Netflix’in henüz çıkmadan önce gündeme oturan yeni dizisi Aşk 101’in senaryosunu Meriç Acemi yazarken yönetmen koltuğunda Deniz Yorulmazer ve Ahmet Katıksız oturuyor. Başrollerinde ise Kubilay Aka, Kaan Urgancıoğlu, Alina Boz, Müfit Kayacan gibi isimler bulunuyor.

Netflix şüphesiz ki dizi sektörünün en gözde platformlarından beri. Keza 190 küsür ülkede güncel bir şekilde etkin halde. Sinema gibi sahne sanatını bitirmeye yönelik bir platform olsa da dizi sektörünü “televizyonun” elinden kurtarması olumlu bir gelişme. Türkiye’de belli bir kitlesi olan Netflix ise Türk dizileri üretmeye başlayınca üye sayısını bir hayli arttırdı. Hakan: Muhafız, Atiye, Rise of Empires: Ottoman gibi işler ile büyük yankı uyandırdıkları aşikar fakat bu dizi diğerlerine göre daha farklı bir yapım. Zira ilk 3 dizi daha çok tarihsel dayanaklarla senaryolarının temelini oluştururken kültür tanıtımına da soyunmuşlardı. Elbette o dizilerin eksileri de mevcuttu…

Aşk 101’in konusuna gelmeden önce söylenecek çok şey var. Dizi henüz ilk fragmanını yayınladığı süreden bir süre sonra sahte bir Twitter hesabı tarafından LGBT propagandası yapıyormuş gibi bir paylaşımla Twitter gündeminde uzun bir süre trend olarak kaldı. Güya dizideki Osman karakterinin eşcinsel olduğu çıkarımlarında bulunan ezberci bir güruh, önce diziye daha sonra Netflix’e yönelik hakaret dolu tweetler atmaya başladı. Gitgide büyüyen tepkiler hakaretlerin yönünü Türkiye’de yaşayan eşcinsel kimlikli bireylere çevirdi. Son zamanlarda yaşadığımız coronavirüs dahi bu olayla bağdaştırıldı ! Birçok kişi Netflix üyeliklerini askıya alarak protesto etti. Netflix’in “dış minnaklar” tarafından insanların beynini yıkamaya çalıştığını, Osman karakterinin isminin Hz. Osman’a, dizinin ilk yayın tarihinin Ramazan ayının ilk güne denk gelmesinin ise İslamiyet’e yönelik saldırısına bağlanması ise bizlere bir kez daha eğitimin önemini ve cehaletin sonuçlarını hatırlatıyor. Olayların sonunda Netflix’in Resmi Hesabı bir açıklama yaparak “kendi sözlerinden başka sözlere itimat edilmemesi” gerektiğini belirtti. Tartışmalar sonuçsuz kaldı ve bütün atışmalardan yalnızca dizi kârlı çıktı. Sosyal medyada bulunan birçok sayfada olumlu-olumsuz tepkiler yer aldı ve gün geldi çattı, dizi yayınlandı. Kıvılcımı ateşleyen tweeti atan hesap kısa bir süre sonra kapandı ve dizinin reklam çalışması başarıyla son buldu… Sosyal medyada bu sefer dizinin sahneleri ve karizmatik karakterleri (!) konuşulmaya başlandı. Başta yaratılan eşcinsel ve din tartışmasının büyüklüğü yüzünden dizinin asıl ciddiye alınması gereken meseleler unutuldu.

