Onlar sadece 6 aylıkken bilimsel bir deney uğruna birbirinden koparılan üç kardeş…

Derinlemesine hüzünlü olan belgesel, Edward Galland, David Kellman ve Robert Shafran’in hayat hikayesini konu alıyor. Doğum tarihleri 12 Temmuz 1961 olan üçüzlerin hayatları 6 aylıkken evlatlık verildikleri yetimhanede tamamen değişir. Dönemin bilinen çocuk psikiyatristi Peter Bela Neubauer’in içinde bulunduğu bilimsel çalışmanın bir parçası olarak bu kardeşler birbirlerinden koparılıp 3 farklı aileye evlatlık verilirler. Bu durumun esrarengiz kısmı ise ailelerin hiçbirinin diğer çocuklardan haberi olmaması. Ancak her şey 19 yıl sonra bir tesadüf sonucu ortaya çıkar.

Hikaye, Robert’in (Bobby olarak bilinen) New York’ta üniversite kampüsüne varmasıyla başlıyor. Kampüse varır varmaz insanların onu tanıyormuşçasına ona gösterdiği yakınlığa ve Eddy olarak seslenmelerine anlam veremeyen Robert, yurt odasına giren biri tarafından ona benzeyen bir ikizinin olduğunu öğrenir. Robert ve Eddy’nin tanışmasından aylar sonra gazetede çıkan bir haberle David de kendisine benzeyen iki erkek kardeşi daha olduğunu öğrenir. Hayatları tamamen değişen bu üçlünün o andan itibaren sorguladığı tek şey ise nasıl birbirlerinden ayrı düştükleri?

Birbirine benzeyen ama oldukça farklı hayatlar yaşayan bu üç kardeş, durumu araştırdıktan bir süre sonra aslında birbirlerinden kasten koparıldıklarını ve Peter Neubauer’in o dönem üzerinde çalıştığı ama asla yayınlanmamış olan çalışması için birer denek olduklarını öğrenirler. Deneye göre amaç birbirlerinden ayrılan ikiz ve üçüz kardeşlerin farklı ailelere verildikten sonra davranışsal olarak nasıl değişiklik göstereceklerini araştırmak. Ailelerin en önemli özelliği ise ekonomik durumlarındaki ve eğitim seviyelerindeki farklılıklar. Onlar bu deneyin sadece bir parçası. Sonrasında bu çalışma için birden fazla ikiz ve üçüz çocuk kullanıldığı ortaya çıkıyor. Robert, David ve Eddy birbirlerini bulduktan kısa süre sonra medyaya taşınan haberle birlikte diğer kardeşler de birbirlerini bulma şansı yakalıyor.

Yönetmen Tim Wardle, Robert, David ve ailelerinin verdiği röportajlar ve kısmi kurgusal geçişlerle olayların anlatımında başarılı bir bütünlük yakalamış doğrusu. 2018 yılında oldukça dikkat çeken bu belgesel, Sundance Film Festivali olmak üzere birçok ödüle de layık görüldü.

https://www.youtube.com/watch?v=c-OF0OaK3o0

Fatma Ozen
1994, Mersin’in Tarsus ilçesinde doğdu. Küçük bir yerde yaşarken bile büyük hayalleri vardı uçsuz bucaksız. Yurtdışına gidecek ve oralarda okuyup kendini geliştirecekti. 2015 ve 2016 yıllarında Amerika’ya gitti. Çocukken izlediği Yeşilçam filmleri ona mutlu bir dünyayı aralarken üniversitede aldığı kültür çalışmaları dersiyle hayatın perde arkasını görmeye başladı. Her şeyin şekillendiği o yıllarda sinemaya her geçen biraz daha fazla gönül verdi. Oscar Wilde’n “Herkes bataklıkta yaşar ama bazılarımız yıldızlara bakıyor” sözünü kendine ilke edinip 2017’de bir çılgınlık yapıp umutları ve cebinde hayalleriyle Kanada’ya gitmeyi kafasına koydu. Yüksek lisans yaparak sinema dünyasını öğrenmeye kararlıydı. Bu gönül uğruna hiç düşünmediği bölümlerde okudu, hiç bilmediği işlerde çalıştı sırf Toronto’da kalmak ve sinema çalışmalarında yüksek lisans yapmak için. Bu koca dünyada tek başına mücadele ederken pes etmeye hiç niyeti yok. İçinde bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme aşkıyla daha nelere el uzatacak bilinmez ama o içindeki çocuğu her gün izlediği ve izlemek için küçük kâğıt parçalarına not aldığı filmlerle besliyor. Hayat izledikçe güzel…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.