<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alper Turgut &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/author/alperturgut/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 12 Dec 2018 12:17:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Ayrıl da gel, kop da gel Şampiyon!</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/12/12/ayril-da-gel-kop-da-gel-sampiyon/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/12/12/ayril-da-gel-kop-da-gel-sampiyon/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Turgut]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Dec 2018 12:17:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[alper turgut]]></category>
		<category><![CDATA[Bold Pilot]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Halis Karataş]]></category>
		<category><![CDATA[Şampiyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11462</guid>

					<description><![CDATA[At yarışları denilen, vakit ve nakit eksilten bağımlılıkla harbiden bir alakam olmadı, anlamaya çabalamadım, mesai harcamadım, haaaa Veliefendi’ye birkaç kez iş için gittim, o ayrı. Lakin yakın çevrem, her zaman at tutkunlarıyla doluydu, nasıl anlatılır halleri bilemem; adeta dörtnala bir sevda! Yoksa hipodrom, jokey, apranti, seyis, eküri, padok, galop, foto-finiş, starting box, Arap atı, İngiliz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>At yarışları denilen, vakit ve nakit eksilten bağımlılıkla harbiden bir alakam olmadı, anlamaya çabalamadım, mesai harcamadım, haaaa Veliefendi’ye birkaç kez iş için gittim, o ayrı. Lakin yakın çevrem, her zaman at tutkunlarıyla doluydu, nasıl anlatılır halleri bilemem; adeta dörtnala bir sevda! Yoksa hipodrom, jokey, apranti, seyis, eküri, padok, galop, foto-finiş, starting box, Arap atı, İngiliz atı, aygır, kısrak, safkan, yarım kan, sağrı, handikap, ganyan, bahis, altılı, ikili, misli gibi, sıradan hayatımda karşılığı olmayan bunca şeyi nereden bileceğim? Aşina olmaktan yoruldum, yani o denli. Bilimsel çalışırlardı üstelik, atın huyunu, suyunu, hatta ta yedi ceddini bilirlerdi, kumda koşar, çimde coşar, kilosu şöyle, jokeyi böyle derlerdi, saksı çalışmaz, kafa basmazdı, anlamış gibi kelle sallardım, vah zavallım!</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/ŞAMPİYON.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11464" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/ŞAMPİYON-1024x384.jpg" alt="" width="696" height="261" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/ŞAMPİYON-1024x384.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/ŞAMPİYON-300x113.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/ŞAMPİYON-768x288.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/ŞAMPİYON-696x261.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/ŞAMPİYON-1068x401.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/ŞAMPİYON-1120x420.jpg 1120w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/ŞAMPİYON.jpg 1600w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Sağ ve var olsunlar, sayelerinde, Bold Pilot, Yavuzhan, Mirhat, Tansel, Johny (bunda bir n diye eksik derdim) Guitar, Grand Ekinoks, Trapper, Kafkaslı, Sabırlı, Turbo, Ribella gibi şampiyon atları bilir, omuzumu dürterlerse şayet, onlarla birlikte izlerdim yarışları, yalan yok, görmek keyifliydi, heyecan o biçimdi, bak ya; Halis Karataş, Mümin Çılgın, Süleyman Akdı, Kadir Altınöz, Selim Kaya gibi ünlü jokeyler bile hatırımda kalmış.</p>
<p>“Bizim İçin Şampiyon” filmi, memleketin en çok kazanan ve en bildik jokeyi Halis Karataş ile efsane rekortmen aygır Bold Pilot’un öyküsünü resmedince, haliyle geçmişin hatırına, seyretmek de kaçınılmaz oldu. Kabul buyurun; Epey zamandır dünyada ve artık yurdumuzda da, biyografik projeler revaçta. İnsanlar, azim, cesaret ve başarı hikâyelerini beğeniyor, seviyor, izlemek istiyor, gayet mantıklı, aslında. Lakin bu akın, çöp işlere de geçit verebilir, tüketim ve vasatlığın çağında, ne sunarsam alırlar kafasıyla, saçmalıklara doyamayabiliriz. Risk, her zaman var ve olacak. Şampiyon filmi neyse ki, ucuzluğa kaçmamış, görevi başarmış, yarışta kazanmış. Çok şükür! Birtakım noksanlarına ve bir parça da klişelerine karşın, eli yüzü harbi düzgün, iyi işlenmiş, iyi çekilmiş, hayli emek verilmiş bir yapım bulunca, bize de duygulara gark olmak kaldı.</p>
<p>Evet; Ahmet Katıksız filmi yönetmiş, senaryosunu da Serkan Yörük ile birlikte yazmış. Ekin Koç, Farah Zeynep Abdullah, Fikret Kuşkan, Ali Seçkiner Alıcı, Serkan Ercan, Erdem Akakçe, Sekvan Serinkaya ve Sibel Taşçıoğlu da, yapıtın oyuncu kadrosunda. Hemen her oyuncu, rolünü layıkıyla sırtlamış, neredeyse sırıtanı yok! Ancak Halis Karataş’ın babasını canlandıran Ali Seçkiner Alıcı’ya ayrı bir parantez açmalı! Müzisyen ve tiyatrocu Ali Seçkiner Alıcı, resmen döktürmüş. Hatta iki buçuk ay evvel Adana’da seyrettiğim Anons filminde de gayet başarılıydı. Aynı sene içerisinde hem bir darbeci albayı, hem de acılı seyis bir babayı, bu denli iyi sergilemesi, neredeydin birader dedirtir, o kadar.</p>
<p>Aklıma gelmişken, bir film çekerken, sahne gereğiyse, mümkünse saçınızdan da feragat edebilin yahu, makyajla bunu kapattık sanıyorsanız, hoooopppp arkaya doğru uzamış, hani uzaylı kellesi gibi görüntü, komik kaçıyor, bilesiniz! Bir güzelim mini dizi seyrediyorum, yine gerçeklerden damıtılmış, adı da Escape at Dannemora. Başrollerinde de çok sıkı isimler var; Benicio Del Toro, Paul Dano, David Morse ve Patricia Arquette. Ta Çılgın Romantik (True Romance – 1993) adlı sağlam seyirlikten bu yana, aklımızı alan Patricia, bakın rolü için nasıl dönüşmüş, bedeninden vazgeçmiş, oyunculukta zıplayıp çıtayı geçmiş, dizi için ha, film de değil!</p>
<p>Bizim İçin Şampiyon filmi, ilk üç günde, 195 bin kişiyi sinemaya çekmiş, bence çok az, bu film, daha çok sinemaseverin ilgisine mazhar olmalı derim. Filmin konusuna hiç girmiyorum, tepeden tırnağa umut yolculuğu işte, ötesinde kanser denen illetle mücadele ve elbette 1990’ların derin karanlığında, yoksullar adına aydınlık saçan huysuz ve müthiş bir atın halleri.</p>
<p>Altılı Ganyan denen zamazingonun, pek çok hayatı kararttığını, at koşar, baht kazanır diyenlerin, gündelik yaşamda adeta nal topladığını, unutmadım. Eskiden daha vahşiydi bu koşular, mahmuzlar ve çivili kamçılar, kan revan içerisinde bırakırdı güzelim canlıyı… Sonradan belli başlı bazı standartlar getirildiyse de, azıcık empati yapın gayrı, birisi sırtınıza atlasa, vursa kabanıza kamçıyı, oh misssss der miydiniz? Atların ömrü, 20 ila 30 yıl, ortama 25 senelik bir yaşam süresi. Ancak yarış atlarına bakın, çoğu erken gidiyor, yarıştan sonra da üreme çiftliklerinde sömürülüyorlar. Jokeylerin yarışlarda ölmelerinden, sakat kalmalarından da dem vuracaksak, bu yazı bitmeyecek. İkilemdeyim yani dostlar, hem bir canlının bahis için koşturulması saçma geliyor, hem de insanla-hayvanın bu denli uyum içerisinde yol kat ettiği başka bir spor olmadığı aklıma geliyor. Sadece şunu biliyorum, tüm dünyada, at kadar, estetik ve güzelliğin birleştiği başka bir canlı yok, ne bileyim, insan bakmaya doyamıyor, kıymak neyin nesidir?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/12/12/ayril-da-gel-kop-da-gel-sampiyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşamak ayrı bir dert, gülmek tesadüf…</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/10/28/yasamak-ayri-bir-dert-gulmek-tesaduf/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/10/28/yasamak-ayri-bir-dert-gulmek-tesaduf/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Turgut]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Oct 2018 06:42:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[alper turgut]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11098</guid>

