemesi gibi…</p>
<p>Ülkemizde yakın zamanda yine lanetli kavme dönüştürülüp hedef tahtası haline getirilen LGBTQ (Lesbian, Gay, Bisexual, Transgender, ve Questioning) bireylerin son halkısını, Q’yu  alıp (kararsız ya da tercih belirtmek istemeyen), tüm filmi bilmek/bilmemek eylemi çerçevesinde kurguluyor Leyla Yılmaz. Zorba takım arkadaşları Umut’u sıkıştırdığında seyircide de ister istemez bir merak duygusu uyanıyor onun hislerine dair ve Umut’un cinsel kimliği nedeniyle zorbalığa uğrayan herkes adına, hepimizin suratına ağız dolusu bağırıyor: “Sen kimsin, ne hakla bana bunu soruyorsun ve bu ne cüret?!”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15048 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/images-2.jpg" alt="" width="365" height="202" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/images-2.jpg 302w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/images-2-300x166.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/images-2-150x83.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 365px) 100vw, 365px" /></p>
<p>Umut’a tüm doğallığı ile hayat veren Emir Özden ilk sinema filminde böylesine sıkışmış bir karakterin altından nefis bir performans ile kalkıyor. Takdir ediyor, seviyor ve aslında Umut ile en yakın zamanda tanışmak istiyorsunuz. Yurdaer Okur ve Senan Kara da anne ve baba rollerini kağıt üstünden sıyırıp, boyut katarak yaşayan bir aile dramına dönüştürmeyi başarıyorlar hikayeyi. Kendi aralarındaki sevgi tükenmişliği, evlilik monotonluğu hatta Sinan’ın sözlü şiddete eğilimi, aslında evdeki 3. bireyi uzun zamandır fark edemeyişlerini açıklıyor adeta. Ayrıca Levent Üzümcü’yü sinema perdesinde görmeyi ne çok özlemişiz!</p>
<p>Hikâyenin anlatım dilini destekleyen sıra dışı kadrajları, tertemiz işçiliği ve konuşmaktansa susmayı yeğlemesi ile Bilmemek filmi toplum için sinema yapmanın, hikâye anlatmanın sorumluluğunu taşıyor. Umarız ki festival sürecinden sonra geniş ve uzun süreli bir vizyon şansı olur ve aslında seyretmesi gereken kitlelere ulaşır. Çünkü LGBTQ bireyler normal insanlar olarak aramızdalar; siz bilmeseniz de!</p>
<p>Twitter.com/duygukocabayli</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/07/22/soru-sormanin-cureti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İkimiz (Deux)</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/07/02/ikimiz-deux/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/07/02/ikimiz-deux/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kocabaylıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2020 15:07:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=14895</guid>

					<description><![CDATA[2019 Toronto Film Festivali’nin Keşif bölümünde dünya prömiyerini yapan Deux/İkimiz, daha önce adını hiç duymadığımız İtalyan bir yönetmenin imzasını taşıyor; Filippo Meneghetti. Pandemi nedeniyle kısmen online gösterimlerle gerçekleştirilen 39. İstanbul Film Festivali’nin haziran seçkisinde izlediğimiz filmin, gerek sinemasal dili, gerek coğrafya tanımayan teması ve de parmak ısırtan oyunculuklarıyla önümüzdeki günlerde başka mecralarda da karşımıza çıkacağını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2019 Toronto Film Festivali’nin Keşif bölümünde dünya prömiyerini yapan Deux/İkimiz, daha önce adını hiç duymadığımız İtalyan bir yönetmenin imzasını taşıyor; Filippo Meneghetti. Pandemi nedeniyle kısmen online gösterimlerle gerçekleştirilen 39. İstanbul Film Festivali’nin haziran seçkisinde izlediğimiz filmin, gerek sinemasal dili, gerek coğrafya tanımayan teması ve de parmak ısırtan oyunculuklarıyla önümüzdeki günlerde başka mecralarda da karşımıza çıkacağını umuyorum.</p>
<p>Nina (Barbara Sukowa) ve Madeline (Martine Chevallier) karşılıklı apartmanlarda oturan, ileri yaşlardaki iki kadındır. Ama aralarındaki ilişki karşı kapı komşuluğundan çok ötedir. Uzun yıllardır birbirlerine âşık olan bu iki kadının birlikteliği, kocasının vefatının ardından çocuklarından halen çekinen Madeline’nin -ve aslında toplumsal baskının bireysel hayatlara yansımasını- tereddüttünü bir gölge gibi üzerinde taşır. Nina artık beraber olmak, “kendileri olmak” için önlerindeki maddi manevi her türlü engeli aşabileceklerine inanırken, Madeline ona olan tüm sevgisine rağmen bir türlü harekete geçemez; sanki alacağı kararla çocuklarını da ilelebet kaybetme korkusunu yaşar. Ve öyle bir an gelir ki artık olan ya da olacak olanın hiçbir önemi kalmaz. Nina için tek gerçek, sevdiği kadını sistemin ve çocuklarının elinden kurtarmak olur…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14896 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/1309378_twoofus_378830-1024x683.jpg" alt="" width="657" height="438" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/1309378_twoofus_378830-1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/1309378_twoofus_378830-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/1309378_twoofus_378830-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/1309378_twoofus_378830-150x100.jpg 150w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/1309378_twoofus_378830-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/1309378_twoofus_378830-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/07/1309378_twoofus_378830.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 657px) 100vw, 657px" /></p>
<p>Queer sineması içinde değerlendirebileceğimiz film, yaşları kaç olursa olsun özgürlükleri toplumsal ve çevresel ahlaki normlar tarafından kelepçelenen iki kadının, gizli tutmak zorunda kaldıkları ilişkisini, dahası uzun yıllara yayılan aşkını, incelikli biçimde merkeze koyuyor. Nina ve Madeline’nin birbirlerine olan sevgisi, bakışlarından ayak parmaklarına süzülürcesine akıyor adeta. Yönetmen Meneghetti, iki deneyimli kadın oyuncusunun beden dilini, filmin finaline dek bir anlatım aracına dönüştürmekten çekinmiyor. Zira sürprizbozan (spoiler) vermek istemesek de, filmin ikinci yarısında Madeline’nin başına gelen talihsizlik çiftin kaderini de etkilerken, Mado’nun haspolduğu sessizlikte beden ile oynamak, hatta salt mimikler, bakışlar üzerinden tüm bir sahneyi seyirciye aktarmak mümkün oluyor. Rosa Luxemburg (1986) ile hafızalarımıza kazınan ödüllü Alman oyuncu Barbara Sukowa bir yanda, diğer yanda sadece sinema ve televizyonda değil Fransız tiyatrosunda da parmakla gösterilen isimlerinden olan Martine Chevallier, yönetmen Meneghetti’nin ilk uzun metraj filminde en büyük şansı oluyor kanımca.</p>
