Oscar’ın habercisi olarak da bilinen Altın Küre Ödül Töreni’nde Sinema Dalında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo ödüllerine layık görülen film, komedi tadında 2018’in en iyi filmleri arasında gösterilerek hafızlarda yer edinmeyi başardı.

Yönetmenliğini Peter Farrelly’nin yaptığı ve gerçek bir hikâyeden beyaz perdeye taşınan film, dönemsel özellikler gösterirken yönetmenin şimdiye kadar çektiği filmlerden farklı bir dokuya sahip. Komedi tadında olsa da biraz hüzünlü biraz dönemin etkilerini düşündürücü bir yanı var demek de yanlış olmaz.

Film, 1962 yılında New York’ta geçiyor. Evli iki çocuk babası Tony Lip (Viggo Mortensen) İtalyan-Amerikalı, restoranda çalışarak hayatını geçindirmeye çalışan basit bir adam. Don Shirley (Mahershala Ali) ise aksine zeki, iyi eğitimli Afro-Amerikalı bir piyanist. Fakat ona göre tek kusuru ten rengi.

Film, ilk sahnelerinden itibaren rengini göstermeye başlıyor. Özellikle Tony evine gelen iki siyahi isçinin kullandığı bardakları çöpe atarak bu insanlara karşı ne düşündüğünü belli etmekte gecikmiyor.

Çalıştığı restoranın kavga sırasında hasar göstermesinden sonra geçici bir iş arayan Tony, Don Shirley’in iş teklifi etmesiyle konuşmak için ofisine gider. Carnegie Hall konser salonunun yukarısındaki apartman dairesinde yalnız yaşayan Don Shirley, piyano konserleri için turnede arabayı kullanmak üzere bir şoför aramaktadır. Tony’in siyahi biriyle karşılaştığında verdiği izlenim bu işi kabul etmeyeceğini işaret etse de sonrasında sırf ailesini düşündüğü için kabul etmeye karar verir. Güney’e doğru yolan alan ikili, gittikleri her eyalette farklı ırkçılık sorunlarıyla karşılaşır. Don Shiley yola çıkmadan önce Tony’e kalacakları yerlerin listesinin bulunduğu bir rehber verir. Aslında filmin adı da “The Negro Motorist Green Book” isimli bu seyahat rehberinden geliyor. Bu rehber, Güney’de siyah insanların gidebilecekleri yerleri gösteriyor. O dönemlerde beyaz ırkın yoğunlukta olduğu Güney eyaletlerinde siyahlara gösterdikleri ayrımcılık filmin büyük bir kısmını oluşturmuş olsa da bu iki birbirinden farklı insanın oluşturduğu dostluk filmin atmosferini büyük ölçüde değiştiriyor.

Filmde Don Shirley’in, sırf siyah olduğu için turne sırasında girdiği bir barda dövülmesi, terziye takım elbise almak için girdiklerinde satıcı tarafından denemesinin ona yasak olduğu söylenmesi, gittiği bir konser sırasında tuvaleti kullanmak istediğinde görevli tarafından dışarıdaki siyahların kullandığı tuvaletin işaret edilmesi gibi izleyenleri oldukça etkileyecek birçok sahneyi görmek mümkün. Özellikle Birmingham’daki konsere giderken polis tarafında durdurularak sebepsiz yere tutuklandıkları sahnede, Don Shirley’in sözleri hafızalarda yer edinecek kadar anlam dolu. Tony ile konuşması sırasında, “Şiddetle asla bir yerlere gelemezsin. Sadece asaletini koruduğun zaman kazanırsın. Asalet her zaman üstün gelir” diyerek soğukkanlılığını sonuna kadar koruyor.  Ve filmde bunun gibi çok sayıda sahne var. Hatta Tony’in cahilliğinden dolayı Don Shirley’e karşı içinde bulunduğu önyargı da onun ne kadar profesyonel bir şekilde piyano çaldığını görmesiyle saygıya ve zamanla dostluğa dönüşüyor. Siyahi olmasına rağmen Don Shirley kendi insanlarından sıyrılmayı başarmış gözüküyor aslında. Aldığı eğitim, klasik müziğe olan sevgisi ve konuşma tarzıyla tam bir beyefendi. Eşcinsel olması ve siyahi olması toplum tarafından ona biçilmiş en büyük ceza olduğunu bilecek kadar da içindeki hissettiği aşağılık duygusundan sıyrılamamış. Ona göre bu dünyada ne kadar başarılı olursa olsun kuralları her zaman beyazlar koyuyor. Ki bu düşünce yüzlerce yıl siyahların içinde bulundukları durumu nasıl kabul ettiklerinin de göstergesi maalesef. Amerika gibi ırkçılığın yoğun ve şiddetli yaşandığı ülkelerde ten rengi ne olursa olsun bir sanatçıya verilen değerin sadece bu şekilde biçilmesi ise filmin düşündürmesi açısından oldukça yeterli.

