Film izlemeyen insanlar film festivali düzenlerse ne olur? İptal edilenler, konuklarına uçak bileti almayanlar, jürisinde kimin olduğu belli olmayanlar derken bir başkadır ülkemin film festivalleri!

Film festivalleri iş bilmezlerin elinde panayıra döndü! Türkiye topraklarında yaşayanların muhteşem özelliklerinden biri de yaptıkları şeyleri yapmaya devam ettikçe bozmaları sanırım. Mesela dizi sektörünün geldiği noktayı eleştiriyor ve hemen hasret bataklığına saplanıyoruz; “neydi o eski günler, ne güzel 45 dakikalık diziler vardı, ah Süper Baba, ah İkinci Bahar ah”

Evet, bir şeyi ilk kez yaptığımızda özeniyor, sonra da hem hevesimiz kaçıyor hem imkânlar daralıyor ve ortaya koyduğumuz şey iyice uyduruk bir hal alıyor. Bu yazıda film festivalleri üzerinden acıklı manzaralar göstereceğim. Memleketin bin tane derdi varken ne yapalım festivali demeyin orada da başka bir dünya var. Kültür bakanlığından destek alıp bir şekilde film çeken insanların artık vizyonda seyirciye ulaşabilme şansı kalmadı. Bu manada film festivalleri memleketin sinema sanatı için önemli bir vazifeyi gerçekleştirmiş oluyor.

Misyonunu layıkıyla gerçekleştiren birkaç festivalimiz var. İstanbul, Adana, Antalya… Malatya’yı da yazmak isterdim ama Valim o kadar endişeliydi ki vali yardımcıları açığa alınınca tüm hazırlıkları tamamlanmış, onur ödüllerinin kime dağıtılacağı bile belli olmuş festivali iptal etti.

Film festivalleri açısından baktığımızda Kasım ayı için yüzyılın kasırgasıydı diyebiliriz. Malatya Film Festivali iptal edildi, jüri üyeliği için davet aldığım 2. Edirne Film Festivali de iki kez ertelendi ve en sonunda havlu attı. Van’da yapılacak olan ve Banu Bozdemir’le birlikte gönüllü çalıştığımız/destek verdiğimiz Van-İran Film Günleri, son gün, konukların uçak biletleri alınmışken iptal edildi ve en sonunda yapılan bir festival keşke hiç yapılmasaymış dedirtti: 4. Antakya Film Festivali…

Antakya sanırım bugün sona eriyor, PR’cısı Banu Bozdemir (SİYAD) benim ismimi de festivale katılmam için konuk listesine eklemişti ama son hafta “çağıramıyoruz” demişler, mesele yapmak olmaz işime gücüme baktım ancak adamlar kendi jüri başkanlarına bile son dakikada bilet almışlar!

Şu an herkes Antakya’dan konuşuyor, Antakya Film Festivali yeni bir festival tartışması başlattı. Cumhuriyet gazetesinden Ceren Çıplak’ın haberini okudum; festival direktörünün çelişkili açıklamalar yaptığından bahsediyordu. Akşamüzeri ise gazetenin kültür sanat şefi Emrah Kolukısa ile görüştüm, o da “Mustafa Kara, Kalandar Soğuğu filmini festivalden çekti” dedi. Bunlar hoş şeyler değil, Antakya’ya bir soralım, siyasi bir mesele yoksa insanlar neden çekiyor filmlerini, neyi beceremiyorsunuz? Bu arada, kısa filmcileri hiç arayıp sormamışlar bile… O genç uzun metrajını çektiğinde bunu unutmasın. Antakya tuhaf bir şekilde başladı ve bitti. Murat Saraçoğlu’nu “Tarık Akan’ı anacağız, sizin filminizi de göstermek istiyoruz, sizi Antakya’ya davet ediyoruz” diye işinden gücünden edip sonra da unutuyorlar, festivalden çekilen filme “en iyi film” ödülünü veriyorlar, pes!

Evet, ben de biliyorum bunlar uluslararası film festivalleri ama o “uluslararası” kısmını özellikle yazmıyorum çünkü bu festivallere el veren bürokratların da yapan iş bilmezlerin de -Malatya’yı hariç tutarım orada Türkiye’nin en iyi festival ekiplerinden biri vardı- “film festivali” meselesine yaklaşımı bir kasaba panayırı düzenlemekten fazlası değil. Koskoca festivalin organizatörüne “3 tane Haneke filmi say” desen sayamaz, bazılarında işte bu kadar sinemadan uzak adamlar var işin içinde…

Peki, bu suntadan mamul festivallerin yapılmasındaki isteklendirme ne? Deli mi bu insanlar, neden bu kadar yükün altına giriyorlar?

Bazen siyasi bir güç kazanmak için, bazen de bakanlıktan, belediyeden, valilikten gelen fonlardan nemalanmak için yapılıyor bu ve iş öyle bir noktaya geldi ki Kültür bakanlığının her festivali bir denetmen ataması şart oldu. Artık birilerinin “verdiğimiz parayı nasıl ve nerelere harcıyorsunuz?” diye sorması lazım.

Elbette kimse kendi kendine festival yapamaz, bizde de hata çok; “festival yapıyorum” diyene tuzluğu kapıp koşuyoruz! Hiçbir sinemacı filmini gönderdiği festivali sorgulamaz, sinema entelektüelleri de “aman ne olacak gidip gezelim, 3-5 gün” derse bu iş böyle devam eder, birileri de bizim üstümüze biner ve vurur kırbacı!

Yazının sonunda, yiğidi öldürüp hakkını yemeyelim; Antalya Film Festivali her yıl katıldığım ve en çok eleştirdiğim festivallerin başında gelir ancak belediye başkanı Menderes Türel’in “iyi bir festival yapmak” konusunda büyük isteği ve gayreti var. Önceki başkan Mustafa Akaydın da öyleydi. Film festivali olan diğer şehirlerde ise böyle belediye başkanlarına rastlamıyoruz ne yazık ki, onlar daha çok Türkan Şoray ile fotoğraf çektirmenin derdindeler!

MURAT TOLGA ŞEN[email protected]

 

Murat Tolga Şen
2005 yılında "Öteki Sinema" sitesini açtı. Rahmetli sinema yazarı Metin Demirhan ve Ali Murat Güven’in verdiği güçlü destekle başlayan bu kişisel macera şimdilerde Türk sinema bloglarının amiral gemisi haline geldi. Murat Tolga Şen, Sinema yazarlığı ve blogculuğuna önem vermeye devam ederek katıldığı platformlarda sinemanın farklı taraflarını konuşmaya devam etti. Blogculuktan profesyonel sinema yazarlığına geçişi ise 2010 başlarında sinema sitesi Beyazperde kadrosuna katılmasıyla oldu. Ayrıca online sinema dergisi Cinedergi, Fotografya, Gölge, Yeni Harman, Modern Zamanlar, Film Arası gibi yayınlara da katkı sağlıyor. 2012 Ocak ayından bu yana Medyaradar sitesinin sinema ve televizyon yazıları da yine Murat Tolga Şen’in kaleminden çıkma.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.