AYIN KLASİK DVD’Sİ
Sessizlik (Tystnaden/The Silence) (1963)
Sinema dünyasına 1940’larda merhaba diyen Ingmar Bergman, modern sinemanın atalarından biri olarak anılmıştır hep. 1957 tarihli “Yedinci Mühür” (“Det Sjunde Inseglet”) ile “Yaban Çilekleri” (“Smultronstallet”) ise ‘Hem sinema tarihinin hem de yönetmenin en önemli işleri’ tanımına layık görülmüşlerdir. ‘Ölüm’ kavramını ele alan bu iki eser, farklı dilleriyle de dikkat çeker. Ancak kanımca Bergman’ın esas önemli dönemi 60’larda başlamıştır. 70’ler ise renkli pelikül üzerinde daha farklı bir film modelinin adresidir onun filmograsinde.
60’ların başında çektiği “Aynanın İçinden” (“Sasom i en spegel”), “Kış Işığı” (“Nattvardsgasterna”) ve “Sessizlik”ten oluşan üçlemesi, Bergman’ın ilişkiler üzerine kafa patlattığı yenilikçi bir film modeli dokurken; 70’lerde “Çığlıklar ve Fısıltılar” (“Viskningar och rop”) ile sinemada ‘renk’ üzerine en incelikli çalışmalardan birini vermiştir yönetmen. “Sessizlik”e geri dönecek olduğumuzda ilişkiler ve onların açılımları ile ilgili yenilikçi, çarpıcı, detaycı ve gizemli bir sinema eseri olduğu söylenebilir filmin. Üçlemenin de bir özetini sunar aslında.
Karşımızdaki yapıt modern sinemanın öncü isimlerinden Michelangelo Antonioni, Alain Resnais ve Alain Robbe-Grillet’nin bellek odaklı dünyalarıyla da paralellik kurmuştur o zamanlar. Öyle ki Bergman, burada arası bozuk ama aynı zamanda bir karakterin iki değişik özelliklerine sahip gibi gözüken iki kız kardeşin cinsel uyanışlarına odaklanıyor. Yapıt da bu tiplemelerin yanlarına aldıkları Anna’nın oğlu ile birlikte girdikleri ‘varoluşçu’ tren yolculuğu’yla start alır. Ardından bir uyum kesmesi ile ne konuşulduğunu kimsenin anlamadığı bir şehre geçeriz. Burada sadece cücelerin yaşadığı bir otele gelen karakterlerimiz, o mekanda 2. Dünya Savaşı sonrası sosyopolitik dünyanın içinde yabancılaşırlarken, bir de cinsel uyanış salgılarlar.
Yapıt, cinsellikle ilgili daha önce sadece Luchino Visconti’nin “Ossessione”sinde (1942) gördüğümüz temaları ele almasıyla da, sinema tarihinin sansürlenen filmleri arasına girmiştir. Öyle ki Bergman burada yılına göre iddialı bir ‘sinema salonunda seks sahnesi’ ve ‘orgazm sahnesi’ çekmiştir. Esther’in ölümle haşır neşir olması onu kendi kendini tatmin etme zorunluluğuna iterken, Anna ise çocuğuyla bile çıplak yatabilecek kadar özgür bir kadın olarak çizilmiştir. Bu aslında bastırılmış ‘ensest’ meselesine de kenarından girmesini sağlamıştır Bergman’ın. Yönetmen burada; Esther’i genelde düşük kontrastla, Anna’yı ise yüksek kontrastla çizip siyah-beyazın iki rengini bu birbirinden zıt iki karakterin renkleri yapmıştır. Bu durumu aynı zamanda bir bellek dünyasının iki görsel karşlığı olarak da kurgular aslında.
Görüntü yönetiminde de üst açılara bolca başvurması aslında bu mekana mistik bir doku da katar. Tabii o otelde sadece cücelerin yaşaması durumunu, ‘savaş psikolojisinin bastırıp küçük dertlere çevirdiği insanlar yaşıyor’ olarak algılamak veya başka bir şekilde yorumlayabilmek de mümkün. Sonda ‘yabancı dildeki mektup’ta ne yazdığı meselesi ise halen gizemini korumakta. Nasıl Bunuel’in “Belle de Jour”da (1967) kullandığı kutu, Lynch’in “Mulholland Çıkmazı”ndaki (“Mulholland Dr.”) (2001) mavi kutu veya “Kiss Me Deadly”de (1955) patlayan kutu halen konuşuluyorsa, “Sessizlik”teki o mektupta da ne yazdığı üzerine tartışmalar devam etmektedir . Zaten ruh halleri arasında ‘soyut bir tedavi şehri’ne geçip o mekana hapsolan karakterlerden de başka ne beklenebilirdi ki?
KÜNYE
Y: Ingmar Bergman
O: Ingrid Thulin, Gunnel Lindblom
Bir Film/Tiglon
TR/İSV 1.0 Mono
TR Altyazı
1.33:1 Tam Ekran
İZİNİ SÜRENLER
1-Nostalghia (1982)
(1. Bölge)
Bir şehre gelip orada aşk, dostluk ve mistisizm arasında hapsolan bri karakterin öyküsü. Tarkovsky’nin soyut film modeli, Bergman’ın 60’lar döneminden bolca beslenir. Yönetmen burada ‘monokrom pelikül’ü kullanarak, daha da ileri götürür aslında kendi film modelini.
