57. Antalya Altın Portakal Film Festivali sonlandı. Yıllardır takip ettiğimiz organizasyonun belki de en sıradışı yılıydı.

Bu festivali birkaç bölüm üzerinden anlatmaya çalışacağım. Öncelikle pandemi sürecinde festivalin izleyicinin katılımıyla yapılması üzerinde durmak istiyorum. Herkes sosyal medyada atıp duruyor, yok efendim sanat ölmesin, tiyatrolar kapanmasın, sinemalar kapılarına kilit vurmasın diye. Şimdiye kadar bir kişinin bile bu söylemlere itiraz ettiğini görmedim. Ama iş elini taşın altına sokmaya gelince sosyal medyada böyle konuşanlar hemen festivalleri ya iptal etme veya internetten yapma yoluna gidiyorlar. Bir festivali internetten yapmak nedir? Koskoca bir yalandır. İnternetten ne yapıyorsunuz, güya yarıştırdığınız filmleri birkaç sinema yazarına veya festivalin platformuna üye olan, uygulama indiren bir kaç sinema severe izletiyorsunuz. Yaptığınız festival olmuyor, olsa olsa film gösterimi denir buna. O da sinemada değil televizyonda… Bu tavrınız ile sinemayla vatandaş arasındaki ilişkiyi zedeliyorsunuz. Asla bir film koskoca beyazperdede izlendiği gibi televizyondan takip edilemez, içselleştirilemez. Bana hiç anlatmayın, “artık televizyon ekranları büyük, ev ses sistemleri var” diye. Sinemada film seyretmek topluca yapılan bir eylemdir. Hem filmi içselleştirmeye hemde grup ruhunun içine girmeye yarar. Aynı filmi seyredenlerin daha sonra hemen film üzerine yaptığı konuşmaların insanı nasıl bilinçlendirdiğine hiç girmeyeceğim. Gelelim normal bir izleyici için festivalde seyredilen filmlerin artısına. İzleyici galalarda yönetmen ve oyuncularla birlikte izler filmi. Onları görüp tepkilerine şahit olmak sinema dünyasının içine sokar normal izleyiciyi. Hele bir de hemen gösterimden sonra yapılan soru cevap kısmına katılmak, sokaktaki insanı sinema dünyasının içine sokar ve unutulmaz izler bırakır vatandaşta. Herşeyi geçtim internetten yaptığınız festivalde insanların elinden bunu alıyorsunuz. Bir ülke düşünün ki sinema salonları açık. İzleyici parasını verip pandemi önlemlerine uyarak film seyrediyor ve bu ülkenin film festivalleri salonlarını bu izleyicinin yüzüne kapatıyor. Bu noktada film festivallerini gerçekten önemseyen organizasyonlar izleyicinin katılımıyla festivallerini çok güzel yapıyorlar, Ankara ve Antalya’da bunu gördük. Diğerlerinin hepsi aslında festivali bir külfet görüp yasak savma adına internetten festival yapmayı uygun görüyorlar. Ya yıllardır süren festivali bitirmeye cesaret edemeyen belediyeler veya festival yöneticisi, yönetimi titrini kaybetmek istemeyen ama elini taşın altına koymaya da yanaşmayan isimler bunlar. Bu sınıfın haklı hiçbir yanı olamaz. Sözüm ona izleyiciyi hastalıktan koruyorlar. Ankara ve Antalya farklı farklı şekilde bu tehlikenin nasıl alt edileceğini bize kanıtladı. Ankara kapalı salonda festivali yaparken inanılmaz önlemler almıştı. Filmin gösteriminin yapıldığı salonlar her gösterimden önce ultraviyole ışınlarla yıkanıyor, oturulan koltuklar bez giydirilerek izleyicinin mikrop kapma tehlikesini azaltıyordu. Bu bezler gösterimden sonra değişiyor ve bu önlemler izleyiciyi koruyordu. Antalya ise film gösterimlerini açık hava sinemasında yapmayı uygun görmüştü. Oturulan sandalyeler arasında en az 1,5 metre boşluk bırakılmış ve izleyicinin maskeli seyretmesi sağlanmıştı. Salonlara girerken herkesin ateşi ölçülüyor maske takıp takmadığı kontrol ediliyor, hatta yedek maskeler girişte bekletiliyordu. Salona girip çıkarken kullandığım El dezenfektanları yüzünden elim tahriş oldu. Yani iş o kadar sıkı tutuluyordu. Ankara ve Antalya bu önlemlerle festival yaparak diğer kolaycıları boşa çıkarttılar. Sinema dünyası ve sanat severler için bu yaptıkları doğru tercihler adına iki organizasyonu da kutlarım.

