“Aylak Okuyucu yemin etmesem de şuna inanmalısın ki, zihnimin çocuğu olan bu kitabın şimdiye kadar yazılmışların en güzeli, en hoşu, en alaycısı olmasını isterdim; ama, her varlığın ancak kendi benzerini yaratabilmesine izin veren doğal yasaya karşı gelemedim. Eh, şu benim verimsiz, işlenmemiş zihnim de, kafası hiç kimsenin düşünemediği kadar garip fikirlerle dolu, karakuru, çılgın bir çocuğun hikayesinden başka bir şey yaratabilir miydi?”[1]

Bu önsöz satırlarıyla başlar Cervantes, efsane Don Kişot romanına, “I. Bölüm: Mancha’lı Ünlü Don Quijote’nin Karakteri ve Uğraştığı” adlı ilk bölümden hemen önce.

2018’in Aralık ayında Türkiye vizyonuna bu coğrafyadaki sinefillerin de oldukça merak ettiği bir film giriyor: 78 yaşındaki aktör, senarist ve yönetmen (yapımcı, sanat yönetmeni ve daha bir sürü şey!) Terry Gilliam imzalı Don Kişot’u Öldüren Adam (The Man Who Killed Don Quixote – 2018). Gerçekten uzun bir süredir merakla beklenen yapım, 71. Cannes Film Festivali’nin kapanış filmi olarak gösterildikten sonra şaşırtıcı olmayan bir şekilde yabancı eleştirmenleri de ikiye bölmüştü. Örneğin Variety’nin usta sinema eleştirmeni Peter Debruge filmi “Gilliam hayranlarının korktuğu başına geldi: karşımıza hantal, kafası karışık bir kakafoni var”[2] sözleriyle tanımlarken, Guardian yazarı Peter Bradshaw ise filmin notunu   “Dünya, Terry Gilliam olmadan ne kadar sıkıcı bir yer olurdu!”[3] sözleriyle verdi.

 

Biz de diyoruz ki esas Cervantes ve Don Kişot olmasa dünya ve edebiyat ve de sinema bir o kadar sıkıcı olurdu!

 

Biraz da Cervantes’in öndeyiş’ine özenerek açılışı yapalım. Okumakta olduğunuz bu yazı Cinedergi’de şahsımın kaleminden okumaya alışık olduklarınızdan bir nebze daha farklı olacak. Zira bir değişiklik olmazsa 7 Aralık’ta vizyona girecek olan filmin enikonu sinema eleştirisini zaten pek çok iyi kalemden okuyacaksınız. Gilliam filmini bir çıkış noktası olarak alıp, Don Kişot’a ve pek tabii beraberindekilere biraz daha geniş bir perspektiften, edebiyattan da kopmadan bakalım istedik. Bu çöl ikliminde biraz akademik kaynakçanın da kimseye zararı olmaz herhalde…

Yazımızın ve orijinal romanın en başına dönecek olursak, süslü laflardan, sonelerden vb.’den uzak bu giriş üslubu, Miguel de Cervantes’in kaleme aldığı dönemlerde (1605-1615)[4] çok da aşina olunan bir tarz değildir. Kitabın yazarının okurla girdiği bu diyalog, bütün roman boyunca sürdüreceği temayı tanıtmanın yanı sıra okuyucuya da yer açan bir tutumdur.

 

Cervantes bu cümleleri takip eden paragrafta ise kendisini açıkça karakterinin üvey babası olarak tanımlar ve Jale Parla’ya göre “okuruyla bir okuma kontratı yapmaya girişir: “Ama Don Quijote’nin babası gibi görünsem de, üvey babası olan ben, adetlere uyup, başkalarının yaptığı gibi, neredeyse gözlerimde yaşlarla, oğlumda göreceğin kusurları affetmen ya da görmezden gelmen için sana yalvarmayacağım sevgili okur.”[5] Yaratıcı yazarın eser içerisindeki konumunu, gelecek bölümler için de belirleyici kılan bu yaklaşım, aslında Terry Gilliam’ın filminde iki baş karakterden biri olan, sinema yönetmeni Toby’yi (Adam Driver) konumlandırdığı noktadan çok uzakta değildir. Toby bir zamanlar çektiği kısa filmin bir anlamda anlatıcısı olur ve seyirci gözündeki rolü – film içerisindeki gelgitlere rağmen – kendi artistik gücünü yeniden sorgulamasıdır artık. Kendisini ve eserini seyircinin yargısına bırakır adeta…

 