<p>Festivalin Youtube kanalında Barbara Sukowa ile yapılan röportajda, deneyimli oyuncu yönetmen Meneghetti’nin kendisine senaryo ile geldiğinde çok heyecanlandığını dile getiriyor ve <em>“Ama biraz da endişelenmedim de değil, çünkü o senaryodan her şey çıkabilirdi, konu çok başka yerlere gidebilirdi. Ama yönetmen tam da olması gerektiği gibi çekti.” </em>sözleriyle aslında filmi baştan aşağıya da tarif ediyor. Meneghetti’nin Malysone Bovorasmy ile beraber kaleme aldığı senaryo, ahlaki boyuttaki tartışmayı sadece Madeline’nin ailesi üzerine yıkmıyor. Nina hastane, hemşire hatta hastabakıcı gibi otoriteler karşısında da eli kolu bağlı kalıyor; sevdiği kadını görebilmek için resmi algıda “bir aile dostundan” öteye gidemiyor. Özellikle Onur Haftası çerçevesinde tartışılan eşcinsel evliliklere yasal çerçeve (ki bizde henüz LGBT+ bireylere hoşgörü dahi yok, değil evlilik!) belki de bireyin en çok otorite karşısında ihtiyaç duyduğu bir dayanak olarak biçimleniyor; öte yandan İkimiz filminde bu dayanak Nina’nın önüne bir duvar, bir set gibi çekiliyor.</p>
<p>Yazımızın başına dönecek olursak, Koronavirüs tehlikesinden önce Eylül 2019’dan itibaren çeşitli festivallerde gösterilen İkimiz (Duex) filminin ülkemizdeki yolculuğu da tek bir online gösterimle sınırlı kalmayacak, muhtemelen çok daha uzun soluklu olacaktır. Her nerede rastlarsanız yakalayıp, seyretmeniz dileği ile.</p>
<p>Sağlıkla ve sinemayla kalın!</p>
<p>twitter.com/duygukocabayli</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/07/02/ikimiz-deux/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batılının Gözünden Şamanizm; Daha Büyük Bir Dünya!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/06/11/batilinin-gozunden-samanizm-daha-buyuk-bir-dunya/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/06/11/batilinin-gozunden-samanizm-daha-buyuk-bir-dunya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kocabaylıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2020 07:00:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[FESTİVALLER]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=14819</guid>

					<description><![CDATA[Bu yıl evlerimizden iştirak ettiğimiz 39. İstanbul Film Festivali’nin programından seçme filmler Haziran ayında da ikinci bir 15 filmlik seçki ile seyircilerle buluşmaya devam ediyor. Festivalin bu ikinci etabında yeni filmleri seyretmeye başlamadan önce Mayıs ayında gösterilen filmlerden Fransız-Belçika ortak yapımı “Daha Büyük Bir Dünya” (Un Monde Plus Grand) filmine kısaca göz atmak istedik. Sinema [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl evlerimizden iştirak ettiğimiz 39. İstanbul Film Festivali’nin programından seçme filmler Haziran ayında da ikinci bir 15 filmlik seçki ile seyircilerle buluşmaya devam ediyor. Festivalin bu ikinci etabında yeni filmleri seyretmeye başlamadan önce Mayıs ayında gösterilen filmlerden Fransız-Belçika ortak yapımı “Daha Büyük Bir Dünya” (Un Monde Plus Grand) filmine kısaca göz atmak istedik.</p>
<p>Sinema kariyerine 1980’lı yıllarda kamera önünde oyuncu olarak başlayan Fabienne Berthaud’un dördüncü uzun metraj filmi olan Daha Büyük Bir Dünya’nın uyarlama senaryosu da Berthaud ile birlikte Claire Barré’ye ait. En temel düzlemde “Batılı bireyin doğunun mistisizmini keşfedişi” olarak okuyabileceğiniz film, Fransız müzisyen Corine Sombrun’un gerçek hayat hikâyesinden uyarlanmış. “Moğol Şaman geleneğini tamamen öğrenen ilk Batılı beyaz kadın” olması itibariyle bir ilki başaran Sombrun’ın, bu ilginç hayat öyküsünün ilk kez beyazpedeye uyarlandığını da ekleyelim.</p>
<p>Öte yandan bu film bir gerçek yaşam öyküsü olmasa da, kâğıt üstünde gayet çalışabilecek bir matematiğe, bir nevi Ferrari’sini Satan Bilge kurgusuna sahip. Yakın zamanda baş edemediği büyük bir kayıp yaşayan Corine (Cécile de France), biraz da kafasının dağılması için, hava değişikliği bahanesi ile bir projenin dış ses kayıtlarını tamamlamak amacıyla Moğolistan’ın dağ köylerine gider. Aslında bölgeye turist olarak gelmiştir ve mistizm olarak etiketlenen Doğu’nun kendi yaşam pratiklerine her batılı gibi ‘kartpostal’ tadında yaklaşır. Fakat ses kaydı için katıldığı Şaman ayininde yaşadığı deneyimden sonra, –çok klişe ama buraya cuk oturuyor- Corine asla eskisi gibi olmayacaktır! Zira, Corine’nin içinde Şamanlık vardır!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14820 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/091119538-berthaud-1024x576.jpg" alt="" width="662" height="373" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/091119538-berthaud-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/091119538-berthaud-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/091119538-berthaud-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/091119538-berthaud-696x391.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/091119538-berthaud-1068x600.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/091119538-berthaud-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/091119538-berthaud.jpg 1400w" sizes="auto, (max-width: 662px) 100vw, 662px" /></p>
<p>Senaryonun matematiğinde pek çok başka eserde de gördüğümüz, ‘ilk reddediş’ Corine’nin eve dönmesiyle gerçekleşir. Batılı bilinci Doğu’da karşılaştığının ‘akıl karı’ olmadığına kanaat getirir ve eve döner. Fakat bir kere kendisiyle yüzleşme anı yaşadıktan sonra Duha köyünü aklından çıkartamaz. Reddetmeyi bir kenara bırakıp yaşadıklarını anlamlandırmaya ve yakın çevresiyle paylaşmaya başlar. Hatta evinde ufak çaplı bir ayin deneyerek Doğu’yu Batı’ya taşımaya çalışır.</p>
