Çin sineması farklı kuşaklara ait sağlam sinemacıları dünyaya kazandırdı. Bazıları kendi geleneksel sinemalarını, bazıları belirli türleri işlemeyi tercih etti. Beşinci kuşak olarak bilinen ve aralarında Zhang Yimou’nun da olduğu dönemin yönetmenleri ise Batı’ya daha çok açıldı ve kendi kalıplarının dışına çıkabildiler. Hal böyle olunca da dünya çapında ödüller gelmeye başladı. Tabuları yıkan ve kültür devrimi etkileri taşıyan bu kuşak Kore insanının yaşadıklarını da perdeye yasıtmaktan geri kalmadı. Bu kuşağın en önemli ismi olan Zhang Yimou ise sinemasını her zaman daha ileriye taşıdı ve değişik türlerde kotardığı filmler ile önce festivallerde, daha sonra ise daha popüler ve geniş kitleler arasında adından söz ettirmeye başardı.

Zhang Yimou, kültür devrimi sonrası bir süre çiftçilik yapmış, daha sonra da fotoğrafçılığa merak sarmış bir yönetmen. Yeterli parayı biriktirdikten sonra sinema okuluna giden ve eğitimini tamamlayan Yimou, ilk deneyimlerini görüntü yönetmeni olarak yaşadı. Fotoğrafçılıktan gelme birçok usta yönetmen gibi, o da filmlerinde görsel açıdan harikalar yarattı ve kendine özgü bir bçim yaratmayı başardı. İlk kotardığı filmleri arthouse sinemaya daha yakı olan, geleneksel sanatlardan kadın haklarına kadar geniş bir drama skalasında gezen ve aksiyon ile epik filmlere nredeyse hiç bulaşmayan Zimou sinemasının ikinci yarısı ise bu cümlenin tamamen tersine döndü. Dövüş sanatlarından savaşlara, gerçek ile kurmacanın bir araya girdiği tarihi hikayelerden fantastiğe kadar birçok popüler alana sıçradı ve bu anlamda da en iyi filmleri çekmeyi başardı. Görsel açıdan neredeyse kusursuz olan bu filmler, koreografi ve renk anlamında sanat eseri olarak kabul görmekteler. İster drama, ister epik olsun, bu açıdan Zimou filmini tek bir karesinden tanımak neredeyse mümkün.

Çin halkının sorularını ve yaşanan tarihi olaylar neticesinde oluşan durumlarını çok iyi beyazperdeye yansıtan usta yönetmen, kadınların sorunlarını da en net şekli ile önümüze getirdi ve tez konularına kadar incelendi, tartışıldı. Bunun yanı sıra sıradan insanların hikayesini bir masal gibi anlatan ama gerçeklik ile harika bir harmanlama yaparak sunan Zimou, epik filmlere tamamen geçiş yapana kadar her ülkenin sinem festivallerine damgasını vurdu. Daha sonra, özellikle Hero filmi ile başlayan aksiyonel süreç ise yine başarılı filmler ve muhteşem hikayeler ile dopdolu geçti. Kadınları anlatmaya bu filmlerinde de devam eden ama erkeklerin dünyasına da kılıcını keskin bir şekilde savuran Zimou, şu sıralar Çin sineması tarihinin en pahalı ve en görkemli filmi The Great Wall üzerinden çalışıyor ve bu ayın sonunda biz de izleme şansı elde edeceğiz. Çin Seddi etrafından dönen hem masal hem gerçek olayların anlatıldığı filmin, hikayesi, görselliği, oyuncu kadrosu ve iddiası oldukça yüksek durumda. İyi bir film olacağından hiç şüphemiz yok.

Filmi beklerken, Zimou’nun önemli filmlerinden beş tanesine bir göz atalım;

Raise the Red Lantern – 1991

Filmin ismindeki betimlemeler nedeni ile Sosyalizm ve toplusal eleştiri yapıldığı gerekçesi ile bir dönem yasaklı olan film, kaprisli bir soylunun dördüncü eşi olan kadının yaşadıkları üzerinden ilerliyor. Yönetmenin fetiş oyuncusu Gong Li’nin hayat verdiği karakterin bakışları ile açılan film, harika performans ile de şahlanır. Dört kadının çekişmeleri, sorunları ve toplumda kadının yerinin sorgulandığı filmde, Zimou, teknik becerilerini de perdeye yansıtıyor ve muhteşem bir renk şölenini bizlere sunuyor. İnsanın iyi oynadığında kendisini ve herkesi, kötü oynadığından ise sadece kendini kandırabilmesi filmin önemli mesajlarından biri.