					<description><![CDATA[Bu hafta, iki film girdi vizyona, Urfa-Adana hattında, Biri Çirkin Kral Efsanesi belgeseli, diğeri de kurmaca Müslüm Baba… Yılmaz Güney, Urfa’dan gelen bir ailenin çocuğu olarak doğmuş Adana’da, Müslüm Gürses de, çocuk yaşta Urfa’dan gelmiş Adana’ya… Durun! Daha bitmedi. O Ses Çocuklar yarışması şampiyonu, şimdilerde 17 yaşında olan ve Müslüm Baba’nın gençliğini büyük bir başarıyla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hafta, iki film girdi vizyona, Urfa-Adana hattında, Biri Çirkin Kral Efsanesi belgeseli, diğeri de kurmaca Müslüm Baba… Yılmaz Güney, Urfa’dan gelen bir ailenin çocuğu olarak doğmuş Adana’da, Müslüm Gürses de, çocuk yaşta Urfa’dan gelmiş Adana’ya… Durun! Daha bitmedi. O Ses Çocuklar yarışması şampiyonu, şimdilerde 17 yaşında olan ve Müslüm Baba’nın gençliğini büyük bir başarıyla canlandıran Şahin Kendirci de, Urfa orijinli Adana doğumlu bir delikanlı. Ne de güzel söylemiş filmde, Müslüm Gürses’in hocası Limoncu Ali’nin türküsünü; “Adana’ya gidek mi? Şalvarından giyek mi, kebabından yiyek mi? Hele gardaş gel gidek!”</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MUSLUM-2.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-11100" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MUSLUM-2-1024x682.jpg" alt="" width="696" height="464" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MUSLUM-2-1024x682.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MUSLUM-2-300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MUSLUM-2-768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MUSLUM-2-696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MUSLUM-2-1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MUSLUM-2-630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/MUSLUM-2.jpg 1600w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Adanalıyık gardaş, harbiden sıcaktan, kaostan, dostluktan var olmuşuz, vay Teksas gibi yer ha diyor ya bazıları, ana haber bültenlerine düşen her vukuatın ardından, onca göçü, hayata tutunma halini, yeni bir yaşam umudunu, küllenmemiş davayı, kozmopolit yapıyı, zengin-fakir ayırımını, mantığından ziyade duygularıyla harekete geçen insanlarını es geçerek… Bakale bizi biz değil de Ahmed Arif anlatsın hele;   “Çukurovam, /Kundağımız, kefen bezimiz / Kanı esmer, yüzü ak / Sıcağında sabır taşları çatlar / Çatlamaz ırgadın yüreği / Dilerse buluttan ak / Köpükten yumuşak verir pamuğu / Külhan, kavgacıdır delikanlısı / Ünlü mahpusanelerinde Anadolumun / En çok Çukurovalılar mahpustur / Dostuna yarasını gösterir gibi / Bir salkım söğüde su verir gibi / Öyle içten / Öyle derin / Türkü söylemek, küfretmek / Çukurova yiğidine mahsustur&#8230;”</p>
<p>Memleketimi yeterince övdüysem, mevzuya dalayım artık, Müslüm Baba, gözyaşına, duygusuna, oyuncusuna, emeğine, sanat yönetimine hiç lafım yok, lakin gayrımüslümcü bir film olmuş ağa. Hakkını teslim edeyim. Hayli etkilendim, çokça üzüldüm, karanlığı kalkan edip, gözyaşı da döktüm. İnsanım diyen, zaten kayıtsız kalamaz, o nasıl bir yaşam öyküsüdür, keskin jilet gibi gerçekliktir. O nasıl bir babadır, resmen saf kötülüktür. Tarumar eder, duman eder ailesini… Hani Cengiz Kurtoğlu söylerdi ya; “Hayatımı yazsam roman olurdu.” Müslüm Gürses’e dair özyaşam; bırak romanı, en hakiki dram koleksiyonu diye, resmen külliyat olurdu. Çile nedir, acı nedir, ağrı-sızı nedir, hayatın tüm illeti, eziyeti nedir, taşınmaz yük nedir, hicran nedir, hüsran nedir, damar nedir, damar ulan! Boşuna, “Herkesin acısı, sevgisi kadar” dememiş Baba, yani anlayana…</p>
<p>Müslüm Gürses’in Evlatları belgeselinde (Vuslat Saraçoğlu – 2013), baba ve yavrularına dair konser izlenimlerimi anlatmıştım. Sonra eklemiştim; “Müslüm Gürses, beyaz Türk olsaydı, şehrin yoksul varoşlarının gençleri, ona asla baba demezdi, onlar, kendileri gibi olanı, kendilerinden olanı seçtiler” Sevginin terazisi, sanıldığının aksine, hiç de eşit değildir ha, evet, o gün de söyledim, yine söylüyorum; “Bizler, iyi bir müzisyeni, bir güzel adamı kaybettik, onlarsa babalarını&#8230;” İşte Müslüm Baba filminde, meşhur Gülhane Parkı konseri dışında, onlar yoklar, efsaneye gönülden bağlı olanlar, hala o ölmemiş gibi onu yaşatanlar, yoklar. Bu film, Müslüm Gürses filmi olabilir, Müslüm Baba ise olamaz, zannımca. Bir Müslümcü ile Anti-Müslümcünün tartışmasına tanık olmuştum seneler evvel, Müslümcü, sen hayattan sadece bir fiske yedin, bana ise tekme-tokat daldı, duvardan duvara vurdu. Kuşkusuz, haklıydı.</p>
<p>Müzik, önemlidir, ses, söz önemlidir, değerlidir. Ben Ahmet Kaya, Grup Yorum dinlerken, biraderlerim Müslüm Gürses dinlerlerdi, atışırdık hatta. Ben, arabeskin, cuntanın kaderciliği köpürtmek, yalnızlığı yüceltmek, kitleleri bireyselleştirmek, ortak bilinci törpülemek adına önünü açtığını söylerdim, onlar, hiç tınmazdı, oturup, bir kez bile tam dinlemedin, ama anında hüküm verdin derlerdi. İşte aidiyetler, önyargılar, yaftalamalar, bakışımızı bozuyor, anlamamızı zorlaştırıyor. Neyse… Sonra oturup dinledim ve kararımı verdim; Arabesk hala beladır, hala ‘Magirus edebiyatıdır’, hala kendini bile isteye zincirlemektir, Müslüm Gürses hariç! Evet, çok uzun zamandır, Müslüm Babayı, ahir zaman dervişini, kendinize zarar vermeyin, kendinizi kesmeyin diyen adamı, yakarsa dünyayı, Garipler yakar diyen adamı anlıyor ve önemsiyorum. Çünkü sözlerinde ve sesinde, itirazı ve isyanı buldum, bu da bana yeter!</p>
<p>Filme dönecek olursak, 132 dakika, babayı anlatmaya kafi gelmemiş, çokça sezonluk, bilmem kaç bölümlük dizi olsaymış keşke. Yönetmen, yapım, senarist, oyuncular, onlara da lafım yok, hayli didinmişler, besbelli! Son yıllarını hızla bağlamaları, kurgu hataları, bazı abartılı hareketler, yanlış zamanlama, hata ararsam, tonla bulurum. Dilersen, sekiz Oscar’lı Amedeus (1984) da bile hata bulursun, maksat amacın, yermek olsun. Buradan, hop diye Kimsesizler mezarlığına gömülen Mozart’ın tarihsel dramına geçmeyeceğim, rahat olun. (Kasım ayında Bohemian Rhapsody geliyor, Freddie Mercury de, Müslüm Baba gibi candır, bitip tükenmez heyecandır.)</p>
<p>Müslüm Gürses, harbi evliya gibi adam, suç makinesi babasına dahi evini açan, konserinde kendisini bıçaklayan hayranına kucağını açan, valla tepeden tırnağa vicdan. Diyeceksiniz şimdi, lan arkadaş, insan, taptığı adamı bıçaklar mı? Psikopatlığa bak! Efsanevi John Lennon’un, fanatik hayranı tarafından öldürüldüğünü de hesaba katlayalım o vakit. Boş yere denmiyor, sevda ve nefret, tutkunun ikiz çocukları diye…</p>
<p>Yerli sinema adına bunca çöp işin olduğu yerde, bu filmin duygusu geçti bana, tıklım tıklım sinema salonunda (Kadıköy Rexx), Müslüm Gürses’i sonradan keşfedenlerle seyrettim, çıkışta herkesin ağlamaklı olduğuna, tesirin hala sürdüğüne şahitlik ettim. Müslümcülerle seyretmek isterdim aslında, onların tepkilerini görmeyi, sonunda onlarla iki kelam etmeyi isterdim. Yalan yok!</p>
<p>Önce Demokrat Parti’nin ilk ipini çektiği, ardından da 12 Eylül Cuntasının, tarihe gömdüğü Halkevi gerçeğinin, bize Müslüm Gürses’i hediye ettiğini görenler, belki sorgularlar, muhafazakâr büyüklerimiz, neden böylesi gerekli ve hayati bir oluşumu yok etmek istediler diyerek… Hiç sanmam ya. Portekiz’de Salazar diktatörlüğüne karşı yapılan Nisan Devrimi’nde (25 Nisan 1974 / Karanfil Devrimi), yılgın, bezgin ve sabrı sınanmış halk, radyodan çalınan Grândola, Vila Morena şarkısını duyunca, sokağa ve özgürlüğe koşarlar. Çünkü şarkının sözleri, çoktandır beklenen şifre gibidir, iktidarın halka ait olduğunu söylemektedir. Müzik bambaşka bir şey; bireyler kadar, kitleleri de harekete geçirebilir.</p>
<p>Kanser ilaçlarının temini için başvurduğu bakandan dilenci muamelesi gören ve bu sene yalan dünyayı terk eden Dilek Özçelik’in sesi ve sözleri uğulduyor kulaklarımda; “Görüyorum ki, çaresizliği tatmamışsınız hayatınızda…” Talihsizler, çaresizler, yitikler, kırgınlar ve gönülden yaralıların babası Müslüm Gürses; “Bir Ömür Yetmez” derken haklıydı, “Aynalar yaşlanmış gösterse bile, yaşanmadan geçen yıllar utansın&#8230;” derken de… İşte öyle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/10/28/yasamak-ayri-bir-dert-gulmek-tesaduf/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yıkılsın duvarlar, açılsın tüm sınırlar! Sicario: Day of the Soldado</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/07/02/yikilsin-duvarlar-acilsin-tum-sinirlar-sicario-day-of-the-soldado/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/07/02/yikilsin-duvarlar-acilsin-tum-sinirlar-sicario-day-of-the-soldado/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Turgut]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jul 2018 07:46:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[alper turgut]]></category>
