Adana Uluslararası Film Yarışması’nın 25.’sini de yaptık, bitirdik… Bitirdik diyorum çünkü gerçekten de film festivallerini bitiriyoruz sanırım. Yapıyoruz ama bir yandan da bitiriyoruz, biz izleyenler için de aynı şey sözkonusu. Neyse bunun ucu tüketim, tüketme sendromuna çıkıyor ki işin içinden çıkamayabiliriz.

Bu sene benim alanım her zamanki gibi daha çok ulusal yarışma oldu. Özlediğimiz festival filmlerinden tövbelenmek için iyi bir alan oluyor toplu izleme, tüm özlem, tüm merak bir anda kaygılı bir bekleyişe bırakıyor. Bu sene herkesin kafasında aynı iyi yöne işaret eden bir film çıkmadığı gibi filmlerde genel bir ortalama hali vardı… Çok kötü değil ama çok da iyi değil, orta halli, hallice. Bu sene senaryolardaki uzatma (sündürme), yarım kalma, birden başka bir boyuta geçme, yabancılaşma halleri devam ederken aktarım sorunu da ön plandaydı. Bu da filme tam giremediğimiz, yarım kalmış bir duygu yarattı. Ve bu duygu neredeyse bütün filmlerde tekrarlı bir hal aldı. Tamamlayıcı bir film bulmak neredeyse zor oldu. Kendi adıma Kelebekler’i gayet sevmeme rağmen bu yeni filmler içinde benim için festival yolculuğunu tamamlamış bir hali vardı, o yüzden kenarda köşede kaldı. Aynı şekilde Aydede, Halef de…

En iyi film ödülü kazanan Sibel’deki Damla Sönmez’i çok içime sindirerek izledim, çok iyi bir performanstı ve filmin çekim kalitesi, kamera hareketlerinin takibi gayet yerli yerindeydi. Filmin bazı noktaları çok iyiydi, bazı yerlerindeki duruş ve tepkiler büyük ve tepkiler rahatsız ediciydi. Başkalarını rahatsız eden şivesizlik beni rahatsız etmedi açıkçası. Jürinin kararı umut hikayesiydi ve kadına yerel ve genel anlamda yüklenen baskıyı kırmak anlamındaydı. Bu kararla bakınca, ülkede aşılamamış bir sorun olduğunu fark edince bu ödül anlamlı geliyor gerçekten de… Filmin Sibel’in hayatına giren erkekle ve çocukken hastalık geçiren bir kıza hastalıklı gözle bakan köylü anlamında sorunları var ama sosyal anlamda bir sorunu sırtlanmayı başarmış bir filmdi en azından. Keza Damla Sönmez de en iyi kadın oyuncu ödülünü rahatlıkla ve gönül rahatlığıyla kazandı.

En iyi senaryo ve en iyi yönetmen ödülünü Kazanan Kelebekler’le ilgili fikrimi söyledim, senaryo kısmı tamam ama yönetmenlik Anons filmiyle Mahmut Fazıl Coşkun’un olabilirdi. Çünkü gerçekten de absürd / soğuk komedi dediğimiz bir tarza imza atmıştı. Biz de çok denenmeyen, belki bir parça Tayfun Pirselimoğlu tarzı diyebiliriz. Dönem duygusunu da iyi yansıttığını düşünüyorum benim adıma favori filmlerdendi. Yılmaz Güney ödülü, en iyi görüntü ve Filmyön en iyi yönetme ödülü Anons’un oldu.

En iyi Erkek oyuncu Ödülleri Kardeşler filmiyle Caner Şahin ve Yiğit Ege Yazar’ın oldu. Filmin / (Kardeşler) namus cinayetiyle iki kardeşi baskılayan, aralarındaki gerilimi bir türlü kapatamayan bir yanı vardı. Hem çok yerel hem Amerikan kalıplarını senaryo anlamında kuşanan filmin önermesini sevmedim açıkçası. Sanırım jüri de sevmemiş. Çünkü jüriyi umut hikayelerinin peşinde gördüm diyebilirim.

Festivallerde genelde bir tane güvercin filmi hikayesi olur ama bu sefer iki tane vardı. Banu Sıvacı’nın filmindeki Kemal Burak Alper gerçekten de çok iyiydi, kendisini bir kısa filmde izlemiş ve yolu açık demiştim, sonrasında Güvercin’de karşımıza çıktı. Naif bir hikaye, güvercinlerinden ayrı kalmak istemeyen bir gencin dinamik hikayesi… Güvercin Hırsızları belli bir estetiği yakalamış, umduğumdan daha iyi bulduğum bir film oldu ama düz bir filmdi. Kurgu ödülünü alarak şaşırttı diyebilirim. Tıpkı Dört Köşeli Üçgenin Sanat Yönetimi ödülü alması gibi. Burada jüri kesin gözüyle bakılan filmleri es geçmiş gibi. Sanat yönetimi anlamında Anons’un ilk akla gelen film olması gibi…

Sonuçlar şaşırtıcı oldu diyemiyorum çünkü kimsenin dediğim gibi favori filmi aynı film değildi, o yüzden sonuçları sükunetle karşıladık kaderimize razı olduk. (gülümseme)

Kısa film dalındaki ödüllere gelince, onlarla fazla ilgilenemedim ama en iyi kurmaca film Her şey Yolunda ve en iyi belgesel film Kurbağa Avcıları’nı önceden izlemiştim. Onlarla röportaj yaparak bu açığı kapatmayı planlıyorum.

Festivalde Yakup Yavru’nun ölümü üzücü oldu… Mekanı ışıklarla dolsun. Festivale ilişkin bir şeyi de söyleyip yazımı bitirmek iyi olacak sanırım. Festivalin kapanış töreni NV tarafından yapıldı ve adeta at yarılı kıvamındaydı. Sahneye çıkan konuşmasın, aldı ödüle dair iki kelam etmesin diye her şey yapıldı adeta. Yarışın ama konuşmayın. NTV’nin bu konuda bir tavrı olup olmadığını bilmiyoruz ama kuru teşekkürler havada patladı adeta. Nerde o eski konuşmalar dedik tabii ama büyük büyük konuşmaların da anlamı ve duygusu kalmadı artık. Dediğim gibi ülkedeki her şey yaptık, bitti, bu sene de bitirdik duygusuna doğru yol alıyor gibi, almasın.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.