En doğal yaşam hakları için bile tarih boyunca mücadele vermek zorunda kalan, tecavüze uğrayan, ikinci sınıf insan muamelesi gören kadınların yaşadıkları, sinemaya da en büyük ilham kaynaklarından biri oldu…

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle bu filmlerden bazılarını tekrar hatırlayalım, hatta hiç unutmayalım istedik.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü bir kutlama ya da eğlence günü değil. Anma günü! 1857 yılında, ABD’nin New York kentinde 40 bin dokuma işçisi kadın daha iyi koşullarda çalışmak için fabrikada greve başladı. Polislerin, savunmasız kadınlara karşı saldırıya geçmesi uzun sürmedi. İçeriye kilitlenen kadınlardan 129’u çıkan yangında bariyerleri aşamayıp can verdi.

1910 yılında Danimarka’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in önerisiyle acı olayın yaşandığı gün ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak anılmaya başlandı. Öneri, 1921 yılından itibaren Türkiye’de de ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kabul gördü.

Kadınlar, her toplumda ve her dönem en doğal, en yaşamsal hakları için bile mücadele vermek zorunda kaldılar. Bunu yaparken gerektiğinde canlarını ortaya koymaktan çekinmediler. Çünkü kendilerinden sonra gelecek nesildeki kadınların aynı sorunları, aynı acıları yaşamalarını istemediler. Kısacık bile olsa -haklı olarak- ‘eşit’ bir yaşam sürmeyi istediler. Şiddet gördüler, tecavüze uğradılar, cezaevine atıldılar ama susmadılar!

Kadınların yaşadıkları, cesareti, başarıları sinemaya da en büyük ilham kaynaklarından biri oldu. Kadınları odak noktasına koyan sayısız film yapıldı.

Eleme yapmanın çok zor olduğu, kadınlar üzerine yapılmış filmlerden sizin için seçtiklerimiz şöyle:

Sultan Gelin (1973-Halit Refiğ)

Film, Anadolu’daki gelenek ve göreneklerin kadınlar üzerinde hangi acılara neden olabileceğini çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Başlık parası karşılığında tanımadığı biriyle evlendirilen Sultan, kocasının ilk gece ölmesiyle ‘başlık parası boşa gitmesin’ düşüncesiyle baba evine yollanmıyor. Çocuk yaştaki Veli ile sözlendirilip evde hizmetçi, tarlada ırgat olarak çalıştırılıyor. Veli büyüyüp başkasına sevdalanınca da beşikteki bebeği büyütüp kendine koca yapması bekleniyor. Ve bir kadının hayatı aşksız, mutsuz bir şekilde devam etmek zorunda kalıyor.

Selvi Boylum Al Yazmalım (1978-Atıf Yılmaz)

Her dönem her izlemede aynı etkiyi yaratacak derecede güçlü bir hikaye. Köylü kızı Asya, karşısına çıkan kamyon şoförü İlyas’a kısa sürede aşık oluyor ve evleniyorlar. Bir çocuğu olan Asya, İlyas’ın kendisini aldattığını öğrenince evi terk ediyor. Çocuğuna ve kendisine evini açan Cemşit ile güvenli bir yuva kuruyor. Bir gün, eski kocası, aşkını derinlere gömdüğü İlyas çıkıp geliyor. İki erkek arasında kalan Asya, asıl önemli olanın ’emek’ olduğunu biliyor. Bir mesleği, dayanağı bile olmamasına rağmen Asya’nın aldatmayı sineye çekmeden evi terk etmesi, kucağında bebeğiyle yeni hayat kurma yolculuğu, sevgiye bakışı… Kadınların her koşulda ne kadar güçlü olabileceğini bir kez daha kanıtlıyor.

Thelma ve Louise (1991-Ridley Scott) 

Kadın dayanışması ve kadınların özgürleşme çabaları denildiğinde ilk akla gelen yapımlardan biri… Kendilerine acı çektiren erkeklerden biraz uzaklaşmak isterken yine erkekler nedeniyle daha fazla sorunla karşı karşıya kalan bu iki kadın, birbirlerine sıkı sıkıya bağlanmaktan ve desteklemekten başka çare

bulamıyor. Erkek arkadaşından bıkan Louise ile ihmalkar kocasından uzaklaşıp, güzel bir hafta sonu geçirmek isteyen Thelma’nın yaşadıkları, bir kadının mecbur kaldığında kendisi ve arkadaşları için neleri göze alabileceğini açıkça ortaya koyuyor.