		<category><![CDATA[Sicario: Day of the Soldado]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=8940</guid>

					<description><![CDATA[Aksiyona derinlik, detay ve karanlık katan Sicario adlı filmi çok beğenmiştik, yalan yok! Üç sene geçti üzerinden ve devam filmi geldi, Sicario: Day of the Soldado… Ha bu burada da bitmez, üçüncü film de gelir, dizisi de çekilir, Testere 7’i sinema salonunda gördü bu yorgun gözler, dert değil! Hem CIA, karteller, sınır mevzusu, göçmenler, konu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aksiyona derinlik, detay ve karanlık katan Sicario adlı filmi çok beğenmiştik, yalan yok! Üç sene geçti üzerinden ve devam filmi geldi, Sicario: Day of the Soldado… Ha bu burada da bitmez, üçüncü film de gelir, dizisi de çekilir, Testere 7’i sinema salonunda gördü bu yorgun gözler, dert değil! Hem CIA, karteller, sınır mevzusu, göçmenler, konu işlenmeye gayet uygun, temcit pilavına uyar, bol bol ekmek çıkar. Devam demişken, senarist (Taylor Sheridan) ve birkaç oyuncu sabit, yönetmen de değişti, filmin rengi, sesi ve seyri de… Uyuşturucudan, kaçaklara geçtik, ataları göçmenken, göçmenleri düşman belleyen Donald Trump zihniyeti, hazır beden bulmuşken, yapıt şimdi daha güncel, daha yakıcı. Ve ikinci film, kimi konularda, ilkinden çok daha gerçekçi ve sahici belirtelim.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/sicario-day-soldado-film-cinema-adelaide-review-800x567.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8942" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/sicario-day-soldado-film-cinema-adelaide-review-800x567.jpg" alt="" width="800" height="567" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/sicario-day-soldado-film-cinema-adelaide-review-800x567.jpg 800w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/sicario-day-soldado-film-cinema-adelaide-review-800x567-300x213.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/sicario-day-soldado-film-cinema-adelaide-review-800x567-768x544.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/sicario-day-soldado-film-cinema-adelaide-review-800x567-100x70.jpg 100w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/sicario-day-soldado-film-cinema-adelaide-review-800x567-696x493.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/07/sicario-day-soldado-film-cinema-adelaide-review-800x567-593x420.jpg 593w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></a></p>
<p>Liberallere göz kırpan, hem devletin içinde, hem de hukuk gukuk peşindeki, ayakları yere basmayan, karikatürize ve mızmız federal ajan Kate Macer karakteri (Emiy Blunt), ilk filmin en yumuşak karnıydı, onca amansız sertliğin tam ortasında… Şimdi harbi şahin ve sonuç odaklı bir kadın var öykümüzde, ABD’nin kirli ve karanlık operasyonlarına, savunma bakanlığı adına imza atan yetkili ve etkili ablamız Cynthia Foards (Catherine Keener), hakkın, haksızlığın değil, suçlu ve suçsuzun hiç değil, kendi koltuğunun peşinde, ulusal çıkarın emrinde, sorarım size; bu mevcut gündelik hayata daha uygun değil mi?</p>
<p>Müzikler ve kamera da değişti, ıskalamayalım! İlk filmin yönetmeni Kanadalı Denis Villeneuve, Politeknik, İçimdeki Yangın, Tutsak ve Blade Runner 2049: Bıçak Sırtı’yla, zaten rüştünü ispatlamış bir sinema insanı, eksikliği dolmaz derken, mafya dizi ve filmlerinin usta ismi İtalyan Stefano Sollima, direksiyona geçtiğini öğrendik ve fikrimizi sabitlemeyi geciktirdik, hiç şüphesiz. Evet, Gomorrah, Suburba, ACAB, hemen hemen her projesini seyrettim, İtalya’nın mafya oluşumları, Cosa Nostra, Camorra ve Ndrangheta’yı bilen, elbette Meksika’nın kartellerini, misal Los Zetas, Sinaloa, Juarez, Tijuana ve diğerlerine de yabancı değildir, araştırmacı ve gözlemci olarak… Özetle; Sollima, iyi ve yerinde bir seçimdir. Başta Meksikalı eski avukat, yeni tetikçi-infazcı, CIA ajanı, Kolombiyalı Medellin karteliyle de ilişkileri olan, tuhaf, acılı ve hedefi ıskalamayan tip Alejandro’ya can veren Oscar’lı Benicio del Toro, resmen döktürüyor. İstihbaratçı, organizasyon adamı, kirli ilişkilerin piri, karıştırma ve dönüştürme uzmanı Matt Graver karakterini sırtlayan Josh Brolin de, keza öyle… İşte eski filmden, yenisine taşınan bildik anti-kahramanlar ve onlar, filmin omurgası, gücü, hemen her şeyi, vurgulayalım. Senarist Tom Sheridan’ın da hakkını teslim edelim, eleman, oynuyor, yazıyor, çekiyor, tam bir görev adamı, Yellowstone, Kardaki İzler, İki Eli Kanda, hepsi birinci sınıf projeler, takipçisiyiz!</p>
<p>Filmde, ne gereği vardı, abartmaya lüzum yok, burada amacın ne kanka dediğim sahneler mevcut, lakin öyle çok fazla ve gözü kanatan bir durum da yok! Seriye çevrilmesine de itirazım yok! Ben, oturdum, ilk filmi tekrar seyrettim, unuttuğum yerleri anımsamak, taşların oturmasını sağlamak için. İyi de oldu, birini sinemada, diğerini evde, ikisini de arka arkaya izleyin derim.</p>
<p>Sicario’nun kiralik katil, Soldado’nun da asker demek olduğunu biliyoruz, lanet olasıca insan kaçakçıları da, her iki ismi de karşılar, hatta daha fazlasını hak eder, Meksika’dan ABD’ye bir akın var, her ne kadar Cumhuriyetçilerin iktidarındaki ülke, buna engel olmaya çabalasa da, sınırlar içerisinde 56 milyon akrabası varsa komşunun, bu gidişatı durdurmanın, mevzuyu sıfırlamanın pek imkanı yoktur, belki kısmen azalır, o kadar! Film, insan kaçakçılığı meselesine, cihatçıları da katmaya çalışmış, ABD kentlerinde, halkın yoğun olduğu yerleri hedef alan ve kendini patlatan, Ortadoğu’nun kaderi gibi tiplerin deplasmana gitmesi, Trump işi politikaların doğru olduğu gibi bir anlamı da tetikler, kuşkusuz. Filmin en sevmediğim yanı da bu oldu, göçmenlerin içerisinde düşmanlarımız var kafası, kime hizmet eder, haliyle malum. Neyse sonradan insani mesajlar, kirli siyaset ve kanlı tetikçilere odaklanarak toparlıyor, bu keskin dönüş filmi kurtarıyor ve benzeri ucuzluklardan sıyrılmasını sağlıyor. İsrail, ABD, Türkiye, sınırlara duvar örüyor, keşke duvarın değil, insan olmanın, insan kalmanın bizleri iyileştirebileceğini görebilseydik, keşke.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alper Turgut</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/07/02/yikilsin-duvarlar-acilsin-tum-sinirlar-sicario-day-of-the-soldado/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stalin’in Ölümü &#8211; The Death of Stalin</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/04/10/stalinin-olumu-the-death-of-stalin/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/04/10/stalinin-olumu-the-death-of-stalin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Turgut]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2018 12:17:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=111</guid>

					<description><![CDATA[Herkesin diktatörü kendine güzel! ALPER TURGUT Açılın! “Stalin’in Ölümü” (The Death of Stalin) filmi üzerine söyleyeceklerim var. Bir eleştirmen olarak, aman şunu ıskalayalım, bunu görmeyelim, ona nazik olalım, ötekine dalalım, diğerine hak etmediği değerler katalım şeklinde bir düşüncem hiç olmadı ve ötesinde şu hayattaki her şeyin itinayla eleştirilebilmesi gerektiğini savundum, savunurum. İllaki siyasi görüşüm, hayata [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Herkesin diktatörü kendine güzel!</p>
<p>ALPER TURGUT</p>
<p>Açılın! “Stalin’in Ölümü” (The Death of Stalin) filmi üzerine söyleyeceklerim var. Bir eleştirmen olarak, aman şunu ıskalayalım, bunu görmeyelim, ona nazik olalım, ötekine dalalım, diğerine hak etmediği değerler katalım şeklinde bir düşüncem hiç olmadı ve ötesinde şu hayattaki her şeyin itinayla eleştirilebilmesi gerektiğini savundum, savunurum. İllaki siyasi görüşüm, hayata bakışım, bilcümle yaşanmışlıklar, eleştirimde baskındır ve kuşkusuz belirleyicidir. Çünkü beni ben eden şeyler bunlardır, elbette algılayışımı, kavrayışımı, anlamlandırışımı da, derinden etkilemiştir. Yani solculara dokunulmasın, sağcılara ise abanılsın gibi meylim olsa, kabul buyurun, bu saçmalığın daniskası olur. Lakin Büyük Britanyalı sinemacılardan, önce “En Karanlık Saat” (Darkest Hour) ile, Winston Churchill güzellemesi seyredip, ardından da Stalin ve tüm saz arkadaşlarıyla dalga geçilmesini, kısa aralıklarla izlemek, Batı’nın klasik tavrı konusunda, beni yine ve yeniden şaşırtmadı. Kapitalist, emperyalist, işgalci, sömürgeci tayfasının, ölümünün üzerinden 65 yıl geçse de, SSCB yıkılıp, tarihe karışsa da Çelik Adam (Stalin) ile dertlerinin bitmediğini görmek, şüphesiz sola dair ideallerin ve görüşlerin hala korkutucu olduğuna dair değilse, nedir?</p>
