Sinemada senaryo, oyunculuk, görüntü, kurgu üzerinde çokça konuşulan, düşünülen, akademik çalışma yapılan kategoriler. Bir kategori var ki; “ses kayıt ve ses tasarım” sektörümüzdeki önemine yavaş yavaş kavuşuyor gibi. Ses duyuluyor ve konuşanlar teknik olarak anlaşılıyorsa sorunsuz görülür çoklukla. Hâlbuki diyalogların tonu, müzik, efekt, sessizliğin sesi ve bunların film içindeki dansı kısacası ses’e dair her şey,  ne çok bilgi, ruh ve anlam katar filme. Sektörde bu ses işine can katanlar ses teknisyenleri, boom oparetörleri ve ses tasarımcıları. Nicedir ses üzerine bir söyleşi yapmayı düşünüyordum ki,  kısacık bir çekim için birlikte çalıştığım Ses Şefi ve Teknisyen Erim Savaş tam da mevzuya denk düşen çok uygun bir isim oldu. Erim ile ses üzerine konuştuk da konuştuk…

Erim Savaş İstanbul doğumlu. 31 yaşında. Daha öğrencilik yıllarında, 17 yaşındayken sektörde çalışmaya başlayan ve bu işe gönül veren bir ses şefi ve teknisyen. 14 yıl boyunca sayısız reklam filmi, Melekler Korusun, Muhteşem Yüzyıl, Sakarya Fırat, Fatih Harbiye gibi reyting listelerinin tepelerinde yer almış bir çok TV dizisi ve de pek çok sinema filmi var özgeçmişinde. Çekirdekten, usta-çırak ilişkisi ile yetişmiş. “Location sound” konusunu sektörün en iyilerinden öğrenmiş. Sektörün aranan, işinin ehli isimlerinden biri.

Herhangi bir yapımın ses’inde seni en çok ne rahatsız eder?

En basiti, ortamın ambiyansı ve efekt seslerinin yerinde kaydedilmemesi ve kalıplaşmış foley seslerini tekrar tekrar duymak. Örneğin hep aynı araç sesleri, aynı telefon sesleri, hep aynı martı ve deniz seslerini duymak beni gerçekten rahatsız ediyor.

E kurguda belli efektler bir yerde toplanıyor ve ihtiyaç halinde hep oradan alınıp yerleştiriliyor.

E işte! Öyle olmuyor senin de bildiğin gibi.

Özellikle TV yapımlarında hatta sinema filmlerinde gerek teknik gerek estetik anlamda sese tam anlamıyla son yıllarda hakkıyla önem verilmeye başlandı. Biz biraz geç fark ettik. Sessiz sinema döneminden sesliye geçişimiz uzun sürmüş olabilir.

Sesliye geçtik de, nasıl geçtik. Gerek sinemada gerek dizilerde gerek belgesellerde bütçe ve zaman ilişkisine bağlıyorum ben bu gecikmeyi. Bütçe olarak ses Türkiye’de tamamen diyalog kayıt üzerine kurulmuş bir anlayışa sahip. Zaman olarak ise ses tasarımı ve miksaj diksiyon kısmına ayrılan süre çok kısa. Daha çok hazır seslere ve foley’leri kullanarak reel olmayan tekniklerle projenin daha hızlı sonuçlanmasına odaklanılmıştır hep.

Bu anlayış değişiyor artık. Hatta değişti pek çok yapım için.

Gerek sinema gerek belgesel, geleneksel TV ve dijital platformlardaki işlerde izleyicinin daha realist bir algıya sahip olması bu anlayışı değiştiriyor. Bunun doğurduğu sonuç, seslerin yerinde ve reel ortamlarda kaydedilip izleyiciye doğal ve gerçek ambiyansı hissettirmenin ne kadar önemli olduğunun nihayet anlaşılması. Ben bundan çok memnunum.

Kurgu sırasında bu çekilen seslerin doğru miksajı da önemli.

Evet bu aşamada da miksaj ve ses tasarımı yapan profesyonellerden faydalanmak gerekir.

Kesinlikle Erim. Sinemada özellikle belgesel sinemada sesin gerçekliği üzerine konuşursak o ortama, o kişiye ait olmayan seslerin sonradan çekilip kurguda filme eklenmesi etik sorunlar doğurabilir.

