özge ulusoy ersin korkut şahin ırmak Anasayfa

İçerik

Sayfayı İndir

@font-face { font-family: "Cambria"; }p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 10pt; font-size: 12pt; font-family: "Times New Roman"; }div.Section1 { page: Section1; }

Recep İvedik’e çok gülüyorum 

Serdar AKBIYIK sakbiyik@stargazete.com

 

Şafak Sezer ile başlayan Kutsal Damacana serisi BKM’nin ünlü oyuncuları Ersin Korkut, Şahin Irmak ile devam ediyor. Özge Ulusoy’un da yer aldığı kadro absürt komedi türünde bir örnek sunuyor...

 

Kutsal Damacana: Dracoola filminin yıldızları Ersin Korkut ve Şahin Irmak, Özge Ulusoy ile filmlerini anlattılar. Şafak Sezer’in yer almadığı film bu nöbet değişiminden sonra izleyiciden nasıl tepki alacak merak konusu. BKM’nin başarılı oyuncuları hem Kutsal Damacana’yı yorumlarken komediye nasıl baktıklarını, insanların sokakta onlara nasıl tepkiler verdiklerini anlattılar. Özge Ulusoy ise ilk kez kendi sesiyle oynadığı bir film olduğu için çok heyecan duyduğunu ve absürt komediyi çok sevdiğini söyledi. En çok da bu tür filmler içinde Recep İvedik’e güldüğünü belirtti.

 

Projeye nasıl dahil oldunuz?

 

Şahin Irmak: Birinci filmde zaten Ersin çok önemli bir rolde oynamıştı. Benim de çok ufak bir rolüm vardı. Yapımcılarla biz  BKM Mutfak projemizden dolayı tanışıyoruz. Kutsal Damacana serisinin üçüncüsünü çekmek istediklerinde direkt bize geldiler. Senaryoyu verdiler. Biz de kabul ettik.

 

Ersin Korkut: Benim için de aynı şey oldu. 'Kutsal Damacana 1' de Yılmaz Erdoğan'la Şenol Bey görüşmüşlerdi. Birincisinde Şafak Sezer oynuyordu tabii. Orada izin almıştı, ben de birincisinde oynadım. İkide de Yılmaz Erdoğan'ın bir filmi ile çakıştığı için kadroda yer almadım.

 

Özge Ulusoy: Senaryoyu okur okumaz Ersin ve Şahin'in ismini duydum, o benim için çok etkili oldu. İkisi de çok beğendiğim oyunculardı ve televizyon programlarını da takip ediyordum zaten. O yüzden karakteri sevince hemen kabul ettim. Benim için çok güzel bir çalışma oldu.

 

Aslında filme baktığımız zaman konu itibariyle de Yeşilçam filmlerine çok benziyor. Zengin kız, fakir erkek aşkı. Biraz ondan bahsedebiliriz belki.

 

Özge Ulusoy: Hakikaten bir Yeşilçam havası da var. Çünkü zengin kız, fakir erkek, arada bir kötü adam var kızı baştan çıkaran. O yüzden biraz nostaljik tarafı da var filmin.

 

Bundan sonra sinema sizin kariyerinizde ağırlıkta mı olacak?

 

Özge Ulusoy: Sinema gerçekten çok farklı bir şey. Daha önce dizi oyunculuğu yapıyordum, bu benin ilk ciddi sinema projem. Şöyle bir artısı var benim için; ilk kez kendi sesimle oynadım. Dizilerde hep beni seslendirdiler. Kendi sesimle oynamak, benim için gerçekten özel bir deneyim oldu. İnşallah önüme yine böyle güzel projeler gelir ve yine yer alırım. Dizi de tabii ki çok önemli.

 

Absürt komedi sisteme karşı çok iyi eleştiri yapılabilecek bir türdür. Zaten o eleştiri ile birleştiği zaman değerli bir üretim olur. 'Kutsal Damacana'da bu tür bir eleştiri var mı?

 

Şahin Irmak: Açıkca söylemek gerekirse bir eleştiri vardır. Mizahın kendisi, başlı başına politik bir şeydir, eleştirisi vardır mizahın. Bu net söylemi olan bir film değil, daha 'popcorn' bir film. Gidilsin, eğlenilsin, gülünsün diye yapılan bir film.