To Live – 1994

1940’lı yıllarda bir çiftçi aile üzerinden ilerleyen hikaye, servetini kumarda kaybeden ve geçimini sağlamak için kukla sanatçılığı yapmaya başlayan bir adam üzerinden ilerler. Kültü Devrimi’nin yansımalarını gördüğümüz hikaye, bireyin trajedisini anlatır ama esas mesa toplumsaldır. Umut etmek konusunda vazgeçmemeyi öğütleyen film Cannes Film Festivali’nde jüri büyük ödülü kazanır. Usta Zimou filmi için şu sözleri sarf eder; “Amacım sıradan bir Çin ailesinin yaşamını yansıtmaktı. Bu insanların yaşamlarında çok boyutlu planları yok, elinde olanlarla yetinmeyi biliyorlar. Birçok insan filmdeki karakterlerle kendi yaşamları arasında paralellikler kurdu.”

Hero – 2002

Zhang Yimou’nun artık tamamen ve bütün dünya tarafından tanındığı film Hero desek sanırım yanlış olmaz. Her filminden bir adım önde bir görsel şölen, dokunaklı bir masal ve bir o kadar da gerçek bir hikaye. İmparatorluk öncesi Çin’de geçen hikayede, suikaste uğramaktan korkan bir krala yardım edeceğini söyleyen iimsiz bir kahramanın varlığını anlatan film, ihanetler, yalanlar ve kahramanlıklar ile bezeli. Savaş sahneleri ve koreografi konusunda ise o güne kadar görülmemiş bir estetik hakim. Sadece Zimou ya da Uzakdoğu sinemasının değil sinema tarihini gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden biri durumunda Hero…Oscar adayı da olan filmin baş rollerinden ise Tony Leung ve Jet Li gibi iki öenmli oyuncu bulunmakta.

House of Flying Daggers – 2004

Oldukça romantik olan bir polis, bir anlaşma üzerine asi grubun etkileyici güzellikte olan bir üyesini arkadaşlarına tekrar katılabilmesi için cezaevinden çıkarır, ancak hikayenin sonrası sürprizler ve olumsuzluklarla dolu olacaktır. Yine harika bir anlatım, yine müthiş görsellik ve akıl almaz koreografiler. Zimou, epik filmlere geçişini daha da sağlamlaştırıyor ve Hero sonrası onun kadar olmasa da çok başarılı bir filme imza atıyor. Hikayesini öylesine harika kuruyor ki bazen bir masal, bazen en gerçeğinden bir aşk hikayesi izlediğimizi hissediyoruz. Sinematografi dalında Oscar adaylığı da bulunan filmin oyunculuk performansları ise yine muazzam. Özellikle Ziyi Zhang en kaba tabirle döktürmiş vaziyette.

Curse of the Golden Flower – 2006

10.yüzyılda Çin’in çalkantılı politik ve toplumsal hayatı, Tang Hanedanlığı’nın içine de sızmıştır. Kral üç oğlu ile sorunlar yaşamakta ve bu sarayı tamamen etkisi altına almaktadır. Bir de bu duruma Kraliçe’nin sorunları eklenince içinden çıkılmaz bir savaş hali kapıda beklemektedir. Bu kez de kostüm dalında Oscar adayı olan film, Zimou’nun yeteneklerini yine gözler önüne serdiği bir yapım olarak izleyici ile buluştur. Artık görsel şölen Zimou için sıradan bir hal almıştı. Güç, iktidar ve çıkarların dünyasına sert bir eleştiri getiren film, her zamanki gibi epik bir harika. Zimou, ana karakterleri ve hikayeyi kadınlar üzerinden direkt ya da dolaylı olarak kurmaktan da yine vazgeçmiyor. Onun dehasını izlemek ve her defasından hayran kalıp artık şaşırmamak da bizlere düşüyor.

 

 

Onur Kırşavoğlu
1982 İstanbul doğumlu. Baba mirası sinema sevgisini kendisini bildi bileli kalbinde taşıyor. 2008'de Kocaeli Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu'ndan 2017'de ise Anadolu Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümünden mezun oldu. 2014 yılında Pera Sinema'da sinema eleştirileri yazmaya başladı ve hala aynı mecrada yazılarına devam ediyor. Daha sonra bir dönem Vagon Dergi'de yazıları yayımlandı. Aynı dönem Doğu Batı Dergisi'nde "Türk Sinemasının Çöküş ve Yükseliş Dönemleri" adlı makalesi yayımlandı. 2016 yılında Filmarası Dergisi ve Cine Dergi'de yazmaya başladı ve hala bu mecralarda severek yazmaya devam ediyor. Üç senedir Antalya Uluslararası Film Festivali'nde danışmanlık görevi üstleniyor ve bu görevine hali hazırda devam etmekte. Sinefoli adlı sinema programında bir sezon metin yazarlığı da yapan Onur Kırşavoğlu 2017 Ocak ayından itibaren Sinematürk sitesinin Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdürüyor ve yazıları / röportajlarıyla aktif kariyerine devam ediyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.