Çizgi-roman şirketi Marvel’in 2008 yılından bu yana yaratmış olduğu “Marvel Sinematik Evreni” , 21. bölümünde bir kadın süper kahraman ile yoluna devam ediyor. Tüm dünyada merakla beklenen Avengers:Endgame filminden yaklaşık 1.5 ay önce vizyona girmesi, Avengers:Endgame filminde kilit bir role sahip olacağının göstergesi gibi duruyor. Ayrıca filmin vizyon tarihinin manidar bir şekilde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne denk gelmesi dikkat çekici bir unsur. Kadın yönetmen, kadın süper kahraman, kadın müzisyen vs. gibi bir cast ekibine sahip olsa da filmin temasının “kadın” olmak gibi bir gayesi yok. Çizgi-roman dünyasının ezeli iki rakibinden bir diğeri DC Comics, Petty Jenkins imzalı Wonder Woman filmi ile buram buram feminizm kokan bir film ortaya çıkarmıştı. Fakat o filmin dayanak noktası Yunan mitolojisinin feminist ütopyası Amazonlar olduğu için özgün bir yorumlama olamamıştı. Captain Marvel ise bu konuda rakiplerine göre bir sıfır önde başlıyor.

Carol Danvers, Amerikan ordusunda görevli bir pilottur ve bir görev esnasında Tesseract (Uzay Taşı) adı verilen güç kaynağı sayesinde çeşitli güçler kazanır. Bu görev sonucunda hafızasını kaybeder ve Kree güçleri tarafından gezegenlerine götürülür. Daha sonra tesadüf (!) eseri tekrar Amerika’ya düşer ve geçmişi ile kendi hikayesi arasında yapboz parçalarını birleştirmeye başlar ve tekrardan ateşlenen bir savaşın içinde yer alır. Oldukça inatçı ve bir o kadar da azimli olan Danvers bu savaşı bitirmeye niyetlidir. 

Yönetmenler daha önceden Sugar, It’s Kind of a Funny Story gibi başarılı işlere imza atmışlardı fakat bağımsız sinema olarak yaptıkları bu işler ile Captain Marvel arasında tür farkı olduğu aşikar. Marvel Sinematik Evreni’nde genellikle büyük işler yapamayan fakat potansiyel barındıran yönetmenler tercih ediliyor bu durum değişiklik göstermemiş. Anna Boden ve Ryan Fleck ikilisi daha önceden bereber çalıştıkları gibi bu filmde de uyumlu bir ekip işi çıkarmışlar. 

Filmin senaryosu aslında farklı spin-off hikayeler çıkabilecek öyküler barındırıyor. Yüce zeka adı verilen bir simülasyon detaylı işlenmese de apayrı bir bilim-kurgu hikayesi yaratabilecek güçte bir malzeme. Bunun yanı sıra Skrullar ve Kreeler arasındaki savaş ön plana çıkarılarak başka bir hikaye anlatılabilir. Bu yönden oldukça zengin bir hikaye ağı var elimizde. Asıl dikkat etmemiz gereken film bu kadar öyküyü ölçüsünü kaçırmadan ele alabilmiş mi? 

Filmin kurgusu bu konuda bize en çok yardımcı olan şey ve fragmanın aksine sürprizlerle ilerliyor. Marvel iyi polis-kötü polis tarzı şaşırtmasını daha önce de karşımıza evrenin diğer filmlerinde kullanmıştı. 

Filmin mekan seçimine ayrı bir parantez açmak gerekir. Zira mekan tasarımı ve dekor oldukça başarılıydı. Görüntü yönetmenliği ile anlam kazanan mekanlar bir bütünlük oluşturmakta. Yer yer bilim-kurgu filmlerinin ihtişamlı ütopyaları, yer yer Amerika’nın 90’lı yıllardaki kasabaları tutarlı bir iş olmuş fakat kanyon kapışması ne hikmetse Independence Day filmini anımsattı !

Brie Larson ise karaktere renk katmış. Bu karakter için yaratılmış diyemesek de kostümün hakkını vermiş. Halbuki kendisi Room, Short Term 12 gibi işlerde çıtanın üstüne çıkarak göz dolduran performanslara sahipti. Samuel L. Jackson veya Lashana Lynch ile olan uyumu bir an body-movie esintisi yaratacak mı diye sorgulatsa da bu durum gerçekleşmiyor. Samuel L. Jackson yer yer hem mizah hem karakter olarak Brie Larson’un önüne geçiyor olsa da Marvel hayranları için bu durum çok sorun teşkil etmiyor zira Nick Fury de MCU karakterleri arasında mihenk taşı. Fakat spin-off filmi yalnız ele aldığımızda bu durum eksi bir nota dönüşüyor.

