nurgül yeşilçay, ragıp savaş, handan ipekçi, celile toyon Anasayfa

İçerik

Sayfayı İndir

Anne olmanın yararını çok gördüm.
Merve genç
Çınar Ağacı filmi’nin oyuncuları; Nurgül Yeşilçay, Celile Toyon, Ragıp Savaş ve yönetmen Handan İpekçi modern toplumda aile ilişkilerini masaya yatırdı.

Çınar Ağacı önemli bir filmdi. Yönetmen Handan İpekçi’nin modern toplum ilişkilerinde aile bireylerinin yaşadığı dejenerasyonu derinlikli bir şeklide işlediği filmde, Nurgül Yeşilçay ile çocuk oyuncu Deniz Deha Lostar arasındaki diyaloglar dikkat çekiciydi. Yeşilçay sohbetimiz sırasında anne olmanın bu filmde işine çok yaradığını söyledi. Bazen anne çocuk ilişkilerinin çok sert olabileceğini ama gündelik yaşamın getirdiği sıkıntıların buna sebep olduğunu bu sert ilişkinin altında bambaşka bir sevgi bulunduğunu Yeşilçay’ın sözlerinden anladık. “Ancak anne olan bunu anlayabilir” sözü ise bizce röportajın en can alıcı bölümüydü. Handan İpekçi de artık anneanneler ile torunlar arasında bambaşka bir ilişki olduğunu söyledi. Anne ve babalar çalışırken torunlara bakanlar hep ailenin yaşlıları, bu neredeyse modern toplumun gereği. İpekçi, filminin bu ilişkiyi bütün gerçekliğiyle işlediğini belirtti. Önemli bir röportaj sizleri bekliyor. İyi okumalar.
NURGÜL YEŞİLÇAY:
SORU: Filmde Sonay karakterini canlandırıyorsunuz. Ailedeki 4 çocuk içinden en katı gözükeni belki de Sonay… Biraz bahsedebilir misiniz kötü gibi gözüken aslında içinde neler barındırıyor?
Klasik dramaturgi anlamında filmin kötü kadını Sonay. Çünkü eğer anneanne ile çocuk arasında bir aşk varsa ve bu aşka engel  olan bir kişi varsa o da Sonay. Ama Sonay’ın bazı gerçekleri var. Sonay hayata çok sert bakıyor. Çok kariyer düşkünü bir kadın. Her şeyi biliyor.  O yemek öyle yapılmaz, orda öyle yürünmez, bu kıyafetin altına bu olmaz, öyle gidilmez, okula da böyle gidilir falan. Her şeyi biliyor hayatta ama çok tanıdık bir kadın Sonay. Benim çok tanıdığım insan var Sonay’a benzeyen. O, hayata böyle bakıyor dolayısıyla annesinin huzur evine yatması onun için çok uç bir durum değil. Zaten kadın kendi arkadaşlarıyla beraber olacak, biz de daha mutlu olacağız ne var ki bunda diye düşünüyor. Çok duygusal bir insan olduğu söylenemez Sonay’ın. Çok analitik bakıyor hayata ve çok keskin hatları var. Ama annesini huzurevine yatırdıktan sonra değişim, dönüşüm yaşıyor, pişmanlık duyuyor ah ben neler ettim diyor.
Bir oğlunuz var filmde. Deniz Deha Lostar’ın canlandırdığı Barış karakteri…Küçük bir oyuncuyla bu kadar çok sahnede çalışmak nasıldı? Anne olmanızın yararlarını gördünüz mü?  
Anne olmanın yararlarını tabi ki çok gördüm. Çünkü Handan’ın yazdığı şey eğer anne değilsen çok sert durabilir. Ama sabahleyin çocukla okula gitmek eğer sen de işe gidiyorsan (çünkü aynı şeyleri ben de yaşıyorum)  emir kipi haline gelebiliyor bir sürü şey. Üstünü giy, ayakkabını giy, yemeğini ye, televizyonu kapat, onu yap bunu yap haline gelebiliyor ve bu çocuğu olmayan biri için çok sert görünebilir. Ama gerçekten çocuğunuz varsa hayat böyle bir şey zaten. Daha sonra tabi ki birbirinizi çok seviyorsunuz ama o sıkışık zamanlarda gerçekten emir kipi olabiliyor ve çocuğun olduğu için bunları çok sert bulmayabiliyorsunuz.
Nasıl bir anne oğul ilişkisi var aranızda?
