FIRAT SAYICI

Küçükken, dağda, tepede, bayırda, deniz kıyısı hatta sokak aralarında kelebekleri kovalardık. Büyüklerimiz uyarırdı; kanatlarını tutarsan bir daha uçamaz ölürler, yazık diye…

Filmin konusu kısaca şöyle… 30 yıl ayrı kaldıktan sonra, baba üç çocuğunu köydeki evlerine çağırır. Nedenini bilmezler. En büyükleri, Cemal, onları alır ve bu garip köye doğru yola çıkarlar. Yıllardır bir araya gelmeyen ve birbirini çok az tanıyan üç kardeş köye vardıklarında babalarının öldüğünü öğrenirler. Babaları, vasiyetinde köyün acayipliklerinden biri olan kelebeklerin geliş zamanında gömülmeyi istemiştir. Kardeşler birbirlerinin kim olduğunu anlamaya çalışırlar. Tolga Karaçelik’in yazıp yönettiği filmde Bartu Küçükçağlayan, Tuğçe Altuğ, Tolga Tekin ve Serkan Keskin gibi oyuncular rol alıyor.

Gişe Memuru’nu başarılı bulmamıştım ama Sarmaşık sinema dünyamıza bomba gibi düşmüştü. Çok beğenmiştim. Hatta iki kez izledim. Muhteşem bir mizansen yaratma gücü, derinlikli oyuncu yönetimi ve hikaye anlatımı vardı filmde. Karaçelik çok şey vaat ediyordu sinema sektörümüze. Üçüncü projesini merakla beklerken “Kelebekler” çok güzel haberlerle düştü gündemimize. Sundance gibi önemli bir festivalde başarı kazanmıştı. Israrla yayınlanmayan fragman sosyal medyaya düşünce ağzımız açık kaldı. Ne izleyeceğiz lan biz? Bu ne leziz bir fragman deyip durduk. Ama kazın ayağı, kelebeğin kanadı göründüğü gibi çıkmadı. En azından benim adıma…

Oidipus yasasını bilirsiniz; anne ile çocuğun doğal ilişkisinin yasaklanması ve bu yasakla doğan bilinçdışı arzunun babanın varlığıyla yeni imgesel biçimlerle ikame edilmesiyle çözülmesidir. İnsanoğlu benliğini kazanırken bu sayede toplumsal biçimleri edinir ve birey-özne olur. Sosyokültürel düzene girişin anahtarı olan bu yasa Cemal, Kenan ve Suzan’da öylesine güçlü ki, hayatlarının neredeyse her aşamasında baba varlığını sorgulamışlar. Annelerinin intiharının ardından dağılan üç kardeş yıllar sonra bir araya geldiklerinde suçu babalarına, annelerine ve hatta birbirlerine atıyorlar. Senaryonun en güzel yanlarından biri ise, üç kardeşin zaman zaman birbirlerini anne ya da baba formlarına sokmaları. Kenan’ı canlandıran Bartu Küçükçağlayan’ın teatral oyunculuğu, Suzan’ı canlandıran Tuğçe Altuğ’un diyaloglarını söylerken düştüğü vurgulama hatalarının yanında Cemal’i canlandıran Tolga Tekin’in ne yaptığını bilen, sakin, kendinden emin oyunculuğu gökyüzündeki kuzey yıldızı gibi parlıyor. Seren Yüce’nin “Rüzgar’da Salınan Nilüfer”de de muazzam bir performansa imza atmıştı hatırlarsanız. Bu arada, çok sevdiğim, Grup Gündoğarken’in “Bir Yaz Daha Bitiyor” ve Nazan Öncel’in “Gidelim Buralardan” şarkılarını filmde görmek memnun etti beni.