Bandit Queen (1994-Shekhar Kapur)

11 yaşında zorla evlendirilen, bir köyün erkekleri tarafından tecavüze uğrayan, içindeki intikam yeminiyle dağlarda bir haydut olarak yıllarını geçiren ‘Haydutlar Kraliçesi’ Phoolen Devi’nin gerçek yaşam öyküsü… Dağlarda erkeklerden daha güçlü kalmayı başararak kendi çetesini kurup köylülerden intikamını alan Devi, bir yandan Robin Hood gibi zenginden alıp fakire dağıtarak efsaneleşiyor. Önce çetesinin erkek üyeleriyle aynı koğuşta yıllarca yatıp ardından da parlamentoya giriyor. O, ne kadar bir ‘kadın’ olarak mutlu bir yaşam sürmeye çalışsa da acılar peşini hiçbir zaman bırakmıyor!

Frida (2002-Julie Taymor)

Dünyaca ünlü Meksikalı sürrealist ressam Frida Kahlo’nun acı ve sanat ile dolu hayatı… 19 yaşında geçirdiği trafik kazası sonrası hasta yatağında başladığı resim sanatı onun acılarını resme dökmesini ve hayata bu şekilde tutunmasını sağlıyor. Kadın düşkünü Diego’ya olan aşkı nedeniyle duygusal açıdan yıkımlar yaşayan Kahlo, yaşadığı dönemde kadın ressam olmanın zorluklarını da göğüslemek zorunda kalıyor. Ancak, her şeye rağmen onun güçlü duruşu, üretkenliği, vazgeçmeyişi, rengarenk dünyası her kadına ilham kaynağı oluyor.

Demir Çeneli Melekler (2004-Katja von Garnier)

Kadınların oy hakkı mücadelesini anlatan filmlere en iyi örneklerden biri… Erkekler gibi seçme ve seçilme hakları olabilmesi için uzun yıllar savaşmak zorunda kalan kadınlardan Alice Paul ve Lucy Burns adlı iki cesur eylemcinin yaşadıklarını anlatan film, bir döneme ışık tutuyor. En doğal haklarını elde edebilmek için bile mücadele eden, bu yüzden suçlu muamelesi gören kadınların yaşadıkları içimizde büyük bir yara açıyor.

Tek Başına (2005-Niki Caron) 

Gerçek hayat hikayesinden uyarlanan film, bir madende çalışan Josey Aimes adlı kadının, tarihteki ilk cinsel taciz davasını açmasını konu ediniyor. Tek isteği iki çocuğuna bakabilmek olan Josey, iş yerinde ve evde hep erkeklerin zulmü ile karşılaşıyor. Aşağılanıyor, şiddet görüyor ve taciz ediliyor. Artık bu duruma katlanamayacağını anlayan Josey, insanca yaşamak için mücadelesini başlatıyor. Kadınlar tarafından bile destek görememesine rağmen kadınların yaşadıklarını tüm dünyaya duyurmaya, hakkını savunmaya çalışıyor. Eminiz ki onun yaptıkları, şu an bile birçok kadına örnek olmaya devam ediyordur.

Özgürlük Yazarları (2007-Richard LaGravenese)

Mesleğinin henüz ilk günlerinde olan bir kadın öğretmen neler yapabilir? Üstelik derse girdiği Wilson Lisesi’ndeki sınıf, farklı ırklardan ve birbirinden sorunlu hayatlara sahip öğrencilerden oluşuyorsa… Diğer tüm öğretmenler bu öğrencilere bir şeyler öğretmeye çalışmanın gereksiz olduğunu düşünürken Erin Gruwell, onlarla iletişim kurmanın yolunu buluyor. Bir yandan öğrencilerle çatışma içindeyken bir yandan da diğer öğretmenler ve okul yönetimiyle büyük bir savaş vermek zorunda kalıyor. Öğrencilerine kitap alabilmek için ek işlerde çalışıyor, eşiyle arası açılıyor. Ancak o ‘vazgeçmek’ kelimesini unutarak yoluna devam ediyor. Öğrencilerle aralarında öyle bir bağ oluşuyor ki birlikte ‘Özgürlük Yazarları Günlüğü’ adlı bir kitap bile yayınlıyorlar. Hiçbir umut beslenmeyen çocuklar, nefreti ve suçları bir tarafa bırakıp hayata tutunuyorlar.