Barış ve Sonay’ın çok sert bir ilişkisi var bence. Yani yumuşak yerleri de var ama sertlik daha fazla. O da Sonay’ın karakterinden kaynaklanan bir şey. Çocuğa karşı da çok sert. Çok dinlediğini sanmıyorum. Ben olsam çocuğu daha çok dinlerdim. Ne istediğini daha çok algılardım, daha duygusal yaklaşırdım, ama ona da proje gözüyle bakıyor Sonay. İşte en iyi okullarda okutuyorum, etüdünü de şurada yaptırıyorum, daha ne istiyor ki diye düşünüyor. Halbuki çocuk duygu ister, oyun ister, beraber vakit geçirmek ister.
Filmin aile değerlerin dikkat çektiğini söyleyebilir miyiz, siz nasıl tanımlarsınızı filmi?
Bir aile filmi, aile değerlerine bir büyüteç ile bakıyoruz. 4 çocuğu var Adviye Hanım’ın. Hepsi çeşit-çeşit çocuklar ve hepsi bir çağı anlatan çocuklar. Ben daha modern çağ insanıyım, kardeşlerimden bir tanesi eski solcu, diğeri ev hanımı, sonuncusu ise kılıbık bir adam... Tabii gelinlerle ve damatlarla ilişkisi de farklı. Herkes bir dönemi anlatıyor bence. Adviye hanım da Atatürkçü. Zaten çok önemli bir dönemi anlatıyor ve bizimle yaşadığı çatışmalar her ailede olabilecek şeyler. Kendi ailende olmasa bile tanıdık, bazı insanlar da görebileceğin hikayeler. Komşun da olabilir ne bileyim bir arkadaşının ailesi böyledir. O yüzden çok tanıdık hikayeler. Bence keyifle izlenecek bir film oldu.
 Sonay karakteri sizin filmografinizde nerede duruyor?
Ben farklı şeyler oynamayı seviyorum ve bu da o farklılıklardan biri. İlk defa bir kadın yönetmenle çalışıyorum. Kadın yönetmenle çalışmak başka birşey. Onların takıldığı şeyler daha başka erkek yönetmenlerin takıldığı şeyler daha başka oluyor. Benim için çok büyük bir deneyimdi.
CELİLE TOYON:
Huzurevine gönderilen, tatlı munzurlukları olan bir anne ama aynı zamanda bir o kadar çocuklarını sessiz ve derinden kollayan bir anne, anneanne ve babaanneyi canlandırıyorsunuz..siz anlatabilir misiniz Adviye hanımı?
Hem anneanne, hem babaanne, hem anne hem bir öğretmen. Bir cumhuriyet kadını, iflah olmaz bir Atatürkçü, onun fotoğraflarını evlatlarının evine ve huzurevine giderken hep kolunun altında taşıyan bir kadın. Çok hoşuma gitti doğrusu Celile olarak onu öyle taşımak. Bugün ilk defa aklıma bir soru geldi Nurgül’e de yolda gelirken onu söyledim. Bir hınzır yanı bir mizah yanı bir çocuksu yanı olan bir kadın Adviye. Çocuklarının nasıl yetiştiğini gördüm çalışırken ama ben onun öğrencilerini merak etmeye başladım Handan’ı görünce soracağım. Adviye; hayatın içinde her şeyi olduğu gibi kabul eden bir kadın. Sevecen, anlayışlı, içimizden biri. Adviye herkesin ailesinde,  komşusunda  ya da akrabasında rastlayabileceği bir kadın. Ben onu çok sevdim bilmiyorum o beni sevecek mi filmi izlediğimde göreceğim.
Filmde çok can alıcı bir cümleniz var, ”ağaca balta vurmuşlar sapı bedenimden demiş” diye. Bu cümleden de yola çıkarak nasıl bir filmle karşı karşıya izleyiciler…
Aynı dediği gibi balta vuruyor, sapı bedenimden. Ben bunu kendi hayatımda çok yaşadım. Yani bir olumsuzlukla karşılaştığım zaman bunun giderilmeyecek bir şey olduğunu da gördüm. Ben de filmden çok şey öğrendim. Ben çocuğumda neleri bağışlarım gibi bir hoşgörü getiriyor hayatıma.
Küçük ama çok yetenekli bir oyuncumuz var Deniz Deha Lostar...Ve sizin de aranızda çok özel bir ilişki var... Yaşı küçük biriyle çalışmanın zorlukları oldu mu?