Dizinin yaratıcısı olan Meriç Acemi, Kiralık Aşk, Erkenci Kuş, Ufak Tefek Cinayetler gibi işleri de kaleme almıştı. Türk dizi sektörünün tek tip işlerinden birçoğunun senaristi olan Acemi, Türk dizilerinin en güzel örneklerinden Çocuklar Duymasın gibi bir yapımdan geliyor olması ilginç bir detay… Deniz Yorulmazer ile de Ufak Tefek Cinayetler yolları kesişmişti. Ahmet Katıksız ise Bizim İçin Şampiyon (2018), Sonsuz Aşk (2017) gibi sinema filmlerinden sonra Kıvanç Tatlıtuğ’un başrolünde olduğu Çarpışma dizisinde görev almıştı. Dizinin mimarı denilebilecek bu 3 isime ait işler reytinglerde veya beyaz perdede geniş kitlelere ulaşan işler olsa da sektörlerini ne kadar ileriye taşıdıkları ve uluslararası piyasada ne kadar “nitelikli” işler ürettikleri tartışılır. Maddi açıdan büyük gelir sağlayan bu “ürünler” Netflix’in dikkatini çekmiş olacak ki bu 3 ismi kancasını takmış. Bu arada dizinin yapımcısının Ay Yapım olduğunu da belirtelim. Dizideki oyunculukların ve oyuncuların da gayet başarılı olduklarını da en baştan belirtmek gerek.

Dizinin hikayesine bakacak olursak çok da şaşırtıcı olmayan bir hikaye var. Okullar arası münazara yarışması sırasında çıkan yangın ve kavgaya sebep olan 4 genç okulun disiplin kuruluna sevk edilir ve okuldan atılmaları konusunda oylama yapılır. Disiplin kurulunda okuldan atmak için oy çoğunluğu yerine oy birliği sağlanması gerekmektedir. 11 öğretmen atılmaları yönünde oy kullanırken Burcu Öğretmen (Pınar Deniz) tam tersi yönde oy kullanır. Fakat Burcu Öğretmen’in de tayini Trabzon’a çıkmıştır ve okul müdürü Nejdet (Müfit Kayacan), Burcu Öğretmen gittiği anda bu gençleri okuldan atmayı kafasına koymuştur. Disiplin kurulu sırasında tanışan bu ekip, Burcu Öğretmen’in İstanbul’da kalmasını sağlamak için plan yapar ve anca birisine aşık ederek kalabileceği yönde karar alırlar. Fakat hiçbirisinin aşk ile ilgili fikri yoktur ve sınıfın en çalışkanı ve aynı zamanda “aşktan” da anlayan öğrencisi Işık’tan (İpek Filiz Yazıcı) yardım isterler ve okula yeni gelen, tutarsız, serseri öğretmen Kemal’e (Kaan Urgancıoğlu) aşık etmeye karar verirler. Bu süreçte de birbirlerini tanımaya başlarlar. Oldukça basit bir hikaye. Fakat bu hikaye oldukça hızlı bir şekilde ilerliyor ve karakterlerin duygusal reaksiyonları bile oldu bittiye getirilmiş. Öğretmeni öğretmene aşık etme operasyonları 2 dakikalık bir muhabbetin sonucunda ortaya çıkıyor ve hayatları pahasına hummalı bir mücadeleye giriyorlar. Zira işin ucunda okuldan atılmaları gibi bir tehlike söz konusu.

Dizi 1998 yılında geçmektedir. Ancak 1998 yılının toplumsal fotoğrafı iyi çekilememiş ve diziyi izlerken nostalji duygusu çok geçmiyor. Eski model arabalar ya da soluk renk tonu bir nebze kurtarsa da genellikle nostaljik duygu için eski bir o kadar da güzel şarkılar kullanılması tercih edilmiş. Dolayısıyla dizideki her boşluk müzikler ile doldurulmak isteniyor. Bunun sonucunda dizinin müziksiz bir şey anlatamaması ve melodramın en belirgin yanları ortaya çıkıyor. Hatta bu müzik işi öylesine abartılmış ki, Adamlar, Athena, Duman, Şebnem Ferah, Mor ve Ötesi, Emre Aydın gibi isimlerin popüler şarkıları kullanılmak isterken şarkıların çıkış yıllarının 1998 sonrası olduğuna bakmak düşünülmemiş olsa gerek ! Geçmiş döneme ait yapılan işler de döneme ait şarkıların kullanılması bu işin altın kuralıdır !