Kaldırım Serçesi (2007-Olivier Dahan)

Adı efsaneler arasında yer alan, Fransa’nın ve tabii ki şarkılarıyla hayatına dokunduğu herkesin en sevdiği sanatçılardan biri olan Edith Piaf’ın yaşamındaki zorluklar, acılar dinlerken bile dayanılamayacak gibi… Belki de onun sanatını bu kadar etkili kılan da budur! Sokaklarda şarkı söyleyip cambazlık yapan bir ailede dünyaya gelen Piaf, babasının zoruyla önce bir genelevde yaşamak zorunda kalıyor ardından da sokaklarda şarkı söylüyor. Neredeyse kör olmakla karşı karşıya kalıyor. Çocuğunu kaybediyor,

kendini alkole veriyor ve barlarda yatıp kalkıyor. Hiç beklemediği bir anda sesiyle ünleniyor ama ne şöhret ne de para acılarını azaltmıyor. “Ben tüm zorlukları sevgiyle aştım” diyen bu kadının hayatı hep çıkmazlarda kalıyor. Kaldırımda keşfedildiği için ‘Kaldırım Serçesi’ olarak anılan Piaf’ın hayatını anlatan filmin etkisinden uzun süre çıkamayacaksınız.

Soraya’yı Taşlamak (2008-Cyrus Nowrasteh)

13 yaşındaki İranlı Soraya, 20 yaşındaki Ali ile evlendiriliyor. 23 yıl boyunca eşinden şiddet görüyor ve çocuklar doğuruyor. Ali, başka bir kasabadaki 14 yaşındaki bir kıza göz koyunca, karısından nafaka vermeden kurtulmanın yolunu ona iftira atmakta buluyor. Zina suçlamasıyla recm cezasına çarptırılan Soraya, 15 Ağustos 1986’da taşlanarak öldürülüyor. Gerçek bir hikayeden beyazperdeye uyarlanan film, insanlığın da bir noktada ölmesine neden oluyor. Erkek egemen dünyada, bir kadına yapılanlar nefes almanızı bile zorlaştırıyor.

Coco Chanel’den Önce (2009-Anne Fontaine)

Filmde, 19. yüzyılda güzel görünmek için süslenmiş bir oyuncak bebek gibi giyinmek zorunda kalan kadınları, tasarladığı kıyafetlerle ‘özgürlüğüne’ kavuşturan, moda dünyasının en ünlü ve önemli kadınlarından Coco Chanel’in hayatı anlatılıyor. Yetimhanede geçen bir çocukluğun ardından kabare şarkıcısı olan Coco Chanel, devrimini moda ile yapıyor. Onun tasarımlarıyla kadınlar daha rahat nefes alabilecekleri, dans edip koşabilecekleri, eğilip kalkabilecekleri kıyafetlerle tanışıyor. Kıyafetlerdeki farklılıklar kadınların özgüvenlerini arttırıyor. Onları birer süs malzemesi olmaktan çıkartıyor.

Queen (2013-Vikas Bahl)

Hindistan gibi düğüne çok önem verilen bir ülkede, düğünden bir gün önce nişanlısı tarafından

terk edilen, cahil görülen Rani, tüm alay edilmeleri bir kenara bırakıp balayına tek başına çıkmaya karar veriyor. İlk defa evinden, ailesinden uzaklaşıp Avrupa’ya gidiyor. Başka dünyaların da olduğunu keşfedip, kaybettiği güvenini kazanma yolunda müthiş bir içsel yolculuk yaşayan Rani, ‘ne olursa olsun biri için hayallerinizden, kendiniz olmaktan vazgeçmeyin’ mesajı veriyor.

