Kasım ayında vizyona girecek Alper Çağlar’ın yönetmenliğindeki “Dağ 2” filmi ile sinemamızda militarizm konusu yeniden gündeme geldi. Amerikan sinemasında yıllardır gözümüze ısrarla sokulan militarist söyleme karşın ülkemizdeki durum ne? Bu vesile ile yakın dönemde sinemamızda militarizme vurgu yapan filmlere bir göz atalım.

Genellikle Amerikan sinemasında sıklıkla karşımıza çıkan militarist filmler, yani milliyetçiliğin ağır bastığı, savaşı yücelten filmler yerli sinemamızda da karşımıza çıkıyor. Amerika’nın öve öve bitiremediği Vietnam Savaşı’ndan tutun da Rusya ile soğuk savaş dönemindeki pek çok “kahramanlık” hikayesini beyazperdede bol militarizm sosu ile izlemiştik. 2000’lerde ise Nicolas Cage’li Rüzgarla Konuşanlar (Windtalkers, 2002) tutun da Mel Gibson’lı Bir Zamanlar Askerdik’e (We Were Soldiers) yakın dönemde Ölümcül Tuzak’tan (The Hurt Locker, 2008), Keskin Nişancı’ya (American Sniper, 2014) kadar militarist söylemle ortaya çıkan pek çok Amerikan yapımı film izledik. Amerikan milliyetçiliğini buram buram gözümüze sokan bu tip filmler askeri operasyonların gerekliliğini ancak bu gerekliliği sadece süper güç Amerika’nın gerçekleştirmesi gerektiğinin altını çiziyordu.

Yerli sinemamıza dönersek yakın dönemde milliyetçiliğe vurgu yapan ve savaşı yücelten filmler seyirci ile buluşuyor. Özellikle 2000’li yılların başında bu tür söylemler içeren filmler seyirciyi salonlara çekmeyi başarıyordu. Militarist söylemin seyircide oluşturduğu “gaz” duygusundan olacak ki salonlar bu tarz filmleri misafir etmeye devam etti. Bu vesile ile ilki 2012 yılında çekilen ve Kasım ayında ikincisi vizyona girecek olan “Dağ 2” filmi sinemada militarizm konusunu yeniden açtı. Şimdi ise yakın zamanda yerli sinemamızda milliyetçiliği ve militarizmi yücelten filmlere şöyle bir göz atma zamanı.

Deli Yürek: Bumerang Cehennemi (2001)

Deli Yürek: Boomerang Cehennemi uzun soluklu bir televizyon serisinin beyazperde uyarlamasıydı. Osman Sınav yönetmenliğinde çekilen film gerçek bir olaydan yola çıkıyordu. Dönemin Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan’ın arkadaşı olan halk kahramanı Yusuf Miroğlu, Okan’ın terörist gruplarca katledilmesi sonucu bölgede halkın üzerine çökmüş bu zalim güce karşı savaş açar. 2001 yılında çekilen ve yaklaşık 1 milyon seyirciyi çekmiş olan film “bu ülkeye ihanet edenler bu ülkede barınamazlar, dahası kurşunu yerler” söylemini arkasına alıyor. Bu bağlamda milliyetçiliğin altını en bariz şekilde çizen örneklerden birisi oluyordu.

 

Kurtlar Vadisi: Irak / Kurtlar Vadisi: Filistin (2006 – 2011)