<p>Film, Yosif Visaryonoviç Cugaşvili nam-ı diğer Josef Stalin dışında, Nikita Kruşçev, Lavrenti Beria, Vyaçeslav Molotov, Georgi Malenkov ve Mareşal Georgi Jukov gibi gerçek ve tarihi kişilikleri de öyküsüne katıyor ve karikatürize edilmiş karakterle, seyirciyi hiciv bombardımanına tutuyor. Yönetmen Armando Iannucci’nin, Jeffrey Tambor, Steve Buscemi, Andrea Riseborough, Olga Kurylenko, Rupert Friend, Michael Palin, Paddy Considine ve Simon Russell Beale gibi isimlerden oluşan sağlam bir kadroyla, siyasetten bağımsız olarak, ortaya izlenebilir ve kıs kıs gülünebilir bir işçilik çıkarttığı gerçeği, elbette su götürmez. Yalan yok, seyir boyunca, hayli kıkırdadım, özellikle adı geçen ünlü simalar konusunda bilgi birikimine sahip olmayanlar, beyazperdeye yansıyan bu tiyatro oyunu tadındaki yapıttan daha çok keyif almışlardır, lakin konuya hakim olanlar, mübalağanın dozu kaçmış, yok artık! demişlerdir, zannımca…</p>
<p>Herkes kötü, herkes çıkarcı, herkes üçkâğıtçı, herkes ezik, herkes ahmak, koskoca Moskova, ziyadesiyle dingillerin kıskacında… Ehi ehi ehi, çok komik! Saddam diktatör, Esad diktatör, Kaddafi diktatör, Suudi Arabistan kralı ise çok cici, Katar emiri çok tatlış, Kuveyt emiri çok minnoş… Bu hesap, o hesap. Diktatörler konusunda bile ahali hemfikir değil! Çünkü mesele, diktatör değil, mevzumuz ideoloji, tastamam. Stalin’i batı medyasının gazı ve yönlendirme gücüyle, kafasında şekillendirenlerin hezeyanı, ama bu kendi çıkarımlarımız iddiası kadar gülünç. Sana zerk edildi be o bebeğim, tanımadın, tanıştırıldın yani. Stalin’in her şeyini savunduğumuz gibi bir mana uyduracak olanlar, kendi bilgisizliklerine kılıf da uydursunlar ha, eşzamanlı… Biz hiç değilse neyi savunup, neyi yargılayacağımızı, neyi koruyup, neyi suçlayacağımızı araştırdık ve bulduk. Yemeği ısmarlamadık, oturduk ve kendimiz yaptık. Peki, muktedir olmuş her liderle dalga geçelim, mavra yapalım, alay edelim, kıyasıya çemkirelim, hunharca eğlenelim, haydi, var mısınız? Efendim, sizi duyamadım!</p>
<p>Film kötü değil ha, yanlış olmasın, tarafgirlik hali fena, o kadar! SSCB, bir örnektir, sosyalist bir dünya kurmaya dair, ancak tek ve bariz gerçeklik değildir. Birçok örnek, birçok farklı uygulama, teoriden pratiğe yine geçiş yapabilir. Çünkü vahşi kapitalizm, eninde sonunda kendini tüketecek, gelecekte elbet, onun alternatifi hayata sirayet edecektir, siz istesiniz de, istemeseniz de. Sovyetlerin, müthiş ve mükemmel bir sistem kurduğunu öne süren de yok, öyle olsaydı, zaten dimdik ayakta olurdu. Seri yanlışlar ve hatalar yapıldı ve tüm bunlar, tek kutuplu dünyanın kapılarını ardına dek açtı.</p>
<p>Stalin, Çelik Adam değildi, süt dökmüş kediydi, ne çeliği, havaydı, cıvaydı. He canım, he, Nazi Almanya’nın başkenti Berlin’e, orak çekiçli kızıl bayrağı diken de onun iradesi değildi, gamalı haçın gölgesinde korku içinde bekleşen Batı’yı, 22 milyon yurttaşını yitirme pahasına kurtarmaya girişen korkak, zayıf ve ürkek bir herifti. ABD, Kızılderili soykırımı yapmadı, siyahileri köle etmedi, dünyanın en çok savaş çıkartan devleti de olmadı, İngiltere desen, Güneş Batmayan İmparatorluğu tatlı dille sağladı, şiddet değil, sevgiyle büyüttü topraklarını… Misal Fransa, daha 1994’te iki milyon insanın canından olmasının sebebi değildi Afrika’da… Özetle, kendi baskı, zor, şiddet, katliam ve soykırım tarihinizle de dalga geçeceğiniz gün, her taş, yerli yerine oturmuş olacak. Aksi takdirde, basit ve kolay yoldan, başkalarının tarihiyle oynaşır durursunuz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/04/10/stalinin-olumu-the-death-of-stalin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Herkesin diktatörü kendine güzel! Stalin’in Ölümü &#8211; The Death of Stalin</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/herkesin-diktatoru-kendine-guzel-stalinin-olumu-the-death-of-stalin/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/herkesin-diktatoru-kendine-guzel-stalinin-olumu-the-death-of-stalin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Turgut]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 10:33:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[alper turgut]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Stalin’in Ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[The Death of Stalin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11150</guid>

					<description><![CDATA[Açılın! “Stalin’in Ölümü” (The Death of Stalin) filmi üzerine söyleyeceklerim var. Bir eleştirmen olarak, aman şunu ıskalayalım, bunu görmeyelim, ona nazik olalım, ötekine dalalım, diğerine hak etmediği değerler katalım şeklinde bir düşüncem hiç olmadı ve ötesinde şu hayattaki her şeyin itinayla eleştirilebilmesi gerektiğini savundum, savunurum. İllaki siyasi görüşüm, hayata bakışım, bilcümle yaşanmışlıklar, eleştirimde baskındır ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Açılın! “Stalin’in Ölümü” (The Death of Stalin) filmi üzerine söyleyeceklerim var. Bir eleştirmen olarak, aman şunu ıskalayalım, bunu görmeyelim, ona nazik olalım, ötekine dalalım, diğerine hak etmediği değerler katalım şeklinde bir düşüncem hiç olmadı ve ötesinde şu hayattaki her şeyin itinayla eleştirilebilmesi gerektiğini savundum, savunurum. İllaki siyasi görüşüm, hayata bakışım, bilcümle yaşanmışlıklar, eleştirimde baskındır ve kuşkusuz belirleyicidir. Çünkü beni ben eden şeyler bunlardır, elbette algılayışımı, kavrayışımı, anlamlandırışımı da, derinden etkilemiştir. Yani solculara dokunulmasın, sağcılara ise abanılsın gibi meylim olsa, kabul buyurun, bu saçmalığın daniskası olur. Lakin Büyük Britanyalı sinemacılardan, önce “En Karanlık Saat” (Darkest Hour) ile, Winston Churchill güzellemesi seyredip, ardından da Stalin ve tüm saz arkadaşlarıyla dalga geçilmesini, kısa aralıklarla izlemek, Batı’nın klasik tavrı konusunda, beni yine ve yeniden şaşırtmadı. Kapitalist, emperyalist, işgalci, sömürgeci tayfasının, ölümünün üzerinden 65 yıl geçse de, SSCB yıkılıp, tarihe karışsa da Çelik Adam (Stalin) ile dertlerinin bitmediğini görmek, şüphesiz sola dair ideallerin ve görüşlerin hala korkutucu olduğuna dair değilse, nedir?</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/death-of-stalin-trailer.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11151 size-medium" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/death-of-stalin-trailer-300x161.jpg" alt="" width="300" height="161" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/death-of-stalin-trailer-300x161.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/death-of-stalin-trailer-768x412.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/death-of-stalin-trailer-1024x549.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/death-of-stalin-trailer-696x373.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/death-of-stalin-trailer-1068x573.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/death-of-stalin-trailer-783x420.jpg 783w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/death-of-stalin-trailer-1920x1029.jpg 1920w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/death-of-stalin-trailer.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Film, Yosif Visaryonoviç Cugaşvili nam-ı diğer Josef Stalin dışında, Nikita Kruşçev, Lavrenti Beria, Vyaçeslav Molotov, Georgi Malenkov ve Mareşal Georgi Jukov gibi gerçek ve tarihi kişilikleri de öyküsüne katıyor ve karikatürize edilmiş karakterle, seyirciyi hiciv bombardımanına tutuyor. Yönetmen Armando Iannucci’nin, Jeffrey Tambor, Steve Buscemi, Andrea Riseborough, Olga Kurylenko, Rupert Friend, Michael Palin, Paddy Considine ve Simon Russell Beale gibi isimlerden oluşan sağlam bir kadroyla, siyasetten bağımsız olarak, ortaya izlenebilir ve kıs kıs gülünebilir bir işçilik çıkarttığı gerçeği, elbette su götürmez. Yalan yok, seyir boyunca, hayli kıkırdadım, özellikle adı geçen ünlü simalar konusunda bilgi birikimine sahip olmayanlar, beyazperdeye yansıyan bu tiyatro oyunu tadındaki yapıttan daha çok keyif almışlardır, lakin konuya hakim olanlar, mübalağanın dozu kaçmış, yok artık! demişlerdir, zannımca…</p>