<p>Filmin bu ikinci evresinde, Corine’nin yakın çevresinin temsiliyle ‘yüce batılı aklın’, Doğu ile dalga geçmesini, hafife almasını; anti-depresanlarla yaşananı bastırma arayışını ve nihayetinde “saçmalık” kisvesi ile kestirip atmasını izleriz. İlerleyen aşamalarda da bu izleği küçük ölçeklerde tekrarlayan film, 300 yıla yayılan oryantalist bakışın halen dört başı mağrur biçimde yaşatıldığının da altını çizmek istiyor gibi. Nihayetinde Corine bu keşfi ve içsel yolculuğunu tamamlamamak için Moğolistan’a geri döner; yine birçok batılı acemiliği ile her istediğinin hemen de olmayacağını uzun yoldan öğrenir.</p>
<p>Bu anlamda bir kişisel gelişim kitabının film versiyonu da diyebiliriz “Daha Büyük Bir Dünya” için. Zira gerçek karakterimiz Corine Sombrun kaynak eser &#8220;Mon initiation chez les Chamanes&#8221; (Şamanlarla Tanışmam) kitabının yanı sıra, diğer kitaplarını da bu yönde yazan, hatta aktivist olarak toplumsal farkındalık için onlarca TEDex konuşmasına katılan bir figür. Şans eseri ‘şahsımın’ yakın zamanda okuduğu Maud Ankaoua imzalı “Bugün Kalan Hayatının İlk Günü” kitabı da çok benzer bir izlek üzerinden Hindistan’a yapılan bir yolculuğu içsel arayışa dönüştürerek anlatıyordu; hem de işkolik bir Fransız kadını üzerinden! Nitekim batının halen satılacak “Ferrarileri”, kırılması gereken egoları ve oryantalist önyargıları var…</p>
<p>Son sözde de ödüllü aktris Cécile de France’den bahsedelim; canlandırdığı Corine karakterini büyük ciddiyetle yaklaşan France, 109 dakika boyunca bu sarsılan ruhun tüm iniş çıkışlarını yaşatmayı başarıyor. Özellikle fiziki performans gerektiren Şaman ayini sahnelerinin altından da başarıyla kalkan deneyimli oyuncu, Corine Sombrun’a birebir benzemese de oyunculuğu ile rol için doğru isim olduğunu kanıtlıyor.</p>
<p>Ülkemizde bu sene başka bir festival kapsamında ya da vizyonda bir şekilde kendisine yer bulur mu bilinmez ama türünün merak uyandıran bir örneği olarak dijital arşivlerdeki yerini alabilir Daha Büyük Bir Dünya…</p>
<p>Sağlıkla ve sinemayla kalın!</p>
<p>Twitter.com/duygukocabayli</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/06/11/batilinin-gozunden-samanizm-daha-buyuk-bir-dunya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya’mızı kurtarmak halen mümkün mü?</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/05/06/dunyamizi-kurtarmak-halen-mumkun-mu/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/05/06/dunyamizi-kurtarmak-halen-mumkun-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kocabaylıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2020 09:54:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[TV Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[2040]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Damon Gameau]]></category>
		<category><![CDATA[That Sugar Film]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=14638</guid>

					<description><![CDATA[Başka Sinema (karantina günlerine özel olarak) BluTV ile yaptığı anlaşma çerçevesinde, vizyona giremeyen filmleri online kiralama seçeneği ile seyircilerle buluşturmaya Mayıs ayında da devam ediyor. Geçen Cuma platformlarda yayınlanan 2040 (2019) belgeseli ile özellikle içinden geçtiğimiz şu karanlık dönemde ilgi çeken bir seçenek; zira adından da anlaşılacağı üzere dünyanın 2040 yılındaki olası haliyle seyirciyi yüzleştirmeye [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başka Sinema (karantina günlerine özel olarak) BluTV ile yaptığı anlaşma çerçevesinde, vizyona giremeyen filmleri online kiralama seçeneği ile seyircilerle buluşturmaya Mayıs ayında da devam ediyor. Geçen Cuma platformlarda yayınlanan 2040 (2019) belgeseli ile özellikle içinden geçtiğimiz şu karanlık dönemde ilgi çeken bir seçenek; zira adından da anlaşılacağı üzere dünyanın 2040 yılındaki olası haliyle seyirciyi yüzleştirmeye çalışıyor.</p>
<p>Avusturalyalı sinemacı Damon Gameau belgesel filmin hem anlatıcısı, hem yönetmeni ve senaristi, hem de ortak yapımcılarından biri. Hal böyle olunca, filme göre 21 yıl sonraki dünya vizyonunu hem olumlu hem olumsuz perspektiflerle Gameau’nun gözünden izliyoruz adeta. Gameau’nun bir başka endüstriyel ve toplumsal mevzu olan ‘şekeri’ deştiği That Sugar Film (2014) adlı yapımda henüz annesinin karnında olan kızı Velvet’i, 2040’ın başkarakterlerinden biri olarak görüyoruz.</p>
<p>“Velvet 25 yaşına geldiğinde onu ve 2010’larda doğan yaşıtı çocukları, yakın gelecekte hangi dünya karşılayacak?” Aslında bir ebeveynin temel bir güdüsünden, yavrusunu en uygun ortamda yetiştirme kaygısından yola çıkıyor Gameau soruları sorarken. Bu dünyayı son 100 yılda geride bıraktığımız koca bir insanlık tarihinden çok daha kötü kullandık, neredeyse dibine kadar sömürdük, nihayetinde doğanın kaynakları tükenmek üzere, temiz su, temiz hava, erimeyen buzullar hayal olmak üzere…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14639 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/indir-1.jpg" alt="" width="511" height="230" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/indir-1.jpg 335w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/indir-1-300x135.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 511px) 100vw, 511px" /></p>
<p>Film bu korkunç gerçekliği, bölümlere ayırarak anlatmayı tercih ediyor. Bunu yaparken de her sorunun spesifik, olası çözümünü örneklerle birer kuple seyircinin önüne bırakıyor. Her evde güneş enerjisinin elektrik enerjisine dönüşümü ve esasen bu enerjinin kolektif paylaşımı ve tüketimi, kimyasal tarım yerine kompos yöntemi, fosil yakıt tüketen ve dipsiz bir kuyu olan otomotiv endüstrisinin yerine elektrik ya da bio enerji ile çalışan sürücüsüz araçların kolektif kullanımı ve okyanus tarımı gibi test aşamasında olan projeleri yerinde gezerek ve deneyimleyerek seyircilere anlatıyor Gameau. Bir yandan uzman görüşü alarak, bir yandan da umut doluyoruz tabii izlerken, ister istemez…</p>
