<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ali ulvi uyanik &#8211; Cinedergi</title>
	<atom:link href="https://www.cinedergi.com/author/ali-ulvi-uyanik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cinedergi.com</link>
	<description>Sinemanın her şeyi!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 06 May 2018 10:33:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Filminözü Ocak 2013</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2013/01/06/filminozu-ocak-2013/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2013/01/06/filminozu-ocak-2013/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ali ulvi uyanik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Jan 2013 11:30:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Filminözü Ali Ulvi Uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=5333</guid>

					<description><![CDATA[F Tipi Film / Yönetmen: &#8211; F Tipi Film, Grup Yorum’un tasarlayıp geliştirdiği ve koordine ettiği bu proje içinde Ezel Akay, Sırrı Süreyya Önder, Barış Pirhasan, Aydın Bulut, Hüseyin Karabey, Reis Çelik, Vedat Özdemir, Mehmet İlker Altınay, Grup Yorum (FOSEM) olmak üzere 9 yönetmen yer aldığı, her biri 10 dakikalık kısa filmlerden oluşan bir kolaj. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8208136752_f39c0dcb76_k.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-5335 size-medium" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8208136752_f39c0dcb76_k-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8208136752_f39c0dcb76_k-200x300.jpg 200w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8208136752_f39c0dcb76_k-768x1152.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8208136752_f39c0dcb76_k-683x1024.jpg 683w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8208136752_f39c0dcb76_k-696x1044.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8208136752_f39c0dcb76_k-1068x1602.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8208136752_f39c0dcb76_k-280x420.jpg 280w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8208136752_f39c0dcb76_k.jpg 1365w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></a></p>
<p>F Tipi Film / Yönetmen: &#8211;</p>
<p>F Tipi Film, Grup Yorum’un tasarlayıp geliştirdiği ve koordine ettiği bu proje içinde Ezel Akay, Sırrı Süreyya Önder, Barış Pirhasan, Aydın Bulut, Hüseyin Karabey, Reis Çelik, Vedat Özdemir, Mehmet İlker Altınay, Grup Yorum (FOSEM) olmak üzere 9 yönetmen yer aldığı, her biri 10 dakikalık kısa filmlerden oluşan bir kolaj. F Tipi hücrelerde kalan mahkumların birbiriyle iletişim kurmak için kullandığı, avludan avluya atılan mektup taşıyıcıları (filmde bunlara top deniyor) hikayeler arasındaki bağlantıyı kuruyor.</p>
<p>Kibarca Öldürmek / Yönetmen: Andrew Dominik</p>
<p>Bu suç hikayesi aslında öykünün ana hatlarıyla biraz klişe ama filmin değeri yönetmenin suç hikayesini kapitalizmin küçük bir mikrokozmosu olarak yorumlamasında yatıyor. Filmin kahramanlarının diyalogları sırasında arka planda televizyondan veya araba radyosundan George Bush’un, Obama’nın sözleri duyuluyor. İnsanların batmışlığının ve suç dürtüsünün aslında toplumun genelinin durumunu özetleyen yapısı filmde tam yerinde kullanılıyor. Yönetmen bununla da yetinmiyor. Brad Pitt’in dudaklarından dökülen ve Obama’nın televizyonda söylediklerine bir cevap olan sözler de çok önemli. Obama “Amerika bir tek millettir. Hepimiz birbirimize destek vereceğiz” derken Pitt’in canlandırdığı Jackie şunları söyler: “Bu toplumda herkes yalnız. Amerika bir millet değil bir şirket.” Kapitalizmin insan onurunu aşağılayan bir sistem olduğu daha açıkça hangi diyalogda görebiliriz..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hobbit: Beklenmedik Yolculuk / Yönetmen: Peter Jackson</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aslında The Hobbit ile sinemada seyircinin karşısına çıkan ilk Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği çok benzer konulara sahip. Cüce Krallığı korkunç bir ejderin saldırısına uğrar. Cücelerin muhteşem sarayı ejderin kurbanı olur ve topraklarından sürülürler. İki nesilden sonra kehanetlere göre ejder, cücelerin vatan toprağından ayrılacaktır. Bunun üzerine cüce kral Thorin 13 yoldaşıyla beraber sarayını ejderden kurtarmak için yola çıkar. Bu gruba Gandalf ve onun önerisiyle Bilbo Beggins de katılır. Aynı ilk filmdeki gibi bu grup tehlikeli yollardan geçip Orgs ve Goblinler ile savaşarak hedeflerine ulaşmaya çalışırlar. Bu yolculuk hikayesi sinema tarihinin en iyi fantastik serisine yakışacak bir başlangıç.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Pi’nin Yaşamı / Yönetmen: Ang Lee</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yann Martel’in çoksatar kitabından (dünya genelinde yedi milyon adet) uyarlanan bu üç boyutlu film, Hindistan ve Tayvan’da çekilmiş. Neredeyse tüm dinlere inanan bir delikanlı ile bir kaplanın, sandalda geçen öyküsü bu… Okyanusta batan geminin, kazazedeleri daha çoktur oysa… Hain bir sırtlan, kırık bacaklı bir zebra, bir orangutan ve üç yüz kiloluk bir Bengal kaplanı ve kahramanımız Pi… Sırtlan, zebra ve orangutanı, kaplan da sırtlanı öldürür. Geriye kalan, Pi, Kaplan Richard Parker ve yaşama tutunmaktır. Büyülü bir hayata tutunma mücadelesidir bu, açlığa, susuzluğa ile tüm korkulara rağmen, dostluk diye bir şey vardır. Kitabı sevenler, filmi sevecek mi bilemem, ancak müthiş bir iş çıkmış ortaya, bunu bilsinler. Pi’nin Yaşamı, yılın en iyi filmlerinden biri, hiç kuşkusuz… Keşke her masal böyle anlatılsa, hayalleri beyazperdeye yansıtarak…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Canım Öğretmenim / Yönetmen: Philippe Falardeau</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mohamed Fellag, Sophie Nelisse, Emilien Neron, Danielle Proulx ile Brigitte Poupart’ın oynadığı Canım Öğretmenim (Monsieur Lazhar) 2012 “Yabancı Dilde En İyi Film” dalında Oscar adayı. Beşir Lazhar, bir öğretmenin intiharı ertesinde apar topar işe alınan Cezayir asıllı bir yedek öğretmendir. Öğrenciler ona alışmaya çalışırken hâlâ mülteci olan Mösyö Lazhar da kendi dertlerine rağmen iyimserliğini kaybetmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kıyamet Günü / Yönetmen: Juan Antonio Bayona</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Naomi Watts, Ewan McGregor, Tom Holland ile Samuel Joslin’in oynadığı Kıyamet Günü (The Impossible), Tsunami’nin korkunç yüzünü anlatıyor. Maria, Henry üç oğullarıyla beraber Tayland’a kış tatillerini tropikal bir cennette geçirme isteğiyle giderler. 26 Aralık sabahı, Noel kutlamalarının ertesi günü, ailece havuz başında dinlenirlerken dünyanın merkezinden gelen korkunç bir gürültüyle irkilirler. Maria korkudan donakalmışken, otelin duvarları ardından kara bir su üzerine doğru yükselmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Medyum / Yönetmen: Rodrigo Cortes</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Robert De Niro, Cillian Murphy, Sigourney Weaver ile Elizabeth Olsen’ın oynadığı Medyum (Red Lights) başarılı bir gerilim filmi. Psikolog Dr. Margaret ve asistanı Tom metafizik olaylar üzerine çalışmaktadırlar. Yüzlerce medyumun kirli çamaşırlarını açığa çıkarmışlardır. Tom ünlü medyum Simon’ın 30 yıl sonra tekrar gösteriye çıkacağını öğrenmiştir. Tom, Simon ile tanıştıktan sonra onu saplantı haline getirecek, gerçeği öğrendiğinde çok etkilenecektir ama işin peşini de bırakmayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Htr2b: Dönüşüm / Yönetmen: Osman Evre Tolga</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Veda Yurtsever İpek, Ahmet Somers, Serkan Altunorak ile Teoman Kumbaracıbaşı’nın oynadığı Htr2b: Dönüşüm, Türk korku sinemasına yeni bir soluk getiriyor. Tüm bilimsel araştırmalar insanların iyiliği için mi? Peki ya bazı araştırmalar insanların iyiliği için değil de, insanları yok etmek içinse? Güzel bir Haziran gecesi. Orman içinde huzur dolu bir ev. Aynı ormanın içinde saklı yasa dışı bir klinikten kaçmış kobaylar. Birbirlerini koruma içgüdüsüyle kenetlenmiş bir aile ve karşılarında doğaları değiştirilmiş duygusuz insanlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2013/01/06/filminozu-ocak-2013/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filminözü Aralık 2012</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2012/12/06/filminozu-aralik-2012/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2012/12/06/filminozu-aralik-2012/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ali ulvi uyanik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Dec 2012 09:48:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Filminözü Ali Ulvi Uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=5263</guid>

					<description><![CDATA[Otel Transilvanya / Yönetmen: Genndy Tartakovsky Çocuklarıyla sinemaya gitmek isteyen aileleri Kont Dracula, kızı Mavis, bir insan evladı ve canavarlar ordusunun başrollerde olduğu bir animasyon beklemekte. Otel Transilvanya, 118 yaşına basan kızını insanlardan uzak tutmaya çalışan Kont Dracula’nın boşa çabalarını anlatıyor. Hepimiz insanız ve insanın değme canavardan daha canavar olabileceğini çok iyi biliyoruz. Bu nedenle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Otel Transilvanya / Yönetmen: Genndy Tartakovsky</p>
