Simay Yaykır, çektiği başarılı kısa filmlerle adından söz ettirdi. Son çalışması Kazak ise Cannes Film Festivali Short Corner’da gösterildi. Ardından Avrupa’nın birçok şehrine özel davetler aldı. Bakalım Simay kısa film üzerine neler söylüyor? 

Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?

1994 yılında Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde doğdum. Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Önlisans programından mezun olduktan sonra Selçuk Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde lisans eğitimime başladım ve bu sene mezun oldum. Sinema öğrenimime ve çalışmalarıma devam ederken aynı zamanda Uluslararası İlişkiler bölümünde yan dal eğitimimi tamamladım. Sinemaya ilgim çocukluğumda başladı. 9 yaşındayken bir sinema setini görmüş olmanın verdiği heyecanı yıllarca içimde saklı tuttum ve lise yıllarımdan itibaren kısa film ile ilgili çalışmalar yapmaya başladım. 2010 yılında, çektiğim ilk kısa film olan Mavi Bilye ile o yıl ilk kez gerçekleşen Kısa Kes film yarışmasında aldığımız ödülden sonra sinema hayali bende bir amaç olarak belirmeye başladı. O yıllardan beri hiç durmadan sinema ve kısa film alanında çalışmalar yapıyorum haliyle 8 yıldır bu işin içindeyim demek doğru olacaktır. O günlerden bu günlere genç yaşımda Ankara’da arkadaş grubumuzla çeşitli filmler çektik, reklam setlerinde çalıştım hatta Ankara’da sinema üzerine bir topluluk kurdum ve çeşitli etkinliklerde bulundum. Üniversite döneminde ise çalışmalarımı akademik boyuta taşıyarak daha profesyonel işler çıkarma gayretini sürdürdüm. Halen aynı kararlılıkla çalışmalarımı sürdürmekteyim.

Senin için kısa filmin tanımı nedir?

Kısa film benim için diyalektik bir süreci ifade eder. Bir başka açıdan bakıldığında sözün özüdür de diyebiliriz. Bana göre kısa film esas itibariyle içinde bir mesaj barındıran, bu mesajı en doğru ve en kısa yoldan veren, kavramsal kopuklukları bulunmayan, soyut görsel anlatım ve kısa sözelle desteklenen evrensel bir anlatım dilidir.

Biraz Kazak’tan ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?

Kazak, yapım aşaması yaklaşık 9 ay sürmüş bir tarihi dönem filmidir. Kazak, 1.Dünya Savaşı Kafkas cephesinde çatışan iki hasım askerin zorunlu etkileşimi sonrasında ortaya çıkan duygu durumları ve iç çatışmaları üzerinden duygu kırılmalarını ön plana çıkararak, en acımasız ve zor şartlarda dahi vicdani değerlerin ön plana çıkartılabileceğine yönelik evrensel bir mesaj vermeyi hedeflediğim bir yapımdır. Filmin çekim aşaması 1 hafta sürmüş, geri kalan sürede araştırma ve sanat bölümünü ifade eden kostüm, dekor ve filmin geçtiği mekân ile ilgili çalışmalarla sürdürülmüştür.

Filmi çekme nedenim aslında çocukluğumdan gelen bir süreçten kaynaklanmakta. Ben bir asker çocuğuyum ve bu çevrede büyüdüm. Bu doğrulta aslında savaşın gerçek tanıkları olan askerlerin, sivillerin sandığının aksine daha insancıl düşünce yapısına ve duygu durumlarına sahip olduğunu da gözledim. Bu mesleğin sert ve acımasız görev doğasına rağmen, insani değerlerin de unutulmadan yaşandığını ve aslında bu sürecin biz farkında olmasak da sürekli yaşanmakta olduğunu da bu çevreyi yakından tanımayan izleyiciye aktarmak yapım amacımın önceliklerini oluşturmuştur.