Bir mafya dizisi olarak başlayan ancak sonrasında derin devletten tutun da kendisini sadece ait olduğu ülkesi değil diğer ülkeleri de kurtaracak kapasiteye layık gören kahramanlar yaratmış olan seri Kurtlar Vadisi, milliyetçi söyleme en çok sahip yerli yapımlar arasında geliyor. Daha sonra Kurtlar Vadisi: Irak, Kurtlar Vadisi: Gladio, Kurtlar Vadisi: Filistin olarak beyazperdeye de seri olarak uyarlandı. Bunlardan hiç kuşku yok ki Kurtlar Vadisi: Irak ve Kurtlar Vadisi: Filistin, milliyetçi söylemle politik propagandayı en yüksek sesle dile getiren iki yapım oldu. Kurtlar Vadisi Irak’ta çuval hadisesini onuruna yediremeyen bir üst teğmenin intiharı sonucu Polat Alemdar’ın intikam için ekibi ile Irak’a gitmesi konu ediniliyordu. Kurtlar Vadisi Filistin ise İsrail-Filistin çatışmasını odağına almıştı. Her iki filmde de ateşi yükselten ve seyirciyi milliyetçi söylemle gaza getiren bir etken olduğu aşikar. Amerikan Rambo’suna karşın Türk Polat Alemdar’ı da kendisine verilen bu kutsal görevi layığı ile yerine getirmek için uçuşan kurşunlardan, patlamalardan kendisini geri çekmiyordu elbette. Savaşı körükleyen unsurları, kahramanlık söylemleri ile militarist filmlere bariz bir örnek teşkil ediyordu. 4 milyondan fazla seyirciye ulaşan film ülkede yükselen milliyetçiliğin sinemada daha pek çok şekilde karşımıza çıkacağının da habercisi oluyordu.

Amerikalılar Karadeniz’de 2 (2006)

Kartal Tibet’in 2006 yılında çektiği Amerika’nın İran’a karşı gireceği olası savaştan kaynaklanan füze sorununu odağına alan film her ne kadar bir komedi örneği olsa da alt metninde geçen “Her Türk asker doğar” söylemi ile bu alanda dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Özellikle yine değinilen dış politika ve tehditler, bu dış politikaya karşı Türklerin tepkisi gibi komik ufak göndermeler filmi tematik anlamda esprili bir kahramanlık öyküsüne dönüştürebiliyor.

Emret Komutanım: Şah Mat (2007)

Milliyetçilik ve kahramanlık söylemleri elbette sadece dram üzerinden anlatılacak olgular değil. Komedi filmlerinde de bu gibi temalar sıklıkla kullanılmaya başlanmıştı. Bunlardan bir örneği de Taner Akvardar yönetmenliğinde çekilen Emret Komutanım: Şah Mat’tır. Filmde 7 tane ruhsal özürlü vatandaşın 1 günlüğüne askerlik yapmak için karargaha geldiğini görürüz. Oldukça neşeli ve eğlenceli olduğu görülen bu karakterler filmin komedi unsurunu oluştursa da filmde altı çizilen bir diğer nokta bir KGB ajanı ile üsteğmen arasındaki hesaplaşmadır. Filmde kahramanlık ve milliyetçilik olguları ise bu çatışma üzerinden veriliyor.

Maskeli Beşler: Irak (2007)

Tıpkı Emret Komutanım: Şah Mat gibi o dönemde çıkan ve komedi ile kahramanlık hikayesini birbirine geçiren filmlerden birisi de Maskeli Beşler: Irak’tır. 5 sakar ve komik tiplemenin Irak’ta bir petrol hattını ele geçirmesi ve o petrol hattında haklarının (haklarımızın) olduğunu iddia etmesi üzerine Amerika ile tırmanan gerilim komik olaylarla resmedilir. Film direkt olarak bir militarizm örneği sergilemese de alt metninde yatan tutum ile Irak’a girme, hak iddia etme gibi olgularla seyircide “istersek gireriz de, alırız da” algısını oluşturmayı başarıyor.

 

 

 

Son Osmanlı: Yandım Ali (2007)

Suat Yalaz’ın çizgi romanından beyazperdeye uyarlanan Son Osmanlı: Yandım Ali İstanbul’un işgal olduğu yıllarda, Kurtuluş Savaşı zamanlarında geçen bir hikayeyi beyazperdeye taşıdı. Kenan İmirzalıoğlu’nun hayat verdiği Yandım Ali’nin Milli mücadeleye katılma macerasını resmederken milliyetçi olgulara sırtını dayayan yapım ülkeyi ele geçirmeye çalışan işgalcilerin yüzünde Ali’nin attığı Osmanlı tokadı misali patlıyor. Milliyetçilik unsurlarının buram buram hissedildiği yapım dönemin artan milli kahramanlık hikayelerine bir örnek teşkil ederken militarizmi tetikleyen sahneleri ile listenin tepelerinde olmayı hak ediyor.