Akademisyen Jale Parla Don Kişot’tan Bugüne Roman adlı kapsamlı ‘roman anlatısı’ incelemesinin giriş bölümünde, 17yy.’da İngiltere, Fransa ve Almanya edebiyatı üzerindeki ciddi etkilerini sıralarken, 18.yy’dan itibaren de Rus edebiyatındaki bariz entelektüel izlerini örneklerle özetler. Puşkin’den Turgenev’e, Goethe’den Balzac’a dönüşüm geçirerek kıta Avrupasını gezer Don Kişot. Yayınlandıktan sonraki ilk yüzyılda gelen etkileşimler romanın ve karakterlerin hiciv yönünü vurgulayan eserlerken, örneğin 19yy.’da Fransız edebiyatında Don Kişot, “kaybedilecek davaların peşinde koşan, romantik fakat hırslı kahramanların prototipi olmuştur.”[6] Cervantes Don Kişot’ta sadece kahraman işlenişinde değil, kullandığı türleri eğip bükmesi, epik anlatıdan mitolojiye, oradan şövalye romansına ardından pastoral bir anlatıma sıçraması gibi tekniklerle de çağına göre devrim yapmıştır. O güne kadar bilinen edebi türleri arka arkaya sıraladığı bir kolajdan ziyade, anlatının akışına göre türler arası geçişkenliğe olanak veren tarzıyla Cervantes’in Don Kişot’u, akademinin uzun zaman önce fikir birliği ettiği haliyle roman türünün öncüsü, hatta ilk örneğidir. Edebiyat sanatını 400 yıldır meşgul eden ve aslında her yeni yaratıcıyla yeniden eğilip bükülen bu anlatı türünün ve pek tabii onun kahramanının son yüzyılda da sinemaya çok verimli bir alan açtığı su götürmez bir gerçektir.

 

Sadece 1 dakikayı alacak bir arama ile “Don Quixote” başlığı altında sıralanan, Hollywood’dan Uzakdoğu’ya dünya çapında yüzden fazla içerik sonucuna ulaşılabilir mesela. Kısa filmden mini dizi bölümüne, romanın ağır başlı ve sadık uyarlamalarından çizgi filmlere, sırf adıyla bile Don Kişot ‘en çok senaryo malzemesi veren’ uyarlama metinlerden biridir, hatta liste başıdır desek, abartı olmaz herhalde. Peki, ya edebiyata nüfuz ettiği gibi sinemaya da akın eden, hayalperest Donkişotvari karakterleri ne yapacağız? Dahası “çılgın Don Kişot ve sadık yaveri Sancho Panza”nın “ aralarında çatışma da olan, yol arkadaşı yaverliği” ikilemi üzerine inşaa edilen ‘ikili erkek karakterlere’ ilham kaynağı olmadığını kim iddia edebilir?

 

Klasik Hollywood, 400 yaşındaki La Manchalı Don Kişot’umuzu alır onu ya Los Angeles Polis Departmanı’nda cinayet büronun baş dedektifi yapar, ya da adalet sisteminin -çoğunlukla siyaset bulaştığında- kokuşan çarkları içerisinde doğrunun peşinden giden azimli bir savcıya dönüştürür. Dedektifin yanına mutlaka bir partner, yani Sanço yakışır, altlarında gerekirse reklamını da alabilecekleri bir Amerikan arabası Rosinante’leri olur; gerçek adaleti kılıcı belleyen gözüpek savcı gerekirse Beyaz Saray koridorlarına dahi savaş açar ve vatanseverliğinden başka Dulciane’si yoktur!

 

Hadi biraz çılgınlık yapıp örnekleri çeşitlendirelim:

 

Misal tüm mal varlığına, saadet içinde yaşayabileceği parasına rağmen gecelerin bekçisi olan, en amansız manyaklarla uğraşsa dahi bildiğinden şaşmayan bir deli var; Gotham’ın Batman’i! Eh Alfred’i de Batman’in akıl hocası, dahası her düştüğünde ayağa kaldıran Sanço’su olarak konumlandırmak çok uçuk olmasa gerek.

 

Biraz daha ileri noktalara gitmek istersek, örneğin fantastik edebiyatın babalarından J.R.R. Tolkien’in devasa Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi’ni kurgularken şövalye masallarından ve pek tabii Don Kişot’tan esinlenmediğini düşünebilir miyiz? Yüzük Frodo’ya her seslendiğinde (sirenin çağrısı) onu yüzükten gelecek tehlikelere karşı uyaran birileri hep vardır çevresinde. Bu çoğunlukla, onu son ana kadar yalnız bırakmamaya gayret eden, Frodo yel değirmenlerine kapılacağı sırada aklı temsil eden ama bir yandan da ‘Bay Frodo’nun yanındaki sosyal statüsünü bilen Sam’dir. Her ne kadar kılıcı kuşanan Aragorn olsa da…

 

Ya da Disney’in Oscar ödüllü Up (Yukarı Bak-2009) filminde eşinin arzusunu yerine getirmek için fizik kanunlarına meydan okuyan yaşlı ve huysuz Bay Fredricksen, ısrarcı ‘yaveri’ genç izci Russel ve sadık köpek Dug karakterlerinin, Kellen Hoxworth tarafından Don Kişot- Sanço ve Rosinante üçlemesi olarak yorumlanmasını kim reddedebilir ki?[7]

 

Veya bizim topraklarımızdaki, Yeşilçam sinemasının Ertem Eğilmez aile filmlerinde Donkişotvari öğeler ve kahramanlar olmadığını, Yaşar Usta’nın fabrikatöre yel değirmeni muamelesi çekmediğini, aç kalmak pahasına yine de onurunu koruduğunu değilleyebilir miyiz? Üstelik Jale Parla da Berna Moran hocamızdan alıntılayıp, taa Araba Sevdası’na kadar geri gidip Bihruz Bey’i de Don Kişot adledmişken[8]!