Birbirini pek sık görmeyen, aile bağları olmayan üç kardeşin hayatını izledik perdede. Bol metafor, bol siyasi gönderme ve bolca absürtlük çabalarını da ara sıcak olarak tadımladık. Hikaye oldukça basit, klişe aslında. Yönetmen Tolga Karaçelik, hikayeyi anlatırken çoğu yerde klasik anlatım yöntemlerini uygularken, zaman zaman seyirciyi şaşırtan (tavukların patlaması, tanrının varlığını sorgulayan imam..vs.) süslemelere giderek anlatımı yapı bozumuna uğratmaya çalışmış. Bu metot bazen işe yarıyor. Ancak kız kardeşin pavyonda iki kadeh içince ‘kamyon şoförüne’ bağlaması gibi gereksiz ve hikayeye hiç bir anlam katmayan durumları da hoş göremedim kendi adıma. Kimse çıkıp da, ama o yedikleri dayak sayesinde kardeşler birbirine daha da yakınlaştılar savunması yapmasın lütfen. Yemezler. Gelelim bir de Kültür Bakanlığı meselesine. Tolga Karaçelik ve Emin Alper, Kültür Bakanlığı’ndan son projeleri için ret yemişti. Ama görüyoruz ki bakanlık desteği şart değil bir filmi yapmak için. Bak güzel kardeşim, sen ne de güzel kanıtladın bakanlık desteği almadan başarıya ulaşmayı. Şimdi onlar düşünsün, boşver…

Fragmanını ilk izlediğimde aşırı heyecanlandığım Kelebekler’i gözümde çok büyütmüşüm anlaşılan, beklentim yüksekmiş, maalesef… Kafamda cevaplarını bulamadığım deli sorular… Tolga Karaçelik kendi filminde, hem de kötü bir performansla neden rol aldı? Diğer bir yönetmen arkadaşı olan Emin Alper’in kafasına bu filmde oynasın diye niye girdi? Gişe Memuru’ndaki Kenan’ın bu filmde işi ne? Serkan Keskin neden hala yıllardır aynı tiplemeyi canlandırıyor? Ercan Kesal bu filmde neden oynadı? Fıkra tadındaki son sahneye ne gerek vardı? Yönetmen izleyicisine izlediklerinin boş beleş şeyler olduğunu mu ima ediyor? Bizler de üç kardeşin çobanın yanından yarı söylenerek yarı hayal kırıklığıyla ayrıldığı gibi mi sinema salonundan ayrılalım? Sanırım biraz bende öyle oldu…

Giriş cümlesinde yazdığım üzere, bu “Kelebekler”in kanatları biraz örselenmiş… Neyse, olaylar olayların içindedir zaten Tolga Karaçelik… En az Sarmaşık kadar güçlü bir dördüncü film bekliyoruz senden. En az!

Fırat Sayıcı
1979, İstanbul doğumlu. 2001 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme Mühendisliği’nden yüksek lisansla mezun olmasına rağmen, üniversite yıllarında yaptığı sinema kulübü başkanlığı sayesinde, geleceğini ve mesleğini sinema-tv üzerine kurmaya karar verdi. Çeşitli kısa film, belgesel çalışmalarıyla işe koyulan ve Yıldız Kısa Film Festivali'nin kurucularından olan Fırat Sayıcı, yurt çapında çeşitli kısa film festivallerinde de jüri üyeliği yaptı, kısa film üzerine workshoplar düzenledi. 2008’de Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olan Fırat Sayıcı, Selçuk Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümünde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Şu an aynı bölümde doktorasını yapmaktadır. SİYAD üyesidir. TRT'de metin yazarı olarak başladığı televizyon macerasında birçok kanalda çeşitli programlarda görev aldı, sinema programları yaptı. Kurduğu Mad Informatics Ajansı’yla sinema-tv ve eğlence sektörüne PR ve sosyal medya hizmeti vermeye başlamıştır. "Türk Sinemasında Gerçekçilik" ve "Yeni Başlamayanlar İçin Sinema" adında iki sinema kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.