Başrollerinde Scarlett Johansson, Adam Driver, Laura Dern gibi isimlerin bulunduğu filmin senaristi ve yönetmeni Noah Baumbach.

93. Akademi Ödülleri’ne damga vuran filmler arasında olan Marriage Story ya da Türkçe’ye çevrilmiş hali ile “Evlilik Hikayesi” , Netflix’in kitle sinemasının yanı sıra üretip prestij kazanmaya çalıştığı yapımlardan bir tanesi. Zira Alfonso Cauron imzalı Roma filmi de önce piyasaya ardından sinema cemiyetine iddialı bir giriş yapmalarına sebep olmuştu. Çeşitli denemeler ile bunu pekiştirmeye çalışan platform insanları sinema salonlarından koparmaya başladı bile. Belirli salonlar dışında başta Türkiye olmak üzere birçok ülkede vizyona dahi girmeyen Netflix filmleri seyircisi ile bilgisayar, televizyon, telefon vb. cihazlar aracılığıyla buluşabiliyor. Dolayısıyla topluma hizmet eden bir sanat dalını teknoloji aracılığıyla metaya dönüşmesine hizmet ederek “salon” kültürünü öldürüyor. Yarattığı bu yıkımı meşrulaştırarak bir yandan kusurlarını ört bas etmek adına nitelikli film çıkarmaya çalışan Netflix, Oscar Ödülleri’nde hala daha “En İyi Film” kategorisinde ödüle ulaşamadı. Fakat Akademi’nin geçtiğimiz günlerde aldığı karara göre 2020 yılında yaşanan pandemi krizi nedeniyle 2021 ödüllerinde yarışacak filmlerin sinema salonunda gösterme zorunluluğu olmayacak. Bu da Netflix için bir hamle fırsatı yaratıyor.

Filme gelecek olursak, Marriage Story, entelektüel, işlerinde başarılı bir çiftin, ayrılmaya karar verdikten sonraki yaşadıkları sorunları ele alıyor. Çiftin aynı zamanda Henry adında bir çocukları var. İki olgun insanın anlaşmalı bir şekilde birbirinden ayrılması gayet normal bir süreç fakat ortada evlat olunca elbette işler değişiyor. Marriage Story bu sürece ayna tutuyor. Yönetmen Noah Baumbach, aile temasını daha önce Mürekkep Balığı ve Balina (2005) adlı filmde işlemişti. Fakat orada kopuk aile vurgusu daha ön plandaydı. Burada tam aksine kopamama üzerinden bir yol çizmek istemiş. Filmin öyküsü hem güncel yaşantıda hem de sinema tarihinde yeni bir durum değil hatta tam tersi sinemada çok fazla örneği var. Diyaloglar ya da olaylar şaşırtmıyor. Güncel hayatta da bu durum çok rastlanan bir durum. Aile kurumunun dağılması toplumsal açıdan araştırılmaya devam eden bir konu. Son yıllarda gittikçe artan bir problem. İşin toplumsal boyutu bir yana bireyler üzerindeki psikolojik boyutu daha yıkıcı. Marriage Story ise özellikle oyunculuklar sayesinde bu etkiyi net bir şekilde gösterebiliyor. Adam Driver ve Scarlett Johansson, diyaloglara müthiş bağlı kalmalarına rağmen teatral görünmekten kurtulmuşlar ve inandırıcılar. Son dönemlerde aksiyon işlerinde daha çok gördüğümüz bu isimler daha özgür bir set ortamında bunu başarabilmişler. Karakterlerini özdeşleştirerek yüzeysel olmaktan kurtarabilmişler.

Yönetmen Baumbach, karakterler arasındaki dengeyi kurarken eşitlikçi davranmış. Dolayısıyla filmi izlerken Nicole’ü (Scarlett Johansson) haklı bulurken bir anda Charlie (Adam Driver) tarafına geçebiliyorsunuz. Ne erkek tarafını ne de kadın tarafını karşınıza almıyorsunuz. Boşanma sürecinde her iki tarafın da kendince haklı olabileceğini ve iletişimsizlikten doğan sorunların art arda büyüyebileceğini görebiliyorsunuz. Bunları daha iyi anlayabilmek için hikayeye avukat Jay Moratta (Ray Liotta) ve avukat Nora Fanshaw’ın (Laura Dern) eklenmesini görüyoruz. Hukuk sisteminin ya da devlet kurumunun aile kurumu üzerindeki duygusuz kuralları bireyleri yıpratmaya başlıyor. Bunun sonucunda Nicole ve Charlie arasındaki ikili iletişim, aracılar yüzünden kopuyor ve uzlaşma sağlanamıyor. Akabinde birbirlerine karşı saldırgan bir tavır sergilemeye ve birbirlerine karşı saygılarını yitirmeye başlıyorlar ve aslında davayı kazanırken kaybediyorlar.

Marriage Story oldukça olgun bir film. Gerek performansları gerek diyalogları ile yeni bir şey sunmasa da güzel bir tespit filmi. Fakat bunların yanı sıra süresinin uzun olması filmi hantallaştırıyor. Akademi Ödülleri’nde 6 adaylık elde eden filmde Laura Dern, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü almayı başardı ki Altın Küre ve BAFTA Ödülleri’nde de filmin kazandığı tek ödül Dern’e ait. Adam Driver ve Johansson ise kariyerleri açısından oldukça başarılı işlere imza atsalar da akademi için yeterli bulunmadılar.

 

erdinc bozkurt
3 Temmuz 1996 yılında Bodrum’da doğdum. Sinemaya olan merakım ilk olarak oyunculuk ve tiyatro ile başladı. Ortaokul yıllarımda televizyonda yayınlanan Çok Güzel Hareketler Bunlar adlı program, tiyatro skeçleri yazmama ve okulda oynamamda etkili oldu. Liseye geçtikten sonra yazdığım tiyatro skeçleri yerini film senaryolarına bıraktı. Her gün film izleyerek sinemalar.com da amatör yorumlar yazmaya başladım. Uşak Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü okumaya başladım ve sinemanın toplumsal boyutlarını incelemeye başladım. Lisans Bitirme Tezi’mi “Sinemada Amerikan Milliyetçiliği: Süper Kahraman Filmleri Üzerine Değerlendirme” çerçevesinde ele aldım. Yüksek lisansa hazırlanmaktayım ve yüksek lisans tezimi, yaşadığım yer Bodrum’un geçmişten günümüze kültürel ve sinema mekanı açısından dönüşümü üzerine yazmayı hedefliyorum.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.