Türk Sineması’nda şehir hayatı içinde ekonomik ve kentsel sorunların ortasındaki bireyin yaşadığı krizlere dair pek fazla film yok. Kentli birey dendiğinde akla gelen ilk örnek 1980’lerdeki Türk Sineması, ardından Zeki Demirkubuz filmleri örneğin C Blok (1994) ya da Yeraltı (2012)… Son dönem karşımıza çıkan örnekler ise  taşra bunalımından çıkamayan karakterleri odak noktasına alıyor.

Küçük Şeyler’in baş karakteri Onur, ilaç mümessili olduğu şirketten ekonomik küçülme bahanesiyle işten atılır. Onur, kentte korunaklı lüks bir sitede yaşamak uğruna borçlanarak ev satın alan ve bu borcu ödemek için yabancılaşma sorunu yaşadığı /hoşlanmadığı bir işte çalışmaya mecbur olan kısır döngü içindeki bireyin temsili. Filmin başarısı tam da doğadan ve birbirinden kopmuş, kendilerini şirket verimliliğine adamış beyaz yakalı insanın içinde bulunduğu durumu anlatmasında. Kıvanç Sezer’in bütünlüklü ve entelektüel arka plana sahip bir sineması var. İlk filmi Babamın Kanatları (2016) ile Küçük Şeyler arasındaki devamlılık gayet net. Babamın Kanatları filminde inşa edilen konutlarda yaşayanları görüyoruz bu filmde.

Küçük Şeyler geleneksel anlatı sinemasında olduğu gibi kişisel hikayelere bağlanıyor. Öykünün sonunda büyüyen ayakları üstünde duran kişinin Bahar olduğunu görüyoruz. Anlatılan tüm sorunlar, merkeze alınan tüm temalar annesinin biricik oğlu Onur’un kendisine yemek dahi yapamayışından, tek başına çöpünü dahi toplayamayışından, kendisine emanet edilen kediye bakamayışından öteye gidemiyor.  Onur, annesinin ona hitap ettiği şekliyle “oğluş” olarak kalmış, başının çaresine bakamayan, büyüyemeyen ve sıkışınca intihar etmek isteyen bir çocuk adam. Bahar onu terk ettikten sonra darmadağın bir yaşam sürüyor. Sürekli karşısına çıkan ve baba figürü boşluğunu dolduran Hikmet Bey’de yansımasını görüyor. Hikmet Bey gibi günün birinde yalnız kalmaktan korktuğu için tıraş olup Bahar’ın okul çıkışına gidiyor. Bir parkta salıncaklara oturuyorlar arkadan iki çocuk gibi görünüyorlar bu sahnede.

Bahar filmde iki ayrı kadını canlandırıyor sanki. İlk bölümde uzun saçlı, Onur’un her söylediğine inanan, inanmak isteyen, daha evcimen ve uyumlu. Bahar’ın değişimi Onur’un “evin erkeği” rolünü aksatmasıyla başlıyor ve giderek tırmanıyor. Onur’un işsizliği ve bunalımı uzayınca Bahar saçlarını kısacık kestiriyor ve asabileşmeye başlıyor. Uzlaşmacı tavırlarını bırakıyor. Film bize, Bahar’ın /eşin / kadının evcilliğinin, uyumunun, sevgisinin erkek eve para getirdiği sürece / “erkeklik” rolünü sürdürdüğü sürece mümkün olduğunu söylüyor. Masada yemek koymuyor Onur’un tabağına. Daha önce koyduğunu biliyoruz. Onur’un annesi “Bahar böyle şeyler yapmazdı” diyor o sırada. Bahar, başından beri böylesi bir figür olsaydı politik anlamda yanlış bir durum arz etmeyecekti. Ancak bu haliyle Bahar pazarlık yapan bir karakter. Evin erkeği eve para getirmediği için “ben de tabağına yemek koymam” diyor bir nevi. Yoksa buradaki tavrı kadın ve erkeğin eşitliğini benimsemesinden, ev içi ücretsiz emeğin farkında olmasından ve eşit rol dağılımı talep etmesinden kaynaklanmıyor.

Küçük Şeyler’i aynı dönemde festivallerde gösterilen Nuh Tepesi, Ceviz Ağacı ve Kronoloji’den, Bozkır‘dan ayrı düşünmek mümkün değil; Şenay Aydemir’in ifadesiyle “Taşra sıkıntısı, taşralı erkek halleri, baba-oğul hesaplaşmaları. Türkiye sineması, taşralı erkeğin dertlerinden, erkek çocuklarının babalarıyla olan sorunlarından, köy ve kasaba buhranlarından bir türlü kurtulamıyor”. Birbirinden hayli farklı yönetmenlerin çektiği bu filmler hep aynı yere bağlanıyor; beş yaşında takılı kalmış, kendisini çekip çeviren anaç bir kadın olmadığında boşluğa düşen, büyümeyen, çocuk kalan, sorumluluk alamayan, baba özlemi içindeki erkekler.

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.