<p>Çocuklarıyla sinemaya gitmek isteyen aileleri Kont Dracula, kızı Mavis, bir insan evladı ve canavarlar ordusunun başrollerde olduğu bir animasyon beklemekte. Otel Transilvanya, 118 yaşına basan kızını insanlardan uzak tutmaya çalışan Kont Dracula’nın boşa çabalarını anlatıyor. Hepimiz insanız ve insanın değme canavardan daha canavar olabileceğini çok iyi biliyoruz. Bu nedenle Otel Transilvanya’da insanların zulmünden kurtulmak için kendilerini bir şatoya hapseden canavarları görünce pek şaşırmadım.</p>
<p>Dağ / Yönetmen: Alper Çağlar</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dag.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-5264" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dag-1024x537.jpg" alt="" width="696" height="365" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dag-1024x537.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dag-300x157.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dag-768x403.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dag-696x365.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dag-1068x560.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dag-801x420.jpg 801w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Dag.jpg 1600w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Dağ filmi tabii ki siyasi duruşu olan bir yapım. Bu filmi sadece dağda yaşananları Türk askerinin tarafından anlattığı için eleştirenlere şunu soruyorum. Bahoz filminin finalinde köye dönen genç dağları gösterip “Tek çıkış orası” dediğinde yazılarınızda susmadınız mı? Bunun tersi olunca niye eleştiriyorsunuz? Bu yurdun sınırları içindeki her evden bir evlat dağa çıkmaz ama Kürdüyle, Türküyle neredeyse her evden bir evlat askere gider. Bu film de işte o insanların sinemasıdır.</p>
<p>Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 2 / Yönetmen: Bill Condon</p>
<p>Kuşkusuz bu son filmin en can alıcı sahnesi Cullenlar ve Volturi klanı arasındaki savaş. Romanda 25 sayfalık yer tutan ve tüm detaylarıyla anlatılan bu karşılaşma sahnesinin perdeye nasıl yansıyacağı merakla bekleniyordu. Film boyunca da aynı durum hakim oluyor. Bu merakla beklenen çatışma sahnesi öncesi tufan öncesi sessizlik gibi. Hatta filmin ana karakterlerine bağlananların haricindekiler için sıkıcı olduğu bile söylenebilir. Tüm aksiyon beklentisinin o malum sahneye saklanmış olması filmin bütününden heyecan bekleyenler için hayal kırıklığı oluyor.</p>
<p>Gözetleme Kulesi / Yönetmen: Pelin Esmer</p>
<p>Bu filmin odağında vicdan var. Bir annenin bütün günahları bebeğine ödetme hatası ile kaderin faturasını kendine ödeten bir erkeğin vicdanı anlatılmakta ve bu mücadele çarpıcı sahneler ile izleyiciye sunulmakta. Anne olmak üzerine basmakalıp olmayan öyküsüyle sinemamızda görmediğimiz bir gözlemde bulunmakta Pelin Esmer. Ve bu gözlemiyle kadınların üstündeki bir tabuyu aralamakta. Anne olmak öğrenilen, sonradan hissedilen bir şey mi yoksa içgüdülerle kadının içinde var olan mı? Toplum bunun içgüdüyle geldiğine ve kadının doğal olarak anne olduğuna inanır. Esmer farklı bir gerçeğe ışık tutuyor.</p>
<p>Simurg / Yönetmen: Ruhi Karadağ</p>
<p>Simurg&#8217;u Adana Altın Koza&#8217;da izlemiş hatta film sonrasında moderasyonunu da yapmıştım. Filme konu olan kişiler de oradaydı. Bedenlerini açlığa teslim etmiş, o yüzden bedenlerinin çoğu işlevi kaybolmuş insanlarla kısa süre de olsa bir arada olmak zordu gerçekten de. Konuşma ve yürüme güçlüğü çeken, (bir tanesi tekerlekli sandalyede) siyasi mahkumların kendi filmlerinin başrolünde olmaları da ilginçti tabii. Ruhi Karadağ belgeselde 1996 yılında yaşanan F tipi cezaevlerine karşı verilen mücadelede açlık grevi yapan Refik, Cafer, Çiğdem, Hüseyin Muharrem, Ali Ekber ve Delil&#8217;in yaşam ve ölüm terazisinde sallanan hayatlarına, önce ve sonrasına tanıklık ederek bunları önümüze getiriyor.</p>
<p>Mutluluk Asla Yalnız Gelmez / Yönetmen: James Huth</p>
<p>Arkadaşlarını ve partileri seven genç bir adam olan Sasha zamanının çoğunu jaz klüplerde güzel kızları baştan çıkararak geçirmektedir. Charlotte ise, 2 kez evlenmiş, 3 çocuklu, hayatında romantizme yer olmayan bir kadındır. Film, birbirine zıt bu iki insanın biraraya geldiğinde neler olacağını komedi çerçevesinde konu alıyor. Fransızlara çok da yakışmayan ve çekirdek aileyi güzelleyen alt metni eleştiriye açık tabii ki.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2012/12/06/filminozu-aralik-2012/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filminözü Kasım 2012</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2012/11/05/filminozu-kasim-2012/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2012/11/05/filminozu-kasim-2012/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ali ulvi uyanik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Nov 2012 20:12:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Filminözü Ali Ulvi Uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=5206</guid>

					<description><![CDATA[Gergedan Mevsimi / Yönetmen: Bahman Ghobadi Bahman Ghobadi İran sinemasına yakışmayan bir film çekmiş. Bu kadar siyasi geçmişi olan bir yönetmenin daha sağlam söyleyeceği birşeyler olmasını beklerdim. Bütün hikaye karşılıksız bir aşkın öfkesine sıkışmış kalmış. Behrouz Vossoughi performansıyla hayalkırıklığı yaratıyor. Diyaloğu zaten yok, üstelik karşısındaki oyuncuların söylediklerine tepki gösteremeyecek kadar sahnelerden kopuk. 2004 yılında Ali [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8119785639_118a6fdbb2_b.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-5208" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8119785639_118a6fdbb2_b-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8119785639_118a6fdbb2_b.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8119785639_118a6fdbb2_b-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8119785639_118a6fdbb2_b-768x432.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8119785639_118a6fdbb2_b-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/8119785639_118a6fdbb2_b-747x420.jpg 747w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Gergedan Mevsimi / Yönetmen: Bahman Ghobadi</p>
<p>Bahman Ghobadi İran sinemasına yakışmayan bir film çekmiş. Bu kadar siyasi geçmişi olan bir yönetmenin daha sağlam söyleyeceği birşeyler olmasını beklerdim. Bütün hikaye karşılıksız bir aşkın öfkesine sıkışmış kalmış. Behrouz Vossoughi performansıyla hayalkırıklığı yaratıyor. Diyaloğu zaten yok, üstelik karşısındaki oyuncuların söylediklerine tepki gösteremeyecek kadar sahnelerden kopuk. 2004 yılında Ali Özgentürk’ün Kalbin zamanı filminde Birol Ünel de aynı durumda kalmıştı. Yıllar sonra bir de Gergedan Mevsiminde bu tür bir hata görüyorum.</p>
<p>Çanakkale 1915 / Yönetmen: Yeşim Sezgin</p>
<p>Çanakkale Çocukları’ndan sonra daha doğru bir mesajı olan Çanakkale 1915 yüzümüzü güldürdü. Yönetmen Yeşim Sezgin’I tebrik ediyorum. Filmini her türlü baskıya rağmen doğru bir kimlikle yorumlamış. İzleyicilerin gidip görmesini öneririm.</p>
<p>Uzun Hikaye / Yönetmen: Osman Sınav</p>
<p>Osman Sınav’ın eli yüzü düzgün aslında çok da onun sinematografisine uymayan filmi. Epik bir anlatım. Birçok oyuncuyla birbirini takip eden hikayelerden oluşmuş bu filmin TV dizisi olma potansiyeli de var. İzleyicilere önerebileceğim bir film.</p>
<p>Oğlum Bak Git / Yönetmen: Kamil Çetin</p>
<p>Tam bir gişe komedisi. Sinema açısından tartışmak çok gereksiz. Eğlenmek isteyen gidebilir ama kaliteli bir yapım olduğunu söyleyemem. İnternette dolaşan ve çok tıklanan bir videonun üzerine çekilen bu film sinemamızın bazen ne kadar ani tepki verebildiğini göstermesi açısından ilginç bir yapım.</p>
<p>Asterik Oburiks Gizli Görevde / Yönetmen: Laurent Tirard</p>
<p>Asteriks ve Oburiks çizgi romandan sinemaya sevimli bir şekilde uyarlanmış bir film. Gerçi Fransızların o muhteşem! esprilerinin çeviride gittiği o yüzden perdeye aval aval bakıldığı savunulsa da son filmde yani Asterik Oburiks Gizli Görevde’de bunun gayet bize uyarlanmış olduğunu gördük! Fransız esprilerini anlamıyorsak o zaman yerel esprileri döşemenin zamanıdır deyip, macerayı bir hayli komik hale getirmişler! Bir nevi kültür çatışmasının ortasında kalmış gibi olmuş. Evet galiba en eğlenerek izlediğim Asteriks macerası bu oldu yine de. Tabii bu tür yapımların sonuçta eğlence dünyasına hizmet eden bir yanı olduğunu da unutmamak gerek.</p>
<p>Bulut Atlası / Yönetmen: Tom Tykwer, Wachowski Kardeşler</p>
<p>Bulut Atlası David Mitchell’in çok satan ve ödüllü romanından uyarlama, Wachowski Kardeşler ile Tom Tykwer gibi son dönemin efsane hikayelerini yaratan yönetmenlere sahip. Wachowskiler her ne kadar büyük gişe filmlerinin yönetmeni olarak gözükseler de Daha once ürettikleri Matrix ve V for Vandetta gibi filmlerin sosyal yapıyı hedef alan eleştiriler ile donatılmış olduğu gözden kaçmamalı. Bu filmler kapitalizm karşıtıysa Cloud Atlas sosyalist bir filmdir. Aslında yeni bir şey söylemeyen ama doğru ve eski kavramları şekil olarak yeni bir tarzda söyleyen filmdir Bulut Atlası.</p>
<p>Skyfall 007 / Yönetmen: Sam Mendes</p>
