Süper kahraman filmleri -istisnalar dışında- yıllardır aynı formül ile karşımıza çıkarak hayranlarını farklı konularda etkilemeyi başarmıştır. Süper bir kötü ile süper kahramanın mücadelesi sonucu şehir/gezegen kurtulur ve halk onu benimser. Bu formül yıllardır tuttuğu gibi önümüzdeki senelerde de tutacağı kesin bir olgu. Fakat bu film süper kahramanların hikayesinden çok süper kötüleri odağına alıyor. Marvel ve DC arasındaki rekabette DC farklı bir türü deneyerek risk alıyor. Ancak bir sorun var. Kötüler gezegeni kurtarıyor…

Kötü kahramanlara film çekmek çok farklı bir bakış açısı. Serdar Akbıyık ise bu durumu şöyle yorumluyor: “Sinemanın asıl kahramanı hep kötüler oldu. ‘Star Wars’ta Darth Vader, ‘Batman’de Joker, ‘Night Elm Street’te Fredy kendi maceralarından daha ünlü oldular. Çünkü sinemada kötü olan daha gerçekçi resmediliyor her zaman. Karakter iyi kahraman ise tek boyutlu olmaya mahkum oluyor. Bilindik ahlaksal kurallar ve toplumsal değerlerin vücut bulduğu gerçek üstü bir tasvir çıkıyor karşımıza.” Bu bakış açısını ilk olarak Marvel denemek istemişti. Sony’den Örümcek Adam’ın yayın hakları satın alınmadan önce Sony’e ait olan Andrew Garfield başrolündeki The Amazing Spiderman serisi kendine ait bir evrene sahip olacaktı. Marc Webb orada farklı bir dünya yaratarak Örümcek Adam karakterini merkeze koyacaktı. Drew Goddard öncülüğünde ise Örümcek Adam’ın tarihi düşmanlarından Sinister Six adı verilen ekibin filmi çekilecekti. Fakat Marvel Sinematik Evren’de gördüğümüz Tom Holland imzalı Örümcek Adam’ın büyük beğeni toplaması ve Andrew Garfield’in 2 filmlik serisinin beklentiyi karşılamaması üzerine proje rafa kaldırıldı ve kötülere ait bir film DC’ye nasip oldu.

Suicide Squad tema olarak kötülerin penceresinden yaklaşsa da hikaye bakımından son derece iyimser. Yaptıkları işlerden dolayı hapiste yatan kötüler istihbarat lideri Amanda Waller (Viola Davis- hem siyahi hem kadın olması ilginç) tarafından rahatsız edilir. Waller onlara bir düşmanı yenmek için ikna ederek birtakım vaatlerde bulunur. Kötüler ise gerek yardıma ihtiyaçları olduğundan gerekse sırf eğlence amaçlı bu yardımı kabul ederler. Toplanan bu ekibe baktığımızda ; paralı karşılığında tetikçilik yapan silah ustası Deadshot (Will Smith), pembe ayıcık fetişisti ve hırsız Captain Boomerang (Jai Courtney), günahlarını affettirmek isteyen ve ateşe hükmeden Diablo (Jay Hernandez), yarı timsah yarı insan olan Killer Croc (Adewale Akinnuoye-Agbaje) ve onlara göz kulak olması adına (!) kılıç kullanma ustası Japon kızımız Katana (Karen Fukuhara) yer alıyor. Filmde neden yer aldığını bilemediğimiz Slipknot (Adam Beach) karakterine değinmeye gerek yok… Kötülerden medet umma fikri ise DC evreninde onca güçlü karakterler varken ve bu filmden önce varlıklarından haberdarken hiç yaratıcı bir fikir değil. Marvel Evreni 2014 yılında Galaksinin Koruyucuları filmi ile bu duruma bir başkaldırış yaparak haklı çıkmayı başarmıştı. Fakat orada karakterler hikayenin kendisini oluşturarak tutarlı bir çizgide ilerliyordu.

David Ayer’in 6. uzun metraj filmi ve aksiyona yabancı bir yönetmen değil. Fury filminde oldukça inandırıcı ve çarpıcı bir görsellik kullanarak iyi bir işe imza atmıştı. Fakat bu sefer senaryoda yine tek başına işin altına girişmiş ve tüm öyküyü biraz oldu bittiye getirmiş. Görsel anlamda özenilmemiş grafikler ve tasarımsız, ne işe yaradıklarını bilmediğimiz yaratıklar filmin en zayıf halkalarından birisi. Cara Delevingne ise hatırlanmayacak bir “dans” performansı ile kendisini küçültmüş…

Filmin aksiyon, mizah ve müzik bölümleri ile seyirciyi içine aldığı doğru. Ama filmin sinematografik açıdan ya da yönetmen katkısı açısından bir değeri olduğunu söylemek zor. Zira kötülerin saf kötü olmadığı ve aslında hepsinin içinde birer kuzu yattığını bilmek oldukça vasat bir yöntem. Birgün yazarlarından Tuğçe Madayanti Dizici bu durum için: “Senaristlerin yapımcı kaygısıyla, yapımcıların seyirci kaygısıyla oluşturduğu bu zoraki bir ying yang sendromu, kötüye ve adalete bu ikircikli temkinli yaklaşım bu filmleri sıradanlaştırıyor.” diyerek durumu özetlemiş.

