Ana Sayfa Film Kritik Dansın Cinselliği: Ve Sonra Dans Ettik!

Dansın Cinselliği: Ve Sonra Dans Ettik!

0
66

Levan Akın’ın Ve Sonra Dans Ettik isimli filmi, adından da anlaşılacağı üzere daha ilk sahnesinden dans görüntüleri ile bizi karşılıyor. Ancak bu film salt dans olgusunu ele almakla kalmıyor, dans cinselliğinin yaratım sürecinde toplumsal stereotiplerin  ne derece etkili olduğunu gösteriyor. Filmin ilk diyaloğunda dans hocasının, Gürcü dansında cinselliğin olmadığını söylemesi bazı toplumların cinsellik olgusuna nasıl bir bakışı olduğunu bizlere gösteriyor. Sinemayı toplumsal bir ayna olarak ele aldığımızda, bize sunulan toplumda cinsellik olgusuna dair inkarı ve bastırılmışlığı görüyoruz. Bununla birlikte Merab’ın dansını ‘fazla yumuşak bulması’ ve Mary’in bakışlarının ise ‘fazla cilveli olması’nı eleştirirken yine bazı toplumlarda cinsel kimliklerin ve yerine getirilmesi gereken rollerin de bir o kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Filmde dans öğretmenleri Aleko, cinsel kimliğin ve rollerin sağlanması konusunda toplumsal kontrol mekanizmasını oluşturan çarklardan biri olarak karşımıza çıkıyor.

Daha küçük yaşlarda dans için Merab ile eşleştirilen Mary ise ‘Batı’ toplumuna imrenen bir genç kız simgesi olarak karşımıza çıkıyor. Gündelik hayatta karşımıza çıkabilecek hemen hemen her şeyi Londra ile kıyaslayan ve Londra’yı idealleştiren bir genç kız portesi çiziyor. Elinde yer alan sigara paketinin Londra’dan geldiğini her fırsatta dile getiriyor. İçindeki sigaraların bitmesine rağmen hala aynı paketi  kullanıyor ancak içindekileri değiştiriyor çünkü bu durum içindeki sigaraların daha kaliteli olduğunu düşünmesine yol açıyor. Psikolojide plasebo etkisi olarak adlandırılan bu durumun farkında olduğunu söyleyen Mary’de, bu etkiyi yaratan düşünce ise ‘ideal Batı’ algısından kaynaklanıyor.

Ve Sonra Dans Ettik, Merab’ın çocukluğundan beri yer aldığı gürcü dans topluluğuna,  Irakli’nin katılması üzerine kendi cinsel kimliğinin ve yöneliminin keşif öyküsünü anlatıyor. Filmde iki kişi arasındaki bir aşk hikayesini değil Merab’ın iç dünyasına ait  farkındalığını nasıl kazandığını görüyoruz.  Bu keşif ile Merab kendini daha fazla tanımaya çalıştıkça toplum ve ona ait kontrol mekanizmaları çeşitli engeller ile karşısına çıkacaktır.

Gürcü dansının, yalnızca belirli hareket örüntüleri olmakla kalmayıp ulusun özü olarak görülmesi, film boyunca belirli otoriteler tarafından sıkça dile getiriliyor. Gürcü dansı, gürcü toplumunun bir aynası olarak kabul edildiğinden o alana ait her birey-parça, ideal bütüne uymak üzere sürekli şekillendiriliyor. İdeal cinsel kimlik ve rollere uymayan bireyler-parçalar anormal olarak nitelendirilip var olan yapıyı bozmamak adına ya dışlanıyor ya da yeni bir şekillendirme sürecine sokuluyor. Filmde bu duruma örnek olarak dansçılar arasında dolaşan bir dedikodu ile kulak misafiri oluyoruz. Ana dans topluluğundaki bir erkeğin eşcinsel bir davranışı üzerine dans grubundan çıkartılıp, ‘normalleştirilmek’ adına manastıra yollanması, toplumsal kontrol mekanizmasının gücünü ve sağlamlığını bize gösteriyor.

Merab’ın, gürcü dansı için öğretmenleri tarafından yeterince içten olmadığını ve ‘yumuşak’ olduğunu film boyunca sık sık duyuyoruz. Halbuki Merab dansta iyi olabilmek adına bulduğu her fırsatta elinden geldiğince pratik yapıyor. Ancak hiçbir zaman gerçekten gürcü dansını sevdiği için tutkuyla çalışma yapan birini görmüyoruz, sadece ana dans takımına girebilmek adına kendini sürekli zorlayan biri olarak Merab karşımıza çıkıyor. Peki gerçekten o tutku yoksa nedir Merab’ı ana dans grubuna girmek için ısrarla çalıştıran? Belki de dansı, var olan sorunlardan, o sorunların var olduğu aile ve toplumdan kaçmak adına bir çıkış yolu olarak görüyor. Merab’ın özel hayatına baktığımızda gerek ailesinin ekonomik durumu gerek abisinin alkol problemi ve sorumsuz tavırları arasında yok olup gitmekten kurtulmaya çalışan birini görebiliriz. Tüm bu problemlerin içerisinde Merab’ın kendi cinsel keşfini neden geç yaşadığını anlamak güç değil.

Filmin son sahnesinde dans seçmelerine katılan Merab, bu sefer gürcü dansı yerine kendi dansını her türlü eleştiri ve baskıya rağmen korkusuzca sunuyor. Bu korkusuz sunuş, bireyin özbenliğinin farkında oluşu ve ona  kucak açması ile kamusal cinsiyetin, kişinin kendisi üzerindeki kontrolünün yıkılışının bir gösterisi haline geliyor.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.