<p>Sinema tarihinin en uzun soluklu hikayesi James Bond yine karşımızda. Sean Connery ile başlayan seri sırasıyla Roger Moore, Timothy Dalton, Pierce Brosnan ve Daniel Craig ile devam ediyor. Skyfall, Daniel Craig’in oynadığı bütün Bond filmleri gibi çok iyi bir casus filmi ama iyi bir Bond örneği değil. Bunun en büyük sebebi ise Daniel Craig’in Bond’u canlandıracak özelliklere sahip olmaması. Ne İngiliz soğukluğu, ne de Bond’un o uçarı espri gücü Craig’de var. Geçtim Sean Connery ve Roger Moore’u Pierce Brosnan bile Craig’den daha iyi bir Bond’tu. Ama iyi bir casus filmi seyretmek için gidilebilecek bir yapım Skyfall 007.</p>
<p>Evim Sensin / Yönetmen: Özcan Deniz</p>
<p>Yeşilçam’ın o nostaljik, kalp yaralayan aşk filmlerini özlediyseniz işte size harika bir fırsat. Gerçek hayatta da düne kadar aşk yaşayan Özcan Deniz ile Fahriye Evcen’in birbirine deli gibi tutkun iki genci canlandırdıkları hikaye gözyaşlarıyla bitiyor. Sinema bazen ağlatır, bu filmde bunu layıkıyla yapıyor.</p>
<p>Babamın Sesi / Yönetmen: Orhan Eskiköy, Zeynel Doğan</p>
<p>Son dönem kurgu belgeseller Türk sinemasında ağırlıklarını hissettiriyor. Adana Altın Koza’da Yeraltı gibi başarılı bir filmi geçip ödüle ulaşan Babamın Sesi vizyonda. İki Dil Bir Bavul ile büyük çıkış yapan Orhan Eskiköy ile Zeynel Doğan’ın yeni filmleri. Her ne kadar ilk filmleri kadar başarılı olmasa bile farklı bir seçenek.</p>
<p>Hayalimdeki Aşk / Yönetmen: Jonathan Dayton, Valerie Faris</p>
<p>İlk kitabıyla çok satanlar listesine giren yazar ikinci kitabını yazmakta zorlanır. Sonunda hayal ettiği kızın hikayesini yazmaya başlar. Bir sabah kalktığında tasvir ettiği kadın yanıbaşındadır. Erkek kadın ilişkisine fantastik bir çerçeveden bakan Hayalimdeki Aşk filminin başrolünde oynayan Zoe Kazan’ın senaryosuyla çekilmiş. Zoe Kazan, Elia Kazan’ın torunu. Filmi seyredin bakalım torun, dedenin başarısını tekrarlıyor mu?</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2012/11/05/filminozu-kasim-2012/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filminözü Ekim 2012 Çanakkale Çocukları</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2012/10/04/filminozu-ekim-2012-canakkale/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2012/10/04/filminozu-ekim-2012-canakkale/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ali ulvi uyanik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Oct 2012 17:48:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Filminözü Ali Ulvi Uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=5115</guid>

					<description><![CDATA[Çanakkale Çocukları / Yönetmen: Sinan Çetin&#8230; Düşman, Anadolu&#8217;ya girmesin diye canlarından oldular. Evet, okullar o yıl mezun veremedi, çünkü koyun koyuna öldüler, o güzelim delikanlılar&#8230; İnançsız ve amaçsız yaşanmaz dediler, öğrenciyken, öğretmeni oldular, halklarımızın&#8230; Sinan Çetin de kalkmış, hani o bildik &#8220;Hayat güzeldir!&#8221; lakırdısı ile 450 bin can alan Çanakkale Savaşı&#8217;na dair bir film (Çanakkale [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale Çocukları / Yönetmen: Sinan Çetin&#8230; Düşman, Anadolu&#8217;ya girmesin diye canlarından oldular. Evet, okullar o yıl mezun veremedi, çünkü koyun koyuna öldüler, o güzelim delikanlılar&#8230;</p>
<p><a href="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/canakkale-cocukları.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-5116" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/canakkale-cocukları-1024x577.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/canakkale-cocukları-1024x577.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/canakkale-cocukları-300x169.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/canakkale-cocukları-768x433.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/canakkale-cocukları-696x392.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/canakkale-cocukları-1068x602.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/canakkale-cocukları-745x420.jpg 745w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/canakkale-cocukları.jpg 1434w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>İnançsız ve amaçsız yaşanmaz dediler, öğrenciyken, öğretmeni oldular, halklarımızın&#8230; Sinan Çetin de kalkmış, hani o bildik &#8220;Hayat güzeldir!&#8221; lakırdısı ile 450 bin can alan Çanakkale Savaşı&#8217;na dair bir film (Çanakkale Çocukları) çekmiş, hem de evinin arka bahçesinde&#8230; Barış yanlısı olacak başka bir savaş bulamadın mı, diye sorarlar insana, hayır, savaş karşıtı olsa yine gam yemeyeceğim. Neredeyse, eşit mesafede duracağım şaşkınlığı ve medeniyetler ittifakı hayranlığıyla, işgal ordularını, evine konuk edecek. Arkadaş! Düşman, yurdu ele geçirmeye gelmiş, Türkçe olimpiyatlarına katılmaya değil. Yani ağırlamaya hiç gerek yok. Neyse tarihler de tutmuyor, çok şükür.</p>
<p>Rec 3: Diriliş / Yönetmen: Paco Plaza</p>
<p>Quarantine adıyla Amerikan illerinde remake olan [REC] serisi bu hafta izleyeceğimiz Genesis bölümüyle yakıtını tamamen tüketmiş görünüyor. Filmin en affedilemez tarafı korku-komediye dönüşmüş olması… Bu o kadar vahim bir durum ki serinin tamamını daha ciddiyetsiz bir algılamayla hatırlamamıza yol açıyor. Eski filmleri seyreden izleyiciler gülmek yerine sinirlenecekler. Birinin evladına palyaço kıyafeti giydirip dilendirmesinden farksız bir sinemasal çaba… Keşke [REC] adıyla sürülmemiş olsaydı. [REC]³ Génesis’i izledim ve sevmedim. Video piyasası için yapılan onlarca ucuz filmden hiçbir farkı yok. Etkileyici değil, silik ve sıradan. Gösterdiği her şeyi yüzlerce kez izlemiş ve ziyadesiyle sıkılmış durumdayız. Ancak sinemada görmek istediğiniz başka bir film yoksa…</p>
<p>Napcaz Şimdi / Yönetmen: Özgür Özberk</p>
<p>Bazı filmlere giderken üç aşağı beş yukarı ne izleyeceğimizi tahmin ediyoruz artık! Yerli komedi benim en korktuğum tarzların başında geliyor artık… N’apcaz Şimdi Özgür Özberk, Özge Özberk imzası taşıyan bir komedi. Acaba dedim, belki farklıdır beni korkutan diğer komedilerden ama maalesef! N’apcaz Şimdi şimdi üçlü ilişki sınıfına girer mi derseniz evet girer! Nihan ve Toygar evli ama birbirinin ensesinde boza pişiren bir çift. Toygar karısının dırdırından bıkan her erkek gibi kendisine genç ve güzel bir sevgili ayarlar! Ve karısından kurtulmanın yollarını arar! Hadi konu orijinal değil diyelim, bari ilgimizi çekecek bir şeyler yapsaydınız demekten kendimi alamadım… Filmin başlardaki hakkını vereyim o zaman, zira sonlara doğru sünger gibi uzadıkça uzadı ve bitmek bilmedi!</p>
<p>Yargıç Dredd / Yönetmen: Pete Travis</p>
<p>Dredd, 1995’teki Sylvester Stallone’lu versiyonun düştüğü bariz hataları yinelemiyor belki ama ilgi çekici bir hikâye sunmayı da başaramıyor. Kafaların patladığı, derilerin yüzüldüğü abartılı şiddet sahneleri, alışık olmayan izleyiciler için rahatsız edici olabilir. Aksiyon meraklısı bünyeler hoşça (ama boşça) vakit geçirmek için tercih edebilirler. Yargıç Dredd hayranlarının iyi bir sinema uyarlaması beklentisi ise bir başka bahara kaldı sanki. Not: Yargıç Dredd’in diğer medya uyarlamaları arasında en başarılısı, Anthrax’ın Among the Living (1987) albümünde yer alan ve Yargıç Dredd’e ithafen yazılan ‘I Am the Law’ (Kanun Benim) isimli şarkı sanırım. Hala Anthrax’ın en sevilen şarkıları arasında zirveye oynuyor.</p>
<p>Ted / Yönetmen: Seth MacFarlane</p>
<p>&#8220;Ted&#8221;, bir ayıcık filmi&#8230; Giriş, &#8216;Ayı; Bir Sevgi Filmi&#8217; gibi oldu ya, neyse artık idare edin&#8230; Hep yalnız kalan, sürekli oyunlardan dışlanan üzgün bir çocuğun &#8216;arkadaş&#8217; dileği gerçekleşiyor ve sevimli oyuncak ayı canlanıyor. Dünya büyük bir hayrete düşüyor, sonra bu mucizeye alışıyor herkes&#8230; İşte aradan yıllar geçiyor, dostlukları hiç bozulmuyor. Ta ki aralarına bir kadın girene dek. Ne güzel! Evet, kahramanımız artık 30 yaşında, bedenen büyümüş ancak kafa çocuk kalmış. Yumoş ise tam zıttı, vücudun değişmemiş ama her türlü kötü alışkanlığı bünyesinde toplamayı bir şekilde başarmış. Yani bizim çocuk adam, ayıcığın oyuncağı olmuş.</p>
<p>Araf / Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu</p>
<p>Filmin bazı sahnelerinin çok etkileyici olduğunu da söylemeliyim. Düğün sahnesi veya Karabük’teki diskoda eğlenen “apaçi” gençlerin doğallığı mükemmeldi. Disco sahnesini neredeyse en etkileyici Türk sinemasındaki 10 sahne içine koyabilirim. Tabii bir de çocuk düşürme sahnesi var. Zehra’yı canlandıran Neslihan Atagül yepyeni bir isim. Bu sahnede muhteşem iş çıkarmış. Onun ismini sinemada daha çok duyacağız diye düşünüyorum. Kısacası yönetmenin bakış açısı benim için filmde soru işaretleri oluşturuyor. Onun aşka bakış açısıyla benim ki çelişiyor. Diyeceksiniz ki sen kimsin, bizi yönetmen ilgilendirir. Ama bir film gösterime çıktıktan sonra artık yönetmenin değil tüketicinin olur. Yani benim, senin veya hepimizin. Bu bağlamda filmi içselleştiremiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2012/10/04/filminozu-ekim-2012-canakkale/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filminözü Temmuz 2012</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2012/07/04/filminozu-temmuz-2012/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2012/07/04/filminozu-temmuz-2012/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ali ulvi uyanik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jul 2012 08:41:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Filminözü Ali Ulvi Uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=5010</guid>