Elde olan karakterlerden çoğunun hikayesi havada bırakılmış ve eksiklik hissettiriyor. Deadshot ve Harley Quinn diğerlerine göre birkaç adım ötede duruyor. Fakat asıl parantezi Joker rolü ile Jared Leto’ya açmak lazım. Leto oldukça başarılı bir oyuncu. Ancak büründüğü karakter ile büyük bir sorumluluk alarak beklentiyi çok arttırmış. 1989 yapımı Tim Burton imzalı Batman filmi, çizgi romanlardaki en popüler kötülerden Joker’e ev sahipliği yapmıştı. Orada tecrübeli oyuncu Jack Nicholson’un canlandırdığı karakter üst düzey bir performansa sahipti. 2008 yılında Nolan imzalı The Dark Knight filminde ise rahmetli Heath Ledger farklı bir yorum getirerek karakterin kültleşmesini sağlamıştı. Jared Leto ise geniş hayran kitlesi bulunan Joker’in Heath Ledger ile ölümsüzleşmesinden doğan yüksek beklentinin kurbanı olmuş. Joker yan rol olabilecek bir karakter olmadığı için 2 saatlik bir aksiyon filminde sadece 15 dakika civarı gözükerek karakterin üstünlüğünü kanıtlayamayan Leto, maalesef seyircide çok ciddi bir karşılık bulamıyor. Oysa kendisi role girebilmek için birçok psikopat davranış sergilediğini, kendisini evine kapattığını açıklamıştı. Filmde kullanılmayan Joker sahnelerini de korsan bir şekilde sattığı ortaya çıkmıştı. Tüm bunlara rağmen kendi tarzını koymayı başarmış.

Joker karakteri kadar onun adeta kadın versiyonu Harley Quinn, mizah telaşındaki filmi tek başına sırtlanıyor hatta Joker ile olan enteresan ilişkilerinden ayrı bir film çıkarmış gibi duruyor. Deadshot rolündeki Will Smith ise kendisine en çok zaman ayırılan diğer bir tip. Bu süreyi iyi değerlendirdiğini belirtmek gerekir. Keşke Ayer diğer karakterlere de aynı titizlikle yaklaşsaydı…

Filmin soundtrackları henüz fragmanlar yayınlanırken bile oldukça dikkat çekici yöndeydi. Galaksinin Koruyucuları ya da Deadpool tarzı müziksel bir şölen izleyeceğimizi düşünmemizi sağladı ki öyle de oldu. Müziksel anlamda oldukça keyif veren seçimler yapılmış. DC’nin karanlık evrenine canlı renk tonları müzik ile uyuşmuş fakat filmin genel hattında bu durum yapay durmuş.

DC Evreni gün geçtikçe rakibinden uzaklaşıyor. Film boxofficemojo verilerine göre 746 milyon$ hasılat elde etmiş. Box Office Türkiye verilerine göre ise 956.706 kişi tarafından izlenerek 12 milyon lira civarı gelir elde etmiş.

 

erdinc bozkurt
3 Temmuz 1996 yılında Bodrum’da doğdum. Sinemaya olan merakım ilk olarak oyunculuk ve tiyatro ile başladı. Ortaokul yıllarımda televizyonda yayınlanan Çok Güzel Hareketler Bunlar adlı program, tiyatro skeçleri yazmama ve okulda oynamamda etkili oldu. Liseye geçtikten sonra yazdığım tiyatro skeçleri yerini film senaryolarına bıraktı. Her gün film izleyerek sinemalar.com da amatör yorumlar yazmaya başladım. Uşak Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü okumaya başladım ve sinemanın toplumsal boyutlarını incelemeye başladım. Lisans Bitirme Tezi’mi “Sinemada Amerikan Milliyetçiliği: Süper Kahraman Filmleri Üzerine Değerlendirme” çerçevesinde ele aldım. Yüksek lisansa hazırlanmaktayım ve yüksek lisans tezimi, yaşadığım yer Bodrum’un geçmişten günümüze kültürel ve sinema mekanı açısından dönüşümü üzerine yazmayı hedefliyorum.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.