Derek Kolstad tarafından yaratılan, bu sefer sadece Chad Stahelski tarafından yönetilen John Wick, serinin ikinci filmi ile bir ivme kazanmaya çalışsa da bunu başaramıyor ve tekrardan öteye gidemiyor…

Emeklilikten intikam uğruna vazgeçen, “efsanevi” tetikçi John Wick öldürmeye devam ediyor ve görkemli aksiyon sahneleri ile stilize bir yapıyı koruyor. Fakat filmin senaryosuna baktığımızda bu yapı anlamını yitiriyor. İlk filmde kalan macera aynı yerden devam ediyor ve üstüne çok fazla bir şey koyamıyor. Rus mafyasını çökertme girişiminde olan John Wick kaldığı yerden devam ediyor ve senaryo oldukça zorlama bir hal alıyor. İlk filmin senaryosundan farklı olarak mekan seçimleri biraz göze çarpsa da aksiyon sekansları oldukça absürt ve mantık dışı. Filmin türünde fantastik ya da bilim kurgu dahil edilseydi belki de reaksiyonu yumuşatabilirdi…

Aksiyon sahnelerinde elbette ciddi bir uğraşın olduğu tartışılmaz. Filmin başlarında yer alan yağmurlu araba sahnesi ve Ruby Rose ile aynalar arasındaki dövüş sahnesi kuşkusuz başarılı. “Kuşçu” rolündeki Laurence Fishburne ise arka planda olmasına rağmen karizmatik bir rolde.

Lübnanlı oyuncu Keanu Reeves ise mimiksiz hareketleri ve üstüne düşünülmemiş imajı ile kötü bir profil çiziyor. Özellikle 90’lı yıllardan 2000’lerin başına kadar aksiyon filmlerinin adeta jönü olan Reeves, kendi imajını da karalamaya devam ediyor. Her ne kadar bu seri ile popülerlik kazanarak bir ikon haline dönüşse de nitelik kaybına uğradığı aşikar…

New York’tan başlayan macera bu sefer uluslararası bir arenada devam ediyor. İtalya’nın tarihi bölgelerinde çekilen film karanlık yapısı ile iyi bir görsellik sunamıyor fakat mekan tercihleri gayet müspet. Tek tek adam öldürerek ilerleyen kahramanımız bol kanlı bir işe girişiyor ve fevkalade bir kıyım gerçekleştiriyor (!) ve mantık hatalarını da devamında getiriyor. Hem ilk filmde hem ikinci filmde akıllara “polisler” başta olmak üzere birçok soru işaretini getiren olay örgüsü, aksiyon sekanslarının arkasında kalıyor ve bitmek bilmeyen tempo, karanlık atmosfer eşliğinde görsel bir seyir zevki sunuyor. Bu yapıyı Antoine Fuqua “Adalet” serisinde çok daha iyi kullanmıştı.

Atilla Dorsay ise eleştiri yazısında ” Ve böylece film, bu görkemli suç ve cinayet abartmasıyla bambaşka bir niteliğe ulaşıyor: Bir tür gerçek-üstücülüğe… Bilenler bilir, sinemada nasıl Gerçekçilik, Yeni-Gerçekçilik gibi akımlar var idiyse, bir dönemde de Gerçek-Üstücülük/ Surrealisme akımı vardı. ” şeklinde bahsetmiştir.

Uğur Vardan ise filmin içinde barındırdığı göndergeleri şu cümlelerle ele almaktadır: “Wick’i canlandıran Keanu Reeves’la, ‘The Matrix’ serisindeki partneri Laurence Fishburne’ü bir araya getirmesi ve ikili aracılığıyla ‘Wachowski kardeşler’in klasiğine selam göndermesi (zaten yönetmen Stahelski de, Reeves’ın ‘The Matrix’teki dublörlerindendi). İkincisi de Orson Welles’in ünlü ‘Şanghaylı Kadın’ına (‘The Lady from Shanghai’) saygı duruşu niteliğindeki aynalar labirentindeki çatışma sahneleri… Bu iki hamle, sadece görselliği yeterli bulmayan izleyici için ağızlara sürülen bir parmak bal niteliğinde.”

Dinsel alt metinlerin de desteğini alarak ilerleyen serinin ikinci filmi, ilk filme dair bazı soru işaretlerini gün yüzüne çıkarıyor ve aksiyon sevenler için iyi bir tempoda ilerliyor. Bu tarz filmler özellikle Türkiye’de çok rağbet görüyor. İlk film yaklaşık 260 bin kişi tarafından izlenirken bu film, Box Office Türkiye verilerine göre yaklaşık 728 bin kişi tarafından izlenerek 9.1 milyon lira civarı gelir elde etmiş. 40 milyon dolar civarı bütçesi olduğu tahmin edilen filmin boxofficemojo.com verilerine göre dünya çapındaki hasılatı 171 milyon dolar civarında. Bu şekilde izlendikçe John Wick daha çok adam öldürür, ne diyelim…

 

erdinc bozkurt
3 Temmuz 1996 yılında Bodrum’da doğdum. Sinemaya olan merakım ilk olarak oyunculuk ve tiyatro ile başladı. Ortaokul yıllarımda televizyonda yayınlanan Çok Güzel Hareketler Bunlar adlı program, tiyatro skeçleri yazmama ve okulda oynamamda etkili oldu. Liseye geçtikten sonra yazdığım tiyatro skeçleri yerini film senaryolarına bıraktı. Her gün film izleyerek sinemalar.com da amatör yorumlar yazmaya başladım. Uşak Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü okumaya başladım ve sinemanın toplumsal boyutlarını incelemeye başladım. Lisans Bitirme Tezi’mi “Sinemada Amerikan Milliyetçiliği: Süper Kahraman Filmleri Üzerine Değerlendirme” çerçevesinde ele aldım. Yüksek lisansa hazırlanmaktayım ve yüksek lisans tezimi, yaşadığım yer Bodrum’un geçmişten günümüze kültürel ve sinema mekanı açısından dönüşümü üzerine yazmayı hedefliyorum.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.