Ünlü komedyen Yavuz Seçkin yeni sinema filmiyle izleyici karşısına çıkacak. Yıldızlar da Kayar filminde eşi Dicle Seçkin ile kamera karşısına geçen komedyen “27 yaşına kadar esnaflık yaptım. 47 yaşındayım ve çektiğim filmleri üç çocuğumun da zevkle seyretmesini isterim” dedi.

Avrupa Yakası’nda canlandırdığı Sertaç karakteriyle ünlenen komedyen Yavuz Seçkin kendi yarattığı Das Borak karakterini beyazperdeye taşıyor. Yıldızlar da Kayar filminde eşi Dicle Seçkin ile kamera karşısına geçen sanatçı ve eşi sorularımızı cevapladı. Filminde özellikle argo konuşmalara yer vermediğini söyleyen Seçkin üç çocuğunun da seyredebileceği, bel altı vurmayan, seyircinin duygularını sömürmeyen bir film yaptığını, eğer gişede başarılı olursa filmin devam serisini de çekeceğini belirtti.

Borak karakteri nasıl çıktı ortaya?

Yavuz Seçkin: Borak’ın bir 10 yıllık mazisi var, televizyon şov programlarında, komedi programlarında skeçler çekerken düşündüğümüz bir karakter. Skeç olarak yaptık, sonrasında orada kaldı. Karakterin gündemde kalması amacıyla 3-4 tane klip yaptık. Canım sıkıldıkça eğleniyorum karakterle çünkü eğlenceli bir karakter. O görgüzüslüğü, ukala, herkesi küçük gören bakış açısı… Ama aslında kendisi acınacak bir durumda. Ona demişler ki, “Böyle ol, star olursun.” Bana star olma fikri komik bir fikir gibi geldi, skeçlerde de bunu yaptık. Star olmaya çalışmayı filmimize nasıl uyarlarız diye düşündük, star olmak değil de olmaya çalışmak nasıl bir duygudur diye düşündük, bundan yola çıktık.

Peki Borak karakterinin, Sacha Baron Cohen’in yarattığı karakterle bir alakası var mı? En azından yaratım süresinde bir etkilenme yaşandı mı?

Yavuz Seçkin: Yok hayır, sadece isim benzerliği var, birbirleriyle hiç alakası yok. Borak hiçkimseye benzemiyor zaten.

Siz bu karakteri sinemaya uyarlarken ne gibi değişiklikler getirdiniz?

Yavuz Seçkin: Hikayeyi ben Das Borak gibi yapmadım. Film Yeşilçam komedisi, geniş bir yelpazede geniş bir renk skalası var, usta oyuncular, usta şarkıcılar, usta gazeteciler, renk cümbüşü var. Aslında bizim bu hani magazinde çok görmeye alıştığımız medya komedileri vardır ya, o aslında. Biz kısaca medyanın özetini geçtik.

Eşiniz ile filmde beraber rol aldınız. Bunun avantaj ve dezavantajları nedir?

Dicle Seçkin: Eşimin filminde yer almaktan gurur duydum. Ben oyuncu değilim, bu bizim filmimiz ayrıca Bu bir aile filmi ve bizim için çok önemli bir film, dolayısı ile ben bunda herhangi bir dezavantaj göremiyorum. Benim için unutulmaz bir anı oldu.

Rolünüzden bahsedermisiniz?

Dicle Seçkin: Das Borak’n dans öğretmeni ve koreografıyım. Gerçek hayatta da eşimin koreografıyım:)

Karakter Alamancı bir karakter, sizin yakınlığınız nedir? Gurbetçilerle ilgili geçmişiniz nedir?

