Usta yönetmen Zeynep Günay Tan “Güçlü olmak bir kadın için seçim değil, hayatta kalmak için bir mecburiyet, üstelik de üstünüze istemediğiniz bir zırh gibi binen zorunluluk” diyor.

Güz Yangını, Kaybolan Yıllar, Öyle Bir Geçer Zaman ki, Benim Adım Gültepe ve 46. Emmy Ödülleri’nin dizi kategorisinde aday olan İstanbullu Gelin’in başarılı yönetmeni Zeynep Günay Tan’la CineDergi okuyucuları için keyifli bir söyleyişi gerçekleştirdik. 10-13 Eylül tarihleri arasında Kadıköy’de ‘Directed By Women Turkey’ Festivali’nde jüri üyesi olan usta yönetmen, başarısının sırrını anlattı. Mesleğine aşık, 2 çocuk annesi Zeynep Günay Tan “Hep anlattığım hikayeleri çok sevdim ve karakterlerin her birini anlamaya, onların pabuçlarını giyip yaşadıklarını oradan anlamaya çalıştım” ifadesini kullandı.

 10-13 Eylül tarihleri arasında  Kadıköy’de gerçekleşecek ‘Directed By Women Turkey’ Festivali’nde jüri üyesi olarak görev alacaksınız. Böyle bir etkinlikte neden olmak istediniz? Festivalin sizin için önemi nedir?

Festivalden jüri olma teklifi geldiğinde hiç düşünmeden kabul ettim, çünkü hem cinslerimin anlattığı hikayeleri çok önemsiyorum. 130 küsur yıldır altı kıtada dünyanın her ülkesinde kadın yönetmenler de sayısız güzel film çektiler. Ama biz çok azının ismini duyduk ve bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az kadın yönetmenin filmi önemli yapımlar kategorisine girebildi, çünkü sinema hala erkek egemen bir dünya. Kadın hikayelerinin dünyada ve ülkemizde bu kadar az anlatılması, sinemada kadın anlatıcıların oldukça az olduğunu, olanların da çok zor öne çıkabildiğini görmek çok üzücü. Cinsiyet eşitliğine yürekten inanan biri olarak maalesef görüyorum ki hala pozitif ayrımcılığa çok ihtiyaç var.

Bir yönetmen olarak ‘Directed By Women Turkey’e katılacak filmleri neye göre değerlendireceksiniz?

Hikaye anlatımının gücüne, anlatılan öyküdeki duygunun ne kadar kuvvetle bana geçtiğine göre.

İNANDIKLARI HİKAYELERİN PEŞİNDEN KOŞMALILAR  

TV ve sinema sektörüne gönül vermiş genç arkadaşlara neler önerirsiniz?

Öncelikle çok okuyup, çok film izleyip, her fırsatta gözlemlemelerini. Sonra, en iyi bildikleri hikayelerin peşinden koşmalarını, farklı yaşantıları, farklı kültürleri, tanımadıkları insanları ve hatta kendilerini merak etmelerini, yargılamadan herkesi anlamaya çalışma çabası içinde olmalarını, hiçbir zaman  “Ben bilirim” demeden öğrenme arzularını devam ettirebilmelerini. İçinde yaşadığımız teknoloji ve dijital çağda, içe dönüp kendi hislerini, duygularını dinlemeyi unutmamalarını, çalışkan olmalarını ve kim ne derse desin inandıklarının peşinden koşabilecek kadar bu işi sevmelerini, çünkü çok sevmeden girilemeyecek kadar zor bir sektör.

KADIN OLMAK HER YERDE ZOR

TV tarihine damga vurmuş çok özel ve önemli projelere imza atmış bir kadın yönetmen olarak, sektörde kadın olmanın zorlukları için neler söylemek istersiniz?

