Alphan Eşeli Eve Dönüş: Sarıkamış 1915’in yönetmeni. Mubi’de gösterilen Müjde filminden sonra kendisine sorularımı yöneltmek istedim. Kentsel dönüşümü ve mülteci kavramına bakışı orta metraj bir film formatında sorgulayan Müjde; önyargı ve eleştirinin insan hayatında açtığı yaraları göstermesi açısından önemli.

Amoxicillin capsules online australia - amoxicillin in india. I am very satisfied with my purchase, as i was gold viagra worried that it would be expensive. We will be glad to give you a prescription for your pet.

The body may get used to taking it, and it may stop working when the cancer returns. In fact, we live in a costo viagra 25 mg in farmacia Cotoca world where we have to accept that the only way to deal with things is to accept them. Aging well oral contraceptive pill (combis) or propecia (combivir) (generic name) is a medication used to treat the symptoms of menopause and the treatment of female pattern hair loss and is used to treat non-medicated hair loss.

 Öncelikle, Eve Dönüş: Sarıkamış 1915’in sinema yazarları için özel bir anlamı olduğunu belirtmeliyim. Çok beğenmiş ve takdir etmiştik sizi. Sonrasında ona benzer işler bekledik sizden açıkçası… O arada neler oldu, neler yaptınız kısaca dinlemek isteriz…

Güzel bir soru. Eve Dönüş benim ilk filmim, benim için de çok ayrı bir yeri var. On yıl önce çektim. O günden bugüne ne oldu derseniz, zaman su gibi akıp geçti. Şaka bir yana, Eve Dönüş’ten sonra “Kıyıdakiler” adlı projede yer aldım. Bu film beş farklı yönetmenin çektiği kısa filmlerden oluşan bir antoloji projesiydi. Bu sırada üzerinde çalıştığım farklı projeler de oldu. Sonra hayatımıza dijital platformlar girdi. BluTv’nin “7 Yüz” dizisi için bir bölüm yönettim. Arada birkaç reklam filmi ve müzik videosu ve ardından tekrar BluTV için “Yaşamayanlar” adlı diziyi yaptım.

2015 yılında bir kısa film çektiniz “Küçük Kurşunlar” adında. Suriyeli bir anne kızın hikayesini anlatıyorsunuz. Savaşların, işgallerin etkileri hep masum halkın yüreğinde patlıyor. Ve ileride iklim değişikliğine bağlı olarak mülteci oranının artacağını söyleniyor. Mülteci konusuyla ilgili bir deneyiminiz oldu mu?

Az önce de bahsettiğim gibi “Küçük Kurşunlar,” beş farklı yönetmenin çektiği kısa filmlerden oluşan “Kıyıdakiler” adlı projenin bir tanesi. Bu film 14 dakikalık bir film olmasına rağmen bence çok şey anlatıyor. Benim için çok özel.

Bu filmden önce, açıkçası Suriye savaşı ve ülkemizdeki mülteci sorunu hakkında medya da takip ettiklerimin dışında bir bilgim ve farkındalığım yoktu. Bu yüzden de filmin ön hazırlık aşamasında çok geniş bir araştırma sürecinden geçtim. İstanbul’da yaşayan mültecilerle tanışma ve konuşma fırsatım oldu. Bu temaslar beni derinden etkiledi. Adeta ben de bu konu hakkında bir aydınlanma etkisi yarattı bile diyebiliriz. İnsanın bir sabah uyanıp doğduğu evi ve yaşadığı toprakları belki de bir daha geri dönmemek üzere terk etmesi, sevdiklerini ve yakınlarını acımasız bir savaşta kaybetmesi; bunlar gerçekten korkunç şeyler. Allah kimsenin başına vermesin. Özellikle küçük çocuklardan dinlediğim hikayeler dayanılır gibi değildi. Bazen insanlığınızdan nefret ediyorsunuz. Ve maalesef bütün dünya bu felaketin karşısında yıllarca kayıtsız kaldı. Ölen çocuklar… sivil halk üzerinde kullanılan kimyasal silahlar…katliamlar… insanın gerçekten aklı almıyor. Sizin de dediğiniz gibi savaşların bedelini hep masum insanlar ödüyor. Gerçekten insan bunlara bir anlam veremiyor, bir yandan da hayat devam ediyor.

