Yaz aylarının vizyon fakiri olduğunu pek çok sinemasever biliyordur. Çoğunlukla bu dönemlerde normal sezonda vizyon bulamayan filmler şanslarını denerler. Bu durum zaman zaman vizyonda çeşitliliğin olmasına vesile olurken, genel vizyon takvimindeki kendini taklit eden filmlerden farklı filmlere yolculuğa çıkmış oluruz.

Serin klimalı salonlarda sinema keyfi için az neden gerekir. Bu yüzden de dağıtımcıların pek çoğu neden arayan seyirciler için korku filmlerini piyasaya sürmeye başlarlar. Korku sineması yazın ülkemizde beklenmedik bir çıkış ivmesi yakalar. Genel hatlarıyla düşündürücü olmaktan çok eğlence sinemasına hizmet eden bu tür örnekleri yazın iyi geçmesini sağlayabilir.

Bu yaz da Meg filminin gelmesi şerefine vizyona giren köpekbalıklı filmlerden oluşan bir liste hazırlayalım dedik. Meg bir anlamda en büyük köpek balığı olma iddiasında olsa da geçmişteki kimi köpekbalıklı filmlerde deniz, okyanus korkusu yaratmayı başaran öncülleri düşünüldüğünde, aslında esas olanın büyüklükten çok sinemasal etkisi olduğunu görüyoruz.

 

JAWS (1975)

70’li yılların denize girme korkusunun baş nedeni olan Jaws filmi, usta yönetmen Steven Spielberg’ün başarılı yönetmenliğiyle bir anlamda popüler figüre dönüşen önemli bir film olmuştu. Bu filmden sonra gelen ne devam filmleri, ne de aynı konseptli ilham alan filmler Jaws’ın başarısına ulaşamadı. Birkaç iyi film ortaya çıksa da Jaws fenomene dönüşmüştü. Hatta devam filmlerinden de üçüncü filmi başarılı bulanların sayısı hiç az değildi. Richard Dreyfuss ve Roy Scheider bu film sayesinde ünlerine ün katarlarken, film de dünya çapında tam bir gişe canavarına dönüşüp herkesi mutlu etmişti.

 

DEEP BLUE SEA (1999)

Geçen 24 seneye rağmen Jaws’ın başarısını tekrar eden bir köpekbalığı ortaya çıkmadı. Ancak en başarılı birkaç denemeden biri olan Deep Blue Sea adını başarılı köpekbalığı filmlerinden biri olarak yazdırmayı başardı. Kadrosundaki Samuel L. Jackson, Thomas Jane, LL Cool J gibi oyuncular sayesinde adını duyuran yapım, gösterildiği yazın gişe bombalarından birine dönüşmüştü. Her yıl devam filminin yapılacağı söylense de kimse bu filme girişmedi. Klasik köpekbalığının zekasının geliştirilmiş haliyle karşı karşıya olduğumuz filmde, bu sefer bilimsel araştırmalar yapan gizli bir araştırma binasında hayatta kalmaya çalışan bir grup insanın hikayesini izlemiştik. 2000’li yıllara girerken izleyiciler için iyi deneyim olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda aksiyon sinemasının başarılı yönetmeni Renny Harlin’in payının olduğunu söylemekte yarar var.

 

OPEN WATER (2003)

Blair Witch Project ertesinde bolca buluntu film karşımıza çıkmıştı. Hatta Paranormal Activity sayesinde unutulmaya başlayan bu yan korku türü tekrardan hortlayarak korku filmlerinin yeni furyası haline gelmişti. İşte tam bu dönemin en hareketli olduğu zamanlarda Open Water filmi ortaya çıktı. Scuba Diving etkinliği için açık denize açılan bir çiftin, okyanus ortasında açık hedef olmasını konu edinen film, buluntu film estetiğiyle çiğ bir görüntü yönetimine sahipti. Bir anlamda tehlikeyle yüz yüze gelen insanlarla empati kurulması hedefleniyordu. Bu vesileyle sinemada olmasa da video piyasasında şöhretine şöhret katan bu vasat yapım, bir anlamda fenomene dönüşen işlerden biri olmuştu. Daha sonrasında devam filmleri de yapılsa da, ilk filmin verdiği etki başka filmde verilemedi.

 

SHALLOWS (2016)

Köpekbalığı ile mücadele filmlerinin belki de en başarılılarından biri Shallows olmuştu. Yakın dönemde vizyona giren film, Blake Lively’nin performansıyla adından söz ettiriyordu. Bir kadının sörf yapmak için geldiği bir koyda sığ kesimlere kadar gelen bir köpekbalığının rahatsızlığını hissediyorduk. Bu bölgedeki kayalık bölge sayesinde hayatta kalamayı başaran ana karakter, tek başına köpek balığı ile mücadele verirken son derece keyif veren bir sinema deneyimine dönüşüyordu. Etkileyici finali ve bir anlamda dişi rambo misali tek tabanca hayatta kalma tutkusunu sergileyen karakterimize hayran kalıyorduk. Listemizdeki en iyi filmlerden biri olduğu kuşkusuz…

 

47 METERS DOWN (2017)

Mandy Moore’un başrollerden birini paylaştığı yapım, güvenli gibi görünen kafesli dalış deneyiminin kabusa çevrilmesini anlatıyordu. İki kadının okyanusun dibine hapsolmasını nefesinizi tutarak izlediğiniz yapım, küçük ve etkili bir iş olmayı başarıyordu. Doğal olarak denizin dibindeki köpekbalığı tehlikesi filmin odak noktası olurken, oksijenin tükenmesi ve gün yüzüne çıkmaya çalışan karaktelerin dramı filmin zinde kalmasını tetikleyen unsurlardı. Film pek kaale alınmasa da, türün keşfedilmeyi bekleyen işlerinden biri haline geliyordu.