Yavuz Seçkin: Aslında çok arkadaşım var, turnelere vesaire çıktığımda gitmişliğim çok var. Yıllar öncesinde zaten yok oldu bu tür komediler. Türkiye’de Alamancı komedisi yapıldı, uygulandı sonra bitti. Ama ben onların üzerinden komedi yapmıyorum. Oradaki yaşamı anlatmıyorum. Bir karakter var, Berlin’de doğmuş ve star olmuş. Nasıl olmuş bilmiyoruz. Nasıl olduğu belki daha sonra açıklanır. Biz aslında Das Borak filmi yapmadık, bir yıldızlar geçidi yaptık, kenara Borak’ı da iliştirdik, insanlar görsün ısınsın diye. Tanıtma aşamasındayız şu an.

Yurt dışında dans, müzik, bale gibi sanatlar sinema ile içiçedir. Türk sinemasında bu eksikliği nasıl yorumluyorsunuz?

Dicle Seçkin: Kesinlikle Türk Sinemasında dans ,müzik ve bale gibi sanat unsurlaının eksikliği söz konusu. Gönül ister ki sinemalarımızda bolca yer verebilelim. Ama bence bunu başabilmek için önümüzde uzunca bir yol var (ne yazık ki..:)

Yavuz bey size filmden ilk bahsettiğinde ve sizin de filmde oynamanızı istediğinde ilk tepkiniz ne oldu?

Dicle Seçkin : Bana filmden bahsettiğinde elbette çok heyecanlandım , uzun zamandır kurduğumuz bir hayalimizdi bu film. Benden filmde rol almamı istediğinde ise gururla seve seve kabul ettim:)

Filmde birçok ünlü isim var. Yönetmenle nasıl bir yol tutturdunuz bu konuda?

Yavuz Seçkin: Biz oyuncularımızla önce hikayeyi fragman olarak çıkarttık. Yönetmenimiz fragmanı yazdı. Senaristlerimiz ve ben oyuncuları belirledik, kafamdaki oyuncuları döktüm.

Neye göre döktünüz peki?

Yavuz Seçkin: Sevgiye göre döktüm aslında. 20 yılı geride bıraktığım, aramızda sevgi oluşan, beni kırmayacağına inandığım sanatçılara göre döktüm. Nazımın geçeceğine inandığım sanatçılara gittik ve yüzde doksanı da projede yer aldı. Önce senaryo olarak gönderdim, çünkü duayen oyuncular, kötü bir işte olmak istemezler. İşin mizahına inandırdım, senaryoya sıcak yaklaştılar, karakterlerini sevdiler. İş böyle olunca ben de daha çok inandım projeye. Sonrasında oturduk oyunculara göre yazdık. Karakterlere ruh geldi, çok şükür hiçbiri de sırıtmadı. Hepsi sanki o roller için düşünülmüş oyuncularmış gibi. Başka alternatif olamazmış gibi.

Az önce konuşurken dediniz ki, Yeşilçam komedisi, ancak bizim günümüzde komediler absürt komedi olarak nitelendirilebilecek bir seviyede, bunun sebebi de bence günümüz komedilerinde dramın eksik olması, trajikomik değil de absürt olması. Sizin filminiz hangi türe yakın?

Yavuz Seçkin: Filmimiz komedi ve dram unsurlarını bir araya topluyor. Hayatı boyunca bir baltaya sap olamamış bir adamın popstar olması ve kendine ait olmayan bir kadına aşık olması bir dram. Hayatı boyunca öyle bir kadını sadece televizyonda görmüş, yanına iki yüz metreden çok yaklaşamamış ancak bir şeyler oluyor sonrasında aralarında. Aşk da var yani. Hep söylüyorum, skeç filmi yapmıyorum ben. Bu bir skeç filmi değildir. Komedyenlerde böyle bir durum var, skeç olduğunu düşünüyorlar. 20 tane skeci birleştirip bir film yapmadık. Usta oyuncularla, konuk oyuncularımızı harmanlayıp, güzel bir omurgaya oturtup, sağlı sollu matematik hesabı yaptık. Dramı nerede olsun, komedisi nerede girsin diye tarttık ve bir Yeşilçam komedisi olmasını hedefledik. Skeç filmi olmasın istedim.