<p>İnsanoğlu 21.yy’da en donanımlı halinde bir virüs salgınıyla güç bela baş ediyorken, buzulların erimesini ya da su kaynaklarının kirlenmesini bireysel düzlemde engellemenin romantizm olmaktan öteye gidemediğini, sesini çıkarmaya cesareti olanların da nasıl cezalandırıldığını, susturulduğunu maalesef pek çok acı tecrübe ile gördük. Kuzey Buz Denizi’ndeki petrol çıkarma faaliyetleri toptan durdurulmadığı, ya da endüstriyel bir tesiste atık suyu akarsu kaynağına boşaltan fabrika sahipleri –dünya çapında- yerel hükümetler tarafından sapasağlam desteklediği sürece, bireysel çabalarla karton-cam şişe geri dönüşümü maalesef kısa soluklu bir vicdan rahatlamasından öteye geçemiyor kanımca.</p>
<p>Film, teknik anlamda görsel efektlerden de başarılı biçimde yararlanmayı biliyor. Özellikle masaya yatırılan sorunlara üretilen çözümleri sıradan insanların anlayacağı grafiksel düzlemler, çizgi modelleriyle açıklamak 2040’ı düz belgesel mantığından kurtarıyor.</p>
<p>Resim çok büyük bunun iyi kötü biz de farkındayız, keşke demokratik oylarımız dünyayı kurtarmaya yetse diyerek yine de karbon ayak izimizi azaltarak, musluğumuzdan akan suyu daha tasarruflu kullanarak, en azından elimizdeki kahve bardağı ile geri dönüşüme katkı sağlayarak dünyaya borcumuzu ödememiz lazım. Bu yıl doğup da 2040’ta 20 yaşına basacak gençlere oksijen ve temiz su borçluyuz en azından!</p>
<p>Siz Elon Musk’a çok da takılmayın; şimdilik üzerinde yaşayabileceğimiz tek gezegen Dünya’mız!<br />
2040’ı Türkçe altyazılı olarak BluTV’nin kiralama opsiyonu ile seyredebilirsiniz…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/05/06/dunyamizi-kurtarmak-halen-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çingenelerin Şairi: Papusza&#8230;</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/04/21/cingenelerin-sairi-papusza/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/04/21/cingenelerin-sairi-papusza/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kocabaylıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2020 13:19:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=14548</guid>

					<description><![CDATA[Sinemanın bizimle birlikte evlere kapandığı Korona günlerinde dijital platformlar da seyir yelpazesini genişleterek, farklı alternatiflerle #Evdekal’mamızı daha az sıkıcı hale getirmeye çalışıyorlar. Bu girişimlerden biri de dijital platform MUBI ve İstanbul Film Festivali’nin iş birliği oldu. Malum, önceki yıllarda olduğu gibi hayat normal akışında seyretseydi şu haftalarda İstanbul Film Festivali’nde seans seans koşturup, hatta bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sinemanın bizimle birlikte evlere kapandığı Korona günlerinde dijital platformlar da seyir yelpazesini genişleterek, farklı alternatiflerle #Evdekal’mamızı daha az sıkıcı hale getirmeye çalışıyorlar. Bu girişimlerden biri de dijital platform MUBI ve İstanbul Film Festivali’nin iş birliği oldu. Malum, önceki yıllarda olduğu gibi hayat normal akışında seyretseydi şu haftalarda İstanbul Film Festivali’nde seans seans koşturup, hatta bu hafta ödül töreni bile yapardık! Uzun zaman sonra ilk kez Nisan ayı İstanbul’da festivalsiz geçti; fakat bir nebze ilaç olması niyetiyle İstanbul Film Festivali Özel Seçkisi (geçmiş yılların ödüllü filmleri) 11 gün boyunca MUBI üzerinden seyircilerle, üstelik ücretsiz olarak buluştu.</p>
<p>Bu seçkiden istifade festivalde kaçırdığım ve başka yasal platformlarda muhtemelen bulamayacağım Papusza (2013) filmini izleyebildim. Çağdaş Polonya sinemasının uluslararası festivallerde iyi bilinen iki ismi,  Krzysztof Krauze ve Joanna Kos-Krauze (aynı zamanda evliler) çiftinin imzasını taşıyan Papusza, Leh topraklarında yaşayan Çingenelerin 20.yy tarihine bir pencere aralayan, biyografik bir dram filmi.</p>
<p>Çingenelerin kendi dilinde ‘Taş Bebek’ anlamına gelen Papusza aslında, şair ve şarkıcı Bronisława Wajs’ın lakabı. Film, Çingene toplumunun bu ayrıksı kadın şairini merkeze alıyor ve göçebeliği bir yaşam biçimi olarak benimseyen bu insanların genel bir panoramasını sunuyor. 1910 yılında Wajs’ın doğum sahnesi ile başlasa da doğrusal olmayan bir zaman çizelgesiyle ilerliyor öykünün akışı. Bir çocukluğu, bir yaşlılığı, bir genç kızlığı ve şair Papusza arasında yavaş ilerleyen gelgitler ile genç ve naif bir kadının, sadece okuma ve yazma öğrendiğinden dolayı değişen yaşamını seyrediyoruz. Zira Çingene toplumu içerisinde kendi çabasıyla okuma-yazma öğrenen Papusza, gün geliyor ruhuna gelen ilham ile dudaklarından dökülen mısraları da yazmaya başlıyor…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14549 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/JAN14-Papusza.jpg" alt="" width="663" height="445" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/JAN14-Papusza.jpg 760w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/JAN14-Papusza-300x201.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/JAN14-Papusza-696x467.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/JAN14-Papusza-626x420.jpg 626w" sizes="auto, (max-width: 663px) 100vw, 663px" /></p>
<p>Tüm film boyunca “Ben şiir falan bilmem, hiç şiir yazmadım” dese de Bronisława Wajs, şiirin ne olduğuna karar verenler tarafından Çingenelerin o günlerdeki parlak şairi olarak kabul ediliyor Polonya’da. Aslında aralarına dahil olan ve birkaç sene onlarla yaşayan yazar ve şair Jerzy Ficowski  (II. Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı örgütlenen eski direnişçilerden) tarafından fark edilmese, bugün kendi toplumu tarafından bile muhtemelen hatırlanmayacak bir isim olacaktı Papusza.</p>
<p>Zira Çingene toplumunda kadınlar birden çok kez öteki olan, hatta yok sayılan konumdalar desek, biraz da filmin bize gösterdiklerine istinaden, çok da yanlış sayılmaz. Kuzey topraklarının göçerleri, meslek erbaplığı olarak ya hırsızlık ya da çalgıcılıkla yaftalanan Çingeneler 1900’lerin başında da Leh toplumunun ‘ötekisi’; falcılık ve şarkıcılık ile para kazanan kadınların bu toplum içindeki yegâne fonksiyonu ise soyun devamı için erkek çocuk doğurmak! Okuryazarlığın ise kara büyücülük ile denk görüldüğü bir ortamda varın okuması yazması olan Çingene kadın olmayı siz hesap edin! Ayrıca filme göre Çingeneler bu anlamda okuryazarlığı kendi dillerinin ve kültürünün devlete ifşa edilmesi olarak yorumluyor ve bu yüzden kendilerinden olmayanı, dışarıdan geleni de sevmiyorlar. Kendi içlerindeki okuryazarlara da hep şüpheyle bakıyorlar. Belki de bu bilinmezlikleri yüzünden hep bir ‘ötekilik’ çemberi içinde yaşıyorlar…</p>