Jude Law ise geçen yıl çıkan Fantastik Canavarlar serisi ile fantastik sinemada popüler bir işte boy göstermişti fakat ne yazıktır ki Harry Potter evreninin en sönük işinde yer alarak hayal kırıklığına uğramıştık. Bundan öncesinde Sky Captain ya da Kral Arthur yapımlarında yine karşımızdaydı fakat bu işler kitle sineması adına çok büyük ses getirememişti. Fakat Law, başarılı oyunculuğunu Yon-Rogg’a bürünerek bir kez daha göstermiş.

Filmde en dikkat çekici unsurlardan birisi Skrullar’ın tasarımı ve makyajı üzerinde çok durulamamış hissi olmasıydı. Kerem Akça Skrullar’ı çizgi film kafası olarak yorumlamakta ve bu durumu boyutsuzluk olarak görmekte. Hatta filmin bazı bölümlerinde Skrullar sinema tarihinin en iyi öğretmenlerinden Master Yoda’yı anımsattığı bi gerçek. Fakat şunun da altı çizilmelidir ki Marvel Evreni Star Wars serisine çok fazla göndergede bulunuyor. Bu durum ona bir atıf mıdır yoksa amatörlük müdür tartışılır.

Filmin müzikleri ise Türk bir kadına emanet edilmiş. Bu Marvel Evreni’nin ilk kadın müzisyeni olması gibi de müstesna bir özelliğe sahip. Pınar Toprak, Hollywood’un -bence- en başarılı müzisyeni Hans Zimmer ile başlayan kariyerinden sonra kendi başına ağır bir yükün altına girmiş ve oldukça başarılı bir şekilde kalkmış. Justice League filminde müzik departmanında çalışan ve Krypton dizisinde yine composer olan Toprak, süper kahraman dokusunu çabuk kapmış. Oldukça gururları okşayan Pınar Toprak’ın yolu açık gözüküyor…

Görsel efektler  2019 Oscar adaylarına göz kırpar nitelikteydi. Nick Fury karakterinin gençleştirilmesi kusursuzdu! Bunun yanı sıra aksiyon sahnelerinde kullanılan teknolojik efektler oldukça canlı ve renkliydi. Standart aksiyon filmleri gibi göz dolduracak seviyede değil aksine özgün unsurlar barındırmakta. 4 ayrı kedi tarafından canlandırılan Goose karakteri de bu unsura dahil…

Marvel Evreninin oyundan önce (!) son filmi olan Captain Marvel, karakterlerin ve serinin yaratıcısı ve yakın bi tarihte hayatını kaybeden Stan Lee’ye saygısını atlamıyor. Filmin jeneriğinden, tren sekansına uzanan süreçte mutluluk veren bir hüzün yaratıyor. Popüler kültürün en güncel şampiyonu ve gişelerin zengini Marvel Comics akıllara kazınacak türde olmasa da seri içerisinde yer edinecek bir film çıkarmış. Sinematik Evren’in genel hikayesine birçok referansta bulunması, filmi izlenebilir kılıyor zira daha önceden oluşan soru işaretleri bu halkada cevap buluyor (hele o Nick’in gözünü kaybettiği sahne.). 90’ların nostaljisi ile epik boyut kazanan Captain Marvel, ne çok derinleşebilen ne de yüzeysel geçiştiren orta karar; bir o kadar da emek barındıran bir iş olmuş. Milyar barajını geçeceği olası gözüküyor.

erdinc bozkurt
3 Temmuz 1996 yılında Bodrum’da doğdum. Sinemaya olan merakım ilk olarak oyunculuk ve tiyatro ile başladı. Ortaokul yıllarımda televizyonda yayınlanan Çok Güzel Hareketler Bunlar adlı program, tiyatro skeçleri yazmama ve okulda oynamamda etkili oldu. Liseye geçtikten sonra yazdığım tiyatro skeçleri yerini film senaryolarına bıraktı. Her gün film izleyerek sinemalar.com da amatör yorumlar yazmaya başladım. Uşak Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü okumaya başladım ve sinemanın toplumsal boyutlarını incelemeye başladım. Lisans Bitirme Tezi’mi “Sinemada Amerikan Milliyetçiliği: Süper Kahraman Filmleri Üzerine Değerlendirme” çerçevesinde ele aldım. Yüksek lisansa hazırlanmaktayım ve yüksek lisans tezimi, yaşadığım yer Bodrum’un geçmişten günümüze kültürel ve sinema mekanı açısından dönüşümü üzerine yazmayı hedefliyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.