İzmirli doktor Ilgın Olut’un aynı isimli romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda Birkan Uz ve Can Arca oturuyor. Başrollerinde Şükrü Özyıldız ve Başak Parlak gibi klişe romantik filmlerin popüler isimleri yer alıyor.

Film bir roman uyarlaması olmasına rağmen “gerçek bir aşk hikayesi” cümlesiyle başlıyor. Biyografi ve romanın harmanlanmış bir hali gibi duran film maalesef televizyon filmi havasından kurtulamıyor. Boxoffice Türkiye verilerine göre 50 bin civarı izleyici sayesinde 430 bin civarı bir hasılat elde ediyor. Kopyasının az olması da buna bir etken sayılabilir.

Ilgın Olut trajik bir biçimde sonlanan aşk hikayesini romanlaştırarak hislerini aktarmış. Unutulmaz olarak adlandırdığı roman üzerinden kazandığı paraları ne yapıyor diye merak etmiyor değilim…

Film henüz başlangıcında Doktorlar dizisini anımsatıyor. Hayat kavramının ince bir çizgide yürüdüğü hastahanede aşk peşinde koşturan Ilgın karakteri için kadın her gün başka bir suretle karşısına çıkan bir varlık. “Çapkın” ve takıntılı olan Ilgın’ın bu tutumu tıp öğrencisi Neva’yı görene kadar devam ediyor. Devamı ise ilk görüşte aşk tutulması…

Neva ise cumhuriyetçi ve muhafazakar bir ailede tutucu bir şekilde yetiştirilmiş, sevgiye aç, çocukluğunda gösterilmemiş ilgiyi çocuklara gösteren, şefkatli ve masum bir yapıda. Geçmişte yaşadığı mantıksız ilişkilerde aradığı sevgiyi bulamamış ve saflığı yüzünden daima kaybetmiş. Bu durum ise Ilgın’ın yapısına uymuyor. Çünkü Ilgın Türkiye’nin toplumsal yapısı açısından eril zihniyeti temsil ediyor. Kendi geçmişi ile yüzleşmeyi reddedip daima Neva’nın gençliği üzerinden kıskançlık altında Neva’ya hegemonya kuruyor. Film özellikle açılışından itibaren oldukça cinsiyetçi söylemler içerip kadını nesneleştiriyor. “Erkek kafası” adı verilen iğrenç düşünceyi açık bir dil ile ifade ediyor. Erkeğin söylemleri kadını daima kontrol etmeye yönelik. Fakat kadın ise bu durum karşısında isyan etmek bir kenara dursun erkeğe daha da bağlanıyor ve “kölelik” görevi tamamlanıyor. Sabah gazetesinde yer alan habere göre feminist dernekler tarafından ataerkil görüşü yansıtan filmlere verilen Altın Bamya’ya aday gösterilmiş. Aynı haberin devamında ise filmdeki karakterin gerçek sahibi Ilgın Olut’un yaşadığı olayla ilgili pişmanlığı yazılmış.

Filmin görüntü yönetmenliğinde her türlü filmlerde imzasını görebildiğimiz Feza Çaldıran var. Belki de kariyerinin en kötü işine imza atmış. Sanat yönetimi ve kurgu ise tamamen televizyon filmi havasında yürüyor ve Z tipi bir film sunuyor bizlere. Oyuncular ise oldukça yapmacık ve teatral tavırlar sergiliyor. Yönetmenlerin ilk birlikteliği hüsrana uğramış.

Mide bulandırıcı bir ilişki eleştirel açıdan bakıldığında ders çıkarılması gerek gibi duruyor. Zira yazar Ilgın Olut yaşadıkları konusundaki pişmanlıklarını dile getirmiş. Allah rahmet eylesin…

Filme notum: 3/10

 

erdinc bozkurt
3 Temmuz 1996 yılında Bodrum’da doğdum. Sinemaya olan merakım ilk olarak oyunculuk ve tiyatro ile başladı. Ortaokul yıllarımda televizyonda yayınlanan Çok Güzel Hareketler Bunlar adlı program, tiyatro skeçleri yazmama ve okulda oynamamda etkili oldu. Liseye geçtikten sonra yazdığım tiyatro skeçleri yerini film senaryolarına bıraktı. Her gün film izleyerek sinemalar.com da amatör yorumlar yazmaya başladım. Uşak Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü okumaya başladım ve sinemanın toplumsal boyutlarını incelemeye başladım. Lisans Bitirme Tezi’mi “Sinemada Amerikan Milliyetçiliği: Süper Kahraman Filmleri Üzerine Değerlendirme” çerçevesinde ele aldım. Yüksek lisansa hazırlanmaktayım ve yüksek lisans tezimi, yaşadığım yer Bodrum’un geçmişten günümüze kültürel ve sinema mekanı açısından dönüşümü üzerine yazmayı hedefliyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.