Nefes Vatan Sağolsun (2009)

Senaryosunu Mehmet İlker’in yazdığı Levent Semerci’nin yönetmenliğini üstlendiği Nefes: Vatan Sağolsun’un tam olarak bir militarist film örneği olduğunu söylemek zor. Kuzey Irak’a yapılan sınır ötesi operasyon neticesinde 2365 metre yükseklikteki Karabal Jandarma Karakolu stratejik bir öneme sahip olmuştur. Mete Yüzbaşı ve emrindeki bir grup asker operasyon sonuna kadar karakolu korumak zorundadır. Örgüt ise bu karakolu ve askerleri ele geçirmek istemektedir. Sert hava koşullarında örgüt ile amansız bir mücadele başlar. Filmde dağda parçalanmış ama yine de dalgalanan bayrak, Atatürk büstü, ve “vatan sağolsun” sloganları göze çarpsa da filmde askerlerin gözünden terör olgusu ve insani değerler yansıtılıyor. Mevcut durum karşısındaki korkuları, endişeleri, kızgınlıkları aktarılıyor. Yine de filmin ağır militarist söylemler içerdiğini düşünen oldukça geniş bir kitle de mevcut.

Dağ (2012)

Farklı kesimlerden askerliğe gelmiş bir grup er bir görev esnasında teröristlerce pusuya düşürülür. Ekipten yalnızca Oğuz ve Bekir hayatta kalır. Hava koşullarının da olumsuz etkisi ile iki asker hayatta kalma mücadelesi verirler. Alper Çağlar’ın yönetmenliğini üstlendiği 2012 yapımı “Dağ” propagandasını daha en başından yapan ve ölüm kalım mücadelesini milliyetçi duygularla harmanlayarak seyirciyi gaza getirmeyi amaçlayan bir film olarak öne çıkıyor. Kasım ayında ikincisi seyirci ile buluşacak filmde Oğuz ve Bekir’in hikayesi devam edecek.

 

 

 

Egemen Tokatlıoğlu
1981 İzmit doğumlu. Filmlere olan ilgisi 80’lerde eve video girmesi ile başladı. 80-90’ların akla kazınan kült filmlerini repliklerine kadar ezberledi. Korku, bilim kurgu ve fantastik türüne ayrı bir ilgisi vardı. 8 yaşında beyazperde ile ilk tanışmasından sonra sinema vazgeçilmez tutkusu oldu. Aynı zamanda bilgisayar, atari oyunları ve çizgi romanlarla içli dışlıydı. Commodore 64’ü ile sabahlara kadar oyunlar oynadı.Taşınmalar nedeniyle İzmit, Ankara ve Isparta’da farklı okullarda ilköğretim ve liseyi tamamladı. Üniversitede Turist Rehberliği bölümünü bitirdikten sonra çok istediği Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde yüksek lisans yaptı. Korku sinemasına olan düşkünlüğü nedeniyle yüksek lisans tezini “1960-1990 Yılları Arasında Amerikan Korku Sinemasındaki Muhafazakârlık” üzerine yazdı. Amerikan korku sinemasının dönemin toplumunun psikolojik,ahlâki ve siyasi yapısına nasıl ayna tuttuğunu inceledi. Pek çok kurumsal firma, haber sitesi, dergide içerik yazarlığı ve editörlük yaptı. Şu anda hala metin yazarlığı ve editörlük yaparken aynı zamanda bazı online platformlarda, basılı dergilerde sinema yazıları, eleştiriler yazıyor, özel dosyalar hazırlıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.