Ana Sayfa Film Kritik Sana git yaşa dedik, öl mü dedik? Bölük…

Sana git yaşa dedik, öl mü dedik? Bölük…

0

Asker filmleri çok revaçtayken, gerçek bir hikayeden yola çıkan Bölük filmi farklı bir soluk getiriyor sinemamıza. Her ne kadar yönetmenlik açısından çok eksiklikleri olsa da duygusal bağlamda güçlü bir yapım…

Bölük gibi filmler sinema eleştirmenini zorda bırakan yapımlardır. Herşeyden önce bu karmaşık ortamda vatanını korumak için can vermeye razı çocukların hikayesini anlatıyor. Böyle bir konuyu sinemasal olarak eleştirmek gerçekten zor. Bir de film büyük eksikliklerle beraber beklenmedik başarıları da içinde barındırıyorsa iş iyice içinden çıkılmaz oluyor. Bölük filmi yönetmeni Aytaç Ağırlar’ın 1996 yılında yaptığı kendi askerliğinden alıntıları içeriyor. Ağırlar karşılaştığı hikayeleri birleştirmiş ve bir grup gencin askere teslim olmalarından itibaren terhislerine kadar geçen zamanı sinemalaştırmış. Yani aslında diğer asker filmlerine göre farklı bir yol izlemiş. Daha kişisel, daha psikoloji bazlı bir hikaye konu etmiş Ağırlar. Filmin bazı bölümleri gerçekten çok başarılı ve duygusunu izleyiciye geçirebiliyor ama bazı yönleri ise inanılmaz klişelere boğulmuş. Hem klişe, hem komik kalmış. Mesela tanımadığı bir kadından telefon alan askerin, bölükte sürekli o kadınla konuşup ona aşık olması, kadının ise kendini askere göstermeme inadı. Bu inadın arkasında kadının tekerlekli sandalyeye mahkum olduğunu görüyoruz, klişe 1… Daha sonra sürekli ceza alıp askerliğinin uzamasını isteyen bir erin hikayesi var. Bu er askerliği biter bitmez kan davasından vurulup öldürülüyor, klişe 2… Şehit olan askerlerin televizyonda isimleri sayılırken spiker sevgilisinin de öldürüldüğünü yayın esnasında anlıyor, klişe 3… Yani bütün bunlar aslında yönetmenin becerisinin kısıtlı olması sebebiyle bu kadar eklenti kalıyor senaryo içinde. Gelelim filmin iyi olan kısmına. Filmin ilk sahnelerinden itibaren bir bölüğün yaşamı, erlerin usta birliklerine teslim olma anları inanılmaz bir gerçeklik ile verilmiş. Üstelik yönetmen Aytaç Ağırlar kendi siyasi görüşünü ve hayat algısını da filme işleyebilmiş. Şu bunu söyler bu buna itiraz eder dememiş. Bu da bence bir yönetmen için çok önemli bir doğru. Yanlışlarını bile cesaretle yapan insanın önü açıktır. Filmi seyrederken bir şeyi daha anlıyoruz. Yönetmen aslında yaşadığı ve gözlemlediği şeyleri sinemalaştırırken çizgisini yükseltiyor. İş çatışma sahnelerine, kahramanca şehit olmalara gelince ne yazık ki film öğrenci bitirme işlerine dönüyor. Filmin ana öyküsünde yer alan yetimhanede büyümüş Murat’ın askerliği ve şehit olması yönetmenin dikkatle çalıştığı bölüm. Özellikle şehit olan Murat’ın insanlara bıraktığı bir mektup var ki dış ses olarak bu mektubun okunduğu sahne filmin zirve yaptığı yer. Bu mektupta yazılanlar sadece bir filmin etkileyici yerleri diye geçiştirilemez. Onun için aynı filmdeki gibi bu yazının sonunu da o sözlerle tamamlamak doğru geliyor bana…

Bu yazı bir komando er mektubudur ve siz bunu okuyorsanız ölmüşüm demektir.

Bir ailem olsaydı bu mektubu onlara göndermek isterdim ama yok. İlerde ölürsem diye bir mektup yazmak çok zor, aklına getirmek istemez insan yazdığında ölümü, hani her zaman bir umut vardır ya. Askerliğim bittikten sonra yırtıp atacaktım bu mektubu ama şu an okuyorsanız yırtamadım demektir. Zaten pek de kalem tutmaz elim, silah tutmayı daha iyi bilirim. Kışlada her televizyona bakışımda birbirinizi öldürdüğünüzü birbirinizin canını yaktığını gördüm. Müziğin sesini çok açtığı için komşusunu vuranlar, gücü kadına yetenler, cebindeki 10 lirası için adam vuranlar, kız arkadaşına baktı diye alayını bıçaklayanlar bileniniz var mı ben kimi korumak için öldüm? Eti az pişmiş diye garsona çıkışan adam sen yatağında rahat yat diye kafamın üzerinde kurşunlar uçuşurken ben dağda her bulduğumu kesip yedim.

Arabasını solladılar diye levyesini kapıp giden adam, beni bir çöp bidonuna atan anam söylesenize ben kimin için öldüm? Yetimhanede ve askerde en güzel şeyin ekmeği bölmek olduğunu öğrendik biz, peki size neyi bölmeyi öğrettiler?

Sizi önce Allaha sonra birbirinize emanet ediyorum.

 

FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen: Aytaç Ağırlar

Senarist: Aytaç Ağırlar

Oynayanlar: Kaan Yıldırım, Hakan Kurtaş, Alina Boz ile Aykut Akdere

Yapım: 2017, Türkiye

 

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.