 

Hadi bir ‘tık’ daha ileri götürüp kapitalizme, sömürüye karşı savaş açmanın da Donkişotvari olduğunu ekleyip, Motorsiklet Günlükleri’ndeki genç Che’nin yanında yoldaşıyla çıktığı aydınlanma sürecini 20yy.’dan bir örnek olarak buraya iliştirelim. Hem devrimden güzel ve asil Dulciane mı olur?

 

Dünya festivallerini gezdikten sonra nihayet Aralık ayında ülkemizde vizyona giren Terry Gilliam imzalı Don Kişot’u Öldüren Adam filmini, bir Don Kişot uyarlamasından ziyade bu 400 yaşındaki karakterin tüm temsil ettiği değerlerle, hatta ölümsüzlüğe de meydan okuması çerçevesinde seyredin. Tek katmanlı bir filmden ve bir görsel şölenden çok ötesi bu film. Ellerine sağlık Terry Gilliam!

 

 

Kaynakça

 

Cervantes, Miguel de. Becerikli Şövalye Mancha’lı Don Quijote; Bilgi Yayınevi, Ağustos 1967, Çev. Bertan Onaran.

Parla, Jale. Don Kişot’tan Bugüne Roman, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000

 

www.variety.com

www.theguardian.com

www.britannica.com

www.imdb.com

https://www.minnpost.com

 

[1] Miguel de Cervantes, . Becerikli Şövalye Mancha’lı Don Quijote; Bilgi Yayınevi, Ağustos 1967, Çev. Bertan Onaran, sf13.

[2] Debruge, Peter. Film Review: ‘The Man Who Killed Don Quixote’

https://variety.com/2018/film/reviews/the-man-who-killed-don-quixote-review-1202815359/ Yayınlanma tarihi: 18 Mayıs 2018 ; Erişim tarihi 28 Kasım 2018

[3] Bradshaw, Peter. “The Man Who Killed Don Quixote review – Terry Gilliam’s epic journey finds a joyous end” https://www.theguardian.com/film/2018/may/18/the-man-who-killed-don-quixote-review-cannes-2018-terry-gilliam Yayınlanma tarihi 18 Mayıs 2018 Erişim tarihi : 28 Kasım 2018

[4] Başlık: Miguel de Cervantes https://www.britannica.com/biography/Miguel-de-Cervantes Erişim tarihi : 28 Kasım 2018

[5] Jale Parla Don Kişot’tan Bugüne Roman, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000 sf 24.

[6] A.G.E. Parla, sf 18

[7] Kellen Hoxworth ‘Up’: a new take on quixotic quests; yayınlanma tarihi: 06/08/2009 Erişim tarihi 28 Kasım 2018 https://www.minnpost.com/arts-arena/2009/06/new-take-quixotic-quests/

[8] AGE. sf 74.

Duygu Kocabaylıoğlu
Egeli bir ailenin ilk kızı olarak 1984’te İstanbul doğan Duygu Kocabaylıoğlu Arazlı, lise eğitimini İzmir Bornova Anadolu Lisesi’nde tamamladı. Lisans eğitimindense, İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nden 2007’de Edebiyat Uyarlamalarının Sinemadaki Yansımaları üzerine hazırladığı bitirme projesi ile mezun oldu. İlkokul çağında başlayan edebiyat sevgisini görsel sanatlarla birleştirdi ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini sürdürdü. Türkiye’de ilk kez ele alınan Polonya Sinemasında Ahlaki Kaygı Sineması bitirme projesi ile 2010’da yüksek lisans eğitimini tamamladı. Kısa film senaryo ekiplerinde, web sitesi projelerinde yer aldıktan sonra 2010 Ekim ayında Beyazperde.com sitesinin editör kadrosuna katıldı. 6 yılı aşkın süre dizi, sinema editörlüğü, proje yönetimi ve genel yayın yönetmenliği pozisyonlarını sürdürdüğü Beyazperde.com’dan 2017 Mayıs ayında ayrıldı. Sinema yazılarına Beyazperde’nin yanı sıra Popüler Sinema, Cine Dergi ve Öteki Sinema gibi farklı yayın organlarında sürdürmektedir. Sinema dışında en çok bisiklet sürer, koşar ve Heybeliada’nın tadını çıkartır. Evli ve bir ayağı İzmir’de olan Arazlı, sinema-kültür projelerine çok yönlü devam etmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.