Azra Deniz Okyay’ın ilk filmi Hayaletler Venedik’ten ödülle dönünce aynı Erdem Tepegöz’ün Gölgeler İçindi filmi gibi büyük beklenti yarattı.

Filmi seyrettiğimde şunu düşündüm, biz sinema yazarlarının dikkat etmesi gereken bir olgu var. Özellikle Avrupa’da yapılan organizasyonlarda ödül alan filmlerin bu başarıyı sinemasal kaliteleri mi yoksa siyasi tavırları yüzünden mi kazandıkları. İkinci durumun en bilindik örneği Mustang filmiydi. Hayaletler’i seyredip sinemadan çıktıktan sonra Mustang’ta hissettiğim aldatılmışlık duygusunu tekrar yaşadım. Haksızlık yapmamak için Hayaletleri kafamda tekrar tekrar seyredip tartıştım. Filmde anlatılanlar abartımıydı veya yurtdışında ödül almak için festivallere göz kırpan ve olmayan şeyleri senaryoya ekleyen bir yapı mı vardı.

Aslında filmde olan şeyler gerçek hayatta da var olan durumlardı. Yani olmayan birşeyi göstermiyordu yönetmen. Ama yine de bir rahatsızlık verdi. Sucular semtinde ki gerçek hayat filmde anlatılanlardan mı ibaret sorusu kafama takıldı. Yoksa yönetmen iyi olan herşeyi makaslamış ve karanlık bir dünya mı yaratmıştı? Bence yönetmenin tercihi iyi olan herşeyi yok sayıp bizi bir çamur deryası içine sokmak. Zaten ancak bu şekilde filme distopya tanımlaması yapabiliriz. Peki yönetmen niye böyle karanlık bir dünya yaratmakta ısrar etti. Diyeceksiniz ki yönetmen o, istediği gibi yorumlar, Türkiye’yi istediği gibi tanımlar. Tamam da sinema çok kapsamlı bir şey. Bu şekilde kendinizi savunursanız Geceyarısı Ekspresi için de susmanız gerekir. Kısacası bu filmde kötü bir niyet seziyorum.

İkinci rahatsızlık veren şey ise filmin kadın karakterlerinin üzerinden gerçekten kadın sorunlarını işleyip işlemediği. Filmdeki karakterlerin başına gelen olayların kadın olmalarıyla nasıl bir ilgisi olduğunu çözemedim. Mesela belediyede işçi olarak çalışan ve oğlu hapiste olan kadının yerine bir erkek karakter koysaydık ne değişecekti? Erkekte aynı kadının yaşadıklarını yaşar onun gibi uyuşturucu satıp para kazanıp oğluna göndermek isteyebilirdi. O zaman bu karakterin yaşadıklarının toplumumuzdaki kadın sorunuyla ne ilgisi var? Aynı şey dansçı olmak isteyen kız için de geçerli. Bu karakterin yerine de erkek koysak ne değişir? Koskoca bir hiç. Türk sinemasında bu karmaşa gittikçe fazla yaşanmaya başladı. Filmlerde kadınlara rol vermek kadının toplum içindeki yerini anlamaya veya problemlerini gün yüzüne çıkarmaya yetmez. Hayaletler filmi kadınların problemlerinin peşinde değil yönetmenin hayallerinin yarattığı distopyada dolaşıyor.

FİLMİN KÜNYESİ
Yönetmen
Azra Deniz Okyay
Senaryo
Azra Deniz Okyay
Görüntü Yönetmeni
Barış Özbiçer
Kurgu
Ayris Alptekin
Oyuncular
Nalan Kuruçim
Dilayda Güneş
Beril Kayar
S. Emrah Özdemir

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.