Daha evvel Izmena ve Yurev Den filmleri ile dolaştığı festivallerden ödüller ile ayrılan ve 2000’li yıllarda önemli bir sıçrama gerçekleştiren Kirill Serebrennikov, (M)uchenik– The Student ile Cannes Film Festivali de dahil olmak üzere aldığı ödüller ve övgüler ile bu çıkışını en üst seviyeye taşıyor.

Bir lise öğrencisi, onun zıttı bir öğretim üyesi ve toplumun diğer bireyleri üzerinden din konusuna derinlemesine giren yönetmen, eleştirisini ve derdini çok net ve oldukça sert bir şekilde ve hiç dolandırmadan, birincil muhatap kullanarak yapıyor. Din üzerinden, yanlış yaşanan bir düzeni yine din üzerinden eleştirerek en sağlam yerden yumruğu indiriyor. Bunu yaparken de daha önce pek izlemediğimiz bir anlatım sergileyerek konsantrasyonu da en üst seviyede tutmayı başarıyor. (M)uchenik, 2016 yılının, son yıllarda alıştığımız festival sürprizlerinin en değerlisi olarak da kayıtlara geçiyor.

Filmin baş karakteri Venyamin, yönetmenin tercihi ile bu seviyeye nasıl geldiğini bilmediğimiz bir şekilde kız öğrencilerin bikini ile havuza girmesini kabul etmeyip, derse girmeyecek kadar kökten dinci tavırlar sergileyen bir lise öğrencisidir. Annesinin yaşantısına dahi karışacak, hatta dil uzatacak kadar kendini kaptırmış olan ve her konuşmasında kendi fikirlerini değil (zira kendi fikri neredeyse yok) İncil’den pasajları dile getiren bir hale gelmiştir. Bunu yaparken de oldukça provake edici ve karşısındakini neredeyse dinlemeyen bir tavır içindedir. Venyamin, cinsel eğitim dersini protesto eder, evrim teorisini kabul etmez ve dinlenmesini de engeller. Her an her yerde vaazlar vermeye çalışır ve okul ile birlikte çalışan rahibi bile suçlar, sistemin yanında olduğu için gerçek bir din adamı olmamakla suçlar. Burada fazlasıyla doğru şeyler de söyler ve adeta dar aıdan çok büyük bir sistem eleştirisi dile getirir. Kısacası Venyamin, “kendi bildiği” dine mahsup olan her şeyi onaylar, empoze etmeye çalışırken, karşı olan her şeye ama her şeye muhalif olur ve kışkırtarak derdini anlatmayı seçer. Bu hali, filmin de anlatımı ile birleşip bazı anlarda trajikomik bir hal alır ve izleyici komedi filmindeymişcesine kahkahayı patlatır. Burada filmin ve doğal olarak anlatımın bir küçük tuzağı da mevcut; Venyamin’in bazı söylemleri gayet aklı başında ve onaylanacak tutarlılıkta. Bu tuzağa düşüp, tehlikeli senaryo karşısından tuş olmak ve kendimizden şüphe etmek de haliyle mümkün. Özellikle, rahibe yönelik, sistem eleştirisine kadar çıkabilecek söylemler ve rahibin bilgi sahibi olmadan yetki sahibi olduğu betimlenen hali Venyamin’i neredeyse haklı çıkartıyor. Bir de biraz olsun muhafazakar görüş varsa rotamız değişiyor ve Venyamin ile aynı tarafta olma ihtimali beliriyor. Filmin bu tuzak karakteri ve diyalogları bir anlatım harikası ve kendimizi sorgulama fırsatı ama oldukça da tehlikeli. Zira, bütünden bakıldığında, bir şekilde Venyamin’e hak vermek ve onunla aynı tarafta olmak kabul edilebilir değil. Haklı olduğu yerlere rağmen tuzağa düşmek zor. Zira; Venyamin çok kapalı bir duruş sergiliyor ve fanatik tavrı hiçbir şekilde pozitif eksende ilerlemiyor. Doğal olarak da filmin sonunda hayat görüşümüz ne olursa olsun karşısından yer alıyoruz.

