Başarılı yönetmen Andaç Haznedaroğlu’nun 3 yıl boyunca sınır kamplarında çalışarak hazırlandığı sinema filmi “The Guest / Misafir” bu sinemaseverlerle buluştu. Filmde, Suriye’deki savaştan kaçarak İstanbul’a gelen sekiz yaşındaki Lena’nın kahramanlık dolu mücadelesi anlatılıyor.

Gizem Ertürk

The Guest’i çekme fikri nasıl ortaya çıktı? Özellikle konusu itibariyle sizi bu hikayeyi anlatmaya iten şeyler nelerdi?

Hepimizin sürekli göz çevirdiği bir konuydu aslında Suriye meselesi. Filmdeki karakterlerden Zeynep’in hikayesi benim gerçek yaşadıklarımdı. Birgün Suriyeli bir mülteci, hasta çocuğuyla arabanın önüne atladı. Onlarla yaşadığımız bir hastane gecesi sonunda ben hikayenin peşine düşüp sınırdan buraya nasıl geldiklerini öğrenmek istedim. Her şey bu macerayla başladı. Suriye de gerçek bombaların patladığına şahit oldum. Başta sınıra gittim ve Kobani’ de patlamalar başladı. Gerçekten yaralı, savaştan kaçan insanların içinde buldum kendimi. O sınırdaki görüntüler beni çok etkiledi. Çekim süreci gerçekten bana çok büyük bir yol oldu. Filmin her aşaması çok zordu. Yaklaşık 3 yıl bir serüvenin içinde buldum kendimi. Buraya geldiğimde bu meselede derinleşmek için çok aile gezdim ve çok yetim çocukla görüştüm. Asıl derdin ne olduğunu anladım. Bizim büyük şehirde uğraştığımız dertlerin sahte olduğunu anladım. Bu da hayatımı değiştirmeye yetti.

Filmin castını nasıl oluşturdunuz? Özellikle başrolünde yer alan Lena’yı canlandıran Rawan Skef’le yollarınız nasıl keşişti? Okuduğum kadarıyla kendisinin de benzer bir hikayesi var.

Evet. Filmin kast çalışması nerdeyse ikibuçuk yıl sürdü. 3500 çocuk kast dolaştık iki kız çocuğunu bulmak için .gerçekten bulamasaydım yapmayacaktım filmi. Çok yorgun olduğum iki buçuk yılın sonunda Fatih yetimler okuluna gittik .Yüzlerce Suriye okulu gezmiştim. Kapıdan girerken dua ettim .’’Eğer gerçekten hayırlı değilse bu işi yapmayayım ,eğer gerçekten olması gerekiyorsa da bugün çocukları bulayım’’ diye. Okulun beşinci katı son sınıfa girdik . son sınıf son kapı ‘’Kim burada artist olmak ister beni yormayın ’’ dedim . Birkaç kişi parmak kaldırdı . ‘’Peki çıkıp öğretmeninizin taklidini yapın ‘’dedim . Rawan tahtaya çıktı , inanılmazdı .Bütün sınıf gülmeye başladı ..Geriye bulunması gereken bir kız kalmıştı . Koridora çıktım, okul müdürünün tatlı kızı boynuma sarıldı .İkincisi de bu dedim. Bu projenin her anı benim için mucize gibiydi . Çekimde birbirimize çok alıştık . Avrupaya kaçtıklarında çok ağladım . Şu an Bremen’de bir kamptalar .Sınır dışı edilme tehlikeleri var .Film bizim için hala devam ediyor yani.

Saba Mubarek’i duyduğumuz kadarıyla ikna etmeniz biraz zor olmuş. O nasıl dahil oldu projeye?

Saba kariyerinde gerçekten çok zor bir yerdeydi. Dizilerde ağır şartlarda çalışıyordu. Arap dünyasında da bizim gibi ağır çalışan bir sektör var . Tam her şeye küstüğü zamanda Lübnanlı yapımcı bir arkadaşım Sabayı sürekli aradı. Ben bir mektup yazdım .’’Lütfen senaryoyu oku’’ diye . Annesi de Filistin’den kaçmış bir mülteci. Okur okumaz beni aradı. Bu projede olmak istiyorum dedi . İnanılmaz bir bağ oldu aramızda. Kız kardeşim gibi .

Mültecilerle ilgili çok uzun süre araştırma yaptığınızı biliyoruz bu proje için. Nasıl bir süreç izlediniz çekimden önce, araştırma sürecinde nelere tanık oldunuz?

Bana herkes çok yardımcı oldu bu projede. Samimiyetle kendi hikayelerini anlattılar . Sınır hikayeleri çok ilginçti. Çok aile ile ve çok farklı yerlerden gelen insanlarla karşılaştım. Daha önemlisi; oradaki annesini babasını kaybetmiş çocukların başka insanlarla gelip sınırı nasıl geçtiği, 7 yaşındaki bir çocuğun kucağında bebekle kardeşine bakmaya çalıştığı. Çok acı görüntüler vardı. İnsanların iş bulma sorunu, bazılarının rahatlık tuzağına düşmesi çok ilginç hikayelerdi. Yüzlerce yaşamdan çok farklı boyutta hikayelere şahit oldum.