Tereddüt (2015-Yeşim Ustaoğlu)

Birbirinden bir o kadar farklı ancak benzer hayatlar, benzer çıkmazlar yaşayan Elmas ve Şehnaz’ın kesişen hayatları anlatılıyor. Köyde büyüyen Elmas, küçük yaşta okuldan alınıp zorla evlendirilen ve yaşadıklarının etkisiyle travma yaşamasıyla hastaneye kaldırılan henüz 18’ini bile doldurmamış genç bir kız. Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir evliliği, işi olan genç psikiyatrist Şehnaz ile tedaviye başladıklarında iki kadının yaşadığı acılar gün yüzüne çıkmaya başlıyor. İki kadın da hayatlarının yüzleşmesini aynı zamanda yaşıyor. Hangi mesleği yaparsanız yapın, nerede olursanız olun ekranda gördükleriniz çok tanıdık geliyor. Kendinizin veya çevrenizdeki kadınların benzer sorunlarla boğuştuğu gerçeğini hissedip geriliyorsunuz.

Diren (2015-Sarah Gavron)

İşçi sınıfı kadınlarının hükümete karşı örgütlenmesini anlatan film, tarihteki ilk feminist hareketlerden birine odaklanıyor. Maud’un yaşadıkları üzerinden anlatılan olaylarda işçi kadınlar hem çalışma koşulları hem kişisel hayatlarındaki eşitsizlikler hem de oy hakkı için mücadele veriyor. Maud, ne kadar olaylardan geri durmaya çalışsa da kadınların haklılığı karşısında mücadelenin en önemli isimlerinden biri olma yolunda ilerliyor.

Gizli Sayılar (2016-Theodore Melfi)

Irkçılığın ABD’de zirve yaptığı 1960 yıllarda, NASA’da, uzaya ilk astronotların yollanması projesi olan Apollo’da görev alan 3 siyahi kadının inanılmaz başarı öyküsü. Beyazlardan farklı odalarda çalışan, farklı tuvaletler kullanmak zorunda kalan, aynı kahve makinesini bile kullanamayan, otobüslerde arka koltuklarda oturmak zorunda kalan bu kadınlar, NASA’nın başarısındaki gizli kahramanlar olarak isimlerini tarihe

yazdırmayı başarıyor. Geç anlatılmış bir hikaye olmasına rağmen sonunda gereken değeri görmesi tüm kadınlar ve özellikle siyahi kadınlar adına mutluluk verici.

*Filmler yapım tarihlerine göre sıralanmıştır.

Listenize ekleyebileceğiniz filmlerden bazıları…

Gia (1998-Michael Cristofer)

Milyonluk Bebek (2004-Clint Eastwood)

Peki Şimdi Nereye? (2011-Nadine Labaki)

Vecide (2012-Haifaa Al-Mansour)

Carol (2015-Todd Haynes)

Dönüş (2006), Annem Hakkında Her Şey (1999), Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar (1988) (Pedro Almodovar)

Jackie (2016-Pablo Larrain)

Pınar Karahan
Pınar Karahan lisansını iktisat ile halkla ilişkilerde, yüksek lisansını ise Marmara Üniversitesi'nde halkla ilişkiler alanında tamamladı. Uzun süre Hürriyet Gazetesi'nde eğitim muhabiri olarak çalıştı. Şimdilerde Vatan Gazetesi'nde ekonomi editörlüğü yapan Karahan, yaklaşık 3 yıldır gazetedeki 'Vizyonist' köşesinde vizyona yeni giren filmleri yorumluyor. Küçük yaşlardan beri, hayalleri gerçek kılabilen tek alan olarak gördüğü sinemayla iş yoğunluğu arasında kaçak yürüttüğü aşk onu Cinedergi ile de tanıştırdı. Karahan; özellikle, yorulduğunu hissettiği, motivasyonunu kaybetmeye başladığı anlarda Bollywood filmlerine sığınıyor. Bir gün zihnindeki hikayeleri beyazperdeye yansıtabilirse, yaptığı filmlerle toplumsal sorunlara dikkat çeken yazar, yönetmen ve oyuncu Aamir Khan'ın yolundan yürümek istiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.