Bu hafta vizyona giren Alfa Kurt-Alpha filmini seyrettikten sonra köpeğim, dostum, oğlum Kurt’a koşup sarıldım. O da biraz şaşırdı ama beni bir aşağıdan yukarı yalamayı ihmal etmedi. İşte bu filmin böyle bir etkisi oldu bizim evde…

Sinema hayatımın ayrılmaz bir parçası ve hayvanlar da öyle. Durum böyle olunca vahşi bir kurt ile insanın dostluğunu anlatan bir film geldiğinde o filmi yazmamak olmazdı benim için. Hele bir de son dönemde hayvanlara eziyet eden insan bile diyemeyeceğim yaratıkların haberlerini o kadar okur olduk ki daha bir hırsla geçtim bilgisayarın karşısına. İnsanın kendisini bu kadar seven ve ona kendisini feda eden bir hayvana niye kötülük yaptığını anlamam mümkün değil. Köpek dediğiniz şey sizi bir kere sahiplenirse ölünceye kadar size bağlıdır. Sizinle yaşamak, uyumak, oynamak, sizin yanınızda yemek, uyumak, size ters bakana havlamak dışında hiçbir şey istemez. Onun evreni sizsinizdir. Böyle bir sevgi duyan hayvanı gözlerinin içine baka baka katletmek, arabayla ezmek, boğmak, zehirlemek herhalde sadece insana özgü bir canavarlıktır. İşin son dönemde çok yaşanan bu çirkinliğini bir tarafa bırakıp oğlum Kurt’un bana bakışları altında bu dostluğun kuruluşunun 20.000 yıl öncesinde geçen ilk hikayesine odaklanan filmi yazalım. Taş devrinde büyük ihtimalle Avrupa’da bir kabile mevsimlik ava çıkacaktır. Bu av hem seremoni olarak, hem de kabilenin soğuk kış aylarında aç kalmaması için çok önemlidir. Genç oğlanlar yaşları geldiğinde bu ava katılıp kendilerini kanıtlamak ve erkekliğe ilk adımlarını atmak zorundadırlar. Bu mecburiyet kabile şefinin oğlu olan Keda için daha da bir önem arzeder. Babası oğlunun kendini kanıtlaması için yanıp tutuşmaktadır. Ama Keda ne kadar akıllı bir çocuk olsa da kabilenin diğer üyelerinden farklıdır. O daha çok hayvanları seven, otlara bitkilere meraklı genç bir erkektir. Yine de ava giderler. Av esnasında Keda bir bizonun altında kalır ve daha sonra da bir uçurumdan düşer. Babası oğlunun ölümünden büyük acı duyar. Ama uçsuz bucaksız uçuruma inmeye imkan yoktur ve zaten Keda’nın da bu düşüşten kurtulması imkansızdır. Av biter ve kabilenin bütün erkekleri avladıkları hayvanlarla yurtlarına geri dönerler. Halbuki Keda uçurumun biraz aşağısında bir yarığın üstüne düşmüş ve yaralanmıştır. Hayata tutunan Keda binbir zorlukla uçurumdan tırmanır ve evine dönmek için çok zor bir yolculuğa çıkar. Yaralı bacağı ile zar zor yürürken etrafını kurtlar sarar. Koşarak bir ağaca tırmanır ama o sırada kurt sürüsünün alfası onu paçasından yakalar. Keda ağaçtan düşmek üzereyken elindeki bıçakla bu vahşi kurdu yaralar. Kurt bir iki adım attıktan sonra yere düşer. Diğer kurtlar ise başka bir av aramak için yollarına devam ederler. Keda sabah olunca ağaçtan atlar ama kurdun ölmediğini görür. Hem kurdun hem de kendi halinin benzerliği onu hayvana yardım etmeye iter. İkisi de zorlu doğanın içinde yaralı bir şekilde hayatta kalma savaşı vermektedirler. Keda hareket edemeyen hayvana biraz su verir. Köpeğin adını da Alfa koyar. Alfa ilk başlarda Keda’nın yaklaşmasına izin vermese de daha sonra verilen suyu içer. Lokmasını kendisiyle paylaşan bu insanoğluna sevgi besler. Artık kış gelmiştir ve av için geçtikleri yolları kar kaplamıştır. İkili birbirlerine yardım ederler. Kah Keda Alfa’yı kurtarır kah Alfa Keda’yı kurtarmak için ayılarla savaşır. Bu yolculuk insan ile köpek arasındaki bitmeyecek kadim dostluğun başlangıcıdır. Köpek filmlerini çok severim. Küçüklükten beri o hayvanların sahipleri için yaptıkları fedakarlıklar gözümü yaşartır. Bu filmleri iyi veya kötü diye ayıramam. Tabii ki teknik olarak birbirinden daha iyi olma durumları var. Ama bir köpeğin duyduğu sevgi ve bağlılığın değerini o kadar iyi biliyorum ki böyle bir hikayeye eksik veya kötü demek içimden gelmez. Mutlaka seyredin derim. Ben filmi seyrettikten sonra hemen bahçeye gittim ve oğluma sıkı sıkı sarıldım. O benim dostum, canım, bebeğim… Sadece bu sevgiyi hissettirmeleri bile bize yaptıkları büyük bir iyiliktir. Hadi bu sevgiyi filmle bile olsa paylaşalım…

 

 

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı: Alpha

Yönetmen: Albert Hughes

Senarist: Daniele Sebastian Wiedenhaupt

Oynayanlar: Kodi Smit McPhee, Johannes Haukur Johannesson, Natassia Malthe, Leonor Varela

Yapım: 2018, ABD, 96 Dak.

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.