Kadın olmak keşke sadece bizim  sektörde zor olsaydı… Maalesef kadın olmak her yerde zor.  Bana “Hep güçlü kadın hikayeleri anlatıyorsun” diyorlar. Oysa kadın ve erkeğe eşit yaklaşıp insan hikayesi anlatıyorum sadece…

Bir erkek sadece işini iyi yaparak mesleğinde ilerlerken bir kadının her zaman ekstra çaba sarf etmesi ve kendini kabul ettirmesi gerekiyor ilerleyebilmek için. Her sektörde böyle, bizim sektörde de böyle. Üstelik de bu çabayı sarf etmek zorunda bırakılırken bir bakmışız kimimiz daha maskülen olmuşuz, kimimiz daha sert, kimimiz “güçlü” kadın. Güçlü olmak bir kadın için seçim değil, hayatta kalmak için bir mecburiyet, üstelik de üstünüze istemediğiniz bir zırh gibi binen bir mecburiyet. Erkekler dünyasında çoğunlukla negatif çağrışımlarla anılan bir sıfat. Mesela hem güçlü hem kırılgan olamazsınız, zırhınızı çıkarmaya çalışmak da ayrı bir uğraş, kendim gibi kalmaya çalışmak sanırım beni en çok yoran.

ANLATTIĞIM ÖYKÜLERİN HEPSİNİ ÇOK SEVDİM

Projelere attığınız imzalar çok ses getiriyor. Başarınızın sırrı nedir?

Bugüne kadar hep kalbime dokunan, inandığım ve çok sevdiğim hikayeleri seçtim. Tek kriterim hikayenin bana değmesi oldu. Bu yüzden de hep anlattığım hikayeleri çok sevdim ve karakterlerin her birini anlamaya, onların pabuçlarını giyip yaşadıklarını oradan anlamaya çalıştım, her biri bana insanın biricikliğine dair çok şey öğretti, bu yüzden mesleğime aşığım. Ve insanı anlamaya duyduğum merak hiç bitmeyecek. Bu yüzden başarı odaklı olduğumu söyleyemem ama ne mutlu ki, bu yolculuk bana başarı da getirdi.

Yaptığımız iş çok kolektif bir iş. İyi bir hikaye ancak iyi bir ekip ve iyi bir oyuncu kadrosu birbiriyle uyumlu çalışabilirse mümkün. Başarılı olduğum işlerin sırrı hep iyi ekip arkadaşları ve iyi bir oyuncu kadrosuyla ahenkle çalışabilmiş olmamdır.

ERTEM EĞİLMEZ FİLMLERİNDEN ETKİLENDİM

 Çok zor ama bir o kadar enerji veren bu sektörü neden seçtiniz? Kimler etkiledi sizi?

Sanırım insana duyduğum merak ve her bir insanın biricikliğini, birbirimizden farkımızın kıymetini erken yaşta fark ettiğim için hikaye anlatmak istedim. Çocukluğumda, hala idolüm olan  Ertem Eğilmez filmlerini defalarca izleyip,  beni her seferinde alıp götürdükleri yerden çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Ben de öyküler anlatıp, insanlar çektiklerimi izlerken hikayenin kalbine girip bizimle aynı yolculuğa çıksınlar istedim, bu çok büyülü geliyor bana. Sektöre girdiğimde de asistanları olma şansı yakaladığım ustalarım Ömer Kavur, Kartal Tibet, Şerif Gören, Ziya Öztan, Orhan Oğuz, Atıf Yılmaz, Çağan Irmak, bana yol gösterici oldular. Hem dünya hem Türk sinemasında iyi anlatılmış her hikaye beni şimdi de etkiliyor, heyecanlandırıyor, ilham veriyor bu sanırım bitmeyen bir süreç.

KADIN HİKAYELERİ DÜNYADA DA AZ ANLATILIYOR

 Erkek yönetmenlerle kadın yönetmenler arasında bir fark var mıdır sizce?

Ben insanı ne cinsiyet ne de başka bir sebeple ayıran biri değilim, genelleme yapmaktan da kaçınırım. Kimin nasıl bir öykü anlatacağı cinsiyetten bağımsız çok kişisel bir tercih bana kalırsa. Ancak üzülerek şunu görüyorum ki kadın yönetmenlerin bir erkek karakter üzerinden anlattığı kadar, erkek yönetmenler kadın karakter üzerinden öykü anlatmayı tercih etmiyor. Zaten kadın hikayeleri de dünya genelinde daha az anlatılıyor.