					<description><![CDATA[Bourne’nin Mirası – Bourne Legacy / Yönetmen: Tony Gilroy Robert Ludlum gibi bir yazarın oluşturduğu roman serisi böyle sonlandırılmamalıydı. 2002 yılında The Bourne Identitiy beyazperdeye uyarlandırıldığında izleyicinin büyük ilgisini toplamıştı. 2004 yılında The Bourne Supremacy, 2007’de The Bourne Ultimatum filmin serisini tamamladı. Bu hafta vizyona giren ise Bourne’un suyunun suyu. Herşeyden önce bu öykü Robert [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-5012" src="http://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Bourne-Legacy--300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Bourne-Legacy--300x200.jpg 300w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Bourne-Legacy--768x512.jpg 768w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Bourne-Legacy--1024x683.jpg 1024w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Bourne-Legacy--696x464.jpg 696w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Bourne-Legacy--1068x712.jpg 1068w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Bourne-Legacy--630x420.jpg 630w, https://www.cinedergi.com/wp-content/uploads/2018/05/Bourne-Legacy--1920x1280.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Bourne’nin Mirası – Bourne Legacy / Yönetmen: Tony Gilroy</p>
<p>Robert Ludlum gibi bir yazarın oluşturduğu roman serisi böyle sonlandırılmamalıydı. 2002 yılında The Bourne Identitiy beyazperdeye uyarlandırıldığında izleyicinin büyük ilgisini toplamıştı. 2004 yılında The Bourne Supremacy, 2007’de The Bourne Ultimatum filmin serisini tamamladı. Bu hafta vizyona giren ise Bourne’un suyunun suyu. Herşeyden önce bu öykü Robert Ludlum’un romanından uyarlama değil. Robert Ludlum’un Bourne romanlarını senaryolaştıran Tony Gilroy’un kaleminden çıkmış bir öykü. Üstelik bu öyküde Matt Damon oynamıyor. Bu yeni ajanı Jeremy Renner oynuyor. Renner’in The Hurt Locker dışında çok iyi performans gösterdiği, bir filmi tek başına sürüklediği bir yapım hatırlamıyorum.</p>
<p>Paris Manhattan / Yönetmen: Sophie Lellouche</p>
<p>Evet film gerçekten Woody Allen’ın hayata bakış açısını gösteren diyaloglarını kullanıyor ve Alice Taglioni’nin canlandırdığı Alice karakteri bu diyaloglarla aforizmalar yapıyor. Ama yine de filmin mesajları Woody Allen’ın taklidi değil. Kendince orijinal bir şeyler çıkartabiliyor. Hem düşünülecek metinler, hem de başarılı oyunculuklar söz konusu filmde. Alice Taglioni canlandırdığı karaktere çok uygun bir fiziğe sahip. Öyle mükemmel bir güzelliği yok. Ama kamera ve yönetmen istediği zaman onu hayatla problemi olan bir kadın gibi gösterebiliyor. Bu iki ruh durumunu da vücudunda taşıyabilmek ancak iyi bir oyunculuk ve çizgi dışı fizik ile olabilir.</p>
<p>360 / Yönetmen: Fernando Meirelles</p>
<p>Bazı filmler gerçekten büyük hayal kırıklığı yaratıyor. Tabii bu hayal kırıklığının altında biraz da bizim beklentilerimizi kaşıyan üreticilerinin geçmişi oluyor. Bu hafta vizyona giren 360’ın yönetmeni Fernando Meirelles, Tanrıkent – City Of God filmiyle gözümüzde o kadar büyümüştü ki onun filmlerini merakla bekler olmuştuk. Arthur Schnitzler&#8217;ın klâsik eseri La Ronde&#8217;den filme uyarlanmış olan ve iki kez Oscar adayı olan Quenn ile Frost Nixon’un da senaristi Peter Morgan&#8217;ın beyazperdeye uyarladığı film bütün bu üreticilerinin kariyerlerine ihanet ettiği bir yapım. Halbuki filmin kadrosu da müthiş. Rachel Weisz, Jude Law, Anthony Hopkins, Moritz Bleibtreu, Ben Foster ve daha birçok önemli isim filmde yer almış.</p>
<p>Cehennem Melekleri 2 &#8211; The Expendables 2 / Simon West</p>
<p>80’ler partileri birkaç yıldan bu yana çok moda… Sly’ın, (Slyvester Stallone) aksiyon sinemasının en sıkı adamlarını alıp The Expendables’i çekerek bir tür kerosen partisi vermesine de bunlar yol açmış olabilir pekala… İlk film eğlenceli olduğu kadar, ununu elemiş, eleğini asmış oyuncuları için riskli bir projeydi. Neyse ki vefalı 80’ler çocukları kendi kahramanlarını görmek için bir kez daha sinemanın yolunu tuttular. Şimdi, aynı ekip bu defa Chuck Norris ve Jean Claude Van Damme’ı da kadroya dahil ederek tekrar karşımıza çıkıyor. Filmin tek bir vaadi var: Alabildiğine gürültülü eski moda bir aksiyon izletmek… Peki, başarabiliyor mu? Hem de nasıl!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gerçeğe Çağrı – Total Recall / Yönetmen: Len Wiseman</p>
<p>Schwarzenegger’den sonra Colin Farrell’in çok zayıf kaldığını söylemeliyim. Zaten Farrell’in kendine has güven vermeyen bir havası var. Ona en iyi kötü karakterler oturuyor. Bence yanlış bir tercih. Orijinal filmde Sharon Stone’un canlandırdığı karakterin yerine oynayan Kate Beckinsale içinse çok farklı şeyler söyleyebiliriz. Kadın güzelliği ile kötülük normlarını muhteşem birleştiriyor Beckinsale. Hem çok güzel bir kadın, hem de bu filmdeki performansıyla zirveye oynuyor. Filmde Beckinsale, Quaid’in sahte eşini oynuyor. Aslında eşi rolünde Quaid’ın nöbetçiliğini yapıyor, o bir polis. Bir de asıl sevgili var. Bu direnişçi sevgiliyi Jessica Biel canlandırıyor. O sadece güzelliğiyle bu filme renk veriyor. Ne yazık ki oyunculuk olarak bir değeri yok performansının.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Savaşın Çiçekleri &#8211; The Flowers Of War / Yönetmen: Yimou Zhang</p>
<p>Savaşın Çiçekleri Çin kapitaliyle çekilen bir film. Çinli ve Honkonglu sanatçılar dışında başrolünde ünlü Batman Christian Bale oynuyor. Filmin konusu şöyle, Japonlar Nanking’i istila ettikleri sırada rahibe yetiştiren manastırın papazı vefat etmiş ve onun defnedilmesi gerekir. Mezar işlerini yapması için gelen görevli John Smit (Christian Bale) Japon askerlerinin yaptığı baskın sırasında genç rahibe öğrencileri kurtarmak için papaz kılığına girer. Askerler giderler ama döneceklerdir. Bu arada şehrin en ünlü genelevinin kızları da manastıra sığınır. Tahta kapıların ardında tecavüz etmek için Japon askerleri beklerken iki kadın gurubu farklı bir hesaplaşmayı yaşarlar. John Miller ise hem içerdeki mücadelenin hem dışardaki trajedinin önemli bir oyuncusu olmak üzeredir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2012/07/04/filminozu-temmuz-2012/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filmözü Haziran 2012</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2012/05/04/filmozu-haziran-2012/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2012/05/04/filmozu-haziran-2012/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ali ulvi uyanik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 May 2012 07:36:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=4928</guid>

					<description><![CDATA[Buz Devri – Ice Age 4 / Yönetmen: Steve Martino, Mike Thurmeier İlk üç filmdeki gibi arkadaşlık ve aile olma kavramı Buz Devri’nin odağındaki duygular. Hollywood animasyonlarını bu tür duyguları işlemek için kullanıyor. Sadece küçük izleyicilere değil bütün yaş gruplarına sesleniyor. Çağımızda bozulmaya yüz tutmuş aile, birbirine yabancılaşmış modern toplumdaki insan ilişkilerine ışık tutan bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Buz Devri – Ice Age 4 / Yönetmen: Steve Martino, Mike Thurmeier</p>
<p>İlk üç filmdeki gibi arkadaşlık ve aile olma kavramı Buz Devri’nin odağındaki duygular. Hollywood animasyonlarını bu tür duyguları işlemek için kullanıyor. Sadece küçük izleyicilere değil bütün yaş gruplarına sesleniyor. Çağımızda bozulmaya yüz tutmuş aile, birbirine yabancılaşmış modern toplumdaki insan ilişkilerine ışık tutan bu animasyonlar özellikle ciddi pedagojik bir temelden yola çıkıyor. Kısacası çizgi film deyip geçmeyin. Günümüzün kapitalist toplumlarının kaybettiği değerler bir animasyonla bile hatırlanınca yüreğimiz burkuluyor.</p>
<p>Sert Rüzgarlar &#8211; Des Vents Contraires / Yönetmen: Jalil Lespert</p>
<p>Film, gerçek bir hayat hikayesinden uyarlama. İki çocuklu bir ailenin ilişkisinin yıpranması, kadının ortadan kayboluşu, adamın çocuklarla baş başa kalıp kendisine yeni bir düzen kurmasını anlatıyor. Film sinemanın gerektirdiği bir olay örgüsüne sahip değil. Evet gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkılarak çekilmiş bir yapım. Ama sanki sinemasal olarak üzerine hiçbir şey konulmamış. Bir adamla kadının talihsiz hayat hikayesinin bir bölümünü profesyonel oyuncular oynamış, yönetmen de kendinden hiçbir şey katmadan filmi yapmış. Bu anlamda muhteşem oyuncuların ve iyi performansların heba edildiği bir yapım olarak düşünüyorum Sert Rüzgarlar’ı.</p>
<p>Çernobil’in Sırları &#8211; Chernobyl Diaries / Yönetmen: Bradley Parker</p>
<p>Bradley Parker’ın yönettiği ilk uzun metraj olan Çernobil’in Sırları iyi bir fikirden yola çıkan, başarılı mekân tasarımları ile dikkat çeken, ancak daha çok ani ses ve görüntü efektleriyle seyirciyi zıplatmayı hedefleyen ve berbat bir finale ev sahipliği yapan sıradan bir korku filmi olmaktan kurtulamıyor. Amerikalı gençlerin tehlikelerle(!) dolu yabancı ülkelerde başlarına gelen korkunç olayları anlatan Turistas (Brezilya), Hostel (Slovakya) ve The Ruins (Meksika) gibi örneklerin Ukrayna ayağı da böylece tamamlanmış oluyor.</p>