Filmin son sahnesinde, Noel için New York’a dönmeye çalışan bu ikilinin gittikleri son yerde yaşadıkları ise bardağı taşıran son damla olur. Yemek yemek için salona inen Don Shirley’in siyah olduğu için o salonda yemek yemesine izin verilmez. Tony ise bu durum karşında Shirley’e konseri iptal etmesini ve kendini daha fazla bu insanlara karşı ezik hissetmemesini söyler. Yolculuk boyunca dost olan bu ikili soluğu siyahların takıldığı bir barda alır. Shirley, kendi insanları içinde önce biraz garip hissetse de onların bir parçası olduğu gerçeğini kabullenmiştir ister istemez. O günün sonunda New York’a varan Tony ve Shirley Noel’i birlikte kutlayarak dostluklarını tüm önyargıların dışında bırakırlar.

Bugünlerde dünya sinemasında bu konunun çok fazla işlendiğini görmek, aslında ırkçılığın hala hissedilir derecede büyüklüğünü de gözler önüne seriyor. Ancak film bu konuda içinde bulunduğumuz önyargıya öyle güzel cevaplar veriyor ki filmin başarısının sırrı burada gizli olmalı.

“Dahi olmak yeterli değil. İnsanların kalbini değiştirmek zaman alır.”

Beş dalda Oscar’a aday gösterilen Green Book filmi, konusu ve muhteşem oyunculuklarıyla izleyenler üzerinde büyük etki bırakacağı kesin.

 

Filmin Künyesi

Filmin Adı: Yeşil Rehber (Green Book)

Yönetmen: Peter Farrelly

Oyuncular:  Mahershala Ali Viggo Mortensen, Paul Sloan David Kallaway Joe Cortese Brian Stepanek Tom Virtue Sebastian Maniscalco Don Stark Linda Cardellini 

Yapım: 2018, Amerika, 130 dakika

 

 

Fatma Ozen
1994, Mersin’in Tarsus ilçesinde doğdu. Küçük bir yerde yaşarken bile büyük hayalleri vardı uçsuz bucaksız. Yurtdışına gidecek ve oralarda okuyup kendini geliştirecekti. 2015 ve 2016 yıllarında Amerika’ya gitti. Çocukken izlediği Yeşilçam filmleri ona mutlu bir dünyayı aralarken üniversitede aldığı kültür çalışmaları dersiyle hayatın perde arkasını görmeye başladı. Her şeyin şekillendiği o yıllarda sinemaya her geçen biraz daha fazla gönül verdi. Oscar Wilde’n “Herkes bataklıkta yaşar ama bazılarımız yıldızlara bakıyor” sözünü kendine ilke edinip 2017’de bir çılgınlık yapıp umutları ve cebinde hayalleriyle Kanada’ya gitmeyi kafasına koydu. Yüksek lisans yaparak sinema dünyasını öğrenmeye kararlıydı. Bu gönül uğruna hiç düşünmediği bölümlerde okudu, hiç bilmediği işlerde çalıştı sırf Toronto’da kalmak ve sinema çalışmalarında yüksek lisans yapmak için. Bu koca dünyada tek başına mücadele ederken pes etmeye hiç niyeti yok. İçinde bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme aşkıyla daha nelere el uzatacak bilinmez ama o içindeki çocuğu her gün izlediği ve izlemek için küçük kâğıt parçalarına not aldığı filmlerle besliyor. Hayat izledikçe güzel…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.