BİRBİRİMİZİN İŞLERİNE KARIŞMIYORUZ

Eşiniz Onur Hoca’yla (Tan) birlikte fikir alışverişinde bulunur musunuz? Birbirinizin ürettiklerini izler, yorum yapar mısınız?

Biz Onur’la ilk evlendiğimizde eve iş getirmeme kararı aldık. O yüzden birbirimizin işlerine biri akıl almak istemezse hiç karışmayız. Ama tabii birlikte film izlemek ve fikir alışverişi yapmak, sohbet etmek en sevdiğimiz ortak yönümüz. Hikaye konuşmayı, hayal kurmayı da severiz ama birimiz ihtiyaç duymadıkça birbirimizin işlerine hiç karışmayız.

 ÇOCUKLARIM ANNE KARNINDAN BERİ SETTELER

Anne ve başarılı bir yönetmen… Nasıl düzenliyorsunuz hayatı? Çocuklarınız temponuza alıştı mı?

Hayatta en gurur duyduğum ve en sevdiğim unvan annelik. Çocuklarım ve ailem benim için hayatımın, kalbimin tam merkezi. Her çocuk için doğduğu  aile kendi gerçeğidir. Bizim çocuklarımız da anne karnından beri setteler, beş yaşına kadar yolda gördükleri her kamyona “Aaa set” diyorlardı, anne, baba, mama, kamera demeyi öğrendiler. Bundan da mutlular. Tek sorunumuz yoğun çalıştığımız zamanlar daha az görüşüyor olmamız ve okul yaşına geldiklerinde artık daha az sete gelebiliyor olmaları. Ben ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’yi büyük oğlumla beraber çektim, o üç yaşına gelene kadar neredeyse her gün benimleydi. Şimdi de bütün boş vakitlerimizde beraberiz ve birbirimize çok bağlı bir aileyiz. Çocuklarım işime olan bağımı da bildikleri için artık bunu çok iyi anlıyorlar ve onlar da seviyorlar seti, filmleri, hikayeleri. Ve ikisi de çok dikkatli birer izleyici oldu. Set insanı olduğumuz için iyi bir organizasyon ve yine iyi bir ekip çalışmasıyla iş hayatımızı düzenlemeye çalışıyoruz.

SET RUHUNU YÖNETMENDEN ALIR

Bir setin huzurlu ve işlerin rayında gitmesi yönetmene mi bağlıdır?

Set bir saat gibidir, bütün çarkların doğru işlemesi gerekir. Ama set, ruhunu tıpkı anlattığınız hikaye gibi yönetmenden alır.

DİSİPLİN VE BAĞLILIK BENİM İÇİN ESASTIR 

Sette asla olmazsa olmazlarınız?

Sette herkesin potansiyelinin en iyisini çıkarmasını isterim ve alana kadar da kendim de dahil herkesi zorlarım. O yüzden çalışma disiplini, anlatılan hikayeye bağlılık benim için esastır. Bir de sette her birimin ve herkesin birbirine dürüst olmasını, şeffaf bir set isterim.

Siz duygusal olarak nelerden beslenirsiniz?

Ooooo… Her şeyden… Genellikle küçük, sıradan anlardan. Bazen bir müzik, bir insanın tanık olduğum küçük bir anı, bazen doğada, izlediğim bir videoda, bir filmde bir an, okuduğum bir kitap, bir şiir ve en çok çocuklarım.

İZLEYİCİMDEN KIYMETLİ ŞEYLER ÖĞRENDİM

 Her işinizi takip eden, gönülden bağlı izleyicinize ‘Cinedergi’ aracılığıyla neler söylemek istersiniz?

Kalpten kalbe görünmeyen yollar var. Ben bunu, hiç tanımadığım insanların çektiklerimi tam da benim hissettiğim yerden küçücük anlara kendimce yüklediğim anlamları, aynı yoğunlukla anladıklarına dair bana yazdıklarından, yolladıklarından, söylediklerinden öğrendim. Çok teşekkür ederim hepsine bu kıymetli öğreti için.

 

 

 

1 YORUM

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.