Gelelim Antalya’nın film seçkisine, 12 film seyrettik. Toplam kaliteye baktığımda büyük bir düşüş olduğunu söylemeliyim. Tabii bu festivalin suçu değil, ne yazık ki Türk sineması başaşağı gidiyor. Eldeki filmler bunlar.

Hal böyle olsa da ön jürinin bu kalite düşüklüğünde biraz sorumluluğu olduğunu da söylemeliyim. Ön jüri tarafından kabul edilmemiş birkaç filmi izleme şansına eriştim. Yarışan filmlerin bazılarından çok daha kaliteli olduklarını söylemem lazım. Tabii ki Türk sineması adına, ön jürinin yaptığı birkaç hatalı seçimden daha önemlidir sinemamızdaki genel çöküş. 10 yıl önceki Antalya’da yarışan filmlere baktığımda bu çöküşün ne kadar büyük olduğu gözüküyor. 47. Antalya Film Festivali’nde yarışan filmlere bakın, Seren Yüce’nin Çoğunluk, Tolga Karaçelik’in Gişe Memuru, Derviş Zaim’in Gölgeler ve Suretler, Selin Demirdelen’in Kavşak, Sedat Yılmaz’ın Press,Tayfun Pirselimoğlu’nun Saç ve Belma Baş’ın Zefir filmleri. İnanın bu filmlerin herhangi biri bu yıl yarışsaydı bütün ödülleri alabilecek kalite farkını günümüzdeki filmlere atarlardı.

Gelelim 57. Altın Portakal’ın yarışma filmlerine, Reis Çelik’in Ölü Ekmeği, Atalay Taşdiken’in Kar Kırmızı, Fikret Reyhan’ın Çatlak, Tankut Kılınç’ın Dersaadet Apartmanı, Nesimi Yetik’in Dirlik Düzenlik, Derviş Zaim’in Flaşbellek, Orçun Benli’nin Gelincik, Erdem Tepegöz’ün Gölgeler İçinde, Azra Deniz Okyay’ın Hayaletler, Tunç Şahin’in İnsanlar İkiye Ayrılır, Yasin Çetin ile Barış Gördağ’ın Koku yapımları izleyici önüne çıktı. Ercan Kesal’ın başkanlığını yaptığı jüride Gülse Birsel, Kıvanç Sezer, Taner Birsel, Zeynep Oral yer aldı. Filmlerin eleştirisini yaptım ve yazının sonuna linklerini koyacağım. Burada asıl konuşulması gereken jürinin tercihleri. Ortada bir jüri varsa mutlaka doğrudur yanlıştır tartışması yapılır. Çünkü her ne kadar uzman insanlar olsalar da onların da bir politik duruşu, farklı farklı kimlikleri var. Ve sinemayı algılamak bu kimliklerle çok bağlantılı. Onun için ben bunu beğendim onlar şunu verdiler demeyeceğim. Fakat koca koca insanların yurt dışında ödüllendirilmiş filmlere beğenilerini kurban etmelerine de sessiz kalamayacağım. En İyi Film ödülünü alan Hayaletler filmi adım gibi eminim Venedik’ten ödülle dönmeseydi burada ödül alamazdı. Şu yurtdışı festivallerinin bizim jürilerimizin beğenilerine ambargo koyması çok can sıkıcı. Yazının sonunda bütün bu tartışmaları bize yaptıran festivali günümüzün şartlarında hayata geçiren organizasyona tekrar teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

YARIŞMA FİLMLERİNİN KRİTİKLERİ

Hayaletler

Gölgeler İçinde

Dersaadet Apartmanı

Çatlak

Dirlik Düzenlik

Flaşbellek

İnsanlar İkiye Ayrılır

Gelincik

Koku

Kar Kırmızı

Ölü Ekmeği

Kumbara

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

1 YORUM

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.