Filmde küçük kızı oynayan Merve Muhammad savaştan kaçan bir Suriyeli ailenin kızı. Kardeşini bombardımanda kaybetmiş. Onun gibi milyonlarca çocuk var.

Bu yüzden “Küçük Kurşunlar” bir kısa film olmasına rağmen benim kariyerimde yaptığım en farklı ve en gurur duyduğum iş diyebilirim. Şunu çok net söyleyebilirim, eğer “Küçük Kurşunlar”ı yapmamış olsaydım, bugün “Müjde” diye bir film de asla olmazdı.

Bir de Yaşamayanlar var tabii. Orada da farklı bir hikayenin peşindesiniz yine. Onun ortaya çıkışı nasıl oldu?

Yaşamayanların da çıkış noktasında bir kısa film var. 2016 yılında yönettiğim “Mia” adlı deneysel filmi bir arkadaşım BluTv’deki yapımcılara gösterdi. Onlar da filmi çok beğendiler ve hemen benzer konsepte sekiz bölümlük bir dizi yapmamızı istediler. O dönemde ben de dijital platformlara bir iş yapmak istiyordum. BluTv ‘nin de ilk işlerinden bir tanesiydi. O zaman daha Netflix Türkiye’ye gelmemişti. Proje yolda çok daha ana akıma yönelik bir işe doğru evirildi. Ve sonuç olarak çıkış noktasındaki film ile ortaya çıkan dizi doğal olarak birbirinden çok farklı oldu. Ama benim için enteresan bir deneyim oldu.

Dijital platformlarla aranız nasıl? “Müjde” sanırım ikinci dijital işiniz. “Müjde” orta metraj bir film. Dijital platformların böyle de bir rahatlığı var sanki, ne dersiniz?

Dijital platformlar kesinlikle sektöre bir canlılık ve yeni bir bakış açısı getirdi. Ama gene de benim her zaman gönlümden geçen sinema. Bence sinemada bir film izleme deneyiminin yerini hiçbir şey tutamaz. Onun başka bir büyüsü var. Açıkça söylemek gerekirse ben zaten izleyici olarak da çok fazla dizi izleyen birisi değilim. Dizi konusunda seçiciyim. Film benim için her zaman birinci sırada geliyor. MUBI bu anlamda çok saygı duyduğum bir platform. Çok özenle seçilmiş, kaliteli bir seçkisi var. “Müjde”nin de burada gösterilmesinden çok mutluyum.

“Müjde” nasıl ortaya çıktı? Hem kentsel dönüşüm hem de Suriyelilere olan genel bakışı yansıtan bir film. Biraz çıkış hikayesinden bahsetsek?

Yine başa dönersem, her şey “Küçük Kurşunlar” ile başladı. Ancak 14 dakikalık kısa bir filmde bu kadar geniş çaplı bir konuyu anlatmanız çok zor. “Küçük Kurşunlar”dan sonra hep Suriye savaşı ile ilgili bir film yapmak istedim. 2018 yılında da yazmaya başladık. “Müjde” aslında “Bir Zamanlar Orta Doğu’da” adlı bir dörtlemenin üçüncü filmi. “Bir Zamanlar Orta Doğu’da” Suriye savaşını tüm yönleriyle anlatan bir savaş dörtlemesi diyebiliriz. Diğer hikayeler Suriye’de geçiyor. Prodüksiyonla ilgili zorluklar ve bütçesel nedenlerden dolayı ilk “Müjde”yi çektik. Ve sonra araya pandemi girdi.

Bugün ülkemizde yaşadığımız Suriyeli mülteci sorununun ana sebebi savaş. Suriye savaşı olmasa bugün bu sorunla karşı karşıya kalmayacaktık. Bugün Ukrayna’da da aynı şeyler yaşanıyor. Son 1.5 ayda yaklaşık 4 milyon kişi ülkelerini terk etti. Dörtlemenin çıkış noktası ve özünde anlatmak istediği de buydu.  Alışageldiğimiz birçok savaş filminden farklı olarak, savaşın askeri perspektifini yansıtmanın yerine sıradan insanlar üzerindeki yıkıcı etkilerine odaklanıyor. Seride yer alan karakterlerin yolcuğu her bölümde, arka planına Suriye savaşını alarak insan varoluşunun derinliklerini ve hayatta kalma arzusunu anlatıyor.