<p>Film, bir alt metniyle de devletin yıllar boyu Polonya topraklarında yaşayan Çingenelere bakışının pek de değişmediğini de önümüze seriyor. Zira Çingeneler’in hali ahvali Nazi zulümden önce de, sonra da çok parlak değil maalesef. Polonya hükümeti, ormanda durduk yere kafalarına sıkmıyor belki; ama fakir ve özgür yaşamları, savaştan sonra ciddi denetim altına alınıyor. Konar-göçer yaşamları yasaklanıp, asgari insani koşulların bile zor sağlandığı tek göz evlere sıkıştırılıyorlar. Kendilerine en has, en özgü olan yönleri, çalgıcılıkları, şarkı söylemleri sınırlı izne bağlanıyor; Çingenelere sadece kendi aralarında eğlenme ‘özgürlüğü’ kalıyor… Üst sınıf eğlenmek istediğinde hatırlanan bir alt sınıfa dönüştürüyor Çingeneleri; tıpkı Papusza’nın yüreğine dolan ilhamı edebiyatçıların kalıplara sokup, şiirselleştirip ondan çalması gibi… Mısraları devlet orkestrası tarafından bestelenip, çalınmasa onun hapishanede ya da tımarhanede olmasının kimsenin umurunda olmayacağı gibi…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14550 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/21583f4a69a09e1b407008ff33f8b12f.jpg" alt="" width="611" height="366" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/21583f4a69a09e1b407008ff33f8b12f.jpg 643w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/04/21583f4a69a09e1b407008ff33f8b12f-300x180.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 611px) 100vw, 611px" /></p>
<p>Papusza’nın, yer yer şen şakrak olsa da dramatik dozu hiç eksilmeyen hikâyesini Polonya sinemasının ödüllü aktristi Jowita Budnik çok başarılı biçimde sırtlıyor. “Ben şair değilim” dese de, yazan insana has o kendi içine kapanık, naif ruh halini, yaşadığı tüm sıkıntıların ve acıların harmanıyla seyirciye aktarıyor Budnik. Özellikle Papusza’nın Çingenelerin başına gelen tüm felaketleri kendisine bağlayıp siniri krizi geçirdiği sahne, insanın yüreğine dokunuyor… Antoni Pawlicki, filmde Papusza’dan sonra en öne çıkan karakter olan Jerzy Ficowski’ye hayat veriyor; karakterini yaşayan bir <em>‘Gadjo’</em>ya dönüştürmeyi başaran Pawlicki’nin de yeni dönem Polonya sinemasının popüler isimlerinden olduğunu ekleyelim.</p>
<p>Polonya sinemasının pek çok dönem filmi gibi siyah-beyaz çekimin tercih edildiği yapım geniş açılı panoramik görüntülerle Çingene toplumuna karşıdan bakmamıza olanak verirken, özellikle yakın plan çekimler seyirciyi bir anda karakterlerin duygu dünyalarına çekiyor.</p>
<ol start="33">
<li>İstanbul Film Festivali Jüri Özel Ödülü de dahil olmak üzere yarıştığı uluslararası mecralardan ödül ve övgülerle dönen Papusza, Polonya sinemasında farklı bir karakter hikayesi seyretmek ve tarihe adını kadın Çingene şair olarak yazdırmış Bronisława Wajs’ı tanımak için iyi bir fırsat. MUBI’de ya da denk geldiğiniz başka platformlarda seyretmeniz dileği ile.</li>
</ol>
<p>Sağlıklı günlerde, evde kalın, sinemayla kalın!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/04/21/cingenelerin-sairi-papusza/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“11 Köyün Orkestrası’ndan Cumhuriyet Kadınlarına; Köye ‘Cumhuriyet’ Gelirse…</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2020/02/11/11-koyun-orkestrasindan-cumhuriyet-kadinlarina-koye-cumhuriyet-gelirse/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2020/02/11/11-koyun-orkestrasindan-cumhuriyet-kadinlarina-koye-cumhuriyet-gelirse/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Kocabaylıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Feb 2020 20:06:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=14205</guid>

					<description><![CDATA[Çankaya Belediyesi tarafından bu yıl ilk kez 18-22 Ocak 2020 tarihleri arasında düzenlenen I. Sinemazon Kadın Yönetmenler Festivali, beş güne yayılan film ve etkinlik programı ile dopdolu bir organizasyon olarak geçti. Program direktörü Gülten Taranç ve ekibinin özverili çalışmaları ile oldukça yoğun ve verimli geçen festivalde yerli sinemamızın deneyimli ve öncü kadın yönetmenleri filmlerini seyirci [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çankaya Belediyesi tarafından bu yıl ilk kez 18-22 Ocak 2020 tarihleri arasında düzenlenen I. Sinemazon Kadın Yönetmenler Festivali, beş güne yayılan film ve etkinlik programı ile dopdolu bir organizasyon olarak geçti. Program direktörü Gülten Taranç ve ekibinin özverili çalışmaları ile oldukça yoğun ve verimli geçen festivalde yerli sinemamızın deneyimli ve öncü kadın yönetmenleri filmlerini seyirci ile buluştururken, aynı zamanda fikir alışverişi yapmak için de bir araya gelme şansı buldular. Hemen hemen her film gösteriminin ardından gerçekleştirilen söyleşilerde Ankaralı sinemaseverlerin izledikleri filme dair sorularını yönetmenlere yöneltebildiler.</p>
<p>Bu gösterimlerden biri de, söyleşi  moderasyonunu benim gerçekleştirdiğim yönetmen ve senarist Jale İncekol’un imzasını taşıyan <strong>Müzikli Bir Hikaye ve Umutlu Bir Hikaye</strong> filmlerinin gösterimiydi. İncekol’un arka arkaya gösterilen iki belgesel filmi, temalarının ortak olduğu, fakat karakterleri değişse bile müziğin birleştirici gücünü ortaya koyan yapımlardı. Köy enstitülerinin ruhunu yeniden hissettiren bu iki belgesel filmin, değişimin gücünü bilen ve hissettiren kadınları merkeze aldığını, daha umutlu yarınlara kapı araladığını belirtmek gerekiyor.</p>
<p>Vizyona girmemesine karşın festival gösterimleri devam eden Müzikli Bir Hikaye ve Umutlu Bir Hikaye filmlerine dair festival sonrası Jale İncekol ile röportaj yapma fırsatı bulduk. Herhangi bir festival ya da etkinlik programında karşınıza çıktığında kaçırmadan, seyretmeniz tavsiyesiyle…</p>