Sinemaya uzun ara verdim hep tiyatrodaydım, o yüzden sinema deneyimlerim çok fazla değil. Çocuklardan ve benzetmeden ötürü özür dilerim, yanlış anlayabileceklerden özür diliyorum, çünkü hayvanlar benim için çok özeldir. Bir köpeğe Celile deseler ben hiç alınmam. Sahnede çocuktan ve hayvandan çok korkarım. Nedeni de ikisinin de ne yapacağının belli olmaması. O durgun ve geriye çeken bir çocuk kendini. Ben ona ayak uydurmaya çalıştım. Çok iyi bir ilişkimiz oldu. Ama 5,5 yaşında bunu da hep göz önünde tutmak lazım.
HANDAN İPEKÇİ:
Çınar Ağacı’nı sizden dinleyelim..
Çınar Ağacı duygulu, sıcak, samimi, seyirciye dokunan bir film olacak.  Çünkü bana çok dokundu… Yani bana, oyuncularımıza, tüm ekibimize çok dokunan bir filmdi, umuyorum ki seyirciye de çok dokunacak. Adviye hanım ve torunu barış ekseninde bir aile öyküsü Çınar ağacı. Nene - torun ekseninde şehirli aile ilişkilerini irdeleyen bir film aslında. Günümüz şehirli yaşamı içerisindeki ilişkilerin kopukluğu, birbirlerini sahiplenememe, sahiplenmek istememe, metropol kadını hepsi var filmde. Bence her yaştan izleyici kendinden bir şeyler bulacak. Çünkü 3 kuşak oyuncu kadrosu var. Torunlar var, arada çocuklar var ve en içten anneanne var. Dolayısıyla herkesin anneanne elinde büyümüş bir kuşak var biliyorsunuz, o anneanne elinde büyüyen gençler kendilerini bulacak, anneler kendilerini bulacak, hatta anneanneler, dedeler de kendilerinden bir şeyler bulacak bu filmde. Sıcak samimi bir film yapmak istedim ve o eksen üzerinde giderken böyle bir öykü çıktı. Yani bir aile öyküsü olsun daha fazla izleyici  kitlesine ulaşsın istedim açıkçası böyle bir isteğim vardı. O eksen üzerinde giderken bu hikaye çıktı.
Oyuncu seçimine nasıl karar verdiniz?
Ben senaryoyu yazarken oyuncu düşünmüyorum, önce karakterler oluşsun istiyorum. Karakterler oluşturduktan sonra uzun bir kaset çalışması oldu. Önce Nurgül ile konuştuk, Sonay karakterine çok uygun olduğunu düşündüm. Sonra diğer oyuncularla konuştuk. En son Celile Hanım, ana karakterimiz en son bulunan kişi oldu, orada çok zorlandık çünkü. En sonunda en doğru oyuncuyu bulduk.  
Türk sinemasında bir kadın yönetmen olarak neler söylemek istersiniz? Çünkü oyuncular kadın yönetmenle çalışmanın farklı olduğunu söylediler.
Kadın yönetmenlerin sayısı artsın isterim ben. Çünkü erkek yönetmenler ziyadesiyle fazla, ne kadar çok artarsa o kadar çok sevinirim. Aslında kadın erkek diye ayırmıyorum ben. Bir erkek de kadın dünyasına dair film yapabilir, bir kadın da erkek egemen dünya üzerine film yapabilir.  
RAGIP SAVAŞ:
Filmin beni en heyecanlandıran kısmı ilk olarak Handan İpekçi’ nin senaryosu ve yönetmenliğini yapacak olması oldu, diğeri de karakter. Çünkü bugüne kadar tiyatroda çok farklı roller oynadım ama sinemada ters köşe bir karakter olmamıştı. Biz yakışıklı olunca hep jön hikayeleri konuşuluyor ya. Ama hep söylüyorum oyuncu değişmeli, değiştiği zaman lezzet bırakır seyircinin izlediği filmde. Dolayısıyla bu benim çok değişebileceğim bir karakterdi. Murat aile reisi, iki tane kızı var. Kılıbık denebilir, çoğu zaman kabuklarını kıramamış ama ailesine özellikle annesine çok düşkün bir erkek çocuk. Benim fiziğimle benim görüntümle birisinin bunu oynaması çok anormal değil ama beni çok heyecanlandırdı. İçinde var olmak, çekim aşamaları çok keyif verdi. Birçok izleyicinin bu hikayeyi yaşadığına eminim. O yüzden izleyiciyi kalpten vuracak bir hikaye.

İÇİNDEKİLER


DİĞER SAYILAR