Venyamin’in bu baskıları ve provakasyonu önemli ölçüde işe yarıyor. Yönetmen, bu noktada bize toplumsal yaraları gösteriyor. Yaşayışına ve kararlarına bile karıştığı annesi, saygı duymadığı ve dışladığı arkadaşları, kendisine aşık olan en iyi ve tek arkadaşı hatta ve hatta okul yönetiminde bulunan eğitimci kimliği bulunan insanlar, konu da en hassas olunan olgulardan olan din olunca ister istemez bu yöne kayıyor ya da en kaba tabirle Venyamin’e torpil geçiyor. “Havuza öğrenciler bikini ile girmemeli zaten” gibi yumuşatmalar ile başlayan destek süreci “Evrim teorisi zaten koca bir yalan” gibi değerlendirmelere kadar gidiyor. Toplumun da en büyük sorunu belki de bu. Elbette inanç var, elbette din çok önemli ama bunu yaşayış ve körü körüne bağlanışın sonuçları çok acı olabiliyor. Bunu bilerek de din konusundan çekindiğimiz ya da yoğun hisler beslediğimiz zaman karşısında olmamız gereken yerde yeteri kadar set öremiyoruz. Venyamin karşısında da durum tam olarak bu. Buna karşılık da senaryonun, yani filmin yarattığı en büyük koz, Venyamin’in tam zıttı olan öğretmen karakteri. Bilimsel gerçekler ile yaşayan, öğretilerini bunun üzerinden yapan ve dinin “kişiye özgü” olmasını savunan bir eğitimci. Zıtlık harika kurulmuş ve hikayedeki çatışma son derece yerinde kurgulanmış. Filmin derdine de, ritmine de ve elbette dokunduğu her şeye de iyi gelen, dinamiğini artıran bir çatışma…

Serebrennikov, zaten iyi kotardığı anlatıma ve senaryo matematiğine bir de daha evvel pek karşılaşmadığımız bir tarz ekliyor ve Venyamin’in İncil’den alıntılayarak konuştuğu her cümleyi ekranın bir köşesinden bize direkt ayet numarası ile veriyor. Yani dine bir eleştiride bulunurken, bunu kaynağı üzerinden yaptığını ve dini eleştirmek için en doğru yöntemin yine din olduğunu, belki de gerçek din olduğunu belirtiyor. Yani, usta bir manevra ile neredeyse hiç yorum katmadan, İncil’i refere ederek eleştirisini yapıyor ve bu anlamda olabilecek olumsuz yorumların da önünü kesmiş oluyor. Anlatımını tam olarak meselenin içinden, derdinin tam kalbinden yapıyor.

Sonuç olarak, Venyamin üzerinden gelinen nokta, toplumsal baskının ve hassasiyetlere karşı objektif olamamamın sonuçlarını gösteriyor. Dikte ederek, provakasyon yaparak ama din üzerinden giderek yavaş yavaş herkesi yanına çekiyor. Başka herhangi bir konu olsa ciddiye alınmayacak tavırlar sergileyen, hatta hasta olduğu konusundan oy birliğine kesinlikle varılacak olan bir karakter, konu din olduğu, en çok korkulan konuların başında geldiği için tolere ediliyor ve yakın görülüyor. Toplumun en büyük çıkmazlarından olan bu tavır, ortaya bir yalan atılması ve herkesin dine karşı olmaktansa yalana inanıp öğretmenin karşısında olmasına kadar varıyor. Bu oldukça tanıdık bir durum ve film bizi belki de bu açıdan çok daha fazla etkiliyor.

Serebrennikov bu harika filmden sonra beklentileri çok daha fazla artırdı ve umarım yolculuğu çok daha iyi filmlere sahne olacaktır. En zor konudan en cesur filmi çıkarabilen bir yönetmenden bu kadarını beklemeye de hakkımız olduğunu düşünüyorum.

Onur Kırşavoğlu
1982 İstanbul doğumlu. Baba mirası sinema sevgisini kendisini bildi bileli kalbinde taşıyor. 2008'de Kocaeli Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu'ndan 2017'de ise Anadolu Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümünden mezun oldu. 2014 yılında Pera Sinema'da sinema eleştirileri yazmaya başladı ve hala aynı mecrada yazılarına devam ediyor. Daha sonra bir dönem Vagon Dergi'de yazıları yayımlandı. Aynı dönem Doğu Batı Dergisi'nde "Türk Sinemasının Çöküş ve Yükseliş Dönemleri" adlı makalesi yayımlandı. 2016 yılında Filmarası Dergisi ve Cine Dergi'de yazmaya başladı ve hala bu mecralarda severek yazmaya devam ediyor. Üç senedir Antalya Uluslararası Film Festivali'nde danışmanlık görevi üstleniyor ve bu görevine hali hazırda devam etmekte. Sinefoli adlı sinema programında bir sezon metin yazarlığı da yapan Onur Kırşavoğlu 2017 Ocak ayından itibaren Sinematürk sitesinin Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdürüyor ve yazıları / röportajlarıyla aktif kariyerine devam ediyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.