<p>Daha İyi Bir Hayat &#8211; A Better Life / Yönetmen: Cedric Kahn</p>
<p>Daha İyi Bir Hayat İçin, 70’lerin, 80’lerin, 90’ların ümitleri için direnen insan filmlerinin günümüz seyircisi için çekilmiş bir temsilcisi gibi… Seyrettikten sonra hatırlayacağınız bir sürü film var. “A Home of Our Own”, “Alice Doesn&#8217;t Live Here Anymore”, “The Pursuit of Happyness” ve başkaları… Oyunculuklar birinci sınıf ancak buğulu gözlerle bakan Guillaume Canet ve Süleyman’ı canlandıran Slimane Khettabi aralarındaki güçlü kimya yüzünden öne çıkıyorlar. Dikeni bol bir ormanda yürüdüğümüzü hatırlatan bir film “Daha İyi Bir Hayat”… Büyük mutluluklar için bol paraya ya da sistem tarafından takdir edilmiş başarıya ihtiyacımız yok. Sevdiklerimiz yanımızda olsun yeter… Mutlaka görmelisiniz.</p>
<p>Pirana 3DD / Yönetmen: John Gulager</p>
<p>Katil balıklar, kanlı vücutlar, alıklar, salaklar ve tam tekmil istismar&#8230; “Pirana 3DD” filminin her hangi bir ederi yok, belki baştan sona ucuzluk, o kadar&#8230; Komik desen değil, eğlencelik desen değil, erotik desen o hiç değil. Senaryo sefil, diyaloglar ölümcül, oyunculuklar dökülüyor. Üstelik klişe deposu&#8230; Ortaya çıkan şeye vasat bile denemez, bu zaman kaybının adı konamaz. Sinirden güldürüyor, hem seyirciye, hem de piranalara resmen ayıp ediliyor.</p>
<p>Skor Sıfır &#8211; The Inbetweeners / Yönetmen: Ben Palmer</p>
<p>Türkiye’de Skor Sıfır adıyla vizyona giren The Inbetweeners Movie Avrupa’da gişe rekorları kırdı. Filmin Türkçe adı yine çok komik ve basit. Bu isimleri kimler buluyor bilemiyorum. Skor Sıfır aynı Amerikan Pastası’nın izinden giden bir film. Ama ne iyi ki en azından onun kadar kaba espriler barındırmıyor. Daha incelikli ve daha eli yüzü düzgün bir komedi. Tabii sonunda bir gençlik komedisi, odağında seks, bekaret, saçma sapan gençlik şakaları ve ilk aşkın sebep olduğu sarsaklıklarla dolu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2012/05/04/filmozu-haziran-2012/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filminözü Mayıs 2012</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2012/05/03/filminozu-mayis-2012/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2012/05/03/filminozu-mayis-2012/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ali ulvi uyanik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 May 2012 16:33:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Filminözü Ali Ulvi Uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=4807</guid>

					<description><![CDATA[Ali ULVİ UYANIK &#8220;Paris&#8217;te Çılgın Macera &#8211; Un monstre à Paris&#8221; / Yönetmen: Bibo Bergeron Sürprizli bir animasyon: 1910&#8217;lar&#8230;Sinemanın ilk yıllarında, selden etkilenerek su seviyesi altı metre yükselmiş ve Eiffel&#8217;in ayakları bile suya gömülmüş Paris&#8217;in o günlerine ilişkin gerçek belgeselin gösterilmesiyle başlıyor; ince ayrıntılarla dokunmuş mimariden, müziğe ve karakterlere çok özenli bir işçiliğin ürünü olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ali ULVİ UYANIK</strong></p>
<p><strong>&#8220;Paris&#8217;te Çılgın Macera &#8211; Un monstre à Paris&#8221; / Yönetmen: Bibo Bergeron</strong></p>
<p>Sürprizli bir animasyon: 1910&#8217;lar&#8230;Sinemanın ilk yıllarında, selden etkilenerek su seviyesi altı metre yükselmiş ve Eiffel&#8217;in ayakları bile suya gömülmüş Paris&#8217;in o günlerine ilişkin gerçek belgeselin gösterilmesiyle başlıyor; ince ayrıntılarla dokunmuş mimariden, müziğe ve karakterlere çok özenli bir işçiliğin ürünü olarak devam ediyor. Şarkılar ve müzikler kulaklarımızın pasını silerken, yaratılmış en özel böceklerden /parazitlerden biri olan &#8216;sıçrama ustası&#8217; pirenin bir naif karakter olarak başrolde olması da asıl sürpriz olarak ortaya çıkıyor: 2 metrelik bir pire bu ve harika bir müzisyen, şarkıcı, dansçı! Film, bana göre, Avrupa animasyonlarının en iyilerinden biri.</p>
<p><strong>&#8220;Kara Altın &#8211; Black Gold&#8221; / Yönetmen: Jean &#8211; Jacques Annaud</strong></p>
<p>20.yüzyılın başlarında Arapların yaşadığı topraklara gelen Batılıların petrolü gün yüzüne çıkarmalarıyla birlikte başlayan büyük değişim ve dönüşümün ortasında kalıp, gömüldüğü kitapların arasından çıkmaya mecbur bırakılarak tam bir savaşçıya dönüşen prensin hikâyesi&#8230; Klasik tarihsel serüven sinemasını minimum bilgisayar etkilemesi kullanarak yineleyen üstat Annaud&#8217;dan tam bir şölen. Şark&#8217;a özgü insan malzemesine ve kapitalizmin ele geçirmeye başladığı üst sınıfa ilişkin gözlemlerle tespitler de, günümüzle sıkı bağlar kurmakta.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Çifte Soygun &#8211; Flypaper &#8221; / Yönetmen: Rob Minkoff</strong></p>
<p>Bir Agatha Christie romanı getirin aklınıza: Aynı büyük mekânda bir grup insan ve içlerinden katil olanı diğerlerini birer birer öldürmeye başlıyor. Sonra bu romandan uyarlanan bir film düşünün. Sonra o filmin değişiklikler yapılmış kopyasını&#8230; İşte &#8220;Çifte Soygun&#8221;, bir suç komedisi olarak, aynı anda soyulmaya çalışılan bir bankada kısılıp kalan soyguncularla rehineler arasındaki ölümcül oyunların trafiğinde, tam bir &#8216;tavşanın suyunun suyu&#8217;. Yani Christie eserlerinin geveze ve sıkıcı kopyalarından hallice. Günümüzde geçmesine rağmen, &#8216;western&#8217;lerden ödünç alınmış gibi duran iki tip de sos olarak kullanılmış.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Ölümün Sesi &#8211; Babycall&#8221; / Yönetmen: Pål Sletaune</strong></p>
<p>Bir anne, kendisine ve küçük oğluna kocasının uyguladığı şiddetten kaçarak devletin korumasında bir apartman dairesine sığınmıştır. Ancak, aile içi şiddet de, her kesime ve her köşeye nüfuz etmiştir&#8230;</p>
<p>Sürprizli bir korku -gerilim! Esasen, Kuzey toplumlarının en önemli sorunlarından olan kadına ve çocuklara yönelik şiddetten yola çıkarak, anneler ve evlatları üzerine ağıtsal bir dram; dokunaklı bir şiir. Kuşkusuz, &#8221; Ejderha Dövmeli Kız&#8221; Noomi Rapace &#8216;in hikâyeyi sırtlayan performansının altı çizilmeli. Yönetmeni, bir başka şiddet öyküsü &#8220;Kapı Komşusu&#8221;ndan (Naboer) tanıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Dehşet Kapanı &#8211; The Cabin in the Woods&#8221; / Yönetmen: Drew Goddard</strong></p>
<p>Tüm dehşetin kökeni mitolojiyse ve tüm bu korku evrenindeki can alanlar öncelikle gençleri seviyorsa bunun üzerine gidilmeli, değil mi? İşte yapımcılar, yazarlar ve yönetmen de, korku sinemasının sınırlarını zorlayarak, aslında, bu türün nasıl da çılgınca eğlendirebildiğinin bu ilginç örneğiyle, ayrıksı bölümler yaratmışlar. Mesela, &#8216;sağ gösterip sol vururlarken&#8217; korku karakterleri /tipleri galerisine çok kanlı bir giriş yapmanızı sağlamışlar&#8230; Hoş, giderek &#8216;uçmak&#8217; ve &#8216;kendi içinde iyice saçmalamak&#8217; eğlencenin bir parçası ama işte bu cıvıtma da filmi sabun köpüğüne dönüştürmüş sonunda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Marigold Oteli&#8217;nde Hayatımın Tatili &#8211; The Best Exotic Marigold Hotel&#8221; / Yönetmen: John Madden</strong></p>
<p>Kuşkusuz böyle olmalı, yaşları hayli ilerlemiş insanlar yaşamlarından istifa etmemeli&#8230; Bir grup genel olarak &#8216;mutsuz&#8217; sayılabilecek yaşlı İngiliz, günlük küçük güzelliklerle mutlu olabilen insanların ülkesi Hindistan, Udaipur&#8217;da, sempatik genç sahibinin &#8216;farklı&#8217; tanıttığı tarihi otelde geçirdikleri ilk birkaç ayda geçmişin muhasebesiyle birlikte &#8216;yeni bir başlangıç&#8217; yapar&#8230; Bu film, bir daha bir araya gelmesi olanaksız kadrosuyla, ince bir mizahın belki biraz demode fakat yine de duyarlı sularında dolaşarak, hiç bir şey için geç olmadığını kalplere bir defa daha fısıldamakta: Şeker tadında bir hüzün hoş tabii.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Korsanlar! &#8211; </strong><strong>The Pirates! Band of Misfits&#8221; / Yönetmenler: Peter Lord, Jeff Newitt</strong></p>
<p>Mesleğinde oldukça başarısız Korsan Kaptan, Yılın Korsanı ödülünü almak için, korkutucu rakiplerinin yanı sıra, Victoria devri Büyük Britanya&#8217;sında, kraliçenin açgözlülüğü ve acımasızlığıyla da baş etmek zorunda&#8230; Emperyalizmle alabildiğine dalga geçerken, dünyanın en zor, hatta &#8216;deli işi&#8217; film yapım türü &#8216;stop motion&#8217;ın çok az üretilen örneklerinden biri olan bu sonuncusunu küçük bir başyapıta dönüştürenler, yine Peter Lord ve onun kurucularından olduğu Aardman Animations. &#8220;Wallace and Gromit&#8221; serisinin yaratıcısı stüdyonun her filmi gibi &#8220;Korsanlar!&#8221; da, asla eskimeyecek bir sanat eseri. Bu türün bir özelliği de, yapım süreci belgesellerinin, en az filmler kadar ilgi çekici olması.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Amerikan Pastası: Buluşma &#8211; American Reunion&#8221; / Yönetmenler: Jon Hurwitz, Hayden Schlossberg</strong></p>