Profesyonel oyuncuların yanı sıra birçok mülteciyi de filmde izliyoruz. Onları ikna sürecinde zorluklar yaşadınız mı? Nasıl bir deneyimdi sizin için profesyonel olmayan oyuncularla çalışmak?

Çok zorluk yaşamadım. Ellerinden gelenin en iyisini yaptılar .Ben bu üç yıl aralarında çok bulundum . Düğünlerine gittim. Yemeklere gittim .Hiçbiri benim yönetmen olduğumu bilmiyordu .Çok sonra onlara rol teklif ettim .En büyük sorun Arapça bilmememdi .Hep çevirmen vardı .Hala nasıl böyle bir işe cesaret ettiğime inanamıyorum.

Hikayesi aslında Lena’nın gözünden takip ediyoruz ama bir yandan da Türkiye’de insanların mültecilere bakışını da açıklıkla izliyoruz. Siz özellikle yazarken nelere dikkat ettiniz? Türkiye’nin ve halkın bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Filmi çok insani bir yerden anlatmak istedim. Çok tarafsız .’’Yarın savaş çıkarsa ‘’sorusunu kimse sormuyor kendine .Her yanı savaş olan bir ülkede ‘’pek romantik hayatlar yaşıyoruz ‘’diye düşünüyorum. Filme en çok desteği veren Suriyeli insanlar ve arkadaşlarım oldu. Açıkçası Türklerin bu konuda meseleyi çok anladıklarını düşünmüyorum. Suriyelilerin çok keyfii geldiğini zannediyorlar . Bomba sesi bilmemekten kaynaklanıyor bu . En şaşırdığım konu ise Bu kadar çok yetim çocuğun olduğu ile ilgili de net bir fikrim yoktu. Gerçekten buradaki annesi babası ölen çocukların birbirlerine bakması, burada yaşadıkları dramlar, oradaki insanların çektikleri zorluklar, özellikle kadınların ve çocukların çektiklerini görünce insan olmaktan utanç duydum. Oradaki savaşa şahit olmaktan utanç duydum. Belki yapabileceğim bir şey yoktu ama en azından hikayeyi doğru anlatarak yapabileceğim kadarının en iyisini yapmaya çalıştım diyebilirim. Belki ilerde mahkemelerde belge olarak kullanılır .

Sette özellikle mülteci hikayesi çekerken zorlandığınız zamanlar oldu mu? Hem prodüksiyonel, hem de hikaye açısından sormak istiyorum aslında. Sizi zorlayan şartlar nelerdi?

Açıkçası bu projeye prodüktör olarak atılmam cahil cesaretiydi diyelim. Türkiyede Arap oyuncuların olmayacağını hesaplayamadık . Yurtdışından gelmeleri çok maliyetliydi .Burdaki çektiğimiz sahneler onlar için çok yeni yaşadıkları hikayelerdi . Bir çok sahneden sonra birbirimize sarılıp ağladık.

The Guest Antalya Film Festivali’nde İzleyici Ödülü kazandı. Seyircinin filme bakışı ve yorumları nasıl oldu?

Filme festivallerden çok ilgi oldu. Birçok ödül aldık. Filmden sonra birçok kişide bakış açısı değiştiğini gördüm. Bu bence çok değerli bir şey. Bu hikayeyi doğru anlatmakla ilgili.

Filmin sonunda bu filmi izleyen insanların mültecilere bakışını değiştireceğini düşündüm. Sizin böyle bir amacınız var mıydı ya da sizin bu konuda durduğunuz nokta neresi?

Ben en tarafsız yerde durmak istedim. Seyirci doğru seçimi yapsın istedim. Fakat benim anlattığım gerçekten meselenin en hafif kısmı . Çok güzel şeyler oldu. Filmi izleyen birçok kişi beni buldu .Şu anda bazı arkadaşlarım Suriyeli çocuklara gönüllü Türkçe dersi veriyor .Bir filmden daha ne istenir ki .

 

 

Gizem Ertürk
Gizem, 2007 yılında Trakya Üniversitesi Radyo – Televizyon Yayıncılığı Bölümü’nden mezun oldu. Okuldan hemen sonra, bir yıl Mirror isimli bir kültür sanat dergisinde editörlük yaptı. 2009 yılının başında Kanaltürk’te metin yazarlığı yapmaya başladı. 2010 başında ise Kanaltürk’te Klak isimli bir sinema programı hazırlamaya başladı, metin yazarlığını da sürdürüyor. 2008 yılından beri de sadibey.com’da yazılar yazıyor, röportajlar yapıyor ve bundan büyük keyif alıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.