Türk sinemasında korku filmlerinin saltanatı devam ederken yabancı korkuları unuttuk. Bu hafta vizyona giren İçeride-Shut In, kötü korku filmlerinin Türk sinemasına özel olmadığını kanıtlayan bir yapım…

Özellikle biz sinema yazarlarının kötülediği Türk korku filmlerinin haksız eleştiriye uğradığını savunan birisiyim. Hatta genel itibariyle sinemanın tümünde böyle bir algı yaratıldığına inanıyorum. “Yerliyse kötüdür” düsturuyla sinemaya bakan, yorumlayan kalemlerden hiç haz etmedim. Mesela bir yabancı komedide küfür gırla giderken buna sesini çıkarmayan bizim sinema entelektüelinin bir Türk komedisinde küfüre takılmasını ne kadar samimi bulabilirim ki? Veya cinsiyetçi komedinin dibine vuran Borak gibi bir filmi yüceltirken Recep İvedik’i cinsiyetçi komedi yapıyor diye aşağılayanları. Son dönemde bu samimiyetsizlik en çok korku sinemasında kendini gösteriyor. Hasan Karacadağ’dan Alper Mestçi ve Özgür Bakar’a kadar iyi korku filmi çeken yönetmenlerimiz var. Evet belki hiçbiri bir başyapıt değil. Ama sinemada çok geçerli olan korku türünü kendi kültürümüzle bağdaştıran bir dil oluşturmaya yakın önemli isimler bunlar. Bizim entelektüelimizin kendi korku filmlerimizin posterini gördükleri anda ve çoğunlukla seyretmeden “Yine cin filmi” aşağılamalarını duymaktan da sıkıldım. Yahu yıllardır ruha giren şeytanı seyrediyoruz veya perili ev hikayelerini, hiç kimsenin de “Aman yine şeytan filmi” dediğini duymadım. Üstelik en az 80 yıldır bu tür filmlerin egemenliğinde sinema salonları. Halbuki Türk korku sineması neredeyse 10 yılını yeni bitirdi ama hemen bir bıkkınlık ve suni bir hoşnutsuzluk ile boğmaya çalışıyorlar Türk korkusunu. Bu hafta vizyona giren Shut In bu anlamda ilgimi çekti. Yazılarımı takip edenler bilir korku filmi seyredemem çünkü korkarım. Kendimi kaptırır ve rahatsız hissederim. Fakat Shut In girince vizyona gideyim seyredeyim dedim. Üstelik filmin künyesi de çok iyi, yılların güzel kadını ve iyi oyuncusu Naomi Watts başrolde. Watts son dönemlerde korku sinemasında görmeye alıştığımız bir isim. Mesela Halka filminin Amerikan versiyonunda bayağı başarılıydı. Her ne kadar 90’ların kadın oyuncularının düşüş dönemini yaşasak da sonuçta film bir sinema şahaseri olma iddiasında değil. Watts’ın bu filme zarar verecek kadar kötü bir performans sergilemesi olanaksız. Çocuk oyuncular deseniz, Jacob Tremblay daha geçen yıl Room filmindeki performansıyla bizi kendimizden geçirmişti. Masum yüzü, koca gözleri ve müthiş yeteneği sayesinde her film için artı olabilecek bir oyuncu. Filmin kötü karakterini canlandıran Charlie Heaton, Stranger Things dizisinin oyuncusu. Bu dizideki rolüyle genç yeteneklerin en önemlilerinden biri olduğunu kanıtladı. Negatif kahraman karakterine uygun fiziği, kötücül olma kapasitesi ile sinemada büyük avantaja sahip olan Heaton bu filmdeki karaktere çok uygun aslında. Bütün bu cast’a rağmen film o kadar kötü ki puanlama yapsam 100 üstünden 20 zor veririm. Çünkü filmin senaryosu bir felaket. Daha ilk sahneden bütün olayı çözüyorsunuz. Mary eşini bir kazada kaybetmiştir. Aynı kazada üvey oğlu Stephen da bitkisel hayata girmiştir. Psikolojik danışman olan Mary orman içinde, ücra köşedeki bir evde oğlunun bakımı ve mesleğiyle beraber yaşamaktadır. Mary’nin hastalarından biri olan otistik Tom yalnızlığı ve masumluğuyla Mary’nin dikkatini çekmiştir. Bir gece fırtına sırasında Tom’un kaçıp arabasına saklandığını görür. Onu evine getirir ama o andan itibaren evde gariplikler olmaya başlar. Kapılar kapanır, camlar kırılır, Mary gözlendiğini hisseder. Bir tarafta hastası küçük Tom diğer tarafta bitkisel hayattaki üvey oğlu Stephen ile bu tehdidin sırrını öğrenmek zorundadır. Film korku türünün bütün klişelerini kullanıyor. Ama o kadar basma kalıp senaryosu var ki filmin sonunu söylemesem de siz tahmin etmişsinizdir. Bu rezaletin en büyük sorumlusu yönetmen Christina Hodson. Zaten kariyerine bakınca kısa film ve televizyon dizisi çekmek dışında pek birşey yapmadığını görüyoruz. O kadar yıldız ve korku sineması klişeleri de filmi kurtaramamış. Merak ediyorum herhangi bir sinema eleştirmeni bu filmi yazacak mı? Türk korku filmlerini seyretmeden yerden yere vuran ve çok da mecburlarmış gibi bir iki kelam eden sinemacılarımız eminim bu filmi görmeyeceklerdir. Nasıl olsa Hollywood filmi, kötülemenin ilgi çeken bir tarafı yok.

 

FİLMİN KÜNYESİ
Filmin orijinal adı: Shut In
Yönetmen: Christina Hodson
Senarist: John Hamburg
Oynayanlar: Naomi Watts, Jacob Tremblay, Oliver Platt, Charlie Heaton

Yapım: 2016, Kanada, 91 Dak.

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.