<p>Bu seri, ilk bakışta, gençlerin cinsel dünyaya adım atma sancılarını kaba bir komedi stiliyle anlatıyor gibiydi. Fakat biraz dikkat ettiğimizde görüp hissettik ki, aslında tüm abartının altında hepimizin deneyimlerinden izler mevcut. Şimdi 13 yıl sonra birer yetişkin olarak tekrar buluştuklarında da, sorunlar, biçim değiştirmiş halde devam etmektedir. Ancak çözümler de daima çok yakındadır&#8230; Bu kez daha &#8216;ağırbaşlı&#8217; ama daha da cüretkâr: Akıcı metinde erkek cephesindeki rollerin yine ağırlıkta olduğu bir buluşma. Sevimli bile sayılabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Titanların Öfkesi &#8211; The Wrath of the Titans&#8221; / Yönetmen: Jonathan Liebesman</strong></p>
<p>Yönetmenin bir önceki filmi &#8220;Battle Los Angeles&#8221;da olduğu gibi, doğal ışıkta, kesintisiz aksiyonun ve elementlerin gerçekliğini tam hissettiren görsel etkilerin yeni zirvesi! Öncelikle bu özelliği için görülmeli. Mitolojik hikâyesi ise, bir defa daha, tanrılar, yarı-tanrılar, insanlar, hayvanlar ve insan-hayvanlar yelpazesi içinde, her birimizin en ilkel dürtülerinden en soylu duygularımızı yansıtıyor. Antik dünyada duygudaşlık kurduğumuz her varlığın ölebileceğini bilmemiz de, bizi filmin içine çeken bir mıknatıs! Seyrettiğimiz her şey doğaüstü ama bir o kadar da doğal: Aşk, hırs, kin, intikam, ihanet, öfke, fedakârlık&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>&#8220;Büyük Mucize &#8211; Big Miracle&#8221; / Yönetmen: Ken Kwapis</strong></p>
<p>&#8220;Soğuk Savaş&#8221;ın bitmesine az kala, Ekim 1988&#8217;de, Alaska&#8217;nın küçük bir kasabası yakınındaki but kütlesi altında sıkışıp kalan üç kişilik gri balina ailesini kurtarmak için, bir yerel televizyon muhabiri ile onun eski sevgilisi olan Greenpeace eylemcisi genç kadının öncülüğünde başlatılan mücadelenin uluslararası boyuttaki sürükleyici öyküsü. Gerçek olaylardan yola çıkılarak çekilen ve odak meselenin etrafında, siyaset, medya, toplumsal etkileşim, çevre politikaları üzerinden oluşan farklı bakış açılarını da başarıyla iç içe geçiren, örnek bir senaryo ve yönetim. Doğal dengelerin korunmasının, gezegendeki yaşamların devamlılığını için ne denli önemli olduğunu anımsatan yapıtlara değerli bir katkı.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2012/05/03/filminozu-mayis-2012/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filminözü Nisan 2012</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2012/04/02/filminozu-nisan-2012/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2012/04/02/filminozu-nisan-2012/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ali ulvi uyanik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2012 14:54:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Filminözü Ali Ulvi Uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=4739</guid>

					<description><![CDATA[Ali ulvi uyanık &#8220;Şansa Bak &#8211; 50/50 &#8220;/ Yönetmen: Jonathan Levine  Senarist Wiil Reiser&#8217;ın kendi deneyimlerinden yola çıkılarak yazdığı öykü, 27 yaşında, aniden kanser olduğunu öğrenen ve &#8216;vücudunun kendi kendine saldırması&#8221; durumuna hazırlıksız yakalanan genç adam ile çevresindeki insanların bu süreçteki zorlu sınavını anlatıyor. Gerçekçilik ve o ölçüde de acı bir mizah filmin tonunu belirlemiş. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ali ulvi uyanık</strong></p>
<p><strong>&#8220;Şansa Bak &#8211; 50/50 &#8220;/ Yönetmen: Jonathan Levine</strong></p>
<p><strong> </strong>Senarist Wiil Reiser&#8217;ın kendi deneyimlerinden yola çıkılarak yazdığı öykü, 27 yaşında, aniden kanser olduğunu öğrenen ve &#8216;vücudunun kendi kendine saldırması&#8221; durumuna hazırlıksız yakalanan genç adam ile çevresindeki insanların bu süreçteki zorlu sınavını anlatıyor. Gerçekçilik ve o ölçüde de acı bir mizah filmin tonunu belirlemiş. Kanserle mücadele ederken de hayata alaycı bakabilmenin bu umutlu hikâyesi, tek bir dost için bile hayata tutunmanın değer olduğuna ikna ediyor. Ve Joseph Gordon &#8211; Levitt, abartmadan, nüansların hakkını vererek şahane bir oyun çıkarıyor.</p>
<p><strong>&#8220;Açlık Oyunları &#8211; The Hunger Games&#8221; / Yönetmen: Gary Ross</strong></p>
<p><strong> </strong>Geleceğin totaliter devletinde ana kentin çevresindeki yoksul bölgelerden toplanan 12 kız ve 12 erkek ergenin tek biri sağ kalana dek birbirlerini öldürme eğlencesi, akla hemen &#8220;Salò o le 120 giornate di Sodoma&#8221;(1975) ile &#8221; Batoru rowaiaru&#8221;yu (2000) getiriyor. Ama korkmayınız. &#8220;Açlık Oyunları&#8221;,öncelikle, öyküdeki ölüm oyununda yer alan yeni yetmeler gibi aynı kuşaktan seyirciyi hedeflediği için, andığım çok sert iki filmin yakınından bile geçmiyor: Serinin devamında kurulacak &#8216;aşk üçgeni&#8221;nin sinyallerini veren bir gençlik filmi hoşluğunda&#8230; Yetişkin seyirci için, sıradanlıkla, kavram sanatçılarının dikkate değer yaratıları arasında bir yerde takılıp kalabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>&#8220;Gri Kurt &#8211; The Grey&#8221; / Yönetmen: Joe Carnahan</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Alaska&#8217;da, gezegenin gözden ırak &#8216;soğuk cehennem&#8217;inde çalışan ve yaşamla tek bağları eşleri ve/veya çocukları olan, yokluklarında kimsenin hatırlamayacağı yedi petrol işçisi bir uçak kazasından sağ kurtulurlar&#8230; Vahşi doğada hayatta kalmak için mücadele ederlerken korktukları saldırganlar, yaşam alanları tehdit altında olan kurtlardır. Bu film, evet, sıkı bir aksiyon; evet, soluksuz izlenen bir macera&#8230; Fakat asıl, koyu, kopkoyu bir dram. Görevi, çalışanları tehdit eden kurtları öldürmek olan keskin nişancı ne kadar zavallıysa, finalde karşılaşacağı lider kurt da o denli zavallıdır. Bu, &#8216;kaybedenlerin öyküsü&#8217;dür. Sinemanın en gerçekçi uçak kazası bölümlerinden biri de dâhil, &#8216;çarpan&#8217; sahneleriyle de bir yönetmenlik dersidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Elveda İlk Aşk &#8211; Un amour de jeunesse&#8221; / Yönetmen: Mia Hansen-Løve </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&#8220;İlk aşkın ağırlığını üzerinden atmaya çalışan&#8221; yazar-yönetmen, belli ki, Camille karakteri: Sullivan&#8217;a çok âşık, çok bağlı, çok tutkulu. Tüm bir yaşam, kendisi ve Sullivan&#8217;la akacak, o kadar! Oysa erkek hem maceracı, hem temkinli, hem de özgür&#8230; Camille, ayrılık sonrası sığınacağı limanı bulur: Hocası olgun adam (aynen, annesini terk edip genç birine sığınan babası gibi)! Yıllar sonra, Sullivan&#8217;la tekrar karşılaştıklarında yine kabarsa da duyguları kızın, değişen bir şey olmayacaktır! Şüphesiz, her insanın aşk deneyimleri farklı: Film, seyirci üzerinde derin bir etki bırakmayan ama iyi anlatılmış bu ilk aşk hikâyesiyle bazılarımızı bir yerlerden yakalamakta sadece.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Gizemli Adaya Yolculuk &#8211; Journey 2: The Mysterious Island &#8221; / Yönetmen: Brad Peyton</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&#8216;Bir aile filmi&#8217;nin anatomisini incelerken başvurduğumuz kriterlerin tamamına yakını mevcut. Her çocuğun düş dünyasını zenginleştiren klasik romanlara bir saygı duruşu söz konusu ki, Jules</p>
<p>Verne uyarlaması olsa da, Jonathan Swift ve Robert Louis Stevenson&#8217;a da atıfta bulunup günümüzde geçen hikâyeyi çocuklar için cazip hale getiriyor. Yine küçük yaşları hedeflemiş, doğaldır ki basit yazılmış diyaloglarla babalar ve çocuklar arasındaki ilişkileri serüvenin paraleline yerleştirmiş. Sinemanın &#8216;tehlikede kalmış insan&#8217; malzemesini sık ve beş karakterin her birini bir tehlikeyi bertaraf etmek için kullanan formülü de bilinen, ancak her seyircinin yeniden hissetmek istediği trükleri içeriyor: Yıl itibariyle ulaşabileceğiniz en üst düzey aile eğlencesi!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;John Carter: İki Dünya Arasında &#8211; John Carter&#8221; / Yönetmen: Andrew Stanton</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Tarzan&#8217;ın da yaratıcısı Edgar Rice Burroughs&#8217;un tam yüzyıl önce yayımlanan &#8220;Under the Moons of Mars&#8221; öyküsünde yer alıp, daha sonra &#8220;Barsoom (Mars)&#8221; serisinin kahramanı olan John Carter, Amerikan İç Savaşı&#8217;nda karısı ve çocuğu ölen bir kurban. Farklı ırkların aralarında süren savaşın kızıl gezegenin kaderini değiştireceği bir dönemde Mars&#8217;a ışınlanarak olaylara müdahale ederken, bir savaşçı asker olarak kendi &#8216;insanlığının&#8217; özüne ulaşıyor. Çeyrek milyar dolarlık bu büyük macera, İngiliz görsel etki şirketlerinin yepyeni ve heyecan verici deneyimler sunmasına vesile olmuş. Sözün kısası: Gerçek bir 3 Boyut duygusu içinde, sinemada eğlenmenin tam karşılığı! Dileyen metninin siyasal göndermelerine de kafa yorabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Siyahlı Kadın &#8211; The Woman in Black&#8221; / Yönetmen: James Watkins</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>İngiliz korku sineması geleneğinin izini takip eden &#8216;intikam peşindeki hayaletin öyküsü&#8217;, ünlü yapım firması Hammer&#8217;ın yeniden doğuşunu müjdeleyen ve geçen yıldan bu yana seyrettiğimiz üçüncü film. Viktoryan dönem tarzının ve gotik korkunun ana unsurlarından eski, ıssız ev ile eşyaları neredeyse başrolde. Küçük kasabanın çocuklarına musallat olup canlarını alan hayaletle karşılaşmalar da, &#8216;sıçratma anları&#8217;nı oluşturuyor. Fakat hikâye 95 dakikalık süre için yetersiz&#8230; Mesela, 21 dakikalık bir &#8216;Alacakaranlık Kuşağı&#8217; bölümü için idealmiş, daha birçok film gibi. Son karede, hayaletin o bakışı unutulmaz olsa da, tüm bir filmi kat etmek sıkıcı gelebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;İyi Olan Kazansın &#8211; This Means War&#8221; / Yönetmen: McG</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&#8220;Charlie&#8217;nin Melekleri&#8221;nden bu yana bir &#8216;aksiyon canavarı&#8217; kesilen yönetmen McG öyle bir aşk üçgeni kurmuş ki, ilk bakışta cazip gözüküyor: Kız, Oscar&#8217;lı Reese Witherspoon: Sevimli ve âşık olunacak cinsten&#8230; Her şekilde ve anlamda &#8216;sıkı&#8217; iki erkek ise, CIA ajanları rollerinde Chris Pine ve Tom Hardy! Ancak, şık mekânlar, çaplı hareketler, hız, seksapellik, neredeyse salona yayılan parfüm kokuları, filmin o önemli eksiğini dolduramıyor: Üç oyuncunun birbirleriyle tutmayan kimyaları! Film, seyredeni rahatlatmıyor; aksine kasıyor. Film için oluşturulabilecek bir yığın kombinasyonun en olmaması gerekeninde karar kılınmış yazık ki!