<p><strong>Televizyon takipçileri sizi Kavak Yelleri dizisinin yönetmeni olarak biliyor. Biraz da geçmişe dönerek size tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p>Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Radyo-Televizyon bölümünü bitirdim. Mezun olur olmaz İstanbul&#8217;a yerleşip televizyon sektöründe yönetmen asistanlığı yapmaya başladım. O yıllarda iş bulmak şimdiki gibi zor değildi. Özel kanallar yeni kurulmuştu ve sektörün yeni iş gücüne ihtiyacı vardı. Sonra çok sayıda televizyon dizisinde yardımcı yönetmen olarak çalıştım, 2003 yılında yönetmenlik yapmaya başladım. 2017 yılından beri bağımsız belgesel filmler çekiyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14206 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/jale-incekol-foto-YÇ-683x1024.jpg" alt="" width="477" height="715" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/jale-incekol-foto-YÇ-683x1024.jpg 683w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/jale-incekol-foto-YÇ-200x300.jpg 200w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/jale-incekol-foto-YÇ-768x1152.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/jale-incekol-foto-YÇ-1024x1536.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/jale-incekol-foto-YÇ-1365x2048.jpg 1365w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/jale-incekol-foto-YÇ-696x1044.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/jale-incekol-foto-YÇ-1068x1602.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/jale-incekol-foto-YÇ-1920x2880.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/jale-incekol-foto-YÇ-280x420.jpg 280w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/jale-incekol-foto-YÇ-scaled.jpg 1707w" sizes="auto, (max-width: 477px) 100vw, 477px" /></p>
<p><strong> </strong><strong>Televizyondan belgesel yönetmenliğine geçişiniz nasıl oldu? </strong></p>
<p>Planlanmış bir şey değildi. Ben dizi çekmeye devam ederim diye düşünüyordum. Ancak hayat beklemediğim bir anda bir yol ayrımı çıkardı karşıma. Çok da iyi oldu. Belgesel çekmek benim çocukluk hayalimdi. Çektiğiniz filmlerin yapımcılığını da üstlenmek diğer bütün zorluklarına rağmen sınırlarını kendinizin belirlediği konforlu bir çalışma alanı yaratmanızı sağlıyor ve bunun keyfini sürerek daha rahat üretiyorsunuz. Hesap soran yok ‘Bunu neden böyle yaptın? ‘ diyen yok, bir yere yetişme derdi yok. Bunun yanında dizi sektöründe edindiğiniz sorunlara hızla çözüm bulma pratiği epeyce işinize yarıyor, güzel oluyor.</p>
<p><strong> </strong><strong>Müzikli Bir Hikaye ve arkasından gelen Umutlu Bir Hikaye filmlerinin öyküleri ile nasıl karşılaştınız? </strong></p>
<p>Aslı Tanrıkulu ve 11 Köyün Orkestrası&#8217;yla tanışmam İstanbul&#8217;da katılacakları bir festivalin haberiyle oldu. Hikayeyi duyduğum anda büyülendim ve filmi yapmaya karar verdim. Hiç vakit kaybetmeden aynı gün Aslı  Öğretmen’le irtibat kurmak için harekete geçtim. Umutlu Bir Hikaye ‘de de durum çok farklı olmadı, Müzikli Bir Hikaye’yi çektikten birkaç ay sonra hikaye bir televizyon haberiyle çıktı karşıma ve yine aynı gün projeyle ilgili çalışmaya başladım. Duygusu gereği bahar aylarında çekilmesi gerekiyordu, filmin kahramanlarının içinde uyanan umudu, doğanın uyanışıyla desteklemek gerekiyordu. Öyle de oldu. Mayıs ayında çekildi. Film, içinde müzik ve umut olan kadın hikayeleri anlattığım üçlemenin ikinci filmi.</p>
<p><strong> </strong><strong>Müzikli Bir Hikaye filmi Muş’un Varto ilçesinde bir mezrada geçiyor. Filmde gençlerin müziğe olan tutkusunun yanı sıra aslında Aslı öğretmenin de bu hayalleri gerçekleştirirken karşılaştığı zorlukları görüyoruz. Sizin çekim sürecinde aldığınız (maddi-manevi) destekler ve yanı sıra karşılaştığınız zorluklar nelerdi?<br />
</strong><br />
Yaparsam bana güzellikler vadeden iç sesimi dinledim diyebilirim ve hayatımda ilk defa nasıl olacağından çok sonuca odaklandım. Oraya gidip o çocuklara ben de varım buradayım diyebilmek bile yeterince büyük bir kazanımdı benim için. Okulların kapanmasına 1 ay vardı. Bu süre içinde Aslı Öğretmenle irtibata geçip onu filme ikna etmem, para bulmam ekip kurmam izinleri almam, hikayeyi yazmam ve tabii çekimleri tamamlamam gerekiyordu. Nasıl oldu anlamadım 3. haftanın sonunda Hamurpet Ortaokulu’nun bahçesindeydik ve çekimlere başlamıştık. Hem de uzun yıllardır alışkın olduğumdan çok farklı bir biçimde 3 kişilik amatör bir ekiple.<strong><br />
</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14207 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/şükran-2.jpg" alt="" width="668" height="445" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/şükran-2.jpg 912w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/şükran-2-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/şükran-2-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/şükran-2-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/şükran-2-630x420.jpg 630w" sizes="auto, (max-width: 668px) 100vw, 668px" /></p>
<p>İlk defa göreceğiniz bir yerde tanımadığınız insanlarla film çekecekseniz kafanızda bir sürü soru olur, genelde olumlu düşünemez, karşılaşabileceğiniz aksilikler üzerine yoğunlaşırsınız. Ama bu defa öyle hissetmedim. Her şeyin yolunda gideceğini biliyordum. Aslı Öğretmen, onca çabasına, mücadelesine rağmen &#8216;Her şey kendiliğinden oldu&#8217; demişti. Bu beni çok etkiledi ve sanırım ona sunulan kolaylıklardan ben de payıma düşeni aldım. Orada olmak öğretmenlerle, çocuklar ve aileleriyle zaman geçirmek bana ve ekibe çok iyi geldi. Bölge, haziran ayı başında gittiğimiz için yemyeşildi, sıcacıktı.  Karşılaştığımız, tanıştığımız herkes de öyle. Bize yolların karla kapandığı kış günlerinden, yaşadıkları zorluklardan bahsettiler. İki metre karın altında elektriksiz, susuz olmaktan&#8230; Doğdukları köyü çok seviyor olmalarına rağmen iş bulmak, para kazanmak için batıya, büyük şehirlere, yurt dışına gitmek zorunda olduklarını anlattılar. Cennet tasvirlerini anımsatan, uçsuz bucaksız yeşilliğin ortasında duyduğum en acıklı cümleler  &#8216;unutulmuş toprakların çocuklarına&#8217; el uzattığım için duyulan minnetin ifade edildiği cümlelerdi.</p>