Komedi türünü seviyor musunuz? Türkiye’de özellikle sinemadaki komedi size yeterli geliyor mu?

Dicle Seçkin: Komedi çok severim, eşimin de komedyen olması bunu ıspatlıyordur. Türkiye’de çok değerli komedyenler var fakat keşke daha fazla kaliteli komedi yapan sanatçılarımız olsa..

Komedi özünde eleştiriye en yakın sanat dalı. Tarih boyunca insanlar otoriteleri komik bir dille eleştirebileceklerini keşfetmiş ve komedi böyle gelişmiştir. Günümüzdeki komedinin etliye sütlüye dokunmayan tarzını nasıl buluyorsunuz?

Yavuz Seçkin: Herkesin bir komedi tarzı vardır. Eleştirel komedi yapan insanlarla büyüdük biz. Bakıldığında bana yakın şov yapanlar, siyasetle birlikte şov yapıyorlar. Ben de siyasileri kullanarak başladım şovlarıma. Siyaset dönem dönem değişiyor. Ben son 15 yılımda genel izleyiciye hitap etmeyi görev edindim kendime. Siyasi bir gönderme yaparsan, belli bir kesime hitap edecektir. Belli bir kesimin adamı olacaksındır. Ancak takip ettiyseniz benim için hiç öyle bir söylem çıkmadı. Çıksaydı zaten bu benim beşinci filmim olurdu. 20. yılımda bir tane film yaptım. Ben herhangi bir oluşuma, herhangi bir duruma, bir cemiyete hayatım boyunca hiç bulaşmadım. Kimse de o cesareti bulamaz kendisinde, gel adamımız ol diyemez çünkü ben çok ağır konuşurum. Ben 27 yaşıma kadar esnaftım ve esnaf çocuğuyum, Atatürkçüyüm. Birisinin adamı hiç olmadım. Olsaydım daha değişik şeyler olabilirdi belki de.

Dicle Seçkin: Komedi dahil sanatın tüm dallarının (bale,müzik,tiyatro vb.) sınırlanmak zorunda kalması gerçekten çok üzücü. Sanat özgürlüktür ve fikirlerini,sevgini, acını,üzüntünü,isyanını özgürce dile getirmektir!

Bunları konuşuyoruz, Türkiye’nin hali ortada, ekonomik sıkıntılar vardir vesaire, bu kadar sıkışmış bir toplum içinde komedyen olmak nasıl bir şey?

Yavuz Seçkin: Acı veriyor. Çünkü şehitler oldu, terör var ve bir şey yapamıyorsunuz. Biz komedyenler olarak, bir şey yazsak, hemen tepki geliyor. İşimiz komedi, şakalarla buraya kadar gelmişiz, işimiz çok yanlış anlaşılmaya müsait. Türkiye’de mizah en zor şey. Yapılamıyor yani. Şimdi o yavaş yavaş tüm partilerin tek yürek olmasıyla tekrardan biz mizahçılar o eski günlere, siyasilerin tiplemesi yapıldığında gülüp geçinildiği dönemlere döneceğimizi düşünüyorum. Dönmemiz lazım.

İkinci, üçüncü filmler aklınızda var. Borak üzerinden mi gidecek yoksa farklı karakterler de olacak mı?

Yavuz Seçkin: Valla ben bu zamana kadar 100 tane karakter canlandırmışım, 47 yaşındayım ve daha ilk karakterimle sinema salonlarına giriyorum. Çok farklı tipler yapabilirim, yeter ki biraz güç alayım. Bu filmin üzerine bir tane daha yapmak isteyeyim. Çok büyük bir maddi beklentim olmamakla birlikte, yıkılmadan vizyondan çıkabilirsek, ardından bir tane daha yapmak isterim. Filmi borç alarak yaptım ama çok da mutlu bir film çıkarttım. İleride 3 çocuğuma da babanız bunu yaptı diyebilmek istiyorum. Filmin 10 sene sonra da izleneceğine inanıyorum. Güzel bir duygu. Bu film bir aylık film değil. Beş yıl sonra da 10 yıl sonra da izlenir.

