İtalyan sinemasının eski Roma’yı anlatan ilk yükseliş yılları, Hollywood’un büyük bütçeli yapımları, ödüllerin literatüre girdiği ihtişamlı filmler ve başta Kurosawa olmak üzere Japonların çektiği samuray filmleri… Nereden gelirse gelsin, nasıl olursa olsun kaba tabirler “kılıçlı”, sinema terimi olarak “sandalet” filmleri hayatımızda büyük önem taşır ve çoğumuzun suçlu zevki bu filmlerdir. Hatta seviyesi, başarısı ne olursa olsun bu türün arşivini yapanımız, “bana kılıç sesi olsun yeter” diyenimiz bile mevcuttur. Bu tür, artık aynı zamanda bir alışkanlığa da dönüşmüş durumda.

Elbette saydığımız çıkış noktaları sonrası da bu filmler hep var oldu ve hep gelişti. Artık bilim kurgu, fantastik ve bolca komediler bile yapılır oldu. Zombilerin olduğu kılıçlı/tarihi filmler bile görür olduk. Ülkemizde ise Kara Murat, Karaoğlan gibi örnekler bir dönem aldı yürüdü ama artık bu tarz bir filme rastalamak neredeyse mümkün değil. Olanlar ise yeterli seviyede değil. Neyse, umudumuzu fazla köreltmeden konumuza dönelim. Bu gidişin son ürünü ise bu ay gösterime girecek olan King Arthur: Legend of Sword.

Bu kez daha da başka bir tarz bizi bekliyor. Nedeni ise usta yönetmen Guy Ritchie. Lock, Stock and Two Smoking Barrels, Snatch, Rock’n Rolla, Sherlock Holmes ve The Man From U.N.C.L.E gibi filmlerle karşımıza çıkan yönetmenin kendine has bir tarzı var. Mizah sosu, aksiyona bakışı ve en önemlisi yarattığı atmosfer/kurgu tercihi ile bir Ritchie filmini ayırt etmek mümkün. Daha evvel Sherlock Holmes’ta bunu açıkça görmüştük ve Kral Arthur’un yeni versiyonunda da göreceğimizden hiç şüphem yok. Klip estetiği barındıran geçişler ve eğlenceli müzikler de sanırım önemli bonuslar olacak. Bir “sandalet” filmi hiç olmadığı kadar eğlenceli, sert ve bir o kadar komik olabilir. Bunu beklerden cok sevdiğimiz birkaç “kılıçlı” filmi hatırlayalım.

BRAVEHEART – 1995

Mel Gibson’in yönettiği, oynadığı ve her şeyini yatırdığı film 1995 yılının en büyük filmi oldu. Gelmiş geçmiş listelerine de girmekte zorlanmayan yapım, Ingiltere sömürgesi altındaki Iskoçya’nın William Wallace önderliğinde kurtuluş mücadelesini anlatıyor. Duygusuyla, aşkıyla ve güçlü dramasıyla Oscar Ödülleri’nde de ortalığı kasıp kavurmayı başardı ve övgülere boğuldu. Hakkında tartışmaların günümüzde bile bitmedigi Braveheart, modern tarihi filmlere de yol açmış, tekrar bir ivme kazandırmış oldu.

BEN-HUR – 1959

William Wyler’ın yönettiği film, Lewis Wallace’ın romanından uyarlama. O zamana kadarki en büyük, en görkemli filmlerden olan Ben-Hur bunun karşılığını da Oscar töreninden aldı. 11 dalda Oscar kazanan film 1997 yılına kadar bu alanda tekti, şimdi ise Titanic ve Lord of the Rings: The Return of the King ile zirveyi paylaşmakta. Ben-Hur ve çocukluk arkadaşı Messela artık zıt kutuplardadır ve bu zıtlık kaçınılmaz bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Charlton Heston’ın efsane performanslarıyla daha da güçlenen yapım hala bu türde en iyiler arasında yer almaktadır.

GLADIATOR – 2000

Ridley Scott imzalı ve yine Oscar Ödüllü bu yapım, general Maximus Decimus Meridius’un İmparatorluk tahtına oturan Commodus tarafından aforoz edilmesi hikayesine odaklanıyor ve Maximus’un intikam yolculuğuyla paralel bir şekilde ilerliyor. Russel Crowe ve Joaquin Phoenix’in Oscar perfromanslarıyla öne çıkan film, güçlü bir drama ve etkili bir savaş filmi olarak da anılmakta. Özellikle kurulan güçlü atmosfer ve müzikleriyle seyirciyi yakalamayı başaran film, 5 dalda Oscar kazandı.

SEVEN SAMURAI – 1954

Büyük usta Kurosawa imzalı film, gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri ve samuray hikayelerinin de zirvesi. Usta oyuncu Toshiro Mifune’nin de yer aldığı yapım çok güçlü bir anlatımla hafızalara kaznmış durumda. Takımına dört yeni samurai daha ekleyerek köyü savunmaya girişen Kambei köylüler tarafından sevinçle karşılanır ve herkesin sevgisini kazanır; bir süre sonra onlara kendilerini savunmayı öğretmeye başlar.

Spartacus – 1960

Çoğu sinemasevere göre en büyük yönetmen olan Stanley Kubrick, her türde film çeken ve hepsini başyapıt seviyesinde kotaran bir usta. Köleliğin egemen sınıfa karşı ilk ayaklanma sürecini anlatan film, Spartacus üzerinden hem muhteşem bir anlatı anlamına geliyordu hem de sert söylemler barındırıyordu. Kirk Douglas ve Kubrick’in daha evvel de tecrübe edilen harika enerjisiyle film en iyi tarihi filmlerden biri olarak tarihe geçiyordu.

BONUS:

Tarkan: Viking Kanı – 1971

Viking Kanı isimli çizgi romandan uyarlanan film, Kartal Tibet ile özdeşleşen Tarkan karakterini anlatıyor. Serinin üçüncü ve birçok açıdan en çok bilinen/sevilen bölümü olan Viking Kanı, Yeşilçam’ın unutulmaz efsanelerinden Ahtapot karakterini de izleyiciyle buluşturmuştu. Tarkan’ın AVrupa Hun İmparatoru Attila ‘nın kızı Yonca Hatun’u kurtarma çabası üzerinden ilerleyen hikaye, zamanın şartlarının zorlanması ile de epey konuşulmuştu. Kısacası,dikkat edin! Altar’ın oğlu TArkan geliyor…

Onur Kırşavoğlu
1982 İstanbul doğumlu. Baba mirası sinema sevgisini kendisini bildi bileli kalbinde taşıyor. 2008'de Kocaeli Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu'ndan 2017'de ise Anadolu Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümünden mezun oldu. 2014 yılında Pera Sinema'da sinema eleştirileri yazmaya başladı ve hala aynı mecrada yazılarına devam ediyor. Daha sonra bir dönem Vagon Dergi'de yazıları yayımlandı. Aynı dönem Doğu Batı Dergisi'nde "Türk Sinemasının Çöküş ve Yükseliş Dönemleri" adlı makalesi yayımlandı. 2016 yılında Filmarası Dergisi ve Cine Dergi'de yazmaya başladı ve hala bu mecralarda severek yazmaya devam ediyor. Üç senedir Antalya Uluslararası Film Festivali'nde danışmanlık görevi üstleniyor ve bu görevine hali hazırda devam etmekte. Sinefoli adlı sinema programında bir sezon metin yazarlığı da yapan Onur Kırşavoğlu 2017 Ocak ayından itibaren Sinematürk sitesinin Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdürüyor ve yazıları / röportajlarıyla aktif kariyerine devam ediyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.