<p><strong> </strong><strong>‘Kadın’ bir yönetmenin bu kadar küçük köye gelip film çekmesine tepkiler nasıldı? “Burada ne işiniz var?” diye küçümseyen oldu mu?</strong></p>
<p>Uzun yıllar yaptığım iş gereği  ülkenin farklı bölgelerinde pek çok şehir kasaba ve köyde çalıştım. Şimdi düşündüğümde kadın olmakla ilgili kötü bir anım olmadığını fark ediyorum. Bizim insanımız için ‘misafir’ zaten çok değerli, kadın olmaksa işinizi zorlaştıran değil tam tersine kolaylaştıran bir durum. Evlere daha rahat girip kadın erkek çocuk evin bütün fertleriyle rahatça iletişim kurabiliyorsunuz, sizi rahat ettirmek için ellerinden geleni yapıyorlar ve bu içtenlik-naiflik karşısında çoğu zaman mahcup oluyorsunuz.</p>
<p><strong>Kamera önünde çocuklarla çalışmak zordur denir. Oysa filmde oldukça doğal ve rahat görünüyor gençler. Sizin onlarla iletişiminiz nasıldı? Mesela bazı anların yeniden canlandırılarak çekimlerinde nasıl karşıladılar?</strong><strong>.</strong></p>
<p>’Orkestranın kuruluş hikayesini en başından itibaren yeniden canlandıracağız, şimdi Aslı Öğretmen kapıdan girecek ve siz onu ilk defa görmüş gibi davranacaksınız, bu sahneden sonra sabah giydiğiniz kıyafetleri yeniden giyeceksiniz, daha önce hiç keman görmediniz unutmayın ’ gibi cümleleri olağan karşılamalarına, istediğim her şeyi büyük bir disiplin ve beceriyle yapmalarına o zaman düşünüp şaşıracak vaktim olmamıştı ama şimdi hatırladıkça inanamıyorum.</p>
<p><strong>Umutlu Bir Hikaye filminin detaylarından bahsedecek olursak, Şükran Öğretmen’den ve köyde yarattığı değişimi anlatabilir misiniz? </strong></p>
<p>Emekli müzik Öğretmeni Şükran Akdeniz yıllar sonra memleketine dönüyor ve kendi köyünün kadınlarıyla Cumhuriyet Kadınları Korosu adını verdiği bir koro kuruyor. Kadınların yaşları 40 ile 82 arasında, tamamı ilkokul mezunu. Bir yıl içinde elliye yakın konser veriyorlar. Sahnede büyük bir özgüvenle hem türküler şarkılar marşlar söylüyorlar, hem de kendi kültürlerini tanıtıyorlar. Eşlerinin ve ailelerinin de desteğiyle farklı şehirlere seyahat edip yüzlerce izleyenin önünde ‘Aydın bir Türk Kadınıyım ‘ diye haykırıyorlar. Koro sayesinde köye farklı illerden turlar kahvaltıya gelmeye başlıyor, kadınlar hayatlarında ilk defa para kazanıyorlar, hem birbirleriyle hem de eşleriyle olan ilişkilerinde olumlu değişiklikler oluyor, kendilerini çok daha iyi ifade edebiliyorlar, umutlular, yüzleri gülüyor. Bu durumu röportaj yaptığımız koristlerden Şaduman Teyze ‘Köye Cumhuriyet geldi ‘ şeklinde tanımladı, ekipçe ağladık.</p>
<p><strong> </strong><strong>Çocuklar için sorduğumuz soruyu Ertuğrul Köyü’nün Cumhuriyet kadınları için de tekrarlayalım, kamera karşısında onları nasıl yönettiniz, kamera-çekimlere ilgileri-tepkileri nasıl oldu? </strong></p>
<p>Her sahne öncesinde ne istediğimi bir kere anlattım ve neredeyse tamamını bir kerede çektik. Uzun uzun prova yapmak için vaktimiz yoktu zaten buna gerek de olmadı. Koristler kamera yokmuş gibi davranıyorlardı. Sanki kendi aramızda sohbet ediyormuş ya da eğleniyormuşuz gibi. Tabii Şükran Öğretmen’in disiplini ve çalışkanlığı işimi çok kolaylaştırdı. Bizimle filmin hem oyuncusu hem de teknik ekibin bir parçası gibi çalıştı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14208 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/muş-ekip.jpg" alt="" width="677" height="528" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/muş-ekip.jpg 960w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/muş-ekip-300x234.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/muş-ekip-768x600.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/muş-ekip-696x544.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/muş-ekip-538x420.jpg 538w" sizes="auto, (max-width: 677px) 100vw, 677px" /></p>
<p><strong> Ertuğrul Köyü sakinleri tarafından nasıl karşılandınız?</strong></p>
<p>Filmlerin isimleri ve hikayeleri kadar çekim süreçleri de birbirine neredeyse tıpa tıp benziyor. Yine aynı sıcak karşılama yine nasıl ağırlayacağını bilememe hali, kadın erkek her yaştan insanın samimiyeti…</p>
<p><strong>Şükran Hanım’ın babası Şükrü Bey tam bir Cumhuriyet öğretmeni olarak karşımıza çıkıyor filmde. Aslında bir yandan da sözlü bir tarih çalışması örneğini yaptığınızı söyleyebilir miyiz bu çekimlerle? Belgeselciliğin böyle de bir sorumluluk tarafı oluyor mu sizce? </strong></p>
<p>Şükrü Akdeniz kendini eğitim neferi olarak tanımlayan, Kepirtepe Köy Enstitüsü mezunu bir büyük kütüphane, bir koca çınar. Maalesef filmi çektikten 2 ay sonra 94 yaşında iken kaybettik O’nu. Ancak yetiştirdiği öğrencileri başta kızı Şükran Akdeniz olmak üzere izinden giden herkesle beraber yaşamaya devam ediyor. Ben çektiğim üç filmde de hikayeyi kahramanların duyguları üzerinden anlatmaya çalıştım. Ancak tabii bu tarihsel gerçekliği göz ardı edebileceğiniz anlamına gelmiyor. Özellikle son çektiğim 6 Köy Enstitüsü mezunu öğretmenin kendi hikayelerini anlattıkları Bu İşte Bir Umut Var isimli filminin ön çalışması sırasında çok fazla sayıda kitap okudum, kaynak taradım, bugüne kadar çekilmiş konuyla ilgili bütün filmleri izledim, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlanma projesi olan Köy Enstitüleri’nin yeni kuşaklara en doğru biçimde anlatılması bizim sorumluluğumuz. Başta Mustafa kemal Atatürk’e, yol arkadaşlarına Hasan Ali Yücel’e Tonguç Baba’ya çok büyük bir borcumuz var.</p>
<p><strong> </strong><strong>İki filmin pek çok paralel noktası var aslında. Müziğin her yaş için dönüştürücü gücü, Aslı Öğretmen ile Şükran Öğretmen’in sanki birbirlerinin devamı olan iki ayrı öğretmen olması… Hatta her iki hikayede de yardıma ihtiyacı olan iki insan (Vildan ve Samet) sıyrılıyor gibi… Coğrafya değişiyor ama hikayeler nasıl bu kadar benzer devam ediyor?</p>