 

Kesinlikle. Öncelikle sesin önemi en az görüntü kadar fazladır. Çünkü izleyicinin gözünü kapattığı an orda olduğunu sağlayan unsur sestir. Bunun başarısı ise tamamen reelliktir. Yerinde kaydedilmeyen efektler ve ambiyanslar projede yapaylık yaratır. Yani sonradan eklenen sesler çekilen projeyi tamamen samimiyetsiz ve yapay hale getirir. En büyük sorunda bu. Yani doğada çekilen bir belgeselin sesleri sonradan hazır sesle kurgulanırsa çekilen işe ve izleyiciye saygısızlık olur. Bence bu ne etik  ne de estetik olur.

Teknoloji ve film yapım biçimlerinin gelişimiyle birlikte artık sinema filmlerinin sonunda akan çalışanlar listesinde ‘ses tasarım’ diye bir unvana rastlıyoruz. Nedir bu ses tasarımı tam olarak?

Ses tasarımı özellikle dijital ortamda çeşitli formatlarda seslerin ve verilerin düzenlenip manipüle edilerek dönüştürülmesini ifade eder. Seslerin gerek film gerek televizyon üretimi gerek belgesellerde estetize edilmesi ilkesine dayanır. Burada işlenen sesler ise kullanım ihtiyacına yönelik bütün seslerin ortaya çıkmasını sağlar.

Bir filmin sesi için kimler çalışır? Ekip içinde kimlerle iş birliği halindedir? Görev tanımları nedir? Bizi okuyan meraklı gençler için önemli bir bilgi bence.

Bir filmde set ekibi ikiye ayrılır: Birinci olarak location tarafı yani sette yerinde ses alan ekip, diğeri ise post prodüksiyon kısmındaki miksaj ve ses tasarımı ekibidir. Ama bütün yük bana göre setteki location sound ekibindedir. Çünkü bu ekip projenin reel ve estetik olmasında büyük önem taşır. (sadece diyalog kayıt üzerine düşülmediği zaman) Ortalama bir sinema setinin ses ekibinde; ses şefi olan bir ses teknisyeni, bir boom operatörü birde asistan vardır. Ve bu ekip gerek görüntü yönetmeni gerek yönetmen ile işbirliği içindedir.

Bu ses insanlarının kulağının iyi olması şart tabii.

Kesinlikle en büyük şart da bu. Çünkü sesin derinliğine indiğin zaman ortamdaki her şeyi duyman ve duyarlılığının çok hassas olması lazım. Aynı zamanda sadece kulak değil, algının 2’ye hatta 3’e-4’e bölünmesi gerektiği zamanlar olabilir. Aynı anda 4 farklı kişiyi dinleyip, hepsini aynı değerde anlaman gerektiğini düşün.

Boom taşıma işi uzaktan bakınca çok zormuş ve bir kas gücü de gerektiriyormuş gibi. Dakikalarca o boomu tutmak…

Tabi fiziksel bir zorluğu var, fakat doğru tekniklerle hem vücuduna hem de yaptığın işe zarar vermeden yapılabilecek bir iş. Tecrübeli biri için kolay bir iş haline bile gelebilir. Hatta sektörde çok başarılı kadın boom operatörleri bile var önemli olan doğru teknik.

Sinemamızda iyi yetişmiş ses operatörleri ve ses tasarımcıları neden az?

Ses operatörlerinin büyük bir çoğunluğu alaylı ve usta-çırak ilişkisine bağlı. Günümüzde çok fazla usta çırak ilişkisine bağlı olmadan hız ve kazanç ilişkisine bağlı olarak kısa sürede ses operatörü olmaya çalışan ve olan operatörler mevcut. Tecrübeden ve deneyimden uzak olduğu için artık iyi bir ses operatörüne rastlamak zor hale gelmiş durumda. Bazı üniversitelerde ses tasarımı bölümü var fakat buradan mezun olanlar sette location sound ses operatörlüğü yerine post prodüksiyon kısmını tercih etmekteler.

