AYIN DVD’Sİ
Neşeli Hayat (2009)
İsminde de anlaşılacağı gibi hayat ile ilgili iğneleyici şeyler söylemek isteyen bir yapıt var karşımızda. Filmin, Yılmaz Erdoğan imzalı olması ise bir hayli şaşırtıcı. Zira onun filmlerinin genelde ‘Vizontele’ ve ‘Organize İşler’ gibi somut ve belirgin isimler taşıdığına tanıklık ederdik. Halbuki burada hem ana karakteri hem de temel iskeletiyle, sinema tarihinin sosyal gerçekçi filmlerini andıran bir eser var karşımızda. Bir bakıma “Dondurmam Gaymak”ın başlattığı geleneği izlediği söylenebilir.
Ancak orada hikaye Muğla’da (batıda) geçtiğinden, Jiri Menzel ekolünün hakimiyetini görmüştük. Burada ise İstanbul’un bağrından kopmuş Rıza Şenyurt’un izini sürüyoruz. Bu sebeple de büyük şehrin alt tabakasında yoğrulan karakterlerin hikayesini hafif mizah dozuyla canlandıran Charlie Chaplin’in eserlerine benzetilebilir “Neşeli Hayat”.
Bu yönüyle de aslında bir bireyin sorunlarını anlatan ‘bakış açışı odaklı bir film’ olarak tanımlamak mümkün eseri. O sosyal gerçekçi filmlerin ise ‘sosyal komedi’ eğilimini benimseyen kolunu izlemeyi seçiyor elimizdeki yapıt. Ancak Yılmaz Erdoğan, filmini 2.35:1 ekran formatında çekip bir prodüksiyon kalitesi salgılasa da sinema dili açısından bazı konularda eksik kalmış.
Öyle ki Rıza Şenyurt karakterinin hikayesine girerken Charlie Chaplin ve Vitorio De Sica gibi bu geleneğin ‘sıradan açılarla sonuç alan’ yönetmenlerinin stillerinin uzağında seyretmiş. “Neşeli Hayat”ı daha çok kendin karakteri üzerine yüklemek istemiş. Bu yönüyle de aslında yine halkçı ve solcu bir filmle yüzleşiyoruz yüzleşmesine, ancak tadı damağımızda kalıyor.
Her şeye rağmen Büşra Pekin ve Ersin Korkut gibi Erdoğan’ı zorlayan rollerdeki oyuncuların başarıları ile Cezmi Baskın’ın yan karakterindeki ‘kahkaha atılası’ haline dikkat çekmek lazım. Öyle ki Erdoğan’ın Türkiye’yle ilgili sosyal dertlerini anlatan kalemi, en çok da üç boyutlu karakterlerin yaratımına katkı yapmış.
DVD:
Ürünün sadece iki diskli versiyonuyla sunulması İmaj’ın “Organize İşler”in yanına bir koleksiyonluk ‘Yılmaz Erdoğan filmi’ daha eklemesini sağlıyor. Özellikle eklerde karşımıza çıkan Yılmaz Erdoğan’ın kapsamlı röportajına dikkat derim! Menü ise daha yaratıcı olabilirmiş...
KÜNYE
Y: Yılmaz Erdoğan
O: Yılmaz Erdoğan, Büşra Pekin
DVD Özellikleri
İmaj/Tiglon
2 Diskli Versiyon
2.35:1 anamorfik
TR 5.1 DD
TR/İNG Altyazı
Ekstralar
Sesli Yorum: Yok
Yapım Belgeseli: Var (39 dk)
Röportajlar: Var (58 dk)
Silinmiş Sahneler: Var (2 dk)
Çekim Hataları: Var (4 dk)
Fragmanlar: Var (1 tane)
Menü: Tek fotoğraf üzerinden hareketli
Film: 5
DVD: 7
Kılpayı
Neşeli Hayat
Ses: % 80
Görüntü: % 80
Kutu: % 85
Menü: % 60
Ekstralar: % 80
Genel: 385
1-Hayal Et (Imagine That) (2009)
Hayal Et
Ses: % 80
Görüntü: % 85
Kutu: % 65
Menü: % 75
Ekstralar: % 70
Genel: 380
Film: 4
DVD: 7
2-Yukarı Bak (Up) (2009)
Yukarı Bak
Ses: % 80
Görüntü: % 75
Kutu: % 70
Menü: % 60
Ekstralar: % 60
Genel: 345
Film: 6
DVD: 7
3-Virtüöz (The Soloist) (2009)
Virtüöz
Ses: % 90
Görüntü: % 85
Kutu: % 60
Menü: % 45
Ekstralar: % 60
Genel: 340
Film: 4
DVD: 7
AYIN SÜRPRİZ DVD’Sİ
Bloom Kardeşler (The Brothers Bloom) (2008)
2005 yılında “Asi Gençlik” (“Brick”) ile ileride de türlerle ve formüllerle oynayacağını kanıtlayan bir işe imza atmıştı Rian Johnson. Böylece son 10 yılda sinemadaki belli kalıplarla dertleri olan en önemli bağımsız yönetmenlerden oldu.
Zira Johnson, “Asi Gençlik”te kara film ile gençlik filmini iç içe geçirirken, eline aldığı kalıpları yeniden kurgulayıp bir de o dünyaya uygun lehçe yaratmıştı. Teen-noir adlı bu melez türün ardından bu sefer ‘post-dolandırıcılık’ gibi bir kara film alt türü üretiyor. “Bloom Kardeşler” için ‘masalsı’, ‘çizgi romansı’, ‘kurmaca biyografinin içine yedirilen’ veya ‘30’ların dünyasına tutunan’ dolandırıcılık filmi tanımlaması yapılabilir.