<p>Herkes kötü, herkes çıkarcı, herkes üçkâğıtçı, herkes ezik, herkes ahmak, koskoca Moskova, ziyadesiyle dingillerin kıskacında… Ehi ehi ehi, çok komik! Saddam diktatör, Esad diktatör, Kaddafi diktatör, Suudi Arabistan kralı ise çok cici, Katar emiri çok tatlış, Kuveyt emiri çok minnoş… Bu hesap, o hesap. Diktatörler konusunda bile ahali hemfikir değil! Çünkü mesele, diktatör değil, mevzumuz ideoloji, tastamam. Stalin’i batı medyasının gazı ve yönlendirme gücüyle, kafasında şekillendirenlerin hezeyanı, ama bu kendi çıkarımlarımız iddiası kadar gülünç. Sana zerk edildi be o bebeğim, tanımadın, tanıştırıldın yani. Stalin’in her şeyini savunduğumuz gibi bir mana uyduracak olanlar, kendi bilgisizliklerine kılıf da uydursunlar ha, eşzamanlı… Biz hiç değilse neyi savunup, neyi yargılayacağımızı, neyi koruyup, neyi suçlayacağımızı araştırdık ve bulduk. Yemeği ısmarlamadık, oturduk ve kendimiz yaptık. Peki, muktedir olmuş her liderle dalga geçelim, mavra yapalım, alay edelim, kıyasıya çemkirelim, hunharca eğlenelim, haydi, var mısınız? Efendim, sizi duyamadım!</p>
<p>Film kötü değil ha, yanlış olmasın, tarafgirlik hali fena, o kadar! SSCB, bir örnektir, sosyalist bir dünya kurmaya dair, ancak tek ve bariz gerçeklik değildir. Birçok örnek, birçok farklı uygulama, teoriden pratiğe yine geçiş yapabilir. Çünkü vahşi kapitalizm, eninde sonunda kendini tüketecek, gelecekte elbet, onun alternatifi hayata sirayet edecektir, siz istesiniz de, istemeseniz de. Sovyetlerin, müthiş ve mükemmel bir sistem kurduğunu öne süren de yok, öyle olsaydı, zaten dimdik ayakta olurdu. Seri yanlışlar ve hatalar yapıldı ve tüm bunlar, tek kutuplu dünyanın kapılarını ardına dek açtı.</p>
<p>Stalin, Çelik Adam değildi, süt dökmüş kediydi, ne çeliği, havaydı, cıvaydı. He canım, he, Nazi Almanya’nın başkenti Berlin’e, orak çekiçli kızıl bayrağı diken de onun iradesi değildi, gamalı haçın gölgesinde korku içinde bekleşen Batı’yı, 22 milyon yurttaşını yitirme pahasına kurtarmaya girişen korkak, zayıf ve ürkek bir herifti. ABD, Kızılderili soykırımı yapmadı, siyahileri köle etmedi, dünyanın en çok savaş çıkartan devleti de olmadı, İngiltere desen, Güneş Batmayan İmparatorluğu tatlı dille sağladı, şiddet değil, sevgiyle büyüttü topraklarını… Misal Fransa, daha 1994’te iki milyon insanın canından olmasının sebebi değildi Afrika’da… Özetle, kendi baskı, zor, şiddet, katliam ve soykırım tarihinizle de dalga geçeceğiniz gün, her taş, yerli yerine oturmuş olacak. Aksi takdirde, basit ve kolay yoldan, başkalarının tarihiyle oynaşır durursunuz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/03/28/herkesin-diktatoru-kendine-guzel-stalinin-olumu-the-death-of-stalin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salt ‘Sevgisiz’ yetmez, üstelik saygısız da</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/03/10/salt-sevgisiz-yetmez-ustelik-saygisiz-da/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/03/10/salt-sevgisiz-yetmez-ustelik-saygisiz-da/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Turgut]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2018 18:03:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=194</guid>

					<description><![CDATA[ALPER TURGUT Sevgisiz (Nelyubov/Loveless), ana, baba ve çocuktan oluşan bir çekirdek aile üzerinden, bariz çürümeyi, bir toplumun suratına suratına çarpıyor, ıskalamadan, ıkınmadan, sakınmadan… İhmalkârlığın, yozluğun, manevi çöküşün, bencilliğin, değerlerini yitirmenin, böyle ustalıkla resmedilmesi, elbette rahatsız edecek ve zor gelecek, yani derin acı yerine, ucuz tatlının peşine düşülecek, düşünmek yerine, gülmenin ardına takılacak insanlarımız… Gerçek sinema [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ALPER TURGUT</p>
<p>Sevgisiz (Nelyubov/Loveless), ana, baba ve çocuktan oluşan bir çekirdek aile üzerinden, bariz çürümeyi, bir toplumun suratına suratına çarpıyor, ıskalamadan, ıkınmadan, sakınmadan… İhmalkârlığın, yozluğun, manevi çöküşün, bencilliğin, değerlerini yitirmenin, böyle ustalıkla resmedilmesi, elbette rahatsız edecek ve zor gelecek, yani derin acı yerine, ucuz tatlının peşine düşülecek, düşünmek yerine, gülmenin ardına takılacak insanlarımız… Gerçek sinema dururken, şimdiden bir milyon seyirciyi aşan “Enes Batur Hayal mi Gerçek mi?” adlı şey izlenecek. Ve oturup konuşacağız sonra üstüne, bu memleket niye bu halde diye? Harbiden sizce niye?</p>
<p>Sovyet sinemasına dair ne bulursam izlerim hala, işte sistem değişti, reformizm ve revizyonizm, güzel bir rüyayı, dehşetengiz bir kâbusa çevirdi, ihbarcılıkla serpilen bürokratik sosyalizmde kodamanlar vardı, oligark yeni Rusya’nın da sınırsız zenginleri… Yani olan yine fakir halka oldu, vahşi kapitalizmle kucaklaşmasının bedelini, sancılı ve belalı bir süreçte, ödediler, ödüyorlar, ne yazık ki. Değişen, dönüşen Rusya’nın yeni sineması da ilgi odağımızda, hiç kuşkusuz… Hele Andrey Zvyagintsev, o, eski meslektaşları gibi, meselesi olan, inatla ve ısrarla yanıtlar arayan bir yönetmen, 15 sene önce Dönüş ile girdi kalbimize, Sürgün, Elena, Leviathan derken Sevgisiz ile yerini iyice perçinledi. İnsanı, toplumu, devleti sorgulamaya devam ediyor hala, düşün diyor, rahatsız ol diyor, farkına var diyor.</p>
<p>Kendi adıma, filme ve diziye baktım, filmi ve diziyi gördüm diye ikiye bölerim seyrimi… Bazı filmlere sadece bakılır, zaten kısa sürede de unutulur, lakin bazı filmler, resmen görülür, anında içine çeker seni, hafızana kazık çakar, unutmana müsaade vermez, asla! Sevgisiz, işte görmeniz gereken bir film, bırakın sadece Rusya’yı, tüm dünyayı ilgilendiriyor tüketim toplumu denilen bu uğursuz zamazingo… Teknoloji denen illet, yakınlaşıyoruz diye hunharca böğürüyor ama tam tersi giderek açılıyor mesafeler, ulan gardaşım, insan, insandan uzaklaşıyor, içimizde yokluk, içimizde kopukluk o biçim, başımızın belası asri zamanlarda. Özetle; beyazperdede hem Moskova’yı, hem de Hanya’yı Konya’yı gördüm.</p>
<p>Yadırgamak ve alışmak… İnsanın iki seçimi vardır, alışkanlık kolaydır, yadırgamak ise haliyle zor. Yadırgayan, sorular sorar, sorgular, bir şeylerinden yanlış olduğunun ayırdına varır. Oysa çoğunluk alışmıştır artık, ezber bozmak istemez, saksıyı çalıştırmak, karşı çıkmak ve belaya davetiye çıkarmak istemez. Herkesleşmek, aslında zamanla insanı, bireyselleşmeye götürür, çünkü artık toplumsal dertleri bile göstermeliktir, benmerkezcilik ruhuna sirayet etmiştir. Salt kendini önemseyen insanların, kurdukları aile de, doğal olarak bir bütünlük sergilemeyecektir. Çatırdama, kopma, parçalanma, kaçınılmaz son gibidir. Evet, Sevgisiz, maneviyattan yoksun bir ailenin filmi, Zhenya ve Boris, aşk ile, sevgi ile, sevda ile kurmamışlar çatıyı, salt birbirlerini kullanmışlar, 12 yaşındaki oğulları Alyosha’yı, ‘evlat’ olarak benimsememişler hiç, hep çıkıntı olarak görmüşler. Misal baba, yavrusunu değil, patronunu önemsiyor, ana desen, evladını, yetimhaneye vermeye dünden hazır! İstenmeyen, istenilmeyen çocuk, bir de buna kulak misafiri olursa, ne hisseder, o en sahici acının, o gerçek parçalanmanın bir tarifi olabilir mi? Boşanma arifesi ve yeni ilişkiler, sorumsuzluğu daha da belirgin kılacak, o ortadan kaybolacak (bir çocuk fazlalık duygusuyla nasıl baş etsin), bize bir parça hüzün, çokça utanç kalacak.</p>