Gelecek projelerde yer almak istermisiniz? Sinema hakkında ne düşünüyorsunuz, kariyerinizde önemli bir yer tutar mı bundan sonrası için?

Dicle Seçkin: Das Borak var oldukça bir Koreografa ihtiyacı olacaktır:) Fakat dediğim gibi ben oyuncu değilim ve bu rol hayatımda tatlı birer anı olarak kalacaktır.

Son soru olarak, komedyenlerin belli bir süre sonra hep dram çevirdiğini görüyorum. Sizde böyle bir ihtiyaç var mı? Kendinizi ifade etmek konusunda farklı bir yöne dönebilir misiniz?

Yavuz Seçkin: Zamanla alakalı. Şu anlık öyle bir ihtiyaç görmüyorum. Zaten Türkiye’de komedi yapan adamlar çok fazla değil ama dram çok fazla. Yığılma oldu resmen. Duygu sömürüsüyle izleyiciye gel gel yapanlar var. Bizim de tuz biber olmamıza gerek yok. Onun için ben komedide ilerlemek ve kendi branşımın getirdiği yere kadar gitmek istiyorum.

Peki benim size sormadığım ama sizin izleyiciye filmle alakalı söylemek istediğiniz birşey var mı?

Yavuz Seçkin: Valla filmimiz mutluluk katan, neşe katan bir film. Kafasında negatif düşünce olan, mutsuz insanlar gelsin bu filme, iddia ediyorum ki filmden mutlu çıkacaklar. Mutsuzluğu ve negatif düşünceleri arıtan bir film yaptık. Mutlaka keyif alacaklardır. Daha da mutlu çıkarttırabilirdim, 25 stara birer argo eklesem, bu film belki çok daha fazla gişe yapar. Çünkü bu tür argolar tanıtımlarda çok işe yarıyor ve bazı kesimler bu argoları dinlemeye geliyor. Ben bu riski de göze aldım ve o argoları katmadım. Bakalım ne olacak. Türk insanı, argosu olmayan bir komedi filmini mi tercih edecek yoksa bel altı vuruşlar yapan komedi filmlerinden mi devam edecek, bunu göreceğiz.

 

Serdar Akbıyık
1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü'nü bitirdi. Erol Simavi Vakfı Gazetecilik Bursu'nu kazanıp iki yıllık eğitimden sonra Hürriyet Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak mesleğe başladı. 1992 yılında Hürriyet Yazıişleri'ne geçti. 1993'te Spor Gazetesi'ni kuran grupta yer aldı. 1996'da Hürriyet Yazıişleri'ne döndü. 1999'da Star Gazetesi kuruluşunda bulunmak için Hürriyet'ten ayrıldı. 2000-2001 yıllarında Almanya'da Star Gazetesi'ni çıkaran grupta Yazıişleri Müdürlüğü yaptı. 2002'de Türkiye'ye dönüp Star Grubu'na bağlı olan ve yeniden yayımlanan Hayat Dergisi'nde görev aldı. Hayat Dergisi'nde ve Star Gazetesi'nde sinema eleştirmenliği yaptı. 2004 yılında Star Gazetesi Yazıişleri Koordinatörlüğü görevine getirildi. Halen Star Gazetesi İnternet Yayın Müdürlüğü ve sinema eleştirmenliğini sürdürmektedir. Star Gazetesi, Kral Müzik Dergisi ve internette çıkardığı Cinedergi'de sinema yazıları yayımlanmaktadır. 2007 yılında "Türk Sineması'nı Yönetenler" adlı yönetmenlerle yaptığı röportajları kapsayan bir kitap çıkardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.