<p></strong>Aslında formül çok basit. İçinde iyi niyet birlikte başarı ve mutluluk olan her çaba karşılığını buluyor. Hem de aynı biçimde. Dünyanın her yeri için geçerli bu. Nerede ve kim olduğunuzun önemi yok. Yeter ki yalnızca kendiniz için değil herkes için iyi bir şeyler yapmayı isteyin ve vazgeçmeyin. Çok zor zamanlardan geçiyoruz. Yaşadığımız dünya bir tarafıyla acımasız, kötücül, zifiri karanlık, tarafı olmadığı acının büyümesiyle güçleniyor, diğer tarafı ise pırıl pırıl aydınlık yarattığı iyilikle göz kamaştırıyor. Ben ensemizde karanlığın nefesini hissederek de olsa yüzümüzü aydınlığa çevirmekten yanayım, teslim olmak yok. Başka çıkar yol göremiyorum, bazılarının zannettiği gibi safiyane boş bir çaba değil bu, gerçek. Tek bir kişi isterse kimseden bir şey beklemeden seyirci olmadan bütün dünyayı değiştirip güzelleştirir, bu iki güçlü hikayede bunu gördüm. O nedenle Aslı Öğretmenin de Şükran Öğretmenin de yaptıkları çok değerli ve onlardan öğreneceğimiz çok şey var.</p>
<p><strong> </strong><strong>Bu hikayelerin bir üçleme olacağını dile getirmiştiniz. Bir sonraki filmin konusu yine müzikse üçüncü filmin yeri-süreci belli mi? </strong></p>
<p>Evet bir süredir üzerine düşündüğüm bir hikaye var. ‘Neşeli Bir Hikaye ‘… Bu sefer hikayenin oyun kurucusu olmayı planlıyorum. Filmde yine gerçek kişilerle sanatın-müziğin dönüştürücü ve birleştiren gücünü anlatacağım ama bu sefer yolculuğun startını ben vereceğim, rol dağılımını ben yapacağım, çalışmayı uzun bir sürece yayıp reel zamanda bendeki ve filmin kahramanlarındaki dönüşümü değerlendirip hikayeye ona göre yön vereceğim. Yepyeni bir macera. Zor ama bir o kadar da eğlenceli ve öğretici olacak.</p>
<p><strong> </strong><strong>Köy enstitüleri kavramıyla da yakından ilgileniyorsunuz. Ülkemizin çok büyük ümit vaat etmesine rağmen politik kararlarla çöpe atılmış bu proje için hala çok geç değil, değil mi? Her iki filmin merkezinde de Köy Enstitüleri var&#8230; </strong></p>
<p>Her iki filmin merkezinde de Köy Enstitüleri var. Her iki öğretmen de Köy Enstitüsü ruhuyla hareket ediyor. O ruhun o yıllardan gelen temsilcisi gibiler. Türkiye’de eğitim sisteminin içinde bulunduğu vahim tablo içinde bu mucizevi eğitim modelinin yeniden canlandırılması mümkün değil maalesef çünkü sistemin karar vericileri düşünmeyen üretmeyen sorgulamayan eğitimsiz bir toplum yaratmanın çabası içindeler, başarılı olamayacaklarını söylemek çok da inandırıcı gelmiyor, tabii eğer biz vazgeçersek… Bu filmleri yaparken tanıdığım pek çok eğitimci beni büyüledi. Bilmediğimiz duymadığımız ne çok kişisel çaba var ve ne çok insan bu yola baş koymuş, sayıları zannettiğimizden çok daha fazla. Bundan haberdar olup umutsuz hissetmek mümkün değil.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14209 " src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/ekip-lüleburgaz.jpg" alt="" width="669" height="377" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/ekip-lüleburgaz.jpg 800w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/ekip-lüleburgaz-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/ekip-lüleburgaz-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/ekip-lüleburgaz-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2020/02/ekip-lüleburgaz-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 669px) 100vw, 669px" /></p>
<p><strong> </strong><strong>Peki, bağımsız sinemacıların film çekerken yaşadığı genel sıkıntılarını sorsak?</p>
<p></strong>Kaynak bulmak keşke bu kadar zor olmasaydı da ve ben karşıma çıkan onca hikayeyi hiç aralık vermeksizin anlatabilseydim. Ama maalesef… Bir gün eski Türk Filmlerindeki gazino patronları gibi bir yapımcının karşıma çıkacağını ve kartını uzatıp ‘ Sen sadece film çek gerisini ben hallederim.’ diyeceğini hayal ediyorum, olur mu olur. Meğer dizi sektöründe işler ne kolaymış.</p>
<p><strong>Müzikli Bir Hikaye’nin üç uluslararası festivalden aldığı 3 en iyi belgesel ödülü var. Filmlerinizin yurt içi ve yurt dışındaki gösterimleri sonrasında seyirciyle buluşma fırsatı yakalıyorsunuz… Vizyona girmemesine rağmen festivaldeki seyirci geri dönüşleri nasıl? </strong></p>
<p>Vazgeçmeden devam etmek için en büyük motivasyon bu geri dönüşler. Her iki film de yurt içinde ve yurt dışında pek çok kere seyirci ile buluştu ve ben de bir çoğunda bulundum. Nerede olursa olsun benzer heyecanlarla karşılaşmak iyi hissettiriyor, doğru yoldayım dedirtiyor. Çektiğim filmler her yaş ve eğitim düzeyinden izleyenin sıkılmadan kolayca anlayabileceği türden filmler. Bir hayalim de filmleri köy köy kasaba kasaba dolaştırabilmek. Ne güzel olur düşünsenize köy meydanında kadınlar erkekler çocuklar kendilerine benzeyen gerçek insanların neler yapabildiğini görüyor bundan etkileniyor ve harekete geçiyor, rüya gibi.</p>
<p><strong><br />
</strong><strong>Sizinle Çankaya Belediyesi’nin düzenlediği 1. Sinemazon Kadın Yönetmenler Film Festivali’nde tanıştık. Ankara ilk kez düzenlenen bu festivale dair izlenimlerinizi rica etsek? </strong></p>
<p>10 yönetmenden birinin kadın olduğu ülkemizde kadın dayanışması ve güç birliği anlamına gelen festivalleri çok değerli buluyorum. Geçen sene İzmir Kadın Filmleri Festival’inde tanıdığım, genç ve yolun başında bir yönetmen olarak gösterdiği çabaya saygı duyduğum Festival Direktörü Gülten Taranç’ın  Ankara davetini seve seve kabul ettim. Benim için çok faydalı bir üç gündü. Her iki filmimde de salonun doluluğu beni mutlu etti, gösterim sonrasında yapılan söyleşide seyircinin olumlu geri dönüşleri çok iyi hissettirdi.  Festivale katılan yönetmenlerin gösterimler paneller ve atölyeler dışında bir araya getirilmesini  ve  ‘ Daha iyi nasıl olur, başka neler yapılabilir ‘ başlıklı toplantıları çok faydalı buldum. Dilerim önümüzdeki sene 2. Sinemazon Kadın Sinema Yönetmenleri Festival’inde yeni çektiğim filmle Ankara seyircisi ile yeniden bir araya gelirim.</p>
<p><strong> </strong><strong>Cinedergi.com adına çok teşekkür ederiz. </strong></p>
<p>Ben teşekkür ederim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2020/02/11/11-koyun-orkestrasindan-cumhuriyet-kadinlarina-koye-cumhuriyet-gelirse/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
