Sanskrit dilinde “dünyanın sonsuz döngüsü” anlamına gelen Samsara, Ron Fricke yönetmenliği ile bu döngüyü muazzam bir pencerede aktarmış. 1992 yılında çektiği Baraka 24 ayrı ülkede toplam 14 ayda çekilmişti. Samsara ise 25 ayrı ülkede çekilmiş. Yönetmen Ron Fricke, tıpkı Baraka filminde kullanmış olduğu sözsüz, müzikal gösteri geleneğini bu filmde de devam ettirmiş.

Bir belgeselde olması gereken en önemli unsur belki de görüntü yönetmenliğidir. Ron Fricke ise bu konunun titizliğini bildiğinden olsa gerek hem Baraka hem de Samsara’nın görüntü yönetmenliğini kendisi yapmış. Belgeseli izlerken tıpkı profesyonel fotoğraf kareleri görmüş etkisi yaratıyor. Bu kareler ise sıradan manzaralar gibi gözüken fakat alt metinlerde hayata dair sorgulayan mesajlar içeriyor.

Hindistan, Myanmar, Çin, Türkiye, Ürdün, Mali, ABD, Fransa, Brezilya, Danimarka, Angola, Etiyopya, Japonya, BAE, İtalya, Güney Kore, Tayland, Filipinler, Gana , Filistin, Mısır, Suudi Arabistan, Endonezya, Nepal, İsrail olmak üzere 25 ayrı ülkede yapılan çekimler göz dolduruyor.

Belgesel dini mabedlerin sergisi ile açılış yapıyor ve insanlığın yaratılıştan günümüze kadar inanmış olduğu dinlerin ve dini ritüellerin mistik havasını sunuyor. Özellikle Asya coğrafyasında bulunan heterojen yapı bu durumun önemli örneklerinden.
Diyalogsuz ve anlatıcı olmadan bir şeyler anlatmak isteyen Ron Fricke akıllara Charlie Chaplin’in meşhur sözünü getiriyor; “Konuşursam beni sadece ingilizce bilenler anlayacak.

Ama sessiz bir filmi herkes anlayabilir.
Ve dünya Amerika’dan ibaret değil…”

Gerçekten de susarak bu kadar çok şey anlatmak sadece Ron Fricke’nin harcı olabilir. İnsan, doğa karşısında acizdir. Fakat insan nankördür ve doğaya hükmetmeye başlamıştır. Eskiden tabiat ana olarak görülen doğa şimdi insanın fuzuli (!) ihtiyaçlarını karşılamak için kullandığı bir paçavraya dönüşmüştür. Sanayi Devrimi ile birlikte gerçekleşen fabrikalaşma hem doğayı hem de insan emeğini sömürmek için harika bir sistem geliştirmiştir. Kapitalizm!

Baraka’da da karşımıza çıkan makineleşme ve yabancılaşma kavramları Samsara’da da gün yüzüne çıkıyor. Fabrikada çalışan insanların Marx’ın da bahsettiği gibi emeğine yabancılaşması kaçınılmaz bir olaydır. Bu yabancılaşma da makineleşme kavramını beraberinde getirir. Tolga Karaçelik’in Gişe Memuru filminde de net bir şekilde gördüğümüz bu kavram, insanın tıpkı bir robota dönüşüm geçirmesini anlatır.

Makineleşme ile birlikte işleyen sistemin adı kapitalizmdir. Samsara kapitalist dünyanın temsilini ince çizgilerle çizmiştir. Brezilya’da bulunan varoş mahalle ile üst sınıf arasındaki sınır bu çizginin en önemli temsiliyetidir. Barakalarda yaşayan insanlarla plazalarda keyif süren insanlar aynı Tanrı’nın çocukları değil midir ?

Belgeselde gördüğümüz başka bir kavram ise insanın insana yabancılaşmasıdır. Metropol yaşantısının insanlar arasında bir yabancı olgusu yarattığı ve iletişimi zayıflattığı gerçeği kaçınılmazdır. Yanımızdan geçen bir insanın bile varlığı bizim için önemsizleşmiştir. Yaratılan bu kitle toplumu, toplum içinde her bireyin kendi özerk dünyasının olduğunu gösterir. Bu özerklik “devlet” adı verilen bir kurum ile çevrelenmiştir. Devlet bir bütüncül kurum olsa da birey bencil bir varlıktır.

Time Lapse çekimler ve eşsiz doğa manzaraları Samsara denilen döngüyü tıpkı paradoksal yapı gibi sunmaktadır. Bazı izleyiciler için sıkıcı gelebilecek belgesel biraz kısa geldi açıkçası… 1 saat 41 dakika bazı şeyleri anlatmak için kısa gelmiş. Ayrıca Fricke’nin ülke repertuvarını genişletmesi gerekir diye düşünüyorum.
Her kültür kendi içerisinde bir ilah yaratır. Bu ilah bazı toplumlara göre bir Tanrı iken bazı toplumlara göre bir obje olabilir. Samsara, dünya dediğimiz bütüncül gezegenin içerisinde bulundurduğu bencil toplumları renklendirmiş. Milliyetçi ya da aşağılayıcı bir unsur bulundurmazken sistem eleştirisini yapmaktan da geri kalmamış. Öncesinde Baraka ile birlikte mutlaka izlenmesi gereken, tek kelime ile “muazzam” bir belgesel…

erdinc bozkurt
3 Temmuz 1996 yılında Bodrum’da doğdum. Sinemaya olan merakım ilk olarak oyunculuk ve tiyatro ile başladı. Ortaokul yıllarımda televizyonda yayınlanan Çok Güzel Hareketler Bunlar adlı program, tiyatro skeçleri yazmama ve okulda oynamamda etkili oldu. Liseye geçtikten sonra yazdığım tiyatro skeçleri yerini film senaryolarına bıraktı. Her gün film izleyerek sinemalar.com da amatör yorumlar yazmaya başladım. Uşak Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü okumaya başladım ve sinemanın toplumsal boyutlarını incelemeye başladım. Lisans Bitirme Tezi’mi “Sinemada Amerikan Milliyetçiliği: Süper Kahraman Filmleri Üzerine Değerlendirme” çerçevesinde ele aldım. Yüksek lisansa hazırlanmaktayım ve yüksek lisans tezimi, yaşadığım yer Bodrum’un geçmişten günümüze kültürel ve sinema mekanı açısından dönüşümü üzerine yazmayı hedefliyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.