Öyle ki Johnson’ın ele aldığı formülün kökü 1930’lara dayanıyor. Alt türün ilk örnekleri, 30’larda Marx Kardeşler’in filmlerinde verilmişti. “A Night at the Opera” ve “A Day at the Races” gibi başyapıtlar, üç bireyli komedi ekibinin prototipleriyle bir ‘kara komedi’ şöleni sunuyordu aslında.
O zamanlar tatlı dilli ve organizatör dolandırıcıyı canlandıran Groucho Marx, onun direktiflerini dinleyip şekilden şekile giren Chico Marx ile slapstick komedi geleneğini benimsediği için bir kere bile konuşmayan Harpo Marx, bu komedi ekibini oluşturuyordu.
“Bloom Kardeşler”in yapısına baktığımızda ise yine üçlü bir ekip mevcut. Bunlardan ikisinin kardeş olması, sessizlerinin ise ‘tutulmuş’ bir dolandırıcı konumuna oturması, aslında daha en baştan bir fark yaratıyor. Adrien Brody’nin Groucho Marx, Mark Ruffalo’nun Chico Marx, Rinko Kikuchi’nin ise Harpo Marx işlevi gördüğünü söyleyebiliriz.
Tabii böyle bir iskeletle başlayınca dolandırılan karakteri canlandıran Rachel Weisz’ın da sakarlıklarıyla slapstick komedi özellikleri taşıdığı söylenebilir. Filmin 1930’larda geçme gibi bir iddiası olduğundan da bunu Buster Keaton geleneğine yakın bulmak mümkün olabiliyor.
Buradan dolandırıcılık filmi geleneğine geri dönersek. Alec Guinness filmlerinde de canlanan bu alt tür, aslında ‘modernize bir formül’ün içine 1973’de George Roy Hill imzalı “Belalılar” (“The Sting”) ile girdi. Eser, 30’ların gangster dünyasını yeniden canlandıran bir yapıttı. Paul Newman-Robert Redford ikilisinin Groucho-Harpo Marx paylaşımının üzerine gitmekten ziyade; usta-çömez ilişkisi kurup buddy-movie’ye (iki kafadar filmi) yakın durmalarına ve ‘kağıt oyunu’ üzerinden dolandırıcılık yapmalarına odaklanıyordu.
Filmini bir flashbackle açan Johnson, masalsı bir anlatıcı ve çizgi roman estetiğini benimseyen bir sinema dili benimsediğini daha ilk karelerden belli ediyor. Öyle ki bu absürd giriş, aslında 2000’lerde Wes Anderson’ın bağımsız sinemaya soktuğu çizgi romansı absürd komedi geleneğini getiriyor akıllara fazlasıyla. Bir başka açıdan da gangster filmlerinin, örneğin “Halk Düşmanı”nın (“The Public Enemy”, 1931) girişine eleştirel bir bakış getirdiği söylenebilir.
Johnson’ın açılışta bir flashback, bir de geriye sarma ile giriş yapması, aslında 30’ların dünyasını absürd bir zemine oturtması için yeterli. Tabii üç ana karakterin James Joyce’un ‘Ulis’inde gördüğümüz Homeros’un Odyseeia’sının etkisini taşıyan bir yol komedisinin de içine girmeleri, aslında bu pastiş yapının ana malzemelerinden biri.
Johnson’ın bu yolculukta Coen Kardeşler’den farklı olarak çeşitli film göndermelerini sahneler eşliğinde dramatik iskelete yerleştirmesi de onun rahat durmayan bir sinemacı olduğunu ispatlıyor. “Titanic”, “Cabaret”, “Tank Girl”, “Les Vampires” (1915) gibi filmlere somut göndermeleri var.
Bu da zaten filmi, Brian De Palma ve Tarantino’nun sinemaya yaptığını yapar hale getiriyor ister istemez. O da eldeki malzemeyi sinefil motiflerle bozup, izleyiciye ‘yap-boz’lu bir başka dramatik iskelet getirmek. Böylece sinefil olduğu kanıtlanıyor Johnson’ın.
Bu da kurmaca gözükmenin esas amacının ‘öznel bir yapı’ kurarak özgün takılmak olduğunu gösteriyor. Zaten Johnson, “Belalılar”dan (“The Sting”) sonra “House of Games” gibi eserlerle kara film motiflerini arkasına alarak ciddi bir yapıya kavuşan, “Kirli, Çürük ve Adi” (“Dirty, Rotten & Scoundrels”), “Heartbreakers” gibi örneklerle romantik-komedinin içine giren veya “Prestij” (“The Prestige”) ve “Sihirbaz” (“The Illusionist”) gibi filmlerle ‘ilüzyon’ üzerine odaklanan alt tür için yenilikçi bir hareket yapma peşinde esasen…
DVD:
Bir de fotoğraf galerisine ulaşabileceğiniz DVD’de ses ve görüntü konusunda herhangi bir sıkıntı yok.
KÜNYE
Y: Rian Johnson
O: Adrien Brody, Mark Ruffalo, Rachel Weisz
DVD Özellikleri
Filmpop/Tiglon
1 Diskli Versiyon
2.35:1 anamorfik
TR/İNG 5.1 DD
TR/İNG Altyazı
Ekstralar
Sesli Yorum: Yok
Yapım Belgeseli: Var (2 tane)
Röportajlar: Yok
Silinmiş Sahneler: Var
Çekim Hataları: Yok
Fragmanlar: Yok
Film: 9
DVD: 6
Formülü:
Marx Kardeşler+Buster Keaton+Les Vampires+Belalılar (The Sting)/Coen Kardeşler+Wes Anderson+Jean-Pierre Jeunet