Dizinin belki de en büyük sorunu mantık sınırlarında hareket edememesidir. Nostaljik yapımlar ya da eski yılların hikayesi daima sıcak ve samimi bir dille hatırlanır. Lise hikayeleri de bizde hep aynı etkiyi bırakmıştır. Hababam Sınıfı’nın Çamlıca Lisesi, Hayat Bilgisi’nin Rıdvan Kanat Lisesi, Lise Defteri’nin Kabataş Lisesi her zaman aklımızda kalacaktır. Bitmiş eğitim sistemlerinin yanında kurtarılmayı bekleyen gençlere önderlik eden hocaları görmüştük. Aile tadında dostluk vardı ve bir sıcaklık vardı. Hayatın yalnızca okul olmadığını ya da okulda sadece ders öğretilemeyeceğini anlamıştık. Böylesine güzel işlerin ardından okulda terör estiren, öğretmeni ile münasebetsiz samimiyet kuran Eda, para hırsından dolayı okulda bahis oynatan Osman, okuldan bir öğrencinin kafasına amfi ile vuracak kadar ya da basket maçında hakeme saldıracak kadar sorunlu Kerem, okulda alkol alıp kafasına göre derslere girip çıkan, ucuz filozof Sinan ve çalışkan-saf klişesinin yeni versiyonu Işık’tan oluşan ekip haliyle kendisini sorgulatıyor. Karakterlerin hikayeleri kısmi olarak anlatılsa da derinlemesine işlenmeyerek boyutsuz kalıyor. Günümüz öğrencilerinin lakayıt tavırları maalesef ortada fakat 1998 gibi bir başlık altında günümüz öğrencilerini seyirciye yutturmaya çalışmak biraz işin fantastik boyutu. Toplumsal açıdan resmen tehlikeli sayılabilecek bu ekibin okuldan atılmaması için çabalayan Burcu Hoca ise ne Mahmut Hoca olabiliyor ne Afet Hoca… Elbette kıyaslamak öncelik olmamalı. Fakat yıllarca dizi sektörünün sansürlenmesinden ya da sürelerinin yersiz uzun olmasından hayıflandık. Hem de bu dizinin senarist ve yönetmenleri bu sistemde dizi üreten isimler. Netflix’in Türkiye’de dizi çekmesine umutla bakılmıştı. Sürelerin kısalması, oyuncuların uluslararası camiaya açılması, bütçelerin artması gibi şeyler beklentilerimiz arasındaydı. Süreyse süre, bütçeyse bütçe. Sunulan imkanlar artarken hala daha ilerleme sağlayamayan bu tarz işler olduğu sürece yerimizde saymaya devam edeceğiz gibi.

Dizinin Twitter aracılığıyla yapılan reklamı sonrasında yalnızca eşcinsel bir karakter olması bile “ahlak” kavramını gündeme oturttu. Dolayısıyla ahlak bekçilerimiz, dizideki öğretmen ile öğrencinin cinsel boyutta yakınlaşmasına, öğretmen ile öğrencinin birbirlerine küfürler ederek senli-benli diyaloglar kurmasına, okul sınırlarında alkol içen tiplere, okula yeni gelen öğretmen ile direk eğlence arayan libidosu yüksek öğretmen karakterine, kavga etmeyi alışkanlık haline getirmiş öğrenciye ses etmeyerek yalnızca reklam amaçlı bir yalanın peşinden giderek tüm bunlara ses çıkarmıyor. RTÜK adı altında dizileri denetlemekle görevli olan kurumun, dizilerde kadına şiddet, çok eşlilik, ensest ilişkiler gibi konularda sansür uygulamayıp yalnızca alkol ve küfüre uyguladığı sansürün tam da bu noktada uygulanması gerekmez mi ? Elbette sansür yanlısı değilim, yapılan işler son derece özgür söylemlerde bulunabilir fakat tüm bunlar toplumsal düzeni bozmayacak şekilde olmalıdır. Diziye ait yapılan sosyal medya yorumlarında dizide geçen her şey meşru bir şekilde kabul edilip, dizideki arkadaşlık özenilmiş bir halde. Gençler üzerinde televizyon dizilerindeki ahlaksız ve etik sınırlarına uymayan sahnelere sesini çıkarmayan RTÜK, yine sessizliğini koruyacak mı bilemem fakat etik sınırlarında hareket etmeyen Aşk 101 dizisinin elle tutulur bir yanı yok. Öğretmeni ile öğrencinin öpüşmesi gibi bir olay zaten skandal sayılabilecekken yalnızca öğretmenin işine son verilmesi ve öğrencinin ceza dahi almaması bir başka saçmalık.