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2012/04/02/filminozu-nisan-2012/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filminözü Mart 2012</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2012/03/02/filminozu-mart-2012/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2012/03/02/filminozu-mart-2012/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ali ulvi uyanik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Mar 2012 07:57:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Filminözü Ali Ulvi Uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=4659</guid>

					<description><![CDATA[ALİ ULVİ UYANIK &#8220;Karanlıklar Ülkesi: Uyanış &#8211; Underworld: Awakening / Yönetmenler: Måns Mårlind, Björn Stein Öncelikle, sunduğu dijital teknoloji (3D ve IMAX) ve desisaniyeleri bile planlanmış sahneleriyle bir mühendislik harikası! Neden seyretmeyi tercih ediyorsak, işte o nedenlerin hakkını veriyor: 88 dakika en sıkı aksiyon, ayrıntıları en net biçimde yakalayan kameralarla (RED) dehşeti yakalayan fantastik korku [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ALİ ULVİ UYANIK</strong></p>
<p><strong>&#8220;Karanlıklar Ülkesi: Uyanış &#8211; Underworld: Awakening / Yönetmenler: </strong><strong>Måns Mårlind, Björn Stein</strong></p>
<p>Öncelikle, sunduğu dijital teknoloji (3D ve IMAX) ve desisaniyeleri bile planlanmış sahneleriyle bir mühendislik harikası! Neden seyretmeyi tercih ediyorsak, işte o nedenlerin hakkını veriyor: 88 dakika en sıkı aksiyon, ayrıntıları en net biçimde yakalayan kameralarla (RED) dehşeti yakalayan fantastik korku ve dileyen seyirci için sınıf egemenliği üzerine yeterince kışkırtıcı fikir. Doğru; Vampir ve Lycan klanları, bu kez kolay kolay rahat bir yaşam sahası bulamayacaklar, çünkü gezegendeki en vahşi tür olan insanlar onları avlamaya başladı! Bakmayın o kan göllerine: Dramatik bir hikâye de bu! Kate Beckinsale ise önceki filmlerden daha &#8216;buz&#8217; ve sert!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Savaş Atı &#8211; War Horse&#8221; / Yönetmen: Steven Spielberg</strong></p>
<p>Birinci Dünya Savaşı arifesinde İngiltere Dartmoor&#8217;da, yoksul çiftçi ailesinin tek oğlu ile genç atı arasında oluşan dostluk, sadakat ve fedakârlığın, ikisinin zorunlu olarak ayrılmasıyla birlikte tüm bir savaşa yayılan öyküsü. Muhteşem biçime sahip&#8230; Ve esasen tüm ilhamını otuzlu kırklı yılların, siyah beyaz ya da Technicolor&#8217;lu Hollywood yapımlarından alan ve bir ailenin sinemaya gitmesi için gerekli olan tüm parıltılara sahip film. Aynı zamanda, Spielberg&#8217;ün &#8220;Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok&#8221;u: Her iki cepheden baktığı savaşın anlamsızlığı / vahşeti ve masumiyet üzerine bir küçük başyapıt. Ses tasarımına özellikle dikkat!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Utanç &#8211; Shame&#8221; / Yönetmen: Steve McQueen</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>New York dünyanın bir numaralı kenti, kapitalizmin merkezi&#8230; Brandon da, insanın erkek türünün -her anlamda- seçkin örneği. Çekici erkekler sürüsünde yer almanın püf noktalarında temas ve duyguları unutmuş; sürekli seks yaptığı halde ruhsal doyuma ulaşamadığından &#8216;seks açlığı&#8217; çekmekte&#8230;&#8217;Hala insan&#8217; kız kardeş çıkagelip kalbi olduğunu anımsatmaya çalışır. Ancak, &#8216;yeniden insan olmak&#8217; kolay değildir&#8230; Brandon ahlaksızdır, çevresindekiler ahlaksızdır; çünkü düzen ahlaksızdır! Modern yaşamın sanal soğukluğunda her şeyi metalaştırıp tüketen insanın, sonunda kendini tüketmesi meselesinde, yönetmen McQueen ile oyuncu Michael Fassbender, bir önceki çalışmaları &#8220;Açlık&#8221;taki (Hunger) başarılarının tesadüfî olmadığını kanıtlıyorlar.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>&#8220;Kevin Hakkında Konuşmalıyız &#8211; We Need to Talk About Kevin&#8221; / Yönetmen: Lynne Ramsay</strong></p>
<p>Anne ve oğlu arasındaki ilişkiyi &#8216;çok yönlü&#8217; didikleyerek aktaran ve kurguyu filmin psikolojik tonunu belirlemede etkili şekilde kullanan bu dram gerilim, karakteri / kişiliği belirleyen etmenler üzerine önemli / değerli bir deneme. Bilinmezlerle yüklü canlı türü olan insanın kaotik ruhsal yapısını, Kevin örneğinde, anne karnından başlayarak ergenliğe kadar &#8216;anlamaya çalışan&#8217; seyirciyi kendi deneyimleriyle yüzleştirirken, karakterleri yargılamasına da pek fırsat vermiyor. Bir yönüyle de, &#8216;ebeveyn olmaya karar vermenin ve ebeveyn olmanın dehşeti&#8217; üzerine bir film. Ve Tilda Swinton, anne rolünde bu dehşeti ziyadesiyle geçiriyor bizlere!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Köstebek</strong><strong> &#8211; Tinker Tailor Soldier Spy&#8221; / Yönetmen: Tomas Alfredson</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Soğuk Savaş&#8217;ın casuslar arası karmaşık ilişkiler ağında, soğuk görünümlü İngiliz adamların derinlikli bir incelemesi &#8230;&#8217; Güvenmek&#8217; denilen o ana damarın her an tıkanabileceği korkusu ve yalnız kalmanın ve de duyguları bastırmanın dayanılmaz acısı içinde casusluk yapmanın ne olduğuna / olmadığına ilişkin sıkı bir öykü! Hayatın gerçekliğine sımsıkı temas ettiğinden belleğe yerleşiyor; yılın en başarılı birkaç filminden biri tanımını da hak ediyor. Hiç kuşkusuz tüm oyuncular, özellikle de Gary Oldman, iliklerine kadar casusluğu özümsemiş. Türkiye&#8217;ye ait özel not ise, 1970&#8217;lerdeki İstanbul&#8217;a ait sahnelerde kent dokusunun yansıtılmasındaki başarıya dair&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Düşmanı Korurken &#8211; Safe House&#8221; / Yönetmen: Daniel Espinosa</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>CIA&#8217;nin Güney Afrika, Cape Town&#8217;daki &#8216;güvenli evi&#8217;nin sorumlusu genç ve toy ajanın, kendini bir anda, eski ve deneyimli bir &#8216;kaçak ajan&#8217;la birlikte çok ama çok tehlikeli bir oyunun ortasında bulması, entrika anlamında yenilikler içermiyor. Bir ihanet söz konusu; o kadar! Ancak aynı şeyi aksiyon yapısı için söyleyemeyiz. İnsanlar, silahlar, arabalar öyle bir şiddet altında, öyle sert şekilde buluşuyor ki, adrenalin seviyeniz hızla yükselmeye başlıyor. Ana hedef de bu zaten: İki saatte yakın, seyircinin dikkatini perdeye kilitlemek! Denzel Washington ne denli etkileyiciyse, Ryan Reynolds da o kadar çekici. Yani, doğru bir ikili seçilmiş!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Marilyn ile Bir Hafta &#8211; My Week with Marilyn&#8221; / Yönetmen: Simon Curtis</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&#8220;The Prince and the Showgirl&#8221;ün 1956 yazında İngiltere&#8217;deki çekimleri sırasında Sir Laurence Olivier ile Marilyn Monroe arasında zaman zaman sertleşen fırtınalı &#8216;iş ilişkisi&#8217;nin ortasında kalan genç asistanın yaşadıkları çerçevesinde, yaldızlı kapağın altında saklanan efsanevi &#8216;özel kadın&#8217;ın gerçek hikâyesi. Şöhretin ve güzelliğin ağırlığı yüreğine fazla geldiğinde &#8216;insan kalabilmek için&#8217; mücadele verirken &#8216;karmaşıklaşabilen&#8217; ancak &#8216;durulabilen&#8217; de Marilyn&#8217;i bu denli canlı kılabilen Michelle Williams için söylenebilecek çok şey olsa da, başarısının sırrı, karakterin hüzünleriyle kendi hüzünlerini iç içe geçirebilmiş olmasında sanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Muppets &#8211; The Muppets&#8221; / Yönetmen: James Bobin</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünyanın en ünlü kuklalarıyla eğlenirken kendimizi bir kez daha iyi hissettik? Neden? Çünkü onların yaydığı enerji ile aykırı ve ayrıksı olanın tüm çılgınlığı, bastırdığımız duygularımızı harekete geçiriyor. Bu sinema filminde de, dağılmış kumpanyalarını yeniden bir araya getirip, bir defa daha, &#8216;normal&#8217; olan her şeye nanik yaparak &#8216;acayip olanın güzelliği&#8217; içinde ve canlı oyuncularla birlikte, müzikle, dansla, komediyle coşturuyorlar. Tüm zamanların en nüktedan iki &#8216;eleştirmeni&#8217;, Muppet Show&#8217;daki locanın müdavimi iki ihtiyar adam başta, kendileriyle dalga geçmekten de geri durmuyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>&#8220;Senden Bana Kalan &#8211; The Descendants&#8221; / Yönetmen: Alexander Payne</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bürosunda işlere gömülmüş, hali vakti yerinde bir avukat: Kalabalık bir akraba topluluğuna sahip, bakir / büyük bir arazi üzerinde söz sahibi, evli ve iki kız çocuğu babası ve de Hawaii&#8217;de ikamet ediyor. Bu mükemmel görünen hayata sahip olgun adamın, trajik bir olayın tetiklemesiyle, gerçekte, en yakınındakileri bile aslında hiç tanımadığını ve ne denli büyük bir duygusal boşlukta olduğunu, geç de olsa anlayıp algılaması üzerine kurulu öykü kusursuz bir uyarlama senaryodan çekilmiş. Yönetmen Payne ile George Clooney&#8217;nin hassas dokunuşlarıyla da, sevdiklerimizle bir arada olmanın fakat esas &#8216;bir arada kalmanın&#8217; değeri ve &#8216;Para Tanrısı&#8217;na tapınmanın beyhudeliği üzerine kolay kolay unutulmayacak bir yapıt çıkmış.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2012/03/02/filminozu-mart-2012/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filminözü Şubat 2012</title>