İyi bir ses şefi, teknisyeni, operatörü hangi özelliklere sahip olmalı?

İyi bir ses teknisyeni öncelikle iyi bir kulağa sahip olmalı ve mikrofonlama tekniklerine hakim olmalı sonrasında ise yeri geldiğinde bir yönetmen gibi projeyi gözlemlemeli ve okumalı.

İyi bir boom operatörü ise kesinlikle öğrenmeye açık ve araştırmacı bir kişiliğe sahip olmalı. Sonrasındaysa usta-çırak ilişkisine önem vermeli. Çünkü iyi bir şefi varsa işinde çok başaralı olabilir.

Yani bana ustanı söyle sana kim olduğunu söyleyeyim durumu.

E biraz öyle.

 Evrensel anlamda bu işler nasıl yapılıyor?

Türkiye ile yurt dışında teknik ekipman haricinde çok fazla bir fark yok. Bu eşittir  prodüksiyon bütçe endeksi. Yani yetkin ses personelimiz ve ekipmanımız var.

Hımm. Peki ses açısından en beğendiğin yapımlar hangisi?

Yabancı olarak Ridley Scott’ın 2015 yapımı Marslı filmi. Yerli olarak New York’ta beş Minare ve Onur Ünlü’nün Güneşin Oğlu filmi. Belgesel olarak da James Marsh’ın Teldeki Adam filmi.

Semra sence neden Türkiye’deki festivallerde “ses kayıt ve ses tasarım” dalında bir ödül kategorisi yok? Anlayamıyorum. Bu bizim Avrupa ve diğer ülkelerden geride kalmamızdaki en büyük neden bence.

Haklısın, niye yok?!  Böyle bir bölüm olmalı. Ses’e dikkat çekerek daha iyi ele alınmasını sağlar ve bir rekabet ortamı oluşturur ki her anlamda sinemamız için ve bu işi yapanlar için kazanç olur. Festivallerimize duyurulur…

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema mezunu. Aynı alanda, aynı üniversitede Doktora’ya devam ediyor. Profesyonel yaşamı 1992-99 yıları arasında VTR Araştırma Yapım-Yönetim Şirketinde geçer. 1999’dan günümüze TRT İstanbul Televizyonunda prodüktör ve belgesel yönetmeni olarak çalışmaktadır. 1992’den bu yana başta belgesel yapımlar olmak üzere pek çok haber, kültür, reklam ve tanıtım projesine Araştırmacı, Prodüktör, Yönetmen, Editör ve Danışman olarak imza atar. Dönüşüm, Fan-Atik, Şehir İnsanları, Alamnya Alamanya, Multikulti Haberler belgesellerinden bazılarıdır. PRİX Europa, Al Jazeera, Altın Portakal, Malatya, Oscar Türkiye Seçici Jürisi gibi bir birçok ulusal ve uluslararası film festivalinde jüri üyesi olur, ödüller alır. İ.Ü. Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu, Radyo-TV Yayıncılığı Bölümünde ders verir (2001-02). Avrupa Konseyinin “ayrımcılığa karşı sesini yükselt” kampanyasında uzman olarak yer alır (2010). Avrupa Konseyi, TRT ve Bahçeşehir Üniversitesi tarafından düzenlenen Avrupa Medya Buluşmasının koordinatörlüğünü yapar (2010). Güneydoğu Avrupa Yayın Birliği (SEE PMS), Ortak Yapımlar Grubunda editör olarak bulunur (2011-2013) Avrupa Yayın Birliği(EBU) Kültürlerarası ve Çeşitlilik Grubunda bir sezon başkanlık yapan Korver (2011-13) 8 yıl oyunca bu grupta prodüktör, yönetmen ve editör olarak çalışır. Bazı kitap ve dergilerde makaleleri, denemeleri ve röportajları yayınlanır. Bir sezon başkanlığını da yaptığı Belgesel Sinemacılar Birliğinin kurucu ve aktif üyelerindendir. Festivallerde ve üniversitelerde Belgesel Sinema Atölyeleri yapmaktadır. Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. Neyyse (www.neyyse.com) adlı bloğunda ve Cinedergi'de belgeselci adlı köşesinde (www.cinedergi.com) yazmaktadır.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.