 

Ersin Korkut: Kutsal Damacana ile ilgili konuşmak gerekirse, senaryoda ben kalben bir şeye inanıyorsam, ona sonradan bir küfür ekle denildiği zaman ben etmem mesela. Benim başıma geldi bu senaryoda. Senaryoda çok güzel bir cümle var mesela, onun sonuna bir küfür eklediğin zaman benim bu hoşuma gitmez ve söylemek istemem. Öyle bir cümle vardı, ben çıkarmıştım.

 

Kamera arkasına nasıl yaklaşıyorsunuz?

 

Şahin Irmak:  'Yazarlık' bu 24 kişinin hiç kariyer planlamasında yoktu. Ama biz Yılmaz Abi ile 6- 7 senedir çalışıyoruz, bize yazarlığı öğretmeye başladı. Biz de öğrenmeye çalıştık ve hala da öğrenmeyi deniyoruz. Mesela şimdi sinema filmimizi yazdık, bir tane daha sinema filmi yapmak istiyoruz. Dizi yazıyoruz ayrıca.

 

Yazdığınız sinema filmi çekilecek mi?

 

Şahin Irmak:  İnşallah bu yaz o projeyi yapacağız. Bir tane dizi yazıyoruz, diziyi de sanıyorum bu bir iki ay içinde gireceğiz. Çok isteriz çünkü biz işin bütünü ile ilgileniyoruz. Kendi yaptığımız işte de, herhangi bir filmi izlediğimizde de rejisi ile çok ilgileniyoruz. Hevesleniyor oyuncu, kamera arkasında olmak istiyorum.

 

Ersin Korkut: Ben kamera arkasında çok çalıştım. Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Demet Akbağ’la hep kamera arkasındaydım. Benim pek tercih ettiğim bir şey değildir. Ben sadece oynarım. Güldürmek yeterli

 

2000 sonrası, komedi de bir tür değişimi oldu. Yeşilcam'ın dramatik yapısı daha ağır olan bir komediden, Amerikan tarzı absürt bir komediye dönüş oldu. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

 

Şahin Irmak: Aslında benim pek tercih ettiğim komedi türü değil, absürt komedi. Ben daha natürel durum komedisinden yanayım oyuncu olarak. Ama külliyen de reddettiğim bir şey değil. İyi yapılabiliyorsa, keyifli de olabileceğine inandığım bir şey. Kötüsü de çekilmez. Çekene de, izleyene de çiledir. Ama ben çok taraftarı değilim açıkçası.

 

Ersin Korkut: Biz normalde gerçek hayatı takip ediyor, gerçek hayatta ne olduysa onu yansıtıyoruz. Şahin'in dediği gibi, 'absürt' bazen denk geliyor sinemada.

 

Özge Ulusoy: Türkiye'de hep şöyle bir şey var, 'güldürürken düşündürmek' gibi bir şeyden bahsediliyor. Ben her zaman da güldürürken düşündürmek gerektiğine inanmıyorum. Mesela 'Recep İvedik'e gülen bir insanım. Komik buluyorum ve filmlerini de izliyorum. Tercih etmeyen insan, gidip izlemek zorunda değil, kimseye de zorla dayatılmıyor. O yüzden komedi yaparken illa 'güldürürken düşündürelim' diye bir kaygı taşımanın gerekliğine inanmıyorum. Bu Avrupa'da da öyle, Amerika'da da...

 

Normalde komedyenlerin kariyerine baktığımız zaman,  komedi ile başlarlar belirli bir yaştan sonra dramaya dönerler. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Şahin Irmak: Henüz o yaşlarda olmadığım için bilmiyorum. Şu an da daha hareketli ve daha heyecanlıyım, hayatla ilgili de öyle. Mevzulara daha mizahi tarafından bakıyorum, biraz anlamaya empati kurmaya çalışıyorum. Çokta genç değiliz aslında, Ersin 34, ben 30 yaşındayım. Herhalde 40'lı yaşlarımda ben de komedi ile ilgili “Tamam yeter güldük, yaşta geçti” derim. Biraz daha ciddi bir şeyler yapalım çünkü hayatta komedyende olsan başka dertlerin oluyor.