<p>Atina’da polis kurşunuyla katledilen 15 yaşındaki bir çocuk (Alexandros Grigoropoulos), tüm Yunanistan’ı isyan ettirmiş, tarihe geçen 2008 ayaklanmasına sebebiyet vermişti. Memleketimizde de dayanışma ruhunu tetiklemiş, “Kardeşimsin Alexis” yazan masum çehresi, sahipli-sahipsiz duvarlarımızı süslemişti. İşte bu ölümsüz delikanlının cenaze töreninde bir mektup dağıtıldı, ‘Çocuklar’ imzasıyla; “Unuttunuz! Bizi desteklemenizi bekliyorduk, bir defa da olsa, sizin bizi gururlandırmanızı bekliyorduk. Boşuna! Yalancı hayat yaşıyorsunuz, boynunuzu eğdiniz, donunuzu indirdiniz ve öleceğiniz günü bekliyorsunuz. Hayaliniz yok, sevdalanmıyorsunuz, yaratmıyorsunuz, yalnız satıp alıyorsunuz. Her yerde maddiyat, sevgi hiçbir yerde-hiçbir yerde gerçek… Ana ve babalar nerede? Sanatçılar nerede? Neden dışarı çıkıp bizi korumuyorlar? Bizi öldürüyorlar. Yardım edin.”</p>
<p>Filmi seyrettiğimde aklıma bu mektup geldi, çocukların düşmanı tek devlet değil ha, sevgisiz ve dahası saygısız yetişkinler, ebeveynler, öğretmenler… Destek yok, köstek çok, yardım çığlığı nasıl duyulur, bu tanımsız egoizm cangılında? Size göre, ayak bağı onlar, özgürlüğün prangası, o halde, ne demeye dünyaya gelmelerine vesile oldunuz? Herkes ana-baba olamaz ve herkes insan kalamaz. Ve filmin alıcı bölümünde, yerinde sayan bir toplumun betimlenmesi, yine ve yeniden aynı b.ku yemeye dair değilse, harbiden nedir? Görüntüler, oyunculuklar, müzikler falan filan iyi mi diyeyim bunca lafın üstüne, şu oyuncular rol almışlar filmde, bunları mı söyleyeyim? Valla üzdü, düşün dedi, ders verdi, yalan yok, ben bu filmi çok sevdim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/03/10/salt-sevgisiz-yetmez-ustelik-saygisiz-da/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salt ‘Sevgisiz’ yetmez, üstelik saygısız da. Loveless</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/salt-sevgisiz-yetmez-ustelik-saygisiz-da-loveless/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/salt-sevgisiz-yetmez-ustelik-saygisiz-da-loveless/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Turgut]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2018 08:46:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[alper turgut]]></category>
		<category><![CDATA[cinedergi]]></category>
		<category><![CDATA[Loveless]]></category>
		<category><![CDATA[Nelyubov]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgisiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=11013</guid>

					<description><![CDATA[Sevgisiz (Nelyubov/Loveless), ana, baba ve çocuktan oluşan bir çekirdek aile üzerinden, bariz çürümeyi, bir toplumun suratına suratına çarpıyor, ıskalamadan, ıkınmadan, sakınmadan… İhmalkârlığın, yozluğun, manevi çöküşün, bencilliğin, değerlerini yitirmenin, böyle ustalıkla resmedilmesi, elbette rahatsız edecek ve zor gelecek, yani derin acı yerine, ucuz tatlının peşine düşülecek, düşünmek yerine, gülmenin ardına takılacak insanlarımız… Gerçek sinema dururken, şimdiden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgisiz (Nelyubov/Loveless), ana, baba ve çocuktan oluşan bir çekirdek aile üzerinden, bariz çürümeyi, bir toplumun suratına suratına çarpıyor, ıskalamadan, ıkınmadan, sakınmadan… İhmalkârlığın, yozluğun, manevi çöküşün, bencilliğin, değerlerini yitirmenin, böyle ustalıkla resmedilmesi, elbette rahatsız edecek ve zor gelecek, yani derin acı yerine, ucuz tatlının peşine düşülecek, düşünmek yerine, gülmenin ardına takılacak insanlarımız… Gerçek sinema dururken, şimdiden bir milyon seyirciyi aşan “Enes Batur Hayal mi Gerçek mi?” adlı şey izlenecek. Ve oturup konuşacağız sonra üstüne, bu memleket niye bu halde diye? Harbiden sizce niye?</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/LOVELESS10.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11015" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/LOVELESS10.jpg" alt="" width="559" height="425" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/LOVELESS10.jpg 559w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/LOVELESS10-300x228.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/LOVELESS10-80x60.jpg 80w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/LOVELESS10-552x420.jpg 552w" sizes="auto, (max-width: 559px) 100vw, 559px" /></a></p>
<p>Sovyet sinemasına dair ne bulursam izlerim hala, işte sistem değişti, reformizm ve revizyonizm, güzel bir rüyayı, dehşetengiz bir kâbusa çevirdi, ihbarcılıkla serpilen bürokratik sosyalizmde kodamanlar vardı, oligark yeni Rusya’nın da sınırsız zenginleri… Yani olan yine fakir halka oldu, vahşi kapitalizmle kucaklaşmasının bedelini, sancılı ve belalı bir süreçte, ödediler, ödüyorlar, ne yazık ki. Değişen, dönüşen Rusya’nın yeni sineması da ilgi odağımızda, hiç kuşkusuz… Hele Andrey Zvyagintsev, o, eski meslektaşları gibi, meselesi olan, inatla ve ısrarla yanıtlar arayan bir yönetmen, 15 sene önce Dönüş ile girdi kalbimize, Sürgün, Elena, Leviathan derken Sevgisiz ile yerini iyice perçinledi. İnsanı, toplumu, devleti sorgulamaya devam ediyor hala, düşün diyor, rahatsız ol diyor, farkına var diyor.</p>
<p>Kendi adıma, filme ve diziye baktım, filmi ve diziyi gördüm diye ikiye bölerim seyrimi… Bazı filmlere sadece bakılır, zaten kısa sürede de unutulur, lakin bazı filmler, resmen görülür, anında içine çeker seni, hafızana kazık çakar, unutmana müsaade vermez, asla! Sevgisiz, işte görmeniz gereken bir film, bırakın sadece Rusya’yı, tüm dünyayı ilgilendiriyor tüketim toplumu denilen bu uğursuz zamazingo… Teknoloji denen illet, yakınlaşıyoruz diye hunharca böğürüyor ama tam tersi giderek açılıyor mesafeler, ulan gardaşım, insan, insandan uzaklaşıyor, içimizde yokluk, içimizde kopukluk o biçim, başımızın belası asri zamanlarda. Özetle; beyazperdede hem Moskova’yı, hem de Hanya’yı Konya’yı gördüm.</p>
<p>Yadırgamak ve alışmak… İnsanın iki seçimi vardır, alışkanlık kolaydır, yadırgamak ise haliyle zor. Yadırgayan, sorular sorar, sorgular, bir şeylerinden yanlış olduğunun ayırdına varır. Oysa çoğunluk alışmıştır artık, ezber bozmak istemez, saksıyı çalıştırmak, karşı çıkmak ve belaya davetiye çıkarmak istemez. Herkesleşmek, aslında zamanla insanı, bireyselleşmeye götürür, çünkü artık toplumsal dertleri bile göstermeliktir, benmerkezcilik ruhuna sirayet etmiştir. Salt kendini önemseyen insanların, kurdukları aile de, doğal olarak bir bütünlük sergilemeyecektir. Çatırdama, kopma, parçalanma, kaçınılmaz son gibidir. Evet, Sevgisiz, maneviyattan yoksun bir ailenin filmi, Zhenya ve Boris, aşk ile, sevgi ile, sevda ile kurmamışlar çatıyı, salt birbirlerini kullanmışlar, 12 yaşındaki oğulları Alyosha’yı, ‘evlat’ olarak benimsememişler hiç, hep çıkıntı olarak görmüşler. Misal baba, yavrusunu değil, patronunu önemsiyor, ana desen, evladını, yetimhaneye vermeye dünden hazır! İstenmeyen, istenilmeyen çocuk, bir de buna kulak misafiri olursa, ne hisseder, o en sahici acının, o gerçek parçalanmanın bir tarifi olabilir mi? Boşanma arifesi ve yeni ilişkiler, sorumsuzluğu daha da belirgin kılacak, o ortadan kaybolacak (bir çocuk fazlalık duygusuyla nasıl baş etsin), bize bir parça hüzün, çokça utanç kalacak.</p>
<p>Atina’da polis kurşunuyla katledilen 15 yaşındaki bir çocuk (Alexandros Grigoropoulos), tüm Yunanistan’ı isyan ettirmiş, tarihe geçen 2008 ayaklanmasına sebebiyet vermişti. Memleketimizde de dayanışma ruhunu tetiklemiş, “Kardeşimsin Alexis” yazan masum çehresi, sahipli-sahipsiz duvarlarımızı süslemişti. İşte bu ölümsüz delikanlının cenaze töreninde bir mektup dağıtıldı, ‘Çocuklar’ imzasıyla; “Unuttunuz! Bizi desteklemenizi bekliyorduk, bir defa da olsa, sizin bizi gururlandırmanızı bekliyorduk. Boşuna! Yalancı hayat yaşıyorsunuz, boynunuzu eğdiniz, donunuzu indirdiniz ve öleceğiniz günü bekliyorsunuz. Hayaliniz yok, sevdalanmıyorsunuz, yaratmıyorsunuz, yalnız satıp alıyorsunuz. Her yerde maddiyat, sevgi hiçbir yerde-hiçbir yerde gerçek… Ana ve babalar nerede? Sanatçılar nerede? Neden dışarı çıkıp bizi korumuyorlar? Bizi öldürüyorlar. Yardım edin.”</p>