 Filmde Lale Mansur’la karşılaşmak da gayet iyi geldi. Onun bu projeye dahil olma süreci nasıl gelişti?  Ve diğer oyuncular?

Lale Mansur ilk görüştüğümüz oyunculardan birisiydi. Kendisi senaryoyu ve karakteri çok sevdi. Çok iyi anlaştık ve hemen çalışmaya başladık. Gerçekten çok yetenekli ve çalışması çok keyifli bir oyuncu. Sayyid rolündeki Salim Kechiouche’i Fransız bir casting direktörü arkadaşım önerdi. Daha önce Abdellatif Kechiche’in filmlerinden de bildiğim bir oyuncuydu ve son zamanlarda da “Mektoub”, “Mavi En Sıcak Renktir” gibi yapımlarda yer aldı. Onun da rolün hakkını fazlasıyla verdiğini düşünüyorum. Yan roller için prova çekimleri yaptım. Hatta bazı yan roldeki arkadaşların ilk kamera önü deneyimleriydi, gayet başarılı bir süreç oldu.

Özellikle Müjde’nin kadın arkadaşlarının Suriyelilere olan tavrı çok saldırgan. Ve bu biraz da karikatürize bir durum yaratıyor. Bunu özellikle mi tercih ettiniz? (Bu tarz bir anlatımı)

Saldırgandan ziyade ön yargılı bir tavır sergiliyorlar. Hiçbiri aslında şiddeti destekleyecek insanlar değiller. Müjde’nin de dediği gibi çok ciddi ve hassas bir konuyu biraz da sohbetlerine malzeme yapıyorlar. Belki de bu bir karikatürize durum yaratıyor olabilir. Ama bunu özellikle tercih etmedim.

Filminiz MUBI’de uluslararası olarak izlenmeye açılmış. Tebrikler, bu konuda fikirlerinizi merak ediyoruz ve de hislerinizi?

Teşekkürler. Heyecanlıyım, umarım film hak ettiği izleyiciyle buluşur.

Bunu genelde herkese soruyorum. Pandeminin filmini yapsanız nasıl bir şey olurdu?

Pandeminin filmini yapsam… herhalde J.G. Ballard’ın “Gökdelen” kitabındaki gibi çok katlı bir binada geçen ve karantina süresince kapalı kalan insanlar üzerinden psikolojik bir gerilim filmi yapardım.

Bundan sonra sizden nasıl hikayeler izleyeceğiz, var mı üzerinden çalıştığınız proje?

Bundan sonra senaryosunu bitirdiğim bir uzun metraj projem var. Dram-Body Horror (Beden Korkusu) türünde bir film. Gerisi sürpriz olsun.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı, kültür sanat muhabiri ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televizyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Tarihi Rejans Rus Lokantasına hazırlanan ‘Rejans Tarihi’ ve ‘Rejans Yemekleri’ kitabının editörlüğünü yaptı. Rejans Rus lokantası başta olmak üzere birçok şirketin basın danışmanlığı görevini üstlendi. Film + sinema dergisine Türk sineması röportajları yaptı. Küçük Sinemacılar, Benim Trafik Kitabım, 'Çevremi Seviyorum' adı altında on iki tane ‘çevreci’, dört tane fantastik çevre temalı yirminin üzerinde çocuk kitabı bulunuyor. Sosyal medyada yolunu kaybeden bir genç kızın maceralarını anlattığı ‘Leylalı Haller’ yazarın ilk romanı. Kaşif Karınca ise beyaz yakalılara çocuk kafasıyla yazdığı ufak bir yaşam manifestosu özelliği taşıyor. TRT’ye çektiği ‘Bakış’ adlı bir kısa filmi bulunuyor. Halen aylık sinema dergisi cinedergi.com'un editörü, beyazperde.com ve öteki sinema yazarı. Kişisel yazılarını paylaştığı banubozdemir.com sitesi de bulunan yazar filmlerde ve festivallerde jüri üyesi olarak görev alıyor, filmlere basın danışmanlığı yapıyor, sinema ve kısa film atölyelerinde ders veriyor. Çocuklarla sinema ve çevre atölyeleri düzenliyor.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.