		<link>https://www.cinedergi.com/2012/02/02/filminozu-subat-2012/</link>
					<comments>https://www.cinedergi.com/2012/02/02/filminozu-subat-2012/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ali ulvi uyanik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 06:50:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Filminözü Ali Ulvi Uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cinedergi.com/?p=4572</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Melankoli &#8211; Melancholia / Yönetmen: Lars von Trier Sanatçı melankoliktir. Melankoli de sanatı besleyen ana damarlardan biri. Lars von Trier bir melankoliktir! Ve bakınız insana. Ne görüyorsunuz? Programlanmış karbon tabanlı yaratıklar: Evlen, çocuk doğur, aldat, sömür, para kazan, öldür, dünyaya sımsıkı bağlan yani &#8216;normal ol&#8217;! Oysa hüzün kaplamış her yeri&#8230; Umut yok! Evrende nokta bile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Melankoli &#8211; Melancholia / Yönetmen: Lars von Trier</strong></p>
<p>Sanatçı melankoliktir. Melankoli de sanatı besleyen ana damarlardan biri. Lars von Trier bir melankoliktir! Ve bakınız insana. Ne görüyorsunuz? Programlanmış karbon tabanlı yaratıklar: Evlen, çocuk doğur, aldat, sömür, para kazan, öldür, dünyaya sımsıkı bağlan yani &#8216;normal ol&#8217;! Oysa hüzün kaplamış her yeri&#8230; Umut yok! Evrende nokta bile değil bu gezegen ve &#8216;anormal&#8217; ölmek hakkımız; çünkü egemen değil, zavallılarız: İki zıt kız kardeşin &#8216;kıyamet&#8217; ateşinde -diğer yedi milyarla birlikte- yok olmasının özü bu! Aklınız bu noktaya, kalbiniz ise sinema denilen ( belki de Trier gibi bizleri de yaşama bağlayan tek neden) olağanüstülüğe takılı kalacak!</p>
<p><strong> &#8220;Ejderha Dövmeli Kız &#8211; The Girl with the Dragon Tattoo&#8221; / Yönetmen: David Fincher</strong></p>
<p><strong> </strong>Saygın, zengin, ırkçı, ahlaksız, kadın düşmanı, işkenceci ve seri katil aynı adam; aslında İsveç gibi uygar bir ülkenin şiddetini temsil ediyor. Biseksüel, aykırı, bağımsız, &#8216;suçlu&#8217;, araştırmacı, zeki, soğuk kız Lisbeth ile araştırmacı dürüst gazeteci Mikael bu şiddetin ortasında garip bir ilişkinin içine girerek, dramatik gerilimin &#8216;her anlamda&#8217; acıtıcı dünyasına davet ediyorlar okuru/seyirciyi. Danimarkalı yönetmen Niels Arden Oplev&#8217;in çektiği ilk sinema uyarlaması başarılıydı. David Fincher, bu İngilizce çeviriminde, dövmeli kızı birazcık daha&#8217; duygusal bir eğime&#8217; yönlendirmiş. İlk filmin &#8216;soğukluğu&#8217; hala hissedilir olduğundan, bu ikincisinin üzerimizde nasıl bir etki bıraktığını tanımlayamıyoruz.</p>
<p><strong>&#8220;Tutku Günlükleri &#8211; The Rum Diary&#8221; / Yönetmen: Bruce Robinson</strong></p>
<p>&#8216;Beyaz kapitalist&#8217;in yerli işbirlikçilerle &#8216;doğayı paraya&#8217; , halkı da &#8216;parya&#8217;ya çevirmeye başladığı yeni cennetlerden biri olan Porto Riko&#8217;da, &#8216;uçuk&#8217;, &#8216;kafası bozuk &#8216; bir Amerikalı gazeteci, kendisinden de &#8216;arızalı&#8217; iki meslektaşıyla birlikte kalemini özgür, onurunu da dik tutabilir mi?</p>
<p>1960 başında, &#8216;soğuk savaşa rağmen insanlığını korumak&#8217;, günlüğün sayfaları arasındaki tüm o çılgınlık içinde bile fark ediliyor. Hunter S.Thompson&#8217;ın romanının uyarlaması, örneğin Terry Gilliam&#8217;ın filme çektiği diğer eseri &#8220;Fear and Loathing in Las Vegas&#8221; denli keskin ve vurucu olamamış. Meselesini anlatabilse de, bütün itibariyle &#8216;edepli&#8217;.Ve ilginçtir, her filmde de rol alan Johnny Depp, bu ikincisinde, sahneyi, Michael Ripsoli ve Giovanni Ribisi&#8217;ye bırakmış.</p>
<p><strong>&#8220;Çizmeli Kedi &#8211; Puss in Boots&#8221; / Yönetmen: Chris Miller</strong></p>
<p>Aslında oldukça dramatik bir masallar toplamı. Tabii ki &#8220;Shrek&#8221; geleneğine uygun biçimde eğilip bükülmüş, kayıtsızca değiştirilmiş. Yetimhaneden iki &#8216;kader mahkûmu&#8217; olan Çizmeli Kedi ve Humpty Dumpty (dahi yumurta), tüm suç öykülerindeki arkadaşlar gibi, ihanet ve intikam sarmalının içinde! Bu &#8216;kara film&#8217;, hareket, müzik, dans ve aşkla beslenirken de, her seyirci için çekici hale gelmiş. Güzel, büyüleyici ve zeki varlıklar olan kedilere özel ilgi duyanlar bazı ayrıntıları daha iyi yakalayıp keyiflerine keyif katacaklar.</p>
<p><strong>&#8220;Karanlık Saat &#8211; The Darkest Hour&#8221; / Yönetmen: Chris Gorak</strong></p>
<p>Seyirci alt yaş sınırı 13 olan bu filmin içeriğinden korkmamamız, gerilmememiz, heyecanlanmamamız ve öykü akışını merak etmememiz için ne gerekiyorsa tastamam! Çünkü bu kez dünya dışından gelen varlıkların dünya istilasına Moskova sokaklarından bakmamız dışında yeni hiç bir şey olmadığı gibi, karakterler ham bırakıldığından ve gelenler de kusursuz enerji biçimleriyle cazibeli gözüktüklerinden, insanların yok edilmelerine dair kaygı duymuyorsunuz. Karakterler iyi oluşturulmayınca, kahramanlıklar da oldukça kof görünüyor zaten. Görsel etkiler bir filmi kurtarabilseler ne iyi olurdu değil mi? Evet, bu filmdeki savaşta tarafım belli: İstilacılar!</p>
<p><strong>&#8220;Neşeli Ayaklar 2 &#8211; Happy Feet Two&#8221; / Yönetmen: George Miller</strong></p>
<p>Antarktika&#8217;nın hayvan sakinlerine (imparator penguenler, denizaslanları, kerevitler) Hollywood müzikallerinin dans figürlerini uygulatmak ve insana özgü kişilik özellikleriyle dört başı mamur bir öykünün kahramanları yapmak, daha önce iki &#8220;Babe&#8221; ile bir küçük domuzun gözlerinden dünyaya bakmamızı sağlamış George Miller&#8217;a yakışırdı zaten. Animasyonun özelliklerinden biri, baba-oğul ilişkisini merkeze aldığı hikâyenin omurgasına küresel ısınma sorununu yerleştirmesi&#8230; Böylece güncelden kopmayarak, toplumsal dayanışmaya dikkat çekmesi. Ağlatan sürpriz ise, oğul Erik&#8217;in, Puccini&#8217;nin &#8220;Tosca&#8221; operasından zor bir arya olan &#8220;E lucevan le stelle&#8221;yi söylemesi!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Artist &#8211; The Artist&#8221; / Yönetmen: Michel Hazanavicius</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sessiz sinemada tüm temel öyküler anlatılmış ve başyapıtlar çekilmiştir&#8230; Bu sav, sinema öncelikle görsel bir sanat olduğundan değerlidir. İşte &#8220;Artist&#8221; de, sinemada bir öykü anlatırken görsel dilin esas ve bazı diyalogların sadece &#8216;yardımcı&#8217; olduğunu ispat ediyor. Bunu sıkıcı biçimde değil, sessiz sinemanın biçimsel ve artistik özelliklerini yineleyerek, en önemlisi de eğlendirerek gerçekleştiriyor. &#8220;Artist&#8221;in, sinemanın doğum yeri olan Fransa&#8217;dan gelip en büyük film endüstrisine sahip Kuzey Amerika&#8217;yı fethetmesi anlamlı&#8230; Mel Brooks&#8217;un, 1976 yılı yapımı güldürü başyapıtı &#8220;Deli Dolu&#8221;dan (Silent Movie) bu yana çekilmiş en dikkate değer sessiz film!</p>
<p><strong>&#8220;Karanlıktan Korkma &#8211; Don&#8217;t Be Afraid of the Dark&#8221; / Yönetmen: Troy Nixey</strong></p>
<p><strong> </strong>İç mimar babası ile sevgilisinin yenilemesini yaptıkları eski, karanlık malikânenin derinliklerinde yaşayan küçük varlıklarla temasa geçen küçük kız, başta kendisi, herkesin yaşamını tehlikeye atar! Öykü bu! Diş (tercihen çocuk dişleri) ve kemiklerle beslenen, aslında başka boyuttan gelip karanlıkların en dibine &#8216;itilmiş&#8217; bulunan ve &#8216;Gremlinler&#8217;e benzeyen bu saldırgan canlılardan korkmanız gerekirken, farklı bir okumayla, onların yaşam mücadelelerini dramatik bulmanız olası. Yapım ve senaryo ortağı Guillermo del Toro olunca, klişeler içinde böyle bir &#8216;ters etki&#8217; normal tabii&#8230; İlgiye değer doğrusu. Bir de, 7 yaşından bu yana kameraların karşısında olan 1999 doğumlu Bailee Madison var ki, gerçekten müthiş bir oyuncu!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.cinedergi.com/2012/02/02/filminozu-subat-2012/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