<p>Filmi seyrettiğimde aklıma bu mektup geldi, çocukların düşmanı tek devlet değil ha, sevgisiz ve dahası saygısız yetişkinler, ebeveynler, öğretmenler… Destek yok, köstek çok, yardım çığlığı nasıl duyulur, bu tanımsız egoizm cangılında? Size göre, ayak bağı onlar, özgürlüğün prangası, o halde, ne demeye dünyaya gelmelerine vesile oldunuz? Herkes ana-baba olamaz ve herkes insan kalamaz. Ve filmin alıcı bölümünde, yerinde sayan bir toplumun betimlenmesi, yine ve yeniden aynı b.ku yemeye dair değilse, harbiden nedir? Görüntüler, oyunculuklar, müzikler falan filan iyi mi diyeyim bunca lafın üstüne, şu oyuncular rol almışlar filmde, bunları mı söyleyeyim? Valla üzdü, düşün dedi, ders verdi, yalan yok, ben bu filmi çok sevdim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2018/02/27/salt-sevgisiz-yetmez-ustelik-saygisiz-da-loveless/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otoban da neymiş, patika dururken… Yol Ayrımı</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/otoban-da-neymis-patika-dururken-yol-ayrimi/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/otoban-da-neymis-patika-dururken-yol-ayrimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Turgut]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2017 12:16:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[alper turgut]]></category>
		<category><![CDATA[Şener Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Yol Ayrımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10774</guid>

					<description><![CDATA[Efendime söyleyeyim, 71 yaşındaki Yavuz Turgul ile 76 yaşındaki Şener Şen’in, yedinci ortak projesinde, Yol Ayrımı filmini, Muhsin Bey, Eşkıya, Gölge Oyunu’nun altına, Yürek Yarası ve Av Mevsimi’nin üstüne koyarım, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nin ise kıvamında ve ayarında derim, geçerim, haliyle kendimce… Eyyy Yavuz Turgul, filmlerin arası, hiç yedi sene mi sürer diye topa sert [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Efendime söyleyeyim, 71 yaşındaki Yavuz Turgul ile 76 yaşındaki Şener Şen’in, yedinci ortak projesinde, Yol Ayrımı filmini, Muhsin Bey, Eşkıya, Gölge Oyunu’nun altına, Yürek Yarası ve Av Mevsimi’nin üstüne koyarım, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nin ise kıvamında ve ayarında derim, geçerim, haliyle kendimce… Eyyy Yavuz Turgul, filmlerin arası, hiç yedi sene mi sürer diye topa sert girecektim, sonra Eşkıya ile Yürek Yarası arasındaki dokuz yıllık boşluk geldi aklıma, hımmm dedim, eee adamın tarzı bu, cici keyfi nasıl isterse, öyle olur, Onur Ünlü gibi, senede dört film mi çeksin, yahu bant sistemi mi bu, şu sayıda ürün, şu zamanda geçsin diyelim. Tüketim malzemesi falan değildir sinema, günümüzde öyle görünse de, kalıcılık esastır gardaşım, bir film, kesinkes vizyona sığmamalıdır.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/59c2661761361f10b037ca29.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10775 size-medium" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/59c2661761361f10b037ca29-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/59c2661761361f10b037ca29-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/59c2661761361f10b037ca29-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/59c2661761361f10b037ca29-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/59c2661761361f10b037ca29-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/59c2661761361f10b037ca29-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/59c2661761361f10b037ca29-747x420.jpg 747w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/59c2661761361f10b037ca29.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Av Mevsimi sırasında, öfkeli bir yazı yazmamın sebebiyse, bu bir polisiye türüdür şeysine kafayı takmış olmamdı, bu sebeple, beş senede böyle senaryo mu kaleme alınır, insan beş senede, üniversiteyi bitirir be demiştim, çünkü finale giden yollarda, gizemi erken çözmüş, dedektife bırakılacak işi, bir sinemasever olarak üstlenmeyi, hoş karşılamamıştım. Hala aynı fikirdeyim, belirteyim.</p>
<p>Aslında Cannes’da Altın Palmiye alan Ruben Öslunt’un Kare (The Square) filmi hakkında yazacaktım, kendimi birden Yol Ayrımı’nda buldum, fena da olmadı hani, benzerlikleri de var üstelik. Öncelikle ikisi de maşallah iki buçuk saat sürüyor, sonrasında zenginlerin samimiyetsiz, soğuk ve acımasız hayatlarına pencere açıyorlar. Nasıl eleştirdiklerinden daha önemli olan, eleştiriyor olabilmeleridir elbette, bu bağlamda, vurun hayatı hepimize zindan eden, açlıkları asla doyman, dünyayı kendilerinden ibaret sanan varsılların kafasına kafasına, ellerinize sağlık!</p>
<p>Yol Ayrımı’nın hayli uzun süresi boyunca, asla sıkılmamış olmam, saatime bakmayı dahi düşünmemem, benim için artı değerdir, buna filmin akıcı ve kendine çeken hali nedendir, yapıt, yürüyor, yok, eski sinema anlayışı, yok, ne gereği vardı, yok, yönetmen jübile yapmış, yok, Şener Şen, korkuyor, film seçiyor, bunlar aslında hep hikâye, gerçekten önemli olan, iki sinema insanının, 30 senedir, ortak düşler kurması, her türden olumlu-olumsuz eleştirinin, laf geçirmenin, akıl öğretmenin bu birlikteliği bozamamasıdır, en nihayetinde… Yurttaş Kane ve Bisiklet Hırsızları göndermeleriyse iyi olmuş, güzel olmuş, isabet olmuş. Rehber yapıtlar, asla unutulmamalı, onlardan feyz almalı, ezber bozan eserlere giden yol, çünkü kült ve klasik yapımları anlamaktan geçiyor. Hiç mi itirazın yok be adam diye sorarsanız, tonla var diye yanıtlarım, lakin siyasete gireriz, mesele uzar, acımasız bir zenginin vicdan ayaklanması, ancak masallarda olur, gerçek hayat ise bambaşkadır, binlerce senedir, yoksulun sömürülen emeği, çalınan hayatı, dökülen kanı, buna şahittir.</p>
<p>Memleketin yaşayan en iyi ve en büyük aktörlerinden Şener Şen’e eşlik eden oyuncu kadrosu Çiğdem Selışık Onat, Rutkay Aziz, Nihal Yalçın, Mert Fırat, Tilbe Saran, Ruhsar Öcal, Defne Kayalar, Şerif Erol da rollerinin hakkını veriyorlar, filmde oynayan bisikletler ve köpek arkadaş ise elbette favorim.</p>
<p>Yol ayrımında, her zaman az kullanışmış olanları seçmek gerek, otobana çıkmaya lüzum yok, çünkü anayolda, saçma sapan komediler, ucuz dramlar ve sanat adına yapılan saçmalıklar var, tali iyidir iyi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/11/17/otoban-da-neymis-patika-dururken-yol-ayrimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Klişe, mlişe, mavi huydur bizde! İşe Yarar Bir Şey</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/klise-mlise-mavi-huydur-bizde-ise-yarar-bir-sey/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/klise-mlise-mavi-huydur-bizde-ise-yarar-bir-sey/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Turgut]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2017 11:00:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[alper turgut]]></category>
		<category><![CDATA[İşe Yarar Bir Şey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10670</guid>

					<description><![CDATA[Adana’da İşe Yarar Bir Şey filmini seyredince, valla işe yaradı, çünkü ansızın aklıma güzelim Mavi Tren düştü ve kimi unutulmaya yüz tutmuş anılar üşüştü. Ah ulan mavi, Haydarpaşa’daki gar lokantasında demlenip, sabırsızca seni beklerdim, başkente varmak için… Askerlik, eylemler, iş, görev, fark etmez, yaz, kış da, canım lokomotif dururken, uçak ve otobüs de neymiş, hem [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adana’da İşe Yarar Bir Şey filmini seyredince, valla işe yaradı, çünkü ansızın aklıma güzelim Mavi Tren düştü ve kimi unutulmaya yüz tutmuş anılar üşüştü. Ah ulan mavi, Haydarpaşa’daki gar lokantasında demlenip, sabırsızca seni beklerdim, başkente varmak için… Askerlik, eylemler, iş, görev, fark etmez, yaz, kış da, canım lokomotif dururken, uçak ve otobüs de neymiş, hem trenle seyahat değildi bu, tastamam eprimiş örtüsüyle, arada da sallanan, bir sıcacık masada yolculuk demekti, yanında rakı ve meze, elbette birayla cila. Genç adam, enerji tavan, niye uyusun be, tanışmalar, açılmalar, sohbeti sohbete katmalar, içip içip sarhoş olmalar varken…</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/01_15_57_1.4.4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10671 size-medium" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/01_15_57_1.4.4-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/01_15_57_1.4.4-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/01_15_57_1.4.4-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/01_15_57_1.4.4-1024x576.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/01_15_57_1.4.4-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/01_15_57_1.4.4-1068x601.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/01_15_57_1.4.4-746x420.jpg 746w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/01_15_57_1.4.4.jpg 1400w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Harbiden işe yarar bir şeydi mavi, iyiydi, hoştu, salına salına giden manzaramız, kartpostal kıvamındaki istasyonlar, arkadan el sallayanlar, büyük makinenin ve onunla buluşan rayların müziği, haaa düdükler ve havalı korna da cabası… Edip Cansever’e uyup, mavi huydur bende dedim ve hoppppp maviye daldım, ama filmi de unutmadım, çünkü anıları canlandıran filmler unutulmaz.</p>