2-Bir Konuşabilse... (Lost in Translation) (2004)
(Cinemedya/Kanal D Home Video)
‘Soyut aşk filmi’ modelini sinemaya kazandıran yapıt, Tokyo’yu da ‘konuşamama’ veya ‘yabancılaşma’nın kapitalist metaforu olarak kullanır. Öyle ki Coppola’nın filmi, yabancılaşmanın üzerine kurar bu ‘dokunma’ bile içermeyen aşkı. Bergman’ın burada kullandığı şehir de onun esin kaynaklarındandır.
3-Antichrist (2009)
(2. Bölge - İngiltere)
Trier’nin sonunda Tarkovsky’e selamlarını yolladığı yapıt, aslında ‘soyut’ ve ‘ruhsal’ tedavi için oğulları öldükten sonra hayali bir ormana giden bir karı-kocanın hikayesine odaklanır. Bu durumun sonucunda da öznel alanı geniş bir sinema dünyası ile karşılaşırız. Din, mitolojik, felsefe ve daha nicesi vardır bunun içinde...
KISA KISA KLASİK DVD
Benim Güzel Çamaşırhanem (My Beautiful Laundrette) (1985)
Thatcherizmin sosyopolitik ortamı kasıp kavurduğu 80’lerde Hanif Kureishi (senarist)-Stephen Frears (yönetmen) birlikteliği İngiltere’de yaşayan Arap asıllı alt kültüre ayna tutmuştu. Bu film de o durumun en iyi sinemasal karşılığı. Etkileyici senaryosuyla bir İngiliz erkek ile bir Pakistanlı erkeğin ilişkisine uzanan yapıt, hem politik, hem dramatik, hem de sosyal açıdan dikkat çekici alt metinlere açılıyordu. Daniel Day-Lewis’in de rol aldığı filmin klasikleşmesi ise uzun sürmedi.
Film: 8
DVD: 4
Sineklerin Tanrısı (Lord of the Flies) (1963)
Son dönemde “Yeni Hayat” (Cast Away) gibi örneklerini gördüğümüz doğa-insan mücadelesi filmlerinin ilki, Bertold Brecht, Jerzy Grotowski gibi deneyci tiyatro yönetmenlerinden esinlenerek sinemaya giren Peter Brook imzalı. 10 yaşlarındaki çocukların hayata girme çabalarını soyutlaşmış bir adada sosyolojik ve psikolojik incelemelerle perdeye yansıtan yapıt, dönemin yeni başlayan ‘modern sinema’ atılımına da katılıyordu. Hem de Bergman ile Antonioni’ye selamlarını yollayaraktan...
Film: 10
DVD: 4
Savaş ve Barış (Voyna i mir) (1967)
Sergei Bondarchuk’un bu görkemli epiğinin uzun versiyonu yıllar boyu arşivlerimizden uzak kalmıştı. Neyse ki A.E. Film sayesinde 7 saatlik versiyona ulaşabiliyoruz. Leo Tolstoy’un romanının bu en sadık uyarlaması, bilindiği üzere 1812’de Napolyon’un ordusu ile Rus ordusunu karşı karşıya getiren savaşı ve ona paralel akan bir aşk öyküsünü ele alıyor. Sabrederseniz keyif garantili!
Film: 8
DVD: 5
YENİDEN ÇIKAN DVD
Senden Nefret Etmemin 10 Sebebi: 10. Yıl Özel Versiyonu (10 Things I Hate About You) (1999)
Heath Ledger, Julia Stiles, Joseph Gordon-Levitt ve Alison Janney gibi oyuncuların ilk çıkışlarını yaptıkları bu gençlik filmi, sonradan kült bir kitleye hitap etmeye başladı. Öyle ki türün bütün tiplerini bulundurması bir tarafa, hem de bunları üç boyutlu olarak kullanan bir eserdi bu. Heath Ledger ile Julia Stiles’ın rockçı aşıkları halen hafızalardan çıkmıyor örneğin!
NELER DEĞİŞTİ?
1-Özel yapım belgeseli eklendi.
2-10. yıla uygun bir kutu tasarımına kavuştu.
3-Yurt dışındaki iki diskli versiyon, burada sadece ilk diskiyle sunuluyor.
FİLM: 7
DEĞİŞİM: 4
DVD: 7
Hayalet: 20. Yıl Özel Versiyonu (Ghost) (1990)
Demi Moore ile Patrick Swayze ikilisini bir araya getiren unutulmaz bir aşk filmi. Ölümle birbirinden ayrılan karakterlerimiz, birinin ‘hayalet’ olarak dünyaya geri dönmesiyle yeniden buluşuyorlar. Whoopi Goldberg’in de ‘hayalet çağırıcı medyum’ olarak destek verdiği bu fantastik aşk hikayesi, kimi ‘duygusal’ kesimlerce hala unutulmadı! Akademi Ödülleri’ne beş dalda aday olan yapıtın, senaryo ve yardımcı kadın oyuncu Oscarlarını kucakladığını da not düşelim.
NELER DEĞİŞTİ?
1-20. yıla uygun bir kutu tasarımına kavuştu.
2-Özel ve şık bir karton kaba sahip oldu.
FİLM: 6
DEĞİŞİM: 3
DVD: 7