 

Ersin Korkut: Daha ciddi şeyler yapmak isterim. Çünkü insanlar hep komedi yaptığımızı düşünüyor ya, dışarıya çıkınca da adam o şakayı bekliyor senden. Biraz ciddi oynarsak belki normal hayatta daha ciddi tepkiler görebiliriz.

 

Peki dışarıda bu dediğiniz dezavantajı yaşıyor musunuz? Size ilginç tepkiler geliyor mu?

 

Şahin Irmak: Geliyor tabii... Az önce mesela bir abi fotoğraf çektirdi. Çekildikten sonra "Abi hıyar yok mu?" diyor. Bazen restauranta gidiyorum işte şaka olsun diye hıyar getiriyorlar falan çok eğleniyorlar. Ben de bozmamak için birşey demiyorum. Ama keyifsiz de değil yani. Bazen, bizden daha ünlü oyuncularla bir mekanda yan yana gelebiliyoruz ama insanlar onunla gidip sohbet etmekte sıkıntı çekiyor, bizde öyle bir şey yok. Bize bu şakaları çok rahat yapıyorlar.

 

Ersin Korkut: Bir magazin programında kendimi şöyle izledim;  'Az Sonra' çığlıkları arasında adam diyor ki, "Patates kafa kimlerle yakalandı". Eee sen bunu yaparsan halk neden yapmasın. Sonra beni yolda görenler    "Patates kafa naber?" diyor. Ya bunu ben bulmuşum, ben 34 yaşında adamım, bunun buluşu bende. Teyzem küçükken bana öyle derdi, ben de bunu 'Çok Güzel Hareketler'e yansıttım. Başıma bu kadar bela olacağını düşünmemiştim.

 

Şahin Irmak:  Bu adamın çocuğu bir gün "Baba neden sana patates kafa diyorlar" diye sorabilir.  Biraz daha dikkatli olmak gerekiyor.

 

Şimdi dizi projelerinden de bahsettiniz. Dizi endüstrisinin şartları ortada ve bunun hakkında bir çok protesto gösterisi oluyor.  Sizin de fikirleriniz almak isterim.

 

Şahin Irmak: Bu tamamiyle oyuncuların derdi gibi görülüyor. Halletmesi gereken mecra da yapımcılar, kanal sahipleri ve reklam verenler. Onların çıkar ilişkisinden kaynaklanan oyunculara yansıttıkları bir sıkıntı. Ben oyuncu olarak dizilerde de oynadım. Özel hayatın olmuyor, hiçbir sosyal güvencen yok ve sette insanlar ölüyorlar. Hasta oluyorlar, ben zatürre oldum mesela. Hiçbir sosyal hayatın yok. Ve ondan sonra ruh hastası olunuyor, sağlıklı insan olmuyor oyuncular. Bir şekilde düzeltilmesi lazım. Dünya standartlarına çekilmesi lazım. Şimdi biz onu inşallah yapmaya çalışacağız. Bizim yapacağımız diziyi 45 dakika izlettireceğiz.

 

Ersin Korkut: Setlere gittiğim zaman o soğukta çalışan ışıkçıları görünce üzülüyorum. Taksim'deki eyleme ben de katılmıştım, öyle eylemlere destek veririm. Bunun artık sendikası mı olur, meclise mi yansıtılır? Çünkü çok insan çalışıyor. Oyuncu belki kazandığı para ile tatmin olur ama ışıkçı, çaycı aynı durumda değil.

 

Özge Ulusoy:  Türkiye'de 90 dakikalık diziler çekiliyor. Oyuncu çok zorlanıyor ama bunun dışında teknik ekip ve set ekibi daha çok zorlanıyor. Çok acı kayıplar da yaşandı. Ben de gerçekten bunun çok zor olduğuna inanıyorum. Çünkü yurt dışına baktığımız zaman sitcomlar en fazla 20-25 dakika, diziler 40-45 dakika sürüyor. Bizde iki saate yakın süren diziler var drama olarak, o yüzden şartlar çok zor. Bir hafta içinde bütün çekimin, montajın yapılması ve seslendirmenin yapılması gerekiyor. Ve bu çalışanlar için çok zor bir şey. O yüzden sürelerin daha makul olması gerektiğini düşünüyorum.

İÇİNDEKİLER


DİĞER SAYILAR