<p>Evet, İşe Yarar Bir Şey, İstanbul Film Festivali’nde FIBRESCI, Adana Film Festivali’nde ise senaryo, en iyi görüntü yönetmeni ve en iyi kadın oyuncu ödüllerini kazandı. Jüri olsaydım, daha çok ödül verirdim, bu salt benim görüşüm de değil ha, birçok arkadaşım aynı fikirde… Şiir gibi bir film bu, hem dışsal, hem de içsel yolculuğa dair, naif bir işçilik, tıkır tıkır bir metin, oyunculuklar da tabiri caizse cuk, sadece bir iki fazlalık sahneyi atardım, trenden sonraki bölümde düşen enerji ve rayından çıkan gidişat, yapıtı, başyapıt olmaktan alıkoyuyor, ne yazık ki. Unutmadan, Pelin Esmer’in en sevdiğim işi oldu, keşke daha çok film çekebilse, resmen üstüne kata kata gidiyor ve artık ustalık kendini belli ediyor. Lafımı dinlerlerse şayet, Barış Bıçakçı ve Pelin Esmer, senaryo işbirliğine devam etsinler, iyi şeyler, güzel şeyler, önemli ve değerli şeyler çıkabilir, bu besbelli.</p>
<p>Şimdi de dilerseniz, oyuncu performanslarına değinelim, yani Başak Köklükaya, Öykü Karayel ve Yiğit Özşener’e gelelim. Heyyy Başak Köklükaya, sen senelerdir nerelerdeydin yahu, harbiden sıkı, sağlam ve kadraja şık oturan bir dönüş olmuş. Geçen yıllar yaramış, sinematografik bir yüze dönüşmüş, anlamlı ve akılda kalıcı. Öykü Karayel’i de beğendim, saf bir kızı, gayet iyi taşımış, Yiğit Özşener ise rolünün hakkını, ziyadesiyle vermiş.</p>
<p>Bir şair-avukat ve oyuncu olmak için yanıp tutuşan bir hemşire adayı, birbirlerine yabancı iki kadın, 16 saatlik tren yolculuğunda, önce kaynaşıp, ardından da bir büyük sırrı paylaşabilirler mi? Hayat bu, inanın her an her şey olabilir ve sırların, kendini açığa çıkartmak gibi bir büyük tutkusu vardır. Şair Leyla ve hemşire Canan’ın, İzmir yolculuğunda, tanımadıkları bir adama, Yavuz’a yaklaştıkça, acaba tesadüf de, bir amaca dönüşecek midir? Ve bildik yanlışların, bazen doğru olma ihtimali var mıdır? Gelin tüm bu soruların yanıtlarını, sinema salonunda bulalım. İyi seyirler.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/10/16/klise-mlise-mavi-huydur-bizde-ise-yarar-bir-sey/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu son olmasın&#8230; Ver Kaç</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2017/09/27/bu-son-olmasin-ver-kac/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2017/09/27/bu-son-olmasin-ver-kac/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Turgut]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Sep 2017 11:29:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[alper turgut]]></category>
		<category><![CDATA[Orçun benli]]></category>
		<category><![CDATA[Ver Kaç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=10495</guid>

					<description><![CDATA[Arkadaşım ve meslektaşım Serdar Akbıyık ile oturmuş sohbet ederken, yahu hep sinema üstüne yazıyoruz, acep niye film çıkışı, bizde yarattığı hissi ve aklımıza geleni, bik bik anlatmıyoruz dedik ve video çekmeye karar verdik. Adı da 2 Arada 1 Derede olsun bari dedik ve hoppppp kolları sıvadık. İşte kameramanlığımızı ve yönetmenliğimizi Yavuz Gayberi üstlenmeden önce, teknoloji [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arkadaşım ve meslektaşım Serdar Akbıyık ile oturmuş sohbet ederken, yahu hep sinema üstüne yazıyoruz, acep niye film çıkışı, bizde yarattığı hissi ve aklımıza geleni, bik bik anlatmıyoruz dedik ve video çekmeye karar verdik. Adı da 2 Arada 1 Derede olsun bari dedik ve hoppppp kolları sıvadık. İşte kameramanlığımızı ve yönetmenliğimizi Yavuz Gayberi üstlenmeden önce, teknoloji fukarası cep telefonlarıyla kaydettiğimiz, arada sallanan, kadraja oturmayan ve sesi çok iyi duyulmayan, yani tam amatör işi videoları, zorbela internete yükledik.</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/DEkKgkZXgAEU9pC.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-10496" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/DEkKgkZXgAEU9pC-1024x713.jpg" alt="" width="696" height="485" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/DEkKgkZXgAEU9pC-1024x713.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/DEkKgkZXgAEU9pC-300x209.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/DEkKgkZXgAEU9pC-768x535.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/DEkKgkZXgAEU9pC-100x70.jpg 100w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/DEkKgkZXgAEU9pC-696x485.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/DEkKgkZXgAEU9pC-1068x744.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/DEkKgkZXgAEU9pC-603x420.jpg 603w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/09/DEkKgkZXgAEU9pC.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Çoğu geyik, azı ciddiyetti, baksan süsü komedi ve ironi idi, elbette deneyimlerimiz, hayattan koparabildiklerimiz vardı, anlatılanlar film kadar; bizi biz eden şeylerdi. Her neyse… Orçun Benli ve Şükrü Üçpınar ekürisinin yazdığı, Orçun’un çektiği ilk film “Bu Son Olsun” da, bizden kurtulamadı, dilimize dolandı, hatta hatırlıyorum, harbiden bu son olsun demiştim, Serdar da gevrek gevrek gülmüştü, klasik! Bu Orçun’a dert olmuş, arayıp bizi bulmuştu, sonra bir video daha çektik, gönlünü aldık. Sonra dost olduk, haaaa nice arkadaşım dediğim yönetmen, filmini beğenmediğim için selamı kesti, arkamdan konuştu, o başka. Lakin Orçun, böyle egosantrik bir eleman değil, yani bana hiç değil, başkalarını bilemem, ben doğallık, samimiyet, işini savunan ve hakkını arayan insanı severim, abi, filmin neresini ve neden beğenmedin diye sorana kapım hep açık, arkadan iş çevirene ise asla!</p>
<p>Hayda! Biz şimdi buraya, harbiden nasıl geldik? Konuyu dağıtma ustasıyım resmen. Hah! Aradan seneler geçti, Orçun’un çektiği (Şükrü, seni de unutmadım birader) beşinci film geldi. Ver Kaç, bu ay gösterime girecek. Bunaltan, daraltan, yaşama azmini azaltan sanat sepet filmleri de ortada hazır yokken, dedim sevdamız futbol üzerine, laf edeyim, film de vesile olsun. Öyle işte!</p>
<p>Ver Kaç, semt kültürü, mahallelilik bilinci ve futbol sevgisi üzerine bir film. Lanet olası beton manyaklığı, kadim semtlerimizi dümdüz ederken, eskiye dair tüm güzellikleri, bir bir çirkinliğe çevirirken, tulumbacıların efsane semti Kadırga’ya uzanmak, iyi geldi bünyeye, yalan yok! Modern futboldan nefret ettiğimi söylemiş miydim? Çok sevdiğim tribünlerden uzaklaşmamın asıl nedeni, yağmurda ıslanan, güneşte kavrulan, üşüyen, terleyen, sevdası için yollara düşen taraftarların, hızla tenis seyircisine dönüşmesine katlanamadığımdan olsa gerek. Filmde Metin Kurt da var, hani “Futbol borsada değil, arsada güzeldir!” diyen güzel abi, daha ne olsun?</p>
<p>Oyuncu kadrosu hayli geniş; Kenan Ece, Bülent Çolak, Aslıhan Güner, Fırat Tanış, Fatih Koyunoğlu, Perihan Ünlücan, Özgün Çoban, Mehmet Ali Kaptanlar, Cenk Ertan, Levent Tülek, Eray Özbal, Murat Şahan, İsmail Oral, Serdal Genç ve Sefa Zengin var. Bülent ve Fırat, zaten komik adamlar, Sefa da sert çehresine bakmayın, o da güldürmeyi biliyor. Beni Kenan Ece şaşırttı, jön delikanlıdan, rolü için göbekli oyuncuya çevirmiş rotayı, valla iyi de olmuş. Sinemanın emektarlarından Yılmaz Guruda, Kayahan Yıldızoğlu, Ercan Yazgan ve Ahmet Fuat Onan’ı görmek de güzel! Vefa, iyidir iyi…</p>
<p>Filmde şurası olmamış, burası olmuş demeyeceğim, ne de olsa dayanışma, halkların inceliği ve zarafetidir demişler, üstelik zengin kız, fakir erkek falan filan hayatın ta gerçeği, tıpkı iyi insanlar, kötü insanlar gibi… Müzikler, Kadırga, futbol… Seyredin işte… Özetle; Bu son olmasın Orçun Kardeşim, devam, aynen devam.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2017/09/27/bu-son-olmasin-ver-kac/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