Kazak kısa filmi halen önemli uluslararası yurtdışı film festivallerinde yarışmaktadır. Öncelikle 2018 Cannes Film Festivali Short Film Corner’da yer aldı ve gösterime girdi. IMDB Resmi festivali olan Avrupa Sinematografi ödüllerinde “En İyi Avrupa Filmi” ödülüne layık görüldü. Halen İsviçre, Polonya, Romanya, Fas, İtalya ve Lübnan’da devam eden film festivallerinde finalist olarak yarışmaktadır. 2018 Cannes Film Festivaline katılımımdan sonra, başta İsviçre ve Fransa olmak üzere birçok ülkede yapılan diğer film festivallerinden de resmi katılım ve özel gösterim daveti alan Kazak kısa filmim bu festivallerde de yer almaktadır. 

Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?

Gelişen teknolojiyle birlikte prodüksiyon ekipmanlarının hafif, kullanışlı ve daha kolay ulaşılabilir olması ile dijital teknolojinin gelişmesi, çekim sürecini ve maliyetini nispeten azaltmış, bununla birlikte yapımcı çevresini genişletmiş ve kısa film üretiminde artış meydana getirmiştir. Bu durum hiç şüphesiz doğal bir gelişim sürecidir. Ancak, bu teknolojik imkân ve gelişmelerle birlikte, özellikle yapımcı çevrenin profesyonelliğin dışında genişlemesi, kısa film yapımlarında sanatsal ve kavramsal derinliğin azalmasına da yol açmaya başladığını gözlemliyorum.

Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler? 

Örnek aldığımdan ziyade, sinematografisi ve anlatım tarzını beğendiğim yabancı yönetmenler olarak Roman Polanski, Krzysztof Kieślowski ve Wes Anderson’ı sayabilirim. Türk yönetmenlerden Yavuz Turgul sinemasını sevdiğim ve bana göre Türk Sinemasına önemli katkı sunan değerli bir yönetmendir. Bunun dışında yapımlarını topyekûn bir bakışla değerlendirip karar verdiğim bir isim olmamakla birlikte, Zeki Demirkubuz’un ve Derviş Zaim’in ilk dönem filmlerini sevdiğimi söyleyebilirim.

Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?

Önemli birkaç uluslararası film festivali dışında, ülkemizde yapılan film festivallerini değerlendirmek gerekirse, esas konu bu festivallerde işlenen filmlerin dünya ölçeğinde hangi seviyede değer bulduğudur. Ya da ters açıdan bakarsak, Dünya ölçeğinde değer bulmuş filmlerin bu festivallerde neden işlenmediğini ya da işlenemediğini sorgulamak gerekir. Bu sorgudan çıkacak sonuç belki de ülkemizdeki film festivallerinin değerini ortaya koyacak önemli bir kriter olacaktır. Ülkemizde yapılan film festivallerinde milli motiflerin işlenmesini beklemek doğal olmakla birlikte, evrensel sanatsal değerleri de esas kriter alan daha objektif tutum ve fikir arkadaşlığı ile siyasi yaklaşımlardan uzak ön yargısız bir sanatsal değerlendirme süreci, hiç şüphesiz ki ülkemizdeki film festivallerini daha saygın ve evrensel bir konuma yükseltecektir. Kısa filmcilere yaklaşım konusuna gelirsek; bu tarz filmlerin genellikle ticari maksatların dışında üretilmiş olması uzun metrajlı filmlere ve yönetmenlerine nazaran yeterli ilgiyi sağlayamama sorununu da beraberinde getirmektedir. Hatta içeriği sadece kısa film olan festivallerde dahi, kısa filmlere gösterilen ilginin, izlemek için gelen konuklara gösterilen ilgiden bile az olduğunu söylemek çoğu zaman mümkündür.

Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…

Gelecekle ilgili planım doğal olarak sinema üzerine olacaktır. Kısa filmlerimin yanı sıra uzun metraj film projeleri üzerine çalışmak, çalışmalarımı uluslararası boyuta taşımak önceliklerim arasında olacaktır. Bu çalışmalarımın yanı sıra akademik çalışmalarımı sürdürmek niyetindeyim.

    

 

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.