Spike Lee’nin Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül ile döndüğü Karanlıkla Karşı Karşıya filmi, kara mizah ile yoğunlaştırılmış, politik bir hikayeye dayanıyor. Filmin ana karakteri Ron Stallworth’un otobiyografik kitabından uyarlanarak ortaya çıkan film, Ron Stallworth’un biyografik öyküsünden politik bir kesiti bizlere sunuyor. Filmin dikişleri inandırıcılığı zorlar bir halde ilerlemesine rağmen film gerçekçi planlarıyla bu durumun altından kalkıyor.

 

Ron Stallworth, Colorado Polis Departmanı’nın ilk siyahi polisidir. Polis departmanına girişini özet bir şekilde ele alınmış olması biraz garip kalmış. 70’li yılların Amerika’sında geçen film dönemin toplumsal yapısına ışık tutuyor ve oldukça açıklayıcı referanslara sahip. Dönemin Amerika’sının Vietnam ile savaş halinde olması ve bir yandan siyahi insanlar ile beyaz insanlar arasındaki gerginlikler toplumda büyük kırılmalara yol açmış, kaotik bir ortam yaratmış. Bu ortamda Ku Klux Klan, Afro-Amerikalılar başta olmak üzere birçok azınlık topluluklara karşı egemenlik kurma düşüncesinde. Ron Stallworth ise bu klana sızarak halkı için mücadele etme gayesindedir.

Ku Klux Klan’ın kuruluşu 19. Yüzyıla kadar uzanıyor ve bu örgüt Amerikan İç Savaşı sonrası siyahi insanlarla beyaz insanların eşit haklara sahip olmasına tepki maksadıyla eylem sergiliyor. Sinemada bu tarz ırkçı yaklaşımları çok fazla gördük elbette. Adolf Hitler, Lenin, Mussolini gibi liderlerin faşist tutumları güncel sinemada bile defalarca karşımıza çıkmakta. Fakat Ku Klux Klan’ın tasviri neredeyse sinemanın tarihi kadar eskiye dayanıyor. David Llewelyn Griffith’in 1915 imzalı Bir Ulusun Doğuşu filmi, örgütün sinyallerini veren bir filmdi. Zira filmde bu film sonrasında Jesse Washington adlı siyahinin linç ve sonrasında katliamına referans verilmiş. Hatta bu referensa yüzleşme ya da intikam desek yanlış olmaz.

Politik göndergeleri oldukça bol olan film belli noktalarda seyirciye oynuyormuş izlenimi yaratmıyor değil tabi. Özellikle Donald Trump’ın objektif görünen konuşması, siyahlar ve beyazlar arasında yaşanan 2017 olayları Oscar’a oynanmış gibi. Fakat bunlar bir kenara dursun Spike Lee’nin oldukça cesur söylemlere yer verdiğini de belirtmek zorundayız. Ron Stallworth’un karakter dönüşümü de oldukça tutarlı. Karakteri canlandıran J.D. Washington yeterli düzeydeydi fakat üst düzey olduğunu söyleyemeyiz. Ona nazaran beyaz-yahudi (!) Adam Driver yardımcı rol sahibi olsa bile daha ön plana çıkmayı başarıyor. Filmin kapak fotoğrafında bu ikiliyi görmemiz ise Kerem Akça’nın tabiri ile filmi “body movie” havasına sokuyor. Daha öncesinde Cehennem Silahı, Siyah Giyen Adamlar gibi polisiye filmlerde karşımıza çıkan siyah-beyaz ilişkisi bu sefer biyografi ile karşımızda fakat karakterlerin uyumları bu klişeyi yıkamıyor.

 

Spike Lee filmini düşünceye açık bir zemine oturtarak seyirciye yorumlama payını yüksek oranda bırakmış. Filmde Kara Panterler, Ku Klux Klan ve ara bulucu rolündeki polis departmanı kendilerini eşit pencerelerden gösteriyor. Bu noktada Kara Panterler’in de altını çizmekte fayda var. Zira bu birliğin adını bu sene Oscar’ın adaylarından, Marvel Comics’in süper kahramanlarından birinde görmekteyiz. Kara Panter süper kahramanının 1966’da yaratılmış olması ile Kara Panter Partisi’nin 1966’da kurulması ilginç bir tesadüf !

Spike Lee’nin her ayrıntıyı ince eleyip sık dokuduğu aşikar. Sanat yönetimi ile dönemin atmosferinin yaratılışı inandırıcılığı arttırıyor. Görüntü yönetmenliği ise bu konuda tutarlı ve uyumlu bir şekilde.

Lee, ele aldığı bu konuda politik tavır ile korkusuz bir iş çıkarmış. Amerika’da her ne kadar siyahi bir başkan dönemi yaşanmış dahi olsa toplumda ötekileştirmelerin hala devam ettiği aşikar ! Milliyetçilik duygusunun aşırısı ile doğan faşizm, insanlık tarihinden bu yana kan akıtan bir durum olmuştur. Küreselleşen ve insan haklarının gün yüzüne çıkmasıyla azalacağı ümit edilen bu durum milenyum adı verilen bilgi çağında bile ilkel kavgalara yol açabiliyor. Yönetmenin ise bu konuda tavrı bir başka alkış konusu…

Film ülkemizde yalnızca 18 bin kişi tarafından izlenerek 230 bin TL civarı hasılat elde etmiş. Şayet bu tarz filmler farkındalık yaratabilir. Dolayısıyla izlenip izlettirilmeli…

Filme notum 8/10

erdinc bozkurt
3 Temmuz 1996 yılında Bodrum’da doğdum. Sinemaya olan merakım ilk olarak oyunculuk ve tiyatro ile başladı. Ortaokul yıllarımda televizyonda yayınlanan Çok Güzel Hareketler Bunlar adlı program, tiyatro skeçleri yazmama ve okulda oynamamda etkili oldu. Liseye geçtikten sonra yazdığım tiyatro skeçleri yerini film senaryolarına bıraktı. Her gün film izleyerek sinemalar.com da amatör yorumlar yazmaya başladım. Uşak Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü okumaya başladım ve sinemanın toplumsal boyutlarını incelemeye başladım. Lisans Bitirme Tezi’mi “Sinemada Amerikan Milliyetçiliği: Süper Kahraman Filmleri Üzerine Değerlendirme” çerçevesinde ele aldım. Yüksek lisansa hazırlanmaktayım ve yüksek lisans tezimi, yaşadığım yer Bodrum’un geçmişten günümüze kültürel ve sinema mekanı açısından dönüşümü üzerine yazmayı hedefliyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.