kumar filmleri Anasayfa

İçerik

Sayfayı İndir

Spor filmlerinin ‘hayati’ alt türü Kerem Akça (SPOT) Bu ay 21 ile sinemalarımıza konuk olan kumar filmleri, sinema tarihinde spor filmlerinin alt türü olarak biliniyor. Ancak kumar kavramının, bu alt tür dışında da tür kırması örnekler verdiğini görebiliyoruz... Kumar, gazino ve kumarbaz kavramları deyince aklımıza ilk olarak ‘kazanmak’ ve ‘kaybetmek’ gelir. Yani kumarın iki hayati sonucu vardır. İkisi de derin çizgilerle birbirinden ayrılır. Hayatını kazanmak ya da maddi çalkantıyla uçurumdan aşağı yuvarlanmak, kumar filmlerinin karakterlerinin kaderidir her zaman... Sinema tarihi boyunca da, kazanan, kaybeden ya da kumarhanede eğlenen sayısız karakter çıktı karşımıza. Bunun da sebebi ‘kumar’ olgusunun çeşitli türlerle kendini var edebilecek bir potansiyele sahip olması... Ancak genel bir bakış attığımızda, kumar filmi çekilmek istendiğinde kullanıcak formül, ‘başarı öyküsü’ formülü olur. Buradan da anlaşılacağı gibi ‘kumar filmi’ deyince aklımıza spor filmleri gelir. Yani ‘kumar filmi’, spor filmi türünün alt türüdür aslında... Nasıl “The Hustler” (1961), ‘bilardo’yu iki kişi arasındaki para bahsi aracı olarak kullanıyorsa; içinde gazino, kumar masası, krupiye, rakipler, kumarbazlar ve daha nice motifi bulunduran ‘kumar filmleri’ de sırtını bu iskelete yaslar. Karşımıza esas çıkan ise; maddi bunalıma düştüğü için para kazanmak isteyen bir karakter, onun son şansını kumar masasına bağlayan kafa yapısı ve dramatik mücadelesidir. Hikayenin omurgası da, bu başarı öyküsünün üzerine kurulur. Bir bakıma ‘zengin olma’ ya da ‘fakir kalma’ filmidir karşımıza çıkan. Yani baş karakterimiz ya başarılı ya da başarısız olur. “Cinderella Man” (2005), “Rocky” (1976), “Gol” (“Goal!”, 2005) gibi spor filmlerinde kupa, altın veya herhangi bir ödül kazanıp buna sevinmek, burada ‘yaşamak’ ödülüne dönüşür. Zira bazı spor filmleri maddiyatla, bazıları ise gururla ilgilidir. Kumar filmlerinin ise temel meselesi ‘maddiyat’tır. Bu da ya alınan risk ya da heyecanlı bir hayat yaşayan ‘maceracı’ karakterler yoluyla işlenir. Bu noktada da kumarbaz karakterlere bir bakış atarak türün gidişatına bakmak daha doğru olacak kuşkusuz... Öncelikle Dostoyevski’nin Karel Reisz’ın 1974 ve Karoly Makk’ın ise 1997’de başarılı sinema yapıtları çıkardıkları ünlü “The Gambler” eserinin baş karakteri gelir. İflah olmaz bir maceracıdır ve hayatını sürekli riske atar. Son dönemde karşımıza çıkan “Şans Sende”nin (“Lucky You”, 2007) Eric Bana’nın canlandırdığı baş karakteri veya “Kumar Tutkusu”nda (“Owning Mahovny”, 2003) Philip Seymour Hoffman’ın ana karakteri de, ‘kumarbaz’ prototipini tanımlamak için çok uygun örneklerdir. Bu tanımın esas anlamı, kumara uyuşturucu ve alkol gibi bir alışkanlık olarak bakıp, tutku ile bağlanan ve sonucunda bu durumdan kurtulamayıp ‘hobi’sini yaparak uçurumdan aşağı yuvarlanan karakterlerdir. Eric Bana’nın evinde mobilya kalmadığı halde hala poker turnuvası kazanmak için hırs yapması veya Philip Seymour Hoffman’ın evini geçindirecek son parasını kumarda kaybederek bir türlü kumar tutkusundan kurtulamaması, kavramın portresini çizer aslında... Alt türün baş karakterleri böyle prototiplerdir ve başarı için yola çıkıp genelde uçurumdan aşağı yuvarlanırlar. Aldıkları riskleri ‘kötü’ bir sonla bitirirler. Bu son karşısında; kimi zaman hayata umutlu bakarlar, kimi zaman ise hayattan kopup intihar eğilimi gösterirler... Ama tabii bu zamana kadar bahsettiklerimiz ‘kumar filmleri’nin geleneksel tanımları ve prototipleri... Bir de formülü, farklı hikaye yapılarının veya türlerin içine yerleştirerek ilginç hale getiren filmler var. Bunların alt türün içine oturup oturmadığı tartışma konusu. Ancak son 20 yılın moda terimi ‘tür kırması’na çok yakıştıkları herkesin kabul edecegi bir gerçek... Bu filmlerin içinde ilk öne çıkan “House of Games” (1987) olur kuşkusuz. Kara filmlerin usta yazarı David Mamet’in filmi, kumarı insanları dolandırma aracı olarak kullanan bir grup üçkağıtçının hikayesini anlatırken, senaryosunun yapısını da dolandırıcılığın ‘oyun’larına göre ustaca kurar. Kumar, zaman zaman Jean-Pierre Melville’in eseri “Bob Le Flambeur” (1955) veya Steven Soderbergh’in eseri “Ocean’s Eleven”da (2001) olduğu gibi soygun filmi iskeletinin içine yerleşerek, karşımıza ‘kumarhane soygunu’ kavramıyla çıkabilir. Bazen de “Croupier” (1998) ve “Vegas’ta Son Şans” (“The Cooler”, 2003) gibi gazino ortamının farklı karakterlerinin hikayelerini anlatarak ilgi çekici sulara yelken açar. Clive Owen’ın canlandırdığı ‘Krupiye’ karakterinin suç dünyasındaki durumu ile William H. Macy’nin kumarbazların şanslarını yok etme görevi üstlenen ‘The Cooler’ karakteri, mekanın ve motiflerin en ilginç temsilleridir aslında... Sözünü ettiğimiz bu kullanımlar, ‘kumar’ kavramını sinemasal hale getirip klişe duran ‘spor filmi’ iskeletinden uzaklaştırıyorlar. Bu sebeple de böyle yollara sapması tercihimiz... Tabii Jacques Demy’nin “La Baie des Anges”daki (“Bay of Angels”, 1963) iki kumar tutkunu karakterin aşkını anlatırken, ‘başarı öyküsü iskeleti’ni bozan bir anlayış benimsediğini de son kalemde not düşmek lazım. Zira yönetmenin, Godardiyen sinema anlayışını benimseyerek çektiği eser, yaşadığı dönemden ileride olduğunu kanıtlayan farklı ve çarpıcı bir ‘kumar filmi’dir...

İÇİNDEKİLER


DİĞER SAYILAR