 

THE REEF (2010)

2010 yapımı the Reef listemizin zayıf halkalarından biri olarak aklımızdan siliniyor diyebiliriz. Bir gemi mürettebatının köpekbalığı saldırısı sonucunda batan gemilerinden düşmesi sonucunda açık denizde hayatta kalma çalışmalarını anlatan yapım, öncü filmlerini taklit eden, klişelerle dolu bir korku seruveniydi. Film yer yer sıkıcı olurken, pek bir yenilik barındırmıyordu.

 

BAIT 3D (2012)

Bir tsunami sonucunda supermarketin köpekbalıklarıyla beraber su basması sonucunda markette sıkışan bir grup insanın macerasını anlatan Bait 3D filmi, bir anlamda köpekbalığı lüteratürüne farklı bir film armağan ediyordu. Çünkü bu sefer köpekbalığı ile mücadele noktası su değil, karaydı. Avustralya – Singapur ortak yapımı film, bir anlamda gelişen teknolojilerin varlığından yararlanarak köpekbalığı deneyimini üç boyutlu bir sinema etkinliğine dönüştürüyordu. Korkutucu olmaktan çok gülünç olan yapım, özgün hikayesine rağmen pek ses getirmeyi başaramadı. Yönetmeninin risk almamak adına güvenli sularda gezinmesi de filmin gücünü azaltan noktalardan biri olmuştu.

USS INDIANAPOLIS: MEN OF COURAGE (2016)

Nicolas Cage’in üst üste kötü projeler seçip kariyerini tepetaklak etmesinin ardından bu kötü filmler serisine bir de köpekbalıklı savaş filmi ekledi. Bir denizaltının gizli bir operasyona giderken baskına uğrayıp denizde hayat mücadelesi vermesini konu alan film, bir yandan savaşın sıkıntılarını irdelerken, öte yandan bir survive filmine dönüşerek izleyicisini şaşırtmıştı. Nitekim filmdeki oyuncu performansları ve reji o kadar kötüydü ki, film inandırıcılık bakımından sorunlar yaşıyordu. Filmin baz alındığı gerçek hikaye düşünüldüğünde, gerçek bir hikayenin inandırıcılıktan yoksun olması filmin intiharını hızlandırmıştı. Belki de listemizdeki en başarısız işlerden biri olarak dikkat çekiyor.

 

Ve diğerleri…

Genel hatlarıyla listemize bakarsak doğal olarak Shark Tale animasyon olduğundan, Mega Shark vs. Giant Octopus son derece trash türünde bir örnek olması sebebiyle ve tüm dünyada video fenomenine dönüşen Sharknedo serisi de berbat denilebilecek kadar kötü olmasından kaynaklı olarak listemize giremediler. Lakin Sharknedo’nun bolca devam filminin geldiğini söylemekte de yarar var. Hortumun köpekbalıklarıyla hücum etmesi gibi uçuk bir konuyu anlatan bu yapımın tam bir suçlu zevk olduğunu belirtmekte sakınca görmüyorum.

 

Haktan Kaan İçel

Haktan Kaan İçel
1984 yılında İstanbul’da doğan Haktan Kaan İçel, öğretim hayatını aynı şehirde devam ettirdi. Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Sinema-TV bölümünden mezun olduktan sonra çeşitli kısa film çalışmalarında bulundu. Dizi sektöründe çeşitli dizilerde senarist olarak yer aldı. 2002 yılında Mahzen Öykü Yarışması’nda “Kalplerdeki Mutluluk Masalı” adlı yazdığı öyküsü birinci seçildi. Aynı öykü 2003 yılında “Ölümsüzler” adlı antolojide yer aldı. "Öğrenciliğin Kitabını Yazdık, Üstelik Kopya Da Çekmedik" adlı mizah kitabının yazarlarından biri oldu. 2006 – 2014 tarihleri arasında Xasiork Öykü ve Roman Yarışmaları jürilerinde yer alan Haktan, son yıllarda çocuk ve gençlik yazını ile de ilgilenmektedir. “Xasiork Dergi”, “Zifir”, “Genç Haberler”, “Genç Kalemler”, “Come” gibi dergilerde yazıları ve öyküleri yayınlandı. “Kült, Kitsch, Klişe”, “sinemasal dünya” ve “bakınız” adlı bloglarda sinema yazıları yayınlanan yazar, belli aralıklarla bu dergilere yazmaya devam etmektedir.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.