Son yıllarda çerez gibi tükettiğimiz dizi sayısının artmasında şunu görüyoruz ki nicelik arttıkça nitelik azalıyor. Netflix’in ortaya çıktığı ilk anlardan itibaren fantastik ya da tarih türünde yaptığımız denemeler çok harika olmasa da umut veriyordu. En azından kültür tanıtımı olduğu düşüncesi ile olumlu bir gelişmeydi ve buna hizmet eden yapımlar gurur veriyordu. Fakat Aşk 101’in bu konuda bir amacı olmadığı aşikar. Nereden bakarsanız bakın elinizde kalıyor. Tabi ki dizilerin illa ki bir hizmet sunması ya da insanları derin düşüncelere sevk etmesi gerekmez. Hatta birçok dizinin mesaj kaygısı bile olmayarak seyircinin sadece anı öldürmesine yardımcı oluyor. Vakit öldürtüyor olması izlenmesi için geçerli bir sebep olsa da bu durum o diziyi kaliteli yapmaz.

Dizinin konusuna tekrar dönecek olursak dizinin finalinde tüm okul önünde özür dileyerek yaptıkları bütün suçlardan feragat edebilecek olan çete bunu da gurura dökerek tören meydanında yine isyan ediyor. Akabinde onlardan nefret eden bütün okul birden onları halk kahramanı ilan ederek alkışlıyor. Burada dizinin bir mesajı olmadığını tekrar bizlere hatırlatması manidar. Dizide tek üzüldüğüm karakterin okulda düzeni sağlama amacı olan Nejdet Hoca olduğunu da belirtmek gerekir. Buna ek olarak en başta belirttiğim gibi dizi geçmiş ile günümüz arasında git-gel yapıyor. Lisedeyken birbirlerine “20 yıl sonra tekrar buluşalım” diye söz veren bu çete için 20 yıl sonrası geliyor çatıyor ve çetenin tekrar toplanabileceği merak konusu. Birbirleriyle okulu savaş alanına çeviren ve birbirleriyle yeterince kaynaşan ekibin 20 yıl boyunca ne olup da görüşmediği ise 2.sezon gelene kadar havada kalıyor ve görüşebilecekler mi bilinmiyor. Umarım bu dizide yaşananlara özenen ergenler türemez ortalıkta. Şekilci yaklaşımlar ile dizinin içeriğinden çok görünümü ile ilgilenen kesim ezberci ve yüzeysel bir yaklaşım ile olumsuz mesajlar çıkarmaz umarım. “Alt tarafı dizi” mantığıyla bu tarz yapımların rağbet görmesi birçok olumsuz şeyi meşrulaştırmaktan öteye gitmiyor. Bunun da etkisini zaman içerisinde görebiliyoruz. Yalnızca bir şeyler izlemek amacı ile izlenebilecek dizinin başka bir amacı yok. İzlemek isteyenler için bunu bilmek yeterli diye düşünüyorum.

 

erdinc bozkurt
3 Temmuz 1996 yılında Bodrum’da doğdum. Sinemaya olan merakım ilk olarak oyunculuk ve tiyatro ile başladı. Ortaokul yıllarımda televizyonda yayınlanan Çok Güzel Hareketler Bunlar adlı program, tiyatro skeçleri yazmama ve okulda oynamamda etkili oldu. Liseye geçtikten sonra yazdığım tiyatro skeçleri yerini film senaryolarına bıraktı. Her gün film izleyerek sinemalar.com da amatör yorumlar yazmaya başladım. Uşak Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü okumaya başladım ve sinemanın toplumsal boyutlarını incelemeye başladım. Lisans Bitirme Tezi’mi “Sinemada Amerikan Milliyetçiliği: Süper Kahraman Filmleri Üzerine Değerlendirme” çerçevesinde ele aldım. Yüksek lisansa hazırlanmaktayım ve yüksek lisans tezimi, yaşadığım yer Bodrum’un geçmişten günümüze kültürel ve sinema mekanı açısından dönüşümü üzerine yazmayı hedefliyorum.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.